Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cumhurbaşkanlığına İdam kararlarıyla İlgili Verilen Rapor

Burada Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cumhurbaşkanlığına İdam kararlarıyla İlgili Verilen Rapor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 27 Eyl 2011, 01:40

Cumhurbaşkanlığına Verilen Rapor

İdam kararları 11/3/1972 günü Millet Meclisi'nce ve 17/3/1972 günü de C. Senatosu'nca onaylanıyordu. CHP, TBMM'nin bu onama kararının usul ve esas yönlerinden iptali için 9 sayfalık bir dilekçe ile Anayasa Mahkemesine başvuruyor, yürütmenin durdurulmasını talep ediyordu.
Anayasa Mahkemesine açılan bu dava üzerine Cumhurbaşkanlığı, Prof. Dr. Faruk Erem'den bu konuda mütalâa istedi.

Faruk Erem, usul ve esas yönlerinden, Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğine verdiği raporda şöyle diyordu:

Askerî Yar. Daireler Kur. Kararının ayrışık oy yazısında bu konuda şöyle deniliyor:


«...Böyle bir kabulü, (Siyasal ortamı hafifletici neden kabul etmeyi) vicdanî bir denge meselesi olan adalete daha yaklaştırın bulduğumuzdan, mahkemenin, ortam hakkında büküm vermeyi, (tarihe, kamu vicdanına ve parlamentoya) bırakmasında isabet görmemekteyiz.» (24/4/972 gün ve 972/28-30 sayılı karar.)

«Sayın General Cihad Alpan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri
Zata mahsus ve mahremdir.

Emir buyrulan mütalâa aşağıda saygı ile arzolunmuştur:

1) Usul bakımından:


CHP'nin iptal sebeplerinden bir kısmı usule dayanmaktadır.

a) İvedilik, öncelik:

Tasarının Mecliste ve Senatoda Komisyonların teklifi üzerine öncelik ve ivedilikle kabul edildiği, bunu teklif eden Komisyonların gerekçe göstermedikleri ve karar alındığı sırada da bir gerekçeye yer verilmediği bildirilmektedir.

— Gerçekten öncelikle (İç Tüzük: 74) gündemde mevcut maddelere «takdimen müzakere istendiğinde bunun esbabı mucibesinin dermeyan»! zorunludur. Cumhuriyet Senatosu İç Tüzüğü'nde de (45) «Hükümet veya Komisyon tarafından yazdı ve gerekçeli bir istek üzerine» bir tasarının önce görüşülmesine karar verilebileceği açıklanmıştır.

— Millet Meclisi İç Tüzüğü'nde (70, 71) bir tasarının «yalnız bir defa müzakeresi ile iktifa edilmesi için Meclisin kabul edeceği esaslı bir sebep olmadıkça müstaceliyet kararı verilemez», «müstaceliyet kararının talebi yukardaki maddede münderiç şartları muhtevi ve tahriri olmak lâzımdır» denilmektedir. Senato İç Tüzüğü'nde de (46) «esaslı bir sebep olmadıkça İvedilik karan verilemez» kaydı yer almaktadır.

— O halde «gerekçe» ve «esaslı bir gerekçe» kararın verilebilmesi için aranan bir koşuldur. Anayasamız «kanunların yapılmasını düzenlemiştir. (Anayasa 91 ve devamı.) İvedi işler -ivedili olmayan işler ayrımı (92) kabul edilmiştir. O halde ivedilik kararı ancak koşullarına riayet edilerek, verilebilir.

b) Teklif:

CHP, bahis konusu tasarının Meclise Başbakanlık tarafından şevkini, Anayasanın 64. maddesine aykırı bulmakta ve bundan evvel Adalet Bakanlığı'nca Meclise sevkedilmemis olan dosyaların Komisyon karan ile Başbakanlığa iade olunduğunu ileri sürmektedir.

c) Münferit Oylama:

CHP'nin gösterdiği sebeplerden biri de, üç kişi hakkındaki ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair Adalet Komisyonu'nca hazırlanan tasarının birinci maddesinin her Uç hükümlüyü kapsadığı, bu hali ile genel kurullardan geçtiği ve hükümlüler hakkında tek tek oylama yapılmadığı, bu hususun «cezaların şahsiliği» ilkesine aykırı düştüğüdür.

2) Esas Bakımından: CHP'nin esas bakımından ileri sürdüğü iptal sebepleri şunlardır:

a) Parlamentonun yetkisi:

Anayasanın 132. maddesine göre yasama ve yürütme organları mahkeme kararlarım değiştiremezler, yerine getirilmesini geciktiremezler. Bu kuraldır. Ölüm cezaları hakkında Meclisin vereceği karar, bunun istisnasıdır. Bu istisnanın sebebi şudur: «...mahkemenin nazara alamayacağı hususları dikkat nazarına alarak ve aynı zamanda bir hayata son verilmesinin maşeri vicdanı temsil eden Parlamento tarafından bir defa daha incelenmesi.»

b) Kanun teklifleri ve diğer kararlar:

Meclis gündeminde de, bahis konusu tasarının görüşüldüğü aynı günün gündeminde başka ölüm cezalarının yerine getirilmesi ile ilgili Komisyon raporları mevcuttur. Bunlar hakkında öncelik ve ivedilik kararı alınmamıştır. Ayrıca hükümlüler af için Meclise müracaat etmişlerdir. Ölüm cezasının ilgası açısından da kanun teklifleri vardır. Bunlar hakkında henüz bir karar verilmiş değildir.

3) CHP'nin iptal istemi gerekçelerinin değerlendirilmesi:

İptal isteminin usul ve esasa ilişkin gerekçeleri arasında bir bağlantı görülebilir.

a) Tartışmasız kabul:

Eğer ivedilik ve öncelik kararı alınmamış olsa idi, Meclislerde konu gereği gibi tartışılırdı. Bu tartışma, «sübut» ve «vasıf» açısından olamayacaktı. Zira hükümler kesinleşmiştir. Anayasanın Meclise tanıdığı yetki 'mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek»tir. O halde bütün cezalardan ayrı olarak ölüm cezasının yerine getirilmesi için Meclisin bir karar vermesi lâzımdır. Bu yetki, esasında ölüm cezasının yerine getirilmemesi kararının verilmesinde toplanır. Mahkemelerin değerlendirmeye yetkili olmadıkları unsurların Meclis tarafından nazara alınması gayesi takip olunmuştur. Meclis bu takdirinde bir ölüm cezasının yerine getirilip getirilmemesinde toplum açısından her türlü mülâhazayı ele alabilecektir. İşte bu nedenle bir kimsenin hayatına son vermede «ivedilik» ve «öncelik» mantıkî değildir. Hukuka aykırıdır. Anayasa, diğer cezaların aksine, bu cezanın bir defa da, Meclis tarafından incelenmesini isterken, bunlar hakkındaki kararın da İvedilik ve öncelikle alınabileceğini düşünmüş olamaz. Zira bu bir çelişme olurdu. Bir taraftan bir munzam teminat getirilmesi, diğer taraftan açıkça istical haklı gözükmektedir.

Meclis gündeminde ve Adalet Komisyonu'nda pek uzun süredir bekleyen infaz dosyalarının mevcut olduğu bilinmektedir. O dosyaların hepsinin önüne alman bir dosyanın gerekli incelemeden yoksun bırakıldığını iddia etmek haksız sayılamaz.

b) Anayasamızdaki kusur:

Ölüm cezalarının yerine getirilip getirilmemesi karan diğer bütün devletlerde Devlet Başkanına verilmiş bir yetkidir. Zira Devlet Başkanı tarafsızdır. Tarihî baza nedenlerle bu yetki, memleketimizde Meclise verilmiştir. Çok partili döneme geçince, çoğunluk partisinin oy fazlalığı ile tarafsız tasdik makamı olmak niteliği de kalmamıştır. Bahiskonusu ölüm cezalarının verilmesine sebep olan olayların, kendi partilerine daha fazla zararlı olduğu kanısını taşıyan bir kuruluşun oylamada üstünlüğü tasdik eyleminin toplumca isabetli kabulünü imkânsız kılabilir.

İvedilik ve öncelikle başlayan taraflı tutum, bu cezalar hakkında her türlü mülâhazalar ve parti disiplini dışında vicdanî kanaate göre sonuca varılması kuralına bağlı kalınmadığını göstermektedir.

c) Mahkemenin kararı:

Ankara 1 no'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nin 9.10.1971 tarih ve 13/23 sayılı mahkûmiyet kararının 53. sayfasında aynen şu satırlar yer almaktadır:

«... detaylı eleştiri ve iddialar hakkında mahkememiz kişisel görüşlerini mahfuz tutmuş, müessese olarak bunlar üzerinde hüküm vermeyi, kamu vicdanına, tarihe ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin takdir ve yetkisine bırakmayı uygun görmüştür.»

Mahkemenin hükmünde yer alan bu satırların zorunlu kıldığı ölçüde, TBMM'nin takdir ve yetkisini usulî kusurlar nedeni ile, kullanmak alanına sahip kılınmadığı açıkça belli olmaktadır. Kaldı ki, bu satırların uyarıcı etkisi ve özellikle «mahfuz tutulan görüşler» deyimi, kamu vicdanına ve tarihe tevdi kılman hususlar üzerinde gereken önemle durulması icap eder. Mahkeme kararında (basılı metin, s. 11) işaret edilen «ekonomik rezaletler»e ilişkin satırların neyi ifade ettiği üzerinde durulabilecek bir merci bulunmadan bir sonuca varmak isabetli olamaz. Mahkeme kararı, ölüm cezasına, âdeta şarta bağlı olarak hükmetmiş intibaını vermektedir.

d) Topluca takdir: Halen yargılamalar devam etmektedir.

TCK'nın 146. maddesine göre verilen ye verilecek bütün kararların birarada ele alınması ve her suçlunun durumu ayrı ayrı incelenerek işledikleri fiillerin vehamet dereceleri karşılaştırılarak, tasdik veya ademi tasdik yetkisi böylece kullanılmalıdır. Aksi halde zamanın geçmesi, eşit olmayan takdirlere yol açabilir.

Yüksek Adalet Divan:

ve Aydemir olayında tasdik makamları bu imkâna sahip idiler.

4) Yürütmenin durdurulması konusu:

Anayasamızda ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuna Ait Kanun'da yürütmenin durdurulabilmesi hususunda sarahat olmadığı iddiası doğrudur. Fakat sarahat olmadığından, böyle bir kararı Anayasa Mahkemesinin veremeyeceği düşüncesi isabetli değildir. Yürütmenin durdurulması bir usul konusudur. Usulde kıyas caridir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi bu yola gidebilir. Esasen bu olaydaki karara «yürütmenin durdurulması» isminin de isabetli düşmediğini sanıyoruz. Zira bu terim idare hukukundaki bir müesseseyi akla getiriyor. Burada bahiskonusu olan «infazın bekletilmesi»dir. Yürütmenin durdurulması kararma konu olan bir idarî tasarrufun tâbi olduğu idare hukuku ve idarî kaza kuraları ile «infazın bekletilmesi» arasında fark vardır. Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karar, iadei muhakeme talebinin kabulünde Ceza Mahkemelerinin verdiği karara dahi, ancak ve kısmen benzemektedir. İadei muhakemede infaz durdurulursa, örneğin hürriyeti bağlayıcı ceza hükümlüsü serbest bırakılır. Bu olayda ise sadece ölüm cezasının infazı durdurulmuş olacaktır. O halde Anayasa Mahkemesinin bu konuda ittihaz ettiği karar, sadece bir «tedbir kararı»dır. Bunun için açık hükme ihtiyaç yoktur. Anayasa Mahkemesine verilen görevin yerine getirilmesini sağlayan hükümlerde bu tedbirleri almak esasen mevcuttur.

5) Karar - kanun tartışması:

Basında rastlanan bazı görüşler, ölüm cezasının yerme getirilmesine ilişkin tasarrufu. Meclisin bir «karam olduğu, kararlara karşı ise Anayasaya aykırılık nedeni ile dava açılamayacağı yolundadır. Bu tartışma, Cumhurbaşkanlığınca bahiskonusu tasarıyı tekrar görüşmek üzere iade edip edemeyeceği sorusuna da etkilidir. Zira, aynı şekilde. Cumhurbaşkanının tekrar görüşme istemesi de, yalnız kanunlar içindir.

Teşkilâtı Esasiye Kanunu yürürlükte iken karar - kanun ayrımı vardı. Yukardaki görüş ancak o dönemde haklı gözükebilirdi. Anayasa bu ayrımı kaldırdı, ölüm cezasının yerine getirilmesi de bir «kanun» ile olmaktadır.

Bu nedenle:

a) CHP'nin Anayasa Mahkemesine iptal için başvurmasında bir usulsüzlük yoktur.

b) Cumhurbaşkanımızın yetkileri ise iki bakımdan mütalâa olunmalıdır:

aa) Cumhurbaşkanımızın yetkileri cezaların affı bakımından üç belli sebeple bağlı olduğu Anayasamızda, açıklanmış bulunduğundan, bu yol kapalı bulunmaktadır.

bb) Cumhurbaşkanımızın bahiskonusu tasarının usulüne uygun hazırlanmadığı, ivedilik ve öncelik kararlarının isabetli görülmediği, böylesine önemli bir tasarrufta bütün düşüncelerin ortaya atılmasına olanak sağlanmasındaki zaruret ve uygun mütalâa buyuracakları sair gerekçelerle tekrar görüşme isteminde bulunmaları mümkün görülmektedir.

6) Mahkemeden karar istenmesi:

Ceza Usulü Kanunu'nun 403. maddesine göre, bir cezanın infazı hususunda tereddüt olursa mahkemeden karar istenebilir. Konunun bu hükmünün ölüm cezasının Meclisçe onaylanmasında iddia olunan bir usulsüzlüğün çözümünü de kapsayıp kapsamadığında kesin bir kanaat izharı mümkün değildir. Meclisin bir tasarrufunun mahkemece denetiminde bir çeşit yetkisizlik görülebilir. Bununla beraber, mahkemenin bu hususu mümkün görmesi ihtimal dışı değildir.

7) Adalet Bakanlığı'nın yetkisi:

Ölüm cezalarının tasdik kanunu çıktıktan hemen sonra infazı âdet halindedir. Bununla beraber iadei muhakemeye müracaat halinde, talebin kabul veya reddine kadar infazın bekletildiğine örnekler vardır. Zira infaz halinde telâfisi imkânsız bir durum bahiskonusudur.

Ölüm cezasının hemen infazında bir gelenek mevcut ise de belli bir İnfaz süresi yoktur. Böylesine önemli bir konuda, Adalet Bakanlığı'nın, müracaatların neticesini beklemeden infaza emretmesi veya böyle bir emir olsa dahi, savcılığın ilerde kanunsuz sayılması mümkün böyle bir emri yerine getirmesi, sorumluluğu gerektirmiş olabilir. «İnsan Hakları»nı (Anayasa 2) ve bunlar arasında başta gelen «Yaşama Hakkı»nı (Anayasa 14) önemsiz saymak mümkün değildir.

Saygı ile mütalâa olarak arzolunur. 22.3.1972, saat 22.»

Anayasa Mahkemesi, TBMM'nin idamları onama kararını usul yönünden iptal ediyor, iptal kararı üzerine TBMM yeniden toplanarak oy çokluğu ile idam kararlarını yeniden onaylıyor.

CHP, daha önce Anayasa Mahkemesine açtığı davada Meclisin onama kararının, hem usul ve hem de esas yönlerinden Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüş ve Yüksek Mahkemece onama kararı usul yönünden iptal edilerek esas yönünden inceleme yapılmasına gerek bulmamış olmasına göre, bu kez esas yönünden kararın incelenmesini sağlamak amacı ile yeniden Anayasa Mahkemesine başvurması zorunlu hale gelmiş iken, her nedense bu yola gitmiyor.

Bu durum karşısında, yasama meclislerinin (Millet Meclisi ve C. Senatosu) üye tam sayısının altıdabirinin. Anayasa Mahkemesine dava açma yetkisi bulunduğundan, bu yola başvurma zorunluluğu ortaya çıkıyor. C. Senatosu üye tam sayısına göre Anayasa Mahkemesine dava açabilmek için 33 imza gerektiği halde, C. Senatosundan, bütün çabalara rağmen ancak 23 üye dava için imza veriyor ve 33 imza tamamlanamadığından dava açılamıyor. Böylece idamların onama kararının Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenmesi yolu kapanıyor.

Kaynakça
Kitap: İDAM GECESİ ANILARI VE KARARLAR. GEZMİŞ, ARSLAN, İNAN
Yazar: Halit Çelenk
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Deniz Gezmiş, Arslan ve İnan'ın İdam Gecesindeki Anıları ve Kararları

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir