Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Obama'nın Gelişi ve Meali

Burada Yeni Dünya Düzeni hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Obama'nın Gelişi ve Meali

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ağu 2011, 03:26

Obama'nın Gelişi ve Meali!

1 Nisan 2009 programından


Tarihte ilk kez bir Amerikan başkam iktidara gelişinin 100 günü dolmadan Türkiye'ye koşmuştu. 2009 başından beri Amerika Türkiye'ye ardı ardına heyetler yolluyor; generaller, istihbarat yetkilileri, senatörler, Amerikan Dışişleri

Bakanı sırayla Türkiye'de boy gösteriyordu. 2009 baharıydı... Amerikan Büyükelçisi, Türkiye'nin Amerika için olağandışı öneminden söz etmeye başladı. Barack Obama çantasında "iyi şeyler'le Türkiye'ye geliyordu...

Tarihte Türkiye Cumhuriyeti'ni ziyaret edecek olan 5. Amerikan başkanıydı o. Adı Hüseyin Obama'ydı. Babası Müslüman'dı!
Medya oyunu işte böyle kurgulanıyordu. Obama'nın Türkiye ziyareti ve basındaki yansıması mutlaka ders olarak okutulmalı!...

Obama, Türkiye'deyken "Medeniyetler İttifakı" denen ve mealini sadece en üsttekilerin bildiği bir küresel projenin İstanbul toplantısı da yapılıyordu. Angaje basında "Türkiye bölgede lider", "Kürdistan'ın hamisi Türkiye" sloganları işleniyordu. Bu sözler havada uçuşurken yeni Osmanlı haritaları ortalığa saçılıyor, Batı'dan beslenen "Türkiyeli" gazeteciler köşelerinde, "Türk Ulusu" kavramının boşluğunu işliyorlardı. Birileri, Türkiye'nin Amerika'nın en sadık müttefiki olduğundan dem vuruyor... Bir başkaları "Kemalist mi olacaksınız, Avrupalı mı?" sorusunu tartışmaya açıyorlardı. Sanırım düğmeye basılmıştı... Tüm bunlar hızlandırılmış bir program dahilinde ortaya atılmıştı!

En çarpıcı olan Obama ziyareti öncesi siyasilerin manşetlerde yer alan demeçleriydi. "Türkiye'nin potansiyeli, Amerika'nın taleplerini karşılayabilecek güçtedir," demişlerdi.

Bölgedeki Amerikan çıkarlarının gereklerini düşündükçe, kaldırılan parmağın getirilen insanın kanını dondurmaya yeterdi!

Resim

"Olağanüstü İşbirliği!"

Obama yemin töreninde Müslüman dünyayla ilişkilere değinerek işe başlamıştı. Türkiye ziyaretinde "Müslüman dünyasına" mesaj verecek, Türkiye'nin İslam coğrafyasındaki liderliğinin altını çizecek ve Amerika'nın Ortadoğu stratejisinin merkezine Türkiye'yi yerleştirecekti.
Ankara'daki yeni Amerikan Büyükelçisi James Jeffrey şöyle diyordu: "Obama yönetimi Türkiye'ye olağandışı bir ilgi gösteriyor. Dışişleri, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve diğer devlet kuruluşlarıyla olağanüstü bir işbirliğimiz var!"

Ortadoğu özel temsilcisi George Mitchell de onu doğruluyordu ve diyordu ki: "İsrail ile güçlü ilişkileri olan demokratik Türkiye'nin bölgede oynayacak eşsiz bir rolü var!'

Bu eşsiz rol neleri kapsıyor, her geçen gün netleşiyor. Obama'nın çantasındaki "iyi şeyler"m ölümcül kokusu ortalığa yayılıyor.
Ekonomik krizin kucağındaki Amerika, bereketli topraklara, Asya'ya açılmak zorunda. Amerika petrol, gaz ve maden coğrafyasına hükmedemezse yok oluşun başlangıcında!

Asya'ya açılmak ancak zor kullanarak gerçekleşecek. Zor kullanılan Irak ve Afganistan'da durum ortada. Amerikan generalleri "Aslında savaşı kaybettiklerini" haykırıyor. O halde bölgede bir taşeron gerekecek. Sadık bir müttefik. NATO'nun en güvenilir ve güçlü ordusu. Bir zamanların imparatoru! Çevresindeki tüm ülkeler onun bağrından kopmuştu! Amerikan çıkarları için çalışırsa bölge gücü olacağı masalı kitaplara konu oldu! Amerika için eşsiz role sahip Türkiye için bakalım Amerika masaya ne koydu?

Masada 100 yıldır olduğu gibi petrol var. Irak merkezi yönetimi ile Barzani cumhuriyeti petrol için birbirini yiyor. Barzani'nin yabancı petrol şirketleriyle yaptığı anlaşmaları Talabani kabul etmiyor. Bu durumda bir oldu bitti gerek.

Kerkük petrolü, Türkiye üzerinden satışa sunulacak. Abdullah Gül, PKK kartını konuşurken, Barzani'ye petrol yolunu açma teklifi yapacak. Amerika bir taşla bakın kaç kuş vuracak!

Masadaki "iyi Şeyler"!

Amerikan Büyükelçisi James Jeffrey, "Talabani'yle de Barzani'yle de yakın çalışın!" diyor... "Obama yönetimi, Türkiye'nin katkısı olmadan bölgedeki sorunlara çözüm bulmanın zorluğuna inanıyor!" diye ekliyor.

Jeffrey, gazeteci Murat Yetkin'e yaptığı açıklamanın satır aralarında Türkiye "himayesinde" gelişecek bir Kürdistan'dan söz ediyor.
Amerika Türkiye'ye "Kürt projemize hami olun, kuzeydeki petrolün dış pazara çıkarılmasında koridor olun, Irak'taki merkezi yapının federal yapı haline dönüşmesine yardım edin," diyor... )

Barzani kuzeydeki petrolü çıkarıp satamıyor. Irak'taki merkezi yönetim buna izin vermiyor. Ama Barzani, Türkiye üzerinden petrolüne yol açarsa, fiili bir durum yaratılır ve bu daha sonra resmileşebilir.

Resim

Irak'ın kuzeyinde bir Kürt devleti ancak Türkiye'nin aktif desteğiyle hayata geçebilir. Önce ekonomik kontrolü eline alır. Bu petrolünü dış pazarlara açmasıyla gerçekleşir. Kürt denetimine alınan Kerkük petrolü Yumurtalık'a gelir, buradan Hayfa limanına ulaşır ve Batı'nın kullanımına açılır...
işte Obama'nın çantasındaki "iyi şeyler"den biri bu...

Petrol çıkarıp satan bir Kürt devletinin, tüm bölge Kürtlerini bir devlet etrafında toplayacağı varsayılır. Amerika petrol coğrafyasında yarattığı ikinci israil'e böylece kavuşacaktır. Ortadoğu halkları bir büyük kaosun içinde daha kaybolur! İkinci Filistin böyle oluşur...
Böylesi bir proje, Türkiye'nin ve diğer bölge halklarının çıkarlarıyla örtüşmemektedir. Amerika'nın "Büyük Kürdistan" ve "Büyük israil" hayalleri Türkiye'nin çıkarlarına terstir...

Obama'nın çantasında başka neler mi var? Yemin töreninde söyledi... Bu yıl Irak'tan 100 bin asker çekilecek. Bu kadar asker ve bu kadar askerin kullandığı silahlar Irak'tan nasıl çıkacak ve nasıl Amerika'ya varacak? Acaba Amerika'ya mı varacak? Sorular çok çeşitli... Obama, öte yandan Afganistan'a daha fazla muharip güç göndermekten söz ediyor. "Kafkas cephesini kontrolde tutmalıyız!" diyor. Bunun için Trabzon'un biçilmiş kaftan olduğu konuşuluyor.

Amerika enerji yolları ve kaynaklarını ele geçirmek için yeni üslere ihtiyaç duyuyor. Yeni üsler ararken eskilerinden oluyor... Orta Asya'daki en önemli durağı Manas üssü kapa-tılıveriyor. Amerika her zamankinden çok Incirlik'e sarılıyor, Trabzon'u hedefe koyuyor.

Amerikan Üsleri Ahtapotun Kolları


Amerika, Türkiye'de yeni üsler istiyor. Irak'tan çekilen askerler ve Afganistan'a gönderilecek muharip güç için koridor yaratmayı hedefliyor. Eğer planlanan gerçekleşirse hem Türkiye hem Rusya kuşatılacak, hem de Türkiye'nin komşularıyla arasına bir kama sokulmuş olacak. Bu, yüz yıl önce İngilizlerin bölgedeki planlarıyla bire bir aynı!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Devlet Bakanı Ali Babacan Amerika'yla ilişkileri tanımlarken "dost, ortak ve mü'ttefk'kavrarrılarını kullanıyorlar. "Stratejik ortaklıktan" söz ediyorlar...

Bildiğimiz kadarıyla "stratejik ortaklar" aynı çıkarlar çer-çevesinde buluşurlar. Oysa bölgede Amerika'nın çıkarları, Türkiye'nin ve diğer komşu devletlerin çıkarlarına taban tabana zıt.

Tek Bir Kıbrıs!

Peki ya Kıbrıs'ta Amerika'yla çıkarlarımız örtüşüyor mu?

Amerika ve tüm Batı dünyası tek bir Kıbrıs Cumhuriyeti istiyor. Adada yaşayan Türkler yok sayılıyor, yıllardır ambargo altında yaşıyor. Adanın hâkimi Rumlar olarak ilan ediliyor.

Kıbrıs Batı için çok önemli. Doğu Akdeniz'de yüzmeyen bir uçak gemisi, İsrail, Lübnan, Suriye'nin burnunun dibi. Ve bir Amerikan üssü için ideal bir mevzi.

Obama, Kıbrıs Sorunu'nun Amerikan çıkarları doğrultusunda çözümünü istiyor. Kıbrıs tek elden yönetilecek, Türk askeri adadan çıkacak, KKTC kaderine terk edilecek.
Bunlar Türkiye'nin çıkarlarıyla hiç örtüşmüyorü.

Büyük Ermenistan

Ermeni Meselesi'nde acaba Amerika Türkiye ile ortak hedefte buluşuyor mu? Obama elinde Ermeni kartını tutuyor. "Soykırımı kabul ederiz hal" tehdidiyle yıllar geçiyor.

Amerika, Ermenistan-Türkiye sınırını açarak Rusya'ya karşı yeni bir cephe kazanmayı, Trans Kafkasya'da bir piyona daha sahip olmayı ve bunu yaparken büyük Ermenistan hayalini pompalamayı düşünüyor.
Bu da Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşmüyor...

Resim

Gelgelelim Başbakan'm danışmanı (şimdi Dışişleri Bakanı) Ahmet Davutoğlu tam aksini düşünüyor. Bakın Mart ayındaki basın açıklamasında ne diyor:
"Obama yönetimiyle Türkiye'nin dış politika tercih ve öncelikleri tamamen örtüşmektedir. Eski Başkan Bush döneminde ABD ile fikir ayrılıkları vardı. Şimdi ise Obama yönetimiyle Türkiye politikaları hemen hemen tamamen paralellik taşıyor. Türkiye'nin Ortadoğu, Kafkaslar ve Afganistan'daki dış politika aktivitesi takdirle karşılanıyor."

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Mart 2009'da "İyi şeyler olacak," demişti. Acaba bu iyi şeyler kimin için iyiydi? 100 yıl önce "Türkleri Asya'ya sürelim!" diyerek bu topraklan işgal eden Batılı devletler, Türkiye'nin doğusunda bir Ermenistan ve bir Kürdistan haritası çizen Amerikan Başkanı Wilson, Atatürk'ü Amerika'nın yüksek ülkülerine set çekmekle suçlayan Amerikalı siyasiler, bugünkü siyasilerden çok mu farklı düşünmekteydiler?

Pek öyle görünmüyor. Batı planlarım gelen giden hükümetlerle değiştirmiyor. Eisenhower da, Bush da, Clinton da, Obama da Amerika'nın yüksek ülküleri için adımlar atıyor. "Amerika'nın yüksek ülküleri" senatör D. Upshaw'm deyimi... Aslında bugün Amerikan halkının içinde bulunduğu duruma bakarsanız, yüksek ülküler Amerikan halkını da kapsamıyor. Bir avuç küresel elit yani emperyalistler "yüksek ülku'lerden nemalanıyor...

ABD Başkanlarının Türkiye Ziyaretleri

Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyetini dört Amerikan başkanı ziyaret etti. Obama Türkiye'yi ziyaret eden beşinci Amerikan başkanı olacaktı.

Önce Eisenhower Geldi!

Türkiye'yi ziyaret eden ilk Amerikan Başkanı Eisen-hovver'dı. 1959'un Aralık başında Ankara'daydı. Hür dünyanın başkanı, bizi komünizmden koruyacak altın adamdı.

Sokaklar dolup taşmıştı. Kalabalığa "We like Ike!" Eisenhower'ın lakabı Ike kullanılarak şirinleştirilmiş afişler taşıtılmıştı. Gazetelerin manşetlerindeki Amerikan hayranlığı tavan yapmıştı.

Bu doğaldı. 1947'de Türkiye, basında Amerikan propagandası yapacağına dair Amerika'yla anlaşma imzalamıştı.
İngiliz Kralını ayağına getiren ve Batılı devletlerin temsil-cileriyle yaşamı boyunca mesafesini koruyan Mustafa Kemal Atatürk'ü düşünün, bir de ondan sonra bu devletin tepesine gelenleri...

Eisenhower, Türkiye'yi ziyaret eden ilk Amerikan Başkanı, konuşmasına NATO ve CENTO'daki ortaklığımıza övgüler düzerek başlıyor. Türkiye yeni yeni Avrupa Ortak Pazara üye olma fikrine alıştırılıyor. Eisenhower "Aday olmanız müzakere edilmeli!" diyor. Bizimkiler havaya uçuyor!
Ondan sonra gelen tüm başkanlar aynı sözleri tekrarlıyor. Hem de yarım asır boyunca...

Ama ilk ziyaretçi bir dönüm noktasının da işareti! Eisenhower'la artık Ortadoğu'nun hâkimiyeti İngiltere ve Fransa'dan Amerika'ya geçmişti. Eisenhower 1957'de "Yeni Dünya Düzeni"nin ilkelerini açıklayacak, Batı'nın Ortadoğu politikası artık Eisenhower doktrini olarak bilinecekti.
Bu doktrine göre, Amerika komünist tehdide karşı Ortadoğu ülkelerine askeri ve mali yardım yapacaktı. Ortadoğu'da giderek artan Sovyet etkisi durdurulacaktı.

Türkiye Amerika'nın Ortadoğu'daki ileri karakolu olacaktı.

"Amerika'nın İleri Karakolu!"

Türkiye'yi yönetenler, bu doktrini gönülden kabul etmişlerdir. Amerika ve İngiltere'nin Ortadoğu politikalarının yanında yer almışlardır. Atatürk'ün konfederasyon bağıyla bir araya gelmeyi düşündüğü, Osmanlı'dan kopan komşu ülkelerden tamamen uzaklaşmışlardır. Yüzlerce yıllık ilişkilerini ve Atatürk'ün koyduğu ilkeleri Batı'ya yaranmak için bozmuşlardır! Birkaç örnek ister misiniz...
Mısır, Süveyş Kanalı'nı millileştirip emperyalizme kafa tuttuğunda Türkiye, Mısır'ı suçlamıştır.

Türkiye 1950'lerde Suriye'nin Sovyetlerle yakınlaşmasını bahane etmiş, Amerikan tavsiyesiyle Suriye sınırına asker yığmıştır.
1958'de Amerika, Lübnan'a çıkarma yaptığında Türkiye resmen memnuniyetini iletmiş, aynı yıl İncirlik üssünü Amerikalıların kullanımına açmıştır.

Amerika'ya bu denli bağlılık gösteren Menderes ve Celâl Bayar, Amerikan politikaları dışına çıktıkları anda cezalandırılmışlardır.
Eisenhower'ın ziyaretinden beş ay sonra Türkiye bir dar-beyle sarsılmıştır. CIA, General Gürsel'e katkı sağladıklarını açıklamıştır. Bayar mahkûmiyetten zor kurtulmuş, Menderes asılmıştır...

32 Yıl Sonra Bir Ziyaret Daha!

Ike'ın ziyaretinden sonra 32 yıl boyunca Türkiye'ye hiçbir Amerikan başkanı uğramadı. Danışmanları, uzmanları, istihbaratçıları işi yürütüyorlardı. O dönem Soğuk Savaş yıllarıydı. Eisenhower'ın Türkiye'yi ziyaretinden 32 yıl sonra ikinci ziyaret gerçekleşiyor, Baba Bush Türkiye'de boy gösteriyordu.
George Bush'un ziyareti tarihsel bir dönemde gerçekleşti. Artık dünya iki kutuplu değildi. Bir blok tarihe karışmış, Sovyetler yıkılmıştı.
Ortadoğu'da kartlar yeniden açılacaktı. Körfez Savaşı ortalığı kana bulayacaktı.

George Bush işte böyle bir zamanda Turgut Özal'ı ziyaret etti. Anlamlı bir geziydi...

Büyük sözler söyleyecekti:

"Yeni bir dünya düzeni kurmak için uğraşıyoruz ve Türkiye bu uluslararası hedef için yanımızdadır. Hiçbir müttefığimiz Türkiye kadar sağlam, hiçbir lider Özal kadar sadık olamaz!"
1991'de böyle diyordu George Bush. Türkiye'yi yönetenlerin sadakatinden memnundu. Ama Amerika'nın çıkarları, sadakat dostluk dinlemezdi. Amerika'ya sadık dostların başı yine büyük dertlere girecekti.

Amerika'nın usta planıyla Çekiç Güç bölgeye yerleşecek ve Amerika'nın arzuladığı biçimde yeni sınırlar, yeni devletler gündeme gelecekti. Baba Bush, "Hedef Ortadoğu!" demişti ve Türkiye'yi "Truva atı" ilan etmişti.

Resim

Ziyareti sırasında Eisenhowerla aynı sözleri söyledi... "Türkiye, NATO'nun parlak, güçlü ve sadık bir üyesiydi!" Bu bir!
Avrupa kapısında 30 yıldır bekletilen "Türkiye'ye artık bir tarih verilmeliydi... " Bu da iki...

Bili Clinton Depremle Geldi!


Yıl 1999. Türkiye'yi ziyaret eden üçüncü Amerikan Başkanı Bili Clinton'dı. O Demokrat Parti'dendi. Özgürlük, insan hakları ve demokrasi söylemleriyle geldi. Baba Bush'un ziyareti üzerinden sekiz yıl geçmişti. 1999'da Türkiye büyük depremin acılarını yaşarken Clinton sempati dağıtacaktı; çocukları kucaklıyor, halka yakın davranıyor, herkese gülümsüyordu. O, başkanlar arasında en teatral olanıydı.
Geldiği gün gazete manşetleri İngilizce çıktı.

Hürriyet geleneği bozmadı: Welcome Mr President! diye manşet attı...

Clinton Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne davet edildi. Uzun bir konuşma yaptı. Osmanlı'nın parçalanmasında

büyük gayretleri olan papaz okulu Robert College'den başladı. Ecevit'in kolejli oluşuna övgüler sıraladı, Truman'ın Türkiye'ye yardımlarını anlattı. Atatürk'ün Amerikalıları diğer Batılılardan daha kabul edilebilir bulduğunu hatırlattı. IMF'nin yararlarıyla devam etti... Türkiye'yi çok önemsiyordu.

Şöyle diyordu:

"Türkiye 20. yüzyılın ilk 50 yılına damga vurdu. 21. yüzyılın kaderi de Türkiye'nin elinde! Türkiye 21. yüzyılın kilit ülkesi...".

Bu sözler çok anlamlıydı. Nefesi kesilmiş dinleyen ve her sözünü ayakta alkışlayan milletvekilleri, acaba 20. yüzyılın ilk elli yılına Atatürk'ün damga vurduğunu düşünmüşler miydi? Bir kurtuluş savaşının Batı'nın tüm hayallerine set çektiği akıllarına gelmiş miydi?
Clinton Meclis'te uzun bir konuşma yaptı. Amerikan tavsiyeleriyle üç ayda 69 yasa çıkaran hükümete "Aferin!" demeyi unutmadı.

Alenen dalga geçiyordu:

"Bizde yasalar çok uzun sürede çıkar, bizimkilere sizi örnek göstereceğim," diye espri yapıyordu. O da geleneği bozmadı...
"Avrupa Birliği sizi almalı!" dedi. NATO'daki işbirliğimizin ve stratejik ortaklığımızın altını çizdi. Ortak geleceğimizden söz etti.

Beş Yıl Sonra Oğul Bush Sahnede!

Yıl 2004... Bu sefer Oğul Bush kapıda... Amerikan baş-kanlarının Türkiye ziyaretleri giderek sıklaşıyor. Clinton'dan beş yıl sonra George W. Bush Türkiye'ye geliyor. Bir yığın küstahlık ve umursamazlık gösterisinden sonra o da, kısa konuşmasında NATO üyeliğimizin yararlarını vurguluyor. "AB size neden tarih vermiyor canım!" filan diyor. Sırtımızı sıvazlıyor. Amerika için Ortadoğu'da, Kafkaslar'da, Orta Asya'da Türkiye'nin "ileri karakolluk" görevini ifa edeceğini ekliyor.

Ziyaretler Sıklaşıyor: Obama Kapıda!

Ve 2009 Nisan! Türkiye aylarca 5. Amerikan Cumhurbaşkanı'nın ziyaretine hazırlanıyor... Obama Türkiye'yi ziyaret eden beşinci Amerikan Başkanı olacak.

Ben bu programı Mart 2009'da yazarken şöyle bir paragraf koymuştum:


"Bu programı Obama henüz gelmeden kurguluyoruz... Başkan gelmeden de gidişinden sonra da programı izleyeceksiniz. Gelin küçük bir oyun oynayalım.

içinde çok önemli hedefler gizli bu ziyaret Batı'ya akredite gazetelerin manşetlerine nasıl yansıyacak kafamızda kuralım.
Amerika'nın siyahi başkanının ne yiyip ne içtiği, nerelere gittiği, Türkiye için art arda sıraladığı övgüler manşetlerde olacak. Yüzde 90 oranında Amerikan politikalarını lanetleyen Türk halkı, sempatik bir Amerikalı başkan görsün diye kalemler çalıştırılacak, deklanşöre basılacak...

44. Amerikan Başkanı'nın çantasından çıkardığı Kürt, Ermeni, Fener Patrikhanesi, Ruhban Okulu, Kıbrıs, Afganistan'a asker, Trabzon'da üs gibi konular üç-beş köşe yazısında yer alacak ama halkın dikkatine sunulamayacak. Geriye bir hoş seda, yemekteki bir espri, kameralara bir gülücük, sempatik siyah adam kalacak...
Aynen dediğimiz gibi oldu!

Türkiye'yi ziyaret eden beşinci Amerikan Başkanı Barack Obama, Müslüman ülkelere yapması beklenen konuşmayı Türkiye'de yapacak diye sevinenlerin sevinci kursağında kaldı. Obama, Medeniyetler İttifakı Forumu'ndan dünya Müslümanlarına seslenmedi. Bu onuru Mısır'a bahşetti.
Ama Obama, petrol coğrafyasının üzerinde oturan Müslümanlarla yeni bir diyalog için çok iştahlıydı. "Medeniyetler ortak hedeflere kilitlensin, küresel dünyanın petrolü bize gelsin!" ana fikri etrafında konuşmalar yapıyordu.

Tek Dişi Kalmış Canavar!

Sahi ne demek bu Medeniyetler İttifakı (Alliance of Civilisations)?
Kim kimi ne amaçla ittifaka zorluyor? İttifakın tarafları kimler?

Birleşmiş Milletler sitesinde Medeniyetler İttifakı için şu sözler var:


"... Yaklaşık iki yüzyıldır Batı kültürlerinin, geleneklerinin ve kurumlarının içinde yer alan Türkiye, medeniyetler arası diyalogun önemini kavramak ve kültürler arasında hoşgörü ve anlayış eksikliğinin yol açabileceği vahim sonuçları görebilmek açısından eşsiz bir konumdadır."

Öncelikle, ne kadar önyargılı bir metin değil mi? Bir: Türkiye 200 yıldır Batı, kültür gelenek ve kurumları içindeymiş! Doğru değil. Türkiye konumu nedeniyle hoşgörü ve diyalog eksikliğinin yol açacağı vahim sonuçları bilirmiş! Sanki tehditkâr! Devam ediyor...

Resim

"... bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya başbakanı, Sayın Jose Luis Zapatero öncülüğünde, 2005 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Sayın Kofı Annan tarafından bir BM projesi olarak başlatılan 'Medeniyetler İttifakı', Türkiye'de içtenlikle benimsenmiştır.

Türkiye ve İspanya başbakanları Kıbrıs'ta, başımıza büyük dertler açan Kofı Annan'ın bu projesinin eş başkanları olarak seçilmiş. Medeniyetler İttifakı, Türkiye'de içtenlikle benim-senmiş! Oysa hiçbirimizin bu projenin amacından haberi bile yok. Proje sanki Türkiye'yi hedef almış. Başbakan Erdoğan bu projeyi küresel barış projesi olarak tanımlamış.

Obama, Bush ve diğerleri, dünyanın tepesindeki iş adamlarının temsilcileri hedef ülkelere süslü sözlerle projeler su-nuyor. Amaç hep aynı: Kaynaklara el koymak! Bu amaç hiç değişmiyor...


"Ortak Evrensel Değer"miş!
Dünyayı 200 şirket ve bunların tepe noktasında yer alanlar yönetiyor. Yeni Dünya Düzeni birkaç düzine ailenin çıkarını 6 milyar insana karşı koruyor. Bu uğurda savaşlar çıkarılıyor, ülkeler parçalanıyor, bloklar çökertiliyor, insanlar fakirleşiyor, öldürüyor ölüyor...

Birleşmiş Milletler de, NATO da, Uluslararası Para Fonu IMF de, Avrupa Birliği de bir küçük azınlığın çıkarları adına sistemi sürdüren parçalar.
Dünyayı yeni düzene uygun şekillendirmek için çeşitli projeler ortaya atılıyor. Medeniyetler İttifakı da işte bunlardan biri. Küresel aktörlerin küresel projesi... Batı, medeniyetler ittifakı çerçevesinde tüm millet meclisini sisteme dahil ediyor. Spordan sanata, eğitimden medyaya insan şekillendirme operasyonu başlıyor. Örümceğin ağları her yanı sarıyor...

Medeniyetler İttifakı için bakın Başbakan Erdoğan ne diyor:

"Eğer barış gönüllüleri olarak bugün harekete geçersek, şer güçlerinin bozmaya çalıştığı barış düzenimizi kurtarmak mümkündür. BM'nin temsil ettiği küresel barış düzeni yıkılırsa bilelim ki, hiçbir ayrım olmaksızın hepimiz altında kalırız."

Acaba burada Başbakan "Biz" derken' kimi kastediyor?... Şer güçlerinden ne anlamamızı istiyor?... Birleşmiş Mil-letler'in temsil ettiği küresel barış düzeni nedir?

Gazze'deki, Irak'taki, Afganistan'daki barış düzeni mi?

Medeniyetler ittifakı eşbaşkanı Erdoğan "Farklı din, kültür ve geleneğe mensup toplumları ortak evrensel değerler etrafında bir araya getirmeye yönelik" çalışmalardan söz ediyor...

Amerika'nın öngördüğü "ortak evrensel değer" belli... Dünya imparatoru Amerika uzun zamandır tek dili, tek dini, tek bayrağı, tek kültürü, tek kimliği dünya halklarına dayatıyor.

Batı "ortak evrensel değer," denince Hıristiyan geleneğini anlıyor... Yunan, Latin kültürünü anlıyor...
Emperyalizm sözcüğünü çok kullanırız da detayları ve emperyalist örümceğin ağları bazen gözümüzden kaçar. Örümceğin ağları ya da ahtapotun kolları, dünya kaynaklarına el koymak için ulusların gırtlağına yapışır. "Dinlerarası Diyalog", "Medeniyetlerin ittifakı" gibi hoş ve boş sözler, bir avuç küresel elitin çıkarları adına kurulan düzeneklerdir. Bu masum ve güzel sözcükler Gazze'de, Irak'ta, Lübnan'da Afganistan'da Batı'nın kan operasyonlarıyla birlikte düşünülmelidir! Medeniyetler İttifakı projesiyle ortaya çıkan Batı, tüm İslam coğrafyasını katletmekte, insan hakları diyerek kendine yandaş olmayanları susturup yok etmekte, "Dinlerarası Diyalog" derken misyoner ağlarını genişletmektedir. .. Bunların hepsi Batı'nın fırıldaklarıdır...

Esas olan petroldür, sudur, dolardır. NATO'da, Birleşmiş Milletler de, IMF de kaynakların hâkimiyetini ele geçirmek için vardır...

Kaynakça
Kitap: Hangi Dünya Düzeni
Yazar: Banu Avar
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Yeni Dünya Düzeni

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir