Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin İdam Kararı

Gerekçe ve Hukuksal Tartışma Bölümü

Burada Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesinin İdam Kararı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Eyl 2011, 00:18

ANKARA 1 NO'LU SIKIYÖNETİM ASKERÎ MAHKEMESİ TARAFINDAN VERİLEN İDAM KARARI
(GEREKÇE VE HUKUKSAL TARTIŞMA BÖLÜMÜ)

Dördüncü Bölüm TCK'NIN 146. MADDESİNİN TARTIŞMASI


TCK'nın 146. maddesi, kanunun 2. kitap, 2. faslının, Devlet Kuvvetleri aleyhine cürümler faslında yeralmış bulunmaktadır.
Madde metninde Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun adı geçmekte ise de bunun, suçun işlendiği anda mer'i olan Anayasayı kastettiği ve olduğu her türlü izahtan varestedir. Esasen bu deyimi sadece ve mücerret ibr kanun olarak ele almamak gerekir. Maksat devleti hukukî ve siyasî temel kuruluşları, devletin temel nizamı ve Anayasa ile kurulmuş temel nizam ve devlet düzenidir.

Sözkonusu madde ile korunmak istenen, devletin ülke unsurunun dışında kalan unsurları ve bilhassa yargı, idare ve yasama organlarıdır. Nitekim buna genel olarak «Anayasa Nizamı» adı verilmektedir ki, bundan maksat, devletin kuruluşunu, temel organların; yasama, yürütme ve yargı yetkilerinden meydana gelen egemenlik yetkilerini, niteliklerini ve kullanma esas ve usullerini, temel ve kamu haklarını düzenleyen hukuk örf ve âdet kuralları bütündür. (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, cilt 2, s. 109).

Suçun tekevvünü için fiilin müelliflerce kısaca Anayasa nizamı adı verilen devletin temel nizamlarına müteveccih olması; mer'i Anayasa ile kurulmuş bulunan bu nizamın bir kısmına veya tamamına hedef olması gerekir. Anayasa, cemiyetin zaman süreci içinde değişen ihtiyaçlarına uygun olarak, şüphesiz ki, değiştirilebilir. Bu değişikliğin nasıl yapılacağı gene bizzat Anayasa tarafından gösterilmiştir. Böylece kanun yolundan olmayan gayrimeşru ve hukuka aykırı bir şekilde Anayasanın ve Anayasa nizamının değiştirilmesi ceza tehdidi altına alınarak önlenmek istenmiştir. TCK'nın 146. maddesinde gayrimeşru olarak, hukuka aykırı bir değişikliğin Anayasanın tamamına veya bir kısmına yapılması bir tutulmuştur. Örneğin, sadece Meclisleri yoketmeye, yahut Meclislerin birini ortadan kaldırmaya veya hatta diğer hükümleri baki kalmakla beraber Başbakanın yetkilerini de Başkanda toplamaya yönelmiş bir değişiklik İle Anayasanın tümünü ortadan kaldırmaya matuf bir eylem arasında suçun tekevvünü bakımından bir fark mevcut değildir.

Davaya 16.7.1971 gününde başlanmış ve 9.10.1971 gününde, yani iki ay 23 gün içinde karar bağlanmıştır.
Bu yönü ile sözü edilen suç, hukuk tekniği bakımından tehlike suçudur. Aynı zamanda bir fikir suçu olmayıp maddi bir fiile lüzum gösteren bir suçtur. (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, cilt 2, s. 111).

Lügati mânâsı itibariyle tebdil, başka bir duruma sokmak, değiştirmektir. Tağyir, bozmak, aykırılaştırmak ve ilga da, yok-etmek, kaldırmak anlamına gelmektedir. Birbirini tamamlayan bu deyimlerdeki ortak anlam. Anayasa ile kurulmuş olan nizamı az veya çok; tamamen veya kısmen kanunun gösterdiği yollardan başka şekilde değiştirmektir. Burada bahse konu olan Anayasa nizamının hukuk dışı, meşru olmayan yollardan tamamen veya kısmen hükümsüz, fiilen işlemez hale getirilmesi sonucunu meydana getiren bütün hareketlerdir. (Prof. Faruk Erem, Türk Ceza Hukuku Hususi Hükümleri, s. 75.)

Nitekim Yüksek Adalet Divanı kararının 19. sayfasında bu konuyu «Gerçekten Türk Anayasasını tebdil, tağyir ve ilga etmek hadisemizdeki hal bakımından ister aşağıdan, ister yukarıdan gelsin, bazı fiil ve tasarruflarla mevcut Anayasanın fiilen tatbik edilemez hale getirilmesi, onun ana prensiplerinin kısmen veya tamamen fiili surette ortadan, kaldırılması, kısaca hukukî rejim yanında ona ana çizgileri ve karakteri bakımından zıt bir fiili rejimin yaratılmasıdır. Demek oluyor ki, sistemli ve kasıtlı olarak Anayasadaki prensiplerin fiilen ortadan kaldırılması, yani fiilen Anayasa dışı bir rejim yaratılması bahis konusu ise, bu takdirde, 146. maddedeki suç işlenmiş demektir» şeklinde hükme bağlanmıştır.

İki kısımdan oluşan maddedeki diğer suç «Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi'ni ıskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs etmek» suçudur. Mer'i Anayasamıza göre kurulmuş olan Senato ve Millet Meclisi'nden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin veya Senato veyahut Millet Meclisi'nden birini devirmek, düşürmek veyahut da çalışamaz, vazifelerini yapamaz, yerine getiremez hale getirmeye maddî ve manevî cebirle teşebbüs etmek, sözkonusu suçu ortaya çıkarır. Her iki meclisi veya birini devirip, düşürmek, onu yıkmak, varlığına son verip ortadan kaldırmak, bu suçun maddi unsurlarını teşkil eder, meclislerin mevcudiyetine rağmen onları Anayasa ve içtüzükte hüküm ve esasa bağlandığı şekilde yasama, murakabe -vesair görevlerini yapmasına engel olmak, yapamaz hale getirmek, maddedeki «...vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs» demektir.

Gerek Anayasanın tamamım veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya cebren teşebbüs, diğer bir deyimle Anayasa nizamını ihlâl suçu, gerekse Anayasa ile kurulmuş olan Büyük Millet Meclisi'ni ıskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs suçu herhangi bir kimse tarafından işlenebilir. Fakat genel olarak kabul edildiği üzere «146. maddede yazılı suç, bünyesi itibariyle tek kişi tarafından işlenmesine hemen hemen imkân olmayan bir suçtur.* (13 sayılı geçici kanun hak-kında İlim Heyeti Rp.)

Bir örgüt ve kollektif faaliyeti gerektirir; fail veya failler topluluğu, diğer bir deyimle irtikâb edenler veya doğrudan doğruya beraber işleyenler idare edenlerden olabileceği gibi, idare edilenlerden de olabilir. Hattâ bir kısmının idare edenlerden, bir kısmının da idare edilenlerden olması mümkündür.
Fiilin tevekkünü için cebrin bulunması şarttır. Cebir, suçun mahiyeti ve bu madde ile devletin temel nizamının korunmak istenmesi itibariyle çok geniş bir anlam taşımaktadır. Maddî veya manevi olması arasında bir fark yoktur. Zira, «Cebir cürmün unsuru değil niteliğidir. Cebir failin fiilinde değil, meydana gelen hukuk dışı değişikliktedir. Cebren deyimi, niteliği bakımından Anayasaya aykırılık anlamını taşır». (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, cilt 2, s. 111.)

Maddede «bahis mevzuu olan cebir, maddî ve manevî cebirdir. Korkutma, sindirme ve tehdit ile manevî cebir kullanılmış olabilir».

«Cebir, istenilen değişikliği gerçekleştirmek üzere gerek mali, gerek maddî, gerekse manevi her türlü vasıtanın kullanılmasını ifade eder». (Cıvalı, Trattato, 2, 112, s. 101-104.)

Fiilin ikmal edilip gayesine ulaşması halinde yeni bir nizamın ortaya çıkması sözkonusu olacağı cihetle, 146. maddede ceza tehdidi altına alınan fiile teşebbüs edilmesi, gerekli ve yeterlidir. Kanunun, umumî hükümler bölümünde, 61 ve 62. maddelerinde, genel olarak teşebbüs hükümlerinin mevcut olması ve ceza tatbikatında bu hükümlerin, fiillerin işlenişindeki aşamalara göre. bütün hususî hükümlere uygulanması mümkün iken, 146. maddede ayrıca bir teşebbüsten bahsedilmesi karşısında, bu teşebbüsün TCK'nın 61 ve 62. maddelerinde öngörülen teşebbüslerden farklı anlamda kullanıldığı sözgötürmez- bir gerçektir. 146. madde devlet nizamını. Anayasal düzeni, devletin temel kuruluşlarını vikaye için konulmuş bir madde olduğuna göre. bu maddede geçen teşebbüs deyimi, kanun koyucunun konuya göstermek istediği hassasiyet gözönüne alınırsa, 61 ve 62. maddelerde, öngörülen tam ve nakıs teşebbüs kavramlarından daha geniş bir anlam taşıdığı sonucuna ulaşılır. 146. maddede öngörülen teşebbüsü, 61 ve 62. maddelerde tarif edilen, tam ve nakıs teşebbüsleri içine alır. Tam ve nakıs teşebbüslerde elverişli vasıtalarla fiilin icrasına başlanıldığı halde 146. maddedeki teşebbüste, bundan önceki bir safha olan «fiilin işlenmesine yönelme» başka bir deyimle «fiili işlemeye kalkışma» dahi kapsam içine alınmıştır. Bu duruma göre, suç teşkil eden fiilin safhaları, aşamaları, başlangıçtan tam (fiile doğru),

1) fiilin işlenmesine yönelme (teşebbüs öncesi);
2) fiilin icrasına elverişli vasıta ile başlama (teşebbüsü);
3) fiilin işlenmesidir.

Bu, genel prensiplerden ayrışmak demektir. Ancak, «Toplum ve Devletin yüksek menfaatleri için tehlike yaratan ve bu itibarla özelliği bulunan 146. maddedeki suç bakımından ayrı bir safhanın gözönünde tutulması gereklidir. Bu da suç işlemeye yöneltilen fiillerdir. Şu hale göre 146. maddedeki cürmün özelliği bakımından diğer suçlardan ayrı olarak üç safha bahse konu olacaktır.

«
1 Suçun işlenmesi;
2) suçun işlenmesine teşebbüs edilmesi; 3) suçun işlenmesine yönelinmesi, yani suçun işlenmesine yönelme veya girişme niteliğindeki fiillerdir. Meselâ suçun işlenmesi için yardımcılar bulmaya çalışılması gibi, bu halde toplumu tehlikeye koyacak suçu işlemeye girişme başlamıştır.
»
(A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, c. 2. s. 110.)

Bu anlayış sebebiyledir ki, «Mehaz kanunda teşebbüs tabiri kullanılmamıştır, muayyen bir gayeye matuf fiil ibaresi tercih edilmiştir. Teşebbüs tabirinin malûm ve muayyen teknik mânâsı (TCK'nın 61-67) muayyen gayelere matuf fiil ibaresinden daha dardır. (Prof. Faruk Erem. TCK'nın Hususi Hükümleri, s. 78.)

Fiili işlemeye kalkışma safhası tasavvur ve karar safhasından ilerde fakat icraya başlama safhasından beride bir safhadır. Şüphesiz ki teknik anlamdaki tam ve nakıs teşebbüsler için aranan,

a) bir cürmün icrasına karar verilmesi;

b) fiili işlemekte kullanılan vasıtaların elverişli olması;

c) cürüm işleme kararının icrai safhaya intikal etmiş olması;

d) failin elinde olmayan sebeplerden dolayı cürmün husule gelmemesi veya cürmün meydana gelmesi için gerekli fiillerin tamamlanmamış olması gibi unsurlar burada da sözkonusudur. Gerçekten, herhangi bir kasti suçun işlenmesi, önce sanıkta o yönde bir fikrin doğması ile başlar. Fail bu fikri bir süre düşüncesinde ve likriyatında besleyerek tasarlar. Kendince olgun ve yapılabilir, işlenebilir bir duruma geldiğine kanaat getirince cürmü işlemeye karar verir. Bundan sonra da verdiği kararı uygulamaya geçer. Bu maksatla bazı hazırlıklara girişir ki, cünkü icraya hazırlık eylemleri başlamıştır. Son safha ise fiilin icrası safhasıdır. Bundan sonra üç durum kendini gösterir.

1) Ya fail suçu tam olarak işlemiştir: suçu işlemekten bütün sonuçlar hasıl olmuştur.

2) Yahut fail suçun bütün neticelerinin hasıl olması için her hareketi yapmış olmasına rağmen elinde olmayan dış sebeplerin tesiri ile sonuç meydana gelmemiştir. Buna tam teşebbüs denilmektedir.

3) Veyahut da, fail, icrasına başlamış olduğu fiili, deruni sebeplerden ötürü kendiliğinden keser, durdurur (vazgeçme) Teya vesaiti mahsusa ile icrasına başlamasına rağmen elinde olmayan engellerden dolayı cürmün kemali ile meydana gelmesi için gerekli fiilleri tamamlayamamıştır; buna da nakıs teşebbüs adı verilmektedir.

Görülmektedir ki, cürme teşebbüste bulunması şart olan unsurlar:

1) Suç kastı,
2) Vesaiki mahsusa,
3) İcraya başlama ve icra hareketinin bitmemiş olması,
4) Neticenin husule gelmemiş olmasıdır.
Suç kastı, failin düşüncesinde bir suç işleme fikri doğduktan, bir süre fikriyatında beslenip tasarlandıktan sonra, o cürmü işlemeye karar vermesidir. Suç kastının deruni bir kavram olduğundan şüphe bulunmamaktadır. Maddî eylemlerle tespit ve tayini mümkün. bulunmaktadır.
«Suçu işlemeye kalkışmak, o fiili ve fiilden beklenen neticeyi meydana getirmeye elverişli vasıtalarla olabilir. Vasıtanın elverişliliği için kıstas, suçun mahiyetidir, suç ile failin ulaşmak istediği gayedir. Bu sebepledir ki, bir suç için elverişli olan vasıta, başka bir suç bakımından elverişli olmayabilir». (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, c. I, s. 61.)

Elverişli vasıtanın, neticenin meydana gelmesine yeterli olup olmadığı aranmaz ise de. fail tarafından elverişli tarzda kullanıldığının da tespiti gerekir. Fakat fail «Elverişli vasıtanın elverişliliğini biliyorsa, teşebbüsün vücudundan şüphe edilemez». (Prof. Faruk Erem, TCK, c. 1, . 388.)

Cürmün icrasına başlamak, o suçun meydana gelmesi için ifası gerekli ve suçun maddi unsurlarını teşkil eden hareketleri yapmaya başlamaktır, İcraî hareketler, hazırlık hareketleri demek değildir. Hazırlık hareketleri, tasavvur ve karardan sonra, fakat, cürmün icraî hareketlerine başlamadan önce girişilen ön hareketlerdir. «İcra hareketleri yapıcı, hazırlık hareketleri İse hazırlayıcıdır». (Prof. Faruk Erem, TCK Genel Hükümleri, c. 1. s. 389.)

Hazırlık hareketleri, prensip olarak, ceza tehdidi altında olmadığından ve ceza, icrai hareketle birlikte başladığından, icra! hareketlerin başlamış olup olmadığını kesin ve açık şekilde tespit etmek gerekir. Failin, çürmi kastından şüphe edilemeyecek derecede fiile yaklaşmış olduğunu anlatan hareketler, icrasına başlamış fiillerdir. (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, c. 1, s. 61.)

«İcra hareketleri, tamamlandıkları zaman, suç husule getirmeleri mümkün olan hareketlerdir. Halbuki, ihzar hareketleri, ne kadar devam veya tekerrür ederse etsin, böyle bir netice husule getirmezler». (Prof. Faruk Erem, TCK, c. 1, s. 391.)

Teşebbüste icra hareketlerinin elverişli vasıtaların başlamış olması şarttır. İcra hareketlerinin tamamlanmış olmasına rağmen, neticenin husule gelmemesi, tam teşebbüsü meydana getirdiği halde, icra hareketlerinin bitirilememesi, nakıs teşebbüsü ortaya çıkarır. «Tam teşebbüsü tam cürümden ayıran nokta, teşebbüste bütün icra hareketlerinin bitirilmiş olmasına rağmen, kastedilen neticenin meydana gelmemiş olmasıdır». (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, c. 1, s. 253.)

Neticenin husule gelmemiş olması «mani sebep» şeklinde teşebbüsün şartıdır. Mani sebep, TCK'nın 61 ve 62. maddelerine göre, sanığın ihtiyarı dışında olmalıdır.

Mani sebepleri şöylece tasnife tâbi tutabiliriz:

a) Dış sebepler: Suçlunun hareketi veya kullandığı vasıta üzerine tesir edenlerdir.
b) İç sebepler: Harici ve maddî hadiselerden neşet eden ve suçlunun iradesine müessir olanlardır. (Prof. Faruk Erem, TCK, c. 1, s. 392.)

Kasıt, cürmün manevi unsurudur. Genel prensip, TCK'nın 45. maddesinde «Cürümde kastın bulunmaması cezayı kaldırır...» şeklinde konulmuştur. Her suçta olduğu gibi, TCK'nın 146. maddesinde yazılı suçta da, kastın kesin şekilde tespiti gerekir. Zira. suçun mevcudiyeti veya ademi mevcudiyeti sözkonusudur. TCK'da mevcut hükümlerden anlaşıldığına göre, kastın, işlenmiş olan fiile ve aynı zamanda ondan doğan neticeye, cürmün bütün unsur ve vasıflarına taallûk etmiş olması icabeder. Kısaca, genelleşmiş bir taraf olan kast, suçu teşkil eden fiili, neticelerini bilerek ve isteyerek işlemek iradesidir.

Bu tarife göre, kastın dayandığı unsurları şöyle sıralayabiliriz:

1 — Fiilin icrasında irade: İrade dışı işlenmiş bir fiilde kasıttan sözedilemez. Bir fiil, irade ile işlenmişse, onu işleyene yüklenebilir:
2 — Niyet: Failin, işlediği fiile ulaşmak istediği amaçtır.
3 — Saik: Failin, fiil neticesinde hasıl olacağını umduğu menfaattir ki, onu, fiili işlemeye iter.
4 — Failde, suçu işlerken, hareketinin meşru olmadığı yolunda şuurun bulunmasıdır.
Bu unsurlardan özellikle saik üzerinde durmak gerekir. Saik, Kanunumuzda, kasıt gibi hükme bağlanmamıştır. «Bu sebeple, kural olarak saik'in, suçların manevi unsuru bakımından bir tesiri yoktur. Suç, ister iyi ister kötü saikle işlenmiş olsun, netice birdir». (Prof. Faruk Erem, TCK, c. 1, s. 297.)

Ancak saik kanunda maddi oluşları birbirine benzeyen bazı suçlan tefrik hususunda nazara alınmıştır, örneğin:

Şehvet hissi ile, adam kaçırma fiili ile bir örgüte maddi menfaat sağlamak veya isteklerini, prensiplerini kabule zorlamak için adam kaçırma fiillerinde saik'ler farklı olduğu halde, fiil, adam kaçırmaktır.

TCK’nın 146. maddesinde öngörülen suçun tekevvünü için, mevcudiyeti şart olan kast, umumi kast'tır. «Fiilin, bilerek ve isteyerek işlenmiş olması gerekir. Fiilin hedefi ve sebebi. Anayasa nizamının değiştirilmesi olması itibariyle neticenin bilinmediği veya istenmemiş bulunduğu, bahse sözkonusu olamaz. Failin cezai mesuliyeti için. Anayasa nizamını değiştirmeye yöneltilen fiilleri bilerek ve isteyerek işlemiş olması yeter sayılır». (A. Pulat Gözübüyük. TCK Şerhi. c. 2, s. 112.)

TCK'NIN 146. MADDESİNDE YAZILI SUÇA FERİ İŞTİRAK

TCK'nın Umumî Hükümler Bölümü'nde, 65. maddesinde ön-görülen fer'i iştirakin unsurları, 146. maddede baki tutulmakla beraber, yeni bazı unsurlar ele alınıp, bilhassa fer'i şerik'e tayin edilecek ceza yönünden, yeni. hükümler getirilmiştir.
İştirakin genel şartlarıma ve özellikle iştirak kastının araş-tırılması gerekir.

«Fer'i iştirak, bir suçun işlenmesine 2. derecede sayılan hareketlerle katılmaktır. Fer'î fail, ikinci derecede ve bu kasıtla suça katılan bir yardımcıdır. Bu itibarla asli maddi failin suç teşkil eden hareketleri ile yardımcı failin hareketleri arasında bir bağlantı vardır». (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, c. 1, s. 272.)

Ceza Kanunumuzun kabul ettiği prensibe göre, fer'i iştiraki asli iştirakte olduğu gibi fer'i maddi ve fer'i manevî iştirak Olarak ikiye ayırmak zorunludur.
TCK'nın 65. maddesinin 2. ve 3. bentlerinde tarifini bulan şekilleri sayılan, fer'i maddî iştirak, suçun işlenmesinde ve işlenmesi sırasında asli-maddî faile, fiilin tekemmülü için vasıta tedarik etmek ve suçun işlenmesini kolaylaştırıcı yardımlarda bulunmaktır. Vasıta tedarik etmek mutlaka suçun işlenmesinden önce vuku bulmalıdır. Suçun işlenmesine yardımcı olacak vasıta ve işin ne olabileceği, her fiilin mahiyet ve şümulüne göre, ayrı ayrı. hâkim tarafından takdir edilir. Vasıta, menkul veya gayrimenkul olabilir. Vasıtanın elverişli olması ve suçun işlenmesinde kullanılmış bulunması, fer'i maddî şerikin cezalandırılabilmesi için tesbiti gerekli olan şartlardandır.

Suçun işlenmesinden evvel veya işlendiği sırada müzaharet ve muavenetle icrasını kolaylaştırmak, faili desteklemek veya ona suçun hazırlanmasında veya icrasında kolaylaştırıcı hareketler yaparak yardım etmektir. Destekleme veya yanlım, suçun işlenmesini kolaylaştıran fakat fail ile doğrudan doğruya işbirliği olmayıp ikinci derecede fiillerdir. Keza müzaheret ve muavenet hareketlerinin ne olduğunu da hadisenin mahiyet ve şartlarına göre hâkim serbestçe tayin ve takdir eder.

Fer'i manevî iştirak ise, suçun işlenmesine ikinci derecede etkisi olan suç işlemeye teşvik:

suç işleme kararını kuvvetlendirme ve asli maddî faile suçun işlenmesinden sonra müzaheret ve muavenette bulunmayı vaadetmek. söz vermek ve nihayet, suçun nasıl işleneceğine dair talimat vermektir.

«Suça teşvikte, fer'i fail, asli failin suçu işleme kararını uygulamaya sürüklemekte, onu, kararını uygulamaya itelemektedir.
«Suç işleme kararını kuvvetlendirme, failin suçu işlemeye dair mevcut kararını icraya başlamasını sağlayacak tarzda telkin yapmak, cesaret vermek ve tavsiyede bulunmaktır.

«Suç işlendikten sonra yardım edeceğini veya destekleyeceğini vaadetmek demek, failin suç işleme iradesini kuvvetlendirmek, cesaretini artırmak demektir». (A. Pulat Gözübüyük, TCK Şerhi, c. 1, s. 273. )

Suçluyu teşvikin, suç işleme kararının kuvvetlendirilmesinin. yardım ve destekleme vaadi ile ve talimat vermeyi asli maddî failin iiili işlemeye başlamasından önce vuku bulması şarttır.

Fer'i maddi şerikin cezalandırılabilmesi için, iştirak kastının mevcut olması gerekir. Fer'i şerik, asil failin fiiline bilerek ve isteyerek iştirak etmiş olmalıdır.

Beşinci Bölüm FİİLLERİN HUKUKİ TARTIŞMASI

TCK'nın 146. maddesi «Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun tamamını veya bir kısmını, tadil, tebdil ve ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi'ni ıskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs etmek» suçunu müeyyide altına almıştır. Yukarda da izah edildiği veçhile bunun bir tehlike suçu olduğunda, gerek doktrin gerekse tatbikatta tereddüt bulunmamaktadır. Kanunumuz, hangi fiillerin bu madde ile suçlandığını açıklamamıştır. Yukarda da kısaca izah edildiği veçhile. Anayasal düzenin. Anayasa dışı usul, yol ve vasıtalarla değiştirilmek istenmesi vs Türkiye Büyük Millet Meclisinin vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edilmesi hallerini kastettiği anlaşılmakla beraber, tadadi veya tahdidi sınırlar çizmemiştir.

Hal böyle olduğuna göre hadisemizde maddenin tatbikinde bazı kıstaslar bulmak ve bu kıstaslara göre fiillerin yukarda açıklanan madde metnine göre kanunilik prensiplerine uygun olup olmadığını incelemek gerekmektedir.

Bunlar:

a) Suç kastı,
b) Elverişli vasıta,
c) Cebir unsuru ve icra başlangıcı,
d) Teşebbüs.
e) Mani hal, olarak tezahür etmektedir,

a) Suç Kastı:

Sanıklar, gerek .hazırlık ifadelerinde, gerekse son soruşturma sırasındaki beyanlarında mevcut sosyal, ekonomik ve politik düzenin sadece hâkim sınıfların çıkarlarına hizmet ettiğini, toplumda ezilen sınıfların hâkim sınıf tarafından sömürüldüğünü, mevcut düzen içersinde, bu sınıf çelişkilerinin daha da arttığım, ancak bu düzenin yasal yollarla değiştirilmesinin mümkün bulunmadığını, silâhlı mücadele ile yoksul sınıfların haklarını zorla elde edebileceklerini ve bu yola başvurmanın en tabii hakları olduğunu dermeyan etmişlerdir.

Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adına yayınlanan bildirilerinde de. bunu açıkça ortaya koymuşlardır. Son soruşturma sırasında, sanık müdafileri tarafından yapılan toplu savunmada, müdafilcr, müvekkillerinin kasıtlarının yukarda açıklanan mahiyette bulunmadığını, sadece Millî Demokratik Devrim prensiplerinin uygulanması için mücadele ettiklerini ve bunun da Marksist-Leninist düzen olmadığını, esasen Marksizm ve Leninizmin ekonomik, sosyal ve politik bir düzen değil, toplum olaylarını inceleyen, değerlendiren bir tahlil metodu olduğunu. Millî Demokratik Devrim mücadelesinin emperyalizme, onun yerli dayanaklarına karşı verilen mücadele olduğunu, bu mücadelenin emperyalizme karşı oluşunun, ona millî nitelik vermekte, feodal kalıntılara karşı oluşunun da, demokratik nitelik vermekte bulunduğunu beyan etmişlerdir. Ancak, Millî Demokratik Devrimin sosyalizme geçiş için bir aşama olduğunu da yukarda incelemiş bulunmaktayız.

Kaldı ki, toplumda yapılması önerilen ve yoksul halk yararına yönelecek birtakım yeni müesseseleri getirmek, birtakım tedbirler almak, silahlanmaya, gizli silâhlı örgütler kurmaya, adamlar kaçırmaya, bankalar soymaya gerek bulunmamaktadır. Sanıklar tarafından yayınlanan, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun bütün dünya halklarına ve Türkiye halkına çağrısı ismini taşıyan bildiriden bazı kısımları incelediğimizde; sanıkların maksat ve gayelerinin matuf bulunduğu tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşmuş olur. -Haklarımızı zorla alacağız, çünkü onlar her şeyi bizden zorla alıyorlar», «Yalvarmak yerine zora başvurmak», «Devrimciler, barışçıl şartlar içinde mücadele metodlarını bırakınız, halk kitlelerini kurtuluşa götürecek olan şiddet politikasını temel alan silâhlı mücadeleye, Halk Kurtuluş Ordusu'nun saflarına kanlınız». «Ezilenlerin tek kurtuluş yolu. ezenlere karşı giriştikleri kutsal isyandır», «Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu bu mücadeleye en son nefesine kadar ve kanının son damlasına kadar devam edeceğini bildirir».

Görülüyor ki, gaye, mevcut sosyal, politik ve ekonomik düzenin zûr ve cebirle yıkılmasıdır. Failler, silâhlı mücadeleye, Marksist-Leninist fikirlere inanmışlar ve bunu bir eylem kılavuzu olarak seçmişlerdir.

Banka soygunlarına: elkoyma.

kamulaştırma demektedirler. Duruşmaların bütün safhalarında da aynı tabirleri şuurlu olarak ve bilerek kullanmışlardır. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isimli gizli örgütün, 1970 senesi Ekim başlarında, sanıklardan Hüseyin İnan'ın Diyarbakır Cezaevi'nden 8 Ekim 1970 tarihinde tehliye edilip Ankara'ya gelmesi, Deniz Gezmiş'in keza Bursa Cezaevi'nden tahliye edilip Sivas'a askere sevkedilirken firar edip aynı tarihlerde Ankara'ya gelerek ODTÜ 1 no'lu yurduna yerleşerek Yusuf Arslan, Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la müştereken 201 ve 202 numaralı odalarda karargâhlarını kurmalarından sonra teşekkül ettiği, olayların cereyanından anlaşılmaktadır.

Mahkememiz, fiilleri bütünü ile değerlendirmiş ve suçun manevi unsurunu buna göre tayin etmiştir. Fiiller münferiden ele alındığında, görünüşü itibariyle TCK'nın diğer maddelerinde gösterilen ve müeyyide altına alınan adî zabıta vakası olarak karşımıza çıkar. Bu şekilde bir değerlendirme, fiillerin temelinde yatan ideolojik gayeyi bertaraf etmek veya görmemek, bu temel gayeyi, olaylardan ayrı tutmak demektir. Hadisemizde kast unsuru, faillere vahdet ve bütünlük kazandırmaktadır. Faillerin fiilleri ile yöneldikleri istikamet, Anayasanın temel ilkeleri ile belirtmiş olduğu toplumsal, ekonomik, politik düzeni kendi görüşlerine göre, kendi fikir yapılarına göre silâh zoru ile ve hukuk dışı yollarla değiştirmek istikametidir.
Şehir gerillası, faaliyet ve eylemleri ile işçiye, kır gerillası, faaliyet ve eylemleri ile köylüye öncülük etmek ve bu suretle onların iştirakini sağlayarak, memlekette anarşi ortamı yaratarak devleti yıkmak, devlet çarkını parçalamak, işlemez hale getirmek ve bunun üzerine, arzu ettikleri yeni bir düzeni kurmak, sanıkların gayesini teşkil etmektedir.

Sanıklar ve müdafileri, son soruşturma sırasında, gayelerinin Milli Demokratik Devrimi gerçekleştirmek, Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçilerini ve feodal kalıntıları temizlemek gayesine matufen hareket ettiklerini ileri sürmüşlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası herhangi bir emperyalizmi Türkiye'de öngörmemektedir. Ne sosyal emperyalizm, ne kapitalist emperyalizm. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, her türlü sömürü düzenine ve kapitülasyona karşıdır. Birtakım anlaşmalarla Türkiye'nin egemenlik ilkelerini zedeleyici hükümler getirildiği iddialarının tartışma ortamı da mevcuttur. 1961 yılından itibaren bu iddialar tartışılmaktadır. Bunlara karar vermek yetkisi sadece Türk Milletine ait egemenlik hakkının temerküz ettiği ve kullanıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir.

Gerek sanıkların, gerek müdafilerinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını savunduklarına. Anayasayı ihlâl kastı ile hareket etmediklerine dair savunmaları, mahkememizce itibara ve kabule şayan görülememiş ve sanıkların eylemleri ile, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını tadil, tebdil ve ilgaya cebren teşebbüs etmek kastı ile hareket ettikleri kanaat ve neticesine varılmıştır.

b) Elverişli Vasıta:


Gerek doktrinde, gerekse tatbikatta işlenmesine karar verilen fiilin, elverişli vasıta ile icrasına başlanması, suç teşebbüsünün unsurlarının tekevvünü bakımından gerekli görülmektedir. Elverişli vasıta, gayeye ulaştırma* iktidarına sahip olan vasıta demektir. Vasıtanın bu iktidardan mahrum bulunması halinde mutlak veya nisbi elverişsizlik sebebiyle işlenmez suç konusunun ortaya çıkacağı izahtan varestedir.

Sanıklar bakımından durumu incelediğimizde:

Sanıklar, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isimli gizli örgütlerini kurmuşlar, çeşitli yerlerde kendi amaçlarına hizmet edecek personelleri tespit etmişler, gerek şehirlerde, gerekse kır gerillası harekât bölgesinde bütün hazırlıklarını ikmâl edebilme olanaklarına sahip olmuşlardır. İstanbul ve Ankara'da müteaddit eylemlerini sürdürmüşler ve bunları kamuoyuna duyurmaktan çekinmemişlerdir. Birkaç defa Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu isimli bildirilerini yayınlamışlar. eylemlerinden sonra da gizlenme ve tekrar faaliyete geçme ve faaliyetlerini sürdürme imkânına aylarca sahip olmuşlardır. Silâhları ve malzemeleri gerek yurt içinden, gerekse bir kısmı kaçakçılardan yabancı menşeli olmak üzere yurt dışından temin edilmiş ve bugün halen dahi Türk Silâhlı Kuvvetleri elinde bulunmayan. 14Tü tabir edilen otomatik tabancalarla teçhiz edilmişlerdir. Tomson ve sten makinalı tabancaları ve bunların yanında piyade tüfekleri mevcuttur ve bunların bir kısmı da Fransız ve Alman menşelidir. El bombaları vardır, bunların yanında tahrip maksadıyle çok sayıda dinamit ve kapsülleri mevcuttur.

Alttan gelecek bir halk ihtilâli için, sanık müdafileri bunların yeterli olmadığı, müvekkillerinin elinde orduda bulunan tank, uçak gibi ağır silâhların olmadığı kanısındadırlar.

Sanıkların ellerinde tank, uçak gibi ağır silâhların bulunması ve kullanılması halinde esasen teşebbüs fiili, «men unsurlarının» incelenmesine ihtiyaç kalmadan bir iç savaşa dönüşür ve hukuken ve fiilen harp hükümleri uygulanırdı.

Sanıkların ve müdafilerinin, toplu savunmalarında derme-yan ettikleri bu görüşü, mahkememiz bu sebeple itibar ve kabule şayan bulamamıştır. Sanıkların malik bulundukları vasıtalar, işlemeyi kastettikleri, cürmün icrasına her bakımdan yeterli ve elverişli bulunmaktadır.

c) Cebir Unsuru ve İcra Başlangıcı:

Anayasal düzenin kendi koyduğu yol ve usuller dışında, her ne suretle olursa olsun değiştirilmesinde cebir unsurunun mevcut bulunduğu, doktrin kısmında incelenmiş bulunmaktadır. Sanıkların, gayelerine varmak maksadıyla Anayasayı cebren ve silâh zoru ile tadil ve ilgıya yöneldikleri ise izahtan vareste bulunmaktadır. Gizli örgüt kuran, silâhlı eyleme girişen ve bunu planlı olarak yürüten faillerin, Anayasaya uygun hareket ettikleri, cebren değiştirme, ilga veya tağyir gibi düşünceleri olmadığı, Anayasayı kendilerinin silâh zoru ile savundukları yolundaki savunmaları kabule şayan görülememiştir.

TCK'nın 146. maddesinin teşebbüs bakımından hem 61. maddeyi, hem de 62. maddeyi kapsadığı, yargıtay içtihatları ile de belirlenmiş bulunmaktadır.

TCK'nın 62. maddesi aynen şöyle demektedir:

«Bir kimse, işlemeyi kastettiği cürmün icrasına teallûk eden bütün fiilleri bitirmiş, fakat ihtiyarında olmayan bir sebepten dolayı o cürüm meydana gelmemiş ise..» bu hale göre, kanunumuz, hazırlık hareketlerini bizatihi suç teşkil etmediği ahvalde tecrim etmemiş, ancak icra hareketlerine teşebbüsün tekevvünü için şart koşmuş bulunmaktadır. Bu konuda Askeri Yargıtay 1. Dairesinin 31 Ekim 1963 tarih, 1963/2171-998 sayılı kararında «icra hareketleri. Ceza Hukuku sahasında hazırlık hareketleri ile icra hareketlerinin yekdiğerinden tefriki mevzuu, büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. Zira, hazırlık hareketleri kaide olarak cezalandırılmadığı halde, icra hareketleri, cezayı mü3telzim bulunmaktadır. Bu mevzuda ne kadar müellif mevcut ise, o nispette de fikirler ortaya atılmış ve hatta bu sebepledir ki, bazı müellifler, hazırlık ve icra hareketlerinin yekdiğerinden tefrikini, dairenin terbii meselesine benzetmişlerdir.

«İcra hareketlerinin müellifler (bir suçun hukuki tarifine göre maddi unsurunu teşkil eden bir hareketi yapmak), (failin, cürmi kastından şüphe edilemeyecek derecede fiile yaklaşmış olmak), (icraya başlamayı ifade eden hareketleri yapmak), (suçun tamamlanmasına yakın olan hareketler), (kanunî tarifin sahasına giren hareketler veya suçun kurucu unsurlarından veya ağırlatıcı sebeplerinden birini teşkil eden hareketleri yapmak), (başkasının hakkının ihlâl edilmesinin başlangıcı), (ce-ra kaidesi ile himaye edilen hak ve menfaata tecavüzü ifade eden hareket) şekillerinde çeşitli tariflerini yapmışlardır. Bütün bu hareketlere ve mevcut nazariyelere rağmen, hazırlık hareketlerinin icra hareketlerinden kati surette ayırıcı, mutlak bir kıstas mevcut bulunmamakta, bu tefrikin daha ziyade her suçun maddî unsuru ve işlenişindeki hususiyetleri nazara alınarak tayininin uygun olacağı ileri sürülmektedir.

«TCK'mız bu mevzuda 61 ve 62. maddelerindeki (bir kimse işlemeyi kastettiği bir cürmü) tabiri ile sübjektif nazariyeyi kabul etmiş bulunmaktadır. Fakat sırf sübjektif esastan hareket, hazırlık hareketlerinin de tecziyesine yolaçabileceği gibi. yapılan bir hareket bir tarafa bırakılarak, sadece diğer delillerle kast da tespit edilemeyeceğinden, tatbikatta sübjektif esasın, objektif bir karakterle de itmam ve ikmali zaruri görülmektedir. Şöyle ki, bir suçun kanuni tarifine göre maddî unsurunu teşkil eden bir fiili yapanın, icra hareketini yaptığından tereddüt edilemezse de başlı başına bu esasla mesele halledilemediği takdirde ise sübjektif unsura da yani kasta yer vermek icabeder.

«Faillerin, bir suç işleme maksadını güttükleri önceden belli olsa dahi, işlemeye kastettikleri suçun ne olduğunun iltibasa mahal bırakmayacak şekilde bir tezahürü olmadıkça, icra hareketlerinden bahsedilemez» demektedir. Görülüyor ki, Askerî Yargıtayın bu konuda belirlenen içtihadına göre, faillerin işlemeye kastettikleri suçun ne olduğunun iltibasa mahal bırakmayacak bir şekilde tezahürü gerekli görülmektedir.

Mahkememiz, iştirak halinde işlenen hadisemizde faillerin eylemlerine göre icra başlangıcını değerlendirmiş bulunmaktadır. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun gizli olarak kurulmuş olması bir hazırlık safhası olarak tezahür etmektedir. Örgütsel ve planlı faaliyet, hazırlık safhasının tamamlanmasından sonra başlamaktadır. Eylemler, birbirini zincirleme olarak takip etmektedir. Eylemlerin başlama tarihini, mahkememiz, icra hareketlerinin başlangıcı olarak kabul etmiştir. 29 Aralık 1970 tarihinde örgüt mensuplarından Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan ve Sinan Cemgil, Yusuf Arslan tarafından çalınan araba ile evvelâ keşfini de yaptıktan sonra Kavaklıdere Ame-rikan Sefareti karşısındaki polis noktasına gelmişler ve çok yakın mesafeden polis noktasını kurşunlayarak, polislerden Abdulvahap Çınar ve Nuri Selçuk'u ağır şekilde yaralamışlardır. Örgütün silâhlı mücadelesi, bu tarihten itibaren başlamaktadır. .İkinci olarak. 11 Ocak 1971 tarihinde İş Bankası Bahçelievler Emek Şubesi'nin, silâh zoru ile ve tehdidi ile gasbedilmesi, gelmektedir. Bu hadiseye de faillerden Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Sinan Cemgil, Hüseyin İnan ve Alpaslan Özdoğan'ın katıldığı anlaşılmaktadır. Yusuf Arslan, Leman Göker'e ait 06 FL 109 no'lu arabayı çalarak diğer faillerle birlikte hadise yerine gelmiş ve bankayı soyduktan sonra, eylemler kısmında izah edildiği gibi, karargâh olarak kullandıkları ODTÜ 201 ve 202 no'lu odalarına gitmişlerdir.

Üçüncü hadise olarak. 15 Ocak 1971 tarihinde sanıklardan Sevim Onursal'ın da fer'i, maddî fail olarak iştirak etmiş bulunduğu, kendi evinde cereyan eden, polis memuru Cemal Şeker, icra memuru Nihat Aksoy, avukat Mehmet Karaçalı, şoför Mustafa Yıldırım, çilingir Recep Başaran, kapıcı Dursun Kayıkçı'nın silâh tehdidi ile bağlanmaları, polis memurunun müessir fiile maruz kalması, tabanca, hüviyet kartı. 170 lira parasının, avukat Mehmet Karaçalı'nın hüviyet ve şapkasının gasbedilmesi olayları, fiiller zincirine eklenmiş bulunmaktadır. Bu hadisede sanıklardan Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan'ın aslî maddî fail. Şükrü Kor Kocalak ve Sevim Onursal'ın da fer'i maddi fail olarak olaylara iştirak ettikleri tezahür etmektedir.

15 Şubat 1971 tarihinde Amerikalı Çavuş Jimm Finley'in Balgat Amerikan tesislerinden silâhlı bir grup tarafından kaçırılması, ODTÜ 201 numaralı odaya getirilmesi, fiiller zincirinin halkalarından birisini teşkil etmektedir. Bu olaya, sanıklardan Şükrü Kor Koçalak'ın hazırlık ifadesinde belirttiği gibi. on kadar failin iştirak ettiği anlaşılmaktadır. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Alpaslan özdoğan, Recep Sakın, Mete Ertekin'in de bu olayda asli maddi fail oldukları anlaşılmaktadır.

27 Şubat 1971 tarihinde ODTÜ Atelyeler Müdürü Çokyücenin Kavaklıdere Bestekâr Sokak 47 no'daki evine silâh tehdidi ile girilmesi, bağlanması ve arabasının gasbedilmesi olayı, fiiller zincirine eklenmektedir. Hadisenin asli maddi faili olarak, Hüseyin İnan ve Alpaslan özdoğan görülmektedir.
4 Mart 1971 tarihinde dört Amerikalı çavuş ve erin, Ahlatlıbel Üssü'nden kaçırılarak Aşağı Ayrancı Şair Nedim Sokak Amaç Apt. 3 no'lu dairesine kapatılmaları; Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu gizli örgütü adına bildiri yayınlanması olayları, şehir gerillası eylemlerinin Ankara'daki son halkasını teşkil etmektedir. Bu olayda Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Mete Ertekin. Sinan Cemgil aslî maddi fail olarak, İrfan Uçar fer'i maddî fail olarak görülmektedir.

Şarkışla ve Gemerek'te Yusuf Arslan ve. Deniz Gezmiş'in iştirak ettiği zabıtayla silâhlı çatışma ve yaralama olayları, Ankara dışında adı geçen iki sanık yönünden, şehir gerillasının son eylemleri olarak görülmektedir.

Gizli örgütün İstanbul'da sürdürdüğü olaylar zincirinin ayrı dava konusu olduğundan ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 1 no'lu Askerî Mahkemesi'nde bu davaya devam edildiğinden, mahkememiz, örgütün- İstanbul eylemlerini inceleme konusu yapmamıştır. Şehir eylemleri kapanırken, kır gerillası faaliyete geçmekte ve zincirin halkalarına kır gerillası eklenmektedir. Nurhak ve Akçadağ bölgelerinde hazırlıkları tamamlanan ve militanları, 12 Mart Muhtırası'nın verilmesini takiben adı geçen bölgede toplanan gerilla sanıklardan Sinan Cemgil'in Mart ayı ortalarında bölgeye gelmesi ile liderine de kavuşmuş ve gerilla bir bütün olarak şekillenmiş bulunmaktadır. Ilıcak mağaralarında Sinan Cemgil'in lideri olarak katılması ve silâhların dağıtılması ile gerilla yönünden icraî hareketlerinin, örgütün planlarına göre faaliyeti başlamış olmaktadır. Bu örgüt. Gölbaşı harekâtı ile dağdaki eylemine de geçmiş bulun-maktadır. Adıyaman'a gönderilen banka paralarının soyulması ve Karahan Gediği'ndeki Amerikan Radar Üssü'nün havaya uçurulması planlarını uygulama alanına koymuş bulunmaktadır. Sanıklardan Hacı Tonak, Sinan Cemgil, Cengiz Baltacı, Ahmet Erdoğan'ın Radyolink tesislerini basarak, çobanlar tarafından bulunup, PTT memuru Ali Lâçin'e teslim edilen piyade tüfeği mermilerini silâh tehdidi ile almaları eylemleri arasında bulunmaktadır. Sanıklardan Mustafa Yalçıner, Alpaslan Özdoğan, Atilla Keskin ve Mehmet Nakipoğlu'nun dağ ve şehir arasında irtibatı tesis ettikleri, şehirden soyulan paraları dağa aktardıkları, bu arada Atilla Keskin'in bir defasında 150.000 lira, bir defasında da Alpaslan Özdoğan'la birlikte 35.0OO'er olmak üzere iki defa kır gerillasına para aktardığı, Mustafa Yalçmer'in iki defa para ve militan götürdüğü, Mehmet Nakipoğlu'nun sanık Hüseyin İnan'ı dağa götürmek maksadıyle Ankara'ya geldiği, hadiselerin tarzı cereyanından anlaşılmaktadır.'

23 Mayıs 1971 tarihinde baskın için iki koldan faaliyete geçen gerilla, 31 Mayıs 1971 tarihinde İnekli Köyü yakınlarında yedi kişilik Sinan Cemgil grubunun jandarma ile çarpışma sonucunda üçünün ölü, Mustafa Yalçıner'in yarlı, Hacı Tonak'ın sağ olarak ele geçirilmesi, Metin Güngörmüş ve Ahmet Erdoğan'ın çarpışma yerinden kaçmak mecburiyetinde kalmaları ve gerilla bölgesinin jandarma birliklerince çember içine alınması neticesinde dağılmak zorunda kalmışlardır. Gerillaya iştirak eden, silâhlanıp dağa çıkan sanık Recep Sakın, Osman Arkış, Semih Orcan, Ercan Öztürk, Mehmet Asal, Metin Yıldırımtürk, Ahmet Erdoğan, Metin Güngörmüş. Mehmet Nakipoğlu. Mustafa Çubuk. Hacı Tonak, Mustafa Yalçıner, Atilla Keskin ve Cengiz Baltacı, hadisede asli maddi fail olarak görülmektedirler.

Kır gerillası harekâtı. Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu örgütünün eylemler zincirinin son halkasını teşkil etmektedir. Örgüte mensup olan militanların bilaistisna hepsi silâhlı mücadeleye taraftar ve bu yolda şuurlu ve bilinçli kimselerdir. Marksist ve Leninist fikir yapısına sahiptirler. Örgütsel faaliyete, tesadüfen değil, bilerek ve şuurla iştirak etmişlerdir. Bu sebeple, mahkememiz, hadisenin özelliğini de nazara alarak, icra başlangıcını silâhlı ilk eylemin vukua geldiği olay olarak ele almıştır.

d) Teşebbüs:

TCK'nın 146. maddesindeki teşebbüsten ne anlaşıldığı yukarda doktrin ve uygulama görüşleri de ele alınarak açıklanmış bulunmaktadır. 146. madde, kanunumuzun nakıs ve tam teşebbüs kavramlarını ihtiva etmektedir. Sanıklar, elverişli vasıtalarla, icra hareketlerine başlamışlar, fiile teşebbüs etmişler, ancak ellerinde olmayan sebeplerle neticeye ulaşamamışlardır. Sanık müdafileri, müvekkillerinin teşebbüs safhasında kalan eylemleri bulunmadığını, her fiili tamamladıklarını ve bu tamamlanmış-fiillerin teşebbüs olarak kabul edilemeyeceğini dermeyan etmişlerdir. Bidayetten beri açıkladığımız gibi, fiiller, birbirine eklenmiş bir manzume arzetmekte ve bir tek kasti cürmiye bağlanmaktadırlar. Bu da, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tamamını veya bir kısmını tadil, tebdil veya ilgaya teşebbüstür. Fiilleri birbirinden ayırmaya, ceza hukuku tekniği yönünden imkân görülememektedir.

Sanık müdafilerinin. her bir fiilin tamamlandığı ve bunların münferit ve müstakil birer eylem olduğu yolundaki savunmaları, izah edilen durum karşısında, itibar ve kabule şayan görülememiştir.

e) Mâni Hal:

İzah edildiği gibi, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu gizli örgütüne mensup failler, kastettikleri cürmün icrasına elverişli vasıtalarla başlamış, bu maksada yönelen bankalar soyulmuş, adamlar kaçırılmış, polisler kurşunlanmış, birtakım tesisler basılmış ve arzu ettikleri anarşik ortam yaratılmış, ancak Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin, 12 Mart Muhtırasını vererek idareye müessir bulunması, hükümetin değişmesi, asayişin teminine yönelen tedbirlerin artırılması, ancak bütün bunlara rağmen örgüt faaliyetinin durmaması üzerine Sıkıyönetim ilân edilmesi ve 11 ilde emniyet ve asayişin Sıkıyönetim idaresine devredilmesi, bunların neticesi olarak da sanıkların birçoğunun yakalanması 'Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan 16 Mart 1971 tarihinde. Hüseyin İnan. Mehmet Nakipoğlu 23 Mart 1971 tarihinde) faillerin işçi ve köylü kesiminden olduğu kadar. Silâhlı Kuvvetler mensuplarından da ümit ettikleri desteği bulamaması sebepleri ile. ga-yelerine yönelen fiillerinde başarıya ulaşamamışlardır.

Sanık müdafilerinin gerek ortak savunmalarında, gerekse münferiden yaptıkları savunmalarında, müvekkillerinin eylemlerinin, Anayasanın ilgasına yönelmediği, sübuta erdiğini beyan ettikleri eylemlerinin münferit fiiller olduğu, bu fiillerin TCK'nın 146. maddesi ile ilgili bulunmadığı yolundaki savunmaları, izah edilen durum karşısında, mahkememizce, kabule şayan görülememiştir. Fiillerin tüm olarak değerlendirildiğinde, TCK'nın 146. maddesinde yazılı suça uygunluğu da tespit edilmiş, sanık müdafilerinin, ortak savunmalarında dermeyan ettikleri iddianın kanunilik prensibinden yoksun bulunduğuna dair savunmaları kabule şayan bulunamamıştır.

Sanıklara müsnet «Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya, bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi'ni ıskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs* suçunun, bütün manevî ve maddî unsurları ile tekevvün ettiği kanaat ve neticesine varılmıştır.

Sanıkların ve müdafilerinin bugünkü ortama gelinmesinin, olayların gerçek müsebbiplerinin politik iktidar ve emrindeki militanlar oldukları, bunlara karşı çıkanların, meşru müdafaa halinde bulundukları yolundaki beyanları ve hadisede, TCK'nın 51. maddesinin tatbikini talep eder istikametteki savunmaları, haksız tahrik müessesesindeki hukuki unsurlardan mahrum bulunduğundan, hukukî yönleri itibariyle kabule şayan görülememiş bu detaylı eleştiri ve iddialar hakkında, mahkememiz, kişisel görüşlerini mahfuz tutmuş, müessese olarak bunlar üzerinde hüküm vermeyi, kamu vicdanına, tarihe ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin takdir ve yetkisine bırakmayı uygun görmüştür.

Yedinci Bölüm HÜKÜM VE NETİCE

1. Sanık Deniz Gezmiş. Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Attila Keskin. Ahmet Erdoğan, Metin Yıldırımtürk, Recep Sakın, Mehmet Asal, Osman Arkış, Ercan Öztürk, Semih Orcan. Hacı Tonak. Metin Güngörmüş, Cengiz Baltacı, Mustafa Yalçıner, Mehmet Nakipoğlu, Mustafa Çubuk ve Mete Ertekin'in, Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nun tamamını veya bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanunla teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ıskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs etmek suçuna aslî maddî fail olarak iştirak ettikleri sübuta erdiğinden. TCK'nın 146/1. maddesi uyarınca. Ölüm Cezası ile tecziyelerine, tahfife mahal olmadığına, tutukluluk hallerinin devamına.

2. Sanık İrfan Uçar'ın, gizli bir örgüt olan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nun mensuplarınca kaçırılan dört Amerikalının barındırıldığı Amaç Apartmanı 3 no'lu dairesini kiralamak suretiyle, yukarda yazılı iuça maddî fer'i iştirak ettiği sübuta erdiğinden, eylemine uyan TCK'nın 146/3. maddesi uyarınca,
takdiren beş sene müddet ağır hapis cezası ile tecziyesine, aynı kanunun 173/3. maddesi uyarınca bir sene sekiz ay müddet Sinop'ta genel güvenlik gözetimi altında bulundurulmasına, kamu haklarından sürekli olarak yasaklanmasına, tahfife mahal olmadığına, Sanığın her an için kaçabileceği ihtimali mevcut bulunmakla, 353 sayılı kanunun 132. maddesi delaletiyle aym kanunun 71/A maddesi uyarınca tutuklanmasına ve hakkında yeteri kadar tutuklama müzekkeresi tanzim edilmesine, TCK'nın 40 ve 353 sayılı kanunun 251/1. maddeleri uyarınca, 27 Mayıs 1971 - 6 Eylül 1971 tarihleri arasında tutuklulukla geçen müddetle hüküm tarihinden itibaren tutuklulukta geçecek olan müddetin hükümlülük müddetinden mahsubuna,
Diğer sanık Şükrü Kor Koçalak'ın, aslî faillere saklanmaları maksadiyle ev bulmak ve Sevim Onursal'ın evindeki hadiselerde sanıklara müzahir olmak suretiyle yukarda açıklanan suça fer'i maddi fail olarak iştirak ettiği sübuta erdiğinden, eylemine uyan TCK'nın 146/3. maddesi uyarınca beş sene müddet ağır hapis cezası ile tecziyesine, TCK'nın 173/3. maddesi uyarınca bir sene sekiz ay müddet Amasya'da genel güvenlik gözetimi altında bulundurulmasına, kamu haklarından sürekli olarak yasaklanmasına, tahfife mahal olmadığına, 26 Mart 1971 tarihinden itibaren tutuklulukta geçen müddetin TCK'nın 40 ve 353 sayılı kanunun 251/1. maddesi uyarınca hükümlülük müddetinden mahsubuna ve tutukluluk halinin devamına.
Diğer sanık Sevim Onursal'ın aslî faillerin saklanmaları maksadiyle bilerek ve isteyerek, anlaşarak evini tahsis etmek ve evindeki hadiselerde aslî faillere müzahir olmak suretiyle yukarda açıklanan suça fer'i fail olarak iştirak ettiği sübuta erdiğinden, eylemine uyan TCK'nın 146/3. maddesi uyarınca beş sene müddet ağır hapis cezası ile tecziyesine, aynı kanunun' 173/3. maddesi uyarınca bir sene sekiz ay müddet, Kırşehir'de genel güvenlik gözetimi altında bulundurulmasına, kamu haklarından sürekli olarak yasaklanmasına, tahfife mahal olmadığına, 17 Ocak 1971 tarihinden itibaren tutuklulukta geçen müddetin TCK'nın, 40 ve 353 sayılı kanunun 251/1. maddeleri uyarınca hükümlülük müddetinden mahsubuna ve tutukluluk halinin devamına,

3. Diğer sanıklar Necmettin Baca, İbrahim Seven ve Hüseyin Cemal Özdoğan'a müsnet suç:

delil yetersizliği sebebiyle sübuta ermediğinden beraatlerine, sanık Hüseyin Cemal özdoğan hakkındaki tutukluluk kararının kaldırılmasına ve başka
suçtan tutuklu veya hükümlü bulunmadığı takdirde, tahliyesi için Askerî Savcılığa müzekkere yazılmasına,

4. Sanıklar tarafından suçta kullanılan, kullanılmak maksadiyle hazırlanan ve Askerî Savcılık emanetinde bulunan silâh, mermi ve eşyalarının TCKnın 36. maddesi uyarınca müsaderesine,

Suçta elde edilen ve Askerî Savcılık emânetinde olan paraların İş Bankası Bahçelievler Emek Şubesi Müdrülüğü'ne iadesine.

Talebe uygun, kabili temyiz olmak üzere oy birliği ve sırası ile karar verildi. Verilen iş bu karar, iddia makamında Askerî Savcı Hâkim Yarbay Keramettin Çelebi ve Yüzbaşı Baki Tuğ, tutanak kâtipliğinde Halil Kurt hazır oldukları halde, sanıklardan İbrahim Seven ve Necmettin Bacanın yokluğunda, diğer sanıkların ve sanık vekillerinden Niyazi Ağırnaslı. Halit Çelenk, Kâmil Savaş, Refik Ergün, Kemal Yücel, Mükerrem Erdoğan, Sadık Akıncılar. Zeki- Oruç Erel. İzzet Kök. Hamdi İskender, Ersen Sansal, Özden Timurkanyak ve Saffet Nezihi Bölükbaşının yüzlerine karşı alenen tefhim kılınıp, temyiz yol ve süresi açıklandı. 9 Ekim 1971.

Ali ELVERDİ Ahmet TETİK Mehmet TURHAN
Tuğgeneral Hâkim Aibay Hâkim Yarbay
Başkan üye üye
(1944-104) (1949-P-62) (1950-P-l)


Kaynakça
Kitap: IDAM GECESI ANILARI VE KARARLAR. GEZMIS, ARSLAN, INAN
Yazar: Halit Çelenk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Deniz Gezmiş, Arslan ve İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir