Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan Rüyası

Burada Yeni Dünya Düzeni hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan Rüyası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 16 Ağu 2011, 02:44

Yeni Dünya Düzeni ve Amerikan Rüyası

25 Şubat 2009 programından

Hitler, dünyaya egemen olma hayaline "Yeni Nizam" adını vermişti. Amerika onu takip etti. Emperyalizme "Yeni Dünya Düzeni" dedi.
Biz, dünyaya egemen olmak isteyenlerin sisli planlarından örnekler sunmayı hedefliyoruz... Batı'nın hayatımıza koyduğu ambargoları konuşmak istiyoruz. Türkiye tarihinin kavşak noktalarına bakmak ve değişimi beraber değerlendirmek istiyoruz.

Dünyaya "yeni bir düzen" düşünenlerin, cebimizden beynimize, dilimizden dinimize uzanan yıkıcı etkilerinden söz ederken "Nasıl bir düzen?" sorusunu sormak istiyoruz...

Büyük balığın küçükleri yediği, güçlünün güçsüzü parçalayıp yuttuğu orman kanunları içinde, hayvani güdülerle yaşamak mı yoksa insanlaşmak mı? Daha çok üretmek, daha çok öğrenmek, daha çok uygarlık, daha çok bilim mi? Ormanın kuytu karanlıklarında, daha güçlünün gelip bizi yutmaması için çabalayıp durmak mı? Ya da bizden güçsüz olanları vurup kaçmak mı? Nasıl bir düzendir bu böyle?! Kimler bu düzenin dümeninde?

Barack mı Hüseyin mi?

Gelin dünya hâkimi olma iddiasındaki Amerika'nın yeni başkanıyla başlayalım. Acaba Amerikan seçimlerini ve siyahi lideri, Türk basını okuruna ve izleyicisine nasıl aktardı? İlk duyduğumuz, yeni Amerikan Başkanı Obama'nın orta adıydı. O bizdendi! Adı Hüseyin'di! Kenyalıydı babaannesi! Yüzyıllardır ezilmiş Kunta Kinte'lerden biri ilk kez en yukarıdaydı... Obama Beyaz Saray'daydı!

Yeni Amerikan imparatoru yeri göğü inleten yemin töreninde şöyle haykırdı:

"Şunu bilin ki, Amerika her ulusun, her erkeğin, kadının, çocuğun, huzur ve barış dolu bir gelecek arayan herkesin dostudur."
Sahnelenen oyun en basit ifadesiyle ucuzdu. Tüm dünya aptal yerine konuyordu.

Bu büyük bir pazarlama operasyonuydu. Zaten Amerika'da 2008'in en iyi reklam kampanyası ödülünü Obama'nın seçim kampanyası kazanmıştı.
Amerikan sistemine sert eleştirileriyle ünlü düşünür Noam Chomsky "Amerika'da seçim çalışmaları kozmetik ürünler gibi pazarlanıyor. Ha diş macunu almışsın, ha başkan seçmişsin. Farkı yok!" demişti.

Reklam kampanyası çok başarılıydı. Ve sonunda Amerika 44. başkanını delice alkışlıyordu. Yerde gökte "umudumuz Obama" afişleri vardı. Krize çözüm ondaydı. Savaşa dur diyecek olan da Obama'ydı.

Ama, Beyaz Saray'daki ikinci gününde Pakistan sınırı bombalandı. Göreve gelirken de söylediği gibi Afganistan, Amerika'nın gündeminde daha fazla yer alacaktı.

Ortadoğu'da ise Amerika'nın müttefiki değişmemişti, aynıydı. Obama, Gazze'de fosfor bombalarının dumanları hâlâ tüterken 1500 ölü ve 5000 yaralı ardından şu sözleri söyledi:

"israil'in kendini savunma hakkını destekliyorum!"

Ve uluslararası hukukla dalga geçercesine devam etti:

"Kudüs, israil'in sonsuza kadar bölünmeyen başkenti olarak kalacak... "

Bu sözler şaşırtıcı değildi. Çünkü Amerika'da başkan olmak İsrail'e bağlılık yemini etmek demekti.

Amerika'nın İlk 'Yahudi' Başkanı

Clinton döneminde Beyaz Saray danışmanı olan, Siyonist düşüncenin ünlü savunucularından Abner Mikvner bir cümleyle Obama'yı şöyle özetleyecekti:
"Barack Obama, Amerika'nın ilk 'Yahudi' başkanıdır."

İsrail lobisinin Amerika'daki yayın organlarından Chicago Jewish News'un 24 Ekim 2008 tarihli haberi bu görüşü doğrulamıştı:

"Obama'yı, Obama yapan Yahudilerdir. Obama'nın geçmişinde hangi taşı kaldırsanız altından Yahudiler çıkar."

Obama'yı, Amerika'nın ilk Yahudi başkanı yapan süreç, Harvard hukuk fakültesinde başlamıştı. Martha Minow adındaki hocası onu Demokrat Parti içindeki Siyonistlerle tanıştırmıştı. Son 20 yıldır David Axelrod ve milyarder müteahhit Phillip Klutznick, tüm varlığıyla, Obama'nın arkasında yer almıştı.

Obama, 2006'da senatörlük kampanyası sırasında ilk iş olarak İsrail'i ziyaret edecekti. Bu ziyarette Chicago Büyükşehir Yahudi Federasyonu'nun önde gelen isimleri ona eşlik edecekti.

Ziyaretin ardından Obama'nın sponsorlar ağı, daha da genişledi. Obama'nın İllinois'da kampanyasını yürüten James Crown "O israil'in ateşli bir savunucusudur," demiş ve bu demeç, tüm basın organlarına manşetten girmişti.

Resim

Obama, sadece bir kez, Filistin-İsrail ilişkileri konusunda "iki devletli" bir çözümden söz etti ve kıyamet koptu. Bir daha bu hatayı tekrarlamayacaktı. Siyonist Yahudilerin tepkilerini yumuşatma görevi yine James Crown'a düşmüştü.

Basın sözcüsü gazetelere şu demeci verdi:

"Obama böylesi bir çözümün gerçekleşebilmesi için Filistin'den o denli imkânsız tavizler istiyor ki, nasıl olsa bu, asla gerçekleşmeyecek bir projedir."

Basın kampanyası boyunca Obama bir daha Filistin'i ağzına bile almadı.
Amerikan halkı, medya makinesinin yönlendirmesi sonucu Obama'da değişimi ve umudu görmüştü ya... Bakalım, Obama Beyaz Saray'a nasıl bir yenilik sundu?

Başkan'ın Adamları

Joseph Biden: "Irak Üçe Bölünecek'."


Yahudi lobisinin önemli isimlerinden olan Biden, senatoda Irak savaşının en ateşli savunucusuydu. Irak'ta tek çözümün Irak'ın bölünmesi olduğunu savunuyordu. Irak, etnik ve dini temele dayalı olarak üçe bölünecek ve her bölüm gevşek bir federasyonla Bağdat'ta merkezi yönetime bağlanacaktı!

Rahm Emanuel: "Silahlanma Harcamaları Düşürülmeyecek!"

Beyaz Saray'ın bir başka önemli isim Rahm Emanuel'di. Rahm Emanuel, Beyaz Saray'da kabineden sorumlu olacaktı. Amerikan imparatorluğunun en yetkili isimlerinden biri olan Emanuel, Bush döneminde Amerikan Kongresi'nde katı bir İsrail yanlısı olarak ün yapmıştı. 2003 Haziran ayında Bush'u, israil'i yeterince desteklememekle suçlayan bir mektuba imza atmıştı. Silah sanayinde önemli icraatları vardı. Obama yöne-timinin, silahlanmaya karşı olan gruplardan uzak duracağını üstüne basa basa söylüyordu.

Resim

James Jones: "Kudüs'e NATO Gücü Konuşlandırılmalı!'

Bir başka isim Ulusal Güvenlik danışmanı general James Jones'du. Emekli orgeneral James Jones, NATO'nun Avrupa kanadının eski komutanıydı. Batı Şeria'ya NATO gücü konuşlandırılmasını teldif eden isimdi.

Orgeneral James Jones'un yakın çalışma arkadaşı John Brennan, Beyaz Saray'da terör başdanışmanı olarak göreve başladı. Basında, Irak'ta işkenceleri destekleyen beyanlarıyla tanınmıştı.

İşte Obama Beyaz Saray'da bu isimlerle işe başladı...
Obama yönetiminde Amerika'nın katıldığı ilk uluslararası toplantı 45. Münih Güvenlik Konferansı'ydı. Ve sizinle tanıştırdığımız yukarıdaki isimler ve muharip kadro tüm hey-betiyle oradaydı.

Yeni dünyayı düzenleyenlerin her yıl bir araya geldiği Münih Güvenlik Konferansı'nda, Amerika'yı 2 numaralı isim, Başkan Yardımcısı Joseph Biden temsil etti. Yanında ulusal güvenlik danışmanı general James Jones, Pakistan ve Afganistan özel temsilcisi Richard Holbrooke, Akdeniz'den Afganistan'a kadar uzanan bölgedeki Amerikan güçlerinin komutanı, general David Petraeus vardı.

Obamalı yeni yönetim, yeni dönemde spotların Irak'tan çekilip Afganistan'a çevrileceğini müjdeledi. Afganistan'daki Amerikan askerleri yakın gelecekte 2 katına çıkarılacaktı. Afganistan, Orta Asya'nın kalbi, enerjinin merkezi, İran'ın doğusu, Çin'in batışıydı! Irak kan içinde yerde yatarken, İran ve Çin, yani Afganistan'ın iki yakası 2009 hedefleri arasındaydı.

Her ikisinde de azınlıklar ayaklandırılacaklardı.

Hedef Türkiye

Gelelim yeni Amerikan yönetiminin Türkiye'ye ilişkin ilk beyanlarına. Obama ve yardımcısı Biden, seçim kampanyası sırasında Yunan cemaatine bir mektup yollamıştı. CNN'in haberine göre mektup, Amerikan politikalarının istikrarına iyi bir kanıttı. Yeni lider ve yardımcısı, Yunan lobisine değişmez Amerikan politikasını hatırlatmaktaydılar.

"Obama ve Biden, Yunan asıllı Amerikalıların Amerika'ya yaptığı katkılara büyük saygı duymaktadır. Obama, başkan olduğunda Kıbrıs'ta politik çözüm için, liderlik özelliğini başarıyla sergileyecektir. Kıbrıs konusunda yapılan politik anlaşma, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'taki işgaline son verecektir."

Amerikalı düşünür Noam Chomsky şöyle diyordu:

"Yeni yönetim, vitrinde 'birlik, değişim, umut' gibi kulağa hoş gelen söylemler kullanırken, arka planda Bush dönemi politikalarına devam edecektir...

Yeni Dünya Düzeni isteyenler işleri oluruna bırakamazdı. Derin dünya devleti, geçen yüzyılın başından beri dünya hâkimiyeti için çalışmaktaydı. Neydi şu Yeni Dünya Düzeni, tek dünya devleti isteyenler kimlerdi?...

"Dünyayı Bankerler Yönetmeli!"

Bugün dünya küresel bir finans çetesi tarafından yöne-tilmektedir. 29 Temmuz 1921'de New York'ta kurulan Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations), tek dünya devletini hedeflemişti. Ünlü Rothschild'ler de, Rockefeller de, Morgan da kurucu üyesidir. Tüm Amerikan başkanları, finans kuruluşlarını yönetenler, Dünya Bankası'nın başına geçirilenler, Birleşmiş Milletleri yönlendirenler, Dış İlişkiler Konseyi ile bağlantılıdır. Kissinger da, Holbrooke da, baba oğul Bushlar da, Clinton da, Kennedy de, Obama da adamlarıdır. Yeni Dünya Düzeni en tepedekilerin kurguladığı bir düzendir. İstenen tek kültürlü, tek hukuklu, tek ordulu, tek bayraklı, tek dinli bir dünya devletidir. Bu devlet masonik bir yapı tarafından yönetilecektir.

Küresel çetenin mimarlarından David Rockefeller şöyle özetliyor:

"Halkların kendilerini yönetme hakları, dünya bankerleri ve entelektüel elitin otoritesi altına girecektir. Temel ilkemiz budur!"

Dünyanın en büyük bin şirketi, bu küresel elitin ağında-dır ve bunlardan en zengin 200'ü kararları verir. Bu 200 şirket Dünya Bankası vasıtasıyla her ülkede bankacılık kesimini güçlendirir. Ulus devletleri finans çetesinin çıkarları doğrultusunda posaya çevirirler.

Uluslararası mali örgütler, mesela para fonu "iyileştirme programları" adı altında yüzlerce milyon insanı yoksullaştı-rır, özelleştirmelerle işsiz bırakır ve ulusları felç eder. Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın 70 ülkesi borç batağında kıvranmaktadır. Bu ülkeler, ekonomileri üzerindeki tüm denetimi kaybetmişlerdir.

Para fonuna, IMF'ye boyun eğmeyenler kara listededirler.

Bakın, Fransız Le Monde Diplomatique Mart 1994'te ne diyor:

"Çokuluslu tekeller, ekonomik düzeni özelleştirme dalgasıyla dağıtarak yeni bir faaliyet sahası buluyorlar."

Bugün küresel kriz olarak adlandırılan tekelci sermaye oyunu, ilkin 1930'larda dünyayı sallamıştı. O zaman çeşitli ülkelerde devlet, şirketleri, kuruluşları satın almıştı. Bugün de aynı şey yapılıyor. Sonra, özel sermaye grupları kurtarılmış şirketleri ele geçirdi.

McCarthy Dönemi: Korku İmparatorluğu

Elektrik, gaz, madenler, havayolları, telekomünikasyon bankalar ve sigorta şirketleri satıldı. Küresel çete bunlara el koyarken bir tek şeye dikkat ediyordu. Ülkede olan biteni en çabuk görecek olan işçi sınıfı hareketsiz kalmalıydı. Sosyal devlet saldırı ve baskı altında olmalıydı ve bunun için bazı yöntemlere ihtiyaç vardı.

Amerikan halkı, o yöntemlerden birine 1950'li yıllarda şahit oldu. 1930'lu yılların kriz dalgaları sürerken II. Dünya Savaşı'na girilmişti. Savaşın sonunda 40 yıl sürecek bir soğuk savaş dönemi başlayacak, Batı dünyası komünizm korkusuyla yönetilecekti.

Amerikan Başkanı Truman'ın ünlü doktrini komünizmle mücadele esaslıydı. Ve Amerika'ya bu mücadelede destek veren ülkeler mükâfatlandırılacaktı.
Amerikan halkı komünizmle savaş doğrultusunda tek düşünceye odaklandırılacaktı.

Bırakın işçilerin ve yoksul halkın sendikalarda, partilerde örgütlenmesini, iki kişinin telefonda konuşması bile imkânsız olacaktı.
Çünkü Wisconsin'den bir senatör, McCarthy, elinde 200 kişilik komünist listesiyle ortaya çıkacak ve Amerikan halkında izi hiç silinmeyecek bir korkunun tohumunu atacaktı. Özellikle aydınlar, sanatçılar, bilim adamları bu korkudan nasiplerini alacaklardı.

Korkmayan ve sonuna kadar direnenlerin en parlak temsilcisi gazeteci, televizyon yapımcı ve sunucusu Edward Murrov'du.

CBS'in "İyi Geceler, İyi Şanslar" adlı programının efsane gazetecisi yıllar sonra George Clooney'nin aynı adlı filminde şöyle diyordu:

"Zulümle soruşturma arasında ince bir çizgi vardır. Wisconsinli senatör bu çizgiyi geçti, korku yaydı."

Cumhuriyetçi Parti'nin Wisconsin senatörü Joseph McCarthy, 9 Şubat 1950'de elinde Komünist Parti'ye üye olduklarını iddia ettiği 200 kişinin isimlerinin bulunduğu listeyle basının karşısına çıktı. "İşte devlet dairelerine sızan komünistlerin listesi," diyordu.

Elinde askerlerin, sanatçıların, bilim adamlarının, Hollywood yıldızlarının isimlerini içeren bir liste vardı. Liste bir süre sonra 50 kişiye indirildi. 4 yıl süren soruşturma sonucu listedeki hiç kimsenin suçu ispat edilemedi.

McCarthy'nin hışmına uğrayanlar arasında Einstein, Orson Welles, Bertolt Brecht, Charlie Chaplin, Arthur Miller, Paul Robson gibi Amerikan toplumunun yetiştirdiği önemli değerler vardı. Ünlü aydın ve bilim adamları kadar askerler de kurban konumundaydılar. Milo Raduloviç
ABD hava kuvvetlerinde subaydı. Ailesi Amerika'ya yüzyıl başında Doğu Avrupa'dan göç etmişti. Babası sol düşüncelere sahip bir aydındı. Milo, komünist suçlamasıyla yargılandı. "Babam yüzünden yargılanıyorum, çocuklarım da benim yüzünden mi yargılanacak!" diyordu. Yargılamada teğmenin istifası istendi. Birçok ordu mensubu bu dönemde istifaya zorlandı.

McCarthy zulmüne ait soruşturma kayıtları, 50 yıl sonra gün ışığına çıktığında, George Clooney'nin yaptığı film gibi birçok filme konu olacaktı.
iyi Geceler, İyi Şanslar adlı filmde cadı avıyla mücadele eden gazeteci Murrow, "Bu dava Amerika'nın kırılma noktasıdır," demişti. Amerikan aydınları McCarthy döneminin izlerini hâlâ taşımaktadır. Bu davada herkes suçlu edilmiş ve suçlu olmadığını ispata zorlanmıştır. Ve bugün Amerikan sultası izlerini taşıyan tüm ülkelerde uygulandığı üzere, diktatörlere karşı çıkanlar şiddetle cezalandırılacak, yandaş olanlar ödüle boğulacaklardır.

Resim

Muhbir Ol Kurtul!

McCarthy Amerikasmda (ve laf aramızda bugün de) sisteme karşı olanlar, "suçlu"ydular. Mahkemelerde ve ardından cezaevlerinde sürünmekten kurtulmanın tek yolu vardı: Muhbir olmak. Hoşa gitmeyen herkes "komünist" olarak damgalanıyordu. Davadan suçsuz kurtulmanın tek yoluysa 10 isim vermek, yani 10 "komünisti" ihbar etmekti.

Kayserili bir Ermeni olan Elia Kazan gibi bazıları, Hollywood'un birçok değerli ismini listeleyerek kendilerini üne ve paraya kavuşturmuşlardır. Arkadaşlarının hayatlarına kastetmişler, aileleri dağıtmışlardır. Kazan'm ihbarı sonucu birçok suçsuz insan Avrupa'ya kaçmış, işlerini kaybetmiş ve bazıları intihar etmiştir.

Amerikan Başkam Eisenhovver, McCarthy dönemini sessizce izlemişti. Topluma yeterince korku salınıp, yeterince aydın ortadan kaldırılınca McCarthy dönemini noktaladı. McCarthy görevini tamamlamıştı. Hakkında soruşturma başlatıldı ve yargılandı. Eisenhower 1954'te "komünizmi izleme kanunu"nu çıkarttı. McCarthy'nin yaptığını artık yasalar yapacaktı. Zaten her Amerikalıyı korku sarmıştı...

Murrovv ve bir grup gazeteci McCarthy döneminin acımasız baskılarına karşı mücadele etmişlerdi. McCarthy hakkındaki soruşturma onlar sayesinde başlatılmıştı. Tam zafere ulaştıkları anda işlerini kaybettiler. Yukarılardan gelen baskılar sonucu sponsorları desteği çekti, CBS patronu daha hafif programlar yapmalarını önerdi. İnsanlar eğlenmek istiyordu.

George Clooney yönetmenliğinde 2005 yılında, medyayı ve onu kontrol edenleri protesto için siyah beyaz çekilen film şu sözlerle başlıyor:
"Biz işi gücü tıkırında olanlarız! Rahatımızı kaçıracak her bilgiden kaçarız!"

Ve film şu sözlerle bitiyor:

"Televizyonun gerçek amacı insanları meşgul etmek, kandırmak, eğlendirmek ve izole etmektir! Bunun farkına varmazsak, perde arkasında kimler olduğunu, kimin bu oyunu oynadığını görmek için çok geç olacak."

Eğlence, Yarışma, Dedikodu ve Futbol

1950'lerin Amerikasında CBS patronu Paley, Murrov/a "Ciddiyet yeter! Biraz da eğlendirin!" demişti. Murrow tarihe geçen mücadelesinin ardından işsiz ve kenarda kaldı.

Yeni Dünya Düzeni bütün ağırlığıyla Amerikalının üzerine çöktü; artık sadece yarışmalar, diziler, spor, yemek ve müzik programları izleyecekti. Eğer ciddi bir şeyler istiyorsa, o duyguyu da tatmin edecek sistem kuklaları ekranlarda tartışma ya da haberimsi programları servise koyacaktı. Nasıl, tanıdık mı?...

Her gün onlarca ileti posta kutuma düşüyor. Çoğu, halkı bilgilendirdiğim için teşekkür ediyor. İşime devam etmemi söylüyor. "Gençlere ışık tutmaya devam edin!" mealinde sözler var her birinde. Bunları çeşitli sohbetlerde bana söyleyenlerden bazıları, ekranda yer alan tüm tuzak programların en sıkı takipçisi çıkıveriyor. "Bu nasıl iş?" diye sorunca, "Bu ekmek kavgası sürüp giderken biraz da rahatlamak için... Ne yapalım, işte akşam oldu mu stresten kurtulmanın yolu... " gibi şeyler söylüyorlar. Bombardımanın kurbanları oluyorlar. Şöyle devam ediyorlar. "Kimin ne yemek yapıp nasıl azarlandığını izlemek, bol bol dedikodu dinlemek, hangi kutudan kaç para çıkacağını, kimin hayatının kurtulacağını izlemek ya da hangi emekli beyin nasıl bir mal varlığıyla evlilik yarışına girdiğiyle dalga geçmek biraz olsun beynimizdeki uğultuya son vermez mi?"

Aslında, tam da bu şekilde beyinde bir uğultu yaratılıyor. Kederle sarılı bir aile, köşklerde yaşanan dramlar, bir hanım ağanın hayatı, mafyanın cazibesi, Hollywood'dan seçmeler, bunalmış ev kadınları ya da Şehir ve Sex dizisinin fettan kızları, kaybolmuşların ada maceraları, bol Hıristiyan soslu bir film, kanlı bir gerilim, satanistler ve hayaletler, olmadı bir boks maçı ve gece biter.

Sabah size gösterilmeyen haberlerde, Rusya'nın çevre ül-kelerle ortak savunma anlaşması yaptığı vardır. Kırgızistan'da ABD üssü kapatılmıştır.
Biz doğumuzda olan biteni bilmeyiz. Basın yayın organları Batı'ya endekslidir. Ama doğuda önemli gelişmeler var hem de dünyanın düzensizliğine çare olacak kadar büyük gelişmeler bunlar. İyi geceler efendim... ve iyi sabahlar!

Gazeteci Murrow'un McCarthy dönemindeki direnişini anlatan film, Murrow'un gazeteciler balosunda dünya düzeninin yanında yer alan "yandaş'lığı seçmiş meslektaşlarına bakarak yaptığı bir konuşmayla sonlanıyor.

Şöyle diyor Murrow:

"Tarih mutlaka intikamını alır! Sonunda mutlaka cezamızı çekeriz. Ed Sullivan şovu (eğlence programı) yerine Ortadoğu politikasına dair bir şeyler seyretsek, o televizyon kanalının hissedarları şikâyet eder mi? İnsanlar biraz olsun aydınlanmış olmaz mı? Bazıları 'bilgilendirici programlar kimsenin ilgisini çekmez' diyorlar.

İyi de, medya sadece eğlendirmek içinse bir şeyler çürümüş demektir! Televizyon denen bu müthiş araç, insanları aydınlatabilir, eğitebilir hatta ilham verebilir, yoksa sadece ışıklardan ibarettir! iyi akşamlar ve iyi şanslar!"
Murrow'u ve tüm onurlu gazetecileri selamlıyorum!

Kaynakça
Kitap: Hangi Dünya Düzeni
Yazar: Banu Avar
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Yeni Dünya Düzeni

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron