Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 7

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 7

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 03:18

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 7

Bir yandan kendi ticaretini yaparken, öte yandan da bilgi ve deneyimlerini işverenlere ve zengin iş adamlarına arzetmektedir. İşverenler de Turgut'un hizmetinden doğrusu memnundur. İnançlı bir insan olarak işveren davasına baş koymuştur ve onlar adına canla başla çalışmaktadır. Ne de olsa Turgut görmüş geçirmiş adamdır. Planlama deneyimi olmuştur. AP'ye, MSP'ye, MHP'ye yakındır. Küçük birader Korkut, hükümetin bakanıdır. Bu yüzden, bir eli hükümetin içerisindedir.

Toplu iş sözleşmeleri, metal sanayii iş kolunda kıran kırana geçer. Grevler, lokavtlar olur. Turgut işçilere en az para vermenin yollarını işverenler adına araştırır ve toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde sendikaların karşısına işveren temsilcisi olarak oturur. Kendi haklı davalarını gösteren raporlar hazırlar. İşçi ve memurların fazla para almaları, Türk ekonomisi açısından zararlıdır. Böyle bir durum enflasyonu arttırır. Ömrü boyunca buna inanmıştır.
Ancak işverenler adına harcadığı bu çabaları basında duyurması mümkün olmaz. Unutulup gitmiş bir isimdir. Bu nedenle de, kafasında bir fikir takılıdır... Fırsatını bulup siyasete girmek, ya da devlette Önemli bir yere tekrar gelmek...
Burada geriye kısa bir dönüş yapmak istiyorum.

1975 yılında işbaşında AP, MSP ve MHP'den oluşan (Küçücük CGP'yi hiç saymıyorum) birinci MC hükümeti vardır. Demirel 12 Mart 1971 muhtırasından sonra hükümetten düşmüş ve yaklaşık dört yıl sonra MC hükümeti ile birlikte yeniden başbakan olmuştur. Hükümet kurulmuş ve güven oyu almıştır.

Bu aşamada Başbakan Demirel, koalisyon ortağı MSP'nin genel başkanı ve başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan'a haber göndermiştir:

— Bizim Turgut'u Merkez Bankası başkanı yapalım mı? Böyle bir kararname hazırlasak, acaba Hoca ve bakanları imza ederler mi?

Çünkü MC ortakları arasında daha ilk günlerde hırgür çıkmıştır. Demirel .ortaklarından onay almadan önce, böyle bir kararnameyi sevketmek istemez. İmzalanmadığı takdirde, zor durumda kalacağını bilir.

Ertesi gün Hoca'dan haber gelir:

— Hayır, imzalamayız.

Erbakan, yakın adamı Turgut'un bu göreve getirilmesine karşı çıkmıştır... Herhalde kendisine güvenmemektedir. Böylesine yakın olduğu Turgut'u niçin istememiştir? Niçin? güvenmemiştir?.. Bu bilinmez. Belki de MHP'ye soyunduğunu duymuştur.

Bu olay, Turgut'un MHP'den Senatör olma girişimiyle aynı döneme rastlamaktadır. Ancak MHP olayı kamuoyuna yansımamış ve gizli kalmıştır. Çok az insan tarafından bilinmektedir.
Demirel, bu durumda olayı kurcalamaz ve Turgut'un Merkez Bankası başkanı olması yatar. Turgut bu olayı bir süre sonra öğrenir ve tepkisini dile getirir. Erbakan'a çok bozulmuştur. Oysa Erbakan'ı o güne kadar kendisine hep yakın görmüş, saymış ve sevmiştir... Demirel'e gidip «Aman bu Hoca efendiye güvenme abi» derken, Korkut'a da «Hoca bana karşı çok ayıp etti» der. Ama böyle olaylar, Turgut için hiç önemli değildir. Erbakan'a gerçi çok bozulmuştur ama olsun... Aradan tam iki yıl geçecek ve bu kez MSP'den aday olacaktır... Çünkü o zaman şartlar öyle gerektirecek, rüzgarlar başka yönden esmiş olacaktır. Turgut böyle konuları sorun yapan adam değildir. Merkez Bankası başkanlığının reddedilmesinden sonra da Demirel, Erbakan ve Türkeş'le ilişkilerini sürdürecektir.

Evet, üç liderle ve üç partiyle de ilişkilerini iyi sürdürecektir. En azından buna mecburdur... Çünkü ticaret yapmaktadır. Komisyonculuğu ve ithalatçılığı vardır. İktidarla ilişkileri iyi götürmesinde sonsuz yararlar mevcuttur... Bir yandan ticaret yapmakta, öbür yanda MESS'te işverenler için çalışmakta, boş zaman buldukça da Nakşibendi şeyhi Mehmet Zahit Kotku hazretlerinin ziyaretine gidip ilim ve irfan yolunda ilerlemektedir.
1977 Haziran ayında genel seçimler yapılacaktı. Partiler aday listelerini hazırlıyorlardı.

Demirel, arkadaşlarına bir öneride bulundu:

— Turgut'u bir yerden aday gösterelim mi?

Demirel böyle bir soruyu boşuna sormazdı. Demek ki kafasında Turgut'u milletvekili yapıp siyasete sokmak fikri yatıyordu. Kimseden itiraz gelmedi. Zaten gelemezdi de... Turgut Kayseri veya Bursa'dan âday gösterilecekti.
Oysa Turgut, o sırada işi MSP ile bitirmişti. Birader Korkut işin kulisini yapmış, Turgut ta birkaç kez Hoca'yı ziyaret etmişti. İki yıl önceki kırgınlık, Turgut açısından artık geride kalmıştı... Ve İzmir MSP listesinin ilk sırasına Turgut'u koyuverdiler. Turgut bu kez gerçek yerini bulmuştu. Ancak evde biraz sorun çıktı. Semra kızıyordu... «Senin bu hacıların hocaların arasında ne işin var? AP'nin suyu mu çıktı, MHP'nin suyu mu çıktı? Habire Korkut'ün peşinden gidiyorsun. Bırak artık Korkut'ün dümen suyunu» diyordu. Turgut karısına çok dil döktü ve kabul ettirdi. Hele bir Meclis'e girse, büyük işler yapacaktı.

İzmir MSP listesinde Turgut'un arkasında, iş ortağı Yaşar Tunagür vardı. Çember sakallı Tunagür de Turgut gibi 12 Mart kazazedesi olmuştu. O dönemde Kürtçülük ve şeriatçılık iddiasıyla askeri mahkemede yargılanmış ve beraat etmişti. Ancak uzun süre içeride kalmıştı.

Turgut'un MSP'den aday olacağını Demirel'e söylediler. Demirel fazla umursamadı... «Bırakın o halde... Turgut bize de gelir, oraya da gider. Demek ki rüzgar bu sefer oradan esmiş» demekle yetindi. Sonraları yüz yüze geldiklerinde ikisi de bu konuya hiçbir zaman değinmediler. Ne Demirel «Niçin MSP'den aday oldun?.. Biz sen» Kayseri veya Bursa listesine koyacaktık» dedi, ne de Turgut MSP'den niçin aday olduğunu abisine açıkladı.

MSP'nin ağır topu Turgut, 27 Mayıs 1977 günü 20.50-21.00 saatleri arasında radyoda partisi adına propaganda konuşması yaptı. O dönemde televizyonda seçim konuşmaları yapılmıyordu... Turgut mikrofonun başına oturdu ve başladı anlatmaya...

Konuşması aynen şöyleydi:

Aziz ve Muhterem kardeşlerim.

Uzun yıllar Devletimizin önemli bir müessesesi olan, beş yıllık kalkınma planları ve yıllık programları hazırlayan Devlet Planlama Teşkilatı'nın başında bulunmuş ve Türkiye'mizin kalkınma, gelişme ve sosyal meselelerini iyi bilen bir kişi olarak sizlere hakiki maddi kalkınmadan söz edeceğim.

Güzel memleketimizin kalkınmasında zaman içinde değişik meselelerle karşılaşmamız tabiidir. Ancak bazı meselelerimiz vardır ki uzun yıllardan beri halledilememiştir. Gerekli tedbirler alınıp, köklü bir icraat yapılmadığı müddetçe bu meseleler durmaya ve büyümeye devam edecektir.

Kalkınmamızın dar boğazlarından bir tanesi dış ödemeler dengesi dediğimiz, basit bir tarifle dışardan aldığımızla dışarıya sattığımızın denkleştirilmesi konusudur. İşsizlik önemli bir meselemizdir. Bir diğer önemli meselemiz köylümüzün gelir seviyesi ile, şehirlerde yaşayanların geliri arasındaki farkın açılmasıdır. Ve genel olarak da zenginliğin artması yanında fakirliğin de artmasını, memleketimizin birliğini zedeleme bakımından önemi bir konu olarak karşımızda görüyoruz. Şehirlerinizin düzensiz bir şekilde ve hızla büyümesi, bunların insanları sıkan, onların ruhi dengelerini bozan yerler haline gelmeye başlaması gene çok önemli bir konu olarak karşımızdadır.

Bütün bu konuların halli yanında kalkınma hedefimiz,, ikinci sınıf değil birinci sınıf bir ülke ve yeniden Büyük Türkiye'dir. Kıbrıs sonrası hadiseler bu meselede Milli Görüş'ün ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Artık bütün memleket yeniden güçlü, büyük Türkiye hedefini bir hayal değil, arzulanan bir gaye olarak görmektedir.

Karşılaştığımız meselelerin hallinde en başta hızlı, yaygın ve ağır bir sanayileşmeden başka bir yol olmadığı açık bir surette ortadadır. Bu şekilde bir sanayileşme ile işsizliğe, göçlere çare bulunabileceği gibi dış ödemeler dengesinin düzeltilmesi de imkân dahiline girecektir. Hedefimiz ilk hamlede çelik, gübre, petrokimya gibi temel' maddelerin; motorlar, motorlu araçlar, takım tezgâhları, makinalar, elektro-mekanik teçhizat ve fabrikaların ve nihayet memleketi koruyacak her nevi silah, araç, gereç ve-teçhizatın ithaline paydos diyerek bunların tamamiyle yerli yapılmasıdır. Böylece gurbet ellerde vatan hasreti çeken yüzbinlerce işçi kardeşimizin aileleriyle bu güzel memlekette biraraya gelebilmeleri de imkân dahiline girecektir.

İşte Milli Selamet Partisi bayrağı altında bütün yurtta başlatılan ağır sanayi hamlesinin gayesi budur.
Milli Selamet Partisi'nin sanayileşme hamlesinin ana planı, küçük sanayinin küçük sanayi sitelerinde, orta büyüklükteki sanayinin organize sanayi bölgelerinde geliştirilerek bütün yurda yayılması ve ağır sanayi kuruluşlarıyla, bir zincirin üç halkası gibi birbirini tamamlayan bir bütün meydana getirmesidir.

Sanayi hamlesinin başarılmasında müteşebbislerimizden en iyi şekilde faydalanılması esastır. Türk Özel Teşebbüsü ağır sanayi hamlemizin yürütülmesinde önemli bir güç kaynağı olacaktır.
Türkiye'mizde köyden şehire nüfus akışı hızlanmakta, şehirler dengesiz bir şekilde genişlemektedir. Ankara İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerimizde evinden işine giden dar gelirli kardeşlerimiz saatlerini yollarda geçirmektedir. Mesken, trafik ve sosyo-ekonomik meseleler bir çığ gibi büyümektedir. Bir taraftan gecekondular, diğer taraftan lüks konutlar yapılarak dengesizlik bir uçuruma dönüşmektedir. Memleketimizin istikbali genç ailelerimizin en büyük arzusu muhakkak ki kısa zamanda yuvasını huzur içinde kurabileceği bir meskene sahip olmaktır. Şimdiye kadar iktidarda olan büyük partilerce takip edilen yanlış mesken politikası yüzünden genç ailelerin ev sahibi olmaları mümkün değildir.
Geçimini ücretle sağlayan kardeşlerimizin bugün Türkiye'de ev sahibi olabilmeleri bu mevcut zihniyetle ancak emekli oldukları zaman ihtimal dahilindedir. Tam manasıyla bu meskensizlik politikası ve kiralarını arttırmakta, işçilerimizi ve dar gelirlilerimiz için hayatı tahammül edilmez bir hale sokmaktadır. Pahalılığın ana sebeplerinden biri budur. Büyük şehirlerimiz artık bir taş yığını haline gelmekte; çocuklarımızın, gençlerimizin gidebilecekleri yeşil sahalar, çocuk bahçeleri, kültür ve spor tesislerinden mahrum kalmaktadır.

Bu durum yeni yetişen nesilleri büyük bir boşluğa itmekte, aile bağlarını zayıflatmakta, anarşi ve huzursuzluğun önemli sebeplerinden biri olmaktadır. Şehirlerimizin bu büyük dertleri dururken ne hazindir ki, büyük şehirlerden oy alan partiler,, aldıkları oyları tapulu malları sanarak şehirlerin dertlerini bir kenara bıraktılar ve ellerindeki imkânları oy avcılığı için kullanmayı tercih ettiler. Bu duruma büyük şehirlerimizde oturan kardeşlerimiz her gün yakından şahit olmaktadır. Buna sebep olan partilerin 5 Haziran'da Milletimizden hakettikleri cevabı alacaklarına inanıyorum.
Şehirlerimizin içine düştüğü bu durumdan kurtarılması tarımda ve ağır sanayi hamlesinde yapıldığı gibi bir icraatla mümkündür. İyi ve süratli bir trafik, ulaşım ve yerleşim planlaması ile başlayarak şehirlerimizin içinde, yakınında, uzağında, her tarafında lüks olmayan fakat ihtiyacı en iyi şekilde karşılayan', içerisinde çocuk bahçesi, kültür ve spor tesisi, camii ve alışveriş merkezi bulunan şehir sitelerinin kurulması suretiyle orta ve dar gelirli halkımızı uzun vadeli faizsiz kredi ile ev sahibi yapacak ve bu meseleyi kökünden halledeceğiz.
Huzur içinde yaşayan bir toplumda üretimin çok artacağı ve memleket ekonomisine olan katkısının faizsiz kredi ile yapılan yardımı kat be kat aşacağı muhakkaktır.

Aziz ve Muhterem kardeşlerim,


Kalkınmada önemli bir meselemiz de, köylerimiz ve köylülerimizin refahı konusudur. Bugünkü ortalama değerlere göre tarımda çalışanların geliri şehirlerde çalışanların dörtte biri kadardır. Bu gelirin arttırılması için dengeli bir taban fiyatı politikası yanında tarımda çalışan nüfusun süratli bir şekilde kurulmakta olan sanayi ve diğer hizmet sektörlerine kaydırılması esası benimsenmelidir. Bu politika ile tarımda aile başına düşen toprak miktarı süratle yükselecek ve aileler modern tarım makinalarını ekonomik olarak kullanabilecekler, bu suretle verimlilik artacak, tarım sektöründe fert başına gelir hızla yükselecektir.
Tarımda makinalaşma Milli Selamet Partisi'nin iktidarda bulunduğu dönemde hızla gerçekleşmektedir. Son yıllarda görülen bol mahsulün sebeplerinden biri de budur. Milli Selamet Partisi'nin ana gayelerinden biri de tarımda faizsiz kredi tatbikatını yaygınlaştırmaktır. İlk olarak küçük çiftçimizin aile işletmelerine muhtelif tarım kredilerinin faizsiz verilmesi ele alınmıştır. Bir sosyal yardım anlayışı içinde yapılacak bu tatbikatın «sosyal devlet» kavramına tam manasıyla uygun olacağı açıktır.

Aziz ve Muhterem kardeşlerim.

Hakiki maddi kalkınmamızın ana meseleleri olan; işsizliğe son vermek, refahı bütün yurda yaymak, Türkiye'yi bağımsız ve lider bir ülke haline getirmek milli, güçlü, süratli ve yaygın kalkınmayı başarmak için; süratli ve yaygın bir sanayileşme, köylümüze daha fazla toprak, modern tarım araçları, sulama, gübre, ilaç ve iyi tohum konularının köklü olarak halledilmesine devam edilmesi, şehirlerimizin düzgün gelişmesi, dar gelirli ve orta halli kardeşlerimizin gençliklerinde ev sahibi yapılması, dış ödemeler dengemizin sağlanması, sanayi malları ihracatımızın arttırılması, tarım ürünlerimizin mümkün olduğu kadar işlenerek ihraç edilmesi şarttır.
Aziz ve Muhterem kardeşlerim.

Sizlere maddi kalkınmamızın meselelerini ve bunların çözüm yollarını Milli Selamet Partisi'nin Milli Görüş'ü içinde anlatmaya çalıştım. Maddi kalkınma ve memlekette özlediğimiz huzurun temininin ancak ve ancak manevi kalkınma ile beraber yapılacağına inanıyorum. Uzun yıllar elde ettiğim tecrübeler, memleket içinde ve dışında gördüklerim bende bu kanaati kesin olarak yerleştirmiştir. Birbirini seven, sayan, komşusunu gözeten, herkesin hakkına riayet eden milletlerin yükseldiğine tarihte de şahit oluyoruz.

Oy karşılığı hizmet anlayışı bizi hiçbir yere götürmez. Hizmetin karşılıksız olması, oy versin vermesin her vatandaşa aynı şekilde davranılması esastır. Bizim hizmet anlayışımızda karşılık sadece Cenab-ı Hak'kın rızasını temin etmektir. Memleketin kalkınma meselelerinin çözümünde böyle bir hizmet anlayışı yanında, bu hizmeti yürütecek güçlü kadrolara ihtiyaç vardır. Bu kadroların bilgili ve cesur olduğu kadar imanlı olmaları da lâzımdır. Uzun yıllar devlet tecrübem, başarı için inanmanın en önemli şart olduğunu göstermiştir. Bilgili, fakat inançsız insanların ne kendilerine, ne de memleketlerine hiçbir faydaları yoktur. Bunların faydadan çok zararları olduğu bilinen bir hakikattir.
Milli Selamet Partisi kadrolarının bugün Türkiye'nin meselelerini en iyi bilen, çok güçlü bir teknik kadro olduğunda hiç kimsenin şüphesi kalmamıştır. Bu kadronun bilgili olduğu kadar imanlı olduğu, Hak yolunda hizmet yaptığı gene bütün kardeşlerimizin malûmlarıdır.

1977 seçimlerinde bu kadronun çok daha güçleneceğine ve Milli Görüş'ün bütün halkımızca benimseneceğine ve destekleneceğine kalpten inanıyoruz.
5 Haziran 1977 seçimleri sonunda bu memleketin has evlâtlarına hizmet kapısını açmasını ve Milletimizi doğru yolda hızla yükseltmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Hepinizi hürmet ve muhabbetle selâmlarım, benîm aziz ve muhterem kardeşlerim.

Evet, MSP milletvekili adayı Turgut'un radyo konuşması aynen böyleydi...

Necmettin Erbakan aradan yıllar geçtikten sonra Cumhuriyet gazetesinde (16 Kasım 1988) Ahmet Tan'ın sorusuna cevap verirken Turgut için şöyle diyecekti:

— Özal yumuşak bir demirdir. Hangi mıknatısı görürse, oraya yapışır. Bizim yanımızdayken, faizlerin kaldırılması gerekir diyordu. 1977 seçimlerinde milletvekili adayımız olduğu için televizyonda (Radyoda olacak) konuşturmuştuk. Ağır sanayi hamlesi, milli görüş deyip durdu. Sonra holdinglerin arasına düştü. Şimdi onların ağzından konuşuyor.

Turgut kafaya koymuştu. Mutlaka milletvekili seçilecekti. İzmir'e gidip propaganda çalışmalarına başladı. Ancak oralarda hiç kimse kendini tanımıyordu. Gündemde olan, ismi bilinen bir adam değildi. Yine de kahvelerde bol bol nutuk attı. İzmir'li bazı iş adamlarından yardım istedi... İstekleri reddedildi... Yine de her yeri dolaştı.

MSP'nin ilkeleri doğrultusunda din, iman, Allah, peygamber, İslam gibi konulardan söz etti. Faizin haram olduğunu uzumuzun anlattı. Evet... Faizin haram olduğunu anlattı.
Bir gün Yaşar Tunagür'le birlikte bir kahveye gittiler. Aynı şeyleri orada da anlatmaya başladı.

Dinleyenlerden bir vatandaş, Turgut'a sordu:

— Hoca efendi, bira haram mıdır?
— Haramdır.

Bir başka vatandaş söze girdi:

— Valla hocam, Süleyman'ın Müslümanlığı bize yeter. Sen bize daha fazlasını teklif etme. Burada daha fazlası gitmez.

Kahkahalar patladı. Turgut kıpkırmızı olmuştu.
Sonuçta İzmir halkı, ne yazık ki MSP adayı Turgut'u seçmedi. Yaptığı bütün dinci propagandalar boşa gitmiş oldu. Oysa ne güzel konuşmalar yapmıştı... «Erbakan hocamız» demiş, «Faiz haramdır» demiş, «Milli görüş» demiş, «Ağır sanayi hamlesi» demiş, demiş oğlu demişti.

Turgut İstanbul'a döndü... Semra «Demedim mi ben sana?.. Oh olsun işte» dedi.
Seçimi kaybetmek, doğrusu Turgut'u çok üzmüştü. Ama her işte bir hayır vardı. MSP adayı Turgut, eğer 1977 yılında milletvekili seçilseydi, 12 Eylül sonrasında «Yasaklı politikacı» olacaktı... Eğer seçilseydi, 1979 yılı Aralık ayında Demirel tarafından başbakanlık müsteşarlığı görevine getirilemeyecekti... Bu durumda da ne 12 Eylül sonrasının başbakan yardımcısı, ne de günümüzün başbakanı olması sözkonusu olmayacaktı.

Ben burada 1977 yılında Turgut'a oy vermeyen bütün İzmir halkına teşekkürlerimi, huzurunuzda açıkça ifade etmeyi bir vatan borcu biliyorum. O seçimde Turgut'a oy vermeyen İzmir halkı bilmeden bile olsa vatanına ve milletine en büyük iyiliği yapmış ve Türkiye'ye Turgut gibi değerli bir evladını başbakan olarak kazandırmıştır. Sadece Turgut'u değil, onunla birlikte Korkut, Yusuf, Semra, Ahmet, hatta Efe ve hatta Zeynep ve onun da ötesinde davulcu Asım gibi nice büyük değerleri de kazandırmıştır.

Ülkemiz içinde yaşadığı bu parlak günleri, milletimiz yaşadığı bu refah dolu hayatı, böyle güzel rastlantılara borçludur.

Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir