Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sevr'den BOP'a Türkiye!

Burada Yeni Dünya Düzeni hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sevr'den BOP'a Türkiye!

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ağu 2011, 03:13

Sevr'den BOP'a Türkiye!

25 Mart 2009 programından

Belki bir tünelin içinden geçtiğimizden Türkiye'nin dışarıyla temaslarının ne kadar yoğunlaştığını fark edemiyoruz. Son zamanlarda Türkiye'ye gelen gidenin haddi hesabı yok... Amerika Dışişleri Bakanı, Amerikan Genelkurmay Başkanı, Amerikan istihbaratı, Uluslararası Para Fonu yöneticileri, Avrupa Birliği otoriteleri, Türkiye'nin suyuyla yakından il-gilenenler... Tüm forumlar, Habitatlar, Medeniyetler ittifakı Türkiye'de yapılıyor. Barack Obama göreve gelir gelmez ikinci yurtdışı ziyaretini Türkiye'ye yapacağını açıklıyor. Bunlar hayra alamet değil!

Ekranlarda sempati dağıtanlar acaba gizli görüşmelerde neler konuşuyor? Irak'tan çekilecek askerler acaba hangi limanlarımız üzerinden geçecekler? Amerika'nın istediği destek neleri kapsıyor? Amerika, Kıbrıs Ermeni sınırı, Fener Patrikhanesi ve güneydoğu konusunda ne "tavsiyelerde" bulunuyor?!
Aslında bu tavsiyeler ve dayatmalar 100 yıldır sürüyor... Sevr anlaşmasından Büyük Ortadoğu Projesi'ne, Batı'nın Türkiye için planlarında bir değişiklik yok!...

Amerika Birleşik Devletleri'ni bir şirket olarak yönetenler 100 yıldır bölgeye ve özellikle ülkemize derin bir ilgi beslemekteler.
Bakın Amerikan Dışişleri Bakam Hillary Clinton görevinin ilk günlerinde Türkiye'den rüzgâr gibi geçmeyi ihmal etmedi. Sempati avcılığı için kadın kadına sohbetler bile etti. Clinton, Türkiye'de sadece tek bir televizyon programına konuk olmayı kabul etmişti. Yazar, manken, gazeteci ve sinema yıldızı olan dört kadınımızın sohbet programına konuk olan Dışişleri Bakanı'na Afganistan, Irak, Gazze ve diğer kan kokan coğrafyadaki Amerikan planları sorulmadı.

Amerika'nın paramparça gösterdiği Türkiye haritaları so-rulmadı. Çizilen ve burnumuza dayanan yeni Osmanlı hari-talarından da söz edilmedi.
Michelle Obama'nın giysileri, kadın ve siyasetçi olmanın zorlukları, çocuklar ve eşler konu edildi.
Amerika dayatmasıyla yok edilen hak ve özgürlükler konu dışıydı. Onlar misafir ağırlamaktaydı...

Amerika'nın üst düzey yönetimi, gülen yüzüyle sempati avcılığı yaparken, kapalı kapılar ardında bir bölgenin geleceği masaya yatırılıyordu.
Detaylar bilinmiyordu!... Kan içindeki Afganistan'da Türk Amerikan işbirliği konuşuluyordu. Nasıl bir işbirliği? Detaylar bilinmiyordu. Kıbrıs konuşuluyordu... Tek Kıbrıs için dayatmalar yapılıyordu. Detaylar bilinmiyordu. Sık sık stratejik müttefik olduğumuzun altı çiziliyordu. Detaylar bilinmiyordu! ...

Zaten 60-70 yıldır yaşadıklarımızın özeti buydu. Türk halkı yukarılarda neler olup bittiğinin detaylarını hiç bilemedi. Ziyaretlerin sonuçlan yıllar sonra acı bir biçimde öğrenildi.

Amerika'nın Temel Hedefi

Yıl 1912. Amerikan Başkanı Woodrow Wilson. Türkiye'yi paramparça eden ünlü Wilson İlkeleri'ne adını veren kişi... Türkiye sınırları içine bir Kürdistan ve bir Ermenistan haritaları çizen Amerikan Başkanı...

Bakın ne diyor:


"Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır. .."

Diplomasiyi de zoru da kullandılar. Ezilen halkların dostu olarak ünlenen başkan Wilson, hammaddelere el koymak için sayısız harita çizdi.

Resim

Orijinal "Wilson haritasına dikkatle bakınız. Türkiye'nin doğu bölgeleri tamamıyla yeniden şekillendirilmişti. Wilson haritasında bir Ermenistan ve bir Kürdistan çiziliydi. Tarih 8 Ocak 1918'di.

90 yıl sonra bu hayal doğrultusunda biraz yol katettiklerini teslim etmek gerek. Irak işgal edilmiş, petrolün en fazla olduğu kuzey bölgesi Çekiç Güç'ün kontrolüne verilmiş ve parlamentosuyla bayrağıyla bir Kürt devleti fiilen oluşturulmuştu.

Hatta işgal edilmiş Irak devleti cumhurbaşkanlığına da bir Kürt getirilmişti.
Wilson'ın söylediği gibi Amerika, dünyadaki tüm hammadde ve ulusal pazarlara talipti ve bunun için her şey yapılabilirdi.

"Bir Kurtlar Sofrasıydı Avrupa ve Sofrada Ortadoğu Vardı..."

Ortadoğu'nun göz kamaştıran zenginliği daha Birinci Paylaşım Savaşı'nda emperyalist devletlerin gündemindeydi...
I. Dünya Savaşı, emperyalist devletler arasında bir paylaşım savaşıydı. Kavga, kara altın içindi, bu bir petrol kav-gasıydı. Petrolü geleceğin yakıtı olarak kavrayan ilk ülke ingiltere'ydi. Onu Rusya izledi.

1897'de Osmanlı topraklarında ilk petrol arama çalışmaları başlatılmıştı. Osmanlı henüz petrolün stratejik önemini kavramış değildi, ingiltere 1899'da Osmanlı toprağı olan Kuveyt'e yerleşmiş petrol arıyordu. Osmanlı toprağında ilk petrol kuyusu 1900'de European Petroleum Company tarafından açıldı ve büyük çapta petrol çıkartıldı.

Petrolün en yoğun bulunduğu yer, Osmanlı devleti top-raklarıydı ve de Osmanlı hasta adamdı; güçsüzdü, borç batağındaydı. O halde paylaşım oradan başlayacaktı.

Gelelim paylaşımcılara; I. Dünya Savaşı'nın galip devletleri paylaşımda hemfikirdiler ama paylarını beğenmiyor, bir-birleriyle didişiyorlardı, ingiltere ve Fransa savaş sürerken Osmanlı topraklarını aralarında paylaştırıyorlardı...

Fransızlar iki yıl sonra, giriştikleri savaşın nedenini ve Osmanlı topraklarının nimetlerini şöyle açıklayacaklardı:

"Kilikya, Suriye, Filistin, Kürdistan ve Musul bize hemen şunları sağlayacaktır:


Buğday: Yılda 115 milyon kental;

Petrol: Başka hiçbir yerde bulamadığımız ve yarın onsuz büyük bir millet olunamayacak olan petrol hayati önemdedir. Petrolsüz ne ordu ne deniz kuvveti mümkündür.

Pamuk ve yün: işletmelerimiz bu maddeleri büyük güçlük ve korkunç fiyatlarla ingiltere ve Amerika'dan alabiliyor."
Duplex Commitee 1916

işte paylaşımcılardan biri olan Fransa için Osmanlı topraklarını uğrunda ölünür yapan bunlardı.
Bu gizli anlaşmalar ve belgeler Rusya'da Ekim Devrimi patlayınca ortalığa saçıldı... Ruslar gizli paylaşım anlaşmalarını Türkiye'ye ve dünyaya açıklayacaktı. 1917 yılıydı...

Kâğıt üzerinde bir paylaşma yapılmıştı ama devletler o kadar da kolay bölünüp, parçalanamıyorlardı. Kesilip, biçilecek bölgelerde paylaşıma hazır müttefikler yaratılmalı, bölge insanı bölüşülmeye hazır olmalıydı!
Nasıl mı? Aynı bugün olduğu gibi!

Batı'nın Kardan: Kürtler ve Ermeniler

Osmanlı'ya karşı en kolay oynanacak kart etnik karttı. Çeşitli etnik gruplar ayrı devletler kurma yönünde kolayca kışkırtılabilirdi. Buna en iyi örnek ünlü İngiliz ajanı Lawrence'ın Arabistan'daki faaliyetleriydi.

Petrolün en yoğun bulunduğu Arap bölgelerinde Lawrence, Arapları Osmanlı'dan ayırmak üzere ayaklandırmış ve Osmanlı'ya karşı savaştırmıştı. îşte 1920'ye gelirken Anadolu, LawrenceTarla tıka basa dolmuştu.
Amerika, Ermenistan ve Kürdistan haritaları çizerken İngiltere ve Fransa, Osmanlı uyruklu Ermeni ve Kürtleri ayrı devlet kurma yönünde kışkırtıp silahlandırdılar.
"Halklara özgürlük!" çığlıkları atıyorlardı. Gözlerini petrol coğrafyasına dikmişlerdi.

III. Enternasyonal'in yayın organında ingiltere'nin Kürt politikası şöyle açıklanıyordu:

"Eğer bugün ingiliz 'bilginleri', dünya tarihinde önce Kürtlere karşı 'adalet' sağlanması gerektiğinden ve 'gerçek' Kür-distan ın kurulmasına yardımın zorunlu olduğundan dem vuruyorsa, doğrusu bu 'adaletin fazlasıyla petrol ve kan koktuğunu söylemek gerekir."
Ağustos 1930 International Press
(Metin Aydoğan'ın Bitmeyen Oyun adlı kitabından alıntı; s.123.)

"Türkler Defolsun!"

Yıl 1918... Savaş bitti. Osmanlı yenik düşmüştü, ingiliz Agamemnon zırhlısı Yunanistan'ın Mondros Limanı'na demirliydi. Rauf Orbay başkanlığındaki Osmanlı heyeti bu zırhlıda imzaladığı Mondros Mütarekesiyle silahlarını teslim etti, galip devletlere istedikleri yeri işgal etme hakkı tanındı. Yunan ordusu izmir'e çıktı ve Ege bölgesini işgale başladı.

5 Şubat 1919 günlü Fransız Journal des Debat gazetesi birinci sayfadan şunları yazıyordu:

"Hemen hemen beş yüz yıl boyunca güney Avrupa'yı yıkan ve Doğu Akdeniz bölgesindeki bütün uygarlığı çökerten bu uğursuz Türk ırkım Asya'ya sürmeli."

Batılı devletlerin Türklere en ağır hakaretler yönelttiği, her yandan kuşattığı bugünlerde Anadolu kaynıyordu. Ulusal direniş başlıyor, bir millet uyanıyordu. 16 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa yanında Rauf Orbay'la Şişli'den yola çıktı, Tophane rıhtımında bekleyen yaşlı Bandırma vapuruna bindiler. Türkiye'nin kaderini ve Batı'nın planlarını değiştirecek bir yolculuktu bu.

Galip devletler Anadolu'da başlayan bu direnişin er geç bastırılacağından emindiler, içerde adamları vardı. Bunların en bariz örnekleriydi Kürt Şerif Paşa ile Ermeni Boğos Nubar Paşa.

Ajanlar Anadolu'da at oynatırken, Batı'yla yakından ilişkili bu iki paşa, Osmanlı devleti toprakları üzerinde bir Ermenistan ve Kürdistan kurulması teklifini Fransız onayına sunmuşlardı.

Aynı Bugün Gibi!

Yakışıklılığı nedeniyle Fransızların "Beau Şerif (güzel adam)", adını taktığı ve istanbul'da "boşherif lakaplı Kürt Şerif Paşa Osmanlı devletinin paşasıydı. Maaşını Osmanlı hazinesinden alıyordu.

Paris Barış Konferansı günlerinde, 11 Mayıs 1920'de Sadrazam Tevfık Paşa Sevr'in taslaklarını almak için Fransız Dışişleri Bakanlığı'nın saatli salonuna girdi. Ermeni Paşa da, Kürt Şerif Paşa da oradaydılar... Fransız Dışişleri Bakanı'nın iki yanında oturmaktaydılar.
Bir Kürdistan ve bir Ermenistan için Fransızlarla pazarlıktaydılar...

Aynı anda Anadolu'dan bir ses yükseliyordu. Mustafa Kemal, Osmanlı Heyeti'nin imzalayacağı hiçbir antlaşmaya uyulmayacağım haykırıyordu. Yanında Kürdü'yle, Çer-kezi'yle, Lazı'yla tüm Türk milleti vardı...

"Artık millet adına tek yetkili organ, Büyük Millet Meclisi'dir," diyorlardı.
22 Temmuz 1920 Perşembe günü öğleden sonra saat üçte Yıldız Sarayı merasim salonunda toplanan 39 üyeli Saltanat Şûrası oturumu padişah Vahdettin tarafından açıldı.

Şûra'da Sadrazam Damat Ferid söz alıp şunları söyledi:

"Paris'te imzalamamız istenen antlaşma, istanbul'u ve küçük bir toprak parçasını bize bırakıyor. Antlaşmayı imzalarsak iyi kötü bu kadar bir varlığımız olacak. İmzalamazsak dünya haritasından silinmekle tehdit ediliyoruz. Bu antlaşmanın imzasını oya sunuyorum. Susanlar imzalayalım demiş sayılacaktır," dedi ve Topçu Ferik Rıza Paşa dışında herkes bu ölüm fermanına onay verdi...

Sevr Antlaşması Hayata Geçseydi... Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan'a, Sivas, Malatya, Adana, Urfa, Antep, Maraş ve Suriye; Fransa'ya, Musul dahil Irak ve Arabistan ingiltere'ye, Güneybatı Anadolu, Oniki Adalar ve Rodos İtalya'ya verilecekti!.

Doğu Anadolu'da bir Ermeni ve bir Kürt devleti kurulacaktı!...
Boğazlar ve İstanbul, ayrı bir bayrağı olan komisyon tarafından yönetilecek idi!

Eğer Sevr hayata geçseydi yani Türk milleti, dahi bir liderin arkasında birleşmemiş olsaydı şu anda gördüğünüz bölgede yaşıyor olacaktık.
Ayrıca bunu gölgede bırakan başka şartlara da maruz kalıyor olacaktık. Türklere bırakılan bölgede asker sayısı kısıtlı olacak, devletin ağır silahı bulunmayacaktı; devlet maliyesi Batılı galip devletlerden oluşan bir komisyonca yönetilecekti. Tahkim hakkı olmayacaktı. Kapitülasyonlar sürecekti.
Yani tümüyle sömürge bir devlet olacak, toprağı, ordusu, hazinesi Batılılar tarafından kontrol edilen bir devletin bireyleri olarak yaşayacaktık.
Ama bu millet Batı'nın oyununu bozdu. Tüm olanaksızlıklara rağmen büyük bir zafere imza attı ve tüm dünyayı şoka soktu! Yedi Düvele göre bu, bir mucizeydi...

Bütün dünyayı şaşkına çeviren Kurtuluş Savaşı ardından Hollandalı Fiandelsblat gazetesi şu sözleri yazdı:

"Türklerin bu beklenmedik zaferi akla şu soruyu getiriyor: Son nefesini vermekte olan, ölüme mahkûm Türkiye dört yıl süren dünya savaşı sırasında tüm maddi ve manevi kaynaklarını tükettiği halde, nasıl olur da tüm dünyayı şaşkına çevirir!? Sonu gelmiş gibi duran bir ülke, bugün üstelik yapayalnız kaldığı bir anda, müthiş bir örgütlenme yeteneği ve dolu dizgin bir coşku sergiliyor... (...) Londra'da yapılan hesaplarda Mustafa Kemal ve milliyetçi hareketin sıfırı tükettiği, iflasa sürüklendiği, iki kere ikinin dört ettiği gibi ortadaydı. Anadolu dullar ve yetimler ülkesine dönmüştü. Tam dört yıl boyunca milyonlarca insan durmaksızın savaştı ve demir yumruğuyla İngiltere maşası Yunanistan'ı denize döktü. Bu, ulusal davaya duyduğu inançla mümkün oldu."

Bu uzun yazının sonunda yazar şunları da ekliyor: "İslam düşüncesinin içine girmeliyiz. Bu mucizeyi anlamak için bunu yapmak gerekli. Yoksa böyle giderse,-Asya'nın muazzam kapıları yüzümüze ebediyen kapanacak'."
Kasım 1922, Handelsblat

"Bu îşin Rövanşı Var!"

"Asya'nın kapıları," işte sihirli sözcük buydu... Tıpkı bugün gibi... Asya pazarlarına el koymak için her şey yapılmalıydı. Din kullanılmalıydı. Türk milleti etnik olduğu kadar dini olarak da ayrıştırılmak, sahte bir İslam yaygınlaştırılmalıydı!

işte bugün medeniyetler ittifakı, dinlerarası diyalog ve Ilımlı islam'ın Türkiye'ye dayatılması o günlerde kararlaştırıldı.
Osmanlı'ya dönülmeliydi. Mustafa Kemal Türkiye'si çok tehlikeliydi. Türkler ulusal kaynaklarına sahip çıkarlar, ekonomide siyasette bağımsız olurlarsa Batı ne yapardı. Petrol, pamuk, madenler ve suya nasıl el koyarlardı!

O nedenle Lozan'da Lord Curzon şu sözleri söylemişti: "Şimdi bu masada verdiklerimizi yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde bir bir geri alacağız!"'Geri almak için her şeyi yapacaklardı... 1984'te Türkiye ağır sanayi hamlelerine bir de GAP'ı katınca PKK için düğmeye basıldı. Güneydoğu Anadolu Projesi suyun kontrolü ve Türkiye'nin zenginleşmesi demekti. Bölgesel güç olmak yolunda önemli bir merhaleydi ve PKK terörü bu işi engelleyecek, aynı zamanda 100 yıllık Kürt devleti hayalini destekleyecekti...

"Sevr Hortladı!"

Yıl 1991. Cumhurbaşkanı, Turgut Özal. Kukla bir Kürt devleti için adımlar atılıyor...
Körfez Savaşı Baba Bush'un direktifiyle başlıyor. Önce Amerika'nın kışkırttığı Kürt gruplar ayaklanıyor.
Saddam Hüseyin, Kürt Türk o bölge insanlarını yok etme operasyonuna kalkışıyor. Kaçan on binlerce Iraklı Türkiye sınırına dayanıyor.
Batı müdahalesi kaçınılmaz hale geliyor. Turgut Özal Amerika'yı yardıma çağırıyor, işte Çekiç Güç bölgeye böylece çöreklenmiş oluyor! Çekiç Güç kontrolünde bir Kürdistan devletinin tohumu böylece atılmış oluyor.

Irak'ın kuzeyi güvenli bölge ilan ediliyor ve Türkiye-Irak sınırı boyunca 50-60 km.lik şerit Çekiç Güç kontrolüne veriliyor. PKK ve bölgedeki teröristler bu ortamda pamuklar içinde yetiştiriliyor.

Çekiç Güç öncesi sayıları bin civarında iken sayısı, Çekiç gücün bölgeye yerleşmesiyle sayısı 25 bine çıkıyor.
Bu adımlar, küresel güçlerin göz diktiği tüm coğrafyalarda aynı sırayla atılır.

Kürt Açılımı 1991!

Benzer şablonla yapılan bir diğer adım tabu konularda tartışma açmaktır.
Özal, o yıllarda Türkiye'de pek konuşulmayan konuları tartışmaya açacaktı...

"Bir Türk-Kürt Federasyonu kurma fikrini" ortaya atacak, tepkiler sonunda "konuyu tartışmaya açmak istemiştim" diyecekti...
Amerikalılar süreci ve tansiyonu kontrol edecekti.

Aynı Turgut Özal yine 1991'de "Türkiye olarak şu Ermeni soykırımını tanısak ve bu iş sona erse" görüşünüde dillendirdi... O nedenle Amerikan büyükelçisi Abramowitz, Türk-Kürt Federasyonu lafını ağzından düşürmüyordu. Tepki gösterenlere "Bunu ben değil, Cumhurbaşkanınız söylüyor!" cevabı veriyordu. Emekli Büyükelçi Coşkun Kırca birkaç kez Amerikalı büyükelçiyi dikkatli konuşmaya davet ettiğinde Abramowitz, Özal'ın arkasına sığınmıştı.

Kırca bana şu sözleri aktarmıştı:

"Morton Abramowitz, her yerde Amerikan sefiri olarak bu konuyu konuşuyordu. Ben 'Siz iç işlerimize nasıl karışıyorsunuz, nasıl böyle konuşuyorsunuz!' deyince, 'Ben karışmıyorum bunları sizin Cumhurbaşkanınız söylüyor!' demişti."
O yıllarda Çekiç Güç'ün yarattığı konforlu ortamda Kuzey Irak Batılı yardım kuruluşları ve ajanlarla dolup taşacaktı...

Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında ve Çekiç Güç'ün denetimindeki şeritte bir Kürt devleti için kolları sıvamışlardı. Bölge halkına Batılı kurtarıcılarının geleceği ve bir Kürt devleti kurulacağı müjdesi veriliyordu. O yıllarda oralarda dolaşırken ispanyol Kültür Derneği'nden, Alman yardım kuruluşlarına kadar 200'e yakın derneğin faaliyetine tanık olmuştum.

1995'te Aksiyon dergisi Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis tarafından hazırlanan bir rapora yer verdi. Buna göre Incirlik'ten kalkan Çekiç Güç'e bağlı uçakların PKK'ya havadan malzeme attığı saptanmıştı.

O günlerde İngiliz Daily Telegraph gazetesi de, Amerikalı subayların, PKK'lılarla düzenli toplantılar yaptığını yazdı!
Naci Kaptan'ıh araştırmasına göre, Amerikan özel kuvveti Delta Force birlikleri, Kuzey Irak'ta peşmergeleri eğitiyordu. Bu haber Frankfurter Allgemeine, Observer gibi Avrupa gazetelerinde ve Londra'da çıkan El Hayat adlı gazetede yayımlanmıştı.

PKK'nın Kürdistan Ulusal Kongresi, 2002 yılı Ocak ayında Brüksel'de Amerika'nın desteğiyle toplanacak ve Amerika'da resmen kabul edilecekti.
Batılı ülkeler PKK'ya serbest çalışma şartları sağlıyorlardı. Avrupa Birliği, PKK'yı adı KADEK olarak değiştirilinceye kadar terör örgütleri listesine koymadı. PKK, KADEK adını alınca, bu kez de KADEK, terör örgütleri listesine alınmadı.
Bunları görmemek için kör olmak ya da başka devletlere çalışıyor olmak gerekti.
Bu arada on binlerce vatan evladı yitirildi...

Kürt Açılımı 1995!


1995'te Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Avrupa Bir-liği'nin terör ile mücadele konusundaki önerilerine şöyle cevap verecekti:
"Siz diyor, bunu diyor, askeri tedbirlerle ortadan kaldıramazsınız diyor. Siz diyor, bunlara azınlık hakları tanımalısınız, diyor. O zaman anlatıyoruz ki, bunlar bizim ülkenin tümünün sahibi... Niçin onlara azınlık diyelim!? Azınlık haklarının ikinci adımı başka istikametlere varır. Özerkliğe varır, otonomiye varır sonra da Türkiye'nin parçalanmasına varır."

Batı zaten bunu istiyordu... Yüz yıl önce olduğu gibi planlar aynıydı. Bir Kürt devleti, bölgedeki ülkelerin ittifakını önleyecek, Türkiye'yi Asya'dan soyutlayıp koparacak ve ikinci İsrail'i petrol coğrafyası üzerine inşa edecekti...
O nedenle yeni Boğos Nubar Paşa'lar ile Kürt Şerif Paşa'lar Türkiye'yi sarmış, masada Batılı devletlerle aynı tarafa oturur olmuşlardı.

Arada CIA marifetiyle gerçekleştirilen darbeler, sesini çı-karan gidişe "dur!" diyen tüm aydınları susturacaktı...
Türkiye'nin kırmızı çizgileri yavaşça solacaktı. Yabancı büyükelçiler sabır zorlayıcı açıklamalar yapacaklardı.

Amerika'nın Ankara eski büyük elçisi M. Abramowitz, yayımladığı Türkiye raporunda "Türkiye'nin parçalanabileceğini" açıkladı...
Abramowitz'in "Türkiye parçalanabilir!" demesinden çok değil bir ay sonra, Almanya'dan yola çıkarak incirlik üssüne malzeme götüren bir NATO tırında, PKK'ya ulaştırılmak üzere hazırlanmış askeri donatım malzemeleri yakalanmıştı.

"Bizans Devlet Başkanı Barto!"

İşte 90'ları böyle geçirdik... Kürdistan devletinin kurulması yolunda Batılı devletlere destek verdik. Ermenistan lobisinin istekleri doğrultusunda adımlar attık. Sevr anlaşması içinde bir başlık daha vardı. İstanbul'a çöreklenmesi düşünülen bir Bizans devleti...

Resim

Bu konudaki kırmızı çizgiler de Fener Rum Patrikhane-si'nin aktif katılımıyla pembeleşti...
1994'te Avrupa Birliği, Fener Rum Patrikhanesi Patriği Bartholomeos'u "Bizans devlet başkanı" olarak seçtiğini duyurdu.
Avrupa Birliği'nden devlet başkanı unvanı edinen Fener Patriği, basına verdiği demeçlerde "Lozan'ı tanımıyoruz," diyecekti!

Avrupa Birliği, Fener Patrik'ine istanbul merkezli Bizans Devleti başkanı unvanını verirken, Fener Patrildiğinin tıpkı Vatikan devleti gibi bir statüye kavuşturulması ve Türkiye toprakları üzerinde bir tür "devlet içinde devlet" olup çıkacağı düşünülüyordu.

Avrupa Birliği'nin Bizans devlet başkanı unvanı verdiği Fener Rum Patriği, aynı yıl Belçika'ya gidiyor ve orada Belçika Kralı tarafından devlet başkanı sıfatıyla ağırlanıyordu.

Bugün nasıl Pentagon danışmanı, Stratfor düşünce merkezi başkanı George Friedman yeni Osmanlı haritaları yayınlıyorsa, 1918'de de 1994'te de benzer haritalar ortalıkta uçuşuyordu...

Resim

Gördüğünüz harita Esquire dergisinin Şubat 1994 sayısında yayınlandı. "İstanbul başkentli bir Yakındoğu federasyonu" gösteriliyor.
Bu yayından birkaç gün sonra, The New York Times Magazine'de Robert D. Kaplan imzalı bir yazıda İstanbul başkentli "Yakındoğu Federasyonu" kurulması gerektiği savunuldu; ardından aynı düşünce CIA eski Türkiye şefi Paul Henze'nin raporunda Tüm bunlar olurken Amerikan istihbarat Teşkilatı CIA otoriteleri, CNN televizyonuna çıkarak "Doğu Bloku ve Rus-ya'daki bütün üst düzey ajanlarımızı Türkiye'ye kaydırıyoruz. Yakında Türkiye'de çok büyük karışıklıklar çıkabilir," diyordu...

Cumhurbaşkanı Demirel, 1 Mayıs 1995 günü Milliyet gazetesi yöneticilerini makamına çağırıyor "Batı Sevr'i istiyor," diyordu...

Lord Curzon'un hayaleti Türkiye üzerinde dolaşıyordu...

Gümrük Birliği Kâbusu

1995'te bayram havasında bir kutlama yapıldı. Halk ne olduğunu anlamadı. Birçok Avrupalı üst düzey isim Türkiye'ye doluştu. Havai fişekler eşliğinde bir kutlama yapıldı.

Türkiye, Avrupa Birliğine girmeden Gümrük Birliğine sokulmuştu. Yani tüm gelirlerine el konacak, hiçbir şey ürete-meyecek ama her şeyi satın almak zorunda kalacaktı. Üstelik, yok oluşunu kutlayacaktı.

Halkın hangi sarmalın içine itildiği ortaya çıkmamalıydı, bunun için televizyonlar kullanılacaktı. Batı, basın yayın vasıtasıyla Türk halkının beynini dumura uğratacaktı.

Medyanın önemli bir bölümü ve bir kısım aydın Avrupa Birliği'ne bağlı kurumların, Avrupalı vakıfların maaş bordrosuna alınmıştı.
Cüceler tarafından sıkı sıkı bağlandığı yerde yatan bir devdi Türkiye...
Üzerinde türlü oyunlar oynanıyordu. Psikolojik operasyonlar insanları umutsuzluğa sürüklüyordu...

Kürt Açılımı 1999!

1999'da Apo Kenya'da yakalandı ve Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde idam cezası uygulanmadı. İmralı'da, mahkemesi sırasında Batı'nın tüm üst düzey isimleri, dünyanın en ünlü gazetecileri sorgulamayı izledi...
Batı'dan Öcalan'a destek mesajları yağıyordu...

Fransız Cumhurbaşkanı'nm eşi Madam Mitterand'm açıklaması gazetelerdeydi. Ne mi diyordu?
"Ben Apo'dan daha çok Apo'cuyum. Abdullah'ın kalbimde çok özel bir yeri var."

Vatikan bir bildiri yayımlıyor: "1918'den beri Kürtler ba-ğımsızlıklarına kavuşmayı bekliyorlar."

Türkiye'yi ziyaret eden Avrupa Birliği dönem başkanı, "Apo'yu asarsanız AB'ye giremezsiniz," diyordu. Ardından Leyla Zana'yı hapishanede ziyarete gidiyor, sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümetine HADFP'li belediye başkanlarıyla diyalog tavsiyesinde bulunuyordu. Yoksa AB kapısı kapanı-verirdi!
Öcalan idama mahkûm oldu ama AB uyum yasaları çerçevesinde idam cezası kaldırıldı. İmralı'dan avukatları aracılığıyla yandaşlarına görüşlerini iletmeye devam etti...

Öcalan mahkemeye verdiği savunmasında kendisinin Batılı ülkelerce korunup, beslendiğini, Batılı ülkelerden silah, malzeme ve para yardımları alarak Türkiye'ye karşı savaş tıklarını açıkladı. Batı'nın Sevr'i uygulama peşinde koştuğu ve Türkiye'nin toprak bütünlüğünü parçalamayı amaçladığı açıkça ortaya konmuştu. Sorgusunda kullandığı bir cümle her şeyi özetliyordu: "Şeyh Sait'in devamıydım kullanıldım'."

İngilizler Lozan'da Musul meselesi görüşülürken Şeyh Sait'i kullanmışlardı... Fransızlarla Hatay için boğuşulurken, Dersim isyanı patlamıştı... Türk ordusu Kıbrıs'taki kıyıma "Dur!" deyince ASALA örgütü katliama başlamıştı... Güneydoğu Anadolu projesi ile Türkiye suyun kontrolünü sağlayacak ve bölgesel güç olabilecekken PKK ortaya çıkmış-

"Laiklikten Vazgeçin!"

2000'lerde SEVR anlaşmasından Büyük Ortadoğu Projesi'ne izler düşmeye devam edecek, "ılımlı İslam" adı altında Türk insanının inanışları deforme edilecekti.

Amerikan gizli servisinin Türkiye'ye pek aşina adı Graham Fuller, Türkiye'nin laiklikten vazgeçmesi gerektiğini vaaz ediyordu. Tarikatlara izin verilmeliydi.

1995'e kadar Amerikan politikaları karşıtı söylemleriyle tanınan Fethullah Gülen, 1995 sonrası Amerika'yı yüceltmeye başlayacaktı. Gülen'e göre "Amerika'dan habersiz iş yapılmaz!"dı. Amerika'da İslamcı akımla ilgili raporda Ilımlı İslam temsilcisi olarak F. Gülen'in adı geçecek ve Gülen 1997'de Papa'yla görüştürülecekti.

Bir Müslüman olarak yaşamak için bula bula ABD'yi bulan Gülen, Amerikan politikaları ve mezalimi ile ilgili ağzını açmayacaktı. Türkiye'deki "Amerikan açılımları'nı sonuna kadar destekleyecekti.

Bütün bunlar olurken Türkiye inanılmaz ölçüde fakirleşecek, ithalatı artacak, ihracatı düşecek, tüm kaynakları yabancı ellere geçecek, para getiren neyi varsa satılacak, sanayi tesisleri şalterlerini kapatacak ve halk yokluğun pençesinde kıvranacaktı...
Dünya Bankası raporuna göre halkın yüzde 20'si yoksulluk sınırı altında yaşamaya başlayacaktı.

Türkiye'nin önüne konan havuç, Avrupa Birliği üyeliği. Bu sayede Batı, demokrasi adına bölücülük, insan hakları adına gericilik, dinlerarası diyalog adına misyonerlik, çevrecilik adına suyumuzu ele geçirme operasyonları yapıyor... Bir Kürt devletinin kültürünü yaratmak için televizyonlar açıyor, yeni bir Kürtçe yaratmaya çalışıyor.

Hatırlayın! Lord Curzon, Lozan Konferansı'nda, Musul-Kerkük konusu görüşülürken Kürtleri kastederek, "Ben onlara bir alfabe verdiğim gün, görürsünüz," demişti...

Şimdi Batı bölgede ortak Kürt kültürü yaratma peşinde. Maddi çıkarları bunu gerektiriyor. Batı, içinden geçtiği krizle sallanırken Asya'nın kilidi Türkiye'yi kırmaya çalışıyor.
Aslında dünya 21. yüzyıla 20. yüzyıl başındaki koşullarla giriyor.

Türkiye o zamanki gibi bugün de kilit ülke. Amerikan Başkanı, CFR'nin en önemli isimlerinden Bili Clinton'm sözlerini unutmayalım:

"20. yüzyılın ilk elli yılını Türkiye belirledi. 21. yüzyılın ilk 50yılı da Türkiye'nin alacağı doğrultuda şekillenecek'."

Kilit ülke Türkiye, bakalım 21. yüzyılın ilk çeyreğinde kendi çıkarları çerçevesinde bir politikayla kirli oyunlara cevap verebilecek mi?
Benim en ufak bir kuşkum yok. Bu millet düşünülebilecek her melanete karşı koyabildi. Bu oyunlarla da başa çıkacaktır. Bu çıkışta yine Mustafa Kemal'in sözleri yolumuzu aydınlatacaktır.

1922'de yepyeni bir cumhuriyetin eşiğinde şöyle demişti:

"Ulusal mücadelenin amacı tam bağımsızlıktır. Tam bağımsızlık ancak mali bağımsızlıkla gerçekleştirilebilir!"

O nedenle Türk halkı mali bağımsızlığını dışarıya peşkeş çekenleri görmeli, kendi refahıyla ve ülkenin bekasıyla oyna-yanları tespit edebilmelidir...

Not: Bu metnin bir kısmı, Cengiz Özakıncı ile beraber yazdığımız ve TV 8'deyayınlanan Unutulan Yıllar belgeselinin senaryosundan alınmıştır.

Kaynakça
Kitap: Hangi Dünya Düzeni
Yazar: Banu Avar
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Yeni Dünya Düzeni

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir