Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

George McGhee

Burada Dünyayı Yöneten Kişiler ve Gizli Örgütler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

George McGhee

Mesajgönderen TurkmenCopur » 19 Tem 2012, 14:25

George McGhee

ABD Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İşler Müsteşarığı yapmış olan George McGhee, Marshall Planı çerçevesinde Yunanistan ve Türkiye’ye Yardım Koordinatörü, Yakındoğu, Güney Asya ve Afrika’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı ve 31 Ocak 1952- 19 Haziran 1953 döneminde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapmış bir Amerikan diplomatıdır. McGhee Teksas’ta bağımsız bir petrolcü olarak çalıştı. 1946’da Dışişleri Bakanlığı’na girdi. Öncesinde, Curtis Lemay komutasında Japonya’ya karşı B029 hava savaşma katılmış bir hava istihbarat subayı (ajan) idi. George McGhee’nin 1947-1953 yıllarına ait hatıraları, ”ABD-Türkiye-Nato-Ortadoğu” adı altında 1992 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanmıştır. Truman Doktrininin ilanından itibaren ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’yle en yakından ilgilenen görevlisi olarak George McGhee’nin hatıraları, bir dönemin aydınlatılması bakımından oldukça önemlidir. Bu dönem, İngiltere’nin çekilmek zorunda kaldığı Ortadoğu’ya ABD’nin nüfuz etmeye başladığı dönemdir.

Kasım 1949’da İstanbul’da ilk Ortadoğu Misyon Başkanları Konferansını düzenledi ve Bakan Yardımcısı olarak buna başkanlık yaptı. Kuzey Atlantik Konseyi’nin Haziran 1951 tarihinde düzenlediği “Atlantik Konseyi Konferansı’nın, Yunan-Türk sorunları üst düzey danışmanlığında bulundu.

“Temel strateji Türkiye’nin Doğu’ya yönelmesini önlemektir”

NATO hazırlık çalışmalarına katılan kilit isimlerden ola McGhee, NATO’nun Türkiye politikasının nasıl hazırlandığım şöyle açıklamaktadır: “5 Mayıs 1949 tarihinde ABD, NATO ile ilgili ülkelerde görüşme yaparken ABD Dışişler Bakanlığı da ABD güvenliğine ve stratejik yaklaşımlarına gerekçesinde yer veren bir Türkiye politikası hazırlanmaktaydı. Gerekçe, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının daha geniş kapsamlı tablosunu çizerek başlıyordu. Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da bizim temel amacımız barışın ve istikrarın sağlanmasını temin etmekti. Bunu yapabilmek için, bölgedeki çekişmelerin ve çıkar çatışmalarının sonunda 3. Dünya Savaşı’na yol açabilecek açık düşmanlıklara dönüşmesini önlemekti.” Rapor devamında Türkiye’ye değiniyor, yönetimin güçlü bir askeri ve ekonomik yardımıyla bu ülkenin bağımsızlığını koruyabileceği ve bugünkü gibi bölgede Sovyet yayılmasını önleyen bir duvar rolü oynayabileceği umudunu belirtiyordu.

Türkiye’nin Silahlı Kuvvetleri ABD yardımı sonucu ne kadar güçlenirse ABD ve müttefikleri herhangi bir savaşta Türkiye’ye operasyonların bir üssü olarak ve Sovyetleri “hayati stratejik önem taşıyan bu bölgeden” uzak tutmakta o kadar güvenilebilirdi.”

McGhee’nin sözünü ettiği ABD için Türkiye politikasını hazırlayan ekip “Yeşil Kuşak” tezinin sahibi George Kennan’ın başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığı Politik Planlama Bölümü ile birlikte çalışan ve Türkiye, Ortadoğu ve Afrika ile ilgili politikalarında yer alan kilit şahsiyetlerdi.

Ekibin tümü Ford Vakfında’ndı. Sürdürdüğü çalışma ise; “Büyük Alan” adıyla anılan, ABD temel stratejisi kapsamında Türkiye’nin rolünün belirlenmesi ve o rolün hayata geçirilmesi idi.

“Büyük Alan” Batı Yarım Küresini, Batı Avrupa’yı, Uzak Doğu’yu, Ortadoğu’nun eşsiz enerji kaynaklarını, 3. Dünya’nın geriye kalan bölümlerini ve mümkünse bütün yeryüzünü içine alacaktı. Yeni Dünya Düzeni’nde bölgeye özel bir işlev yükleniyordu. McGhee, hazırlamakta oldukları planla, 3. Dünya Savaşı’nın önlenmesi, Türkiye’ye askeri ve ekonomik yardım yapılması, Türkiye’nin Sovyet yayılmasını önleyen bir duvar rolü üstlenmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ABD yardımı sonucu güçlendirilmesi, Türkiye’nin operasyonlar üssü olması ve Sovyetler Birliği’nin bölgeden uzak tutulması amaçlanmaktaydı.

“Türkiye NATO’ya üye yapılmalı”

McGhee, Yunanistan ve Türkiye’nin NATO üyeliğine kabulü için 14 Şubat 1951 ’de, İstanbul’da ikinci bir Misyon Başkanları Konferansı daha düzenledi. Bu konferansa Ortadoğu’da görev yapan ABD büyükelçileriyle diğer yüksek düzey personel katıldı.

Konferansa giderken McGhee bir kere daha Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile buluştu.

Bu görüşme, ABD yönetimi içinde Türkiye’nin NATO’ya katılması için destek bulma açısından son derece önemli oldu. “Ben söze başlayıp Bayar’a, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD’nin herhangi bir ölçekte yardım verdiği ilk ülke olduğunu söyledim. Türkiye’ye askeri yardım programı, Batı Avrupa’ya askeri yardımların öncüsü olmuştu.

...NATO yeterince güçlendiği zaman ABD ile Türkiye’nin bir tür güvenlik düzenlemesine girecekleri yolundaki umutlarımı belirttim: “Bu ifadeler ABD’nin niyetini gösterme bakımından daha önce Türk hükümetine söylenmiş her şeyden, daha açık seçikti.”

Bu görüşmeden sonar McGhee, İstanbul toplantısında, katılımcılar arasında görüş birliğine varıldığını tespit ediyor ve Amiral R.B. Camey ile birlikte Dışişleri Bakanlığı’na “çok gizli” bir telgraf çekip, Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının Yunanistan ve Türkiye’nin NATO üyeliğine yeni baştan dikkatle yönelinmesi için Israr ettik diyor. “Yalnız o bilinen gerekçeleri saymakla kalmadık, toplantımız sırasında edindiğimiz istihbaratı da ekleyerek, Türklerin NATO üyeliğini çok istemekle birlikte, kabul edilmeleri çok fazla gecikince cesaretlerinin kırılmaya başladığını ve daha başka seçenekler düşünür duruma geldiğini belirttik. Girmeyi çok istedikleri bir sırada Türklerle yapılabilecek bir anlaşmadan çok daha iyi olabileceğine değinerek, Türk ordusunun daha büyük olduğunu da hatırlattık. Ben bu konferansın Türkiye ile Yunanistan’ın NATO’ya girmesi konusunu başarılı sonuca ulaştırma yolunda değerli, beklide kaderi gerçekleştirir düzeyde katkılar getirdiği kamsındaydım.”

McGhee, Kuzey Atlantik Konseyi’nin Temmuz 1951 sonlarındaki Ottova toplantısına Yunan-Türk sorunuyla ilgili olarak üst düzey danışman olarak katıldı.

McGhee’ye göre Yunanistan’la Türkiye’yi NATO’ya sokmak, ABD, İngiltere ve Fransa’nın desteği önceden sağlandığı halde, yine de sanıldığından zor oldu. “Kuzeyli üyeler kendilerini NATO şemsiyesine aldığından, Ortadoğu’da çıkacak bir savaşa bulaşmak istemiyorlardı. Uzun tartışmalar oldu. Muhalefetinden en son vazgeçen ülke Danimarka oldu.” diyordu.

Teksaslı petrolcü ve kurt diplomat McGhee neredeyse Başkan Truman, George Marshall ve Omar Bradley’le birlikte inşa ettiği NATO’nun esas amacını ağzına bile almamıştı.
Almamıştı ama aşağıdaki alıntılardan da görüleceği gibi hem kendisi hem de Omar Bradley bunu satır aralarında açıklamaktan da geri kalmamışlardı.

McGhee’nin açıklamaları şöyleydi:

“Ortadoğu petrolünü vermemenin Batı Stratejik gücünü çok zayıflatacağım Kremlin çok iyi bilmekteydi. Buna karşılık, Ortadoğu’nun kontrolü ve petrolü, Batı Avrupa’ya yönelik Sovyet askeri tehdidini çok büyük ölçüde güçlendirecekti. Günümüzden geriye doğru bakıldığında bu sözler bizim Ortadoğu petrolüne gösterdiğimiz ilginin ilk belirtileri gibi görülmektedir ki bu ilgi aradan geçen yıllar içinde çok daha büyük önem kazanmış bulunmaktadır.”

ABD’de Kuvvet Komutanları Kurulu Başkanı General Omar Bradley de Senato’nun Dış İlişkiler Komisyonu’nca Yunanistan ve Türkiye’nin NATO protokolünün incelenmesi sırasında 15 Ocak 1952’de yaptığı konuşmada şu sözleri sarfetmiştir.

“Askeri açıdan, bu iki ülkenin önemini ne kadar vurgulasak azdır: Yunanistan ve Türkiye belli başlı doğu-batı geçitlerinden biri üzerinde stratejik bir yer işgal etmektedir. Bu yerleri nedeniyle ve özgür ülkelerle müttefik ülke olmaları nedeniyle Avrupa’ya, Ortadoğu’ya ya da Kuzey Afrika’ya yönelik herhangi bir saldın için güçlü ve caydırıcı durumdadırlar. Saydığım bölgelerin -içlerinden birinin ya da hepsinin- başarılı biçimde savunabilmesi, Akdeniz’in kontrolüne bağlıdır.

Yunanistan’la Türkiye, herhangi bir saldırganın Akdeniz’e çıkmak için geçmek isteyeceği iki yolu tıkamaktadırlar.” Yunanistan... Kuzeyindeki Balkan ülkelerinden gelen karayollarının üzerinde bir engel oluşturmaktadır.

Türkiye, İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerindedir, Karadeniz’den Akdeniz’e, Süveyş Kanalı’na ve Mısır’ın daha güney kesimlerine deniz yoluyla yaklaşımını kontrol etmektedir. Türkiye aynı zamanda kuzeyden gelip, stratejik önemi çok büyük olan Ortadoğu petrol alanlarına inen karayolunun da üzerindedir.”

McGhee, 10 Kasım 1952’de Cumhurbaşkanı Bayar, Başbakan Menderes ve Dışişleri Bakanı Köprülü’yle, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini konuşmak üzere bir araya gelir. Menderes Türk Hükümetinin Arap ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmek için bir program tasarladığını ve bu programı uygulamaya başlayacağını anlatır. Amerikalı diplomat bu üç Türk liderine Arap ülkelerindeki Türk imajı hakkında yaptırdığı araştırmanın bir özetini sunar. McGhee, çeşitli Arap ülkelerindeki ABD misyonu başkanlarına birer memorandum yollayarak, bulundukları ülkenin Türkiye’yle daha iyi ilişkiler kurma ihtimallerini, ayrıca Türkiye’nin bölgede yapıcı bir etki sağlama potansiyeline ilişkin görüşlerini bildirmelerini istemiştir. Görüşme sırasında kanaatini aşağıdaki gibi anlatır: “Aldığım cevaplardan anladığıma göre, diye söze başladım. Türklerin Ortadoğu devletleriyle daha iyi bir işbirliği ve anlayış geliştirme konusunda karşılaşacaktan zorluklar tahminlerini büyük ölçüde aşmaktadır. Özellikle de birbiriyle ilgisi bulunmayan iki sorun söz konusudur: Ortadoğu ülkelerinde, Türkiye’nin kendilerine sut çevirdiği yolunda yaygın bir duygu egemendir; aynı zamanda Türkiye’nin Batının ajanı olarak hareket ettiğinden kuşkulanılmaktadır. Türkiye’nin Batıyla olan ilişkilerini geliştirme konusuna çok büyük önem vermesi diğer Ortadoğu ülkelerine, Türkiye’nin onların sorunlarını anlamadığı, hatta Türkiye’nin onları küçük gördüğü izlenimini vermektedir.”

Türkiye; ABD’nin Ortadoğu ilişkilerinde arabuluculuk yaptı.

“Atatürk’ün liderliğinde imparatorluğu bıraktığından bu yana Türkiye, ihmal etmiş olduğu Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerini ilk olarak, ABD’nin teşvikiyle, yeniden iyileştirmeyi istedi. Türkiye yalnız bize Ortadoğu ilişkilerimizde önemli bir rehberlik kaynağı olmakla kalmadı, aynı zamanda arabuluculuk yapmaya, bizim adımıza kendi eski dominyonları üzerinde etkili olmaya da çalıştı. Türkiye’nin ABD’ye böylesine güvenmesi her iki ülke açısından da bir takım futsalar yaratıyordu; ama bizim açımızdan bir sorun, eğer Türkiye Batı standartlarına doğru ilerleyecekse, her alanda ihtiyacı olan çok türlü yardımları sağlamakta ne kadar ileri gidebileceğimizdi.

Çok yönlü faaliyetlerin yönetilmesi sırasında giderek artan sayıda sivil ve askeri ABD personelinin Türkiye’de bulunmasından kaynaklanan sorunlar, 1954 tarihli Kuvvetler Statüsü Anlaşması’yla çözümlendi. Bu anlaşmanın ardından,Türkiye’deki ABD personelinin sayısında büyük bir artış yaşandı.

1970 yılında bu personelin sayısı 25 bin kişi kadardı. Bu insanlar orada, yalnız 75 sayılı yasa çerçevesindeki ikmal ve eğitim projeleri için bulunuyor değillerdi. O başlangıç aşamalarını izleyen havaalanları şebekesi, deniz üsleri, ABD elektronik istihbarat üslerine destek kuvvetler, ABD savaş ve keşif uçakları ve daha sonra orta menzilli balistik füzeler de devreye girmişti. Ancak 1960 yılında, İncirlik üssünden kalkan ABD’ye ait U-2 uçağı SSCB üzerinde düşürüldüğü zaman Türkler kendi ülkelerindeki ABD faaliyetlerinin kapsamı konusunda ilk kez ciddi kaygılar duymaya başladılar.

“Türkiye lider ülke olacak”

McGhee, 6-8 Mayıs 1952’de Türkiye’nin Ortadoğu olaylarındaki daha geniş rolünü ve ekonomik durumunu Cumhurbaşkanı Bayar’la konuşma olanağı buldu. Bayar’ın Özel treninde Çankırı'ya yolculuk ve oradaki Süvari Okulu’nun manevralarını izleme daveti almıştı.

McGhee, olayı şöyle anlatıyor:

“Ben söze önce, tıpkı ABD’nin Latin Amerika’da yaptığı gibi Türkiye’nin de Ortadoğu’da lider rolünü üstlenebilmesi gerektiğini söyleyerek başladım.”

Bu ülkelerin başlangıçta ABD’ye pek güvenmediklerini, ama şimdi tüm İnter Amerikan sistemi içinde önemli düzeyde bir işbirliği sağlayacak duruma geldiğimizi anlattım. Bayar’a Türkiye’nin de, tarihi rolü, askeri gücü, siyasal düzenliliği, ekonomik gelişmişliği ve NATO üyeliği dikkate alındığında, bizim Latin Amerika’da yaptığımız gibi Ortadoğu’da iyi komşuluk politikaları uygulamayı düşünmeye başlaması gerektiğini söyledim.

Bayar’a Türkiye’nin bugün Ortadoğu ülkelerine oranla sağladığı avantajın çok daha fazla artacağını söyledim. Petrol rezervlerine sulanabilecek Arap topraklarına rağmen, bu ülkelerin hiçbirinde güçlü ve modem bir devleti yaratmaya yetecek yeraltı kaynaklan, mineral çeşitliliği, siyasal ve sosyal dengeler gibi şeyler yoktu. Türkiye eğer şimdiki gibi gelişmeye devam ederse Ortadoğu’nun kesin lideri olabilirdi.”80

Kaynakça
Kitap: Derin Dünya DEVLETİNİN ADAMLARI
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dünyayı Yöneten Kişiler ve Gizli Örgütler(CFR, Üçlü Komisyon, Bilderberg)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir