Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı

Burada Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Eyl 2011, 00:24

ASKERÎ YARGITAY DAİRELER KURULU KARARI

Askerî Yargıtay İkinci Dairesinin yukarıya alınan bozma kararı üzerine Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkemesinde davaya yeniden başlanmıştır. İlk kararı veren hâkimlerden oluşan mahkeme, 9 Şubat 1972 gününde 18 kişinin idamına ilişkin verdiği eski kararda direnmiştir.
Direnme kararı, ilk kararın yinelenmesi niteliğinde olduğundan bu kararın aktarılmasına gerek görülmemiştir.

Direnme kararı tarafımızdan temyiz edilmiş, dava. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunda yeniden incelenmiş ve bozulmasına karar verilmiştir.

24/4/1972 gün ve 972/28-30 sayılı bu kararın gerekçe ve delillerin tartışılması bölümü şöyledir:

DAİRELER KURULU KARARI:


Askerî Yargıtay Daireler Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına dair gerek 127 sayılı Askeri Yargıtay'ın Kuruluşu ve gerekse 353 sayılı As. Mah. Krlş. ve Yrg. usulü hakkındaki kanunlarda bir hüküm mevcut olmadığından ve duruşmalı tetkikat icrasının. Yargıtay Dairelerinde yapılacağı hususu gerek Yargıtay ve gerekse Askerî Yargıtay İçtihatları ile takarrür etmiş bulunduğundan, sanık Sevim Onursal ve Kor Kocalak vekili Avukat Saffet Nezihi Bölükbaşı'nın bu yolda vaki isteklerinin REDDİ ile, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına OYBİRLİĞİ ile karar verildikten sonra YAPILAN incelemede:

BİRİNCİ BÖLÜM Genel Kısım

1 — Sanıklardan Recep Sakın, Mehmet Nakipoğlu, Mustafa Yalçıner, Metin Yıldırımtürk, Atilla Keskin, Ahmet Erdoğan, Ercan Öztürk, Osman Arkış, Metin Güngörmüş, Semih Orcan, Mehmet Asal, Mustafa Çubuk, Hacı Tonak ve Cengiz Baltacı vekillerinin temyiz sebepleri:

A — Olayda TCK'nın 146. maddesinin unsurlarının bulunmadığına ilişkin temyiz sebepleri:

1 — Suçun sübutu ve tavsifi:


Sanıklara isnat olunan TCK'nın 146. maddesinde yazılı suçun sübut ve tekevvün edip etmediğinin tesbit edilebilmesi için evvelemirde TCK'nın 146 ve 168. maddelerinin unsurları nazarı itibara alınarak delillerin değerlendirilmesi gerekmektedir.

TCK'nın 146/1. maddesinde aynen, «Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya... cebren teşebbüs edenler... cezalandırılır» denildiğine nazaran, Anayasanın ihlâli suçunun sübut ve tekevvün edilmesi için:

a — Suçun maddî unsuru:


Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun tamamını veya bir kısmım tağyir, tebdil veya ilgasına cebren teşebbüs etmek suçun maddî unsurudur.
TCK'nın 146/1. maddesi esas itibarıyla, Anayasa düzeninin, ihlâli ve T.B.M. Meclisi'ni iskat veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs etmek olmak üzere iki suçu muhtevi bulunmaktadır.

Bu maddenin himaye etmek istediği «Anayasa nizamındır. Devletin unsurları, kuruluşu, organları,, temel hak ve ödevler Anayasa ile düzenlenmektedir. Nitekim 334 sayılı, 1961 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 1. kısmında; Devletin şekli^ Cumhuriyetin nitelikleri. Devletin bütünlüğü, egemenlik, yasama yetkisi, yürütme görevi, yargı yetkisi, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı. Devletin şeklinin değişmezliği gibi «Devletin unsurları» ve 2. kısmında temel haklar ve ödevler, 3. kısmında ise. Devletin temel kuruluşu düzenlenmiştir. Devletin unsurları ceza kanunundaki çeşitli hükümlerle himaye edilmektedir. Devletin bütünlüğü unsuru TCK'nın 125. maddesi ve Devletin şekil unsuru da 146. madde hükmü ile korunmaktadır. Bu madde hükmünün gayesi, Anayasa nizâmını meşru olmayan yollarla tadil, tağyir ve ilga hareketlerine karşı korumaktır. Maddenin konusu, Devletin temel nizamının, hukuk dışı değiştirilme-sine matuf hareketlerdir.

Türkiye Devletinin şeklinin Cumhuriyet olduğu Anayasanın 1. maddesinde ve Cumhuriyetin nitelikleri ise 2. maddede düzenlenmiştir 2. maddede aynen, «Türkiye Cumhuriyeti; insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, Millî, Demokratik, Laik ve Sosyal bir hukuk devletidir.» demek suretiyle Türkiye Devletinin şekli olan Cumhuriyetin nitelikleri açık bir şekilde tesbit edilmiş bulunmaktadır. Anayasanın 3. maddesinde Devletin bütünlüğü; «Türkiye Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür, resmî dili Türkçedir.» .şeklinde düzenlenmiştir. TCK'nın 146. maddesinin Anayasanın değişmezliğini sağlamak için vaz'olunduğu iddia edilemez. Anayasanın Anayasaya uygun usullerle değiştirilebileceği tabiidir. Ka-nunun yasak ettiği husus, «Anayasa nizamının, hukuk dışı, meşru olmayan yollardan, tamamen veya kısmen» değiştirilmesidir.

Ancak Anayasanın 9. maddesinde belirtildiği veçhile, «Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmünün değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği» esası kabul edilerek. Devletin bu unsurunun. Anayasaya uygun usuller ile dahi değiştirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Bu amir hüküm. Anayasanın «Devlet unsurlarını» düzenlerken «Devlet şekli» unsuruna diğer unsurlardan daha fazla ehemmiyet verdiğini açık bir şekilde göstermektedir.

Gerek hüküm gerekçesinde ve gerekse Askerî Yargıtay 2. Dairesi ilâmında açıklandığı veçhile, kanunumuzun teşebbüs müessesesini tedvin eden 61 ve 62. maddelerindeki tarihleri nazarı it ibare alırsak, teşebbüs derecesinde kalan bir suçtan dolayı faillere ceza verebilmek için dört şartın mevcut olması icap etmektedir.

Bunlar sırasıyla:

1 — Kastın bulunması;
2 — İcraya başlamış olması;
3 — Elverişli vasıta kullanılması;
4 — İcra hareketlerinin bitmemesine veya neticenin gerçek-leşmemesine failin elinde olmayan mani sebeplerin âmil olmasından ibarettir.

1 — Kastın bulunması şartı:

Kanunumuzun 61 ve 62. maddeleri «bir kimse işlemeyi kast eylediği» ibaresini kullanmakla, bu şartın gerek nakıs ve gerekse tam teşebbüs hallerinde arandığını kabul etmiştir.

Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış olan suçu teşebbüs derecesinde bırakmak kasdı olmayıp, bahis konusu suçu tamamlamaya yönelmiş bir kasıttır. Kasıt bakımından tamamlanmış suç'a teşebbüs derecesinde kalmış suç arasında fark yoktur. Yani tamamlanmış suç nasıl bir kasıtla işlenebiliyorsa teşebbüs halinde kalan suç da aynı kasıtla işlenebilecekti.

Fiilin 146. maddede yazılı suçu teşkil edebilmesi için hususî bir kasta ihtiyaç bulunmadığı gibi, hususî bir saikın aranmasına da lüzum yoktur. Failin cezaî mesuliyeti için umumî kasıt yeterlidir. Ancak failin Anayasa nizamını değiştirmeye yönelen fiilleri bilerek ve isteyerek işlemiş olması gereklidir. Ve bunun dışında bir maksat aranmayacaktır.

Failin cezalandırılabilmesi için; düzene dahil bir hususun değiştirilmesi hususundaki iradesinde, hususî maksat aranmayacaktır. Failin,' iradî bir hareketle belirli bir netice meydana getirmiş veya getirmek istemiş olması kâfidir. Bu bakımdan, Anayasaya aykırılık iie ihlâl arasında bir fark mevcut değildir. İkisini ayıran husus, takip edilen metot, seçilen yolun hukuka aykırı olmasıdır.

Failin hukuka aykırı vasıtalarla belirli neticelere varmak hususundaki iradesi, fiili tefrik etmektedir. Failin varmak istediği neticenin Anayasaya aykırı olup olmadığı hususundaki bilgisi veya iradesi suçun teşekkülü yönünden önemli değildir. Zira, TCK'nın 146. maddesinde «...Tağyir, tadil veya ilgaya ... teşebbüs edenler» denilmektedir. Bu ise objektif olarak kastın değerlendirileceğini göstermektedir. Kanun vazıı sübjektif değerlendirmeyi arasaydı TCK'nın 141 ve 142. maddelerinde olduğu gibi «maksat» tabirini kullanırdı. Fiilin suç teşkil edişini temin eden husus, hukuka aykırı bir neticenin istenmesi değil, istenilen bu değişikliğin hukuka aykırı bir vasıta ile gerçekleştirilmesi iradesidir. Hukuka aykırı vasıtaları kullanmak, yani kanunumuzun ifadesiyle cebir kullanmak hususundaki mevcudiyeti, fiilin hukuka aykırılığını temin eden husustur.

Failin, ayrıca bu değişikliğin Anayasaya aykırı oluşunu bilmesi ve istemesi şart değildir. Bu sebeple fail gerçekleşmesini istediği neticenin Anayasaya aykırı olmadığını zannetse dahi, diğer şartların mevcudiyeti halinde fiil suç teşkil edecektir. Failin cezalandırılmasının sebebi, neticeye hukuka aykırı vasıtalarla varmak hususundaki iradesidir.

2 — İcraya başlanılmış olması şartı:

Teşebbüs için «icra başlangıcın» teşkil edecek bir fiile ihtiyaç vardır. Mehaz Kanunda «muayyen bir gayeye matuf bir fiil» ibaresi kullanıldığı halde TCK'nın 146. maddesinde ise teşebbüs tâbiri kullanılmıştır. Doktrin icraya başlamayı ifade eden hareketleri «icra hareketleri», hazırlayıcı hareketleri ise hazırlık «ihzari» hareketler olarak kabul etmektedir. Kanunumuz ise icraya başlamayı ifade eden hareketlerin yapılması halinde teşebbüsün cezalandırılmasını kabul etmektedir. Ancak bazı suçlarda hazırlık hareketlerinin nerede bittiğini, icra hareketlerinin ne zaman başladığını tesbit etmek, hayli çetin bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır.

Teşebbüs durumunun mevcut olabilmesi için, failin hiç değilse icra hareketlerine başlamış, V fiili ikaya yol almış bulunması gereklidir. 146. maddedeki suçun hareketi. Anayasa iradesine aykırı neticelere yönelmiş fiilleri ifade etmektedir. Bu madde ile cezalandırılan icra hareketleri, olduğuna göre. Anayasayı ihlâle matuf bir cemiyet veya silâhlı çete kurulması veya propaganda yapılması, bu maddeyi ihlâl sayılmayacak, bu şekildeki hareketler TCK'nın 168-171. maddeleri gereğince cezalandırılacaktır.

Cumhuriyete, demokrasiye, insan haklarına dayanan Anayasa düzenine karşı maddî bir hareket, 146. maddeyi ihlâl edebilecek nitelikte olduğu halde; sadece bu değerler aleyhindeki fiili birleşmeler veya propaganda mahiyetindeki hareketler ise, 141 veya 142. maddeyi ihlâl etmiş olacaktır.
Aynı şekilde Anayasada yer alan ve Devletin temel niteliklerinde bulunan laik düzen aleyhindeki fiilî hareketler 146 ve bu gayeye matuf birleşme veya propaganda mahiyetindeki hareketler ise 163. maddeyi ihlâl edecektir.

Zira, 146. madde İcraî bîr hareketi cezalandırdığı halde, 142 ve 163. maddeler ise sadece bu düşüncelerin açıklanmasını veya bu fikirler etrafında birleşmeyi cezalandırmaktadır.

3 — Elverişli vasıta kullanılması şartı:

Teşebbüsün cezalandırılabilmesi için, fail tarafından kullanılan vasıtaların elverişli olması icap eder. Kanunumuzun 61. maddesi «vesaiti mahsusa» tabirini kullanmak suretiyle, bu şartın mevcudiyetini aramıştır. Vasıtanın elverişli olup olmadığı, ancak işlenmek istenen suç nazara alınmak suretiyle tesbit edilebilir. Elverişlilik mefhumu nisbî bir kavram olduğu cihetle, işlenmek istenen suç nazara alınmadan bir vasıtanın elverişli olup olmadığı tesbit edilemez. Zira, bir suç bakımından elverişli olmayan vasıta, başka bir suçta aynı vasfı haiz olmayacağı gibi, aynı suçta bile bazı hallerde elverişli olmayan bir vasıta, diğer bâzı hallerde elverişli olabilir.

Netice itibariyle, vasıtanın elverişli olup olmadığı hususu genel ve mücerret bir esasa göre değil, işlenmek istenen suç, suçun işlenme şekli ve zamanı ve diğer bütün şartlar nazara alınarak değerlendirildikte; TCK'nın 146. maddesinde teşebbüsün, Anayasa düzeninin, «tebdil, tağyir veya ilgaya» yönelmesi gösterildiğine göre, bu neticeyi doğurmaya elverişli olduğuna objektif olarak ihtimal verilebilen hareketin «Anayasayı ihlâl» suçunun işlenmesi bakımından «elverişli kuvvet ve mahiyette» olduğunun kabulü gerekir.

Fail, icraya başlarken, gerek mevzu ve gerekse kullandığı vasıtalar bakımından icrayı sonuna kadar götürebileceğine, objektif olarak ihtimal verebiliyorsa bu halde teşebbüs var sayılacaktır. İcraya başlamadan sonra vasıtanın elverişli olma vasfını kaybetmesi, başlangıçta mevcut olduğu kabul edilebilen neticenin husule gelme ihtimalinin kabulü hususunda bir değişiklik meydana getirmez.

Mezkûr madde tahakkuku gereken neticeleri göstermiştir. Bunlar, «tebdil, tağyir ve ilga»dan ibarettir. Fiilin bu gayelerin tahakkukuna yönelmesi şartı arandığına göre, netice de bu değerlerdir. Elverişli vasıta unsurunun değerlendirilmesi bakımından tebdil, yağyir ve ilga tabirlerinin anlamlarının açıklanması gerekmektedir. Doktrinde, tebdil; «suçun konusunu teşkil eden Anayasa düzenine dahil bir değerin yerine, sistem ve prensip olarak değişik bir düzen getirilmesi» tağyir ise; «belirli bir düzenin yerine yenisini getirmeden, onun nazari varlığını muhafaza etmek suretiyle fiilî bakımdan tatbikini önlemek veya savsamak suretiyle yapılan Anayasa değişikliğini», İlga İse; «Anayasa düzenine dahil bir prensibin, müessesenin ortadan kaldırılması ve yerine değişik bir sistemde ve biçimde olan yenisinin kurulması» şeklinde ifade edilmektedir.

Fiil düzenin değiştirilmesine yönelebildiği gibi ortadan kal-dırılmasına da matuf olabilir. Bu bakımdan, anarşist eylemlerin dahi, tetkik konusu maddenin tatbiki içine girdiğinin kabulü gerekir.

Ancak, icrai bir harekete geçilmeden sadece anarşik bir cemiyet veya silâhlı çetenin mevcudiyeti ise, 146. maddeyi değil, fakat 171 veya 168. maddeyi ihlâl eder.

4 — İcra hareketlerinin bitmemesine veya neticenin hasıl olmamasına, failin elinde olmayan mani sebeplerin amil olması şartı:

TCK'nın 146. maddesinde yazılı teşebbüs tabiri, nakıs ve tam teşebbüsü muhtevi bulunmaktadır. Bu maddede hususi bir hüküm sevk edilmediğine göre, fiil nakıs teşebbüs safhasında iken icradan ihtiyarı ile vazgeçme hali mevcut olduğu takdirde genel hüküm olan 61. maddenin son fıkrasının uygulanması mümkün olacaktır.

TCK'nın 61. maddesindeki «... ihtiyarında olmayan esbabı maniadan dolayı...» ibaresi ve 62. maddedeki «...ihtiyarında olmayan bir sebepten dolayı...» deyimi aynı şartı ifade etmektedir. İcra hareketlerinin yarıda kalmasına veya neticenin gerçekleşmemesine failin iradesi dışında kalan sebepler mani olmuşsa, teşebbüs bahis konusu olacağı cihetle fail cezalandırılacaktır.

Failin elinde olan sebeplerle icranın bitmesine engel olması halinde «ihtiyarıyla vazgeçme», failin yine aynı mahiyetteki sebeplerle neticenin gerçekleşmesine engel olması halinde de «faal nedamet» hali bahis konusu olur. Bu şartın değerlendirilmesinde ehemmiyet arzeden bir husus da, yakalanmak veya ceza görmek korkusu, failin hareketini durdurmasını icap ettirmişse. ihtiyarıyla vazgeçmenin mevcudiyetinin kabul edilip edilmeyeceğidir. Bu durumda failin önceki kararından caymış olup olmadığı, hususu araştırılacak ve eğer fail evvelki kararından caymamış ve daha müsait bir fırsatta icraya yeniden başlamayı düşünmüşse, İhtiyarıyla vazgeçme halinin bahis konusu olamayacağının kabulü gerekecektir.

1 — Maddede yer alan cebir mefhumu:

TCK'nın 146. maddesinde açık bir şekilde ifade edildiği gibi, fiilin suç teşkil edebilmesi için cebren ika edilmiş olması gerekmektedir.
Doktrinde bu maddede yer alan cebir kavramının; müstakil bir unsur olmayıp maddi unsurun bir rüknü olduğu kabul olunmaktadır.

Prof. Dr. Faruk Eran, Ceza Hukuku Hususi Hükümler kitabı 1. cildinin 68, 69 ve 70. sahifelerinde aynen, «...fiilin cebir ile, işlenmesi ile tağyir, tebdil veya ilganın (Anayasa İhlâlinin) cebri mahiyet arzetmesi aynı şey değildir. Anayasa iradesi ve ihtiyarına aykırı bir değişiklik (cebri)dir. Burada kullanılan cebrilik, Anayasa iradesinin ihlâli manasınadır. Esasen kanunun gayesi bu iradeyi korumaktır. Cebir tabirine, (manevî cebir ve tehdit) dahildir. Anayasa iradesine aykırı ve Anayasa dışı vasıtalarla icra edilmek istenen değişiklik cebridir. Bu itibarla (cebren) kelimesinin, neticede mânâsı «Anayasa dışı»dır...» denilmekte;

Dr. Abdullah Gözübüyük, Ceza Kanununun Açıklaması kitabının 2. cildinde ise, «...Bu maddedeki cebir, maddi ve manevî anlamdadır. Cebirden maksat, failin gayelerinden (Anayasa nizamını tebdil, tağyir veya ilgadan) birini sağlamak üzere hukuk dışı, meşru olmayan vasıtaları kullanmış olmasıdır. Cebir, cürmü meydana getiren değil, meydana gelmesi istenilen değişikliğe ilişkin bulunmaktadır. Cebir, cürmün unsuru değil, niteliğidir. Cebir failin fiilinde değil, meydana gelen, hukuk dışı değişikliktedir. Kısaca, (cebren) deyimi niteliği bakı-mından Anayasaya aykırılık anlamı taşır. Cebir, istenilen değişikliği gerçekleştirmek üzere gerek maddî ve gerekse manevî her türlü vasıtanın kullanılmasını ifade eder.» şeklinde belirtilmekte;

Dr. Çetin Özek, Siyasî İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine İka Edilen Cürümler kitabında ise, «...Cebir, harekete veya neticeye taallûk eden bir vasıftan ibarettir. Müstakil bir maddî unsur değildir. Cebri, harekette veya neticede veya her ikisinde de görebilmek mümkündür. TCK'nın 146. maddesinin cezalandırmak istediği husus, Anayasa iradesine aykırı iradelerdir... Anayasa iradesine aykırı bir düzenin, normal usullerin dışında bir yolla tahakkuk ettirilmesidir. Yani usulün ve neticenin hukuka aykırı olması, suçu meydana getirmektedir. Fiilin vasfının hukuka aykırı olması, fiil ne şekilde işlenmiş olursa olsun yeterlidir... Kanunumuzun mehaz İtalyan Ceza Kanunundan farklı bir şekilde kaleme alınmış bulunması ve Eskişehir Komisyonunda belirli bir fikrin savunulması farklı bir görüşe varmamızı, cebrin mevcudiyetini, harekette aramamızı icap ettirmez... Bir fiilin tamamlanmış gibi cezalandırılması için teşebbüs durumunun mevcudiyeti kâfi olunca, cebrin bilfiil tahakkuk .etmesine de lüzum kalmaz ... mademki kanun fiilin tamamlanmış gibi cezalandırılması için teşebbüsün mevcudiyetini kâfi görmüştür, o halde cebri olsun olmasın icra hareketlerine başlanması, cezalandırma için yeterlidir ... artık cebrin bilfiil ika edilmiş olması şartı koşulamaz. Sadece, failin gayri hukukî vasıtalarla neticeye erişmek hususundaki kastının mevcudiyeti yeterlidir. O kadar ki, cebrin kastedildiğini gösteren' objektif birtakım emarelerin, maddî delillerin mevcudiyeti dahi şart değildir. Sübjektif bakımdan failin durumunun tesbiti yeterlidir ... gayeye erişilmesi için cebrin mevcudiyeti veya düşünülmesi şart değildir. Gayenin tahakkukunu engelleyecek reaksiyonları kırmak İçin kullanılacak hukuka aykırı usuller dahi, suçun teşekkülü için yeterlidir. Cebrin faillerden her. biri tarafından ika edilmiş olması da şart değildir. Bütün faillerin iradelerinin, zımnen veya sarahaten cebre matuf olması halinde, birinin bilfiil cebri ika etmiş bulunması dahi, cebir unsurunun tahakkuku yönünden yeterli sayılmak gerekir. Cebrin ika edilmiş bulunması şart değilse de, failin cebre matuf iradesini ortaya koyacak mahiyette hareketlerinin varlığı gereklidir.

örneğin, dışardan gelen bir Anayasayı ihlâl teşebbüsünde, hareketi yapan Askeri Kuvvetlerin silâhlı bir şekilde harekete başlamaları, silâhlı olarak şehrin sokaklarında dolaşmaları, silâh kullanmasalar bile, cebre müteallik iradenin mevcudiyetini gösterir ve fiilin, suç teşkil etmesi için yeterlidir...» şeklinde tarif ve açıklanmaktadır.

2 — TCK'nın 146. maddesindeki yazılı suça iştirak:

Her suçta olduğu gibi tetkik konusu suça iştirak mümkündür. Genel iştirak hükümlerinin uygulanması dışında, TCK'nın 146. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında özel fer'l iştirak durumları tanzim edilmiştir. Ancak, bu maddenin 2 ve 3. fıkraları iştirakin unsurları yönünden değil, fakat neticeleri bakımından özel hükümleri havi bulunmaktadır.

Asli iştirak hususunda ise, madde özel bir hüküm getirmiş değildir. Fer'i iştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için iştirak kastına yani İştirak İradesinin mevcudiyetine lüzum vardır. İştirak şartları mevcut değilse, fiil başlı başına ve başka hükümlere göre suç teşkil edebilir.

Failin lüle iştirakini temin eden husus, fiilin icrasına baş-landıktan sonra bu hareketler içinde rol alması veya aslî failin kararma tesir edişidir.
Bu durumların mevcut olmaması halinde, failin sadece fiil hakkındaki bilgisi iştirakini sağlamaya yeterli değildir. Bu gibi hallerde, TCK'nın 151. maddesindeki bildiği hususları ihbar etmemekten doğan bir sorumluluk veya hazırlık hareketine katılma sebebiyle 168 ve 171. maddelerindeki suçlar tahakkuk edebilir.

Fiilin işleneceği hususundaki bilgi, «aslî failin suç işleme kararının takviyesi veya teşvik ve azmettirme» durumları ile birleşmedikçe manevi iştiraki ve fiilin ikaı sırasında veya ondan evvel maddi bir hareketle birlik olmadıkça maddî iştirak meydana getirmez.

Failin fiilini bilen kimsede, sübjektif bakımından neticeye, fiile ait bir iştirak duygusu, iradesi mevcut bulunsa dahi. Ceza Kanununun 64 ve 65. maddeleri ile 146. maddenin 2 ve 3. fıkralarında tayin edilmiş bulunan hareketlerden birisi eklenmedikçe, sırf sübjektif durum sebebiyle o kimse şerik olarak cezalandırılamaz. Zira iştirakin yegâne unsuru iştirak iradesi değildir. Bunun dışında kanunun gösterdiği hareketlerin icra edilmesi, iştirak iradesinin cezalandırılabilmesi için şarttır.

Kanun vazıı, esas suçun tehlikeliliğini gözönünde bulundurmuş ve netice olarak bu suça fer'en iştirakin belirli şekillerde işlenmesini aynı tehlikede görmüş ve bu sebeple 146/2. maddede de tesbit edilen belli muhtevadaki fer'î iştirakleri asli failler gibi cezalandırmıştır. Madde, iştirakin genel hükümlerine sadece ceza bakımından bir değişiklik getirmiştir.

146. maddenin 3. fıkrasında aynen, «... birinci fıkrada yazılı suça 2. fıkrada gösterilenden gayrı surette iştirak eden fer'î şerikler hakkında ... ağır hapis cezası hükmolunur» denildiğine göre, bu fıkra 2. fıkra dışında kalan fer'î, manevî ve maddi bütün durumları kapsamaktadır. Bu fıkra da 2. fıkrada olduğu gibi iştirak unsurlarının tahakkuku bakımından bir yenilik ve değişiklik getirmemiş, sadece genel fer'î iştirak şartlarını düzenleyen TCK'nın 65. maddesindeki normal cezaya oranla az bir cezanın tesbiti ile yetinmiştir.

3. fıkra eklenmese dahi; 146/2. maddenin dışında kalan fer'i iştirak durumları 65. maddeye göre cezalandırılacak idi. Ancak fer'i faile (on seneden 24 seneye kadar ağır hapis) cezası hükmolunacaktır.

Gerek 2. ve gerekse 3. fıkraların tatbik edilebilmesi için„ önce 146/1. fıkrada gösterilen suça ait unsurların tahakkuku ve sonra da fer'i iştirak prensiplerinin tahakkuku aranacaktır. Nitekim bu görüşü teyit eden Prof. Faruk Erem, Ceza Hukuku Hususî Hükümler kitabında; 146/2. maddesindeki iştiraki cezası arttırılan fer'î iştirak ve 146/3. maddesindeki iştiraki ise, cezası azaltılmış fer'î iştirak adı altında incelemektedir.

İştirakin Genel Şartları:

Müteaddit failler tarafından icra edilen hareketler mevcut bulunmadıkça iştirak bahis konusu olamaz. Ancak bu hareketlerin mahiyet itibariyle aynı olması icap etmez. Suç iradesinin bir şahıstan diğerine nakledilmesi, bir kimsenin suça teşvik veya azmettirilmesi birer harekettir. Tipe uygun hareketlerin yapılması bakımından maddî bir harekette bulunulması halinde, maddi iştirak ve bu şekilde harekete geçecek olan şahısların iradelerine tesir edilmesi halinde ise, manevî iştirak var demektir.

Fer şerik tarafından yapılması gereken bu hareketlerin ehemmiyetçe müsavi olması lâzım gelmez. Bazı hareketler suçun işlenmesi bakımından büyük ehemmiyet arzettiği halde, diğerlerinin önemi daha az olabilir. İkili sistemi benimseyen kanunumuz, en önemli hareketleri yapan şerikleri aslî fail (TCK 64), daha ehemmiyetsiz hareketler ika edenleri ise fer'î fail olarak saymaktadır (TCK 65).

Faillerin hareketleri her zaman olabilir ve harekette tipe uygun bir mahiyet arzedebilir. Bu takdirde faillerden, her biri (aslî) maddî faildir. Ve bu nevi iştirake de (hemfiillik) adı verilir.

Ancak her zaman olan hareketlerin bazıları tipe uygun mahiyet arzettikleri halde diğerleri ise aslî hareketin yapılmasını kolaylaştırmak tarzına girmiş olabilirler. Bu yardımcı hareketler aslî hareketin ikaı bakımından birinci derecede ehemmiyet taşımamakta ise, fer'i iştirak olarak değerlendirilmesi icap eder.

İştirakin manevi unsura ise; muhtelif şeriklerin yekdiğerinden aynı hareketlerini bir bütün içinde birleştiren, adeta birbirine bağlayan iştirak iradesidir.

İkilik sistemini kabul eder kanun, şerikleri iştirakteki hisseleri itibariyle, iki büyük kategoriye ayırmış ve 64. madde aslî, 65. madde ise fer'î iştiraki düzenlemektedir.

TCK'nın 64. maddesi 3 hali aslî iştirak olarak kabul etmektedir.

1 — Fiili irtikâp etmek:

Fiili irtikâp etmekten maksat, suçun meydana gelmesine doğrudan doğruya tesir eden icra hareketlerini yapmaktır.

2 — Fiili doğrudan doğruya beraber işlemek:

Bu fıkra şümulüne giren iştirakçiler, aslî faillerle doğrudan doğruya işbirliği yaptıkları ve suçun icrasında oynadıkları mühim rol sebebiyle asli fail sayılmışlardır.

3 — Asli manevî iştirak:

TCK'nın 64/2. maddesinde, «başkalarını cürüm ve kabahat işlemeye azmettirene dahi aynı ceza hükmolunur.» denildiğine nazaran, bu fıkra azmettirme şeklindeki asli iştirakten bahsetmektedir.

TCK'nın 65. maddesi fer'î iştiraki maddî ve manevî olmak üzere iki bölümde tedvin etmekte ve 1 — Fiilin işlenmesine yarayacak vasıtaları tedarik etmek; 2 — Suçun işlenmesinden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle suçun işlenmesini kolaylaştırmak halleri maddî fer'i iştirak olarak gösterilmektedir. Müzaharet faile, muavenet ise fiile müteallik yapılan yardımcı hareketlerdir. Suçun işlenip bitmesinden sonra yapılacak yardımlar ise, iştirak mefhumu dışında kaldığı cihetle, bu gibiler hakkında iştirak hükümleri uygulanmaz.

Aynı maddede manevi fer'î iştirakin;

1 — Suç işlemeye teşvik;

2 — Suçu irtikâp kararını takviye:

3 — Fiil işlendikten sonra müzaharet ve muavenette bulunmayı vaad;

4 — Suçun ne şekilde işleneceğine müteallik talimat vermek şeklinde 4 hali belirtilmektedir.

Müzaharet ve muavenette bulunmayı vaad eylemek şeklindeki fer'i iştirakin bahis konusu olabilmesi için, vaadin suçun işlenmesinden önce verilmesi gerekir. Suç işlenip bittikten sonra yapılacak vaadler, iştirak müessesesi dışında kalır.

3 — Suç işlemek için silâhlı çete teşkili suçu:

TCK'nın 168. maddesinde aynen, «her kim 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silâhlı cemiyet ve çete teşkil eder, yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandanlığı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa ... cezalandırılır,» denildiğine nazaran, silâhlı çete teşkili suçunun sübut ve tekevvün edebilmesi için:

a — Suçun maddî unsuru:


Silâhlı çeteyi teşkil etmek, amirlik ve komutayı haiz olmak, hususi bir ödev görmek, veya çeteye katılmak suçun maddî unsurudur.
Silâhlı çete, birçok sayıda kimsenin disiplinli bir şekilde organize •edilmesi ile meydana gelmektedir. Çetenin en belirli vasıfları,' yukarıda yazılı cürümleri işlemek kastıyla, çok sayıda kişilerin iradelerinin birleşmesi ve sistemli, hiyerarşik bir organizasyonun mevcudiyetidir. Çetede, taarruz veya mukavemete hazır hale gelmiş bir teşkilât bahis konusudur.

b — Silâhlı mefhumu:

Çete mensuplarının, fiilin silâhla işlenmesi ve silâhların tesbiti hususunda da iradelerinin birleşmiş olması gereklidir. Bu suçun meydana gelmiş sayılması için çeteyi kuranların çoğunluğunun silâhlı olması gereklidir.

c — Maddi hareketler:

TCK'nın 168. maddesinde, uuçun maddî unsuruna müteallik hareket olarak, çeteyi teşkil etmek, çetede amirlik, komuta ve hususi bir vazifeyle görevli olmak gösterilmektedir.

Çete teşkili suçu, şeklî bir suçtur ve gayeye ait birtakım hareketlerde bulunulmasa dahi, çeteyi teşkil etmekle fiil teşekkül eder. Çete, gaye suça ait icra hareketlerine başlamakla mevcudiyetini kaybedip, gaye edinilen suçun işlenmesine başlanmış olacağından bu durumda failler artık çete teşkilinden dolayı değil, ika etmiş bulundukları suçtan dolayı sorumlu tutulacaklardır.

Yukarıda TCK'nın 146 ve 168. maddelerinin unsurları hakkında yapılan açıklamalar, dava dosyasındaki deliller münderecatı ve sanıklara isnad olunan fiiller nazarı itibare alınmak suretiyle değerlendirildikte:

1 — Sanık vekillerinin Anayasayı ihlâl kastının bulunmadığına ilişkin temyiz sebepleri:


a — Sanıklar ifadelerinde ezcümle, her ne kadar sanıklardan Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin tnan haklarındaki hüküm 2. Daire ilamıyla onandığı ve neticede kesinleştiği cihet-le. Daireler Kurulunca yapılan temyiz incelemesine konu teşkil etmemekte ise de, adı geçen sanıkların bu dava konusunu teşkil eden fiillerin işlenmesindeki önemli faaliyet ve rolleri sebebiyle sanıklara isnad olunan suçun vuzuha kavuşması bakımından bu sanıkların (hükümlülerin) ifadelerinin sırf bu sebeple ele alınmasında fayda mülâhaza edilerek, kararda zikredilmesi cihetine gidilmiştir.

DENİZ GEZMİŞ İfadelerinde:


... Biz düzene karşı baş kaldırmış, ayaklanmış durumdayız ... bizim için hükümetin ehemmiyeti yok ... gayemiz, düşündüğümüz düzeni tahakkuk ettirmek için paraya ve silâha ihtiyacımız vardır ... bunun için de bankayı soyduk ... ben Marksist ve Leninistim ... düşündüğümüz düzeni tahakkuk ettirmek için silâha ihtiyacımız vardır ... bu silâhı gerektiğinde polise, halka ve orduya karşı da kullanabiliriz ... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 63) ... Bankadan gasbettikleri para için aynen ... biz bu hareketi suç kabul etmiyoruz ... bu para örgütün parası idi ... ve örgüte verdik ... bu para örgütçe kabul ettiğimiz fikre göre finans kapitalin parasıdır. Bu nedenle paraya el koyduk ... hâkim çevrelerin meşru olarak hiç bir zaman düşünme-diğimiz emperyalistlerin elde ettikleri paralara el atarız ... T.H.K. Ordusu bugün Türkiye'de emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren ülkenin bağımsızlığını ancak silâh yoluyla sağlayacağına inanan ve bu yolda silâhlı mücadele yapan bir örgüttür ... ben bu örgütün bir savaşçısıyım ... örgütteki rolüm, mevkiim ve çalışmalarım hakkındaki suale cevap vermiyorum ... T.H.K. Ordusu ismini verdiğimiz örgüt gizli bir örgüttür ... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 73.)

... Amerikalıları kaçırmadan 2 gün evvel (Türkiye ve Dünya Halklarına) çağrı adlı bildiriyi hazırlamıştık... Amerikalıları kaçırdıktan sonra 2. bildiriyi hazırladık... Ordu kelimesini kul-lanışımızın sebebi, hem askerî ve hem de politik bir anlam taşıdığı içindir ... düzeni değiştirmek ve hükümeti devirmek için kullanmıştık ... Bu örgütü bu maksatla kurmuştuk ... biz bu Halk Kurtuluş Ordusu'nun bir savaşçısıyız ... daha önce Alman Elçisini kaçırmayı düşünmüştük ... (Dosya 2, Karton 4, Sayfa 38.)

... Ben kendi mantığımla Marksist ve Leninist olmuştum ... T.H.K. Ordusu düzeni değiştirmeye matuf gizli bir örgüttür ... yayınladığımız bu bildiri ile hükümete isyan ettik ... bu örgüt silâhlı mücadeleyi benimseyen bir örgüttür ... benim anlayışıma göre Devrimci demek ihtilâlci demektir ... Beyannameyi aynen kabul ediyorum ... Lâtin Amerikan gerilla liderlerinden Fidel Castro ve Che Guevera'yı Lâtin Amerika'da giriştikleri Devrimci mücadeleden dolayı takdir eder saygı duyarım ... ben iktidara silâhla gelinmeyi savunan bir kimseyim ... (Dosya 2. Karton 4, Sayfa 48) ... bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli iştirakçileridir ... bildiride açıklandığı gibi (tefeciler, toprak ağaları ... dır) 124 bin liraya el koyduk ... Marksizm ve Leninizm her şeyden evvel bir dünya görüşüdür ve metodudur ve gerçeğe varmak için kullanılan ... bir metottur. Marksist ve Leninist metot içinde bulunduğu 'şartları tahlil eder ... değerlendirir ... Misakı Milli'de şu vardır ... Türk ve Kürt iki kardeş kavim bu topraklar üzerinde birlikte kardeşçe yaşayacaklardır ... Türkiye'de iki kardeş kavim yaşar ... Türk ve Kürt kavimleri yaşamaktadır ... Anayasa mutlak mülkiyet hakkını tanımamıştır... (D ifadesi Dz. Sf. 9-16.)

HÜSEYİN İNAN İfadelerinde:

«...İdeoloji bakımından Marksist ve Leninist idik... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 84) ... kendi aramızda gizli bir örgüt kurmuştuk. (Dosya 1, Karton 1, Sayfa 95) ... Amerikalıları kaçırmaktan maksadımız fidye almak ve bildiri yayınlamaktı ... yaptığımız mücadeleyi halka duyurmak için beyannameyi hazırladık ... bizim istediğimiz düşmanları Türkiye'den çıkarıp bağımsız (Türkiye'yi) hale getirmekti... Bu bağımsızlığın silâhla yapılmasıdır ... düşmanlarımız (Amerika ve onun ortaklarıdır) ... T.H.K. Ordusu'nun büyük ve küçük örgüt olduğuna dair bilgi vermeyeceğim ... bizim maksadımız Türkiye'de sosyalizmi kurmaktır ve bunu da silâhla yapmaktır ilk partide halk ihtilâli, bilâhare işçi diktatoryası, daha sonra da komünist topluma giden bir idare sistemi kurmayı düşünüyorduk, bu halk ihtilâli silâhlı olacaktı ... bildiri arkadaşlar tarafından T.R.T., Anadolu Ajansı ve Türk Haberler Ajansı'na verilmişti... İkinci bildiri de yazılmıştı ... yayınladığımız bildiride bildirildiği gibi; düşman olarak emperyalizm, işbirlikçi patronlar ve ağalar takımıdır (Dosya 6, Dz. 18-19) (Dosya 2, Karton 3, Sayfa 107.)

Sanık RECEP AKIN İfadelerinde:

«... Ben Dev-Genç'e 1968 Mayıs ayında kayıt oldum ... artık şehirde yaşayamayacağımıza kanaat getirdik ve bu sebeple dağa çıkmaya karar verdik ... fikirlerimizin silâhla tahakkuk edeceği kanaatına sahip olduğumuzdan dağa çıktık ... dağda beşer kişilik gruplara ayrılmıştık ... yakalanmadan iki-üç ay önce Elbistan ve Nurhak Dağları'na gittik ... orada silâhlandık, silâhlar soyulan banka paralarından temin edilmekte idi ... ben devrimciyim ... devrim yapmak için icap ederse silâh kullanmak icap ettiği fikrindeyim ... Gölbaşı harekâtını tahakkuk ettirmek için gruplara ayrılmıştık ... aynı gün akşamı yola çıkıp Göksu vadisine indik ... öğle ajansında İnekli Köyü civarında .arkadaşlardan üç kişinin vurulduğunu öğrendik ... arkadaşlar vurulunca dağılmaya ve bilâhare durum müsait olunca toplanmaya karar verdik ve silâhlarımız üzerine yemin ettik ... silâhlarımızı araziye gömdük ... Türkiye'de işçi, aydın, köylü ve sermaye sahipleri, toprak ağalan olmak üzere sınıflar mevcuttur ... sermaye sahipleri sömürü neticesi meydana gelen bir sınıftır ... toprak ağalan ise feodalite kalıntısıdır ... aydının vazifesi işçi ve köylüyü bilinçlendirerek iktidara gelmesini temin etmektir. ... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 15) (Dosya 6, Dz. 18-19.)

Sanık MUSTAFA YALÇINER İfadelerinde:

«... 1969-70 senelerinde Elfetih'e gitmiştim ... dağda 20 kişilik grup olmuştuk ... haksızlığı önlemek ve eşitliği sağlamak için dağa çıktık ... bunları yapabilmek için, bizim için her türlü yol mubahtı ... gerekirse silâh kullanacaktık ... ben bu fikirlere Elfetih'e katılmadan sahip olmuştum ... silâhları, arkadaşlar kaçakçılardan temin etmişti ... bunların parası ise soyulan bankalardan ve fidyelerden karşılanıyordu ... (Dosya 4, Karton 1, Sayfa 9) ... asıl gayemiz Türkiye'yi bağımsız bir devlet haline getirmek ve Amerikalıları Türkiye'den kovmaktı ... ana gruptan 7 kişi ayrıldık ... Malatya'daki Amerikan Radar Tesisleri'ni havaya uçurmak içirt gidiyorduk ... T.H.K. Ordusu adlı örgüt bildiri ile meydana çıktı ... ben de kendimi bu örgütün üyesi kabul ettim ... ilk gayemiz Amerika'yı Türkiye'den atmaktı ... gerisi şartlara göre o zaman düşünülecekti ... (Dosya 4, Karton 11, Sayfa 30) ... Anayasayı korumak için silâhlı mücadele yolunu seçmiştik ... bizim istediğimiz tam bağımsız gerçekten Demokratik Türkiye'dir ... bu husus T.H.K. Ordusu bildirisinde görülmektedir... (Dosya 6, Sayfa 91.)

Sanık MEHMET NAKİPOĞLU İfadelerinde:

«... Ben Marksist ve Leninistim... (Dosya 1, Karton 2, Sayfa 87) ... Marksist ve Leninist olmamın nedenlerini açıklamayacağım ... Türkiye'de çeşitli halklar yaşamaktadır... (Dosya 3, Kar. 5, Sayfa 17) ... biz emperyalizm ve onunla işbirlikçi sermaye sahipleri, ağa, mütegallibe ve tefecilerle savaşmaktayız ... bugün Türkiye, Amerikan çiftliği halindedir ve biz buna karşı çıkmaktayız ... emperyalistleri ülkemizden atmak için tek çıkar yolun silâhlı mücadele olduğuna inanıyorum ... Türkiye halkları deyiminden Türkiye'de yaşayan bütün halkları kastediyoruz... (Dosya 6, Sayfa 26)».

Sanık METİN YILDIRIMTÜRK İfadelerinde:

«... Ben 1969 yılında Kars'da kurulan Dev-Genç örgütüne girdim ... ben çok sol yayın okudum ve memleketin kurtuluşunun solcu grubun silâhlı bir ihtilaliyle olacağına inandım ... T.H.K. Ordusu'na girdim ... ben T.H.K. Ordusu'nun bir neferiyim... (Dosya 4, Karton 7) ... babama ait mavzerle gittiğim dağda herkes silâhlı idi ... gayemiz meşru hakların temini için gerilla olarak halk savaşı vermekti ... Amerikan emperyalizmini ve feodal ağaları yok edebilmek için silâhlı mücadeleden başka yol (çıkar yol) bulmamıştık... (Dosya 4. Karton 7, Sayfa 21) ... ben T.H.K' Ordusu'nun nefer ve savaşçısıyım ... hedefimiz bellidir ... hedefimiz Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir... (Dosya 6. Sayfa 95) ...»

Sanık ATİLLA KESKİN İfadelerinde:

«... 1969 yılı sonunda (Ahmet Erdoğan, Kadir Manga ve Hüseyin İnan) ile birlikte eğitim görmek için El-Fetih'e gittik ... Akçadağ'daki mağaralara çıktık, burada üç-dört ay eğitim yaptık ... kırsal gerillayı başlatacaktık ... planı Sinan Cem-gil yapmıştı ... halkı, işçiyi aydınlatıp onlara öncülük yapacaktık ... halkı kazandığımız takdirde silâhlı mücadele ile proletarya diktatörlüğünün kurulacağına inanmıştık ... bütün sınıf ve tabakaların çalışanlardan müteşekkil bir iktidar düşünmekteydik ... fikir yapımızın temeli Marksist-Leninist kitaplarla oluşuyordu ... bunları okuduktan sonra kendi aramızda tartışıp ondan sonra bu neticeye varmıştık ... Kuracağımız düzen Mark-sist ve Leninist düzen olacaktı ... geri kalmış ülkelerin böyle bir düzenle kalkınacağına inanmıştık ... ben sadece T.H.K. Ordusu'nun bir mensubu olduğumu söylemek isterim. ... T.H.K. Ordusu Kırsal ve Şehirsel gerilla eylemlerini başlatıp iktidar için yol açacaktı ... ben bu dağlardaki olaylar cereyan ederken İstanbul'da idim ... Cihap Alptekin'i alıp arkadaşlara götürecektim ... silâhları ben ve Kadir Manga vasıtasiyle aldık ... (Dosya 4, Karton 12, Sayfa 81) ... biz halkın kurtuluşu için çalışan vatanperverleriz ... politik yöne gelince bizim amacımız bütün çalışan sınıf ve tabakalardan oluşmuş bir meclisin kurulmasını sağlamaktı ... yeniden söz alan sanık bu sefer ise , ... amacımız yeni bir meclis teşkil etmek değil bütün çalışanların iştirakini Mecliste sağlamaktı. Şeklinde bu beyanını açıklamak istemiştir... (Dosya 6, Sayfa 100). ...»

Sanık AHMET ERDOĞAN İfadelerinde:

«...kendim Dev-Genç mensubu olup, gayemiz bağımsız Türkiye kurmak ve toprak reformu yapmaktı ... El-Fetih'te bir ay silâh eğitimi gördüm ... devrim kurallarına göre teslim olmak yoktur ... herhangi bir işte ihmâli veya suistimali görülenler yargılanırlar ve ihbar niteliğinde harekette bulunanlar ise kurşuna dizileceklerdir. ... ancak şimdiye kadar bu duruma düşen olmadı... (Dosya 4. Karton 5, Sayfa 5) ... silâhları Sinan Cem-gil temin ediyordu ... daha evvelce bu bölgeye haşhaş mitingi için gitmiştim ... T.H.K. Ordusu mensubuyum ... gayemiz Türkiye'yi Amerikan Emperyalizminden kurtarmak, antiemperyalist-antifeodal bir kavga vermekti. ... Bu kavganın silâhsız olacağına inanmıyorduk ... Bu sebeple silâhlanmıştık ... Karahan gediğindeki Amerikan Radar Üssü'nü havaya uçurmakla bu işe başlayacaktık ... bu kabil hareketler devam edip gidecekti ... yönetici kadronun devrim içinden çıkması gerekirdi... (Dosya 4, Karton 5, Sayfa 5). ...»

Sanık ERCAN ÖZTÜRK İfadelerinde:

«... 2.4.1971 günü Ankara'dan hareketle mağaralar bölgesine geldik ... 22 kişi olduk ... Ankara'dan banka soygunundan sonra para gönderildi, kaçakçılardan >8 adet tomson ve akabe otomatik tüfek, 15 adet P. Tüfeği ve mermiler getirildi ... ayrıca taarruz ve el bombası da vardı ... Gölbaşı'nda iki harekât yapılacaktı, birincisi- bankalardan Adıyaman'a gelen paraların yolda soyulması, ikinci kısım ise, Amerikalılara ait Radar Tesislerinin tahrip edilmesi idi ... her iki eylem Gölbaşı Harekâtı olarak isimlendirilmişti ... Radar Üssünü tahrip işini 7 kişilik grup yapacaktı... (Dosya 4, Karton 3, Sayfa 18) ... ben de T.H.K. Ordusu mensubuyum ... silâhlı mücadeleye Amerikalıları ve yerli ortaklarını kovuncaya kadar devam edecektik ... aktif görevi 2.4.1971 günü kır gerillası teşkilâtında aildnn... (Dosya 4, Karton 4, Sayfa 27) ... T.H.K. Ordusu'ndaki arkadaşlara sempati duyuyordum ... banka soygunundan sonra bu arkadaşlara iltihak etmek istedim ... fakat kendileriyle temas mümkün olmuyordu ... çünkü polis takibi altındaydılar ... Alparslan Özdoğan'-la 202 No'lu odada görüştüm ... bilâhare S. B. Fakültesinde Alparslan bana dağdaki arkadaşların yanına gidip gidemeyeceğimi sordu ... ben de gideceğimi söyledim ve beni Mustafa Yalçıner'in yanına götürdü ve Mustafa Yalçıner'le beraber T.H.K. Ordusu mensuplarının kaldığı Akçadağ yöresine gittik... (Dosya 7, Sayfa 10). ...»

Sanık OSMAN ARKIŞ İfadelerinde:

«...Sosyalist fikir kulübüne üye oldum ... karşı tarafın himaye görmesi bizde fikir mücadelesinin yersiz olduğu, ideolojiyi silâh kuvvetiyle tanıtabileceğimize inandık ... 201 No'lu odada eylemler hakkında konuşmalar yapılırdı ... eylemleri bizden de gizliyorlardı ... Kadir Manga, Metin Güngörmüş ile bize hareketin başlayacağını ve Cibo Mağaraları'nda buluşacağımızı söyledi ... mağarada silâhları bize dağıttılar ... bana ilk önce (bir tomson, 4 şarjör ve 330 mermi) verilmişti ... biz o gece Göksu Deresi'ni geçip karşı tarafa intikâl edecektik ... biz de 7 kişilik gruptan sonra hareket ettik ... sarıldığımızı anlayınca teslim olmayıp iki grup halinde dağılmaya karar verdik ... silâhlarımız üzerine yemin ettik... (Dosya 4, Karton 2) ... ben T.H.K. Ordusu mensubuyum ... mücadeleye karar vermiştik ... bunun için Malatya'da Akçadağ bölgesine 22 kişi gelmiştik ... maksadımız Amerikan Radar Üssü'nü havaya uçurmaktı ... 22 kişi de T.H.K. Ordusu mensubu idi ... gayemiz halkı sömüren Amerika'yı kovmak ... ağayı ve her türlü işbirlikçiyi yok etmekti ... bize 100 bin lira gönderilmişti ... inancımız, muvaffak olsaydık, halkın bizden yana olduğu merkezinde idi... (Dosya 4, Karton 2, Sayfa 24). ...»

Sanık METİN GÜNGÖRMÜŞ İfadelerinde:

«...Mustafa Yalçıner gelip Sinan Cemgil'in beni çağırdığını söyledi ve beni dağa götürdü ... İnekli Köyü'ne doğru 7 kişi yola çıktık ... harekete geçmeden evvel İki gruba ayrılmıştık ... biz ne yapacağımızı bilmiyorduk ... ben T.H.K. Ordusu mensubuyum ... örgütte ihaneti görülenler yargılanıp cezalandırılırlar ve ihaneti görülenler kurşuna dizileceklerdi ... örgüt kurallarına göre teslim elmayı düşünmedik ... son defa gruptan ayrıldığımızda 500'er lira vermişlerdi ... gayemiz Amerikalıları yurdumuzdan atmak ve bunların sömürüsünden kurtulmaktı... (Dosya 4 .Karton 6, Sayfa 3). ... bizim devrim anlayışımızın tahakkuku için silahlanmaktan başka çare yoktu ... devrimcilik anlayışımız Türkiye'de mevcut olan Amerikan Emperyalizmini ve işbirlikçilerini (Patronları, toprak ağaları, vurguncular ve tefecileri) kovarak halk iktidarını temin etmek şeklinde idi... (Dosya 4, Karton 6, Sayfa 8). ...»

Sanık SEMİH ORCAN İfadelerinde:

«...Biz mağaralara intikal ettikten sonra Ankara'dan bize yardım yağıyordu ... fikirlerimizi silâhla tatbik edeceğimize inanmıştık ... bu bakımdan silâhlı eyleme geçmeye karar verdik ... kır gerillası olarak organize edilmiştik ... Gölbaşı harekâtı iki grup halinde cereyan edecekti ... bunlardan birincisi Adıyaman'a gönderilen banka paralarının soyulması, ikincisi ise Kürecik bölgesindeki Amerikan Radar Üssü'nün tahrip edilmesi işi idi... (Sinan Cemgil, Kadir Manga, Ahmet Erdoğan, Mustafa Yalçıner, Metin Güngörmüş, Hacı Tonak ve Alparslan Özdoğan) harekâtı uygulamak için gruptan ayrıldılar, biz de hareketle Göksu Irmağı'na geldik ve 31.5.1971 günü ırmağı batıya doğru geçtik ... öğle radyosunu dinleyip ve etrafımızın sarıldığını anlayınca bilâhare yapacağımız işleri kararlaştırıp silâhlarımızın üzerine yemin edip gruplar halinde dağıldık ... silâhlarımızı gömdük... (Dosya 4. Karton 4, Sayfa 16-17) ... 1970 yılında emperyalistlerle savaşın silâhlı olacağına karar verdik ... biz dağa gittiğimizde silâhlar hazırdı. Ve kır gerillası başlayacaktı ... Silâhlar kaçakçılardan temin edilmişti ... Banka soygunundan temin edilen bu parayı Kadir Manga dağa getirmişti ve silâhlar bu para ile temin edilmişti... (Dosya 4, Karton 4, Sayfa 24). ...»

Sanık MEHMET ASAL İfadelerinde:

«... Türkiye'nin durumunun sol düzenle kurtarılacağına inandım ... T.H.K. Ordusu'na 2.4.1971 tarihinde katıldım ... bu örgütte Deniz Gezmiş ve diğer arkadaşların bulunduklarını biliyordum ... Alparslan Özdoğan, hazırsan gidelim dedi, esasen T.H.K. Ordusu mensuplarının bu dağlık bölgeye gideceklerini ve bu bölgede muhtelif harekâtlar yapacaklarını biliyordum ... mağarada silâhlar dağıtıldı ... bana bir mavzer ile bir miktar mermi verdiler ... ayrıca eğitim de yapılmıştı ... bazı arkadaşlar ile yol keşfi görevi aldım ve bu görevi yaptım ... 7 kişilik grup Radar Üssünün tahribi için bizden ayrıldılar ... arkadaş-larımızın vurulduğunu radyodan dinleyince dağılmaya karar verdik ve silâhlarımızı gömdük... (Dosya 4, Karton 8, Sayfa 1-2) ... Ankara'dan 2.4.1971 günü Mustafa Yalçıner ile hareket ettik ... ben de T.H.K. Ordusu örgütüne mensubum ... kır gerillası yoluyla devrim mücadelesinin kazanılacağına inanıyorduk ... silâhlı mücadeleye karar vermiştik ... gayemiz halkı örgütleyerek emperyalizme ve toprak ağalarına karşı mücadele vermekti ... biz Türkiye'nin bağımsızlığını savunduk ... Türkiye'nin Amerikan emperyalizmine satılmasına bilfiil iştirak edenleri ve Anayasanın öngördüğü reformları ve bilhassa toprak reformunun çıkmamasını sağlayan feodalleri ve bunların ortak-ları olan tefecileri halk düşmanı olarak ilân etmek vatanseverliktir... (Dosya 6, Sayfa 39). ...»

Sanık MUSTAFA ÇUBUK İfadelerinde:

«...Eylül 1970 yılında haşhaş mitingine katıldım ... bu mitingte Mustafa Yalçıner ve Ahmet Erdoğan ile tanıştım ... ben de mağaraya gittim ... T.H.K. Ordusu isminde bir kuruluş olduğunu bildiğim için arkadaşları görmek için bu arkadaşların yanına gitmiştim ... silâhlı mücadele yapılmadan devrim olmayacağı için silâhlı mücadeleye taraftarım... (Karton 4, Dosya 9, Sayfa 1) ... Amerikan emperyalizmi ve yerli iştirakçileri (ağa-iar, tefecilerle) savaşmak, Anayasayı ortadan kaldırmak olarak kabul edilemez... (Dosya 6. Sayfa 40). ...»

Sanık HACI TONAK İfadelerinde:


«...T.H.K. Ordusu'na ben Alparslan özdoğan vasıtasiyle katıldım ... Nurhan Dağları'nda buluştuk ... içinde bulunduğum arkadaşların konuşmalarından anladığıma göre, sömürü düzenine karşı mücadele etmek icap ediyordu ... mücadelenin şekli geçici olarak silâhlı oluyordu ... ben bu fikre kısmen katılıyordum ... silâhlı mücadeleye karşı idim ... demokratik yollardan halkın bilinçlenmesine taraftardım (Dosya 4, Karton 11, Sayfa 8) ... devrimciyim, fakat demokratik yollardan gitmek lâzım geldiği kanaatindeyim ... Marksizm ve Leninizm hakkındaki kitapları okudum... (Sayfa 29) ... Türkiye halkının çoğunluğunu teşkil eden Türk köylüsü toprak ağalarının elindedir ve çağ dışı düşüncelerle idare edilmektedir. Marksizm-Leninizm bir düzen değil bir bilimdir. ... doğal kanrnları ve toplumsal olayları çözümleyen bir anahtardır ... Gerçek bağımsızlık için silâhlı mücadele zorunludur ... biz Amerikan emperyalizmine karşı savaşmak için dağa çıkmıştık... (Dosya 6, Sayfa 40) ...»

Sanık METE ERTEKİN İfadelerinde:

«...Devrimciliğim Kıbrıs hadiseleri sebebiyle başlar... bu olaylarla Amerikalılara karşı duyduğum his sebebiyle Amerikalıların kaçırılmasına karıştım ... Atatürk Türk Halkları deyimini kabul etmiştir ... Türk Halkları deyimini şu şekilde anlıyorum... (Türkiye'de Kürt, Çerkez, Ermeni gibi Türk olduğunu kabul etmeyen unsurlar vardır) ... (Dosya 3, Karton 5, Sayfa 15) ...» şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır.

b — Yayınlanan bildirilerde:

Sanıklardan Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan tarafından hazırlanıp yayınlanmak üzere TRT, Anadolu Ajansı ve T. Haberler Ajansı'na verilen bildirilerden:

Kaynakça
Kitap: IDAM GECESI ANILARI VE KARARLAR. GEZMIS, ARSLAN, INAN
Yazar: Halit Çelenk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Eyl 2011, 00:24

1 — Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun bütün dünya halklarına ve Türkiye Halkına çağrısı başlıklı ve 4.3.1971 tarihinde yayınlanmak üzere TRT'ye tevdi edildiği anlaşılan bildiride şöyle denilmektedir:

«Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun Sesidir.

1 _ Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu halkımızın bağımsızlığının silâhlı mücadeleyle kazanılacağına ve bu yolun tek yol olduğuna inanır.

2 — Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu bütün yurteseverleri bu kutsal mücadele saflarına çağırır ve hainlere karşı giriştiği kavgada en son savaşçısına kadar devam edeceğini bildirir.

3 — Amacımız Amerika'yı ve bütün yabancı düşmanları te-mizlemek, hainleri yok etmek ve düşmandan temizlenmiş tam bağımsız Türkiye'yi kurmaktır.

4 — Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ezilen halkımızın öncü gücüdür, halkımızın kurtuluşu dışında hiç bir harekete girişmez.

5 — Halkımıza şunu duyuruyoruz:

Düşmanın zenginliğine, sayısına, imkânlarına ve dehşetine aldırmayınız. Düşmana boyun eğmeyiniz, haklarımızı zorla alacağız, çünkü onlar her şeyi bizden zorla alıyorlar.

Bütün Yurtseverler:

Şerefsiz yaşamaktansa şerefle ölmek, yalvarmak yerine zora başvurmak, başkasına değil kendin ve kendin gibi olanlara güvenmek, nerede ve nasıl olursa olsun hinlere boyun eğmemek parolamızdır.

Devrimciler:

Barışçıl şartlar içinde mücadele metotlarını bı-rakınız. Halk kitlelerini kurtuluşa götürecek olan şiddet politikasını temel alan silâhlı mücadeleye T.H.K. Ordusu'nun saflarında katılınız. Ulusal kurtuluş savaşının haklı bayrağını emperyalizmin saldırgan politikasına karşı hep beraber dalgalandıralım.

İşçiler, Köylüler:

Hainler sürüsünün jandarması ve polisi her gün yeni katliamlar hazırlamaya devam ediyor. Doğudaki Komando saldırılarında, 16 Haziranda, Bossa'da ve daha birçok yerlerde, kurşunlanan ve işkence edilen kardeşlerimizin intikamını henüz alamadık. Alın terimize el koyan hainler sürüsüne karşı isyan bayrağını hep beraber açalım.

Öğretmenler, Küçük Memurlar:

Bir kuru ekmek parasını zorla veren, hesabına gelmeyince diyar diyar sürgün çocuğu yapan ve sizleri elinin altında bir uşak gibi kullanmak isteyen bu satılmışlardan aman dilemeyiniz. Ezilenlerin tek kurtuluş yolu ezenlere karşı giriştikleri kutsal isyandır.

Daha şimdiden polisinden, Devlet Başkanına kadar hiç birisi evinde rahat uyuyamaz, çoğu ise evine rahat gidemez olmuştur. Onlar yarın ne olacağını çok iyi biliyorlar ve bugün bir avuç savaşçı olan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun, yarın binler ve milyonlar olduğu zaman ne yapacaklarını düşünüyorlar. Tekrar ediyoruz; düşmanın sayısına, zenginliğine, dehşetine ve imkânlarına aldırmayınız. Onun elindeki silâh ve imkânlarını aldığımız zaman, bizi durduracak hiç bir güç kalmayacaktır. Kendimize ve kendimiz gibilere olan güvensizliği yok edelim. Şunu iyi bilelim ki, halkın yani bizlerin gücü karşısında hiç bir kuvvet dayanmaya muktedir değildir. Bu şerefli kavgada, kutsal görevimizi alalım. Yarının Türkiye'si bize cennet, düşmana zindan olacaktır. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, bu mücadeleye en son nefesine kadar ve kanının son damlasına kadar devam edeceğini bildirir.» (Dosya 2, Karton 4, Sayfa 27-A 27 A-l.)

2 — Dört Amerikalı çavuş ve erin kaçırılmasını müteakip yine 4.3.1971 günü TRT’ye yayınlamak üzere verilen bildiride;

Amerikalıların Türk Halk Kurtuluş Ordusu tarafından kaçırıldığı duyurulmakta ve Amerikalıların serbest bırakılmalarına karşılık ileri sürülen şartlar şu şekilde açıklanmaktadır:

«Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, TUSLOG OET 18 Amerikan Üssü'nde görevli 4 Amerikalı astsubayı esir almıştır.

Esirler şunlardır:

Astsb. Jimmie t. Sexton, Çavuş James M. Cholşen, Çavuş Larry J. Heavner, Çavuş Richard Carraszi; Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu esir aldığı Amerikalıları serbest bırakmak için 36 saatlik bir süre tanımaktadır. Bu süre içinde aşağıda ileri sürülen şartların yerine getirileceği hükümet yetkililerince T.R.T. ve basın yoluyla duyurulmalıdır. Her türlü gelişme aynı haberleşme araçlarıyla yetkililerce açıklanmalıdır. Böyle bir duyuru, yapılmaması halinde şartlar kabul edilmemiş sayılacak, verilen sürenin sonunda Amerikalı esirler kurşuna dizilecektir.

Şartlar:

1 — Esirlerin tümünün serbest bırakılması karşılığı A.B.D.'nin Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'na 400 bin dolar fidye vermesi. (Alış şekli sonradan bildirilecektir.)

«2 — Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun bütün Dünya Halklarına ve Türkiye Halkına başlıklı bildirisi ile «şartlarının» verilen süre içinde TRT'de 7 30, 13.00 ve 19.00 haber ajanslarında eksiksiz okunması.

«3 — Amerikalı esirlerin tutuklu bulunduğu süre içinde hiç bir devrimcinin bu olaydan dolayı tutuklanmaması.

«NOT: Verilen süre 4 Mart 1970 sabahı saat 6.00'da başlamakta ve 5 Mart günü saat 18.00'de bitmektedir. Bu arada polisin girişeceği muhtemel arama çabalarının esirlerin can güvenliğini ortadan kaldıracağı bilinmelidir.» (Dosya 2, Karton 4, Sayfa 28-B.)

3 — Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu tarafından gerçekleştirilen olayları bildiren diğer bildiride ise şu sözler yer almaktadır:

«Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, mücadeleye girdiği kısa dönem içinde yaptığı bütün eylemlerin sorumluluğunu üzerine alır ve halkımıza ilk açıklamayı yapar.

1 — 20 Aralık 1970 gecesi A.B.D. Büyükelçiliği önünde nöbet tutan toplum polisleri kurşunlanmıştır. Bu olay devrimcilere ve halka güven vermiş ve hainler Türkiye'de ilk defa ciddi bir devrimci terörle karşılaşmışlardır.

2 — 11 Ocak 1971 günü Türkiye İş Bankası Emek Şubesi'ndeki 124 bin liraya el konmuştur. Amaç, bir taraftan sömürü çarkının devamını sağlayan olanakların iç mekanizmasını bozmak, diğer taraftan düşmanla daha iyi savaşabilmek için silahlanmaktır. Bu yüzdendir ki, olaydan sonra düşman şimdiye dek görülmedik bir vahşetle halka ve savaşçılarımıza karşı baskıyı artırmıştır. Tam bir aylık kovalamacadan sonra düşman, savaşçılarımızı yakalayamamış fakat kısa zamanda kahraman olmalarına yardımcı olmuştur.

3 — Şubat ayı ortasında İstanbul'da bir Amerikan motoru bombalanmıştır. Motor batmaktan zorla kurtarılmıştır.

4 — 14 Şubat gecesi. Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara, Balgat semtindeki üssüne girilmiştir. Tam 4 saat üs, savaşçılarımızın kontroluna geçmiştir. Cephane diye girilen depoda ve nöbetçilerde silâh bulunmamıştır. Ayrılırken, nöbetçi Amerikalı çavuşu yanlarına alan savaşçılarımız. Türkiye'deki Amerikalılar hakkında gerekli istihbaratı sağladıktan sonra çavuşu serbest bırakmışlardır.

5 — 20 Şubat gecesi İstanbul'da Edirnekapı'da nöbet bekleyen iki toplum polisi kurşunlanmıştır. Bu eylemimiz Ankara'da polislerin kurşunlanmasından sonra aynı taktik çalışma gereği yapılmıştır.

Bu olaylar şunu göstermiştir; düşman zalim, göründüğünden çok korkaktır. Kuvvetli görünmesine rağmen zayıftır. Kuvvetli, yiğit ve cesur olan biziz. Bir buçuk aydır hain iktidarın polis teşkilâtı bir avuç savaşçımızın karşısında dize gelmiştir. Bütün baskı ve şiddete rağmen savaşçılarımızdan bir kişiyi dahi yakalayamamış, fakat halkı kandırmak ve başarılı görünmek için olayla ilgisi olmayan başka devrimcileri tutuklâmış ve işkence etmiştir.

Subaylar, Öğrenciler, Teknik Elemanlar:

Elinizdeki silâhı ve bilimi vatanın kurtuluşu uğrunda kullanınız. NATO'nun emrindeki komutanların ve Amerikan beslemesi hainlerin çıkarlarına karşı dikiliniz.

Esnaflar, Zanaatkarlar, Yetimler, Dullar ve Emekliler:

İnsanca yaşamaya ve insan yerine konmaya muhtaç oldunuz. Sefalet her gün biraz daha belinizi büküyor. Yarına korku ile bakıyorsunuz. Sizlerin kurtuluşu, halkımızın tümünün kurtuluşundan ayrı değildir. Sizleri bu hale sokan hainlerin sonu gelmeden rahata kavuşamayız.

Bütün Yurtseverler:

Amerika ve onun emrindeki hainler yüzünden öz vatanımızda üvey evlât durumuna düştük. Hiç birimiz yarınımızdan emin değiliz, ömrümüz aç, sefil, doktorsuz, ilâçsız, okulsuz, yolsuz geçiyor. Gelecek nesillere vatanı böyle terkedemeyiz. Kanımızı emen bir avuç hain ve onların arkasındaki Amerika'ya karşı isyan etmek en kutsal görevimizdir. Bu talan düzeni böyle devam ettikçe açlıktan ölen biz, işsiz kalan biz. insan yerine konmayan biz, hayat pahalılığı ve zamlardan inim inim inleyen biz ve köle muamelesi gören biz olacağız.

Şimdiye kadar hep avuç açtık, elimize hiç bir şey geçmedi, aman diledikçe uçuruma doğru yuvarlandık. Yardımı onlardan bekledik, zararlı çıktık. Öyle ise: Hainlere karşı başkaldırmaktan başka çare kalmadı. Bugün güçsüzsek birlik olmadığımız için, çünkü onlar bizi birbirimize düşürüyorlar. Gözlerimizi iyi açalım ve esas düşmanı hep beraber görelim. Esas düşman Amerika'dır, hain patronlardır, ağalardır, tefeci ve bezirganlardır. Korkmayalım; vatanın kurtuluşu uğrunda mücadele bir namus borcudur ve zaten kaybedecek bir canımız kalmıştır.» (Dosya 2, Karton 4. Sayfa 28/1-D, 28/2-a.)

4 — Sanıkların planlayıp bilâhare uygulanmasından vazgeçtikleri Federal Almanya Cumhuriyeti Büyükelçisinin kaçırılması sebebiyle hazırladıkları bildiride de şu hususlara yer verilmektedir:

«Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, kaçırdığı Federal Alman Diplomatını serbest bırakmak için yetmiş iki saatlik süre tanımaktadır. Bu süre içinde, şartlarımızın yerine getirileceği Hü-kümet Yetkililerince TRT ve basın yoluyla duyurulmalıdır; her türlü gelişme aynı haberleşme araçlarıyla yetkililer tarafından açıklanmalıdır.

Herhangi bir duyuru yapılmaması halinde şartlar kabul edilmemiş sayılacak, verilen sürenin sonunda, diplomat kurşuna dizilecektir. Şartlar:

1 — 500 bin dolar fidye. (Alış şekli sonradan bildirilecektir.)

2 — Almanya'da halen turist pasaportu ile çalışmak üzere gitmiş Türk işçilerinin bu andan itibaren Almanya dışına sürülme işlemlerinin durdurulması ve diğer Türk işçilerine tanınan bütün hakların (çalışma izni vs.) tanınması.

3 — Ankara kapalı cezaevinde tutuklu bulunan Sevim Onur-sal'ın serbest bırakılması.

4 — Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun «Bütün Dünya Halklarına ve Türkiye Halkına» başlıklı bildirisi ile «şartlarının 72 saat içinde T.R.T.'de 7.30, 13.00 ve 19.00 Haber Ajanslarında ve Köln Radyosunun Türkçe Yayınında eksiksiz okunması. (Dosya 2, Karton 4, Sayfa 19-B.)

5 — Diplomatın tutuklu bulunduğu süre içinde hiç bir dev-rimcinin gözaltına alınmaması.»
Bu 5 bildirinin de adı geçen sanıklar tarafından hazırlandığı. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan'ın ifadeleri ve gerekse Bilirkişi' raporları münderecatından anlaşılmaktadır. (Bilirkişi raporu: Dosya 2, Karton 4, Sayfa 31-31/1)

c — Sanık Mustafa Yalçıner tarafından tutulan günlük ceridede yer alan:

«25 Aralık 1970:


Ankara'dan 6 kişi Teslimin getirdiği yemekleri hemşerimle Kadir'in tesbit ettiği yere taşıdık. Taşıma sırasında sinirli durumlar olduysa da çabuk önlendi. Mustafa katıldı. Sonra gizli olarak bekleme devresi. Ev durumlarında başarılı bir şekilde kullandık. Soygunlarla ilişkili olduğumuzu açıklamıyoruz. Aramızdaki arkadaşların birinin evinden üstü kapalı şekilde kovulduk.

16 Mart 1971:

Sinan geldi, diğerleri yakalandı. Artık hürüz, çünkü dağdayız. Mağaralarda kalıyoruz. Ben para için Ankara'ya gittim. Gittiğimiz gün Elazığlı arkadaşlar geldi. Ben para ve 6 kişi ile döndüğümde silâhlar da taşındı. Artık her şeyimiz yanımızda. Ekmeği Mustafa Dayı getiriyor. Çekingenliği de yok olmak üzere. Çok yardımı dokundu. Teslim mermi işini halletti. Filinta başına 60 kadar mermi düşüyor. Kendimi artçı olarak düşünüyorum, ilk silâhlarımız filinta, smith, bir el bombası. 3-4 gün atış talimi hariç eğitim yapıldı. Ben askeri işlerden sorumluyum. Şimdi Çat Yaylası'na yakın bir mağarada kalıyoruz. Harekete hazır bir durumdayız.

Bu kısımda sanıkların yetenekleri hakkında kanaatlere yer verilmektedir.

SİNAN: Yetenekli bir arkadaş. Her şeyiyle iyi. Grubumuzun genel sorumlusu. Şimdiye kadar yanlışı yok.

TUNCER: En güvendiğim arkadaşlardan. Fedakârca çalışıyor. Devamlı keşifte. Hatası olmadı.

BEN: Kendimi tartabildiğim kadar fena değilim. Her işe mümkün mertebe koşmak istiyorum. Tek hatam Meşeli'de Ata'ya kötü sözler söylemem. Bizi gören bir çoban yüzünden bu işi nasıl yaptığıma hayret ediyorum. Demek eksik yanım varmış.

OSMAN: En sevdiğim, en güvendiğim arkadaşlardan. Çok iyi niyetli. Yapmaktan kaçınacağı, mazeret uydurmaya çalışacağı iş olmaz.

CENGİZ: İyi niyetli, yalnız hâlâ çok bilmişlik huyunu bırakmadı.

SEMİH: Çok düzeldi. Çok çalışıyor. Yalnız kızınca küfür «diyor.

RECEP: Tembel; devamlı ateş başında oturur, kavgadan kaçınacağını zannetmem.

HACI: Aramıza girmesi acaip oldu. Tevkif etme gibi bir durumu var. Düze inip bazı işlerini halletmek istiyor. Hasta olduğundan yakınıyor.

ERCAN: İyi niyetli, çalışkan, ortama uymak için kendini çok zorluyor. Uyuyor.

ASAL: Hiç de Alp'in dediği gibi değil. Aksi konuşuyor. Tek işe gelmiyor ve yoldaşların bazen kalbini kırıyor.

MUSTAFA: Acaip: bazen iyi, bazen çok kötü. Şakadan, lâftan anlamıyor. Çoğu şeyi tersine alıyor. Romatizma bahanesiyle köyüne döndü. Tekrar gelmekten bahsetmiş, ama zor. Bunlar yoldaşların şimdiki durumları.

23 Nisan 1971:

Cibo'dan bayağı ağırdan malzemeyi naklettikten sonra 5 kişi ile Çat'a ekmek ve yiyecek almaya indik. Pek yiyecek gelmemiş. Sabaha karşı nöbetçiler uyumuş. Sabah Hüseyin emirlere karşı gelerek bir sancı bahanesiyle bir saatlik yola gelemiyeceğinde ısrar etti. Sonra at gibi koşarak çevirmeye gitti. Büyük bir disiplinsizlik ve emirlere itaatsizlik örneği, döneceğini söyledi ama yargılanacak. Kanaatimce, ya çok ağır alır ya tekrar aramıza kabul edilmez.

25 Nisan 1971:

Malzemeleri pay ettim. Şimdi biraz düzenlendik. Sayımız da tamam olunca harekete hazırız. Tuncer, Osman'la keşfe gitti.

26 Nisan 1971:

... Terslik (haberi Hüseyin'le yollamıştık) Hü-seyin'in eşşekliği bu, çünkü o ekmek alacağımız evi biliyordu. Gidenler çok sinirli döndüler. Kadir beni içlerinde gideceğimi tahmin edip beraber gelmemekle suçladı. Benim niyetim sadece Hüseyin orada ise onunla karşılaşmamaktı. Onlar Hüseyin'i yanımıza getireceklerdi. Yargılamak için.

29 Nisan:

... Hemşerim son malzemeyi dağıtmış. Kalkınca' iyice toparlanıp hareket ettik. Savaş düzeninde olmayan bir örgütleme kurduk. Teslim bir miktar para aldı. Devir edecek. Sinan at veya katır almaya çalışacak. Bu yüklerle hareket kabiliyeti sıfır, bende 40 bin liraya yakın para var.

15 Mayıs 1971:

Azeri Jandarma lâfını uyuşukluktan kurtulmak için uydurduğunu söyledi. Sabah genel konuşma ve eleştirme yapıldı. 5 kişilik bir disiplin komitesi seçildi ... Gece 1-3'de yürüyüşle ormana varırız diye düşünüyorduk. Fakat 2-3 saat yürümeye alışmışız...

17 Mayıs 1971:

Orman bizi iyi karşılamadı. Devamlı yağmur ve dolu yedik. Sucuk gibi olduk. Bu sinirlilik yüzünden terslikler, küfürleşmeler oldu. Akşama doğru hava açtı. 19.00 haberlerinde gayet neşeliydik. Radyo israil'in İstanbul Başkosolosunun kaçırıldığını söyledi. Gece 2'de yola çıkarak birbuçuk saatlik bir yer değiştirdik.

18 Mayıs 1971:

... Hükümet taviz vermiyor görünüp palavra sıkıyor, adam kaçırmalar için idam cezası koyacaklarmış. Akıllarınca korkutacaklar adamı. Bütün Türkiye'de seri tevkifler başladı. Dergicilerden hepsi aranıyor. KOÇAŞ - DEVLET YA VARDIR YA YOKTUR, DİYE KONUŞMA YAPTI. DEVLETİN TEMELİNDEN SARSILDIĞINI GÖRECEKLER. Gece katır yüzünden çok güç şartlar altında yer değiştirip çok zor bir yere geldik.

20 Mayıs 1971:

... KOÇAŞ YUMUŞAMAYA BAŞLADI. AMA SIKIYÖNETİM SADİSCE BOYUNA SUÇLULARA İHTAR BİLDİ-RİSİNİ TEKRARLIYOR. MÜHLET AKŞAM 17.00'DE SONA ERDİ. BAKALIM NE OLACAK...

21 Mayıs 1971:

...Hâlâ bir haber yok. Çok büyük lâflar ettiler. Altından kalkamıyorlar. Yavaş yavaş hazırlık ve eğitim devresi diyebileceğimiz süre sona eriyor. Savaş vakti çok yaklaştı. 2-3 güne kalmaz gideriz. Dün gece Nedim Öztaş yoldaşı ihbar etmişler. Vuruşarak ve 4 kişi vurarak öldü. Bu adamlar aptal. Şimdi de sokağa çıkma yasağı koydular. Herhalde ey ev arayacaklar. Yoldaşları da geçen akşam Kayseri'den tekrar Ankara'ya götürdüler ... Ağıldakiler hükümete karşı olduğumuzu iyice anladılar. .

23 Mayıs 1971:

... Ankara'dan 200 kişilik Özel Komando Birliği gelmiş. Kürecik'i ve Akçadağ'ı arıyor, köyleri basıyormuş. İstanbul'da dün geceki aramada İsrail Konsolosu ölü olarak bulundu. Yani çocuklar kurtarılamadı. Artık bizim de bir şeyler yapmamız lâzım. İnsan gelen paralarla erzaklardan utanıyor.

24 Mayıs 1971:

... Sabaha karşı iki saatlik yürüyüşten sonra Sinan'ların yanına vardık. Öğleden sonra yargılamalar başladı. Akşama kadar sürdü. Sonunda Tuncer'in sorumlulukları-. nın alınmasına, nöbette ve yürüyüş esnasında uyuyanların da birer öğün yiyeceklerinin kesilmesine karar verildi. ... Tokat'ın, bir köyünde Dev-Genç'in örgütlenmek istendiğini tahmin ettiğimiz harekete (veya yalnız saklanmaya) giderken ikisi tanış beş kişi silâhlarıyla yakalandı ... Öncü grubun komutanı hemşerim.

25 Mayıs 1971:

...Komutanlar toplanarak vaziyet görüşüldü. Teferruat yarın planlanmak üzere bırakılmakla beraber iki gruba ayrılarak, hem üssü basmaya hem de Gölbaşı harekâtını yapmaya karar verildi. Muhtemelen yarın akşam üsse gide-, çekler yola çıkacak. Bu karar bizi hem miskinlikten hem moral bozukluğundan kurtaracak. Şöyle böyle bir baktım da moral bozukluğu ve can sıkıntısından gününü sus pus düşünerek geçiren güvenilir yoldaşların (bir iş yapmak aşkı ile yanıp tutuşan) gözlerinin içi güldü. Şimdilik halledilmesi en önemli olan sorun iki grubun tekrar birleşmesi idi. Bu da bilinmeyen bir bölgede olacak. Hemen kararın akabinde Sinan üç kişi ile Kullan'ın ağıllarına erzak teminine gitti. Gece yarısı da çok hâkim bir tepeye yer değiştireceğiz.

27 Mayıs 1971:

... Öğleye doğru batıya Göksün vadisine yürüyüşe geçtik, çünkü sabah Nurhak'lı bir çobana göründük. Cengiz keşfe gitti ama getirdiği verilere göre yapılan hesaplar fos çıktı ... Gece soğuk, yağmur ve kayalardan uyuyamadık. Zaman geçiyor. Hâlâ sallanıyoruz. İşlerin muhakkak yapılması lâzım.

28 Mayıs 1971:

...Sabah güneş altında üç-dört saat uyudum. 4 kişi öncülerden keşfe gitti. Suyu geçiş arayacaklar. Bu gece, en geç yarın gece gideceğimiz yerde hazır olmalıyız. ... Bugün Sırıklı üzerinde 1-2 uçak dolandı. Oraları arıyor olabilirler. Ekmek, erzak da son haddine geldi...» şeklindeki noktalardan, Kır gerillasının Şehir gerillasının bir devamı olduğu ve asli faillerle irtibat sağlamak suretiyle evvelce alınan karar ve plana uygun bir şekilde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklanan sanık ifadeleri, bildiriler ve Musta'fa.

Yalçıner tarafından tutulan notları havi günlük ceride münderecatı değerlendirildikte:


1 — Suç Kastı:

Sanıkların 1961 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 1. maddesinde yer alan «Türkiye Devletinin şeklinin Cumhuriyet» olduğu ve yine 2. maddesinde düzenlenen ve Cumhuriyetin niteliklerini gösteren «Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan Milli. Demokratik, Laik ve Sosyal bir hukuk devletidir» ve 3. maddesinde belirtilen «Türkiye Devleti ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür, resmi dili Türkçedir» şeklindeki devletin bütünlüğünü ve şeklini düzenleyen hükümleriyle bağdaşmayan ve bu hükümlerin tebdil ve ilgasını sağlayan «Marksist-Leninist» ve netice itibariyle «Komünist» toplum düzenini halk ihtilâli ile (cebren) kurmak için aralarında anlaşarak silâhlı bir çete olan T.H.K. Ordusu'nu teşkil edip eylemlere geçtikleri anlaşıldığına ve bu durum muvacehesinde de. dava konusu olayda sanıkların, TCK'nın 146. maddesinde yazılı suçun manevî unsuru bulunan «Anayasa nizamını değiştirmek» kastı ile hareket ettikleri ve bu fiilleri bilerek ve isteyerek işlemiş oldukları zahire çıkmaktadır.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Eyl 2011, 00:25

1 — İcraya Başlanmış Olması Şartı:

Gerek hüküm gerekçesinde ve gerekse 2. Daire ilâmında etraflıca belirtildiği veçhile sanıklar; Anayasa düzenine dahil olan ve Devletin unsurlarından bulunan «Devletin şekli, bütünlüğü ve kuruluşu» ile ilgili Anayasa nizamını tebdil ve ilga etmek ve yerine «Marksist-Leninist» anlayış ve sistemde «Komünist» bir devlet düzeni kurulmasını sağlamak için silâhlı çete kurmuşlar, bilâhare işe bu gayelerini tahakkuk ettirmek üzere Cumhuriyete, Demokrasiye ve insan haklarına dayanan ve ülkesi ve milleti ile Türk Devletini bir bütün olarak kabul eden Anayasa düzenine karşı maddî eylemlere girişmişler ve ezcümle; Şehir ve Kır Gerilla hareketlerini planlayarak istedikleri şekilde yürütmüşlerdir. Şehir Gerillasını sanıklardan (Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ve Alparslan Özdoğan) T.H.K. Ordusu'nun karargâhı olarak kullandıkları Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin öğrenci yurdunun 201 îu odasında beraberce kararlaştırıp, planlı bir şekilde sevk ve idare etmişlerdir. Şehir Gerillası eylemlerine 29.12 . J günü sanık Yusuf Arslan tarafından çalınan 06-FR-888 plâkalı araçla Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Sinan Cemgil'in Amerika Birleşik Devletleri Elçiliği karşısında bulunan polis noktasının kurşunlanması ile başlanmış ve bu sırada polis kulübesinde nöbet tutan görevli polislerden ikisi ağır şekilde yaralanmıştır. Eylemlere devamla, sanıklardan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Arslan ve Alparslan özdoğan 11 Ocak 1971 tarihinde İş Bankası Bahçelievler Emek Şubesi'ni silâh tehdidi ile soymuşlar ve banka veznesinden 124 bin lirayı gasbetmişler ve aynı sanıklar soygunu müteakip saklandıkları Sevim Onursal'a ait eve 15.1.1971 günü bir icra işlemi için gelen icra memuru Nihat Aksoy, polis memuru Cemal Şeker, Avukat Mehmet Ka-raçalı, Çilingir Recep Başaran ve şoför Mustafa Yıldırım'ı silâh tehdidi ile bağlamışlar ve ayrıca polis memuru Cemal Şeker'in başına tabanca kabzası ile vurarak yaralamışlar; 15.2.1971 tarihinde aynı sanıklar tarafından silâh ihtiyaçlarının temini bakımından Balgat'daki Amerikan Tesislerinde silâh- bulunacağı tahmin edilerek silâhlı baskın yapılmış, ancak depolarda silâh bulunmadığının anlaşılması üzerine bu depoda görevli Amerikalı er R. Finley, Türk ve Amerikalı nöbetçilere ateş etmek suretiyle kaçırılmış ve O.D.T.C'deki 201 No.lu odaya getirilip sorguya çekildikten sonra ertesi gün serbest bırakılmıştır.

Bu eylemlerden sonra, O.D.T. Üniversitesi Atölyeler Şefi Nihat Çokyüce'nin sanıklardan Alparslan Özdoğan ve Hüseyin İnan tarafından 27.2.1971 tarihinde silâh tehdidi ile bağlanıp arabasının gaspedildiği ve sanıklardan Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil. Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın Federal Almanya Büyükelçisini kaçırıp 500 bin dolar fidye almayı tasarladıkları ve ancak bilâhare bu eylemlerinden vazgeçmeleri üzerine, 4 Amerikalı çavuş ve erin kaçırılmasına karar verip, sanıklardan Mete Ertekin'in de katılmasıyla aynı sanıkların 4.3.1971 günü silâh tehdidi ile ve yol kesme suretiyle adı geçen Amerikalıları kaçırıp Aşağı Ayrancı Rüya Sokaktaki Amaç Apartmanı'nın 3 No.lu dairesine kapattıkları ve bu dairede hazırlanan ve 440 bin dolar fidye verilmesi ve diğer şartlar havi bildirinin T.R.T. ve.Basına ve Anadolu Ajansı'na verildiği ve ancak 36 saatlik sürenin bitmesinden sonra 8.3.1971 günü başka bir hadise sebebiyle Amaç Apartmanı'na bir polis ekibinin gelmesi üzerine adı geçen sanıkların daireyi terketmek mecburiyetinde kaldıkları ve sanıkların ayrılmalarından bir süre sonra da Amerikalıların kendiliklerinden daireyi terk ettikleri ve 12 Mart Muhtırası'nın verilmesini müteakip arama ve baskınların arttırılması sebebiyle sanık Deniz Gezmiş ile Yusuf Arslan'ın İstanbul Grubundan Tayfur Cinemre'nin temin ettiği- Cava marka motorsikletle Kır Gerillasının başlayacağı Akçadağ ve Nurhak Bölgesine gitmek üzere, 15.3.1971 günü akşam üzeri Ankara'yı terk ettikleri ve 16.3.1971 günü Şarkışla İlçesine geldikleri ve hava muhalefeti sebebiyle yollarına pikapla devam etmek istedikleri sırada kendilerinden şüphelenen emniyet memurlarının müdahalesi üzerine kendilerine ateş etmek suretiyle olay mahallinden uzaklaşmaya çalıştıkları ve bu arada Yusuf Arslan'ın yaralanıp yere düştüğü. Deniz Gezmiş'in ise olay mahallinden kaçmaya muvaffak olduğu vc şehir içinde ikamet etmekte olan Astsb. İbrahim Fırıncı'nın kapısına ateş etmek suretiyle eve girdiği ve bu sırada kapıyı kapamaya çalışan adı geçen astsubayın eşinin yaralandığı ve silâh tehdidi ile zorla astsubayı arabaya bindirip onun sevk ve idare ettiği araba ile Gemerek İlçesi yakınlarına kadar gelen sanık Deniz Gezmiş'in, yolda emniyet tedbiri alan güvenlik kuvvetleriyle çarpışmaya devamla, onlara ateş ettiği ve bu şekilde yola devam edemeyeceğini anlayan sanık Deniz Gezmiş'in arabayı terk edip kaçmaya çalıştığı sırada emniyet mensupları ve köylüler tarafından yakalandığı;

Sanıklar, şehir gerilla faaliyetleri sonucu soygunlardan ve fidyelerden elde ettikleri paraların büyük bir kısmını kır gerilla bölgesine intikâl ettirerek, bu eylem için gerekli silâh, cephane ve malzemeleri sağlamışlardır. Kır gerilla harekâtı liderliği Sinan Cemgil tarafından yapılmış ve 12 Mart muhtırasından sonra T.H.K. Ordusu'na mensup militanlar muhtelif zaman, vasıta ve yollardan gelmek suretiyle Akçadağ yöresindeki mağaralarda toplanmışlardır. Kaçakçılardan ve muhtelif yollardan temin edilen silâhlar ve cephane başlangıçta bu mağaralarda depo edilmiş bilâhare ise örgüt mensuplarına dağıtılmıştır.

Başlangıçta Güvercinlik mağarasında toplanan sanıklar, oradan Ilıcak mağarasına intikal etmişler ve burada mevcutları 22 kişiyi bulmuş ve bu bölgeden Cibo mağarasına geçmişler ve burada eğitim noksanlığını da giderip harekâta hazır duruma geldikten sonra. Sırıklı Yaylası'na intikâl edip bu bölgede «Gölbaşı Harekâtlarım yapılmasına karar verilmiş ve bu harekâtın iki grup halinde ve iki yönlü olarak yapılması kararlaştırılmıştır. Harekâtın birinci safhası, «Kürecik'teki- Amerikan Radar Üssü'nün tahribi», ikinci safhası ise, çeşitli ban-kalardan Adıyaman'a gönderilen paraların yolda soyulması şeklinde olup, bu iki hareketin müştereken yürütülmesinin planlandığı ve planın tahakkuku maksadıyla harekâta geçilmeden önce (Mehmet Asal, Metin Yıldırımtürk, Elazığlı Yusuf Arslan, Cemâl ve Hasan Kırteke'nin) arazi üzerinde yol keşfi görevi alıp bu görevi ifa ettikten sonra, Sinan Cemgil liderliğinde ve sanıklardan Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan, Hacı Tonak, Metin Güngörmüş, Kadir Manga ve Alparslan Özdoğan'dan müteşekkil 7 kişilik grubun 29.5.1971 günü Gölbaşı harekâtı planının uygulanmasına geçip, 31.5.1971 tarihi sabahı İnekli Köyü sırtlarına geldikleri sırada, köy bekçisi tarafından görülüp Gölbaşı İlçe Jandarma Birlik K.lığı'na durumun bildirilmesi üzerine İlçe J. K.'nın komutasında bölgeye gelen jandarma birliğinin, teslim olmaları hususundaki davet ve ihtarına ateşle mukabele edildiği ve bu suretle karşılıklı silâhlı çarpışmanın başlaması üzerine sanıklardan Ahmet Erdoğan ve Metin Güngörmüş'ün birkaç atıştan sonra çarpışma mahallinden uzaklaşmaya muvaffak oldukları, sanıklardan Hacı Tonak'ın ise gruptan ayrı düşmesi sebebiyle teslim olmak mecburiyetinde kaldığı, diğer sanıklardan Mustafa Yalçıner, Kadir Manga ve Alparslan Özdoğan'ın ise çarpışmaya devam ettikleri ve bu çarpışma sonunda Mustafa Yalçıner'in yaralı olarak, diğer üçünün ise ölü olarak ele geçtikleri, Gölbaşı harekâtının başlaması üzerine üslerinden ayrılıp Göksu Vadisi'ne inip ırmağın ba-tısına geçen diğer gruba mensup sanıklardan Semih Orcan, Ercan Öztürk. Osman Arkış, Recep Sakın, Cengiz Baltacı, Mehmet Asal ve Metin Yıldırımtürk ise saat 13.00 haber bülteninde vurucu kuvvetin akıbetini öğrenince ve etraflarının da sarıldığını görmeleri üzerine, durum müsait olduğunda toplanmak üzere ve silâhları üzerine yemirî edip dağılmayı kararlaştırdıkları ve üç grup halinde olay mahallinden ayrılıp silâhlarını gömdükleri ve bu suretle güvenlik kuvvetlerinin müdahalesi sebebiyle kır gerilla harekâtının amacını tahakkuk ettir-mediği ve bu sanıkların bilâhare muhtelif mahallerde yakalandıkları; sanıkların birbirini itmam ederi ifadeleri ve dava dosyası münderecatından anlaşılmaktadır.

3 — Elverişli Vasıtalar Kullanılması Şartı:

Elverişli vasıta hakkında genel bölümde belirtildiği gibi teşebbüsün cezalandırılabilmesi için, failler tarafından kullanılan vasıtaların elverişli olması icap eder. Ancak elverişli vasıta hususunda her suç için uygulanabilecek genel bir kaide ve kıstas kabul etmek mümkün değildir. Netice itibariyle, vası-tanın elverişli olup olmadığı hususu, genel ve mücerret bir kıstasa göre değil, işlenmek istenen suç, suçun işlenme şekli ve zamanı ve diğer bütün şartlar nazara alınmak suretiyle değerlendirilmesi icap eder. Failin, icraya başlarken gerek mevzu ve gerek kullandığı vasıtalar bakımından icrayı sonuna kadar götürebileceğine, objektif olarak ihtimal verilebiliyorsa, bu halde teşebbüs var sayılacaktır. TCK'nın 146. maddesinde tahakkuku gereken netice olarak, Anayasa düzeninin «tağyir, tebdil ve ilgası» gösterildiğine göre, bu neticeyi doğurmaya elverişli olduğuna objektif olarak ihtimal verilebilen vasıtaların bu suçun işlenmesi bakımından elverişli olduğunun kabulü gerekir.

Sanıklar tarafından işlenmek istenen suçun mahiyeti, suçun işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün şartlar nazarı itibare alınarak dava dosyasında mevcut deliller değerlendirildikte:

Sanıkların hemen hepsi Marksist-Leninist olduklarını itiraf etmekte ve ifadelerinde Türkiye'yi bağımsızlığa ve Amerikan ve yerli ortaklarının (toprak ağalan, tefeciler, büyük sermaye sahiplerinin) sömürüsünden kurtarmak ve idare şeklini ise sosyalizme götürmek olduğunu ve bunun tahakkuku için de, Marksist-Leninist metotlara uygun bir. şekilde hareketle ilk partide halk ihtilâli bilâhare ise, işçi diktatoryası ve daha sonra da komünist toplum düzenine giden idare sistemini kurmak olduğunu açıklamakta ve bu amaçlarına silâh kullanmak suretiyle varılabileceğini kabul ettiklerini ifade etmektedirler.

Gerekçeli hüküm ve Daire ilâmında da belirtildiği veçhile sanıkların gayelerine ulaşmak için uyguladıklarını 'itiraf ettikleri eylemlerde; Marx-Lenin devrim hareketlerinin ve silâhlı mücadelenin yapılış şekli ve usullerini açıklayan ve Carlos Mariguella tarafından kaleme alman Şehir Gerillası adlı kitapta ve yine Kurtuluş yayınlarından olan «Kesintisiz Devrim» kitabında uygulanması önerilen usul ve taktiklerin icra başlangıcı kısmında açıklandığı gibi sanıklar tarafından planlı bir şekilde uygulandığı açık ve seçik görülmektedir.

Bu kitaplarda neticeye ulaşmak için gösterilen usul ve taktiklerden:

a — Lenin'in Devrim Metodunun kabul ettiği «Millî demokratik devrim»in tahakkuku için «iki aşama» icra sistemini sanıklar kabul etmişler ve Anayasanın 3. maddesinde düzenlenen «Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür» şeklindeki devletin esaslı unsurlarından olan devletin bütünlüğü unsurunun ilgasını sağlayan, Türk Milletini millî ve gayrimillî olmak üzere iki sınıfa ayırmışlar ve millî sınıfın (işçi, köylü, küçük burjuva ve öğrencilerden) müteşekkil olup, gayrimillî sınıfın ise, «Emperyalizmle işbirliği yapan sermaye sahipleri, feodalite kalıntıları olan toprak ağaları ve tefecilerin» olduğu belirtildikten sonra bu sınıf dışında kalan halkın, silâh zoruyla iktidara gelmesini sağlamaktan ibaret olan Millî Demokratik Devrimi tahakkuk ettirmek için Lenin'in «İki aşama» sistemini uygulama suretiyle sanıkların eylemlere giriştikleri anlaşılmaktadır.
Gerek Lenin ve gerekse Güney Amerika İhtilâl Liderlerinden Carlos Mariguella'nın Marksist ve Leninist düzenin getirilmesi için kır ve şehir gerillalarından uygulanmasını önerdikleri taktik ve usuller meyanında bulunan «saldırı; silâh, cephane ve patlayıcı madde depolarının basılması; adam kaçırma, sabotajlar, terörizm, resmî dairelere ve binalara saldırma, banka soygunları, yabancıların bulunduğu müesseselere saldırma, zengin tüccarlara, büyük mülk sahiplerine ve muhtelif sebeplerle astronomik kâr elde »den herkese saldırma ve halk kitlesinin bu mücadeleyi desteklemesini ve bilfiil silâhlı olarak mücadeleye katılmalarını sağlayıcı bildiriler dağıtmak...» gibi eylemler; İcra başlangıcı bölümünde açıklandığı üzere sanıklar tarafından planlanan ve uygulanan şehir ve kır gerillası ile tatbik alanına konulmuş ve bu şekilde anarşist ve Anayasa nizamını temelden bozucu eylemlere girişen sanıklar; halk kitlelerinin de kendi eylemlerine katılacağı inancında oldukları için köylü ve işçilerin bu demokratik devrim hareketine katılmalarını sağlamak için birçok faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu husus gerek sanıkların ifadeleri ve gerekse sanıklar tarafından hazırlanıp dağıtılan bildiriler münderecatından anlaşılmaktadır.

b — Sanıkların Anayasa düzeninin ilgasına yönelen hareketlerinin (Anayasayı ihlâl suçunun işlenmesi bakımından «elverişli kuvvet ve mahiyette» olup olmadığının sanık vekilleri tarafından iddia edildiği gibi sadece kullandıkları silâhların mahiyet ve adetleri yönünden değerlendirilmesinin yapılması; işlenmek istenen suçun işlenme şekli ve elde edilmek istenen neticenin mahiyetinin nazarı itibare alınmaması sebebiyle sanıkların eylemlerinin bütünü ile değerlendirilmemesi sonucunu doğurur. Halbuki yukarıda açıklandığı gibi sanıklar, «Cumhuriyet ve insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti» olduğuna ve «Türk Devleti Ülkesi ve Milletiyle bölünmez bir bütündür» şeklindeki devletin esaslı unsurlarından olan devletin şekli ve bütünlüğü ile ilgili anayasa nizamını tebdil ve ilga ile yerine «Marksist-Leninist» anlayış ve sistemde «Komünist» bir devlet düzeni kurulmasını sağlamak için T.H.K. Ordusu isimli gizli bir örgüt olan silâhlı çeteyi kurmuşlar ve gayelerini tahakkuk ettirmek üzere gerek Lenin ve gerekse Güney Amerika ihtilâl liderlerinden Carlos Mariguella'nın «iki aşama» ve Milli Demokratik Devrim taktik ve usullerini aynen uygulamak suretiyle şehir ve kır gerilla faaliyetlerini planlı bir şekilde yürüterek. Anayasanın tanıdığı hür demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelen ve memlekette anarşik ortam yaratan yaygın ve şiddetli silâhlı hareketlerini sürdürürken, sanıklar halk kitlelerinin kendi eylemlerine katılıp kendilerini destekleyeceği inancında oldukları için, demokratik devrimin 4. aşaması olan «halk ihtilâli»ni tahakkuk ettirmek üzere köylü ve işçilerin bu demokratik devrim hareketine katılmalarını sağlamak için birçok faaliyetlerde bulunmuşlar ve bu meyanda bildiriler dağıtmışlar ve netice itibariyle sanıklar gayelerine ulaşmak, işçi diktatoryası ve bilâhare komünist devlet düzenini kurmak için her türlü usul ve taktiklere başvurmuşlar ve bu meyanda Türk Halkları deyimi kullanarak «Türkiye'de Türk ve Kürt» kavminin yaşadığını iddia ile kökü yurt dışında bulunan kürtçülük faaliyetini yönetenlerin de desteğini sağlamayı ihmal et-memişlerdir.

Yukarıda açıklandığı veçhile sanıkların eylemleri bütünüyle değerlendirilip, işlenmek istenen işlenme şekli nazarı itibara alındıkta, sanıkların Anayasa nizamını tebdil ve ilgaya yönelen hareketlerinin bu neticeyi doğurma yani «Anayasayı ihlâl» suçunun işlenmesi bakımından «elverişli kuvvet ve mahiyette» olduğunun mahkemece kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

4 — İcra Hareketlerinin Bitmemesine ve Neticenin Gerçekleşmemesine Faullerin Elinde Olmayan Mani Sebeplerin Amii Olması Şartı:

Sanıkların Anayasa düzenini ilgaya yönelen icra hareketlerinin bitmemesine ve neticenin gerçekleşmemesine, faillerin iradesi dışında kalan 12 Mart Muhtırası'nın verilmesinden sonra kurulan hükümet ve Sıkıyönetimin ilânını müteakip, sıkıyönetim yetkililerince alınan olağanüstü tedbirler ve sanıkların inançları hilâfına halkın kendilerini desteklememesi ve güvenlik kuvvetlerince alman tedbirlerin ise içtenlikle desteklenmesi gibi sebeplerin mani olduğu ve sanıkların kişisel durumlarının incelenmesi bölümünde ayrıca belirtileceği veçhile sanıkların hiçbirinde «ihtiyarî ile vazgeçme» ve «faal nedamet» halini teyit eden kendi iradeleriyle faaliyetlerini durdurma durumunun bahis konusu olmadığı anlaşılmaktadır.

Maddede yer alan CEBİR MEFHUMU:

Genel bölümler kısmında belirtildiği veçhile; TCK'nın 146. maddesinde ifade edildiği gibi fiilin suç teşkil edebilmesi için cebren ika edilmesi icap eder. Doktrinde, bu maddede yer alan cebir mefhumunun; müstakil bir unsur olmayıp maddî unsurun bir rüknü olduğu kabul olunmaktadır.
Dava konusu olayda sanıkları Anayasa düzenini tebdil ve ilga için silâh ve zor kullanmak suretiyle şehir ve kır gerillası faaliyetlerini icra ile «bankaları soymuşlar, adam kaçırmışlar, resmî bina ve tesisleri ve güvenlik mensuplarına saldırı ile kurşunlamışlardır.» Sanıkların sübuta kabul edilen eylemlerinde, suçun maddi unsurlarından mevcut olduğu hiçbir itiraza ve ihtilâfa meydan verilmeyecek şekilde görülmektedir.

Yukarıda yapılan açıklama ve değerlendirmelerden anlaşılacağı veçhile, sanıkların Anayasa düzenini tebdil ve ilga ka.;.-ı ile hareket ettiklerini ve icra ettikleri eylemlerin «Anayasayı ihlâl» suçunun işlenmesi bakımından «elverişli kuvvet ve mahiyette» olduğunu ve icra hareketlerinin bitmemesine, neticenin gerçekleşmemesine sanıkların iradeleri haricinde kalan sebeplerin mâni olduğunu sübuta erdiren, sanıkların ifadeleri ve dava dosyasında mevcut delillerin tahlil ve münakaşası neticesi mahkemece TCK'nın 146. maddesinde yazılı «Anayasa düzenini» tebdil ve ilgaya cebren teşebbüs etmek suçunun maddi ve manevî unsurlarının mevcudiyeti kabul edilerek, suç vasfının TCK'nın 146. maddesinin ihlâli şeklinde tavsif edilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, sanık vekillerinin sanıklara isrlat olunan fiillerin TCK'nın 168 ve 171. maddeleri şümulüne gireceğine ilişkin temyiz sebepleri varid ve kabule değer bulunmamıs ve sanıkların eylemlerinin TCK'nın 146. maddesinde yazılı suçun işlenmesi bakımından arzettiği ehemmiyet derecesine göre ve TCK'nın 64 ve 65. maddesinde «asli ve fer'î iştirak» için gösterilen şart ve unsurları nazarı itibare alınarak değerlendirilmesi gerektiği tebliğnameye uygun olarak OYÇOKLUĞU ile kabul olunmuştur. (Üyelerden Hâkim Tuğg. K. Gökçen ve Hâkim Alb. N. Saçlıoğlu; çeteye dahil sanıkların kâffesinin fiillerinin esas itibariyle TCK'nın 168. maddesine uygun görmekte ve sanıklardan fiilleri bu madde şümulünü aşanlar hakkında da, 168. mad-de ile birlikte, diğer fiillerinin temas ettiği maddelerin ayrı ayrı uygulanması ve bunların herbirine göre tayin edilecek cezaların içtimai suretiyle neticesi cezanın tesbit edilmesi gerektiği düşüncesindedirler.)

B — TCK'nın 59. MADDESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN TEMYİZ SEBEPLERİ:

Doktrinde genel olarak hadiseye göre, takdiri tahfif sebebinin bulunup bulunmadığının tayini ve varan cezayı tahfif konusunun münhasıran davanın esasına bakan mahkemeye verilmiş bir yetki olup, bu yetkinin Yargıtayca murakabe edilemeyeceği hususu kabul edilmekte ise de, gerek Yargıtay ve gerekse Askerî Yargıtay İçtihatlarında ise -aksine, takdiri tahfif sebebinin uygulanmasının Yargıtay murakabesine tâbi olacağı ve takdiri tahfif sebebinin takdirinde (yanılma, zaaf ve tezada) düşülmesi hallerinde hükmün bozulabileceği esası kabul edilmektedir. (Askerî Yargıtay Daireler Kurulu'nun 24.1.1964 tarih ve 1964/12-1 sayılı; 13.1İ.1970 tarih ve 970/77-77 sayılı; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 4.6.1962 tarih ve 2/33-33 sayılı; 22.10. 1962 tarih ve 4/53-51 sayılı kararları).

Vazu kanun tarafından suçlu tanınmaksızın tesbit edilmiş olan cezanın, suçluya uydurulması, diğer bir deyimle, suç ve suçlunun hususiyetleri gözönünde tutularak verilmesi gereken en uygun cezanın tâyini; kısaca «cezanın ferdileştirilmesi faaliyeti ancak, cezayı azaltıcı takdiri sebep» müessesesiyle kabildir. Kanunda aşağı ve yukarı ceza hadleri tâyin edilmiş suçlarda, hâkim bu hadler arasında takdir hakkını kullanmak suretiyle suçluya en uygun cezayı tâyin etme imkânına sahip ise de; sabit cezalarda bu şekilde bir uygulama imkânı mevcut olmadığı cihetle, bu gibi cezalarda ferdileştirme ancak TCK’nın 59. maddesinin uygulanmasiyle kabul olacaktır. Bu bakımdan sabit cezalı suçlarda, suç ve suçluya en uygun olan cezanın tâyininde olayda, «takdiri tahfif sebebinin» mevcut olup olmadığının takdirinde, «yanılma, zaaf ve tezada» düşülmesi hallerinde, bu takdir hakkının murakabesinin, ceza ve canlı adaletin sağlanması yönünden olumlu yetkisi olacağı unutulmamak icap eder.

Suçların işlenme şekli, işleyenin sosyal ve psikolojik durumları değişiklik arzedeceği cihetle, genel olarak hiçbir suçun başka bir suça ve hiçbir suçlunun diğerine benzediği kabul edilemez. Bu bakımdan suçlunun fiiline tekabül edebilecek en âdil bir cezanın tesbitine imkân vermek İçin takdiri tahfif müessesesi kabul edilmiş bulunmaktadır. Bu müessese ile bilhassa sabit cezalı suçlarda, ceza suçlunun şahsiyetine ve ika edilen fiillerin değişiklik arzedebilen durumuna uygun olacak şekilde tâyin edilebilecektir.

TCK'nın 59. maddesinden anlaşılacağı veçhile, nelerin veya ne gibi hallerin takdiri tahfif sebepleri sayılacağı gösterilmediği cihetle, kanunî hafifletici sebepler dışında kalan ve suça tesir eden objektif ve sübjektif haller, «fiilin mahiyeti, suçtan sarar görene iras edilen zararın veya yaratılan tehlikenin ağırlığı, kastın kesafeti, suçun vahameti, suçlunun mizacı, suç esnasında veya suçtan sonra hareket tarzı, iyi hali, suçunu ikrar etmesi, kaçmamış olması» gibi esaslar nazarı itibare alın-mak suretiyle takdiri hafifletici sebep sayılabilecektir. Mahkemece sabit cezalı suçlar hakkında uygulama yapıldığına göre, suça tesir eden takdiri tahfif sebebinin mevcut olup olmadığını sadece suça tesir eden sübjektif hallerin, yani suçlularda bulunabilecek özelliklerin değerlendirilmesi suretiyle değil, suça tesir eden objektif hallerin diğer bir deyimle sanıkların fiillerinin vahamet dereceleri de gözönünde bulundurulmak suretiyle takdir edilmesi icap ederken, hüküm yerinde yalnız sübjektif hallere yer verilmekle yetinilerek, TCK'nın 59. maddesinin uygulanmasına dâir taleplerin reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, sanıklar vekillerinin mahkemenin takdir hakkına müdahale edebileceği yolundaki temyiz sebepleri, tebliğnameye aykırı olarak varit ve kabule değer görülmüş ve bu hususun sanıkların şahsî durumlarının incelenmesi sırasında değerlendirilmesi gerekeceği esasta Oybirliği ile, gerekçede ise Oy-çokluğu ile kabul olunmuştur. (Üyelerden Hâkim Tuğg. K. Gökçen ve Hâkim Alb. N. Saçlıoğlu; Daireler Kurulu'nun TCK'nın 59. maddesinin uygulanması hususundaki kabul ettiği sebebe katılmakla beraber, bu tek sebebe dayanılmasının yeterli olmadığı düşüncesindedirler.)

İKİNCİ BÖLÜM Mahkemece Haklarında Direnme Kararı Verilen Sanıkların Şahsi Durumlarının İncelenmesi

I — Haklarında mahal mahkemesince verilen idam cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmü. Askerî Yargıtay 2. Dairesi'nce sadece TCK'nın 59. maddesinin uygulanmamasının isabetsizliği yönünden bozulan sanıklar:


1 — Sanık Mustafa Yalçıner;
2 — Sanık Ahmet Erdoğan;
3 — Sanık Metin Güngörmüş;
4 — Sanık Hacı Tonak.

a) Her üç sanığın. Kır gerillası eylemlerinin birinci safhasını teşkil eden ve Gölbaşı Harekâtı olarak planlanan Kürecik Amerikan Radar Üssünün tahribi için Sinan Cemgil liderliğinde teşkil edilen 7 kişilik vurucu kuvvette görev aldıkları ve bu gruba dahil (Alparslan Özdoğan, Kadir Manga) ile birlikte 29.5.1971 günü Sırıklı Yaylası'ndan hareketle planın uygulanmasına geçip, 31.5.1971 tarihinde İnekli Köyü sırtlarına geldikleri ve burada köy bekçisi tarafından görülüp Gölbaşı İlçe Jandarma K.lığı'na durumun bildirilmesi üzerine olay mahalline gelen Jandarma Birlik K.'nın teslim olmaları hususundaki davet ve ihtarına ateşle mukabele ettikleri ve bu suretle karşılıklı silâhlı çarpışmanın başlaması üzerine sanıklardan Ahmet Erdoğan ve Metin Güngörmüş'ün birkaç atıştan sonra olay mahallinden uzaklaşmaya muvaffak oldukları sanıklardan Hacı Tonak'ın ise, gruptan ayrı düşmesi sebebi ile teslim olmak mecburiyetinde kaldığı, diğer sanıklardan Mustafa Yalçıner'in, Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alparslan özdoğan ile çarpışmaya devam ettiği ve bu çarpışma sonunda Mustafa Yalçıner'ln yaralı, diğer üçünün ise (Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alparslan özdoğan) ölü olarak ele geçirildiği ve olayın bu cereyan şekline göre, genel bölümde açıklandığı veçhile Ana-' yasayı ihlâl suçunun icrai hareketlerinde bulunan Kır Gerillasına, bu suçun tipine uygun ve suçun tahakkuku için önemli ve mühim sayılan hareketleri icra etmek suretiyle iştirak ettikleri anlaşılan sanık Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan, Metin Güngörmüş ve Hacı Tonak'ın fiillerinin mahkemece, TCK'nın 146/1'inci maddesinde yazılı suça «Aslî maddi fail» olarak iştirak etmek şeklinde kabul ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmediği cihetle, sanıklar vekillerinin sübuta ve suç vasfına ilişkin bilcümle temyiz sebepleri varit ve kabule değer bulunmadığından, 353 sayılı As. Mah. Krlş. ve Yrg. Us. K.'nun 217/ 2. maddesi gereğince ve tebliğname uyarınca REDDİNE: Üyelerden Hâkim Tuğgeneral Kemal Gökçen ve Hâkim Alb. N. Saçlıoğlu'nun suç vasfı ile ilgili genel kısımda belirtilen sebeplerden dolayı karşı oylarıyla OYÇOKLUĞU ile;

b) Ancak, Genel bölümün takdiri tahfif sebeplerinin takdiri ve uygulamasına ait kısımda belirtildiği veçhile, takdiri tahfif sebeplerinin mevcut olup olmadığının, suça tesir eden sübjektif ve objektif hallerin, diğer bir deyimle suçlularda bulunabilecek özelliklerin ve sanıkların fiillerinin vehamet derecelerinin nazarı itibare alınmak suretiyle takdir edilmesi icap etmektedir.

İcrai eylemler kısmında açıklandığı veçhile, Anayasa düzeninin tebdil ve ilgasına yönelen ve dava konusu bütün eylemler sanıklardan (Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve ölmüş olmaları sebebi ile davaya dahil edilmeyen Sinan Cemgil ve Alparslan Özdoğan tarafından T.H.K. Ordusu'nun karargâhı olarak kullanılan O.D.T. Üniversitesi öğrenci Yurdunun 201 No'lu .odasında kararlaştırılıp, bu sanıklar tarafından planlı bir şekilde sevk-ve idare edilmiştir. Adı geçen sanıklar Şehir Gerillası olarak icra edilen bütün eylemlere katılmışlar ve bu ey-lemleri sevk ve idare etmişler; sanıklardan Mustafa Yalçıner. Ahmet Erdoğan, Metin Güngörmüş ve Hacı Tonak ise sadece Kır Gerillası eylemlerinden bulunan (Kürecik'deki Amerikan Radar Üssünün tahrip edilmesi) harekâtında görev almışlardır. Bu 4 sanığın eylemleri, sanıklardan Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın gaye suçun işlenmesi için icra ettikleri eylemlerinin bütünü nazarı itibara alınmak suretiyle değerlendirildik ve bu iki grup sanığın eylemlerinde, gaye suçun işlenmesi bakımından yaratılan tehlikenin ağırlığı ve kesafeti bakımlarından ve fiilleri vahamet dereceleri yönünden farklılık arzettiği ve bu bakımdan sanık Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın fiillerine göre, daha az vahamet arzeden bu 4 sanığın eylemlerinin değerlendirilmesinde; sanıklar hakkında uygulanan TCK'nın 146/1. maddesinin sabit cezayı muhtevi olması hususu da nazarı itibara alınarak, suç ve suçlunun hususiyetleri gözönünde tutularak verilmesi icap eden en uygun cezanın tayin edilmesi demek olan «cezanın ferdileştirilmesini» sağlamak bakımından «takdiri tahfif sebeplerinin», suça tesir eden objektif halleri meyanında bulunan, fiillerin vahamet derecelerindeki, sanıklardan Deniz Gezmiş. Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın eylemlerine nazaran mevcudiyeti anlaşılan farklılık ve hafiflik hususunun bu sanıkların lehine «takdiri tahfif sebebi» olarak takdir edilmesi icap ederken, hüküm yerinde sadece sübjektif hallere yer verilmekle yetinilerek, TCK'nın 50. maddesinin uygulanmasına dair taleplerin reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden, hükmün bu 4 sanık hakkında yalnız bu noktadan ve sanık vekillerinin temyiz sebeplerine atfen ve 353 sayılı As. Mah. Krlş. ve Yrg. Us. K.'nun 221. maddesi gereğince ve tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA Oyçokluğu i.e; (Üyelerden Hâk. Alb. A. Ülgener TCK'-nın 59. maddesinin sanıklardan Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan ve Metin Güngörmüş'e uygulama sebebi bulunmadığı ve Hâk. Tuğg. K. Gökçen ile Hâk. Aib. N. Saçlıoğlu ise, Genel bölümde belirtildiği veçhile tek sebebe dayanılmasının yeterli olmadığı düşüncesindedirler.)

5 — Sanık Mete Ertekin:


Hüküm mahkemesince bu sanığın Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun Marksist-Leninist düzen getirmek kastı ve gayesine dayanan fikirlerini benimseyen ve bunu tatbik alanına koymaya çalışan militanı olduğu ve bu maksatla Ahlatlıbel Üssünden kaçırılan 4 Amerikalı çavuş ve erin kaçırılma olayına iştirak ettiği kabul edilerek, bu hareketleri suça aslî maddi iştirak şeklinde vasıflandırılıp, aslî maddî fail durumunda bulunduğu neticesine varılmış ve TCK'nın 146/1. maddesi gereğince idam cezası ile mahkûmiyetine karar verilmiş ise de; mahal mahkemesince kabul edildiği üzere, sanık -Mete Ertekin'in 4 Amerikalı çavuş ve erin kaçırılması olayına her zaman olan hareketleri ile karışmış olmakla beraber, bu kaçırma olayı sırasında araç kullanmasını bilmesi hasebiyle Amerikalılara ait boş aracın getirilmesi ve mezkûr araç şoförünün enterne edilmesi görevi ile görevlendirildiği ve tipe uygun suçun icrai hareketlerinden olan işbu adam kaçırma olayının Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan ve Sinan Cemgil tarafından icra edilmesine karar verilmesi ve planlaması faaliyetlerine iştirak ettirilmediği ve ancak karar ve planlama safhası bittikten sonra, Hüseyin İnan tarafından kendisine Amerikalıların kaçırılmasına karar verildiği ve aracın getirilmesini kabul edip etmeyeceği şeklindeki teklif üzerine olaya katıldığı ve gerek olaydan evvel fiilin işlenmesine karar verilmesi ve fiilin planlaması faaliyetine katılma ve gerek olay sırasında da barikatlarla yolun kesilmesi ve şahısların silâhla tehdit edilmesi gibi dava konusu «Anayasa düzeninin tebdil ve ilgası» suçunun tipine uygun ve birinci derecede ehemmiyet kazanan faaliyetleri ika etmeyip, aslî hareketleri kolaylaştırmak tarzında yardımcı hareketlerde bulunmak suretiyle müzaheret ve muavenette bulunduğu sübuta erdiğine göre, sübuta eren işbu eyleminin fer'î maddî iştirak olarak değerlendirilmesi icap ederken, asli maddî fail kabulü suretiyle TCK'nın 146,3. maddesi yerine aynı maddenin 1. fıkrasına göre ceza tayin edilmesinde isabet görülmediğinden, bu sanık hakkındaki hükmün sadece suç vasfı yö-nünden 353 sayılı As. Mah. Krlş. ve Yrg. Us. K.'nun 221. maddesi gereğince sanık ve sanık vekilinin temyiz sebeplerine atfen ve tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA oyçokluğu ile; (Başkan Hâk. Tümg: E. Doğu, Üyelerden Hâk. Alb. F. Sirer, M. Ünüulu, N. Alkan, A. Ülgener, H. Tavukçuoğlu ve N. Darıcıoğlu sanığın aslî maddî fail olduğu kanaatindedirler.)

II — HAKLARINDA MAHAL MAHKEMESİNCE VERİLEN İDAM CEZASINA İLİŞKİN MAHKUMİYET HÜKMÜ, ASKERÎ YARGITAY, 2. DAİRESİ'NCE SADECE SUÇ VASFI VE FİİLLERİN TCK'NIN 168. MADDESİ ŞÜMULÜNE GİRECEĞİ YÖNÜNDEN BOZULAN SANIKLAR:
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Eyl 2011, 00:25

6 — Sanık Recep Sakın:

Mahkemece gerek ilk ve gerekse bozma ilâmı üzerine tesis edilen hükümlerde, sanık Recep Sakın'ın Şehir Gerilla eylemlerinden birini teşkil eden Amerikalı Jimm Finley'in kaçırılması olayına iştirak etmiş olduğu kabul edilerek, bu fiilde suç vasfının tayini bakımından hüküm yerinde değerlendirilmiş ise de; sanığın bu fiile katıldığını teyit eden kendisinin hazırlık soruşturması sırasında Askerî Savcıya vermiş olduğu, «Amerikalı Finley'in kaçırılmasında bizzat bulundum.» şeklinde, ve sonraki ifadelerinde rücu ettiği beyanın ve sanık Ercan öztürk'ün yine hazırlık soruşturması sırasında jandarmaca yapılan sorgusunda, «Amerikalı er Jimm Finley'in kaçırılışında Recep Sakın da vardı» mealinde ifadesi dışında bfr delil ve karine bulunmadığı gibi, bu olaya ve bütün eylemlerin karar ve planlanma faaliyetlerine katılmaları sebebiyle bu hususta esas bilgi sahibi olmaları icap eden sanıkların hemen hepsi adı geçen sanığın işbu olaya katılmamış olduğunu sarahaten ifade etmeleri muvacehesinde, 2. Daire ilâmında kabul edildiği veçhile, mahkemenin sanık Recep Sakın'ın Amerikali er Jimm Finley'in kaçırılması eylemine iştirak etmiş olduğunun sübutuna dair kabulünde isabet bulunmadığı sonucuna varılmış ve bu bakımdan sanık vekillerinin bu hususa değinen temyiz sebepleri Tebliğname hilâfına varit ve kabule değer görülmüştür.

Bu kabul muvacehesinde, sanık Recep Sakın'ın fiilinin de. Kır gerillası eylemine katılan diğer sanıklarla birlikte değerlendirilmesi icap ettiği oybirliği ile kabul edildikten sonra, yapılan incelemede:

7 — Sanık Mehmet Nakipoğlu:
8 — Sanık Metin Yıldırımtürk:
9 — Sanık Atilla Keskin:
10 — Sanık Ercan Öztürk:
11 — Sanık Osman Ark ıs:
12 — Sanık Semih Orcan:
13 — Sanık Mehmet Asal:
14 — Sanık Cengiz Baltacı:
15 — Sanık Mustafa Çubuk:

Genel bölümün sanıklarından icrai eylemleri kısmında açıklandığı veçhile T.H.K. Ordusu isimli silâhlı çetenin «Gizli örgüttün militanı olan bu sanıklar: aslî failler tarafından Anayasa düzenine dahil olan ve Devletin esaslı unsurlarından bulunan «Devletin şekli, bütünlüğü ve kuruluşu» ile ilgili Anayasa düzenini tebdil ve ilga etmek ve yerine «Marksist-Leninist» anlayış ye sistemde «komünist» bir devlet düzeni kurulmasını sağlamak için planlayıp, sevk ve idare ettikleri eylemlerden bulunan Kır Gerillası faaliyetine katılmak üzere, muhtelif zaman, vasıta ve yollardan gelmek suretiyle Kır Gerillasının yapılacağı Akçadağ yöresindeki mağaralarda toplanmışlardır.

Sanıklardan Mehmet Nakipoğlu aslî faillerden Hüseyin İnan'la bu eyleme katılmak üzere birçok silâh ve cephane ile Ankara'dan hareketle Pınarbaşı'na gelmiş-ve ancak bu ilçede bir evde, güvenlik kuvvetlerince yapılan adi baskın sonucu Hüseyin İnan'la birlikte yakalanmıştır.

Kır Gerillası bölgesindeki arkadaşlarına katılmasına rağmen, kır gerilla örgütü ile şehir gerilla örgütü arasında irtibat görevini ifa etmesi sebebiyle gerilla karargâhından, İstanbul'da bulunan Cihan Alptekin'i alıp getirmek üzere ayrılan sanık Atilla Keskin, İstanbul'da güvenlik kuvvetlerince yakalandığı cihetle Gölbaşı Harekâtı'na katılamamıştır.

Asli failler, şehir gerillası faaliyetleri sonucu elde ettikleri paraların büyük bir kısmını kır gerillası bölgesine intikal ettirerek, bu eylem için gerekli silâh, cephane ve malzemeleri sağlamışlar ve sanıkların bir kısmı ise silâhlarını beraberlerinde getirmişlerdir. Kır Gerilla hareketi liderliği Sinan Cemgil tarafından yapılmış ve başlangıçta kaçakçılardan ve muhtelif yollardan temin edilen silâh, cephane ve malzeme bu mağaralarda depo edilmiş bilâhare ise örgüt mensubu adı geçen sanıklara dağıtılmıştır.

Başlangıçta Güvercinlik mağarasında toplanan sanıklar oradan Ilıcak mağarasına intikal etmişler ve burada mevcutları 22 kişiyi bulduktan sonra, bu bölgeden «Cibo» mağaralarına intikal edip ve bu bölgede eğitim ve her türlü malzeme ve silâh noksanlığı da giderilip harekete hazır duruma gelmelerini müteakip o bölgeye hâkim olması hasebiyle gerilla harekâtına en müsait olan Sırıklı Yaylasına intikal edip burada «Gölbaşı harekâtı» adı verilen eylemlerin yapılmasına; sanık Mustafa Yalçıner tarafından tutulan günlük ceride münderecatından anlaşılacağı veçhile liderler tarafından karar verilmiştir. Alınan karar ve yapılan planlamaya göre, harekâtın iki yönlü ve iki grup halinde yapılması kararlaştırılmıştır.
Bu harekâtın, «Cumhuriyete, demokrasiye ve insan haklarına dayanan ve ülkesi ve milletiyle Türk Devletini bir bütün olarak kabul eden Anayasa düzenine» karşı girişilen suç tipine uygun "e şehir gerilla harekâtının devamı olduğunu; sanık Mustafa Yalçıner'in günlük ceride defterinde yer alan «... (T.H.K. Ordusu'nun İzmir'deki liderlerinden olan Nedim Öztaş'dan da bahis ile) ... savaş çok yaklaştı ... dün gece Nedim yoldaşı ihbar etmişler ... (ve yine o tarihte Başbakan yardımcısı olan Kocasın, Anayasa düzeninin ilgasına yönelen eylemlerin dur-durulacağına dair vaki konuşmalarında söylediği beyanlarına yer verilerek) ... Koçaş, Devlec ya vardır veya yoktur dedi, devletin temellerinden sarsılacağını göreceklerdir ...» şeklindeki notlar, açık ve seçik göstermektedir.

Harekâtın birinci safhasının, «Kürecik'deki Amerikan Radar Üssünün tahribi», ikinci safhasının ise, çeşitli bankalardan Adıyaman'a gönderilen paraların yolda soyulması şeklinde olduğu ve bu iki harekâtın müştereken yürütülmesinin planlandığı ve- planın tahakkuku maksadıyla harekete geçilmeden önce, (sanık Mehmet Asal, Metin Yıldırımtürk, Elazığlı Yusuf Arslan, Cemâl ve Hasan Kırteke'nin arazi üzerinde yol keşfi görevi alıp, bu görevi ifa ettikten sonra, Sinan Cemgil liderliğindeki ve sanıklardan Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan, Hacı Tonak, Metin Güngörmüş ve bu harekât sırasında ölmeleri se-bebiyle davaya dahil edilemeyen Kadir Manga ve Alparslan Özdoğan'dan müteşekkil 7 kişilik vurucu kuvvetin 29.5.1971 günü Gölbaşı harekâtı planının uygulanması için harekete geçmesini müteakip, yukarıda isimleri yazılı sanıklardan Atilla Keskin, Mustafa- Çubuk ve Mehmet Nakipoğlu dışında kalan sanıkların da karargâhta, kalmayıp, .7 kişilik vurucu kuvvetin hareketini desteklemek ve onlara muavenet ve müzaherette bulunmak üzere, hareketle Göksu vadisine inip bu ırmağın batısına geçtikleri ve ancak saat 13.00 Haber bülteninde vurucu kuvvetin akıbetini öğrenip, etraflarının güvenlik kuvvetlerince sarılmış olduğunu görünce, durumu aralarında değerlendirerek durum müsait olduğunda eylemlere devam etmek üzere tekrar toplanmayı ve bu sebeple dağılmayı kararlaştırıp, bu kararlarını silâhları üzerine yemin etmek suretiyle teyit ettikten sonra, üç gruba ayrılıp olay mahallinden uzaklaştıkları ve silâhlarını gömdükleri ve bu şekilde vaki ihbar sebebiyle güvenlik kuvvetlerinin zamanındı müdahalesi neticesi kır gerilla hareketinin amacını, tahakkuk ettiremediği sübuta ermektedir.

Sanıkların fiillerinin, mahkemece sübut yönünden kabul ve değerlendirilmesine sanık vekillerince tevdi edilen müşterek temyiz dilekçesinde, sadece Recep Sakın, Mehmet Nakipoğlu, Mustafa Çubuk ve Cengiz Baltacı'ya ilişkin kısımlarına itiraz edilmiş bulunulmaktadır. Sanık Recep Sakın'a ilişkin itiraz yukarıda incelendiği cihetle, bu kısımda diğer üç sanığın fiillerinin sübutuna ilişkin temyiz sebeplerinin incelenmesine yer verilmiştir.

a — Sanık Mustafa ÇUBUK'un fiilinin sübutuna ilişkin temyiz sebepleri;

Sanıklar vekili tarafından tevdi edilen müşterek temyiz dilekçesinin sanıkların eylemi bölümünde:


Bu sanığın T.H.K. Ordusu mensubu olmadığı ve Nurhak Dağları'nda bulunan diğer sanıkların yanına gitmiş olmasına rağmen kendisine silâh verilmediği ve bilâhare romatizma bahanesiyle köyüne dönmüş olduğu ve bu sebeple hakkında TCK'nın 146. maddesinin uygulanamayacağı ileri sürülmekte ise de; adı geçen sanığın T.H.K. Ordusu'na kendi iradesiyle katıldığı ve gizli örgütün Kır Gerilla eyleminin tahakkuku için o bölge sakinlerinden bulunması sebebiyle «asli maddî ve manevî faillerin» icra ettikleri faaliyetleri kolaylaştırıcı ezcümle, «Kır Gerillasının yerleşme, barınma ve erzak ikmali» gibi sorunlarını haletmek suretiyle fer'î iştirakin unsurlarını teşkil eden «müzaheret ve muavenet» şümulüne giren yardımcı hareketlerde bulunduğu, «...Eylül 1971 yılında haşhaş ekiminin yasaklanması sebebiyle Malatya'da düzenlenen mitinge katıldım. Bu mitingte Mustafa Yalçıner ve Ahmet Erdoğan'la tanıştım ... 1971 Ocak ayı içersinde bu iki arkadaşla birlikte «Kadir Manga ve Atilla Keskin» eve geldiler, kendilerini evde üç gün misafir ettim ... ve babamın dönmesi ve talebi üzerine evden uzaklaşmak mecburiyetinde kaldılar ... 1971 Şubat ayı içersinde Malatya'da Teslim Töre'yi gördüm ... Güvercinlik mağarasında arkadaşların toplandığını söylemesi üzerine ben de mağaraya gittim ... bir hafta kadar onlarla birlikte kaldım ... bana silâh vermediler ... bacağımda romatizma olduğu için eve döndüm ... T.H.K. Ordusu isimli bir kuruluş olduğunu ... bildiğim için aralarına girmek için bu arkadaşların yanına gitmiştim ... silâhlı mücadele yapmadan devrim yapmanın mümkün olmadığı için silâhlı mücadeleye taraftarım ...» şeklindeki sanığın ifadeleri ve sanık Mustafa Yalçıner tarafından tutulan gerilla günlüğünde mevcut aynen, «...Mustafa katıldı ... ev durumlarında başarılı şekilde kullandık ... aramızdaki arkadaşlardan birinin evinden üstü kapalı kovulduk ... artık her şeyimiz yanımızda, ekmeği Mustafa Dayı getiriyor ... çekingenliği ile yok olmak üzere; çok yardımı dokundu ... Mustafa romatizma bahanesiyle köyüne döndü, tekrar gelmekten bahsetmiş ama zor ... bunlar yoldaşların şimdiki durumları, ...» şeklindeki notlar münderecatından anlaşıldığı;

b — Sanık Mehmet NAKİPOGLU'nun fiilinin sübutuna ilişkin temyiz sebepleri:

Sanığın, T.H.K. Ordusu'na mensup olduğuna dair dava dosyasında hiç bir delil bulunmadığı ve Hüseyin İnan'la birlikte Ankara'da Pınarbaşı ilçesi'ne gelip burada polisler tarafından yakalanması dışında, TCK'nın 146. maddesiyle mahkûmiyetini gerektirecek hiç bir eyleme katılmadığı iddia edilmekte ise de; sanığın T.H.K. Ordusu'nun bir militanı olduğu ve Kır Gerillası eyleminin gerçekleşmesi için, aslî maddi ve manevî faillerin icra ettikleri faaliyetleri kolaylaştırıcı fiilleri ile ezcümle, «asli failler tarafından gerilla eylemine geçileceği hakkında alınan kararları» diğer örgüt mensuplarına ulaştırmak ve bunların gerilla faaliyet bölgesine katılmalarını sağlamak gibi, gerilla hareketinin yapılmasını sağlamak bakımından müzaheret ve muavenette bulunduğu ve aslî faillerden Hüseyin İnan'la bir miktar tabanca ve cephane ile Kır Gerilla bölgesine hareketle Pınarbaşı İlçesine gelip, bir evde istirahat ettiği sırada gü-venlik kuvvetlerinin baskını sonucu yakalandığı; «... ben Marksist ve Leninistim ... O.D.T. Üniversitesi öğrenci Yurdu'ndaki 202 No'lu odada Hüseyin İnanı tanıdım ... aynı şekilde Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil ve Yusuf Arslan'ı tanıdım ... S.B. Fakültesi'nde Hüseyin İnan, bana, Filistin'e gelir misin dedi ... ben de kabul ettim, bana üç tabanca, bir miktar mermi, dinamit lokumları, fitil ve kapsüller ve iki adet sırt çantası ve yiyecekler verdi ... Yaya olarak Gölbaşı'na kadar geldik ... bizi bekleyen arabaya binip Pınarbaşı'na geldik. Orada Hüseyin İnan'ın evine gittik ve bu evde polisler tarafından yakalandık ... Hüseyin İnan bana 300 TL. harçlık vermişti. Sol fikirli kitapları okurum ... Marksist ve Leninist olmamın nedenlerini açıklayamayacağım ... Türkiye'de çeşitli halklar yaşamaktadır ... Emperyalistleri ülkeden atmak için tek çıkar yolun silâhlı mücadele olduğuna inanıyorum ...» şeklindeki sanığın ifadesi; sanık Metin Yıldırımtürk'ün «Mehmet Nakipoğlu Kars'a geldi ve T.H.K. Ordusu'nun teşkil edilmeye başlandığını, mağaralardan silâhla çıkacaklarını ... birçok eylemlerde bulunacaklarını ve Türkiye'yi sömürülmekten kurtaracaklarını söylemesi ve beni ikna etmesi üzerine ben de bu konuda bana düşen görevi yapacağımı söyledim»; sanık Hüseyin İnan'ın, «...201 ve 202 No'lu odalar bize aittir ... arasıra Mehmet Nakipoğlu bu odada yatıyordu ...» şeklindeki beyanları ile sübuta erdiği;

c — Sanık Cengiz BALTACI'nın fiilinin sübutuna ilişkin temyiz sebepleri:

İşbu sanıkla İlgili isnadın sübuta ermediği ve şüpheli durumun mevcut olduğu ve hiç bir eyleme katıldığı kesinlikle göşterilmediği halde, sanığın mahkûmiyetine karar verilmiş olduğu temyiz sebebi olarak dermeyan edilmekte ise de; sanığın kır gerillası eylemlerinden bulunan Gölbaşı Harekâtı'na 7 kişilik grubun dışında kalan ikinci grupta görev almak suretiyle katıldığı; bu harekâta katılan bütün sanıkların hazırlık soruşturması ifadelerinde sarahaten ifade edildiği ve sanık tarafından kır gerilla eylemine katılmadığına dair ikame edilen bütün deliller nazarı itibare alınarak, savunma tanıkları dinlenilmek ve sorulması istenen hususlar yetkili mercilerden sorulmak suretiyle gerek hazırlık ve gerek duruşma safhasında soruşturma derinleştirilmiş ve neticede, sanığın iddialarının varit olmadığı tesbit edildiği cihetle, eyleme katılan sanıkların bilâhare duruşma safhasında eski açık ifadelerini cerh edip, bu sanığın lehine bir durum yaratmak için yegâne yol olan «bizim ifadelerimizde bahsettiğimiz Cengiz bu Cengiz değildir.» şeklinde hazırlık ifadelerini tevile çalışmaları, gerekçeli hükümde kabul edildiği veçhile sanığın kır gerillasına katılmadığına dair delil ve karine olarak kabul edilemeyeceği;

Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı veçhile, sanıklardan Mustafa Çubuk, Mehmet Nakipoğlu ve Cengiz Baltacı ile ilgili olarak vekillerinin varit ve kabule değer görülmeyen sübuta ilişkin bilcümle temyiz sebeplerinin Tetliğname veçhile ve 353 sayılı As. Mah. Krlş. ve Yrg. Us. K.'nın 217/2. maddesi gereğince REDDİNE oybirliği ile;

Ancak, hüküm mahkemesince gerek ilk ve gerekse bozma üzerine tesis edilen hükümlerde; sanık Recep Sakın, Mehmet Nakipoğlu, Metin Yıldırımtürk, Atilla Keskin, Ercan Öztürk, Osman Arkış, Semih Orcan, Mehmet Asal, Mustafa Çubuk ve Cengiz Baltacı'mn gerilla eylemine katılma fiilleri; suça aslî maddi iştirak şeklinde vasıflandırılıp aslî maddî fail durumunda bulundukları kabul edilmiş ve idam cezasıyle mahkûmiyetlerine karar verilmiş ise de; aslî failler tarafından Devletin esaslı unsurlarından bulunan «Devletin şekli, bütünlüğü ve kuruluşu» ile ilgili Anayasa düzenini ilga etmek ve yerine «Marksist-Leninist» anlayış ve sistemde «Komünist» bir devlet düzeni kurulmasını sağlamak için planlayıp, sevk ve idare ettikleri eylemlerin devamı olan kır gerillasının iki yönlü faaliyetlerinden birinci safhasını teşkil eden «Kürecik'deki Amerikan Radar Üssünün tahribi» için harekete geçen Sinan Cemgil liderliğindeki Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan, Metin Güngörmuş, Hacı Tonak, Kadir Manga ve Alparslan Czdoğan'dan mü-teşekkil 7 kişilik vurucu kuvvetin harekete geçmesini müteakip, sanıklardan Recep Sakın, Metin Yıldırımtürk, Ercan öztürk, Osman Arkış. Semih Orcan, Mehmet Asal ve Cengiz Baltacının da, karargâhtan hareketle Göksu vadisine inip bu ırmağın batısına geçtikleri ve ancak saat 13.00 Haber bülteninde vurucu kuvvetin akıbetini öğrenip, etraflarının güvenlik kuvvetlerince sarılmış olduğunu görünce, durumu aralarında değerlendirerek durum müsait olduğunda eylemlerine devam etmek üzere tekrar toplanmayı ve bu sebeple dağılmayı kararlaştırıp, bu kararlarını silâhları üzerine yemin etmek suretiyle teyit ettikten sonra, üç gruba ayrılıp olay mahallinden uzaklaştıkları ve silâhlarını gömdükleri sübuta erdiğine göre: adı geçen sanıkların gerilla harekâtının yapılmasını kolaylaştırmak tarzında ve Sinan Cemgil liderliğindeki 7 kişilik vurucu kuvveti teşkil eden aslî faillere müzaheret ve muavenette bulunmak şeklinde cereyan eden fiillerinin, Gölbaşı harekâtının ikaı bakımından birinci derece ehemmiyet taşımadığı ve o bölge sakinlerinden bulunması hasebiyle kır gerilla harekâtını kolaylaştırıcı, ezcümle, «kır gerilla mensuplarının yerleşme, barınma ve erzak ikmali gibi» sorunlarını halletmek suretiyle fer'î iştirakin unsurlarını teşkil eden «müzaheret ve muavenet» şümulüne yardımcı hareketlerde bulunan sanık Mustafa Çubuk'un sırf hastalığı sebebiyle dağ havasına ve şartlarına tahammül edemeyerek gerilla karargâhından ayrılmak mecburiyetinde kaldığı ve keza kır gerilla eyleminin gerçekleşmesi için aslî faillerin icra ettikleri faaliyetleri kolaylaştırıcı fiilleri ile ezcümle, «aslî failler tarafından gerilla eylemine geçileceği hakkında alınan kararları diğer gizli örgüt mensuplarına ulaştırmak ve bunların gerilla faaliyet bölgesine katılmalarını sağlamak» gibi gerilla harekâtının yapılmasının gerçekleşmesi bakımından müzaheret ve muavenette bulunduğu anlaşılan sanık Mehmet Nakipoğlu'nun. aslî faillerden Hüseyin İnan'la birlikte ve yanında silâh ve cephane olduğu halde Ankara'dan hareketle Pınarbaşı ilçesi'ne gelip, bir evde istirahat ettiği sırada yakalandığı ve El-Fetih'te eğitim görmesi sebebiyle asli failler tarafından diğer sanıklara nazaran, kır gerilla örgütünün dış hizmetlerini daha emniyetle yapabileceği düşünülerek, «silâh temini ve kır gerillası örgütü ile şehir gerilla örgütü arasında irtibat sağlamak» gibi görevlerle görevlendirildiği anlaşılan sanık Atilla Keskin'in ise; aslî faillerden olup çarpışma sırasında vurulması sebebiyle davaya dahil edilemeyen Kadir Manga'nın kır gerilla eyleminde kullanılacak silâhların temini hususundaki faaliyetlerine yardımcı olma ve yine kır gerilla örgütü ile şehir gerilla örgütü arasında irtibat sağlayıcı faaliyetleriyle dava konusu suçun icrai eylemlerinden bulunan kır gerilla harekâtının gerçekleşmesi bakımından, aslî failler tarafından ika edilen tipe uygun hareketleri kolaylaştırmak tarzında ve birinci derecede ehemmiyet ta-şımayan ve müzaheret ve muavenet şümulüne giren yardımcı hareketlerde bulunduğu ve bu sanığın İstanbul grubuna dahil sanıklardan Cihan Alptekin ile irtibat sağlamak üzere İstanbul'a gittiğinde, güvenlik kuvvetlerince yakalanmış olması sebebiyle Gölbaşı harekâtına katılmadığı sübuta erdiği ve aslî failler tarafından sevk ve idare edilen «Anayasa düzenini» tebdil ve ilgaya teşebbüs suçunun icra hareketlerine şehir gerilla eylemleriyle başlamış olduğu ve genel bölümün eylemler ve suç vasfı kısmında da belirtildiği veçhile şehir gerillasının devamı olan kır gerilla harekâtının bu hareketin dışında ayrı ve müstakil olarak değerlendirilemeyeceği ve TCK'nın 168. maddesinde yazılı «silâhlı çete teşkili» suçunun, şeklî bir suç olup, gayeye ait birtakım hareketlerde bulunulmasa dahi çeteyi teşkil etmek-le bu suçun teşekkül edeceği ve çete, gaye suça ait icra hareketlerine başlamakla mevcudiyetini kaybedip, gaye edinilen suçun işlenmesine başlanmış olacağından, bu durumda faillerin artık çete teşkilinden dolayı değil, ika etmiş bulundukları suçtan dolayı cezalandırılmaları gerekeceği ve faillerin dava konusu olaylarda olduğu gibi, kendi iradeleri dışında ve ellerinde olmayan «yakalanma korkusu, endişesi ve hastalık» gibi sebeplerle faaliyetlerini icra edememe durumuna düşmüş olmaları hasebiyle suç işleme kararından caymayıp ve daha müsait bir fırsatta icraya yeniden başlamayı kararlaştırıp, icra hareketlerini bir süre durdurmuş olmaları halinde, «ihtiyari ile vazgeçme» ve «faal nedamet» halinin mevcudiyeti bahis konusu olamayacağı cihetle, sanıklardan Recip Sakın, Metin Yıldırımtürk, Atilla Keskin, Ercan Öztürk, Osman Arkış, Semih Orcan, Mehmet Asal,' Mustafa Çubuk, Cengiz Baltacı ve Mehmet Nakipoğlu'nun sübuta eren fiillerinin «Anayasa düzenini» tebdil ve ilga suçuna fer'î maddî iştirak olarak değerlendirilmesi gerekirken, aslî maddî fail olduklarının kabulü ile TCK'nın 146/3. maddesi yerine aynı maddenin 1. Fıkrasının uygulanması suretlyle ceza tâyininde isabet görülmediğinden, keza bu sanıklar hakkındaki hükmün sadece suç vasfı yönünden 353 sayılı As. Mah. Krlş. ve Yrg. Us. K.'nun 227. maddesine tevfikan ve sanıklar vekillerinin temyiz sebeplerine atfen ve Tebllğnamenin sanık Recep Sakın'a ilişkin kısmına aykırı ve diğer sanıklarla ilgili kısmına uygun olarak BOZULMASINA oyçokluğu ile; (Üyelerden Hâkim Tuğg. K. Gökçen ve Hâkim Alb. N. Saçlıoğlu suç vasfı ile ilgili genel kısımda belirtildiği veçhile sanıkların kâffesinin fiillerinin esas itibariyle TCK'nın 168. maddesine uygun görmekte ve sanıklardan fiilleri bu madde şümulünü aşanlar hakkında da, 168. madde ile birlikte, diğer fiil-lerinin temas ettiği maddelerin ayrı ayrı uygulanması ve bunlardan her birine göre tayin edilecek cezaların içtimaî suretiyle neticei cezanın tesbit edilmesi gerektiği düşüncesindedirler.)

III — HAKLARINDA MAHAL MAHKEMESİNCE TCK'NIN 146/3. MADDESİ GEREĞİNCE VERİLEN MAHKUMİYET HÜKMÜ, ASKERÎ YARGITAY 2. DAİRESİ'NCE SADECE SUÇ VASFI VE FİİLLERİ TCK'NIN 296. MADDESİ ŞÜMULÜNE GİRECEĞİ YÖNÜNDEN BOZULAN SANIKLAR:

16 — Sanık Şükrü Kor Kocalak:

17 — Sanık Sevim Onursal:


Mahkemece, gerek ilk ve gerek bozma ilâmı üzerine dirc-nilerek tesis edilen hükümde; sanık Şükrü Kor Koçalak'ın aslî failler grubu ile evvelce konuşup, anlaştığı ve Sinan Cemgil'in yakın arkadaşı olduğu ve Sinan Cemgil ve temsilcisi bulunduğu grubun ideolojik yapı ve maksatlarının kamu oyunca bilinmekte olduğu, bu bakımdan bu sanığın bunlardan haberi bulunmadığı yolundaki iddialarını samimiyetle bağdaştırmaya imkân görülmediği, kaldı ki sanığın aslî faillere gizlenmeleri yönünden yer bulmakla yetinmeyip, Sevim Onursal'ın evinde bunlarla beraber müştereken silâh tehdidi ile görevlileri bağlama olayına iştirak ettiği ve banka soygunundan elde edilen paranın sanıklar arasında paylaşılması sırasında kendisine de bir miktar paranın verildiği ve bu evde görevlilere tevcih ettiği silâhı uzun bir süre beraberinde bulundurup, Ö.D.T.Ü. Yurdunda asli faillerle beraber kaldığı ve dört Amerikalının kaçırılışı ve sanık Mete Ertekin'in yakalanmasına kadar yurttan ayrılmadığı ve diğer sanıkların kır gerillasına katılmak üzere Ankara'dan ayrılmaları ve bu sebeple yalnız kalması üzerine 26.3.1971 tarihinde teslim olmak mecburiyetinde kaldığı ve sanık Sevim Onursal'ın ise: banka soyguncularının kimler olduğunu Şükrü Kor Kocalaktan öğrenmesine rağmen, aslî faillerin evinde saklanmaları için muvafakatiyle evin anahtarını Şükrü Kor Koçalak'a vermiş olduğu ve bu durum muvacehesinde, Sinan Cemgil grubunun ideolojik yönünü bilmediği şeklindeki iddiasını kabul etmek imkânının mümkün görülmediği ve sanığın Marx'in eserlerini okuyarak kendini yetiştirmeye ve bu konudaki noksanlığını gidermeye çalıştığı, devrimci denen failler grubu ile Kor Kocalak vasıtası ile tanıştığı, Sinan Cemgil'-in yakın arkadaşı olduğu ve Sinan Cemgil grubunun ideolojik amaçlarının tahakkukuna yönelen banka soygunundan haberdar bulunduğu ve bu bilgiye banka soygunundan evvel veya sonra ittila kesbedilmesinin müsnet fiilin mahiyet ve niteliği yönünden ehemmiyeti bulunmadığı Ve evinde cereyan eden olaylarda; polis memuru, icra memuru ve avukatın silâh tehdidi ile bağlanmasına yardımcı ve dışarıda kalan kapıcı, çilingir ve şoförü içeri davet etmek suretiyle bunların da bağlanmasına müzahir olduğu kabul edilerek, işbu iki sanığın hareketleri Anayasayı ihlâl kastı ile ve örgüt halinde çalışan asli faillere müzaheret ve muavenette bulunmak şeklinde vasıflandırılıp fer'î faH durumunda bulundukları neticesine varılmış ve TCK'nın 146/3. maddesi gereğince mahkûmiyetlerine karar verilmiş ise de;
«Genel bölümün iştirakle ilgili kısmında belirtildiği veçhile, TCK'nın 146. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında, genel iştirak hükümlerinin uygulanması dışında özel fer'i iştirak durumları tanzim edilmiş olmakla beraber, bu fıkralar; iştirakin genel unsurları yönünden değil, sadece neticeleri (uygulanacak ceza) bakımından özel hükümleri havi bulunmaktadırlar. Yani bu fıkralar, iştirakin genel hükümlerine sadece ceza bakımından bir değişiklik getirmiştir. Bu bakımdan fer'î iştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için iştirak kastına yani iştirak iradesinin mevcudiyetine lüzum vardır. İştirak şartlarının mevcut olmaması halinde ise, fiil başlı başına ve başka kanun hükümlerine göre suç teşkil edebilecektir.

İştirakin manevi unsuru bulunan, muhtelif sanıkların yek-diğerinden ayrı hareketlerini bir bütün içinde birleştiren, bir birine bağlayan «iştirak iradesi» mevcut bulunmadıkça iştirak bahis konusu olamaz.

Fiilin işleneceği hususundaki bilgi, «asli failin suç işleme kararının takviyesi veya teşvik ve azmettirme» durumları ile birleşmedikçe, manevi iştirak ve FİİLİN İKAI SIRASINDA veya ondan evvel maddî bir hareketle birlik olmadıkça maddî iştirak meydana getirmez.

Netice itibariyle gerek ikinci ve gerekse üçüncü fıkraların tatbik edilebilmesi için, önce 146/1. fıkrasında gösterilen suça ait unsurların tahakkuku ve sonra da fer'î iştirak prensiplerinin mevcudiyeti aranacaktır. TCK'nın 65. maddesi ile tedvin olunan maddi fer'î iştirak halinin bahis konusu olabilmesi için, aslî hareketin yapılmasını kolaylaştırıcı «müzaheret, muavenet» şeklindeki yardımcı hareketlerin suçun işlenmesinden önce veya işlenme sırasında yapılması icap eder. Suçun işlenip bitmesinden sonra yapılacak yardımlar ise, iştirak mefhumu dışında kalacağı cihetle, bu fiilleri hakkında iştirak hükümleri uygulanamaz. Bu maddedeki manevi fer'î iştirak için de, «müzaheret ve muavenette bulunmak vaadinin» suç işlenmesinden önce verilmesi gerekir. Suç işlenip bittikten sonra yapılacak vaadler, iştirak müessesesi dışında kalır.»

Dosya münderecatına göre sanıklardan Şükrü Kor Koçalak'ın aslî faullerden Sinan Cemgil'in arkadaşı olması hasebiyle aslî faillerin kaldıkları O.D.T.Ü. Öğrenci Yurdundaki 201 ve 202 No'lu odalara gittiği ve bu sebeple aralarında vâki konuşmalardan (polis kulübesinin kurşunlanması ve Ankara'daki diğer olayların) bu sanıklar tarafından düzenlendiğine muttali olmasına rağmen, 11 Ocak 1971 tarihinde İş Bankası Bahçelievler Emek Şubesi'nin soyulmasını müteakip Olca Altınay'ın evinde saklanan sanıklardan Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ve Alparslan Özdoğan'ın bu evde kendilerini emniyette hissetmemeleri üzerine, Sinan Cemgil'in bu durumu kendisine söyleyip saklanabilecekleri bir yer bulması hususundaki teklifini kabul edereh, sanık Sevim Onursal ile yaptığı konuşmalar neticesi bu sanığın da, güvenlik kuvvetlerince aranan sanıkların evinde saklanmalarını kabul etmesi ve dairesinin anahtarını sanık Kor Koçalak'a vermesi üzerine, adı geçen sanıkların 14.1.1971 günü Koçalak'la birlikte ve iki grup halinde Kavaklıdere İlbank Yapı Kooperatif Evleri C Blokun-da Sevim Onursal'a ait 64 No'lu daireye gelip yerleştikleri, sanık Sevim Onursal'ın ise ertesi günü sabah eve geldiği anlaşılmaktadır.

Her iki sanığın hüküm yerindeki kabul aksine, 15.1.1971 tarihinde bir icra muamelesi sebebiyle eve gelen görevlilerin silâh tehdidi ile bağlanması fiiline (müzaheret ve muavenette bulunmak) suretiyle yardımcı olduklarını sübuta erdiren, bazı tanıkların kesin nitelikte olmayan ve teşhiste diğer sanıklar bakımından yaptıkları önemli hatalar sebebiyle bütünüyle değerlendirildikte çelişiklik arzeden ifadeleri dışında kâfi delil bulunmaması muvacehesinde;

a — 2. Daire ilâmında kabul edildiği veçhile, bankanın soyulması eyleminin sona ermesinden sonra, yukarıda isimleri belirtilen sanıkların evinde saklanmalarına muvafakat etmek suretiyle, güvenlik kuvvetlerince yakalanmalarına engel olucu faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan sanık Sevim Onursal'ın eyleminde, fer'î iştirakin manevî unsuru bulunan aslî faillerle suçun işlenmesinden önce anlaşma «iştirak iradesi» bulunmadığı gibi, iştirakin maddî şartı olan suçun işlenmesinden önce veya işlenme sırasında «müzaheret ve muavenette» bulunmak hali de bahis konusu olmadığına nazaran. Askerî Yargıtay 2. Daire İlâmmdaki bozmaya uyulması icap ederken, TCK'nın 296. maddesi yerine TCK'nın 146/3. maddesi gereğince ceza tâyin edilmesi kanuna aykırı olduğu gibi;

b — Sanık Kor Koçalak'ın da:

Aslî faillerin, gaye suçun icraî eylemlerinden birini teşkil eden banka soyulması fiilinin ika edilmesinden sonra, işbu fiilin ika edilmiş olduğunu ve fiilin işlenmesinden önce, fiil işlendikten sonra müzaheret ve muavenette bulunacağına dair bir vaadde bulunduğu hususu sühuta ermediğine göre, bu sanığın «suça iştirak iradesi» mevcut olmadan ve eylemin ika edilmesinden sonra, aslî faillerin gizlenmelerini sağlamak için yaptığı yardımcı hareketler, iştirak müessesesi şümulüne girmeye-ceği cihetle, hakkında iştirak hükümleri uygulanamaz. Ancak bu sanığın kendisinin, '....Deniz Gezmiş'in yanında bulunduğum sırada patlamaları onların düzenlediğini konuşmalarından anladım ... polis kulübesinin kurşunlanmasını da Deniz Gezmiş ve arkadaşlarından duydum ...» (Dosya 1, Karton 4, Sayfa 95-81) şeklindeki ifadesinden anlaşılacağı veçhile, (Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan. Sinan Cemgil ve Alparslan özdoğan'ın) asli suçun icrai hareketlerinden bulunan Ankara'daki silâhlı eylemleri düzenlediklerini ve ika ettiklerini bilerek, saklanacak (gizlenecek) yer bulmak ve bizzat saklanacakları yere götürüp yerleştirmek suretiyle yardımda bulunmak şeklinde tezahür ederi fiilinin, TCK'nın 169. maddesinde yazılı «64 ve 65. maddelerde beyan olunan hâl haricinde silâhlı çeteye hâl ve sıfatlarını bilerek ... yardım etmek» suçunu teşkil edeceği ve dava konusu olayda olduğu gibi aslî faillerin gaye suça ait icra hareketlerine başlamış olmaları hasebiyle «silâhlı çetenin» mevcudiyetini kaybedip, gaye suçun işlenmesine başlanmış olması halinde, gaye suçu ika edenlere yardımda bulunanlara bu maddenin uygulanamayacağı şeklindeki kabul, gerek kanunda özel (istisnai) hüküm mevcut iken genel bir hüküm olan TCK'nın 298. maddesinin tatbiki ve gerekse yarfttığı tehlike bakımından (silâhlı çete) mensuplarına yardımdan daha vahim ve ağır bir nitelik ve mahiyet arzeden «silâhlı çetenin gaye suçu işlemeye başlamasından» sonra vaki yardımın daha hafif ceza ile cezalandırılması gibi, ceza hukukunun prensiplerinden bulunan «suçlulara fiillerine uygun olan en adil cezanın» verilmesi esası ve kanun koyucunun mezkûr maddeyi tedvin etmekteki maksadı ile bağdaşmayan neticeyi doğuracağı cihetle, adı geçen sanık hakkında TCK'nın 169. maddesinin uygulanması gerektiği düşünülmeden, aynı kanunun 146/3. maddesine tevfikan hüküm tesisinde isabet görülmediğinden bu iki sanık haklarındaki hükmün, sadece suç vasfı yönünden 353 sayılı As.„Mah. Krlş. ve Yrg. Us. K.'nun 221. maddesine tevfikan sanıklar vekilinin temyiz sebebine atfen ve re'sen ve Tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, sanık Sevim Onursal'a ilişkin kısımda oybirliği ile ve sanık Şükrü Kor Koçalak'a ilişkin kısımda ise oyçokluğu ile; (Üyelerden Hâkim Alb, S. Kirişoğlu, Hâkim Alb. A. Ülgener, Hâkim Alb. H. Tavukçuoğlu, Hâkim Alb. T. Lüleci, sanık Şükrü Kor Koçâlak'ın TCK'nın 296, 151/1 ve 79. maddelerine, mümas suçu işlediği düşüncesindedirler.)

Bozma sebepleri muvacehesinde sanıklar vekili Avukat Saffet Nezihi Bölükbaşı'nın davanın esasına hükmedilmesi ve tahliye istemlerinin REDDİNE; oybirliği ile 24.4.1972 tarihinde karar verildi.

Bu karar çoğunlukla verilmiş, üyelerden hâkim Tuğgeneral Kemal Gökçen ile hâkim Albay Nahit Saçlığolu ayrışık oy kullanmışlardır. Bu ayrışık oylar, giriş yazısına aktarılmış olduğundan buraya alınmamıştır.

Resim
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Deniz Gezmiş, Arslan ve İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir