Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 12

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 12

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 03:45

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 12

Eskiden Planlama'da çalışmış, sonra ülkemizin en büyük holdinglerinden birine girmiş, görüşlerine değer verilen, gazetelerde sık sık yazıları çıkan bir uzman vardı. Bu uzmanın, gerek hükümet ve gerekse iş çevreleriyle yakın ilişkisi bilinirdi... 7 Kasım 1980 Cuma akşamı, bu uzmanı Ankara'dan, Konsey genel sekreterliğinden aradılar. Haydar Saltık Paşa'nın yardımcısı Işık Biren amiral görüşmek istiyordu... Biren, İstanbul'daki uzmanı Ankara'ya çağırdı.
Ertesi gün uzmanı Esenboğa havaalanında bir yaver ve askeri araç karşıladı. Doğru Işık Biren'in yanına gittiler. Odada, Biren'in- yardımcısı,, deniz Kurmay Albay (Sonra amiral) Tanju Erdem de vardı...

Çaylar içildi, sonra uzmana iki konuyu ilettiler...

«1 — Turgut'un ekonomi politikaları beğenilmiyor. Bunlara alternatif bir politika geliştirmek gerekir.
2 —- Planlama, fonksiyonunu yerine getirmiyor. Planlama Müsteşarı Yıldırım Aktürk, Turgut'un adamı ve onun dediği dışında bir şey yapmıyor. Biz Planlama yerine, yeni bir kuruluş kurmak istiyoruz. Bunun adı «Devlet Durum Merkezi» olacak ve doğrudan doğruya Devlet Başkanı ile Başbakan'a hizmet verecek. Bunu örgütleyeceğiz ve başına birini getireceğiz. Bu durumda.Turgut ve ekibini değiştireceğiz. Yerine yeni bir ekip kuracağız.»
Sonuçta uzmandan istenilen şuydu... Kendisi Ankara'ya gelip Devlet Durum Merkezi'ni kuracak ve basma geçecekti.
Uzman da görüşlerini söyledi... İstanbul'a yerleşmişti ve artık Ankara'ya dönemezdi... Ayrıca Devlet Durum Merkezi'nin sorumlulukları, Planlama'ya verilebilirdi. Uzman bu konudaki görüşlerini yazılı olarak hazırlayıp bir hafta içerisinde vermeye söz verdi...

Ayrılırken, ayrıca şöyle dedi:

— Planlama ve Özal için acele karar vermeyin. Ben kendisiyle birlikte uzun yıllar çalıştım ve iyi tanırım. Ona biraz süre tanıyın. Bu geçiş döneminde, kendisinden yararlanmanız mümkündür.
Uzman bir hafta sonra tekrar Ankara'ya geldi ve Turgut'u ziyaret etti. Turgut'un yanında Vahit Erdem de vardı... Eski Planlama uzmanı, Turgut'a gelişmeleri anlattı ve «Bunları bir başkasından, başka bir şekilde duyarsınız diye size söylüyorum. Bilginiz olsun» dedi...

Turgut'un cevabı aynen şöyleydi:

— Bunları bana iyi ki söyledin. Benden kurtulmak istediklerini, beni istiskal etmelerinden zaten anlıyordum. Ne yapalım, biz de gideriz. Ben aslında daha önce istifa etmeliydim ama olmadı...
Turgut ihtilalin henüz ilk günlerinde, askerler tarafından niçin istiskal ediliyordu?.. Aralarında ne olup bitmişti?.. İki ay önce Evren, Genelkurmay merdivenlerinde «Lütfen bizimle çalışın» diye onun arkasından koşmuştu. Şimdi neler oluyordu?.. Bu soruların cevapları karanlıkta... En azından ben bilmiyorum. Belki bir gün askerler veya Turgut anlatır...

Turgut'la uzman arasındaki konuşma uzadı... Turgut, uzmanın Konsey'e verdiği raporu istedi. Uzman bu raporun genel çizgilerini söyledi, ancak «Ayıp olur» gerekçesiyle raporu vermedi ve «Beni lütfen anlayışla karşılayın. Raporu size de verirsem, ikili oynamış olurum» dedi.

Bu rapor, üst düzeyde bazı kişilere Amiral Işık Biren tarafından dağıtıldı. Bir kopyası da, görüş alınmak üzere Bülend Ulusu'ya sunuldu. Ulusu'ya gönderilen kopya, nasıl olduysa Turgut'u eline geçti. Turgut rapora çok sinirlendi. Planlama'nın başında has adamı Yıldırım Aktürk" vardı. Nasıl olur da oradaki yetkiler başka bir kuruluşa devredilirdi?
Aradan zaman geçti, Devlet Durum Merkezi kurulamadı. Turgut bazı askerlerle arasını bir miktar düzeltti. Buna karşın, her zaman sık sık görüştüğü uzmanla selamı sabahı kesti. Uzman bunun nedenini bir süre sonra öğrendi. Duyduğuma göre Turgut bazı kimselere kendisini şikayet etmiş ve «O benimle ilgili olarak askerlere rapor verdi. Yaptıklarını affetmeyeceğim. Siz de bu adamın kulağını çekin» demişti... Yine duyduğuna göre «Böyle bir şey tekrar ederse burunlarından getiririm ve işlerini bozarım» diye eklemişti.

Turgut bazı şeyleri hiç affetmezdi... Sonra olay kapandı.
Ancak memleket için çalışan Turgut'a bir türlü rahat vermiyorlardı. 1981 yılı başlarında Adnan Başer Kafaoğlu, Devlet Başkanı Evren'in ekonomik işler danışmanlığına getirildi. Kafaoğlu, Turgut'un uyguladığı bazı politikaların son derece sakıncalı olduğu konusunda Evren'i yavaş yavaş ikna etmeye başladı. Konsey'de de Turgut'un aleyhine bir hava oluşuyordu.

Turgut bu arada IMF ile bir anlaşma daha imzalıyor. Türk ekonomisi 1981 yılında bütünüyle IMF'nin güdümüne giriyor. Bu dönemde Turgut'un oğlu Ahmet, İstanbul'da bir Türk bankasında çalışıyor. Ahmet henüz ortaya çıkmamış. İsmi cismi bilinmiyor. Turgut bu aşamada IMF yetkililerine oğlu için küçük bir ricada bulunuyor ve Ahmet'i bu kuruluşa sokmalarını istiyor. Onlar da Turgut'u kıracak değiller ya... Ahmet Amerika yolcusu oluyor ve IMF'ye giriyor. Bazı uluslararası kuruluşlarda Turgut'un sözü çok geçiyor. 1970'li yıllarda da biraderi küçük Yusuf'u Dünya Bankası'na o sokuyor. 12 Mart sonrasında kendisini de orada işe almamışlar mıydı?

Böylece babasından ve amcasından, sonra Ahmet bey de Dünya Bankası ve IMF eğitiminden geçmeye başlıyor. Özal ailesinin seçkin bireyleri bu kuruluşlarda eğitim gördükten sonra, 1983 yılından itibaren Türkiye'yi yönetmeye başlayacaklar.
Ahmet IMF'de çalışıyor. Pek fonksiyonu olmasa bile, maaşını alıyor. Bu sırada Türkiye ile IMF arasında yeni bir stand-by anlaşması imzalanıyor.

IMF'de çalışan bir Türk uzman, bu kuruluşun bir yetkilisine bir gün şöyle diyor:


— Bu anlaşma ile bize çok ağır şartlar kabul ettirdiniz.

IMF yetkilisi bu görüşe espriyle karşılık veriyor:

— İyi ama, buna karşılık biz de Türkiye'nin ve Mr, Özal'ın bazı ağır şartlarını kabul etmek zorunda kaldık.

— Nedir o şartlar?
— Mr. Özal'ın oğlunu IMF'ye aldık. Ona iş verdik. Karşılıklı gülüşüyorlar!

Ahmet bu dönemde, babası Başbakan Olduktan sonra Türkiye'ye genel müdür olarak getireceği prens arkadaşlarıyla yakınlığını sürdürüyor. Bunlardan biri de, çifte pasaportlu Cengiz İsrafil. Bu şahıs Amerika'da yaşıyor ve doğrusu dürüst Türkçe bile bilmiyor. Hem Amerikan pasaportu var, hem de Türk... Amerikan uyruğuna geçerken, o ülkenin yasaları doğrultusunda yemin etmiş... Amerika'dan başka hiçbir ülkenin çıkarlarına hizmet etmeyecek. Turgut Başbakan oluyor ve Cengiz İsrafil adlı bu değerli vatan evladını «Özelleştirme» işinin başına getiriyor. Tavsiye eden, oğlu Ahmet...

Cengiz Türkiye'ye Morgan Trust Bankası'ndan geliyor. O bankanın en üst düzeydeki ikinci adamı, Turgut'un taa 1960'lı yıllardan beri çok yakın dostu olan Rodney Wagner... Bizim Ahmet'in Rodney amcası... Herhalde bir rastlantı sonucu olsa gerek, özelleştirme raporunu Turgut büyük paralar karşılığında Rodney Wagner'in Morgan Trust Bankası'na yaptırıyor. Bu banka, ömrü boyunca böyle bir rapor hazırlamamış. Bu işi ilk kez bizim üzerimizde deniyor... Ve Türkiye'de bu işin başına bu bankada çalışan Cengiz getiriliyor.

Bu Cengiz'le 1987 yılında bir röportaj yaptım. Bu konuşma Hürriyet'te aynen yayınlandı... Adam her şeyin özelleştirilmesi gerektiğini savunuyordu...

Kendisine sordum:

— Peki devlette ne kalabilir bu durumda?

Büyük deha Cengiz, cevabını derhal patlattı:

— Ordu devlette kalabilir!

Ben de bunu aynen yazdım. Bizim Amerikan pasaportlu Cengiz'i ertesi gün Genelkurmay'a çağırıp bir miktar fırça atmışlar. Ne bilsin garibim Cengiz?.. Herhalde burasını Afrika falan zannetti... Çünkü «Ordu devlette kalabilir» gibi inciler yumurtlamak, her babayiğidin harcı değil...

Sonra Cengiz herhalde korktu ki, bana söylediği bu sözleri inkar etmeye kalkıştı. Ben de teyp bandını burnuna dayayıverdim ve ondan sonra susmak zorunda kaldı.
Cengiz, Ahmet kardeşimizin büyük fedakârlıklarla Türkiye'ye getirip vatan hizmetine soktuğu prenslerden sadece biri... Onun gibi daha niceleri var.
Turgut'un Başbakan yardımcısı, Kaya Erdem'in Maliye Bakanı olduğu 1981 yılında halkımız yüksek faizle tasarrufa teşvik ediliyor. Bunun tek yolu da, bankerlerden geçiyor! Önüne gelen banker oluyor. Simitçiden, köfteciden, dolandırıcıdan, üçkağıtçıdan, batık iş adamından oluşan banker ordusu piyasaya dökülüyor. Bunlar aylık yüzde 12'ye kadar ulaşan faizleri askeri yönetimin, devletin ve Turgut'un gözleri önünde vereceklerini vaad ediyorlar. Gazeteler, boy boy banker ilanlarıyla doluyor. Türk milleti elinde ovucunda birikmiş ne varsa bunlara yatırıyor. Bankalar faiz yarışına giriyor... Ve bir gün balayı bitiyor, saadet zinciri kınlıyor.

Büyük devlet adamı, o günlerin Maliye Bakanı Kaya Erdem, bendenize verdiği bir demeçte:

«Bankere para yatıran vatandaş kumar oynamıştır» deyiveriyor. Bu demeçten hemen sonra piyasada panik başlıyor. 1981 Aralık ayında doruk noktasına çıkan bu panikte piyasa bankerlerinin hepsi ya batıyor, ya da ortalıktan paralarla birlikte toz oluyor... Haziran 1982'de bankerlerin babası Kastelli de İsviçre'ye kaçıyor. Türkiye bu dönemde banker skandalını yaşarken, yetkililer olup biteni izlemekle yetiniyor.

Bu arada İstanbul Bankası, Hisarbank ve Odibank batıyor. Yüksek faiz politikası Türkiye'yi allak bullak ediyor... Ve bir gün askerler Kaya Erdem'in istifa etmesini «Rica ediyorlar»... Onun hemen ardından Turgut ta istifasını veriyor.
Temmuz 1982'de istifa ediyor... İstifa eden kişi, devletin Başbakan yardımcısıdır. Devletin bütün protokolünü çiğneyerek, hiç kimseye veda etmeden Ankara'dan ayrılıyor ve arabasına atlayıp Side'ye gidiyor. Devlet Başkanına, Başbakana, bakanlar kurulundaki arkadaşlarına veda bile etmiyor. Turgut için böyle şeyler hiç önemli değil. Veda etmiş ya da etmemiş, ne olacak ki?.. Artık kendini «Onlarla işi bitmiş» olarak görüyor. Belki yeniden ticarete başlayacak, belki de tekrar Dünya Bankası'na girip çalışacak.

Ama istifasından hemen önce yine geniş yürekli demeçler veriyor. Kastelli'nin kaçışından sonra «Bunlar ufak tefek rüzgarlardır» diyor... «Yüksek faiz, her zaman yüksek risk getirir» diyor... Parasını bankerlere kaptıran on-binlerce bankerzedenin durumunu umursamıyor.

Doğrudan Evren'e bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu, banker skandalının sorumlularını araştırmaya başlıyor... Ve iddialara göre kuruldan bu konuda «Bu işin sorumlusu Turgut Özal ve Kaya Erdem'dir. Haklarında soruşturma açılmalıdır» diye rapor çıkıyor. Bu rapor, 6 Kasım 1983 seçimlerinden hemen önce Evren'e veriliyor. Evren de raporun altına «Gereği seçimlerden sonra yapılsın» diye not düşüyor.

Seçimleri Turgut kazanınca, rapor dosyasına giriyor. Acaba bu duyduklarım doğru mu?.. Belki birileri bir gün açıklar da öğreniriz. (Banker skandalı aslında çok yönlü bir rezaletti. O dönemin ayrıntılarını ve rezaletin bilinmeyen yönlerini «12 Eylül, Özal Ekonomisinin Perde Arkası» ve «Banker Skandalının Perde Arkası» adlı kitaplarımda açıklamıştım. Bu nedenle burada ayrıntıya girmiyorum, Turgut ve Kaya'nın nasıl istifa ettiklerini anlatmıyorum).

Görevinden istifa eden eski Başbakan Yardımcısı Turgut, Side'de inzivaya çekiliyor. Semra, Zeynep ve Efe de orada... İstifa eden Kaya Erdem de karısıyla birlikte onların yanına geliyor ve beraber kalmaya başlıyorlar... Bir süre geçtikten sonra Başbakan Bülend Ulusu Side'ye geliyor ve Turgut'u ziyaret ediyor. Ankara'ya döndüğü zaman Evren, Ulusu'ya «Bir daha lütfen onu ziyaret etmeyiniz» diyor.

Turgut'un İstifasından sonra Evren'in danışmanı Adnan Başer Kafaoğlu Maliye Bakanı oluyor ve bakanlığının hemen ikinci gününde «Bundan sonra ekonominin başı benim» diye demeç veriyor. Ulusu çok bozuluyor.
Bülend Ulusu aslında Turgut'u sevmiştir. Bakanlar kurulu toplantılarını hiç sevmeyen ve bu gibi işleri «Formalite» olarak tanımlayan Turgut, zorunlu olmadıkça bu toplantılara katılmamıştır. Askeri dönemde olunmasına karşın, Ulusu bu konuda Turgut'a hiçbir uyarıda bulunmamış ve onun her yaptığını hoşgörüyle karşılamıştır.

1982 Temmuz ve Ağustos aylarında, Turgut Side'de dinlenmektedir. Gece eğlenceleri başlamıştır. Aile, amatör şarkıcı Mustafa'nın sitenin gazinosunda söylediği şarkılara eşlik etmekte, ellerinde mikrofon şarkı söylemektedir.
Bir sabah kahvaltı ederken, evinin telefonu çalar. Amerika aramaktadır. Semra telefonu kocasına verir... Turgut İngilizce konuşmaya başlar... İngilizce olarak «İlginize teşekkür ederim... Ben size haber veririm» demektedir... Telefon kapanır.

Zeynep, diğer odadaki konukların yanma gelir ve «Müjdeyi» verir:

— Babamı Dünya Bankası başkanı taa Amerika'dan aradı. İş teklif ediyor. İstediğiniz zaman buraya gelin ve çalışın. Kapımız size her zaman açıktır diyor.
Konuklar «Helal olsun valla size Turgut bey. Siz çok büyük adamsınız» derler.

Side tatili çok iyi geçmektedir. Kaldıkları sitede ailenin iki evi vardır. Biri Turgut'a, diğeri Zeynep'e aittir. Zeynep'in kocası Sait, bu sırada yurt dışında çalışmaktadır. Aslında Zeynep kocasıyla mutlu değildir. Çevresinde hep arkadaşları vardır. Geceleri onları evinde konuk etmektedir.

Arkadaşlarından biri de Yaşar Gedik'tir. Yaşar'la çok iyi dost olmuştur. Uludağ'da Büyük Otel'in diskoteğini işleten Yaşar, Zeynep'ten çok hoşlanır. Hatta o kadar ki, Zeynep kocasından ayrıldığı takdirde onunla evlenmeyi düşünür. Bu durumu Semra da bilir. Kızı en kısa zamanda kocasından ayrılacaktır. Ancak Semra'nın gönlünde daha başka damat adayları vardır... «Ben kızımı diskotekçiye vermem» der...

Zeynep, Side gecelerini diskoteklerde geçirmektedir. Bu arada Efe henüz büyüyüp serpilmemiş ve altına 100 milyonluk araba çekecek olanaklara sahip olamamıştır. Cennet Motel'in diskosunda 50 liraya sucuk ekmek yapıp satmakta ve ufak ufak yolunu bulmaktadır. Birkaç yıl sonra altına çekeceği acayip arabaların parasını muhtemelen sucuk ekmek satarak kazanmaktadır.
Turgut Side'de bir yandan da politikaya girme planları hazırlamaktadır. 1982 yılının yaz aylarında ortada henüz parti yoktur.

Ağustos ayında bir gün Milliyet gazetesinden Emin Çölaşan'ı Ankara Oteli'ne çağırır ve ona şu demeci verir:

— Parti kuracağım ve başına geçeceğim.

Konsey bu aşamada henüz hiç kimseye icazet vermemiştir. Demek ki Turgut, parti kuracağını bilmektedir. Bu demeci verdiği sırada yanında Mehmet Keçeciler de vardır. O günlerde Konsey ve sıkıyönetim tarafından herhangi bir siyasi faaliyete izin verilmemiş olduğuna göre, acaba Turgut bu konuda bir yerlerden güvence mi almıştır?.. Örneğin Konsey'den veya dışarıdan kendisine «Sen devam et» mi demişlerdir?

Bu soruların cevabını ne yazık ki hiç bilmiyoruz. Bunları ancak birkaç kişi biliyor ve bilenler de sır olarak saklıyor.

Turgut 1982 yaz aylarında siyasi temaslarına başlamıştır. İstanbul ve Ankara'da çeşitli ziyaretler yapar. Side'deki yazlık evine gelip gidenler olur. Şimdi nabız yoklamaktadır. Kendisini ziyarete gelenler arasında Odalar Birliği Başkanı Mehmet Yazar da vardır. Yazar kararsız bir insandır... Turgut'un kendisine yaptığı teklifi uzun uzun düşündükten sonra geri çevirir... Sonra ne yapacağına bir türlü karar veremez. Bir süre sonra DYP'ye girecek ve bu partinin genel başkanlığına soyunup kaybedecektir. Ondan sonra Hür Demokrat Parti'yi kuracak ve bütün bu aşamada Turgut'u en ağır bir dille eleştirecektir... Ve sonra ANAP'a girip 1987 seçimlerinde milletvekili seçilecek, hatta bakan olacaktır... Turgut için geçmişte söyledikleri, artık geride kalmıştır.

1982 sonlarında Turgut, bir ara Cidde'ye gider. Orada Nevzad Yalçıntaş vardır. Partiyi, Yalçıntaş'la birlikte kuracaklardır... Ancak bazı tereddütleri vardır. Eski MSP takımından, Mehmet Keçeciler hariç adam almak istemez... Askerlerin tepki göstermesinden ve partiye izin vermemesinden korkar.

Turgut bu aşamada, Nakşibendi tarikatı ile bağlarını da en alt düzeye' indirir. Din ve tarikat konusunun, ileride başını ağrıtmasından endişe etmektedir.
Cidde'de Yalçıntaş parti programı ve kurucular listesi hazırlarken, Turgut oraya gelen iş adamlarıyla görüşme yapar. Şimdi partisi için para peşine düşmüştür. Yalçıntaş kendisini uyarır... «Bırak şimdi iş adamlarını da, şurada şu işleri bitirelim. Paradan daha önemli şeyler var» der... Sonra Yalçıntaş, Turgut'tan kopar... Sağ'ın güçlü adamı Nevzad Yalçıntaş'ın kendisinden kopmaması için Turgut epeyce çaba harcar, ancak başaramaz.

Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir