Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

13 Mart 1972 pazartesi Gününde Bir Görüşme

Burada Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

13 Mart 1972 pazartesi Gününde Bir Görüşme

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Eyl 2011, 01:43

13 Mart 1972 pazartesi Gününde Bir Görüşme

Günlerden 13 Mart 1972 pazartesi. Ölüm cezasına hükümlü Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ı görmek üzere üç avukat arkadaş ile birlikte Mamak 1 no'lu Askerî Cezaevi'ne gidiyoruz. Cezaevi Müdürü Albay Kemal Saldıraner ile telefon konuşması yapan Nöbetçi Astsubay, görüşmemize izin verilmediğini bildiriyor. Cezaevi Müdürü ile konuşmak istiyoruz. İsteğimiz Albaya iletiliyor.

Albayın odasında aramızda şu konuşma geçiyor:

Albay Kemal Saldıraner

— Artık dava bitti. Karar Yargıtayca onandı ve Büyük Millet Meclisi'nce karara bağlandı. Avukatlık bir konu kalmadı.

Komutanın bana verdiği talimata göre, görüşmeniz mümkün değildir.

— İdam kararları kesinleşmiş olsa da, bu durum gö-rüşmemize engel olamaz. Bizlerin müdafi olarak her zaman yasa yollarına başvurma hakkımız vardır. Tashihi karar, iade-i muhakeme gibi yollara başvurabiliriz, bu başvurmalar süreye de bağlı değildir. İnfaza kadar yapılabilir. İdam cezasının infazında bile hazır bulunmak hakkımız olduğuna göre, daha önce görüşmemiz engellenemez. Böylece bir engelleme yasaya aykırı düşer.

— Bana böyle emir verilmiştir. Verilen emri yerine getiriyorum.

— Verilen bu emir yasaya aykırıdır. Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcısıyla telefonda görüşelim. Yasanın görüşmemize olanak sağlayan hükümlerini size bildirsinler.

— Ben Komutanımdan emir aldım.

— Tümen Komutanını telefonla arayınız. Biz kendileri ile konuşalım, durumu açıklayalım ve izin vermelerini sağlayalım.

— Komutanla siz konuşamazsınız.

— O halde siz konuşunuz ve düşüncelerimizi anlatınız. Gerekirse kendileri ile şahsen görüşelim.

Cezaevi Müdürü Albay Kemal Saldıraner telefonu açıyor. Tümen Komutanı ile konuşuyor ve isteklerimizi anlatıyor. Telefon kapanıyor. Sonuçta yalnız bir avukatın görüşmesine izin veriliyor. Birlikte geldiğimiz avukat arkadaşlarım benim görüşmemi uygun görüyorlar. Onlar bekliyorlar ve ben görüşme yerine gidiyorum.

Avukat görüşme yeri yalnızca bir kişinin ayakta durabileceği ya da oturabileceği genişlikte bir bölmedir. Bu bölme ile tutuklunun bulunduğu yer arasında demir parmaklıklı ve camlı bir pencere vardır. Tutuklu da pencerenin arkasındaki yerde ayakta durabilir ya da bir tabur reye oturabilir. Seslerin duyulması için pencerenin yaklaşık 25 santim enindeki bir bölümü telle kaplanmıştır. Avukatla tutuklu arasındaki pencere, demir parmaklık, cam ve telle kapatılmış olduğundan dava ile ilgili herhangi bir savunmanın, dilekçenin, ya da yazının alınıp verilmesi mümkün değildir. Görüşmeler, görüşme yerinin giriş bölümünde bulunan 4-5 ya da daha çok görevli tarafından izlenir. Bu görevliler - yasaya aykırı da olsa - konuşmaları dinler, not alır, tutanak düzenler ve ilgili yerlere bildirirler. Bunlar subay, astsubay ve sivil görevlilerdir.

Önce Deniz Gezmiş ile, sonra Yusuf Arslan'la ve daha sonra da Hüseyin İnan'la ayrı ayrı görüşüyorum. Bu görüşme benim için güç oluyor, ölüme mahkûm edilmiş, kendisine yükletilen suçu işlemediğine inandığım, belki birkaç gün, belki birkaç hafta sonra idam edilecek insanlarla dava ve yasa yolları üzerine konuşmanın anlamsızlığı beni sarsıyor. Bir gece öncesinden beri tasarladığım sözleri düşünerek ve her kelimeyi ayrı ayrı seçip tartarak Deniz'le konuşmaya başlıyorum.

— Size söylemek ve anlatmak istediğim çok şey var. Ama bunları bu kadar kısa bir süre içinde (konuşma süresi 10 dakikadır) anlatmak olanaksız. Gelişmeleri biliyorsunuz. Yasal haklarımızı sonuna kadar kullanıyoruz ve kullanacağız. İnfazların önlenmesi olanaksız değildir. Bu, birçok etkenlerin oluşmasına bağlı. Buna kendi açınızdan söylemek istediğiniz ve yapılmasını önerdiğiniz şeyler varsa söyleyin, gerekeni yapmaya çalışayım.

— Biz gelişmeleri bekliyoruz. Mesele hukuk ve yasa meselesi değildir. Mesele tamamen siyasî bir meseledir. İnfazlar yapılacaktır. Bizler ölüme, hiç korkmadan, en küçük bir endişe duymadan, seve seve gidiyoruz. Ancak sizden bazı isteklerimiz vardır. Siz bugün gelmeseydiniz biz, sizi zaten haber göndererek çağıracaktık.

İsteklerimiz şunlardır:

1 — Taylan Özgür'ün babası Cebeci Mezarlığı'nda kendi ailesi için üç mezar satın almıştı. Bunu öğrenmiştik. Taylan'ın babasına haber gönderin, babalarımıza da söyleyin, o mezarları bize versinler, üçümüzü bu mezarlara yanyana gömsünler.

2 — İnfazlarda en azından bir avukatımız ve olanak varsa, özellikle siz bulunun. İnfazlar hakkında ileride maksatlı çevreler tarafından spekülasyonlar yapılabilir, yanlış ve gerçek-dışı şeyler söylenebilir ve yazılabilir. İnfazda bulunacak avukatlarımız ya da avukatımız tanık olsunlar, durumu görsünler, bu tür olası yayınlar hakkında açıklama yapsınlar.

3 — Başbakan dün bir konuşma yaptı, dinledik ve gazetelerde okuduk. [Konuşmayı yapan Nihat Erim'dir.] Bu konuşmayla «bizlerin kendilerinden af dilememiz, eylemlerimizden pişmanlık duyduğumuzu açıklamamız» istenmektedir. Bizler böyle bir şey düşünmüyoruz. Af dilemeyi hatırımızdan geçirmiyoruz, ölüme seve seve gideceğiz. Yurdumuzun ve halkımızın yararına olduğuna inandığımız bir eyleme girdik. Af isteme sözkonusu değildir. Böyle bir şey yapmayacağız. Sizden rica ediyoruz, annelerimize ve babalarımıza söyleyin, bizler için kimseden af dilemesinler, bu küçüklüktür. Bunu yapmasınlar. Bizi küçük düşürmesinler.

4 — Emniyette alınan ifademize, söylemediğimiz ve düşünmediğimiz şeyler eklenmiştir. Bunun sonradan farkına vardık. Ne maksatla yapıldığını bilmiyoruz. İfademize eklenen bu cümlelere göre güya.biz Sovyetler Birliği Büyükelçisini de kaçırmak istediğimizi ve bunu planladığımızı söylemişiz. Biz kardeş sosyalist bir ülkenin elçisini kaçırmayız. Bunu reddediyoruz. Bu yalan sözler bizi bağlamaz, bunu da biliniz ve gerektiği zaman açıklayınız.

Vasiyet niteliğinde söylenen bu sözlerden sonra Deniz Gezmiş'e şunları söylüyorum:

— Cebeci'deki mezarlar konusunda isteklerinizi babalarınıza ileteceğim, bunu sağlamalarını söyleyeceğim. Bütün çabalara rağmen infazlar yapılırsa biz de bulunmayı istiyoruz. Bu konuda Ankara İnfaz Savcılığı'na, Adalet Bakanlığı'na ve Sıkıyönetim Komutanlığına dilekçe ile başvurduk. Yasa bize bu hakkı tanımaktadır. Sıkıyönetim Komutanlığına verdiğimiz dilekçede, gece dışarı çıkma yasağı olduğu için, infaz yerinde hazır bulundurulmamızın sağlanmasını istedik.

Beni dikkatle dinliyor. Daha sonra sözlerime şunları ekliyorum:

— Giriştiğiniz eylemler, ileride Türkiye'de devrimci hareket açısından incelenecek, tartışılacak ve değerlendirilecekti!;. Bunlardan gerekli dersler çıkarılacaktır. Bunda kuşkunuz olmasın. Bunu size söylemekte yarar görüyorum.

Görüşme süresi doluyor. Ayrılmadan önce kendilerine bir miktar para getirdiğimi, harçlık olarak ihtiyaçları olabileceğini söylüyorum.

Buna şu yanıtı veriyor:

— Şurada üç-beş günümüz kaldı. Burada paraya ihtiyacımız yoktur. Sivil cezaevinde de ihtiyacımız olmayacaktır. Çünkü oraya bizleri infaz için götürecekler. Orada kalmayacağız. Öğrendiğimize göre Fethi Gürcan'ı da Merkez Cezaevi'ne infaz için gece götürmüşler. Bu nedenle paraya gerek yoktur.

Buna rağmen her olasılığa karşı yine de parayı emanete yatıracağımı söylüyorum. Deniz'i götürüyorlar. Daha sonra Yusuf Arslan'la ve İnan'la görüşüyoruz.

Yusuf da, Hüseyin de Deniz'in düşüncelerini yineliyorlar. Düşünce beraberliği içinde olduklarını anlıyorum. Hüseyin İnan ayrıca bana Koray Doğan'ın nasıl öldürüldüğünü soruyor. O günlerde Koray Doğan adındaki gencin nişanlısının evine gelirken polis memurları tarafından vurularak öldürüldüğü haberi basında yeralmıştı.

Hüseyin İnan:

— Koray Doğan'ın öldürüldüğünü gazetelerde okuduk. Bu olayın nasıl olduğu hakkında bilginiz var mıdır?

— Koray'ın babası, kulak - burun - boğaz mütehassısı Doktor Ahmet Doğan Bey'i tanıyorum. Büyük oğlu veteriner üsteğmen olarak Erzincan'da görev yapıyordu. Bir dava hakkında benimle görüşmüşler ve yardım istemişlerdi. Bu nedenle tanıyordum. Koray'ın öldürüldüğünü işitince başsağlığı dilemek üzere evlerine gittim. Konuşma arasında Ahmet Doğan Bey'e oğlunun nasıl öldürüldüğünü sordum. Ankara Merkez Komutanı ile polis memurlarının gece eve gelerek Koray'ı aradıklarını, daha sonra nişanlısının evine gittiklerini, evde karakol kurduklarını, sabaha kadar beklediklerini, sabah eve gelmekte olan Koray'ı evin önünde vurarak öldürdüklerini anlattı.

Hüseyin İnan susuyor ve bir yanıt vermiyor. Görüşmemiz sona eriyor. Görüşme yerinin hemen yanında beni bekleyen avukat arkadaşlarla birlikte cezaevinden ayrılıyoruz. Görüşmeleri avukat arkadaşlarıma anlatıyorum. İstekleri yerine getirmenin yollarını aramaya koyuluyoruz.

Kaynakça
Kitap: İDAM GECESİ ANILARI VE KARARLAR. GEZMİŞ, ARSLAN, İNAN
Yazar: Halit Çelenk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Deniz Gezmiş, Arslan ve İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron