Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 6

Burada Turgut Özal'ın Faaliyetlerinin Arkasındakilerin Kim Olduğu hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 6

Mesajgönderen TurkmenCopur » 24 Eyl 2011, 03:14

Turgut Özal'a Güç Veren Yabancı Devlet Kimdir - Bölüm 6

Korkut yıllardan beri dincilerin ve Nakşibendi tarikatının içindedir de, Turgut Amerika'da olduğu süre içerisinde bu ortamdan uzak kalmıştır. Şeyh efendiyi ziyaret etmeye yeniden başlar. Arada sırada gidip sohbetlere katılır, el öper ve hayırdua alır. Bu arada İLİM YAYMA VAKFI ve MİLLİ KÜLTÜR VAKFI gibi dinci kuruluşların kurucuları arasında yer alır. İlk vakfın kurucuları arasında Ey-men Topbaş, Topbaş ailesinin diğer bireyleri, İbrahim Bodur, vaiz Feyzullah Değerli, Ayhan Songar, Yusuf Türel, Sabri ve Asım Ülker biraderler ve Korkut Özal gibi değerli şahıslar vardır. MİLLİ KÜLTÜR VAKFI'nın başkanlığını yapan Turgut, vakfın olanaklarıyla bazı dinci kuruluşlara yardımlarda bulunur.

Turgut, Sabancı Holding'te Sakıp ağadan bile yetkili bir duruma gelmiştir. Ayrıca Akbank'ta murahhas üye olmuştur. Gerçi Sakıp ağanın ve diğer Sabancı biraderlerin yanlarına önünü ilikleyerek girer ama olsun... Gün gelecek Sakıp ağa, Turgut'un yanına girebilmek için haftalarca beklemek zorunda kalacaktır... Zamanında Turgut'a «Bak ağam» diye hitap eden Sakıp ağa, Başbakan Turgut'a «Emriniz olur sayın başbakanım» diyecektir.

Ancak işler Turgut açısından bir süre sonra bozulmaya başlar. Sabancı biraderlerle anlaşmazlıklara düşer. Biraderler, Turgut'a tavır koymaya başlarlar. Turgut yakın çevresine «Bunlar beni aralarına sokmuyorlar. Böyle Adanalı kafasıyla iş yapmaya kalkışıyorlar» diye yakınmaya başlar. Sabancı'ların, en üst düzeyde yetkili olduğu halde kendisinden bazı şeyleri gizledikleri ve yetkilerini tam olarak kullandırmadıkları kanısındadır. Sakıp ağa ise, o günlerde çevreye farklı şeyler söylemektedir. Buna göre, Turgut hayal peşindedir ve ayakları bir türlü yere basmamaktadır. Üzerine vazife olmayan, sadece Sabancı ailesine ait konulara bile karışmak istemektedir. Türkiye'de uygulanması mümkün olmayan bir konut sistemine, bir de faizsiz kredi ve kâr ortaklığına kafayı takmıştır. Turgut Amerika'da bazı şeyler öğrenmiştir ama burada Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkışmaktadır.

Turgut bu arada sık sık Ankara'ya gelmekte ve devlet dairelerinde Sabancı'ların işlerini takip etmektedir. Planlama, Sanayi Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı gibi kuruluşlardaki büyük işleri izlemek görevi, Turgut'a verilmiştir. Bir zamanlar emrinde çalıştırdığı memurlara ricada bulunmak ve onların karşısına iş takipçisi olarak geçmek, Turgut'a biraz zor gelir ama ne yapsın?.. Ekmek parası bu... İşleri rica minnet çıkarmaya çalışır ve başarılı olur. Ne de olsa iş bitiricidir.
1974 yılında Türk ordusu Kıbrıs'a çıkar. Turgut Erdek'te, plajdadır. O günlerde henüz iş adamlarının yatlarında tatil yapamadığı için, otelde kalmaktadır. Plajda Adnan Başer Kafaoğlu'na rastlar. Kıbrıs'ın tamamını almadığı için. Başbakan Ecevit'e çok bozuktur.

Şöyle der:

— Ecevit korkak adamdır. Kıbrıs'a çıkmaya da zaten bizim aslanlar (MSP) karar verdi. İş Ecevit'e kalsaydı, daha otuz yıl Kıbrıs'a falan çıkamazdık. Şimdi de Erbakan hocayı dinlese, Kıbrıs'ı tamamen almak işten bile değildi. Yazık oldu. Büyük bir fırsat kaçırdık.

Turgut'un bütün milli duygulan şahlanmıştı. Erbakan'a büyük hayranlığı olduğu için, Ecevit'e yükleniyordu... Çünkü koalisyon ortakları arasında büyük hırgür çıkmıştı ve iktidarın iki ortağı, birbirine girmek üzereydi. Ayrıca biraderi Korkut'tan, bu konudaki bütün haberleri dakikası dakikasına alıyordu. Erbakan'la yakın ilişkileri vardı ve hocaya büyük saygı duyardı.

Ve bir gün- geldi, Turgut, Sabancı Holding'ten ayrılmak durumunda kaldı. Birbirlerine kırgındılar. Aralarında galiba bir para olayı vardı. Turgut o günlerde, kendisine vaad edilen bir paranın ödenmediğini söylüyor, Sakıp ağa ise böyle bir şey olmadığını savunuyordu. Sebep ne olursa olsun, bu çatı altındaki patronların ve üst düzey yöneticilerin yıldızı, Turgut'la bir türlü barışmamıştı. Bünye Turgut'u reddetmişti. Sabancı'lara kırgın olarak ayrıldı.
Bundan sonra ticaret yapacak ve para kazanacaktı. Ne yapacağını soranlara «Artık devlete dönmem. Biraz da kendim için para kazanacağım» diyordu.

1975 yılına geldiğimizde, Turgut büyük bir «Sol» düşmanı olmuştu. Solun her türlüsüne, sosyal demokrat CHP'-ye bile son derece karşıydı. Sendikalara, işçi haklarına karşıtlığı artık açıkça ve çok net olarak ortaya çıkıyordu. Türkiye'yi bunlar batıracak ve komünizmin pençesine atacaklardı. İşçilere işverenler tarafından çok para ödeniyordu. Böyle bir ortamda işveren nasıl yatırım yapacaktı? İşveren, kazandığı her kuruşu işçiye mi ödeyecekti? Hele hele DİSK... DİSK deyince, Turgut'un tüyleri diken diken oluyordu.

İşte bu inançlarla, Zeki Aytaç adlı iş adamının yanında çalışmaya başladı. Aytaç, din çevrelerinin yakından tanıdığı çok zengin bir adamdı ve büyük şirketleri vardı. Turgut bazı işlerde ona ortak oldu. Para Zeki'den, beceri ve iş bitirme olayı Turgut'tan... Eski müsteşarımız bir konuda daha karar vermişti. Bir yanda Zeki Aytaç'ın yanında paralı çalışırken, öbür yanda da kendi şirketlerini kuracak ve İNŞALLAH çok para kazanacaktı.
1975 yılında CHP-MSP koalisyonu düşmüş ve onun yerine birinci Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştur. Bu hükümetin ortakları AP, MSP ve MHP'dir. Demirel başbakan, Erbakan ve Türkeş başbakan yardımcısı olmuşlardır. Bu hükümetle birlikte MHP ve Alpaslan Türkeş te siyaset sahnesinde güçlenmiştir.

Turgut'un kafasında artık siyasete girme ve engin bilgisini Türkiye'nin emrine verme düşüncesi filizlenmeye başlamıştır. Ama hangi partiden girmesi gerekmektedir?.. AP ve Demirel'e yakındır. MSP ve Erbakan'a zaten çok yakındır. Küçük biraderi Korkut, MC hükümetiyle birlikte bu kez İçişleri Bakanı olmuştur ve ailenin bir uzantısı, MSP'-nin içindedir Ancak Turgut, Türkeş ve MHP'ye de son derece yakın bir insandır. Onların komünizme ve sola karşı verdikleri mücadeleyi, her türlü takdirin üzerinde bulmakta ve bu görüşlerini her fırsatta açıklamaktadır. İktidar ortağı üç parti arasında, 1975 yılına geldiğimizde en büyük sempatiyi MHP'ye duymaktadır... MHP de bu durumu bilmektedir. Eski müsteşarın, kendilerine böylesine yakın olması, onları son derece mutlu etmektedir.

1975 yılında ara seçimleri yapılacaktır. İstanbul'da bir senatörlük boşalmıştır... Seçime doğal olarak MHP de katılacaktır... Turgut'la MHP arasında dirsek teması başlar ve kendisinin İstanbul'dan MHP senatör adayı olması benimsenir. MHP Turgut'u, Turgut MHP'yi kabul etmiştir. Şimdi iş gelmiştir adaylık konusunu görüşmeye...

Alpaslan Türkeş başkanlığında bir MHP heyeti, bir gün Turgut'u evinde ziyaret eder. Semra kahveleri pişirip kapıya kadar getirir ama Türkeş'in yanına girmez. Turgut'a adaylık teklifi yapılır. Eğer kabul ederse, adaylığı partinin yetkili organlarında görüşülecektir. Turgut teşekkür eder ve bunun kendisi için bir şeref olduğunu belirtir. MHP'nin sola ve komünistlere karşı vermekte olduğu kavgayı büyük takdirle karşıladığını orada bizzat Türkeş'e de uzun uzun anlatır.
Turgut artık MHP senatörlüğüne hazırlanmaktadır. Adaylığı, diğer adaylarla birlikte parti yönetiminde görüşülür. Ancak bir aksilik çıkar ve İstanbul'da Prof. Dr. Recep Doksat'ın aday olmasına karar verilir. Turgut bozulur ama renk vermez.
O seçimlerde İstanbul'da CHP Besim Üstünel'i, AP Faik Türün'ü aday gösterir. Kazanan Üstünel olur.

1975 yılında MHP aday adayı olan Turgut, bu partiye olan güvenini ve büyük sevgisini hiçbir zaman yitirmeyecek, ilişkisini daima sıcak tutacaktır.

Örneğin, Türkiye'deki anarşi döneminde üst düzeyde bir MHP'li öldürüldüğü zaman, 1979 yılında Türkeş'e aynen şu telgrafı çekecektir:

«3 Temmuz 1979. Yıldırım telgraf. Sayın Alpaslan Türkeş. MHP genel merkezi, Ankara. Türk vatanını hıyanetleriyle bölmek isteyen komünist cinayet şebekelerinin vaki silahlı tecavüzünü büyük bir teessürle karşılıyoruz. Vatanın bütünlüğüne ve hürriyetine karşı işlenen bu cinayetler karşısında suskun kalanlar, tarihi bir sorumluluğun vebali altında olacaklardır. Saldırganlığı devlete rağmen sürdürenlerin bu cüreti nereden aldıkları üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Yüce Türk yurdunu kardeş kanına bulamak isteyen cinayet şebekelerinin, yine yüce Türk devlet ve adaleti önünde hesap vereceklerine inanıyor, en derin üzüntülerimi sunuyorum. Turgut Özal»...

Bu telgrafı çektiği sırada, Turgut işverenlerin MESS örgütünün başındadır. Türkiye'de yaşanan acımasız anarşi ve terör olaylarında sağ kesimden öldürülenler için böylesine başsağlığı telgrafları çeken Turgut, sol kesimden öldürülen insanlar için hiçbir telgraf çekmez. Böyle bir olayı aklına bile getirmez... Çünkü o artık, en hızlı sol karşıtlarından biri olmuştur.

Size burada ilginç bir olayı daha aktarmak istiyorum. Turgut başbakan olmuştur. Bir gün Antalya'ya gider. Bir turistik tesisi ziyaret eder. Burada Alpaslan Türkeş te kalmaktadır. Bahçede karşılaşırlar... Türkeş, yüz yüze geldiği Turgut'a selam verir... Ve Turgut birçok insanın ve gazetecinin yanında başını çevirir, onu görmemezlikten gelir... Çünkü artık dönem değişmiştir. Bir süre önce Türkeş'e övgüler yağdıran, onun partisinden aday olmaya girişen Turgut'un, şimdi Türkeş'e verecek bir selâmı bile yoktur. Kendisiyle yüz yüze, karşı karşıya geldiği halde selâmını esirgemiştir.

Evet, 1975 yılındayız ve Turgut ticaret hayatına girmiştir. Sonradan başbakan olunca, kendi seÇİM bölgesi olan Fatih'e ANAP ilçe başkanı yapacağı Zeki Aytaç'la çalışmaya başlar. Çelik Endüstri, Çemsan, Çetaş, Parsan, Esas, Burtrak gibi firmalarda yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, ya da genel müdür gibi unvanlar alır. Planlama'da bir devlet memuru olarak edindiği bütün çevreyi, artık kendi ticareti ve kazancı için kullanmaktadır. Bazı Japon firmalarıyla işbirliğine girer. O dönemde Planlama AP'de, Sanayi Bakanlığı MSP'de, Ticaret Bakanlığı MHP'de kalmıştır. MC hükümetinde bakanlıklar ve kuruluşlar, hatırlanacağı gibi tek tek pay edilmiştir. Turgut bu üç partiye de yakın olduğu için, işlerini rahatça yürütür. Örneğin bazı şirketleri aracılığı ile demir ve sac ithalatı yapar. Bu mallar o günlerin Türkiye'sinde karaborsada satılmaktadır. Bazıları, Turgut'un görevli olduğu şirketlerin de karaborsaya karıştığını iddia ederler.
Aslında Turgut'un hayatında en az bilinen dönem, 1975-1979 yılları arasında ticaret yaptığı dönemdir. Küçükken eşekten düştüğünü bile anlatan Turgut, sohbetlerinde bu ticaret yaşamına nedense hiç değinmemekte, kendisiyle görüşme olanağı olan gazeteci arkadaşlarımız da, bu dönemle ilgili soruları kendisine sormaktan kaçınmaktadırlar. Bir gün elbet sonra olacaktır.

Turgut bu dönemde ENKA ve bunun sahibi Şarık Tara ile de yakın ilişkilere girer. İyi iş yapmayan bazı şirketleri Şarık Tara'ya satar. Sonra bu şirketler, Şarık Tara'nın başını çok ağrıtacaktır.
MHP adaylığı gerçekleşmeyen Turgut, bu dönemde Kamil Yazıcı, Sıtkı Koçman, Vehbi Koç, Tevfik Ercan gibi ünlü iş adamlarıyla da yakın ilişkiler kurar. Yanından nasıl ayrılmış olursa olsun, Sabancı ile de ilişkisini sürdürür.
Elinin kolunun uzandığı her alana, balıklama dalar. Büyük holdinglere parlak öneriler ve projeler götürür ve bunların gerçekleşmesi için onları ikna eder. Onlarla yaptığı işbirliği sonucunda, Asil Çelik ve Burtrak gibi dev tesisler kurulmasını sağlar. Holdinglerle bu tesisleri kuracak yabancı firmalar arasında arabuluculuk yapar ve para kazanır. Bu kurulan tesislerden komisyon aldığı gibi, Burtrak gibi bazılarının başına geçer. Ancak talihsizliğe bakın ki, milyarlar harcanarak yapılan bu tesisler batar. Turgut son bir çaba olarak Burtrak'ın başına kayınbiraderi Mehmet Yeyinmen'i getirecek, ancak bu da fayda vermeyecektir... Çünkü hesaplar yanlış yapılmıştır. O tesislerin Türkiye'de yapılmasının büyük bir hata olduğu, sonradan anlaşılmıştır. Ancak Turgut, büyük ikna gücü ile bunlar* yaptırmayı başarmıştır.

Bir süre sonra 12 Eylül döneminde başbakan yardımcısı olan Turgut, kendi kurdurduğu batık Asil Çelik'i kurtarma operasyonuna girişecek ve bu amaçla devletimizin milyarları harcanacaktır. Ama Asil Çelik, bugün de batık durumdadır ve kurtarılması hiçbir zaman mümkün olmayacaktır. Aradan geçen yıllar içerisinde bir değişiklik olmuş ve Asil Çelik gibi batık bir tesis, Turgut'un sayesinde devlet malı yapılmıştır... Baştan da dedik ya... Turgut rahat adamdır. Kurduğu ve kurdurduğu şirketlerin böylesine batması onu hiç rahatsız etmez. Önemli olan şirketlerin batması değil, Türkiye'nin kurtarılmasıdır ve Turgut, ilkemizi kurtaracaktır.

Aslında Turgut'un şansı, kurduğu şirketlerde nedense yaver gitmemiş ve bu durumu bilenler «İNŞALLAH Türkiye'yi de kurduğu şirketlere benzetmez» diye dua etmekten kendilerini alamamışlardır... Nitekim Turgut, Planlama müsteşarı olduğu 1967 yılında da, Frintaş adlı bir nakliye şirketi kurmuş ve bu şirketin başına Planlama'da en güvendiği takunyalı adamlarını getirmiştir. Çok sayıda soğutuculu kamyon ve römorktan oluşan Frintaş filosu devlet parasıyla kurulmuş ve kısa süre sonra şirket batmıştır. Frintaş kamyonlarından arta kalan enkaz, yıllarca Ankara'da Et Balık Kurumu bahçesinde çürümüş, sonra huradacılara verilmiştir. Frintaş'ın öyküsü gerçekten inanılmaz bir olaydır.

Ben bir tek şeyi merak ediyorum. Acaba Turgut ticaret yaptığı 1975-1979 yılları arasında kaç para kazanmış, devlete kaç para vergi vermiştir? Belki bir gün bunları da çocukluk anılarıyla birlikte kamuoyuna açıklamayı kabul eder... Belki kendisiyle konuşan bir gazeteci, kendisine bir gün bu soruları sorar.

1975-1976 yıllarında ailenin durumu şöyledir:

Turgut:


Hem Zeki Aytaç'ın yanında çalışıyor, hem de «daha sonra açıklayacağım şirketlerinde kendi ticaretini yapıyor. Bu arada büyük firmalara arabuluculuk yapıp komisyon alıyor. 1975 yılında MHP senatör adaylığına soyunuyor, ancak bu olay gerçekleşmiyor.

Semra:

Bazen mutlu, bazen de mutsuz. Artık rahat geçiniyorlar. Para sorunları büyük ölçüde bitmiş. Ancak Zeynep nedeniyle oldukça mutsuz oluyor. Zeynep sık sık yaramazlık yapıyor. Semra kızını hayırlısıyla evlendirmek istiyor.

Yusuf:

Amerika'da, Dünya Bankası'nda çalışıyor. Alman asıllı karısı Heidi ile oldukça mutlu.

Korkut:

Birinci MC hükümetinde MSP kanadından İçişleri Bakanı.

Efe:

Henüz ufak. Altında son model arabalar yok, hayali ihracatçı Uğur Süzer'in şirketlerine girip çıkmaya henüz başlamamış.

Ahmet:

Amerika'da öğrenci. Amerika hayranlığı giderek artıyor. Babası başbakan olduktan sonra Türkiye'ye genel müdür olarak getireceği prensleri tanımaya başlıyor.
Bu dönemde Zeynep yavaş yavaş evlenme aşamasına geliyor. Zeynep dikbaşlı bir kız. Bildiği gibi, özgürce yaşamayı çok seviyor ve bunu yapıyor da... Özellikle anası, Zeynep'e çok kızıyor. Onu «Çok akıllı olmayan» biri olarak tanımlıyor. Oysa Zeynep cin gibi, paraya düşkün ve para kazanma yollarını iyi biliyor. Bu özelliği sonraki yıllarda ve özellikle davulcu ile evlendikten sonra iyice orsaya çıkacak.

Sonuçta Zeynep'i, Sait adlı bir mühendisle başgöz ediyorlar. Düğün İstanbul'da, Palet restorantta yapılıyor. Turgut o günlerde tanınan bir insan olmadığı için, bu düğün basında bir satırla bile yer almıyor. Oysa Zeynep'in davulcu ile yapacağı ikinci evlilikte, ortalık ayağa kalkacak. Aile davulcuya karşı çıkacak. Hatta babasının, nikâh öncesinde davulcuyu kaçırtmak için MİT'e görev verdiği söylentileri bile yayılacak.
Zeynep özgür davranışlarına düğününde de devam ediyor. Örneğin damat Sait'i orada bırakıp, orkestranın piyanistinin yanına gidip muhabbete başlıyor. Turgut ve Semra o gece yapayalnızdır. Masada ağlıyorlar. Masalarında oturan iki aile, bütün olup bitenlere tanık oluyor.

Evlendikten sonra Zeynep kocasından birkaç kez kaçacak, aile onu geri göndermek için çaba harcayacaktır. Bütün bunlar olup biterken, evde kıyametler kopacaktır. Uslu durmayan ve içinden geldiği gibi özgürce yaşamayı seven Zeynep, babası gibi rahat insandır... Turgut kızının biraz olsun durulması amacıyla damat Sait'e Fevzi Akkaya-Sezai Türkeş firmasında ve sonra da ENKA'da iş bulacak ve damat yurt dışına gönderilecektir. Zeynep te kocasıyla birlikte bir süre Libya'da yaşayacak, ancak onu orada bırakıp Türkiye'ye dönecektir... Ve hayatını yaşamaya devam edecektir.

Size biraz sonra, Turgut'un kendi kurduğu şirketlerini ve ortaklarını anlatacağım. Ancak bu konuya geçmeden önce bir şey hatırlatmak istiyorum. 1976 yılında Turgut, ülkemizin en güçlü işveren örgütü olan Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS) üyesi olmuştur. Bu kuruluş, ülkemizin en güçlü işveren sendikasıdır. En büyük firmalarda, en çok sayıda işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmesi görüşmelerini, işçi sendikalarının karşısında MESS yürütür. İşçiye daha az para vermek, daha az hak vermek, bir yerde MESS'in temel görevidir. MESS, bu amaçla işverenler adına yoğun çaba harcar. Görevi budur.

Turgut MESS'e girdikten bir süre sonra, bu kuruluşun genel sekreterliğine seçilir. Bu arada zengin iş adamlarının kulübü olan TÜSİAD'a da sık sık girip çıkmaya başlamıştır.

Kaynakça
Kitap: Turgut Nereden Koşuyor?
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Nereden Koşuyordu?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir