Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

CHP'nin İdamlar İle İlgili Tavrı

Burada Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

CHP'nin İdamlar İle İlgili Tavrı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 30 Eyl 2011, 00:15

CHP'nin İdamlar İle İlgili Tavrı

CHP de 12 Mart'ta 'yaratılan siyasal ortamın etkisinden kendini kurtaramamıştır. 1971 ve 1973 Anayasa değişikliklerine olumlu oy vermesi bunu kanıtladığı gibi idamlarla ilgili olarak izlediği tutum da bunu göstermektedir.

Bilindiği gibi, Anayasa'nın 64. maddesine göre ölüm cezalarının yerine getirilmesi Büyük Millet Meclisi'nin onayına bağlı tutulmuştur.

Gezmiş ve arkadaşları hakkında verilen idam kararları konusunda Büyük Millet Meclisi'nce İç Tüzük hükümlerine aykırı olarak «ivedilikle görüşme» kararı alınmış, görüşmeler yapılmış ve idam kararları onaylanmıştır. Meclis gündeminde daha önce sıraya girmiş ve görüşülmesi gereken birçok kararlar beklemekte iken ve hukuk açısından bu kararlar arasında bir ayrım yapılması olanaksız olduğu halde Gezmiş, Arslan ve İnan haklarındaki kararlar öne alınmıştır.

CHP adına Genel Başkan İsmet İnönü, TBMM'den çıkan ve biçimsel olarak yasa niteliği taşıyan idam kararlarının onanmasına ilişkin yasanın biçim ve esas yönlerinden iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

İsmet İnönü imzası ile Anayasa Mahkemesine verilen dilekçe aynen şöyledir:

Dava Dilekçesi

Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanlığına ANKARA


DAVACI: Cumhuriyet.Halk Partisi Adına Genel Başkan İsmet İnönü.

DAVANIN KONUSU: Deniz Gezmiş. Yusuf Arslan ve Hüseyin İnanın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair ... sayılı kanunun usul, esas ve maksat bakımlarından Anayasaya, TBMM İçtüzüklerine ve Anayasa Hukuku prensiplerine aykırılık sebebi ile iptali.

OLAY VE İPTAL SEBEPLERİ:

TBMM'nce kabul edilerek Mart 1972 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanmış bulunan ve Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair olan kanun, aşağıda gösterilen nedenlerle Anayasaya, TBMM İçtüzüklerine ve Anayasa Hukuku prensiplerine usul, esas ve maksat bakımlarından aykırı bulunmaktadır.

I — USUL BAKIMINDAN

1. Bahiskonusu kanun tasarısı gerek TBMM'nde, gerekse Cumhuriyet Senatosunda komisyonların teklifi üzerine öncelik ve ivedilikle görüşülerek kabul edilmiştir. Tasarıyı Millet Meclisi 10/11 Mart 1972 günlü 58. birleşiminde, Cumhuriyet Senatosunda 16/17 Mart 1972 günlü birleşiminde görüşerek karara bağlamıştır.

2. TBMM'nin her iki organında da ilgili komisyonların öncelik ve ivedilik önerge ve tekliflerinde hiç bir gerekçe gösterilmemiş, sadece öncelik ve ivedilikle görüşülmesi istenmekle yetinilmiştir.

3. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu içtüzüklerinin öncelik ve ivedilik ile ilgili hükümleri aynen şöyledir:

A — ÖNCELİK

a — Millet Meclisi İçtüzüğü (Madde 74).


«Bir kanun lâyihası veya teklifinin ruznamede bulunan sair maddelere takdimen müzakeresi istendikte bunun esbabı mucibesi dermeyan edilmek lâzımdır.»

b — Cumhuriyet Senatosu İçtüzüğü (Madde 45).

«Hükümet veya Komisyon tarafından yazılı ve gerekçeli bir istek üzerine, C. Senatosu, uygun' görürse bir tasarı veya teklifin diğer işlerden önce görüşülmesine karar verebilir.»

B — İVEDİLİK

a — Millet Meclisi İçtüzüğü (Madde 70-71).


«...bir lâyiha ve teklifin yalnız bir defa müzakeresiyle iktifa edilmesi için Meclisin kabul edeceği esaslı bir sebep olmadıkça müstaceliyet kararı verilemez.» (Madde 70).

«Müstaceliyet kararının talebi yukarıdaki maddede mündemiç şartları muhtevi ve tahriri olmak lâzımdır.» (Madde 71).

b — C. Senatosu İçtüzüğü (Madde 46-47).

«Bir tasarı veya teklifin yalnız bir defa görüşülmesiyle yetinilmesi için C. Senatosunun kabul edeceği esaslı bir sebep olmadıkça ivedilik kararı verilemez.» (Madde 46).

«Yukarıdaki maddede belirtilen şartlar bulunduğu takdirde ivedilik kararının yazılı olarak istenmesi lâzımdır.» (Madde 47).

4. Bu hükümlerin ve özellikle ivedilik kararı ile ilgili kuralların amir usul hükümleri olduğunu tefsire dahi lüzum yoktur. Gerek Millet Meclisi ve gerekse C. Senatosu İçtüzükleri bu konudaki önergelerin behemehal gerekçeli olmasını öngörmekte ve ayrıca ivedilik konusunda bu gerekçenin «esaslı bir sebebi» ihtiva etmesinin, aksi halde İvedilik karan verilemeyeceğini açıklıkla ifade etmektedirler.

Gerçekten ivedilik, sadece İçtüzükle öngörülen teknik bir kolaylık değil, bizzat Anayasanın öngördüğü önemli bir usul müessesesidir. Anayasanın 92. maddesi bu müesseseye yer verdiği gibi, 155. maddesinde de bu usulden sözedilmiştir.

Kanunların normal ve ivedilikle görüşülmesi şeklinde iki ayrı prosedür öngörmüş ve İçtüzükler de bir Anayasa müessesesini tanzim etmişlerdir. Bu düzenlemedeki hükümlere açık aykırılığın ağır bir şekil ve usul eksikliği meydana getirmesi tabiidir.

5. Kaldı ki bu husus, TBMM'nin her iki organında, da dile getirilmiş ve gerekçesiz ivedilik talebinin oylanamayacağı, bunun Meclislerin tasarrufunu sakatlayacağı belirtilmiştir. Buna rağmen bu yoldaki itirazlar Başkanlar tarafından dikkat nazarına alınmamış. Komisyonların önerge ve teklifleri oya sunularak Meclislerce kabul edilmiştir.

Diğer taraftan bizzat öncelik önergesi veren ve ivedilik teklifini getiren Komisyon Başkan veya sözcüleri sözlü olarak da gerekçe ifade eden herhangi bir açıklamada -ısrarlara rağmen - bulunmamışlardır.

6. Kanunla ilgili işlemlerin yürütülmesinde diğer bir önemli usul hatası, TBMM geleneklerine ve Anayasanın 64. maddesi hükmüne aykırı olarak cezanın yerine getirilmesi isteminin Başbakanlıkça Parlamentoya sevkedilmesidir.

Şimdiye kadar bu yoldaki işlemler Adalet Bakanı tarafından TBMM'ne gönderilme yolu ile yürütülmüştür. Bunun nedeni, cezanın infazının Adalet Bakanına ait oluşudur. Anayasa'nın 64. maddesi de «ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermekten sözetmektedir. Adalet Bakanınca yerine getirilecek bir işlemin, Meclislerin kararma bağlanması, hukukçuların «zincir işlem» adını verdikleri ve çeşitli halkalardan oluşan bir işlemin tipik örneğini teşkil etmektedir. Böyle bir işlemde her halkanın yetkili organ tarafından yerine getirilmesi lâzımdır.

Meselâ, Meclisler haricen veya yetkili olmayan organlar vasıtasıyla haberdar oldukları bir idam hükmünün yerine getirilmesi için kanun yapamazlar. Böyle bir kanunun başlangıç halkaları eksik demektir. Yasama organının bu konudaki yetkisi, mahkeme kararını tasdik etmek değildir. Mahkeme kararı kesinleşmiştir ve artık infaz ile ilgili makam ve mercilerin görevi başlamıştır. Parlamento da bunlar arasındadır. Bu nedenle de sözkonusu kanunla ilgili işlemlere infaz makamlarının başlaması gerekir.

Nitekim, bundan önce Adalet Bakanlığı'nca TBMM'ne sevkedilmemiş dosyalar, komisyon kararlarıyla Başbakanlığa iade olunmuş ve normal infaz mercii olan Adalet Bakanlığı kanalıyla şevki sağlanmıştır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bu husus sadece teorik bir mesele de değildir. İnfaza taallûk eden şartların tamam olduğunun ve teminat hükümlerinin mevcudiyetinin, daha önceden, infazla görevli Adalet Bakanlığı'nca tesbiti ve ondan sonra gerekli kararın alınması için Meclislere şevki, önemli pratik sonuçları olan bir hukuk düzenlemesidir. Başbakanlığın bu konuda ne yetkisi ve teşkilâtı, ne de yeteneği vardır.

7. Üç kişi hakkındaki ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair olup. Millet Meclisi Adalet Komisyonunca hazırlanan kanun tasarısının birinci maddesi, her üç hükümlüyü kapsamaktadır. Böylece cezanın şahsileştirilmesi prensibi açık şekilde zedelenmiştir. Bu konuda Millet Meclisinde ileri sürülen görüş ve itirazlar nazara alınmamış ve Millet Meclisinden bu şekli ile geçen kanun tasarısı C. Senatosu, Anayasa ve Adalet Komisyonunca aynen benimsendiği gibi, C. Senatosu genel kurulunca da bu şekliyle kabul edilerek kanunlaşmıştır.

C. Senatosundaki müzakereler sırasında bir üye tarafından verilen «infazlardan herbirine ait ölüm cezasının infazının ayrı ayrı oylanarak, sonucuna göre maddenin oya sunulması» yolundaki önergeye rağmen Başkanlık, açık oy istemine uygun olarak her üye için bir seferde (kabul - red - çekimser) deyimlerinin üçer defa kullanılması yoluna giderek, her üç sanık hakkındaki «ölüm cezasının yerine getirilmesi» yolundaki kararı ayrı ayrı değil bir seferde almış bulunmaktadır. Bu konuda C. Senatosu Anayasa-Adalet Komisyonu Başkanı başta olmak üzere pek çok üyenin itirazları ve bu oylamanın geçerli sayılmayacağı yolundaki görüşleri Başkanlıkça nazara alınmamıştır. Bu işlem tamamlandıktan sonra 1. maddenin tümünün oylamasına geçileceği sırada Milli Savunma Bakanının «bir evvelki oylam neticesini açıklamadınız» şeklindeki kararma da Başkan, «bir evvelki oylama neticesini ifade etmem mümkün değil; çünkü maddenin açık oyuyla beraber ifade edeceğim.» şeklinde cevap vererek, sanıklardan herbiri hakkında üyelerin ne yolda oy kullanmış oldukları hususunu ilân etmekten kaçınmıştır.

C. Senatosu tutanaklarının tetkikinde açıkça görülecek bu durum gerek cezaların şahsiliği prensibinin esaslı şekilde zedelenmesi ve gerekse parlamentonun kanun yapma yetkisinin Anayasa ve Tüzük dışında kullanılmış olması, sözü edilen Kanunun iptali için yeterli sebeptir.

8. Bu vahim usul ve şekil noksanları yanında. Millet Meclisinde müzakereler sırasında, Başkanlık Divanının üyelerinin aynı Partiye mensup kişilerden teşkil edilmiş olması, Anayasa'nın 84. maddesinin esprisine uymayan ve önem taşıyan bir usul ve şekil eksikliğidir.

II — ESAS BAKIMINDAN

1. Anayasamızın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tanımış olduğu idam cezalarının yerine getirilmesine karar verme yetkisi. 132. maddedeki «...yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır: bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.» hükmünün bir istisnasını teşkil etmektedir.

Bu istisnanın hedef, mahiyet ve şümulünü iyi anlamak gerekir. Bu hüküm mevcut olmasaydı, karar normal koşullarla ve normal sürelerle - geciktirilmeden - infaz olunacaktı. Anayasa, ölüm cezalarının toplum içindeki inikaslarını ve kanunun gayrı şahsî hükümleri içinde olmak zorunda bulunan mahkemenin nazara alamayacağı hususları dikkat nazarına alarak ve aynı zamanda bir hayata son verilmesinin maşeri vicdanı temsil eden Parlamento tarafından bir defa daha incelenmesini düşünerek böyle bir yetki tanımıştır.

Binaenaleyh, TBMM'nin görevi, infazın toplum için yararını gözönünde tutarak karar vermek değil, infaz edilmemenin toplum için yararını düşünmek veya mahkûm bakımından değerlendirilmesini yapmaktır. Diğer bir deyimle, kesinleşen mahkeme kararı infazı esasen ihtiva ettiğine göre, bu bakımdan Meclislerin yapacağı bir şey yoktur. Asıl konu infaz etmemenin fayda ve zararlarını tartışmak ve sonucuna göre karara varmaktan ibarettir.

Nitekim, mahkeme kararında da aynen «...bu detaylı eleştiri ve iddialar hakkında Mahkememiz, kişisel görüşlerini mahfuz tutmuş, müessese olarak bunlar üzerinde hüküm vermeyi kamu vicdanına, tarihe ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin takdir ve yetkisine bırakmayı uygun görmüştür.» denilmektedir. Hiç şüphe yoktur ki, infazların yerine getirilmesi dolayısıyla verilecek karar. Parlamentonun mutlak yetki ve takdiri içindedir. Bir hükümlü hakkında, Meclisler, infazın durdurulması için hiç bir sebep görmeyebilirler ve bundan ötürü Meclisleri hukuken sorumlu tutmak mümkün değildir.

Bir ölüm cezasının yerine getirilmesi hakkındaki kanunu ivedilikle müzakere etmek, yani her iki Mecliste de birer defa görüşmekle yetinmek, ayrıca öncelik kararı alarak, mutad olmayan bir sür'at içerisinde sonuca vardırmak. infazı durdurmak için bir sebep görmedim» veya «infazında bir engel veya mahsur bulmadım» anlamına gelmez: tersine «hükümlünün bir an önce asılmasında fayda buluyorum» demek olur. Böyle bil düşünce ise, Meclislerin bu husustaki yetkisini aşan ve mahkeme kararında mevcut olmayan bir hüküm ve neticeyi eklemek olur. Oysa bir mahkeme hükmünün, yararlı veya zararlı olarak siyasî bir tedbire vasıta kılınması hükmü değiştirmek, onun şümulünü genişletmek anlamını taşır.

2. Bu maruzatımız, bizzat hükmü veren Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından mükemmel bir şekilde açıklığa kavuşturulmuştur. Yukarıya aynen alman ve cezanın hafifletilmesi ile ilgili talepleri, hukukî yönleri itibariyle kabule şayan bulmayan bir ifadeden sonra nihaî takdiri Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne bırakmış bulunmaktadır.

Bu kazaî karar, bu konuda Meclislerin yetkilerini isabetle belirten bir karardır. Yargı organının gösterdiği bu yola da itibar etmeden öncelik ve ivedilik kararlarıyla gösterilen istical, bir infaz konusunda «infaz edilmeme» istikametinde rol oynaması gereken yargı dışı unsurun ters istikamette kazaî karara eklenmesi demektir ve konu bakımından 64. maddenin sınırları dışına taşmaktadır.

İÜ — MAKSAT BAKIMINDAN

a) Usul Saptırılması:


Bir devlet organının kendisine belli koşullarda, belli amaçlar için tanınan usulleri bir başka amaçla kullanmasının usul saptırılmasını teşkil ettiği malûmdur. Yukarıda açıklanan ivedilik ve öncelik kararlarının herhangi bir gerekçeye bağlanmaması, bunları sebep unsurundan tamamen mahrum birer işlem haline getirdiği gibi, öncelik ve ivediliğin Anayasa Hukukunda ve İçtüzüklerde öngörülen maksatlar dışında kullanıldığının açık delilidir. Bu açıklık aşağıdaki maruzatımızla daha da belirgin hale gelecektir.

b) Yetki Saptırılması:

TBMM'nin bu Kanunun müzakere ve kabulünde bir idam cezasının yerine getirilmesinin fayda ve zararları üzerindeki mülâhazalar bir yana itilmiş ve kamu yararı maksadı dışında siyasî amaçlar hâkim olmuştur.

1. Millet Meclisi gündeminde halen ve bu kanunun görüşüldüğü gün başka idam cezalarının yerine getirilmesi ile ilgili komisyon raporları ve kanun tasarıları bulunmaktadır. Komisyon bunlar hakkında bir ivedilik ve öncelik teklifinde bulunmamıştır. Şu halde şimdiye kadar Adalet Komisyonunun ve

Meclislerin görüşü Anayasadaki- «ölüm cezalarının yerine getirilmesi» müessesesinin bu usulleri gerektirici mahiyette olmadığı yolundadır.
Çeşitli mahkemelerin kararları aynı hukukî değerde olduğuna, mahkûm vatandaşlar da yasalar önünde eşit bulunduğuna göre, kanun konusu üç mahkûmun idamlarının öne alınmasının hukuken geçerli sayılamayacak amaçlara yöneldiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu anlayışı redde medar olacak ve öncelikle ivediliği makul ve zorunlu gösterecek hiç bir sebebi r1 komisyon ve Meclisler üyeleri beyan ve ifade edebilmiş değillerdir.

2. Kanunda sözü edilen mahkûmlar, TBMM dilekçe komisyonuna başvurarak haklarında özel af çıkarılmasını istemişlerdir. (Bu dilekçeleri 16/3/1972 gün ve 8178 sayı ile kayıtlıdır.)

Parlamento gelenek hukukunda, bu kabil dileklerin yapılması halinde infaz kanunlarının geciktirilmesi esası kabul edildiği ve böylece TBMM'nin bir başka yetkisine peşinen engel olunmaması esası kabul edildiği ve bu husus Meclislerdeki müzakereler sırasında dile getirildiği halde, nazara alınmamıştır.

î. Nevşehir Milletvekili merhum Selâhattin Hakkı Esatoğlu ve bazı arkadaşları ile, İçel Milletvekili Celâl Kargılı'nın ölüm cezasının kaldırılması İle ilgili kanun teklifleri, dava konusu kanun tasarısından önce Millet Meclisi Adalet Komisyonunca incelenmiş ve reddedilmiş, böylece de Meclis gündeminde Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının ölüm cezasının infazı ile ilgili komisyon raporundan önce girmiştir. Bu konuda son sözü söyleyecek olan Meclisler Genel Kurullarıdır. Böyle olduğu halde komisyon, bu tekliflerle ilgili olarak öncelik ve ivedilik talebinde bulunmamış, tam tersine idam cezalarının kaldırılması hakkındaki tekliflerin müzakeresinden önce infaz kanununun kabulünü temin ve böylece de bu üç şahsın az bir ihtimalle de olsa ölüm cezasının kaldırılmasından yararlanmalarını önlemek istemiştir. Bunda da maalesef başarıya ulaşmıştır.

4. En nihayet, Gruplar adına yapılan konuşmalar ve özellikle AP ve DP sözcülerinin beyanları da, bu konuda Partiler arasında tabiî olan görüş ayrılıklarından çok, bir infaz işlemi ile ilgisiz ve böyle bir konuda hukuken geçerli olmayan amaçlar izlendiğini göstermektedir.

SONUÇ:

I — Yürütmenin Durdurulması:


Anayasa Mahkemesi ile ilgili mevzuat, yürütmenin durdurulması hakkında bir hüküm ihtiva etmemekle beraber, bazı hukuk otoritelerimiz bu müesseseyi yargı yetkisinin tabiî bir sonucu saymaktadırlar. (Örneğin, .Prof. Ragıp Sarıca.)

Bu konunun nazarî münakaşasını yapmaya lüzum görmek -sizin, Türk hukukunda kanun kavramı ve Anayasanın iptale bağladığı sonuçlar gözönüne alınarak, en azından bazı hallerde yürütmenin durdurulmasının mümkün olacağını sanıyoruz.

Gerçekten Türk Hukukunda bazan kanunlar, maddi kritere göre sübjektif işlem mahiyeti taşıyabilmektedir. Belli şahsın ölüm cezasının yerine getirilmesi buna bir örnektir. Eğer bu yasama işleminin uygulanması durdurulmayacak olursa, o takdirde sübjektif işlemler aleyhine Anayasa Mahkemesine başvurmanın bir sonucu olmayacaktır. Halbuki vatandaşlar en çok bu işlemlerden dolayı himayeye muhtaçtırlar. Örneğin muhali farzederek, yasama organının herhangi bir vatandaşın öldürülmesi hakkında kanun yaptığını kabul edelim. Yine yürütme durdurulamayacağı için bu kanunun Anayasa Mahkemesine, aleyhine dava açıldığı halde uygulandığım düşünelim. Bu takdirde Anayasaya açık şekilde aykırı olan ve iptal edilmesi mu-hakkak bulunan bu kanunun uygulanmış olması sebebiyle iptal kararma rağmen ilgili vatandaşı kurtarmak mümkün olmayacaktır.

Bu nedenle sübjektif kanun işlemlerinin uygulanmasının Anayasa Mahkemesince durdurulabileceğine inanıyoruz ve Yüksek Mahkemenizden diliyoruz.

II — İptal İstemi:

Dava konusu kanunun tümü infaza taallûk etmekte ve yukarıdan beri arzolunan sebeplerle Anayasaya, Meclisler İçtüzükleri hükümlerine ve Anayasa hukuku prensiplerine açıkça aykırı bulunmaktadır.

Bu nedenlerle adı geçen kanunun tümünün iptalini, CHP Tüzüğünün ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki Kanunun ilgili hükümleri uyarınca, CHP Parti Meclisi kararma dayanarak ve Genel Başkan olarak derin saygılarımla arz ve talep eylerim.
İsmet İNÖNÜ Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı (İmza)

EKİ:

1. CHP Parti Meclisi karar sureti
2. CHP Parti Meclisinin Olağanüstü toplantıya çağrı yazısı
3. CHP Parti Meclisine katılan ve lehinde oy kullanan üyelerin imzalarını havi Parti Meclisi listesi.

CHP Davadan Vazgeçiyor

Bu dilekçe üzerine Anayasa Mahkemesi, idamların yerine getirilmesi kararını biçim yönünden Anayasa ve Meclis İçtüzüğüne aykırı bularak iptal etmiş ve bu nedenle de esas hakkında bir inceleme yapmamıştır. Bu iptal kararına göre TBMM idam kararlarını yeniden görüşmüş ve oyçokluğu ile yerine getirilmesine karar vermiştir.

Bu durum karşısında, daha çok biçim ve esas yönlerinden Büyük Millet Meclisi kararının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuş olan CHP'ye düşen görev, bu kez de esas yönünden konuyu Anayasa Mahkemesine götürmek olduğu halde bu yola gitmemiş ve girişimini yarı yolda bırakmıştır. Üç gencin hayatlarının sözkonusu olduğu böylesine önemli bir olayda CHP'nin bu tutumunu açıklamak olanaksızdır.

Öte yandan olayda tek kişinin burnunun konamamış olması, kaçırılan Amerikalılara yapılan insanca muameleler, daha ağır öteki olaylarda idam yoluna gidilmemiş olması da siyasal amaçların idam kararlarında öncül rol oynadığını açıkça göstermektedir.

Siyasal suçlarda idam cezalarının çağdışı bir ceza yöntemi olduğu hukuk bilginlerinin üzerinde oybirliğine vardıkları bir konudur.
Toplumdan topluma, dönemden döneme, iktidardan iktidara değişen değer yargıları esas alınarak, bir iktidarın yönetim tarzına karşı çıkan insanların idam edilmeleri, ancak hukuk tarihinin mezarlığında yer alabilecek ilkel bir cezalandırma yöntemidir.

Bu konudaki düşüncelerimizi şimdilik Guizot'nun şu sözleriyle bitirelim:

«Eğer bir iktidar bir adamın öldürülmesi ihtiyacında ise, gerçekten böyle bir ihtiyaç varsa, o halde bu iktidar Kötüdür. Siyasî suçlara ölüm cezasında iktidarın aradığı şey. adalet değil, sadece kendi emniyetidir, fakat aradığını bulamaz, aramadığını bulur. İfrattan nefret ederim, çünkü ifrat yalandır.

Bugün siyasî suçlarda ölüm cezasının tek müdafii kalmıştır:

Korku!»

Kaynakça
Kitap: IDAM GECESI ANILARI VE KARARLAR. GEZMIS, ARSLAN, INAN
Yazar: Halit Çelenk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Deniz Gezmiş, Arslan ve İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir