Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Turgut Özal, Aktürk ve Kocayusufpaşaoğlu Washington'da

bölüm 12

Burada Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Turgut Özal, Aktürk ve Kocayusufpaşaoğlu Washington'da

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ağu 2011, 19:13

TÜRK'LER WASHİNGTON'DA

Turgut Özal, Yıldırım Aktürk ve Nazif Kocayusufpaşaoğlu'ndan oluşan üç kişilik Türk heyeti temmuz ayı başlarında Washington'a gitti. IMF ile ilişkilerin kopma aşamasına geldiğini ve Washington'a gitmenin zorunlu olduğunu Ankara'da Başbakan Ulusu'ya anlatan Özal, kendisinin bu konuda onayını almıştı.

Washington'da yapılan görüşmeleri, kayıtlara geçmiş olduğu biçimde, bu üç heyet üyesinden aynen aktarıyoruz:

Nazif Kocayusufpaşaoğlu: Washington'da Turgut Özal, Büyükelçilik Ekonomi ve Maliye Başmüşaviri Tevfik Altmok'u da heyete aldı. IMF Başkanı De Larosiere ile görüşmeye girerken (Maliye Eski Müsteşarı) Turan Kıvanç'm da girmesini istedi. Ben bunun tuhaf kaçacağını, en azından karşı tarafın şaşıracağını söyledim. «Hayır, o not tutuyor, bana lâzım» dedi... Önce Whittom ve Hole ile 2,5 saat kadar konuştuk. Burada bazı ilkeler belli oldu. Teknik konuları ertesi gün benim Hole ile birlikte çözmemiz gerekiyordu. Benim başkanlığımda ertesi gün toplandık. Bu toplantıya Yıldırım Aktürk de geldi. Burada bazı rakamlar konusunda büyük güçlüklerle karşılaştık. Zamlar ve yıl sonuna kadar olan parasal büyüklükler konusunda..

Yıldırım Aktürk, «toplantıya ben başkanlık edeceğim» dedi. Ben «Hayır» dedim. IMF anlaşmasında muhatabın Maliye Bakanlığı olduğunu kendisine hatırlattım. İkincisi, bu anlaşmayı yürütme yetkisinin bende olduğunu hatırlattım. Odada adamların yanında Türkçe olarak konuşuyorduk bunları.. Tabii onlara belli etmemek için de gülerek konuşuyorduk.

O gün Yıldırım. «Ben bu işi Whittom'la konuşacağım» dedi, gitti ve konuştu. Sonra IMF'den bazı kişileri görevden aldırttı.. Aslında çalışkan bir arkadaştır ama bazı yanlış telaşları ve duygusal davranışları vardır. Yoksa biz adamlarla (IMF ile) anlayışla çalıştık.

Hatta Yıldıran Aktürk müzakerelerin uzamasına sebep olmuştur... Ertesi gün iş tekrar tıkandı ve Hole telaşlandı. Bu kez kendisi Whittom'u çağırmak durumunda kaldı. Whittom tatil gününde evinden spor gömlekle geldi ve müzakereye oturdu.

Özal, orada pek çok şeyi kabul etme eğilimindeydi. Ben itiraz ettim Larosiere'nin odasında.. Uzun görüşmelerden sonra IMF ile yeniden bir anlaşmaya varabildik.. Ertesi gün Dünya Bankası Türkiye Masası Şefi Adi Davar geldi.. Bir yerde kahve içtik.. «Biz Dünya Bankası olarak IMF ile yeniden anlaştığınıza çok memnun olduk. Çünkü sizinle iyi ilişkiler götürüyoruz ve anlaşmaya varamasaydınız bu ilişkiler ister istemez etkilenecekti» dedi...

BAK, BİZ ŞU ZAMLARI YAPMIŞIZ. BUNLARI SEN Mİ SÖYLEDİN BANA?

Turgut özal anlatıyor: IMF ile görüşmeye ben, Nazif ve Yıldırım gittik. Orada büyük bir müzakere açıldı. IMF tarihinde belki hiç olmamıştır. IMF Direktörü ile sabah 3, öğleden sonra 4 saat.. Kendi odasında. Odada IMF Avrupa Masası Şefi Whittom da vardı. Biz oraya gittiğimizde paramızın değeri, olması gerekenden yüzde 8-9 kadar daha düşüktü. Daha önce haziran ayında IMF Ankara'ya geldiğinde Maliye kendilerine maalesef yanlış bilgiler vermiş. Bu konuyu Kocayusufpaşaoğlu götürüyordu. Ben kendisiyle bir iki defa görüştüm, ayrıntıya girmedim. Bilgiler hiç gözden geçirilmeden ham olarak verilmiş.. Bütçe, KİT'ler, Merkez Bankası kredileri.. Adamlar da tabii yanlış neticeye var-mışlar.. Bizim Washington'a gidiş nedenimiz, Ankara'da anlaşmazlık çıktı.. Çünkü Türkiye'ye belli bir ödeme yapma zamanı geliyor. Adam rapor verecek ve ona göre IMF ödemesi yapılacak. KİT'lerden çok büyük zamlar istiyorlar. Çok yanlış bilgiler vermiş Maliye..

Biz diyoruz ki, «Yahu, KİT'lerin durumu eskiye göre çok daha iyi. Bu bilgileri kim verdi?... Maliye verdi. Nitekim Nazif de sonradan bunun farkına vardı ama iş işten geçmişti.. Yanlış bilgi verilmesi olayını biz Ankara'da keşfettik. Amerika'ya gitmeye karar verdiğimiz zaman hepsini yeni baştan hazırlattık. Oraya gitmekten başka çaremiz kalmamıştı.. Çünkü Ankara'da Hole «Öyleyse bu iş burada biter. Ben daha fazla bir şey söyleyemem. Büyüklerime danışman lazım» dedi... İş resmen çıkmaza girdi. Fakat Hole buradan öyle bir havada gitti ki, yüzde 12 falan bir devalüasyon yapmazsak bu iş bitmiştir. Onun için herhangi birine de emanet edemedik ve benim bizzat gitmem gerekti.

Orada iş öyle kopma noktalarına geldi ki, «Ben bu işi bırakırım» demek zorunda kaldım. Birdenbire yeni bir devalüasyonda ve zamlarda ısrar ediyorlar. Ben de diyorum ki, biz 1 Mayısta günlük kur uygulamasına başladık.. Ayarlama konusunda biraz geri kaldığımızı biliyorum ama biz bu uygulama ile bunu ayarlarız. Bu işi birdenbire yapamayız ama bir yılda tamamlarız. Çünkü ben bunun ekonomik yönden doğru olmadığı kanaatindeyim. Siyasi yönü bir yana, güvensizlik getirecek.

İkinci olarak da, zamlar konusunda haksızsınız diyoruz. Bu da mümkün değil. Biz zaten siz söylemeden yapıyoruz. Bir tek gübre var zam yapılması gereken. Demire, şekere, diğer şeylere yapmışız zaten. Bunlar otomatik olarak yapılıyor. Petrole otomatik olarak yapılıyor... Adamlar, kendilerine rakamlar yanlış verildiği için hâlâ zam istiyorlar.. Bak, biz şu zamları yapmışız. Bunları sen mi söyledin bana? Biz ekonomiyi sizden daha fazla takip ediyoruz.. Tabii onlar gelen raporlardan 6 ay sonradan takip ederler bizim ekonomiyi. Biz 6 ay sonrasını söylüyoruz, onlar 6 ay öncesinden söz ediyorlar.

Ancak Peter Hole Ankara'dan dönünce öbür tarafı öyle ikna etmiş ki, belki böyle bir şey IMF tarihinde olmamıştır. Larosiere ve Whittom üe ilk gün sabah 3,5 saat, ertesi gün 4 saat.. Çatır çatır kavgaya varan bir mücadele verdik. Ne söyledilerse çürütmeye çalıştık. Devalüasyon için mümkün değil dedik. Biz günlük kur uygulaması ile bu farkı bir yıl içinde kapatırız. Buna razı iseniz mesele yok. Değilseniz ben istifa ederim. Artık büyük operasyon devri geçmiştir Türkiye'de dedik.

Neticede onlar bizim dediğimize geldiler. Biz işi bir tek gübre zammı ile geçiştirdik. Kendilerine bu yüzde 10-12'lik kur ayarlamasını da bir yıl içerisinde yedirerek tamamlarız dedik. Yüzde 7'sini yılbaşına kadar, gerisini de hazirana kadar.. Nitekim ben temmuz 1982' de ayrılıncaya kadar bunların hepsi tamamlanmıştır, Yıldırım'la Nazif'in oradaki münakaşası konusuna gelince, Yıldırım haklıdır. Maliyeciler genelde başkalarını kendi işlerine kanştırmak istemezler ama bazıları da işlerini tam yapmazlar. Onlara kalsa bu iş çok kötüye giderdi. Neticede düzelten Yıldırım'la ben olduk. Sonra ben Nazif'e dedim ki, «Bundan sonra iyi bak, sen görmeden kimse Maliyeden bilgi vermesin, kimseyle konuşmasın.. Çünkü orada zayıf ve bilgisiz kimseler var.. » (Burada Özal «zayıf ve bilgisiz» saydığı maliyecilerden isimler sıralıyordu.)

IMF UZMANI, KARISININ BASKISI ALTINDA

Yıldırım Aktürk anlatıyor:

Türkiye ile IMF arasında işin çok inceldiği bir zamanda yapılan görüşmelerdir. O sıralarda Woodward görevini bırakmış ve Peter Hole Türkiye Masası Şefi olmuştu. Woodward terfian Afrika Masası'na geçmişti ve bize teşekkür borçluydu.. Çünkü Türkiye sayesinde adamın pozisyonu yükselmiştir. Bir de Finlandiyalı uzman Havonnen var. Bunların sağ koludur ve esas işleri yürüten teknisyen odur.

Whittom bize daha önceden söz vermiş, Woodward ayrılırken ve Peter Hole onun yerine gelirken yumuşak bir geçiş sağlayacağım belirtmişti. Tıpkı bayrak yarışında olduğu gibi.. Daha mayıs ayında Hole buraya gelirken Özal, Whittom'a telefonda kendisini yalnız bırakmamalarını söylemişti. Demişti ki, Peter Hole mayıs ayında Türkiye'ye ilk defa geleceği için yanında Woodward da olsun ve yumuşak bir geçiş sağlansın.

Türkiye Masası Şefi Peter Hole'un yardımcısı Ha-vonnen, aslında Woodward ayrıldıktan soma terfian o göreve gelebilirdi.. Çünkü Hole'dan daha kıdemliydi. Ama daha kıdemsiz olmasına rağmen tepeden inme Ho-le'u getirdiler.. Orada gördük ki Havonnen bu durumdan çok rahatsız ve Hole'a toplantılarda bizim açımızdan yardımcı olmuyor. Bir keresinde beni akşam yemeğine evine çağırdı Washington'da.. Evde de bir rahatsızlık olduğunu hissettim. Sonunda kahve içerken karısı diyordu ki, «Türkiye Masası'na kimin geleceğini belirlemek sizin "de elinizdeydi. Bu görev benim «kocamın hakkıydı. Zaten işleri de o yürütüyordu. Bu görev ondan daha kıdemsiz birine verildi ve haksız yere bir başkası onun başına getirildi.. Bu size de danışılan bir husustur. Neden itiraz etmediniz?»... Gerçekten de, o ülkenin Masası'na kimin geleceği konusunda ilgili hükümetten onay alimr. Siz istemezseniz o kişi getirilmez. Havonnen bu durumdan rahatsızdı ve evinde de baskı altındaydı.

Bir gün toplantıda tartışıyoruz. Biz o yıl ihracatın 4,2 milyar dolar olacağını, gidişin onu gösterdiğini anlatmaya çalışıyoruz. Onlar da «Hayır, olsa olsa 3,8 olur» diyorlar. 4 milyar doları bile kabul etmiyorlar.. Yıl sonunda 4,7 milyar dolar oldu ihracatımız.

Karşımızda kızıl saçlı bir Hollandalı teknisyen oturuyor. Bizim söylediklerimizi gülümseyerek falan karşılamaya kalkıyorlar. Hafife alıyorlar. Havonnen de kıvırtıyor, destek olmuyor. Peter Hole ise «Teknisyenlerim ne derse ben onlara katılırım» havasında. Biz orada anlatıyoruz, adamlardan biri alay ederek gülüyor bize..

Dedim ki, «Siz burada belki teorik bir çalışma yapıyorsunuz ama bu iş bizim için kan ve ter'dir. Çok zahmetli ve bütün bir milleti ilgilendiren konulardır. Onun için biraz daha ciddi olmanızı tavsiye ederim. İkincisi, benim bundan sonra sizinle konuşacak bir şeyim yoktur. Bana Whittom'la bir randevu alın. Onunla görüşeceğim». Peter Hole bunları duyunca bir afalladı.

O sırada Nazif de yanımda. Bana döndü, Türkçe olarak dedi ki, «Dur bir dakika bakalım, bu oturumları ben yönetirim. Ben Hazine Genel Sekreteriyim ve bu işi ben yürütürüm. Kendi bildiğinize iş yapıyorsunuz. Biz eşşek başı mıyız?»

İki saat sonra randevu hazırdı. Hole da gelmek istedi, «Hayır» dedim. Gayet soğuk bir şekilde «Size ihtiyaç yok» diyorum. Whittom'la ikimiz tam bir saat baş-başa konuştuk. Dedim ki, «Woodward'ı başka göreve alırken söz vermiştin.. Hem Türkiye'ye Peter Hole ile gelip onu işlere alıştıracaktı, hem de kritik bir toplantıda yalnız bırakmayacaktı. Hole vasıflı biri olabilir ama konulara henüz giremiyor. Havonnen'in de böyle psikolojik bir durumu var. Yani IMF'nin yüzünü ağartan Türkiye örneğinde birkaç teknisyenin kaprisleri ve kompleksleri yüzünden böyle bir fırsatı heba mı edelim? Biz yürüttüğümüz bu programa inamyoruz. Böyle adamlar yüzünden bu programı harcamayalım. Sonra çok kötü sonuçlar da alabiliriz. Ben ihracat tahminimizi söylüyorum, adam benim karşıma geçmiş alay edip gülüyor.. Yoksa buraya başka elemanlar mı ver-meniz gerekir? Bunun takdirini size bırakıyorum.. »

Whittom, orada benden özür diledi ve Havonnen'i Türkiye Masası'ndan hemen aldı. Peter Hole için de «Bana bir fırsat daha tanıyın» dedi. «Yok, o kadar ileriye götürmek istemem. Anlayışınız için teşekkür ederim.. Çünkü kritik konular tartışıyoruz» dedim.. Çünkü bizim de bu işe inanan insanlar olarak gelebileceğimiz bir nokta var. Onun ötesine geçemeyiz... Dedim ki «Bizim sizinle olan ilişkimiz rutin bir ilişkinin dışındadır ve dürüstlüğe dayanır. Size her şeyi dürüstçe aktarıyoruz.»

Whittom, bana diyor ki:

«12 Eylülden sonra biz burada büyük bir tereddüt geçirdik. Hatta bu durum, yönetim kurulumuz düzeyinde tartışılacak bir sorun bile olabilirdi. Özal, Aktürk gibi bazı kişiler bu işin dışında kalırlarsa, üç yıllık anlaşmayı yürütebileceğimiz konusunda ciddi kuşkularımız olacaktı. Biz kişilere güvendik. Onun için, sizin devrede kalmanız bizim açımızdan çok olumlu ve anlamlı oldu. Bir noktada biz Türkiye ile bu işi anlaşma metinleri içerisinde yürütmüyoruz. Daha dostça, başka türlü ilişkilerimiz var. Karşılıklı saygıya ve güvene dayanıyor. Onun için görüşlerinize önem veriyorum. Ancak bu meseleler beni de" aşıyor. Bu yüzden, herhalde De Larosiere'le görüşmemiz gerekecek»... Bir de diyor ki, Türkiye'de bir Masa açalım ve orada sürekli birisini görevlendirelim».. Bunu kabul etmedik.. «Yanlış anlaşılır, Afrika ülkelerine döneriz» dedik.

Yıldırım Aktürk, kopma aşamasına gelen Türkiye IMF ilişkilerinin 1981 yılı temmuz ayında Washington' da düzeltilmesi sürecini daha sonra şöyle anlatıyordu:

— IMF Başkanı De Larosiere'le saatler süren toplantılar yaptık. Kur'unu ayarla hikâyesinde, biz bu işe girerken dış destek olacak diye girmişiz. Tek taraflı olmaz. Biz artık bankalardan da destek bekliyoruz ama sinyali vermiyorsunuz. Daha doğrusu kırmızı sinyal hep çalışıyor ama, yeşil sinyal nedense hiç çalışmıyor. Nerede taze para?

Larosiere ile konuşurken şu husus açığa çıktı.. Maalesef bazı Maliye teknisyenleri IMF'ye Ankara Oteli'nde bazı tablolar vermişler haziran ayında. Onun için bizim söylediklerimize biraz itimatsızlık var. Bu durum ortaya çıkınca ben dedim ki, «Biz, resmi kanaldan verdiğimiz dokümanların aksi isbat edilinceye kadar doğru olduğu ilkesiyle çalışırız. Eğer sözümüze güven kay-bolduysa bu iş zaten bitmiş demektir. Bizim size verdiğimiz bilgiler bunlardır ve bunların dışında size verilen hiçbir bilgiye itibar etmemeniz gerekir».. Çünkü KİT dengesinde, bütçe konusunda falan da yanlış bilgiler vermişler.. Bize karşı çıkardıkları argümanlarda hep biz suçluyuz.. Aksini isbat edinceye kadar. «Senin bu rakamların nereden geliyor?» deyince, onun cevabı yok.

Larosiere, Fransa'da KİT konusuyla ilgilendiği için en çok bu konu üzerinde duruyor. Kendisine Türkiye'nin meselesinin sadece bir KİT reform tasarısı olmadığını uzun uzun anlattık. Son bir yılda bile birçok iyileştirici adımlar atılmıştır ama elimizde sihirli değnek yok.. Yavaş yavaş bir iyileşme oluyor. Gübre olayını örnek verdik. Birdenbire büyük zamlar yapıldığını, ancak bu kez gübre kullanımının gerilediğini ve tarım sektörünün çok güç durumda kaldığını anlattık. Sonra Özal, demir-çelik örneğini verdi.. Zam yapıldıkça malın elde kaldığını söyledi.

IMF başkanı hâlâ, KİT'ler konusunda bir şey yapılmayacaksa program zedelenmiş olur diyor. Onun üzerine Özal «Böyle düşünüyorsanız bu işi burada bırakırız» dedi...

Larosiere ile birkaç saat toplandık. Böyle bir durum IMF tarihinde ilk kez oluyordu. Turan Kıvanç da içeriye not almak üzere girdi. Buna Tevfik (Altınok) çok bozuldu. Çünkü Turan, bizim Dünya Bankası'ndaki Yönetim Kurulu yedek üyemiz. Tevfik bunun için bozuluyor.. Çünkü IMF'de resmi bir sıfatı yok. Özal «Sen gel olur, not tut» demiş...

Türkiye, IMF ile çok yakın ilişkiler kurmuş bir ülkeydi. Bu kuruluşta, Türk ekonomisini yöneten ekibe karşı, başta Özal olmak üzere büyük bir güven duyuluyordu. Ancak böylesine «güven yaratan» bir ülkenin başına bile, IMF ile olan ilişkilerinde ilginç işler açılabiliyor, hiç beklenmeyen gelişmeler oluyordu.

Bu işlerin üst düzeyde nasıl görüşüldüğünü, bizim bürokrasimizin IMF ile ilişkilerinin nasıl olduğunu, kimin kime doğru veya yanlış bilgi verdiğini, bu konuda hem bizim, hem de onların yetkili kişileri arasında nasil gizli çekişmeler ve kıskançlıklar olduğunu, karşılıklı suçlamaları ve işin hangi yöntemlerle götürüldüğünü okuyucularımıza daha iyi yansıtabilmek için konuyu yaşayanların ağzından aynen yazdık. İşin perde arkasını biraz daha aralamaya çalıştık.

SABAHATTİN ÖZBEK KIZIYOR!

IMF ile ilişkilerimiz bir yanda sürüp giderken, öte yanda da Ankara Dünya Bankası heyetlerinin istilasına uğramıştı. Heyetlerin biri geliyor biri gidiyor, Türkiye'de Dünya Bankası heyeti olmadan bir tek gün bile geçmiyordu. Gelen ve giden heyetleri bizim ilgili makamlarımız da karıştırmaya başlamışlardı. 1981 yılı içerisinde Türkiye'ye 80'den fazla heyet gelmişti. Bunlar en lüks yerlerde yiyip içiyorlardı. Herkes işin bir tarafından yapışmıştı. Ancak, kimin nereden yapıştığı da bazen belli olmuyordu.

DPT Müsteşarı Yıldırım Aktürk, gelen bu heyetlerin hepsine tek tek zaman ayırıyor, üçüncü sınıf uzmanları bile kabul ediyordu. Turgut Özal, Dünya Bankası'ndan gelenlerle muhatap olmazdı..

Aktürk bir gün içerisinde üçüncü Dünya Bankası heyetinin kendisinden randevu istediğini görünce, Türkiye Masası Şefi Adi Davar'a şöyle diyordu:

— Bizi saçma taarruzuna tabi tuttunuz. Bu kadar çok adamı Türkiye'ye göndermekle ne kazanıyorsunuz?
— Biliyorum ama, bizim Türkiye masasında tam 310 kişi çalışır. Türkiye başarılı olduğu için herkes, terfi alırım gerekçesiyle şimdi orada çalışmak istiyor..

Aktürk, üçüncü sınıf uzmanları bile niçin kabul edip, kendilerine zaman harcadığın soranlara da şöyle diyordu:

— Bu, onlar için bir lütuftur. Adamın egosunu tatmin ediyorum., Çünkü raporuna DPT Müsteşarı ile de görüştüğünü yazar ve bu rapor McNamara'ya (O günlerde Dünya Bankası Başkanı) kadar çıkar. O zaman Masa şefi çok rahat ediyor. Biz de kendisiyle daha sağlıklı ilişkiler kurabiliyoruz...

Dünya Bankası'ndan ikide bir heyet gelmesine en çok kızanlardan biri de Tarım Bakam Sabahattin Özbek'ti.. Sık sık Yıldırım Aktürk'e telefon açardı..
— Yahu Yıldırım, bu herifler gene geldiler benim başıma.. Kardeşim, geçen hafta bunlardan birileri geldi, aynı işleri onlara anlattık. Şimdi aym hikâye için başkaları geliyor. Biz aynı şeyleri kaç heyete anlatacağız yani?

— Sayın Bakanım, geçen hafta gelenler sektör sorumlusuydu.. Şimdi genel ekonomi bölümünden geldiler..

— Yahu bunların karınca kadar bölümü mü var? Ne bitmez tükenmez adam varmış bu Dünya Bankası'nda.. Kardeşim bunların bize verdiği kredilerin çoğu bu heriflerin uçak parasına, oteline, yemesine içmesine gidiyor. .
Sabahattin Özbek hoca kızmakta haklıydı. Dünya Bankası heyetlerinin bütün masrafları kredi faizlerine ekleniyor ve sonunda büyük ölçüde bizim cebimizden çıkıyordu.

Türkiye, 1978 yılından başlayarak bu kuruluştan yılda ortalama 600 milyon dolar program ve proje kredisi sağlamıştı.
1981 haziran ayında Ankara'ya gelen ve Sadove misyonu olarak tanınan üst düzeyde heyet, Türkiye'nin beşinci beş yıllık kalkınma planını birlikte yapmayı öneriyordu..

Konuya yaklaşımları da şöyleydi:

— Planı yaparken müşterek hareket edelim. Hatta sizin gücünüz yoksa esaslarını biz belirleyelim. Yatırımlarda ve ana tariflerde görüş birliği sağlayalım.

Ancak Dünya Bankası heyetinin sanayi ve enerji bölümleri birbirleriyle bu konularda anlaşmazlığa düştüler ve raporun yazılması yaklaşık bir yıl sürdü. O süre içerisinde de iş tavsadı..

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir