Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Meral Gezgin Eriş

Burada Dünyayı Yöneten Kişiler ve Gizli Örgütler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Meral Gezgin Eriş

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Ağu 2011, 00:25

Meral Gezgin Eriş

Bilderberg üyesi
İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) eski Başkanı


İş dünyasının Avrupa Birliği ilişkilerini geliştirmek amacıyla kurulan İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Meral Gezgin Eriş, hayatını Türkiye'nin AB'ye girmesine adamış bir kadın işveren portresi çizmiştir.

Eriş, İKV Başkanlığı'nı 2002'de bırakmak istemişse de aralarında hükümet ortaklarının da bulunduğu birçok kişi görevini böyle bir dönemde bırakmamasını önermiştir. Eriş, sivil toplum örgütleri arasındaki farklılıkları gidermiş, onları "Sivil Toplum Platformu " çatısı altında Avrupa Birliği hedefinde buluşturmuştur.

Eriş, Haziran 2000 başında İstanbul'da toplanan "Sivil Toplum Platformu "nda şöyle bir değerlendirme yapmıştır: "Bu toplantı, Türk siyasilerine, özellikle AB ile ilgili siyasilere bir mesaj niteliği taşıyor. Herkes Türkiye'nin geleceğinin AB'de olduğunu haykırıyor. Bugün Türkiye, AB üyelik hedefine geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar yakındır. Böyle bir dönemde bu fırsatın kaybedilmeden iyi değerlendirilmesini istiyoruz. "143
Eriş, bu değerlendirmenin ardından bir deklarasyon yayın-lamıştır: "AB ile bütünleşme hedefini benimsiyor ve destekliyoruz. Bu hedefi ülkemizin demokratik, çağdaş, modern, şeffaf ve laik bir hukuk devleti, güçlü, istikrarlı ve sürdürülebilir bir ekonomi, bir refah toplumu olma arzusuyla örtüştüğü için destekliyoruz. Tam üyelik yükümlülüklerini ekonomik, siyasi ve sosyal tüm alanlarda ülkemizin ihtiyaç duyduğu reformların gerekleri olarak algılıyoruz. Türk toplumunun, bu reformların sağlayacağı çağdaş yaşam biçimini hak ettiğine inanıyoruz. Tam üyeliğimizin AB içinde önemli açılımlar ve kazanımlar sağlayacağına inanıyoruz. AB'ye üyeliğin hedefi, siyasi partilerce benimsenen ve desteklenen bir devlet politikasıdır.

Hükümetimiz ve meclisimiz, geçtiğimiz dönemde kararlılık ve uzlaşı içinde bu hedefin gereklerinin yerine getirilmesi yönünde önemli adımlar attı. Bugün, 40 yılı aşkın bir süredir devam eden bir ulusal davanın hayata geçirilmesinde tarihi bir kavşaktayız. Türkiye, AB'ye tam üyelik hedefine hiç olmadığı kadar yakın.

Yıl sonunda gerçek-leştirilecek AB zirvesinde Türkiye ile katılım müzakereleri takvimi belirlenecek ya da tam üyeliğimiz belirsiz bir tarihe ertelenecek. Uzun süredir emek verdiğimiz tam üyelik mücadelesinin sonuca ulaşması yolunda siyasi iradenin kararlılıkla geçmişi ve dünyada yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurmasına, ülkemiz menfaatlerini yeniden tanımlanmasına ve değerlendirmeşine her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz. Milletvekillerimizden bu tarihi sorumluluğun bilinci ve sağduyusu ile hareket etmeyi sürdürmelerini bekliyoruz. Ülkemizin geleceğini şekillendirecek, gençlerimizin yarınlara güvenle bakmasını sağlayacak çağdaşlaşma projesinin süratle gerçekleştirilmesini talep ediyoruz. AB'den de kendi geleceğini şekillendirdiği bu dönemde aynı tarihi sorumluluk bilinci ve sağduyu ile hareket etmesini bekliyoruz. Yılsonunda katılım müzakerelerinin tarihini belirleyecek Türkiye ile ortak bir geleceği paylaşma kararlılığını kanıtlamasını talep ediyoruz. Bizler bu bildiride imzası olan sanayici, tacir, çiftçi, esnaf, serbest meslek mensubu, işçi, memur, akademisyen, öğrenci, medya temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve toplumun tüm kesimleri, birey olarak, toplum olarak geleceğimizi AB'de görüyoruz. AB üyesi bir Türkiye'nin daha iyi yaşam kalitesi, eğitim, istihdam, sağlık, güvenlik, istikrar demek olduğunu biliyoruz. AB tam üyeliği hedefi yönündeki en ufak bir gecikmenin çağdaşlaşma yolunda geri gitmek olduğunu biliyoruz. Tüm toplum olarak, gelecek kuşaklara çağdaş dünya ile bütünleşmiş güçlü bir Türkiye bırakmanın sorumluluğunu taşıyoruz. AB üyeliğini kendimiz, çocuklarımız, geleceğimiz için istiyoruz. Doğru adımların doğru zamanda atılmamasının hedefini gelecek kuşakların ödemesine izin veremeyiz. Bizi temsil etmekle görevlendirdiğimiz siyasetçileri toplumun sesine kulak vermeye ve bu projeyi gerçekleştirme taahhüdünü şimdi, bugün yerine getirmeye çağırıyoruz. Biz Türk toplumu olarak kesin kararlıyız. Türkiye'nin yeri Avrupa Birliği'dir. Kaybedecek zamanımız yoktur. "

Deklarasyonu imzalayan örgütlere baktığımızda, Türk-İş, Hak-İş, DİSK'in yanı sıra AB-Türkiye İşbirliği Derneği, Tür-kiye-AB Derneği, Türkiye-Avrupa Vakfı ve Kalite Derneğinin Avrupa Birliği fonlarından; TESEV, Arı Hareketi, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve Kadınlar Derneğinin de Soros fonlarından desteklendiğini görüyoruz. Diğerlerinin de doğrudan ya da dolaylı yollardan aynı yerlerden yararlandığı dikkate alındığında Türkiye'nin AB'ye alınmasına yönelik ABD-AB tezgâhını açıkça görebiliyoruz.

AB için en büyük sivil toplum girişimi olarak nitelendirilen hareketin normal koşullarda çıkar çatışması ve siyasi çekişme içinde olan derneklerle sendikaları bir masada ve ortak bir mesajda buluşturması, gerçekte olumlu değil, olumsuz bir gelişmedir. Türkiye'de gerçekten bu denli geniş bir uzlaşma mevcutsa bunun anlamı Türkiye'de alt, orta, işçi sınıfları ile toplumun diğer kesimlerinin sermayenin tam güdümüne girmiş demektir. Hâlbuki Türkiye ve Avrupa'daki tarafsız anket sonuçları Türkiye ve Avrupa'da Aö'cilerin çoğunlukta olmadıklarını göstermektedir.
Deklarasyonda AB hedefinin desteklenme nedenleri anlatılırken, devletin nitelikleri arasına "laik" kelimesinin sonradan ve eğreti olarak eklendiği hemen anlaşılmaktadır. Yanı sıra AB üyeliğinin sadece Türkiye'nin menfaatine bir sonuç doğurmayacağı, AB'nin de bu sayede önemli açılımlar ve kazanımlar elde edeceğine yönelik nakaratların da deklarasyona eğreti olarak iliştirildiğini dikkatli bir gözle bakıldığında hemen görülmektedir. Bu, hem Türkiye'ye hem de AB'ye karşı yapılmış ta-kiyyedir.

Helsinki Zirvesinde Kıbrıs'a ilişkin olumsuzluklar ortada iken ortak deklarasyonda Kıbrıs konusunun yer almamasına yönelik ısrarın 17 Aralıktaki Kopenhag Zirvesinde üyeliğin kabul edilmesinin gerekçeleri arasında değerlendirilmiş olması bir başka takiyyeciliktir. Eriş'in önderliğinde bir araya gelen platform üyelerinin AB'ye üyelik kriterlerinin tamamlanması için siyasete tam anlamıyla sivil muhtıra vermeleri anti-demokratik ve faşizan bir harekettir.

Sonuçta, deklarasyon içeriği itibariyle AB sömürgeciliğine çıkarılan bir davetiye olmuştur. Eriş, deklarasyonun ertesi günü Brüksel'e gitmiştir. Kopenhag Aralık 1995 Zirvesine kadar Brüksel'e ve diğer Avrupa başkentlerine gitmiştir. Kopenhag'da müzakere tarihi verilirse mutluluk duyacaklarını, ancak verilmezse de Türkiye'nin AB perspektifinin kaybolmayacağını belirten Eriş, "O durumda da yolumuza devam edeceğiz. Herkes kendi payına düşeni yapsın yeter" demiştir. 17 Aralık Kopenhag Zirvesinden 15 yıl sonra AB'ye üye olunacağına dair teselli ile yetinilmiştir.

AB'nin 27 üyeyle gelecekteki genişlemesi dev bir ekonomisi olan şirketler topluluğunu andıran Avrupa Entegrasyonunun zaten karmaşık ve bürokratikleşmiş yapısını daha zor hale getirecektir. Bu yüzden AB er ya da geç tıpkı büyük çok uluslu şirketlerin hayati birimlerini korumaları için kendi silahlı güvenlik personellerini yetiştirdikleri gibi politik-askeri bir güç niteliğine bürünmeye ihtiyaç duyacaktır. Fakat o zaman da Avrupa'nın askeri gücü büyük çapta ABD'nin askeri gücüne rekabetçi olmaktan çok ek bir güç olacaktır.

AB, üye ülkelerin siyasi birlikteliğinden oluşan bir birlik değildir. AB, üye ülkelerin coğrafi birlikteliğinden oluşan bir birlik değildir. AB, üye ülkelerin siyasi parti, parlamento ve hükümetlerinden oluşan bir birlik değildir. AB, üye ülkelerin askeri güçlerinin birlikteliğinden oluşan bir birlik değildir. AB, üye ülkelerin ekonomilerinin birlikteliğinden oluşan bir birlik değildir.

Özetlenirse, AB, üye halklar hükümetlerinin siyasi, ekonomik, askeri, sosyal ve kültürel açıdan Avrupa'daki kültürel merkezli politikalarıyla yönetilen bir hükümetler bütünü değildir. O halde AB nedir? AB üye hükümetlerinin siyasi, ekonomik, askeri, sosyal ve kültürel açıdan Avrupa'daki ABD merkezli uluslararası sanayi, ticaret ve finans tröstlerinin sahip ve tepe yöneticilerince yönetilen bir birliktir.

Günümüzde Avrupa Birliği'ni yöneten en az 41 tröst mevcuttur. Bu bağlamda AB, 41 tröstün oluşturduğu ve ABD ağırlığıyla yönettiği bir birliktir.

AB'yi oluşturan 41 uluslararası tröst şunlardır:

İngiliz Şirketleri: Queen Elizabeth of England (İngiltere Kraliyet Ailesi), Bank of England Governers, Brown Shipley Interests, Morgan Grenfell Interests, David Sainsburg Interests, Gary Weston Interests, Warburg Interests.

Fransız şirketleri: Erivan Haub Interests, Lazard Brother Interests.

İngiliz-Fransız tröstleri: House of Rothschield Interests.

Alman Şirketleri: J. Henry Schröder Interests, Kuhn Loeb German Interests, Wallenberg Interests, Albert Interests, Qu-andl Interests, Henkel Interests, Hainel Interests, Otto Interests, Friedrich Kasrl Flick Jr, Von Fink Interests, Boehringer Interests, Von Siemens Interests, Otto Beisheim Interests, Herz Interests, Rolf Gerling Interests, Sacher-Hoffman Interests, Bren-nink-Mayer Interests.

Alman-Fransız şirketleri: Liliane Bettencourt Interests.

Hollanda şirketleri: Queen Beatrix of Netherlands (Hollanda Kraliyet Ailesi).

İspanya şirketleri: Queen Softa ofSpain.

İtalyan şirketleri: Agnelli Interests.

İsviçre şirketleri: Mulliez Interests, Israel Mosses Self Interests.

Yunan şirketleri: Stavros Niarcos Interests, Costas Lemos Interests.

İsveç şirketleri: Schikenada Interests.

Bu şirketlerin ortalama yüzde 70'i ABD tröstleri ile ortaktır. Japon tröstlerinin de bunların çoğunluğu ile ortaklıkları vardır. Avrupa ve Japon tröstleri doğrudan ABD tröstlerinin sahip ve tepe yöneticilerinden oluşan Dış İlişkiler Konseyine (CFR) bağlı kadrolarca yönetilmektedir.

EDEK partisinden Lissarides, "ABD günün birinde AB ile arasında ekonomik bir çatışma çıkacağını biliyor. Böylece de AB içinde İngiltere, Türkiye ve daha adını vermek istemediğim bazı kendine dost ülkeleri bulundurarak savunma ve dışişleri alanlarında AB'nin bir birlik kurmasını engellemeyi amaçlıyor. Aksi halde AB'nin birkaç yıl içinde nüfusu 100 milyonu bulacak Türlüye gibi bir ülkeyi uluslararası alanda kendi rakibi olan AB içine almak isteyecek kadar deli olduğunu sanmıyorum. Türkiye ve Kıbrıs, Ortadoğu'nun zengin petrol yataklarınin tam yolu üzerinde bulundukları için coğrafi konumlarının bedelini ödüyorlar. "

Eriş'in önderliğinde oluşturulan platformda yer alan ve deklarasyona imza da atmış olan Türkiye-Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu kamuoyuna şu önemli açıklamayı yapma gereğini duymuştur: "Fransız halkı Avrupa yerleştirilmek istenen ultra liberal politikaya hayır demiştir. Rekabet politikasının yaşamın her alanında seçeneksiz tek ve mutlak değer yapılmasını, özelleştirme için özelleştirme anlayışının yerleştirilme istencini yanlış bulduğunu söylemiştir. Kamu hizmeti kavramının yok olma tehlikesini önlemiştir. Sosyal hakların elinden alınmasına karşı çıkmıştır. "

Hayatını Türkiye'nin AB'ye girmesine adamış olan işkadını Meral Gezgin Eriş'in bu adanmışlığı babası eski İstanbul Sanayi Odası Başkanı, Sanayici ve İşadamı Hilal Nurullah Gezgin verasetini devraldığı Hilal Şirketler yönetiminin başında olarak devam etmektedir. Eriş, Viyana Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Fakültesi mezunudur.

Meral Gezgin Eriş, Bilderberg (Türkiye) üyesidir.

Kaynakça
Kitap: Dış İlişkiler Konseyi CFR Türk Bilderbergleri
Yazar: Erol Bilbilik
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Dünyayı Yöneten Kişiler ve Gizli Örgütler(CFR, Üçlü Komisyon, Bilderberg)

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir