Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 17

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 17

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 04:24

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 17

Turgut'un başbakanlık döneminde, ülkemizde hiç yaşanmamış ve duyulmamış bir dönem başlıyor. Devlet, Konuttan yönetiliyor... Turgut ve Semra'dan sonra, büyük oğlan Ahmet te Konut'a yerleşiyor ve babasının yanında ülke yönetimine ağırlığını açıkça koyuyor. Hiçbir resmi sıfatı yok... Sadece babasına «Danışmanlık» yapıyor. Amerika'dan tanıdığı arkadaşlarını Türkiye'ye genel müdür olarak getirtiyor. Babası yorgun... Türkiye'nin ağır yükünü omuzları taşımamış... Bir süre önce kalp ameliyatı geçirmiş. Yanında sürekli olarak özel doktor bulunduruyor. Hiçbir yere yanında doktoru olmadan gitmiyor. Yurt dışına hemen her çıkışında ve özellikle Amerika'ya gidişlerinde, mutlaka sağlık kontrolundan geçiyor. Amerikalı doktoru De Bakey'e sık sık görünüyor. Bazen de De Bakey Türkiye'ye bu amaçla geliyor.

Turgut hem Başbakan, hem de insan olarak yıpranmış ve yorgun düşmüş durumda... Ne kadar rahat bir kişiliği olursa olsun, doğal olarak yıpranıyor, yoruluyor. Bir suikast girişimiyle yüz yüze geliyor ve psikolojik olarak ta yıpranıyor. Ülke sorunları bir yanda, aile sorunları öbür yanda...

Bu durumda ülke ve parti sorunlarıyla ilgili kararlan siyaset arkadaşlarını bir tarafa bırakıp, aile bireyleri ile alıyor ve bunu televizyonda bile açıklıyor... Bütün yakınları suyun başında... Bazı yakınları ise büyük ticaret yapıp iyi para kazanıyorlar...

Oğlu Ahmet'in Amerika'da okuduğunu, babasının torpiliyle IMF'de alt düzeyde bir işe alındığını ve bu kitap yazıldığı sırada da İstanbul'da bir Amerikan bankasında çalışmakta olduğunu daha önce belirtmiştim.
Acaba Ahmet'in geliri sadece o bankadan dolar olarak aldığı maaş mı?.. Yoksa bir Başbakan oğlu olarak başka birtakım ilişkileri de var mı?..

Bu konudaki söylentileri bir yana bırakıyorum ve 3 Ocak 1989 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Ufuk Güldemir'in Washington'dan yazdıklarını' size özetleyerek iletiyorum:

«...Bu (Amerikalı) iş adamlarından biriyle görüştük.

Şöyle dedi:

— Ahmet Özal iş adamı olarak bizim için Başbakan Özal'dan pratik açıdan daha kıymetli. Çünkü Türkiye'nin kilit mevkideki yöneticilerinin iş başına gelmesinde rolü olduğu için, onlar üzerinde etkili. Üstelik Başbakan kadar da ulaşılması zor değil. Başbakan'ın engelleri onda yok»...

Amerikan özel sektörünün onun (Ahmet'in) Özal'a ulaşmak için en iyi kanal olduğunu fark etmesinden sonra bazı değişiklikler olmaya başladı. Örneğin Barış Suyu projesinin fizibilite raporunu 1,5 milyon dolara hazırlayan Brown and Root şirketinden bir yetkili bize Ahmet Özal ile «Resmi olmayan profesyonel bir ilişkileri olduğunu» söyledi. Ancak bunun ne anlama geldiğini açmadı...
Ahmet Özal'ın gücünü ensesinde hisseden bir başka Amerikan şirketi de FMC... Bu şirket az daha zırhlı taşıtlar ihalesinden oluyordu.
Bu tür olaylar Amerika'nın dev şirketlerine «Ahmet Özal faktörünü» öğretti.

Ahmet Özal bilmecesini çözmek, Washington kulislerinde giderek daha fazla konuşulur hale geliyor. Türkiye'nin yönetim ağının iç ilişkileri, Washington'u tahminimizin çok üzerinde ilgilendiriyor».
Ufuk Güldemir bu yazısında ne demek istiyor?.. Devlet yönetiminde hiçbir resmi sıfatı olmayan bir şahısla Amerika ve «Dev» Amerikan şirketleri niçin böylesine ilgileniyorlar?.. Ahmet Özal, Başbakan oğlu olmak dışında gücünü nereden alıyor?.. Böylesine bir ilgiyi üzerine hangi nedenlerle çekiyor?

Ve ayrıca Güldemir'in yazısında tırnak içinde geçen bir cümle var... Bir Amerikan şirketi Türkiye için iş yapıyor ve bu şirketin yetkilisi «Ahmet Özal ile resmi olmayan profesyonel bir ilişkileri olduğunu» söylüyor. Ancak bu cümlenin ne anlama geldiğini «Açmıyor»...

Amerikan şirketleriyle arasında «Resmi olmayan profesyonel ilişki» olduğu belirtilen Ahmet, bu konuda belki bir açıklama yapar ve gerçeği öğrenme fırsatını bize verir... Amerikan firmalarının bildiğini kıyıdan köşeden biz de öğrenmiş oluruz.

Evet... Turgut Konut'ta oturuyor. Karısının kendisine devlet işlerinde danışmanlık yaptığını Ercan Vuralhan söylüyor. Ahmet zaten danışman... Birader Korkut gerçi ticaret yapıyor ama onun da belli konularda danışmanlığı var. Korkut, abisinin üzerinde son derece etkisi olan bir insan. Korkut, Semra ile konuşmuyor... Semra da onunla konuşmuyor... Ve Semra kendisine «Korkut bey'in Turgut bey üzerindeki etkisi nedir?» diye soran bir gazeteciye «Hiç» diyor... «Hiç» olmadığını kendisi de çok iyi biliyor ama böyle demek zorunda kalıyor... «Bazı konularda kocam üzerinde çok etkilidir» diyecek hali yok ya...
Küçük birader Yusuf, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı. Dayıoğlu Hüsnü, Tarım Bakanı... Ahmet danışman, Semra Konut'ta... Korkut Konut'ta...

Melih Aşık bu durumu Milliyet'te şöyle tanımlıyor:

«Yasama yetkisi Millet Meclisi'nde, yürütme yetkisi Aile Meclisi'nde».

Artık siz buna ne derseniz deyin... Bazı gazeteler «Hanedan» diyor, bazıları «Aile Meclisi» diyor...
Ve Turgut, çok önemli kararlarını aileye danışarak alıyor. Bu durum partisinde de tepki yaratıyor...
Turgut dahil, aile giderek yıpranıyor... Gazeteler, Turgut'un asabını bozuyor. Nerede bir yolsuzluk patlasa, kredi rezaleti ortaya çıksa, hayali ihracatçılar bazı aile bireylerinin isimleri basına yansıyor. Yusuf'un devlet bankalarından yüz milyonlarca lira usulsüz kredi tokatladığı iddia edilen Kemal Horzum'a o günlerde kredileri veren Emlak Kredi Bankası'nın yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı, Sabah gazetesi tarafından 3 Ocak 1989 günü açıklanıyor. Bu sırada Türkiye, Kemal Horzum skandalı ile çalkalanmaktadır... Hürriyet gazetesi ayrıca, Horzum'un Kaya Erdem ve biraderi iş takipçisi Turgut Erdem'le de ilgisi olduğunu gündeme getirmiş ve büyük bir olay daha patlamıştır.

Sabah gazetesinin Yusuf'la ilgili olarak attığı kocaman başlık şöyledir:

«Horzum olayında yeni isim: Yusuf Özal».

Sabah gazetesi, bu haberde özetle şu bilgileri veriyor:


«ANKARA — Kemal Horzum'un Türkiye Emlak Kredi Bankası'ndan usulsüz olarak aldığı iddia edilen kredilerle ilgili olarak «Bir bilen» daha çıktı.
Başbakan Turgut Özal'ın kardeşi ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Yusuf Özal'ın, Horzum'un bankayı dolandırdığı iddialarının doruğa ve açığa çıktığı 1984-1985 yıllarında Emlak Kredi Bankası'nın yönetim kurulu üyesi olduğu belirlendi.
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporunda, Yusuf Özal'ın yedi ay süreyle yönetim kurulu üyeliği yaptığı yer aldı... Üyeliğin 30 Mayıs 1985 tarihinde sona erdiği kaydediliyor. Bankalar yeminli murakıbı İbrahim Boztepe'nin yazdığı rapora göre, Yusuf Özal'ın yönetim kurulu üyeliği yaptığı yedi ay içerisinde Horzum'un Desan ve Hortaş şirketlerine verilen krediler ve açılan teminat mektuplarının toplamı tam üç kat arttı.

Yusuf Özal'ın yönetim kurulu üyeliğinin sona ermesiyle çakışan bir başka ilginç gelişme ise, Kemal Horzum'un Emlak Kredi Bankası'nı dolandırdığının (Yusuf Özal'ın yönetim kurulundan ayrılmasından hemen sonra) Mayıs ayı başında ortaya çıkması ve soruşturmanın başlaması»...

Hep böyle ilginç rastlantılar oluyor. Kemal Horzum, hayali ihracat olaylarına da karışmış bir isim... Bu büyük skandala Yusuf'un,' Kaya Erdem'in, biraderi Turgut Erdem'in isimleri karışıyor. Horzum'a ilk teşvik belgesini, dayıoğlu yetim Hüsnü'nün verdiği, Horzum'un çevirdiği bazı işler ünlü MİT raporunda yer aldığı ve Turgut ta bu raporu okuduğu halde, Başbakan olarak bu kimsenin Hortaş tesislerinin açılış törenini yaptığı ortaya çıkıyor... Başbakan'ın zevkle izlediğimiz «İcraatın İçinden» programını Horzum'a ait AVA Ajans yapıyor. Bu ajansın ortaklarından biri de, Turgut'un yanında uzun süre danışmanlık yapan ve sağ kolu olarak görev alan Selim Egeli... Evet, Başbakan danışmanı, Horzum'la ortak. Şimdi İstanbul'da iş adamı olan Selim Egeli'nin işleri tıkırında... Büyük işler yapıyor.

Rastlantılar bu kadarla da kalmıyor. Yusuf'un kızının düğününe şahane bir Rolls Royce araba getiren Haluk Naci Ezgi'nin de hayali ihracatçı olduğu kısa süre sonra ortaya çıkıyor... Efe kardeşimizin, ünlü hayali ihracatçılardan Uğur Süzer'in şirketlerine girip çıktığı gazetelerde yazılıyor... Korkut'un oğlu Murat, 1988'i 1989'a bağlayan yılbaşı gecesini hayali ihracatçı Hasbi Menteşoğlu ile geçiriyor, resimleri çekiliyor.
Yusuf, Sabah gazetesi tarafından adının Horzum olaylarına karıştırılmasına haklı olarak çok sinirleniyor. Eli ayağı titriyor, dudaklarını ısırmaya başlıyor.

Gazetenin yalan yazdığını ve Horzum olayı ile ilgisi olmadığını şu sözleriyle kanıtlıyor:

«Allah'tan ki ben o sırada yurt dışına gitmişim. Horzum'a verilen kredilerde benim imzam yokmuş»...

Yani koskoca Emlak Kredi Bankası milyarlar dağıtıyor ve yönetim kurulu üyesi Yusuf «Benim imzam yok» diyor... Olay bu kadar basit... İmzan yoksa, ilgin de yok demektir!
(Kardeşim Yusuf, son derece haklısın. Giden paralar fazla olmadığı için, herhalde dikkatini çekmemiştir. O kadarcık parayı ben de istesem, sen belki yönetim kurulu üyesi olarak torpilim olurdun ve bana da verirlerdi... Ya bir de imzan olsaydı?.. Vallahi Allah seni korumuş).

Eloğlunun ağzı torba değil ki büzesin... Böylesine ilginç rastlantılarla birlikte iddialar, söylentiler, dedikodular yayılıp gidiyor... Bazen de olaylar patlayıveriyor... Rezaletler ayyuka çıkıyor... Belgeler ortaya saçılıveriyor... Çünkü devlette hâlâ namuslu insanlar var.

Ortalıkta sadece iddialar, dedikodular dolaşmıyor... Fıkralar artıyor. Meclis kürsüsünden fıkralar anlatılıyor.
SHP Ankara milletvekili Beşer Baydar, Aralık 1988'de Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşülürken Meclis kürsüsüne çıkıyor, bir fıkra anlatıyor ve iniyor.

Meclis tutanaklarına da geçen fıkra şöyle:

«Özal Amerika'da Reagan ile görüşürken, birbirlerine ülkelerinin gerçekleştirdiği büyük başarıları anlatmaya başlıyorlar. Reagan yeni bir teknoloji geliştirdiklerini ve bu yöntemle ölüleri diriltebildiklerini anlatıyor... Özal da altta kalmamak için Türk atletlerin 100 metreyi beş saniyenin altında koşabildiklerini söylüyor. Reagan son derece şaşırıyor ve bu muazzam rekor karşısında susuyor.
Bir süre sonra Reagan Türkiye'ye gelmeye karar veriyor. Reagan'ın bu kararı kendisine iletildiğinde, Özal telaşa kapılıyor.

Danışmanı Özal'a bu telaşının nedenini sorunca Başbakan daha önce Reagan'la yaptığı konuşmayı anlatıyor ve diyor ki:

Ya şimdi bu rekorun kırılmasını görmek isterse ne yapacağız?

Danışmanı Özal'a verdiği cevapla, çıkış yolunu gösteriyor:

— Kolayı var efendim. Reagan'ı nasılsa Anıtkabir'e götüreceksiniz. Orada kendisinden Atatürk'ü diriltmesini istersiniz. Eğer başaramazsa, sorun kalmaz. Ama diriltirse, siz zaten oradan kaçarken bu rekoru fazlasıyla kırarsınız»...

Ve Türkiye'de günler geçip gidiyor... Başbakan Turgut hep sorunlarla boğuşmak zorunda kalıyor. Aile içerisinde onu en çok üzen, en büyük çocuğu Zeynep oluyor. Zeynep son derece özgür bir insan... Ana-baba otoritesine her zaman karşı. Tıpkı anası-babası gibi, o da protokoldan hiç hoşlanmıyor ve içinden geldiği gibi yaşıyor. Gezmeyi, eğlenmeyi, hele para kazanmayı çok seviyor... İş bitirici bir insan. Ev alıyor, ev satıyor, butikler açıyor...
Bundan bir süre önce İstanbul boğazının en güze! yerinde, Büyükdere'de tam denizin önünde bir daire satın alıyor. Demek ki o kadar parası var... Yalı dairesi almak kolay iş değil... Zeynep burayı satın aldığı zaman, içeride yeraltı dünyasından biri oturuyor ve adam çıkmak istemiyor. Sonra «Birileri» devreye giriyor ve adam birkaç gün içerisinde apar topar gidiyor.

Babası Başbakan olunca, Zeynep'in talihi bir anda değişiyor. Bu sırada (Eski kocası) Sait'le evlidir ama mutsuzdur. Ayrılmak istemektedir. Ancak evli oldukları dönemde birçok mal mülk edinmişlerdir. Sait ayrılmak için, bunların yarısını istemektedir... Çünkü her şey Zeynep'in üzerinedir. Araya Semra giriyor, raconu kesip malı mülkü ikisi arasında bölüştürüyor... Bundan sonra Zeynep, erkek arkadaşı Yaşar Gedik ile birlikte olacak ve onunla evlenmeye niyetlenecektir... Ancak Semra, Yaşar'ı istemeyecek ve «Ben kızımı diskotekçiye vermem. Benim kızıma çok daha iyi kocalar layıktır» diyecektir... Yaşar aslında diskotek işletmektedir ve son derece efendi bir insandır. Yıllarca Zeynep'in en yakın erkek arkadaşı olarak onunla-birlikte olduğu halde, bu işi bir gün bile reklâm amacıyla kullanmamış, gazetelere çıkmamıştır...
Başbakan kızı Zeynep'in Yaşar'la arası bir süre sonra bozulacaktır. Sonra devreye damat adayı olarak butikçi Adnan, reklâmcı Çınar gibi isimler girecek, ancak kısmet davulcu Asım'a olacaktır.

Bir yaz günü Bodrum festivalinde şarkıcı Yüksel Uzel, sahnede davul çalmakta olan bir adamı Zeynep'e gösterecektir:

— Bak şu davulcuyu görüyor musun?.. Vallahi tam-sana göre... Onda öyle bir şey var ki... Öyle esaslıdır ki... Çok karakter sahibidir.

Zeynep ömrü boyunca gönlünce yaşamış bir insandır. Evlenmeye pek niyetli değildir. Hele yeniden evlilik, ona çok ters gelmektedir.
Davulcu ile tanışırlar... Doğrusu Asım sıkı adamdır. Bodrum'da birlikte olurlar. Zeynep çok hoşlanır... Sonra Çeşmeye geçerler... Ve evlenmeye karar verirler. Ama Konut'ta kıyamet kopar... Kızı için soylu bir damat arayan Semra, bu evliliğe kesinlikle karşıdır. Turgut ta öyledir... Zeynep'i evlatlıktan reddetmeyi bile düşünürler.

Gazetelerde yine iddialar yer alır. Bu iddialara göre binleri düğün gecesi davulcuyu kaçıracaktır ve bu işin* içerisine MİT te girmiştir. Durumdan Turgut ve Semra'nın da haberi vardır... Ortalık bu dönemde iyice karışıktır. İddiaların arkası kesilmez... Söylentilere göre Semra bu konuyu bir «Baba» ve MİT'in üst düzeydeki görevlilerinden Mehmet bey'le konuşmuştur. Sonra «Baba» ile MİT'çi görüşmüşler ve davulcuyu kaçırma işini planlamaya başlamışlardır.

İşin bu aşamasını Hayri Birler 25 Aralık 1988 tarihli Gazete'de şöyle yazıyor:

«..Ve yurt dışında iş yapan şirketteki kocasının peşinden bir Arap ülkesine giden, dönüşünde boşanan ve İstanbul'da vur patlasın çal oynasın yaşayan Zeynep ile ailesinin arası da böyle birdenbire bozuldu.
Burhanettin Bigalı'nın MİT Müsteşarlığı döneminde Özal'ların emriyle Asım'ın şeceresi araştırıldı. Ne çıktı bilinmez.

Birileri, yer altı dünyasından birilerine «Şunun gözünü biraz korkutun» dedi ve bu birileri, kendilerine polis süsü verip bir iş yapacakken, bir başka birileri Asım'a haber uçurdu...
Ve Ankara'da «Bir yerlere» haber salındı. «Zeynep'in hoşunuza gitmeyecek fotoğraflarının basında çıkmasını ister misiniz?» diye»...
Hayri Birler'in sözünü ettiği bu fotoğraflar var mıdır?.. Varsa neyin nesidir?.. Nasıl pozları vardır Zeynep'in?.. Ya da hangi pozisyonda çekilmiştir?.. Gizlice mi çekilmiştir?.. Eğer varsa, bu resimler kimlerdedir?.. Örneğin Hayri Birler'de var mıdır?.. Yoksa tamamen palavra mıdır?

Doğrusunu isterseniz, iki oda ötemde oturduğu halde bir türlü fırsatını bulup ta Hayri'ye soramadım.
Sonuçta Zeynep'le davulcu evlenirler... Bu arada olup biten olayları, davulcuyu kaçırma planlarını Uğur Mumcu da Cumhuriyet'te yazar.

Aradan kısa bir süre geçer... Seçim gezisi sırasında Samsun'da, ANAP otobüsünde Turgut, Uğur'a herkesin içinde sorar:

— «Bizim ailemiz için böyle şeyler yazıyorsunuz. Bir böyle şeyler yaptıracak insanlar mıyız?»

Ancak Uğur hazırlıklıdır. Cebinden bir teyp kaseti çıkarır:

— «Şu kasetteki sözleri kamuoyuna açıklarsam hem siz çok üzülürsünüz, hem de aileniz zor durumda kalır».

Turgut hiçbir cevap vermez... Kasette, kaçırma olayını üstlenmiş birinin açıklamaları vardır.
Zeynep olayı, ana-baba olarak Semra ve Turgut'u son derece üzmüş ve yıpratmıştır. Düğüne gitmezler... Sonra Zeynep «Erken doğum» yapar... Torunlarını görmeye giderler... Zeynep'le ve damatla uzun süre küs kalmışlardır. »Barışırlar ama öylesine...

Kısa süre sonra davulcunun da Zeynep gibi ticarete yatkın olduğu ortaya çıktı. Önce bir butik açtılar... Lüks mallar satan bu dükkanda inanılmaz fiyatlarla satışlar başladı... İstanbul sosyetesi, papatyalar, zengin karıları ve Zeynep'e yakın olmak isteyenler, dükkana hücum ettiler... İşler çok iyi gitmeye başladı. Yılbaşı sepetleri yaptılar ve bunları astronomik rakamlarla firmalara sattılar... Firmalar bu sepetleri kapış kapış aldılar... Bankalar, holdingler sıraya girdiler... Faturalar makamlara gönderildi...

Allah ikisine de ticaret yaşamında «Yürü ya kulum» demişti... Tıpkı Korkut amcaları gibi... Hanedan'dan biri ticarete girince, tuttuğu altın oluyordu.
Zeynep ve davulcu, işi kısa sürede büyüttüler. Vehbi amca onlara Tofaş bayiliği verdi... İkinci butiklerini açtılar. Deniz kıyılarında uygun ve kelepir arazi aramaya başladılar... Yapı kooperatifleri kurdular, madencilik alanına el attılar... Süperlüks daireler satın aldılar... Kadıköy'ün ANAP'lı Belediye Başkanı Osman Hızlan ile yakın işbirliğine girdiler...
Başbakan damadı olmadan önce yaşamını davul çalarak kazanan Asım, şimdi karısıyla birlikte ülkemizin önde gelen iş adamlarından biri... Köşeyi kısa sürede dönmeyi başardı... Acaba ne kadar vergi veriyor?.. Yoksa zarar mı gösteriyor?.. Kârı zararı nedir?..

Yoksa amcaları Korkut gibi onlar da «Biz hesabımızı öbür dünyada veririz» mi diyeceklerdir?
Bekleyelim görelim!..

Zeynep'le davulcunun serüveni aslında çok uzun... Hediye almayı seviyorlar ama bir yere kadar... Örneğin iş adamı Zeki Küçükberber, bir gün kendilerine son model bir Jaguar hediye ediyor... Daha doğrusu böyle söyleniyor... Gazetelerde resimleri yayınlanıyor... Ellerinde anahtar, arabanın önünde poz vermişler... Olay patlayınca, yazılanların yalan olduğu ve Zeynep'le davulcunun elindeki anahtarların/evin anahtarları olduğu ortaya çıkıyor... Jaguar ortadan kayboluyor. Türkiye haftalar boyunca bu skandalla çalkalanıyor.

Yine iddialara göre, bir gazetemiz bundan bir süre önce Zeynep ve davulcuya son model, siyah bir Alfa Romeo hediye ediyor. Genç çift bunu derhal satıyor ve yerine başka bir araba satın alıyor. Bu olay basına yansımıyor.
Bütün bunlar olup biterken, Zeynep ülke sorunlarıyla ilgilenmeye de devam ediyor. Gerçi anası ve babası gibi onun da fazla kitap okuma alışkanlığı yoktur ama, güçlü sağduyusuyla birtakım teşhisler koyabilmektedir. 1988 yılında enflasyon yüzde 100 olmuşken, son derece isabetli bir görüşle «Her 100 vatandaştan ancak beş tanesi zamlardan şikayetçi» demiş ve bu sözleriyle- bir kez daha gazetelerde yerini almıştır.
Biraz da gelelim Korkut'a.

12 Eylül harekatı olduğu zaman Korkut MSP milletvekilidir. Malı mülkü olmayan, siyaset döneminde devlet Darasına el uzatmayan bir insandır. Hırsızlık ve yolsuzluk yapmamıştır.
Askerler 1980 yılında ülke yönetimine el koyunca o da diğer parlamenterler gibi «Yasaklı» olmuş ve köşesine çekilmiştir. Ankara'da mütevazi bir yaşamı vardır. Kendini iyice ibadete vermiştir... Bu arada bir trafik kazası geçirir ve uzun süre hastahanede yatar. Milletvekili maaşı da kesilmiştir ve zor günler yaşamaktadır...

Gençlik yıllarında son derece modern bir insan olarak yaşayan, dans yarışmalarına karısıyla katılan, Amerika'da Mormon'Iarın da etkisiyle iyice dinci olan Korkut, daha önce de anlattığım gibi tarikata girmiştir. Alevi kökenli olan annesi rahmetli Hafize hanımı da Sünni yapmış ve tarikata sokmuştur.

12 Eylül sonrasında parasal sıkıntı çeken Korkut, 1981 yılında İstanbul'da Hayrettin Elmas adlı dini bütün bir müteahhitle tanışır. Hayrettin bey İstanbul Altunizade'de «Erzurum Sitesi» adlı bir site kurmaktadır. Daireler Müslüman insanlara satılacak ve araya birtakım başka tiplerin girmesine izin verilmeyecektir... Korkut buradan daire almaya karar verir. Ödemeleri taksite bağlanır... Bazı senetlerini ödemekte, kendisine önemli bir indirim yapıldığı halde güçlük çeker... Hayrettin Elmas ta ona anlayış gösterir ve kolaylık sağlar... Ne de olsa Başbakan Yardımcısı Turgut'un biraderidir...

Korkut bu müteahhidi o kadar çok sever ve kendisine sağladığı kolaylıklardan o kadar memnun kalır ki, daha sonra abisine söyleyip Hayrettin Elmas'ı ANAP milletvekili yaptırır.
Erzurum Sitesi günümüzde çok gelişmiştir. Hep aynı yapıda insanların oturduğu bu büyük site, gerçek bir Müslüman mahallesine dönüşmüştür. O kadar ki, küçük kız çocuklarının şortla bisiklete binmesi bile yasaktır.
12 Eylül döneminin kendi halinde vatandaşı Korkut, biraderi 1983 yılında Başbakan olunca büyük bir ticari atılım yapar. Şirketler kurar, vakıflar kurar, şirketlere ortak olur... Kısa sürede milyarder Olur. Yurt dışından petrol taşıma işine girer... Irak petrolünü Türkiye'ye Korkut çekmeye, depolamaya ve bir bölümünü ihraç etmeye başlar... Küçük birader Yusuf, bu sırada Planlama müsteşarıdır... Yusuf Resmi Gazete'de bazı tebliğler yayınlar. Bunlarda Korkutun şirketlerinin adı elbette geçmez de, yapılan tariflerden ortaya çıkar ki, bu son derece kârlı işi sadece Korkut yapacaktır... Konuyla ilgili diğer firmalar bu olup bitenlere karşı çıkarlar ama seslerini hiç kimse duymaz.
Bir ayağı Türkiye'de olan Korkut, yaşamının önemli bir bölümünü şeriatçı Suudi Arabistan'da geçirmeye başlar. Orada da işleri vardır.

Ömrü boyunca ticaret yapmamış olan bir insan, yine ne garip bir rastlantıdır ki biraderinin Başbakan, diğer biraderinin Planlama müsteşarı (Daha sonra ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı) olduğu dönemde gösterdiği üstün atılım gücüyle milyarlarla oynamaya başlar.

Korkut bu işleri nasıl ayarlamış, nasıl başarmıştır?.. Bu büyük işe sermaye koymuş mudur? Koymuşsa ne kadar koymuştur?.. O parayı nereden bulmuştur?.. Arkasına;
devletin ve hükümetin desteğini almış mıdır?.. Almışsa nasıl almıştır? Siyasi güç kullanmış mıdır?.. Kaç para kazanmıştır, kaç para vergi ödemiştir?.. Şu anda kaç şirketi vardır, ne gibi işler yapmaktadır?
Bu soruların cevaplarını kendisi ve birkaç yakını dışında hiç kimse bilmiyor... Hesabını İNŞALLAH öbür dünyada verecek.

En büyük birader hükümetin, en küçük ekonominin ve ortanca birader ticaretin başında... Ve Korkut memnun... «Allah bin bereket versin» diyor.
Böylesine para kazanırken, elbette başka işler de yapıyor. Bütün amacı para kazanmak değil. Zaten düzen bir kez kuruldu mu, para isteseniz de istemeseniz de geliyor... Şimdi Korkut, dinsel amaçlı vakıflar kuruyor... Hesabını öbür dünyada vereceği için, oraya yönelik bazı yatırımlar yapıyor. Dinci kuruluşlara, Kur'an kurslarına, cami yaptırma derneklerine bir miktar yardım ediyor... Erzurum Sitesi'nde kendisi için son derece görkemli, yüksek duvarlarla çevrili şato gibi bir ev yaptırıyor... Bu büyük sitede okul için ayrılan arsaya cami yaptırıyor... Hayırlı işler yapıp sevaba giriyor.

Korkut'un bir eli ticarette... Ama öbür eli de siyasette ve ANAP'ın tam göbeğinde... Hayrettin Elmas, Talat İçöz gibi kendi seçtirdiği, Turgut'a tavsiye ettiği milletvekilleri var, devlet kademesinde bürokratları var. Mehmet Keçeciler, Ekrem Pakdemirli, Eymen Topbaş gibi nice yakın adamıyla, ANAP ve devlet yönetimiyle el ele, iç içe...

Hem Turgut, hem de Yusuf üzerinde büyük etkisi var. Semra bu durumu ne kadar yalanlasa da var... Sadece Semra'yı etkileyememiş... İkisi konuşmuyor... Korkut bazen Konut'a geldiği zaman, Semra onun yanına çıkmıyor...
Korkut'un Konut'a gelmesi, Turgut'la birtakım konuşmalar yapması, bazen Evren'in de dikkatini çekiyor... Örneğin Turgut Eylül 1988'deki referandum öncesinde televizyona çıkıp «İstediğim oy oranını olamazsam siyaseti bırakacağım. Bu karan ailemle birlikte aldım» diyor... O gün aile meclisinde Korkut ta var... Evren yakın çevresine «Ne zaman önemli bir şeyler olsa, bu adam Ankara'ya geliyor» diyor... Bu sözler Turgut'un da kulağına gidiyor... «Korkut gelir ama benim işlerime karışmaz» diyor.

Korkut ANAP içerisindeki etkinliğini hem biraderlerinden, hem de kendi kişiliğinden alıyor. Gerektiği zaman, gerekli girişimlerde bulunuyor... Partideki bazı kimselere el uzatıyor... 1984 yılında bir gün, ANAP'lı bir bakanın Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmayı çok beğeniyor ve ona «Hazreti Ali'den Devlet Adamlarına Öğütler» adlı bir kitap gönderiyor... Kitabın içinden bir de zarf çıkıyor... Üç sayfalık bir yazı... «Nakşibendi Tarikatının Özellikleri»...
Ancak kendisinin belli bir Atatürk sevgisi de var. Atatürk'ü gerektiğinde çok seviyor ve bu konuda örnekler vermekten de kaçınmıyor. Bir gün sohbet sırasında bir iş adamına, geceleri entari giyip yattığını anlatıyor. Nedeni sorulunca «Atatürk îe entari giyermiş. Bu yüzden giyiyorum» diyor.

Korkut aslında din açısından son derece katı bir insan... Bu konuda hiçbir hoşgörüsü yok... Yıllarca girip çıktığı bir yakın akrabasının evinde, bir gün Amerikan bar yaptırılmış olduğunu görüyor ve bir daha o eve adım atmıyor.
Bedrettin Dalan, ANAP İstanbul il örgütünden özellikle şikayetçi oluyor. İl başkanı Eymen Topbaş ve ekibinin, kendisini rahat bırakmadığını ve «Alevi» diyerek yıpratmak istediklerini anlatıyor... Ve bir gün geliyor, Bedrettin Dalan, ANAP'tan kopmaya ve kendi partisini kurmaya karar veriyor... Çağdaş bir sağ parti kuracaktır. İstanbul'da yaptığı isme güvenmektedir.

En sıkıntılı dönemini Turgut'un Amerika'da kalp ameliyatı olmasından önce yaşayan Dalan, parti kurma niyetini Niyazi Adıgüzel gibi şimdi ölmüş olan bazı yakın dostlarına açıklıyor ve çok gizli bir biçimde nabız yoklamaya başlıyor. Konuştuğu hemen herkes kendisine «Devam et, biz erkandayız» diyor... Bedrettin Dalan'ın kuracağı partinin adı «Önce Vatan» olacaktır... Çok gizli temaslarını bir yanda sürdürürken, bir gün Turgut'un kalp ameliyatı olayı-ortaya çıkar... Ve Dalan, ANAP'tan istifa edip kendi partisini kurma girişimini buzluğa koymak zorunda kalır...

Çok üzgündür... Yakın çevresine «Bu iş bu ortamda yatar. Şimdi Türk milleti uzun süre duygusal davranacak ve Başbakan'a sempati duyacaktır... Benim hakkımda da,. «Ameliyatlı insanı arkadan vurdu» denilecektir. Şu ortamda parti kurmak başarı getirmez» der...

Dalan'ın böyle bir projesi acaba şimdi de var mı?
Sonuç ne olursa olsun, Dalan'la Korkut'un yıldızlar» hiç barışmamıştır ve bundan sonra da herhalde barışmayacaktır.
Dinine imanına son derece bağlı olan Korkut'un aile yapısı da ilginç... Beş çocuğu var. Bu çocuklar Turgut amcalarıyla, Semra yengeleriyle, onların çocuklarıyla ve Yusuf amcalarıyla da nedense pek görüşme fırsatı bulamıyorlar... Aileler birbirinden epeyce kopmuş... Kardeş çocuklarının, amcaların ve yengelerin birbirleriyle ilgisi yok. Bir araya gelmiyorlar. Hatta bazen, aralarında üzücü olaylar da yaşanıyor... Örneğin Hafize hanım ölümünden önce hastahanede yatarken, Zeynep ve davulcu kendisini ziyarete geliyorlar. Korkut'un kızı Fatma Zehra, Zeynep'e «Evlendin iki yıl oldu da babaannemin elini öpmeye gelme-din. Şimdi mi aklına geldi komadaki kadını ziyaret etmek?» diye bağırmaya başlıyor... Orada başkaları var... Tartışma büyümesin diye araya giriyorlar... Aile kopmuş.
Evet, Korkut'un beş çocuğu var.

Bir numara Fatma Zehra Koşay, Abdülbari Koşa'yla evli. Abdülbari bir zamanlar Planlama'da çalıştı. Ankara'da bir bürosu var. Burada karısı Zehra ile iyi işler yapıyorlar. Karı-koca yetenekli insanlar oldukları için, Planlama'-dan geçmesi gereken büyük projeler önce bunların bürosuna gönderiliyor... Gelirleri çok iyi. İçki, sigara serbest.

İki numara Mehmet Murat. Babası Korkut'un bazı şirketlerinde yönetim kurulu üyesi. Ayrıca kendisi de ticaret yapıyor ve çok iyi para kazanıyor. Bir ara solcu olmuştu. Sonra ANAP'tan milletvekili olmak istedi, Semra'nın karşı çıkması üzerine olamadı. Çok içki içiyor.

Üç numara Ayşe, içlerinde tek dinci olan. Ayşe ev kadını. Sıkmabaş ve son derece iyi giyiniyor. Altında son model BMW araba var. Kendisi kullanıyor. 15 yaşında Korkut tarafından evlendirilen Ayşe'nin kocası Sabrı Erdoğdu, ilahiyatçı. Sıkı bir dinci. Araplarla ticaret yapıyor ve o da köşeyi dönmüş durumda. Küçük kızlarının adı Sara... Ana-baba, küçük kızlarını hacı yaptılar.
Dört numara Ali, babasının şirketlerinde yönetim kurulu üyesi olarak görünüyor. Dincilikle ilgisi yok. İçki içiyor. Zengin bir ailenin kızıyla evli.
Beş numara Bahattin de içki içiyor. Abileri gibi, o da gece hayatına düşkün. Önüne çıkan her fırsattan yararlanıp ticaretini yapıyor.

Rahmetli Hafize hanım konuklarına oğlu Korkut'u anlatırken, bu Bahattin'i örnek verip şöyle derdi:

— «Bizim Korkut o kadar mübarek adamdır ki, torunum Bahattin ana rahmine Mekke'de düştüğü için sünnetli doğdu».

Bahattin kardeşimin ana rahmine nerede düştüğünü ve gerçekten de sünnetli doğup doğmadığını bendeniz elbette bilemiyorum.
Ama ortada Korkut açısından herhalde üzücü olan bir gerçek var. Ayşe dışındaki çocukları, kendisi gibi değil. Abisi Turgut, biraderi Yusuf, karısı Müjgan ve anası Hafize hanım ve diğer binlerce insan üzerinde dinsel yönden son derece etkili olmayı başaran Korkut, kendi çocuklarını etkileyememiş.

İşte böyle sevgili okuyucularım... Türkiye 1983 sonundan bu yana. Melih Aşık'ın deyimiyle «Turgutlu İmparatorluğu» dönemini yaşıyor... Kösemra Sultan'lar, Hanedan'lar. Aile Meclis'leri, Şehza'deler, Prens'ler, Birader'ler... Ve ayrıca davulcular, hayaliciler, tokatçılar, vurguncular...

Gerçekten ilginç bir dönem yaşıyoruz. Bu dönemin sadece küçücük bir kesitini bile alsak, ciltler dolusu kitap yazılır... Alın fonları... Fonlara aktarılan ve oradan harcanan devlet paraları inanın ki on cilt kitap yazdırır... Yazacak o kadar çok şey var ki... Zamanla hepsinin yazılacağına inanıyorum. Bu dönemin çok kitabı yazılacak... Şimdiden başlandı bile...
Bülent Habora'nın «Turgut Özal Dosyası» adlı bir kitabı var. Bu kitapta Habora Turgut'u, «Parmaktan gazi, «devletten hacı, 12 Eylül uzantısı ANAP lideri» olarak tanımlıyor...

Ve şöyle diyor:

«Kodamanların ve holdingcilerin çok sevdiği 12 Eylül darbecileri Türkiye'yi 12 Eylül biçimi kurtardıktan sonra tribünlere çıkmışlar ve kurtarıcılığı biraz da lacivert giysiyi 12 Eylülcüler yapsınlar diye Turgut'lardan Özal'lısını sahaya sürmüşlerdir.
1983 Kasım'ından bu yana yıllar geçti. Halkımız kurtarıcıların kurtardığı Türkiye'de yine kurtarılmayı beklemeye başladı. Bu dönemde bazı iyi kişiler hem de oldukça iyi bir biçimde kurtulurken, her geçen gün biraz daha sefaletin içine gömülen halk, kurtarıcıların kurtardığı kurtarılmış Türkiye'deki yeni kurtarıcılardan kendisini kurtarması için daha başka kurtarıcılar aramaya başladı»...

Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir