Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

NATO'da 57 Yılımız

Burada Yeni Dünya Düzeni hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

NATO'da 57 Yılımız

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ağu 2011, 02:55

NATO'da 57 Yılımız!

4 Mart 2009 programından

Amerika, yeni başkanıyla NATO'nun kuruluşunun 60. yılını kutlamaya hazırlanıyor. Füze savunma kalkanlarını Rusya'nın sınırlarına yerleştiriyor. NATO, Orta Asya ve Doğu Akdeniz'e genişleme planı yapıyor.

Rusya, etki alanındaki yedi eski Sovyet ülkesi ile birlikte "acil müdahale gücü" kuruyor.
Yeni dünya imparatoru Amerika ile yükselen güç Rusya bir kez daha karşı karşıya geliyor.
Dünya yeniden Atlantik ve Avrasya kutuplarının çatışma-sına sahne oluyor.

Çatışma sınırındaki Türkiye 57 yıldır Batı'nın ve NATO'nun yönlendirdiği ülke. Gelin NATO'nun tarihine ve Türkiye'nin NATO serüvenine bir göz atalım...
NATO Genel Sekreteri Schaeffer, görevini Türk ve İslam düşmanı Rasmussen'e devretmeden önce, tüm konuşmalarında NATO'nun ne kadar elzem olduğunu vurguluyordu: "NATO'ya her zamankinden çok ihtiyaç var!"

Ve hemen ekliyordu: "İttifaka yeni bir stratejik konsept gerek!"

Resim

Şubat 2009'da Münih Güvenlik Konferansında konuşan Amerika Başkan Yardımcısı Joseph Biden ise yeni NATO'dan söz ediyor, "genişleme" hedefini açıklıyordu...

"NATO'ya üye olmayan devletlerle de ilişkiye geçeceğiz!" diyordu ve konuşmasını "Dünyada yeni bir hava yaratmak istiyoruz!" cümlesiyle bitiriyordu.

NATO = ABD'nin Ordusu

NATO, yani Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü... 26 üye ülkenin oluşturduğu bir askeri örgüt. 60 yıldır küresel elitin çıkarlarını koruyor. Uluslararası bankerlerin, silah baronlarının, petrol krallarının çıkarları doğrultusunda güç gösteriyor. Komünizme karşı dünyayı koruyor(!) 1991'de Sovyetler ve Doğu Bloku tarihe karıştı. Peki NATO şimdi neyle savaşıyor?

Yıl 1989'du. Berlin duvarı yıkıldı... 1990'da, bir yıl sonra yani, Sovyetler dağılacaktı...
1991'de, Doğu Bloku savunma örgütü olan Varşova Paktı dağıldı.

NATO aynı yıl "yeni strateji"sini açıklayacaktı: Komünizm bitmişti ama tehditler vardı. Bunlar bölgesel ve küresel tehditlerdi...
NATO, artık kendi dışındaki nükleer güç sahibi ülkeleri tehdit sayacaktı. Kendi denetiminde olmayan ülkeleri tehdit sayacaktı. Küresel finansın gelir kaynaklarını engelleyen her türlü oluşumu tehdit sayacaktı.

Bu görüş çerçevesinde, dünya imparatoru Amerika'nın yanında ya da ona karşı olan devletler vardı. Ve NATO Amerika'nın karşıtı olanlara müdahale etmekle yükümlüydü.

Sovyetler dağılınca Amerika düşmansız kalmıştı. Erol Bilbilik'in deyişiyle "Şimdi yeni komünistler bulması lazımdı"... Yeni Dünya Düzeni'ne yani emperyalizme direnen devletler şer ekseninde ilan edilecek ve "yeni komünist" onlar olacaktı. Bu devletler ne tesadüf ki, enerji kaynakları ve enerji yolları üzerinde bulunan devletlerdi. Irak'tı İran'dı, Suriye'ydi, Venezüella'ydı... Çin'in burnunun dibindeki Afganistan'dı...

Obama göreve gelir gelmez "Hedefimiz Afganistan'da başarı elde etmektir!" demişti. Amerika'nın dünya hâkimiyeti için Orta Asya ve Doğu Akdeniz'de hâkim olması gereğinin altını çizmişti. 2009'da NATO, o bölgelere doğru genişlemeyi hedefleyecekti. "Yeni komünistler" Avrasya coğrafyası sakinleriydi...

Avrasya Kutbu

NATO'nun kendi sınırlarına doğru yayılmasına karşın Rusya, "ortak acil müdahale gücü"nü devreye soktu. Sular ısınıyordu...

Rusya Devlet Başkanı Medvedev, "Dışardan gelecek tehditlere karşı hazırlıklıyız," diyordu. Moskova'da bir araya gelen Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü üyeleri; Rusya, Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan liderleri, "Batı tehdidine" karşı ortak silahlı güç kurmak için anlaşma imzaladı. Yeni askeri ittifak, gelecekte NATO'yla yarışabilecek güçte planlanmıştı.
işte bir kez daha dünya Soğuk Savaş dönemindeki gibi iki kutba ayrılmıştı ve sıcak çatışmaların eşiğindeydi!
Gelin dünyanın ikinci kez paylaşıldığı Soğuk Savaş'ın baş-langıç günlerine dönelim...

Yeni Dünya Yalta'da Doğdu

II. Dünya Savaşı galipleri 1945'in Şubat ayında Yalta'da buluşmuşlardı.
Yeni bir dünya düzeni kurulacaktı. Eski imparator ingiltere tahtını Amerika'ya bırakacaktı. Sovyetler karşı kutupta yer alacaktı.
Stalin, Roosevelt ve Churchill kanlı bir dönemi geride bırakıp Soğuk Savaş'ın kapısını açacaklardı. Soğuk Savaş komünizm korkusunu yayma operasyonuyla başladı.

Batı "Ya bizdensin ya da komünistsin'." diyordu. Türkiye bu operasyondan nasibini aldı.
Stalin, Boğazlar'ı istiyordu. Ruslar geliyordu...

Türkiye, Sovyetler Birliği ile daha kurulurken imzalanan barış anlaşmalarına rağmen, Batı'nın emperyalist devletlerine yanaşacaktı.
Yanaştığı taraf hiç de masum değildi. Boğazlar sorununu ilk ortaya atan İngiltere Başbakanı Churchill'di. 1943 Kasımında Tahran Konferansı'nda Türkiye'nin savaşa girmesi için ısrar eden ve "Ankara hükümeti, Boğazlar'ın statüsünün değiştirilmesiyle tehdit edilmeli!" diyen de Churchill'di.
Churchill'in Boğazlar'ın statüsüyle ilgili isteği Stalin'i kışkırtacak, o da isteklerini masaya koyacaktı. Türkiye kur-tuluşundan 20 yıl sonra kendini aynı noktada bulacaktı. Türkiye'ye korku salınmış ve psikolojik operasyon üzerinden Türkiye'yi şekillendirme başlamıştı.

Yalan Kampanyası

Psikolojik savaş dünyaya yalan bilgi yayma kampanyasıy-dı. 50 yıl sonra 1997'de, bu kampanyanın nasıl planlandığı Amerikalı bilim adamlarınca açıklandı. Christopher Simpson editörlüğünde, dokuz bilim adamı Amerika'nın toplumları nasıl korkunun hükümranlığına soktuğunu belgeliyorlardı. Kitabın adı, Üniversiteler, Amerikan İmparatorluğu, Soğuk Savaş Döneminde Sosyal Bilimlerde Para ve Siyaset.
Kitaptaki bilgilere göre hedef ülkelerde yöneticiler, eği-timciler, üniversiteler Amerika'ya itaatkâr birimler ve öncüler haline getirilecekti. Bunun için Pentagon ve CIA ve tüm Amerikan vakıfları ortak çalışmalar yürüteceklerdi.

Simpson Türkiye'yi, "Batılı kalıpta itaatkâr kuşaklar yetiştirecek bir laboratuvar ülke" olarak tanımlıyordu.
"Türkiye'de Amerikan çıkarları doğrultusunda çalışacak, politik ekonomik, ordu istihbarat ve akademik alanlarda itaatkâr öncü bir tabaka" yaratılacaktı.

Sosyal bilimleri finanse eden bir dizi vakıf Amerikan istih-baratının paravan kuruluşlarıydı.
Amaç, Türk halkını içinde bulunduğu toplumla karşı karşıya getirmek ve toplumsal bağlarını koparmaktı.

Neden mi?

Nedenini yıllar sonra Amerikan istihbaratından Zalmay Khalilzad açıklıyor:

"Amerika için gündemin ilk maddesi enerji güvenliğidir. Bu açıdan Türkiye, İran Körfezi, Kafkasya ve Orta Asya'daki önemli petrol ve gaz kaynaklarına yakınlığıyla eşsiz bir konumdadır. "

"Türkiye Ortadoğu'da Bekçimizdir!"

Komünist bir saldırı korkusuyla, yüzünü Batı'ya dönen Türkiye, 11 Mart 1947'de Amerika'nın sömürü mekanizması Uluslararası Para Fonu IMF'ye girdi.
Bir mason ve Yahudi olan Amerikan Başkanı Truman, Dış ilişkiler Konseyi'nin (CFR) önemli bir üyesiydi ve Türkiye, sınırları değişecek Ortadoğu için çok önemli bir ülkeydi.

Amerikalı uzman Max Weston Thornburg, 1947'de Türkiye'ye gönderildi.
Amerikan devletine verdiği rapor "Türkiye'ye niçin yardım?' adını taşıyordu. Raporunda "İ923'te Atatürk'le başlayan sanayileşme atılımları devam ederse, Türkiye'de komünist bir tehlike yükselebilir" demişti.
Thornburg raporundan sonra Türkiye, Amerikan yardımı aldı ve uluslararası para fonuna bağlandı. Amerika "Ortadoğu'nun istikrarı için" Türkiye'ye yardıma hazırdı!

O günden sonra Türkiye için hep aynı sözler kullanıldı.
Karanlıklar Prensi Richard Perle'nin özetiyle, "Türkiye, Amerika'nın Ortadoğu'daki çıkarlarının bekçisidir!"
Amerikan yardımıyla Türkiye yargı, ekonomi, politika, savunma konularında Amerika'ya bağlanmıştır, işte maddeler...
Türkiye Amerika'nın arzuladığı yasal düzenlemeleri yapmak zorundadır.
Yardımlar sadece Amerikan hükümetinin izni kapsamında kullanılabilir.

Amerika Birleşik Devletleri memurları, basın ve istihbarat mensupları yardımı denetlemek üzere Türkiye'ye istediği zaman girip çıkabilir.
Ayrıca Türkiye hükümeti, yapılan yardım hakkında basın yayın organlarında sürekli propaganda yapmayı taahhüt etmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümü üzerinden sadece dokuz yıl geçmiştir...
1950'de Türkiye ilk demokratik seçimini yaptı. İnönü dönemi bitmiş Demokrat Parti kazanmıştı. Adnan Menderes iktidar koltuğuna oturur oturmaz Amerikalılarla karşılaşacaktı...

Resim

"Türklerin İşbirliği Harika!"

18 Haziran 1950'de Dünya Bankası Başkanı Baker Türkiye'ye geldi. İlk hedefi Atatürk'ün temelini attığı sanayileşme planlarını rafa kaldırtmaktı. Amerikan heyeti üç ay Türkiye'de kaldı. Baker, ülkesine dönerken basın mensuplarına "Türklerin işbirliği harika!" diyecekti.

Yıl 1950. Amerikan heyetlerinin yoğun ziyaretleri meyvesini vermişti...
Ağustos ayında "Milli Eğitim" reformu başlatıldı. Milli Eğitim'de komünizme karşı tedbirler yer alacaktı.
Eşzamanlı olarak Türk halkına dehşetli bir Batı hayranlığı pompalanacaktı.

Amerikalı yıldızların biri gidiyor öbürü geliyordu. Amerikan tarzı mecmualar ortalığa fırlıyordu.

O yıllarda Türk radyolarında sık duyulan bir şarkının güftesi şöyle başlıyordu:

"Amerika! Amerika! Canım feda olsun sana!"

Gazeteler, dergiler, radyolar Amerika diyor başka şey de-miyordu. Sosyete New York'u, Miami'yi takip ediyordu. Amerikalı yıldızlar ne giyiyor ne yiyor biliniyordu. Gazinolarda Amerikan tarzı hâkimdi. Amerikan mamulü güzellik müstahzarları gözdeydi. Hollywood tüm sinemalardaydı ve Amerikan aile yapısı gıptayla izleniyordu. Küçük, tek katlı villalar önünde bir otomobil, bahçede oynayan çocuklar ve mutlu ev kadınları herkesin hayalini süslüyordu...

Bu filmler tüm sinemaları kaplamış ve sinema alışkanlığı toplumda yayılmıştı.
Batıcılık büyük kentlerde yükselirken beri yanda yine Amerika eliyle desteklenen irtica ayaklanıyordu...
1950 yazında, Türkiye'de hiç olmamış bir şey olacak, Atatürk heykellerine saldırılacaktı. Her yanı tekke ve zaviyeler sarmıştı. Onların Amerikalılarla yakın ilişkileri vardı...

Kore'de Ödenen Bedel!

O yaz Amerika'dan gelen bir başka misafir Senatör Cain, NATO'ya girmek için can atan hükümete akıl öğretecekti. "Kore'ye asker yollamak NATO'nun anahtarı" olabilirdi.

Ve Mehmetçik, Birleşmiş Milletler komutasında savaşmak üzere Güney Kore'ye doğru yola çıktı. 22 yıl önce savaştığı Batı'h ülkelerle artık aynı saftaydı; emperyalizmin ikiye böldüğü bir ülkede taraf olmuştu.

Amerika için ölecek, Amerika için binlerce kilometre ötede öldürecekti. Bunun ödülü, Amerika'nın Türkiye'de üslen-mesiydi. Türkiye'yi yönetenler "vermek" üzerine kodlanmış gibiydiler.
Türkiye NATO'ya 1952 yılının Şubat ayında kabul edildi.

İlginç olan, kabulünden 1 yıl önce İncirlik'teki Amerikan üssünün temeli atılmıştı.
Menderes ve Demokrat Parti "İşte becerdik!" diyorlardı. Menderes basma "NATO'ya girmemiz bir zaruretti!" demişti.
Amerika, NATO şemsiyesi altına giren ülkelere önce dini eğitim konusunda baskı yapmaya başladı. Din, sosyalizme karşı en iyi kalkandı. Avrupa'da büyük tartışmalara yol açsa da ilkokullara din dersi zorla konuldu. Amerika laik bir Avrupa istemiyordu.
Türkiye NATO'ya alınırken de, dini eğitim şartı konulmuştu. Amerika, Türkiye'den İslam ülkelerini Rusya'ya karşı din kardeşliği altında birleştirmesini istiyordu!

O yıllarda emekli general Cafer Tayyar Eğilmez, Millet dergisinde bu amacı şöyle dile getirmişti:

"Türkiye'nin NATO'da yer almasının gerçek anlamı, Rusya'ya karşı Ortadoğu cephesi kurmaktır. Pakistan, Afganistan, İran ve Türkiye'yle birlikte bütün Türk ve islam ülkelerinin, 'Ortadoğu federasyonu' biçiminde örgütlenmesidir. Amerika Birleşik Devletleri nasıl 50 devletten oluşuyorsa, tıpkı bunun gibi, Türkiye, Iran, Afganistan, Irak ve Suriye ile birlikte Arabistan'ın güney bölgeleri ve Mısır da bir Ortadoğu federasyonu oluşturmalıdır. Bu, aşağı yukarı 125 milyonluk bir Ortadoğu bloku ortaya çıkarır. (... ) Amerika, bu örgüte maddi ve manevi desteğini tam ve kesin olarak verdiği zaman, bir yıl içinde beş-altı milyonluk bir ordunun kurulması kolaylıkla gerçekleşebilir. .. Bu görevi yapabilirsek, gelecek kuşaklara güzel bir hizmet örneği vermiş olacağız inşaAllah... "

Bu sözler, Türkiye'nin içinde bulunduğu ruh halini iyi yansıtıyordu. Sadece 30 yıl önce "hürriyetini karakteri sayan" bir milletin aydınları, Amerikan himayesine şapka çıkarıyor, bir başka ulusun uşağı olmakla gururlanıyorlardı.

Amerika Türkiye'ye Üslendi

Amerikan Dışişleri Bakanı F. Dulles "Din ve siyaset birbirinden ayrılmaz. Dünya meselelerini halletmek hususunda seçeceğimiz yol, dini görüştür" demişti.

Amerika, 50'lerden beri Türkiye'nin din devletine dönmesini istiyordu. Osmanlı düzeni dirilmeli, İslam federasyonu kurulmalı, İslam ordusu oluşturulmalı ve Türkiye, Avrasya'daki komşularına saldırmalıydı.

Bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti toprakları Amerikan üslerine açıldı. Türkiye NATO'ya kabul edildikten yedi ay sonra İzmir'de müttefik kara kuvvetleri karargâhı kuruldu. Karargâhın başında Amerikalı bir korgeneral vardı. 1954'te karargâha Fransa, İngiltere ve İtalya'dan askerler dahil edilerek üs büyütüldü.

10 Mart 1954'te yapılan anlaşmayla NATO'nun Türkiye topraklarında askeri tesisler ve üsler kurması ve askeri personel bulundurulması kabul edildi!
NATO içindeki tek Müslüman ülke Türkiye'nin yöneticileri, görevlerini eksiksiz yapmak için büyük özen gösteriyorlardı. Ancak eski nüfuz sahasında yer alan komşularıyla ilişkileri bozuldu. Türkiye yapayalnız kaldı. Varsa yoksa Amerika'ydı!

Oysa NATO'nun önemli bir üyesi olduğuna inanan Türkiye için zamanın Amerika Genelkurmay Başkanı Omar Bradley ise şu sözleri etmişti:

"Türkiye Asya'daki çatışma alanlarından sadece biridir!"

Resim

1955'te NATO'nun karşısına Varşova Paktı dikildi. Doğu Bloku da askeri bir paktla gövde gösterdi.
Sovyetler öncülüğünde Polonya, Doğu Almanya, Macaristan, Çekoslovakya, Arnavutluk, Romanya ve Bulgaristan NATO'ya karşı bir araya gelmişlerdi. Dünya ikiye ayrılmıştı ve iki blok arasında buz gibi rüzgârlar esmekteydi.

Burada bir mektuba yer vermek çok faydalı olacaktır. Mehmet Emin Değer'in Oltadaki Balık Türkiye adlı kitabını her Türk vatandaşı ders kitabı okur gibi okumalı ama özellikle kitabın kapağında ve ilk sayfalarında yer alan bu mektubu çerçeveletip duvarına aşmalıdır! Mektubu yazan Dış İlişkiler Konseyi'nden, Yahudi lobisinin en büyük ismi Nelson A. Rockefeller. Mektubun muhatabı: Amerikan Başkanı Eisenhower. Yıl 1956.

Bakın Rockefeller, Başkanına ne diyor:

"Başkan Eisenhower...
Ekonomik yayılma planını Asya, Afrika ve diğer azgelişmiş bölgelerde uygulamak zorundayız--- Yardımda birinci gruba giren -Türkiye gibi- ülkelere yapılacak yardımlar ve açılacak krediler öncelikle askeri nitelikte olmalıdır. OLTAYA YAKALANMIŞ BALIĞIN YEME İHTİYACI YOKTUR. Genişletilmiş iktisadi yardım, -örneğin Türkiye'ye- bazı hallerde düşünülenin tersi sonuçlar verebilir; bağımsızlık eğilimini artırıp, mevcut askeri paktları zayıflatabilir. Türkiye gibi ülkelere doğrudan doğruya iktisadi yardım yapılabilir, ama bu, BİZE UYGUN VE BAĞLI HÜKÜMETLERİ İKTİDARDA TUTACAK VE BİZE DÜŞMAN MUHALİFLERİ ZARARSIZ BIRAKACAK BİÇİM VE MİKTARDA OLMALIDIR.
ABD İLE İŞBİRLİĞİNE HAZIR YERLİ İŞADAMLARINA YARDIMI ARTIRMALI VE BÖYLECE BU İŞADAMLARININ, İLGİLİ ÜLKELERİN EKONOMİSİNDE KİLİT NOKTALARI ELE GEÇİRMELERİ, BUNA DAYANARAK POLİTİK ETKİLERİNİN ARTMASI SAĞLANMALIDIR."

Nelson A. Rockefeller

İşte tam da bu nedenle, Türkiye'yi yönetenler ne zaman ağır sanayi hamlesine girişseler başlarına felaketler geldi.
Adnan Menderes, Amerika'dan alamadığı sanayileşme kredisini almak için Sovyetlere başvurunca hayatından oldu.
İsmet İnönü, Kıbrıs'taki kıyımı durdurmak için harekete geçince Johnson ambargosuyla karşılaştı.
Süleyman Demirel, sanayi tesisleri için Sovyet kredisine yönelince iktidardan edildi.

Ecevit, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na girişince yine ambargo yedi.
NATO kuvvetleri Türkiye'de ağlarım yavaşça örmekteydi. Amerika, NATO'yu kullanarak Türkiye'ye yerleşti.

Yıl 1966

Önce anlaşmalar gereği NATO haber alma tesisleri Türkiye'ye geldi. Sayıları 1966'da 112'ydi. Bu tesislere bakanlar dahil hiçbir Türk yetkili izinsiz giremeyecekti.

Yıl 1976

10 yıl sonra 1976'da Amerika'yla imzalanan "savunma ve işbirliği anlaşmast"y\a NATO'nun yerine Amerika geçti. İncirlik, Kargaburun ve tüm NATO haber alma tesisleri, NATO adına Amerika tarafından kullanılabilir hale geldi.

Yıl 1980

1980 yılında, CIA eliyle gerçekleştirilen 12 Eylül Darbesi sonrasında Amerika'yla bir anlaşma daha yapıldı. Türkiye'deki 12 NATO üssü artık NATO adına Amerika tarafından kullanılacaktı. Bu anlaşma, hâlâ yürürlüktedir.

"Yeni Osmanlıcılık" ve Stratfor Haritası

Türkiye, kuruluşunun 3. yılında NATO'ya üye olmuştu. Batı dünyasına resmen girişinin bu yıl 57. yılı. NATO'nun Hıristiyan ve Batı'lı olmayan ilk üyesi Türkiye'ydi. Her zaman askerinin kanıyla değerlendirildi.

Türkiye NATO içinde Avrupalı'ydı; ancak bir Avrupalı için o bir Avrasyalıydı. NATO'nun 60. yılında Türkiye'ye biçilen kılıf Pentagon danışmanları tarafından hatırlatılıyor. Bölünmüş Türkiye haritasından sonra Stratfor düşünce merkezi şimdi yeni haritalarla ortaya çıkıyor... Merkezin Yahudi direktörü George Friedman, yeni kitabında Türkiye'ye Osmanlı Federasyonu öneriyor. 60 yıl önce olduğu gibi halifelik altında toplanacak bir İslam ordusu istiyor! Son zamanlarda Amerikan düşünce kuruluşlarından Türkiye'ye doğru hızlı bir bilgi akışı gözlemleniyor.

Resim

Washington Enstitüsü, Brookings Enstitüsü, Ford Vakfı, Marshall Fonu yetkilileri "beyin şekillendirme" operasyonlarına devam ediyor. Şubat 2009'da Washington Enstitüsü uzmanları "Türkiye'yi Amerika'ya yaklaştırmanın yolu NATO'dan ve Avrupa Birliğinden geçer!" dediler.

Aşırı muhafazakâr görüşleriyle ünlü Washington Enstitüsü'nde yer alan oturumdaki konuşmacılar, eski büyükelçi Mark Parris, Türkiye uzmanı Soner Çağaptay ve Alman Marshall Fonu yetkilisi lan Lesser'dı.

Bu oturumda da konu, Amerikan politikalarına karşıtlığı en üst seviyede olan Türk halkının zihin kontrolüne ilişkindi.
Batı'nın korkusu, Türk halkının Batı'dan hızla uzaklaşması ve bunun Batı dünyası için yaratacağı korkunç sonuçlardı...


Amerika'yı Türklere Sevdirme Oyunu

Washington Enstitüsü uzmanları, Türk halkı için sahneye konulacak, "Amerika'yı sevdirme" oyununu şöyle maddelendirdiler:

"Türk-Amerikan ilişkilerinde NATO'nun rolünün vurgulanması, Türk askerinin kalbinin kazanılması, (yani askeri cepheden işe girişelim, Türk halkı asker sever diyorlar) Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda ilerlemesine yardım edilmesi, ekonomik bağların güçlendirilmesi (yani ekonomik olarak daha da çok sıkıştırılması ve işte söylüyorlar, AB yolunda ilerliyormuş hissi verilmesi; Türkiye'ye Batılı ülke muamelesi yapılması)...

Bu madde en gülünç olanı! Bu madde üzerinde duran Marshall Fonu temsilcisi lan Lesser, Türklerin gururunun okşanması için, Obama'nın Türkiye ziyaretinin Ortadoğu gezisi içinde değil, Avrupa gezisinin bir parçası olarak planlanması gerektiğini söylüyor, işte görüyorsunuz son günlerde Avrupa Birliği birdenbire işadamı ve serbest meslek sahiplerine kapılarını açıyor. Bunlar da bu planın parçaları. Yani Batı'nın sempati avcılığı.
Türkleri aptal yerine koyan bu bakış yeni değildir. Öncelikle "Amerika'da birçok düşünce kuruluşu, birçok enstitü var. Bunların ne söylediği bizi niye ilgilendirsin!" gibi bir düşünce içinde olanlar için söyleyelim: Bu kurumlar, enstitüler çok önemlidir ve Amerikan derin devletinin görüşlerini yansıtırlar.


Kontrollü Karşıtlık!

Amerikan imparatorluğu tek dünya devleti yolunda ilerlerken her düşünceyi, her odağı kontrol altında tutmak ister. Kendine karşı olan her şeyi denetlemek ve zihinleri kontrol etmek hedefi güder. Kendine karşıymış gibi görünenleri de ortaya sürer ve bu yolla kitleleri yanıltır.
NATO zirveleri her yıl, Türkiye dahil birçok ülkede protesto ediliyor. Bu yıl da savaş karşıtları, barışa gönül verenler, insan haklarıyla iştigal edenler NATO'nun 60. yıldönümünü protesto edecekler.

Emperyalizme karşı olduğunu ifade eden bazı örgütler, Türkiye'de de başka ülkelerde de, emperyalizmin bir başka kolu olan Avrupa Birliği organlarından beslenirler.

Avrupa delegasyonlarının toplantılarında görünürler. Mali kaynaklarını Avrupa Birliği organları hatta Amerika'nın demokrasi örgütleri sağlar.
Böylece gerçek bir karşıtlığın çıkışı engellenmiş olur. NATO'ya karşıtlık kontrol altında kalır. Amerika sağda solda, İslami çevrelerde, komünist örgütlerde, milliyetçi hareketlerde maskesiyle yerini alır ve kendine karşı olanı da kontrolünde tutar. Kontrolden çıkacak olurlarsa gereğini yapar...
Her yıl "NATO karşıtıyız!" diye meydanlara çıkanlar bağlı oldukları örgütlerin Amerika ve Avrupa ilişkilerine de bak-malılar.
Çünkü Amerika'nın sömürgeci siyasetinin merkezi, Dış İlişkiler Konseyi'nin tepe kadrolarında NATO yetkilileri olduğu kadar Avrupa Birliği yöneticileri, Dünya Bankası otoriteleri, düşünce kuruluşları ve demokrasi havarileri de vardır...

Yani hem Avrupacı hem NATO karşıtı olunmaz. Çünkü onlar aynı düzeneğin tamamlayıcı parçalarıdır!
İşte bu nedenle Amerika bu gibi protesto eylemlerine tebessüm ederek bakar, bu gibi eylemler ne de olsa gençlerin ve halkın öfkesini yutar. Ama planlarını değiştirecek güçte oluşumlara büyük öfke duyar ve en üst platformlarda bile bu öf-kesini kusar. İşte geçen yüzyıldan bir örnek!

Lozan Antlaşması'nı bugüne kadar yok sayan Amerika'nın temsilciler meclisi üyesi D. Upshaw, 1927'de ağzından köpükler saçıyordu:

"Lozan anlaşması Timurlenk kadar hunhar, Korkunç îvan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün, zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, tüm uygar uluslara onursuzluk getiren bir anlaşmayı kabul ettirmiştir. Buna her yerde Türk zaferi dediler!... Dünya parlamentolarını bu anlaşmayı kabule ikna ettiler ve büyük sermaye grupları, ticaret erbabı ve bazı din temsilcileri bile Türkiye'yi uygar uluslar masasında, uluslararası bir konuk durumuna yücelterek, Amerika'yı yüksek ülkülerinden uzaklaştırmada birleştiler."

Türkiye Kurtuluş Savaşı ve Anadolu İhtilali'yle Batı dün-yasının yüksek ülkülerine set çekmişti. Emperyalizmin Ortadoğu ve Asya hayallerine son vermişti. Bu öfke bu nedenleydi!...

Türkiye kendisine böyle bakan, uçsuz bucaksız nefret taşıyanlardan, sadece 20 yıl sonra yardım isteyecekti. Lord Curzon'un sözü gerçekleşecek, o zaman masada alınanlar iade edilecekti.

Ne acıdır ki, Türkiye 1947'de, Batı'ya "kayıtsız şartsız işbirliği" sözü verecekti... Gelen geçen hükümetler bu sözden hiç dönmeyecekti... Bugünkü hali pür melalimiz Atatürk'ün kurduğu "tam bağımsız" Türkiye Cumhuriyeti'nin son yarım asırdır yaşadıklarında gizli!

Kaynakça
Kitap: Hangi Dünya Düzeni
Yazar: Banu Avar
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Yeni Dünya Düzeni

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir