Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 19

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 19

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 04:29

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 19

Turgut yorgun, keyifsiz ve huzursuz. 1989 başlarında durum böyle... Halka bir şey veremiyor. Denizin bittiğini o da görüyor. Kendisine her zaman destek veren Amerikan basını bile «Balayı bitti» diye başlık atıyor... Turgut «Çağ atladığımız için bazı sıkıntılar oldu» diyor.

Ama insanlarımız son derece uysal. Ses çıkmıyor, tepki gelmiyor. Herkes olup biteni sineye çekiyor... 12 Eylül gününden başlayan yeni düzeni yaşamaya devam ediyoruz... Sinmiş ve korkmuş insanlar...
Sihikliğimiz deneylerle bile kanıtlandı. İstanbul'da Ferhan Şensoy tiyatrosunda Nazi'lerle ilgili bir oyun gösterime giriyordu. Oyuncular bir gün İstiklâl caddesine çıktılar. Üzerlerinde rol icabı giydikleri Nazi üniformaları vardı. Güpegündüz, kentin en kalabalık yerinde, İstanbul'un göbeğinde bir deney yaptılar. Oradan geçmekte olan çok sayıda insandan kimlik sordular... Herkes kuzu gibi kimliğini gösterdi... «Çök» komutu verdiler, insanlar caddenin üzerine çöktüler... «Kalk» komutuyla kalktılar. Hiç kimsenin aklına «Siz kimsiniz?» diye sormak gelmedi.

Benzer bir deneyi Nokta dergisi yaptı. Nokta, bir elemanına siyah pardesü giydirip caddelere saldı. «Otorite»yi simgeleyen adam yine İstanbul'un en kalabalık semtlerinde halka emirler vermeye başladı. «Duvara dayanıp ellerinizi kaldırın» dedi, aynen yaptılar. Bazılarının üzerini aradı, itiraz etmediler. İstanbul'un çeşitli semtlerinde insanlarla böylesine oynadı ve hiçbir tepki gelmedi... Bir Allah kulu çıkıp ta «Sen hangi sıfatla bize emir veriyorsun?» diye sormadı.
İnsanlarımız böylesine uysal, sinik ve korkak oldular.

Şu son yıllarda Türkiye'de olup bitenlere kimse ses çıkaramadı. Görevini belki de sadece basın, o da bir ölçüde yaptı. Hanedan ne yaptıysa yaptı. Aile Meclisi ne karar aldıysa aldı. Gazetelerin yazdıkları ertesi gün unutuldu. Vurgunlar vuruldu, rezalet her geçen gün biraz daha büyüdü. Bazıları köşeyi fena halde dönme becerisini gösterdiler, sıfırdan milyarder oldular.

Ama artık sesler çıkıyor. Daha da çıkacak. Bülent Habora'nın deyimiyle «Parmaktan gazi, devletten hacı» Turgut, işin kolay olmadığını artık anladı.
Semra ikide bir demeç verip «Artık köşemize çekilmeyi istiyorum» diyor. Acaba gerçekten istiyor mu?.. Eğe? istiyorsa, güçlü kadın önsezisiyle durumu anladı ve kaçınılmaz sonu gördü demektir.
Şu anda geleceği görmek mümkün değil ki... Acaba Turgut bir gün «Benden bu kadar» deyip te işi bırakacak mı?.. Yoksa Cumhurbaşkanlığına mı soyunacak? Ya da ANAP'ın başında, batan geminin kaptanı gibi son dakikaya kadar durmakta ısrar mı edecek?

Benim gönlüm, doğrusunu isterseniz Turgut'un Cumhurbaşkanı olmasını istiyor. O zaman hem daha yükselmiş olur, hem de rahat eder. Ne de olsa Çankaya'nın işlen daha azdır. Daha az yorulur. Devletin başına geçer ve oraya yerleşirler. Semra o zaman gerçek «First Lady» olur. Papatyalarıyla daha verimli çalışmalar yapar. Korkut namazlarını Atatürk'ün anıları üzerinde kılar. Hacılar, hocalar, Atatürk'ün masalarında ağırlanırlar. ,
Yusuf Başbakan olur. Ahmet, Zeynep, Davulcu, Efe,. Korkut, Hüsnü gibi nice yeteneklere de, Cumhurbaşkanımız tarafından elbette ki uygun görevler verilir. Hepsi de daha yüce makamlara gelirler... Aralarındaki ticaret erbabı, para kazanmaya da devam eder.

Hep birlikte Çankaya'ya yerleşirler. Orası Konuttan daha büyüktür. Rahat ederler. Cumhurbaşkanımız bir yandan da anılarını yazmaya başlar. Türkeş'le ilişkilerinden* MSP adaylığına, MESS başkanlığından kurup batırdığı şirketlere, ticarette kazandığı paralardan ödediği vergilere kadar her şeyi bir bir açıklar.

Turgut'u uzun yıllardan bu yana tanıyorum ve bazen-kendisini düşünüyorum. Aslında hayatının her döneminde iyi bir pazarlamacı, iyi bir sunucu olmuş. Burası kesin... Çoğu zaman, çevresini ikna etmeyi bilmiş. Ama hiç kimseyle, uzun süren ilişkisi olmamış. İlişkiler bir yerde kopmuş. Kısa süreli ilişkilerde karşısındakilerden rağbet görmüş, uzun vadede bu rağbet bitmiş.
Pazarlayacağı malı çoğu zaman kendisi üretmemiş.

Hep başkalarının olanaklarını, hatta devletin olanaklarına kullanmış. Bazen viski, bazen de zemzem suyu pazarlamış... Ait olduğu programın sözcülüğünü her zaman iyi yapmış. Bazı programların içinde olmuş ama onları da kendisi hazırlamamış. Bazen de farklı programların içine düşmüş ve değişik diller konuşmuş. Egemen gücün karşısına, bir tek gün bile çıkamamış. Hep egemen güçlerden* yana olmuş...

Semra'sız bir Turgut ben düşünemiyorum. Kendisi için ortam uygun olduğunda karşımıza çoğu kez Semra'nın kocası olarak çıkmış. Onu bazen Korkut'un biraderi, Hafize hanım'ın oğlu, Demirel'in yakını, Erbakan'ın dostu, askerlerin makam verdiği kişi olarak görmüşüz...

Rastlantılar ve şansı, ona hep yardım etmiş... Olaylar hep ondan yana gelişmiş ve sonuçta Başbakan olmuş. Böylesine olumlu rastlantılar, herhalde çok az insanın yaşamında vardır... Ama her şey bir yere kadar... İbre artık ters yöne doğru dönmüş, geriye sayma işlemi 1989 yılından itibaren açıkça başlamış.

Kitabın bu son bölümünü, merak ettiğim bir konuyla kapamak istiyorum. Turgut'la 1982 yılında ve daha sonra da bazı söyleşiler yapmıştım. Sorulan bütün sorulara rahatça ve kaçınmadan cevap verirdi. Artık öyle değil.
Kendisiyle yaptığım ve 20 Ağustos 1982 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan bir röportajım var. O zaman Başbakan yardımcılığı görevinden istifa etmişti.

Röportajın bir bölümü aynen şöyle:

— «Maddi durumunuz nasıldır? Kamuoyu bunu merak ediyor...
— Orta halli bir insanım. Yani üç tane dairem var,. üç tane yazlık evim var. Bunlardan biri kiradadır, diğerleri değildir. Bütün bunları da 1971-1979 arasında serbest çalıştığım dönemde edindim.
— Çok büyük arazileriniz olduğu söyleniyor...
— Hiç öyle bir şey yok. Arazim falan yok. Side'de üst tarafta bir dönümlük bir yerim var. Yıllar önce almıştım. O zaman aklımız olsaydı 40-50 dönüm alıp şimdi zengin olmak mümkündü. Bankada biraz param var. Başka bir şeyim de yok zaten...
— Bankere para kaptırdınız mı?
— Bankerde hiç param yoktu. Faize para vermem zaten»...
Kendisiyle yine Milliyet gazetesinde 7 Mart 1983 günü yayınlanmış bir röportajım daha var. O sırada siyasete soyunmak üzere... Bu iki röportaj sırasında da, devlette hiçbir makamı, mevkii yok...

Yine para durumunu soruyorum ve aynen şu cevabı veriyor:

— «Herhangi bir ciddi para problemim yok. Elimdeki imkanları ufak ufak kullanarak hayatımı idame ettiririm»...

Devlette önemli görevlerde bulunmuş insanların para durumu ve mal varlığı her zaman merak konusudur... Ben de bir gazeteci olarak Turgut'un maddi durumunu merak etmişim ve kendisine 1982 ve 1983 yıllarında, üstelik devlette hiçbir görevi olmadığı bir dönemde açık seçik sormuşum...

Orta halli bir insan olduğunu söylemiş. Evleri var am« oiri dışında kirada değil. Arazisi yok. Bankada biraz parası var. O biraz parayı da zaten enflasyon çoktan götürmüştür.
Başbakan ve ailesi, bizim dışarıdan görebildiğimiz kadarıyla şimdi rahat bir hayat yaşıyor. Giysilerinden ve ziynet eşyalarından tutun da altlarındaki arabalara, bazı aile bireylerinin yaptığı ticari çalışmalara kadar bazı şeyler zaten biliniyor.
Bundan birkaç yıl önce «Orta halli bir insanım» diyen, «Elimdeki imkanları ufak ufak kullanarak hayatımı idame ettiririm» diyen Turgut, bu sorular kendisine şimdi sorulsa acaba ne cevap verir?.. O günlerde arazi almadığını ve zengin olma fırsatını kaçırdığını belirtiyor. Demek ki zengin değil... Kendi ifadesine göre «Faize zaten para vermiyor»... (O halde niçin faizleri yükseltip de Türk milletini faizciliğe teşvik ederek günaha sokuyor?).. Belki şimdi evlerini kiraya vermiş olabilir... Vallahi bunu da bilmiyorum.

Türkiye'de son yıllarda bazılarının yaşadığı inanılmaz tatlı hayat... Bir giyildikten sonra bir daha giyilmeyen son moda elbiseler... Nereden geldiği belli olmayan takılar, ziynet eşyaları... Gelen acayip hediyeler... Kurulan şirketler, şirketlerdeki gizli ve açık hisseler... Birilerine oluk gibi akan paralar... Devletin kullanılan sonsuz olanakları... Rüşvet, yolsuzluk, avanta... Yağma ve talan edilen devlet parası...

Bunlar konumuzun dışında olduğu için hiç girmiyorum. Ama Türkiye'de birileri köşeyi döndü. Kesin olarak döndü. Bazı kişiler hakkında yoğun iddialar var. Kamuoyunda sürekli söylentiler dolaşıyor, birtakım duyumlar elde ediliyor. Hatta bazen skandaller patlıyor. Birileri «Biz konuşursak, birçok önemli insanın başını yakarız» diyorlar...

Bu gibi söylentiler ister istemez devlet ve hükümet büyüklerine de yansıyor. Hatta Turgut ve Aile'yi de böylesine yöntemlerle yıpratmak isteyenler ortaya çıkıyor.
Örneğin Semra'nın 1986 yılında İstanbul'da yeni yapılmakta olan bir evi çok beğenip satın almak istediğini, bu amaçla mal sahibi olan mimar Yılmaz bey'e gittiğini, mal sahibinin evi kendisi için özel olarak yaptırdığını belirterek satmak istemediğini, ancak Semra'nın ısrar ederek «Para önemli değil. Bir milyar bile isteseniz vereceğiz» dediğini, bu evi alamayınca Yeniköy'de başka bir daire alındığını iddia ediyorlar.

Bu gibi aslı esası olmayan dedikodular elbette ki doğru olamaz. 1982 yılında «Orta halli» bir insan olduğunu açıklayan bir insanın eşi, aradan dört yıl geçtikten sonra bir milyar lirayı nasıl çıkarır?.. Bu mümkün değildir.
Turgut, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ı... Birçok devlet yetkisi elinde. Ben onun yerinde olsam ANAP grubuna emir veririm ve Meclis'ten hemen bir yasa çıkarırım. Bu yasada bütün devlet ve hükümet yetkilileri ile onların bütün yakınlarının, adı birtakım yolsuzluk olaylarına karışanların, kısa sürede zengin olan herkesin servet beyanını isterim... Ayrıca bu servet beyanlarının, bundan sonra gizli olmayacağını ve kamuoyu önünde açıklanacağım hükme bağlarım. Gereken devlet memurları ile belediye yetkililerini de yasa kapsamına alırım.

İlgili kişilerin yurt işi ve yurt dışındaki bütün mal varlıklarının, yerli ve yabancı bankalardaki bütün hesaplarının, banka kasalarında saklanan altın ve ziynet eşyasının, kurdukları şirketlerin, sahibi oldukları isme ve hamiline yazılı hisse senetlerinin dökümünü tek tek isterim. Ayrıca devlete geçmiş yıllarda ödedikleri vergilerin hesabını sorarım.

Bu Konuda yalan beyanda bulunmaya kalkışanlar çıkabilir. Malını mülkünü ve parasını, banka hesaplarını gizleyenlere de çok ağır cezalar getiririm.
Ve Türkiye Cumhuriyeti'nin saygın Başbakan'ı olarak, bu doğrultudaki ilk uygulamayı kendim yapıp herkese örnek olurum. Her şeyimi mertçe açıklayıp, orta halli bir vatandaş olmaya devam ettiğimi dosta düşmana kanıtlarım. Sonra sıra aileme gelir... Bütün soyumun, sülalemin ve yakınlarımın neyi var neyi yoksa, hepsinin tek tek açıklanmasını sağlarım... Ve bu yolla da, Türk milleti önünde en büyük puanı toplarım.
Bu sadece bir öneridir. Uygulaması zordur ama zorunlu değildir.

Hiç kuşkunuz olmasın ki, bu konuda bundan sonra daha nice kitaplar yazılacak. Bu, ilk kitaptı... Bazı şeyler yazmak için henüz çok erken. Onlar ileride, belki de kısa süre sonra yazılacak. Günü gelince neler çıkacak neler... İNŞALLAH hep birlikte göreceğiz.
Bakalım kimler gelecek, kimler geçip gidecek?..

Hoşça kalın!

EMİN CÖLAŞAN Ankara Ocak 1989


Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir