Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1980 Yılının Aralık Ayında Genel Durum

bölüm 9

Burada Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

1980 Yılının Aralık Ayında Genel Durum

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ağu 2011, 19:02

1980 YILININ ARALIK AYINDA GENEL DURUM

Aralık ayında Başbakan Ulusu bir basın toplantısı düzenledi ve uygulanmakta olan ekonomik istikrar programının «güçlendirilerek» devam edeceğini söyledi. Yıldırım Aktürk aynı günlerde verdiği demeçte «24 Ocak kararlarının alternatifi yoktur» dedi.

11 Aralık günü yapılan Türkiye Odalar Birliği toplantısında Mehmet Yazar, enflasyonun yeniden artma eğilimine girdiğini, Özal ise düştüğünü söyledi.
Aralık ayı başında Ankara'ya gelen IMF heyeti ile görüşmeler yapılırken Türk parasının ABD dolarına karşı değeri yeniden düşürüldü ve bir dolar 89,25 lira oldu, IMF'den hemen sonra akaryakıt, tüpgaz, şeker, demir çelik, buğday ve Sümerbank ürünlerinin fiyatlarına zam yapıldı.

Yılın sonunda Türkiye'de kıtlığı çekilen ve rahat bulunamayan tek mal sigara idi.. Buna karşın ülkemizin petrol durumu yine kritikti. Sadece bir haftalık stok kalmıştı. Bu sorunu gidermek için Libya ve Irak'la görüşmeler yapılıyordu. Petrol fiyatları yine artıyor, serbest piyasada petrol bulmak mümkün olmuyordu. Uluslararası Enerji Ajansı'na başvurup Türkiye için çok acele 2 milyon ton petrol bulunması isteğimize olumlu cevap gelmiyordu. Bunun üzerine İslam Konferansı için Cidde'de bulunan Dışişleri Bakanı İlter Türkmen devreye giriyor ve Suudi Arabistan Petrol Bakanı Yamani'ye durumun ciddiyetini anlatıyordu. Yamani, yaptığı girişimlerle Londra piyasası üzerinden Türkiye'ye 1 milyon 250 bin ton petrol sağlıyordu.

24 Ocak kararlarından sonra aralık ayı sonunda Enflasyon artış hızı yüzde 89 olarak ortaya çıkıyordu. Buna karşın kasım ve aralık aylarında Türkiye'nin ihracatı bizim ölçülerimize göre patlama gösteriyor ve bu rakam aralık ayında 569 milyon dolara ulaşıyordu. Bu, Özal'ı ve ekibini ferahlatan bir rakamdı. İhracat açısından, önlemler sonuç vermeye başlamıştı..
1980 yılının sonunda faiz yarışı tekrar kızışıyor, bankalarla bankerler arasındaki rekabet yeniden tırmanmaya başlıyordu.

— Hisarbank'ın yıl sonu atılımı.. Sürpriz hesap.. Yıl sonuna kadar Hisarbank'ta hesap açtırın, cebiniz para dolsun.

— Banker Kastelli.. Aylık gelir isteyen herkese, yılda yüzde 38 net gelir.. Tüccar, sanayici, esnaf ve iş adamları.. Artık ticari mevduatınız da gelir sağlıyor. Vadesiz tasarruflarınıza yıllık yüzde 30 net gelir..

— Bir milyon lira sizden, bir milyon lira bizden.. Bir yıl içinde paranızı iki misli yapma şansı Eko Yatırım'dan..
Bankaların, borsa bankerlerinin ve bu arada Ankara bankerlerinin ilanları gazeteleri dolduruyordu. Ankara bankerleri o günlerde yıllık yüzde 60 dolaylarında faiz veriyorlardı..

Ziraat ve İş Bankaları başta olmak üzere, özellikle devlet bankaları böylesine bir faiz yarışına karşı çıkıyorlardı. Bu dönemde her banka, yüksek faiz verdiği konusunda kuşku yaratan belli bankalara gizlice memurlarını gönderiyor ve hesap açtırıyordu. Ancak Pamukbank'ın PİAR'a. yaptırdığı araştırmanın benzeri olan bu uygulamanın küçük bir farkı vardı.. Yüksek faiz vermeyen genel müdürler, yüksek faiz verenlerin cüzdanlarını bankalar arasında yapılan toplantılara getiriyorlar ve bunları iddialarının kanıtı olarak kullanıyorlardı.

Aralık ayında bir dizi ilginç olaylar oldu. Kamuoyuna yansımayan o olayları şimdi okuyucularımıza anlatalım..

MERKEZ BANKASI: EKONOMİ KÖTÜYE GİDİYOR

12 Eylül gününden beri Merkez Bankası tarafından MGK'ya doğrudan doğruya bazı ekonomik raporlar verilmişti. Turgut Özal'ın uyguladığı ekonomik politikaları benimsemeyen Merkez Bankası, 5 Aralık günü Konsey'e yeni bir rapor gönderdi.

5 Aralık 1980 tarihli, «Türk ekonomisinin 1980 yılı Ocak-Ekim değerlendirmesi ve kısa dönemli sonuçları» başlıklı raporu özetle şöyleydi:

«24 Ocak kararlarından sonra Türk ekonomisinde gözlenen gelişmeler şöyle özetlenebilir: Ekonomik faali-yetlerde en azından geçen yıla göre durgunluk artmıştır. Sanayi üretiminde önemli sayılacak düşüşler vardır. Kapasite kullanımı geçen yılki düzeyin altına inmiştir. Toplam yatırımlarda gerilemenin bu yıl artarak devam ettiği tahmin edilmektedir. Alman bütün önlemlere karşın enflasyon hızının 1980 yılında kontrol altına alındığını söylemek mümkün değildir... Fiyatlar Ağustos ayından itibaren yeniden tırmanışa geçmiştir. Enflasyon kontrol altına alınamadığı halde ücretler daha çok müdahalelerle belirlendiği için, gerçek ücretlerde geçen yıldan bu yana gözlenen gerileme eğilimi devam etmiştir. Bu tür gelişmeler ödemeler dengesine de yansımaktadır. Dış ödemeler açığının bu yıl da artarak süreceği anlaşılmaktadır.

Bir yanda faiz oranları artarken, öte yanda da risk unsuru yükseltilmektedir. 24 Ocak'tan sonra faizlerin serbest bırakılmasıyla, vadeli tasarruflarda göreli olarak hiçbir artış olmamıştır. 24 Ocak programı devlet müdahalesinin en az olduğu bir ortamda piyasa mekanizmasını etkin kılmak amacıyla getirilmiştir. Ancak bu amaçta başarılı olunamamış, örneğin serbest faiz ortamında bankaların faizleri beraberce saptadıkları görülmüştür. 24 Ocak kararlarının üstesinden gelemediği pek çok yapısal sorun vardır... »

Merkez Bankası raporu böyle sert eleştirilerle devam ediyordu. Özal, Konsey'e bu tür raporlar gönderildiğini haber almıştı.

Bir gün Başbakan Ulusu'yu aradı:

— Sayın Başbakan, lütfen bu duruma engel olun..

Birkaç gün sonra Ulusu, Merkez Bankası Başkanı Aydınoğlu'na direktif verdi:

— Bundan sonra, Konsey için hazırladığınız raporlardan bir nüsha da bana göndermenizi rica ediyorum.

AYIPTIR YAHU...

22 Aralık 1980 günü, Türkiye'nin bellibaşlı büyük bankaları ile, yüksek faiz vermeyi «huy edinen» bankalar Ankara'da Ziraat Bankası'nda özel bir toplantıya çağrıldılar. Bütün çağrılı bankaların genel müdür ya da genel müdür yardımcılarının katıldığı bu özel toplantıda yine faiz kavgası başladı.. İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer, yüksek faiz veren bankalara yükleniyordu. Özellikle Pamukbank, centilmen anlaşmasında öngörülen faiz oranlarının epeyce üzerine çıkmıştı. Kocaömer, Pamukbank Genel Müdür Yardımcısı Vural Akışık'ı sıkıştırıyordu..

— Kardeşim bu işi artık durdurun lütfen.. Ayıptır yahu.. Hem anlaşmaya imza atıyorsunuz, hem de buna uymuyorsunuz..

— Vallahi biz bu durumu bilmiyoruz Cahit Bey.. Bizim haberimiz olmadan bazı şube müdürleri yüksek faiz vermişler.. Özür dileriz.. Derhal düzeltiriz..

— Özür dilemekle bu iş olmaz kardeşim.. Yüksek faizi müşterinin hesap cüzdanına bile işliyorsunuz. Bunları da değiştirmeniz gerekir..

— Onları nasıl değiştirelim efendim? Müşterinin müktesep hakkı olmuş..

— Siz bunu yapmazsamz ben yarın öbür gün İş Bankası olarak öyle bir faiz veririm ki, vallahi dudağınız uçuklar.. Ama biz memleketi düşünüyoruz..
Toplantı arasında, bu konuda bir «Bankacılık Şeref Divanı» kurulmasına karar verildi. Divan'ın Başkanlığını Ziraat Bankası Genel Müdürü Ali Doğan Ünlü yapacak ve bu kurul 12 bankanın genel müdür ve yardımcılarından oluşacaktı. Karar hemen daktilo edildi ve orada imzalandı:

22 Aralık 1980 günü T.C. Ziraat Bankası'nda yapılan toplantıda alınan kararlar aşağıda gösterilmiştir:

Aşağıda isimleri yazılı 12 banka temsilcisinin iştirakiyle Bankacıhk Şeref Divanı kurulmasına, bu Divan' m bankalararası bu tür toplantılarda verilen karar ve protokol hükümlerine uymayan bankalar hakkında uygun göreceği müeyyideleri uygulamasına, bu protokolü imzalayan tüm bankaların bundan önceki toplantılarda verilen kararlara, imzalanan protokollara ve bu protokol hükümlerine aynen uymalarına, aksi halin vukuunda yukarıda adı geçen Bankacılık Şeref Divanımın haklarında müeyyide uygulamasına karar verildi..

İmza eden bankalar: Ziraat, İş, Yapı Kredi, Eskişehir, Vakıflar, Şekerbank, Garanti, Akbank, Anadolu Bankası, Pamukbank, Türk Ticaret, İstanbul.. »
Ancak, Bankacılık Şeref Divanı, anlaşmalara uymayan bankalara ne gibi müeyyideler uygulayacaktı? Bu bilinmiyordu.. Toplantıda bu kez de bunun tartışması çıkacak ve Şeref Divanı daha ilk dakikadan başlayarak işlevini yitirecekti..

Türkiye Emlak Kredi Bankası Genel Müdürü Cemal Kulu toplantıda kendine özgü konuşma biçimiyle yüksek faiz veren bankaları eleştiriyordu..

— Oğlum Ahmet, bu işi yapmayın.. Ben bir gün senin bankanda bir şubeye gidip hesap açtıracağım ve yüzde kaç faiz verdiklerini hesap cüzdanına yazdırıp sana isbat edeceğim..

Hisarbank Genel Müdürü Ahmet Demirer kendisini ve bankasını savunuyordu..

— Cemal abicim, valla biz erkekçe söylüyoruz verdiğimizi.. Başka türlü kurtarmıyor abi.. Ama siz büyük bankalar bizim gibi küçüklere resmen birkaç puan fazla faiz verme hakkını tanışanız bu iş zaten biter.. Sorun kalmaz..

Ancak Ahmet Demirer yine de tedbirli davranıyor ve Cemal Kulu'nun resimlerini Hisarbank'ın Ankara'daki bütün şubelerine dağıttırarak bunlara talimat veriyordu:

— Resmi görülen bu kişi, Emlak Kredi Bankası Genel Müdürü Cemal Kulu'dur. Şubenizde hesap açtırmaya gelirse kendisine sakın ha yüksek faiz falan vermeyin. Sonra aleyhimizde kullanacak..

Ziraat Bankası Genel Müdürü Ali Doğan Ünlü, soruna daha ciddi bir çözüm bulmak ve işi hükümete aksettirmek üzere bir ara yandaki odaya geçiyor ve kendi Bakanı Kemal Cantürk'ten acele randevu istiyordu..

— Sayın Bakanım, bazı banka genel müdürleriyle birlikte size hemen gelmek istiyoruz. Mümkün mü?
Ünlü, toplantı odasına döndüğü zaman bankacılara açıkladı..

— Beyler, bu işi burada çözemeyeceğiz. Vural Ak-ışık arkadaşımız az önce imza attığı protokola daha şimdiden karşı çıkmaya başladı. Bu konuyu saym Bakanımla görüşelim. Kendileri bizi bekliyorlar.. Buyurun..

Ünlü, herkes kapıdan çıkarken Pamukbank Genel Müdür Yardımcısı Vural Akışık'a döndü..

— Sen bizimle gelmeyeceksin.. Biz altı banka gideceğiz.. Sayın Bakanım seni beklemiyor..
Banka Genel Müdürleri, doğru Kemal Cantürk'ün yanma gittiler. Asabı bozulan Vural Akışık ise Turgut Özal'a gitmeye ve durumu Başbakan Yardımcısına anlatmaya karar verdi..

ADAM DOĞRU ADRESİ BİLİYOR

Ticaret Bakanının yanında konuyu Ali Doğan Ünlü açtı..

— Sayın Bakanım, serbest faiz işinin bu duruma gelmesinden son derecede üzgünüz. Biz serbest faizi her bankanın ayrı ayrı uygulamasına karşıyız. Gerçi bunun adı serbest faizdir ama böylesine başıboş bir uygulama devam ederse' bankacılık sektörünün çökeceğinden korkarız..
Peki her banka sizin gibi mi düşünüyor bu konuda?

Bu soruya İş Bankası Genel Müdürü Cahit Koca-ömer cevap veriyordu..

— Ciddi bankalar bizim gibi düşünüyor efendim..
— Haklısınız. Ben de sizin gibi düşünüyorum..
— O halde bu konuyu niçin Bakanlar Kuruluna götürmüyorsunuz sayın Bakan? Bizim yerimize hükümet müeyyide uygulasa daha tutarlı olmaz mı?
— Uygun bir zamanda Bakanlar Kurulu'na getirmeye çalışırız..

Ticaret Bakanı Kemal Cantürk yuvarlak konuşuyordu.. Bankacılar kendisinden izin istediler ve karşı binadaki Başbakanlığa geçip sorunu bir kez de Turgut Özal'a anlatmaya karar verdiler.

Ancak Özal'ın makamının yanındaki bekleme odasına girdiklerinde, Ali Doğan Ünlü'nün Cantürk'ün yanına getirmediği Vural Akışık'ı gördüler.. Cahit Kocaömer diğerlerine döndü..

— Bakın kardeşim, adam doğru adresi biliyor.. Nereye gidileceğini biliyor. Biz de Cantürk'ün yanında boşuna dil döküyoruz..

Bütün bankacılar Turgut Özal'ın yanına akşamın geç saatlerinde birlikte alındılar.

— Sayın Özal, artık bu işe bir son verme zamanı geldi. Bu küçük bankalar faiz yansım nereye götüreceklerini şaşırdılar..
Özal gülüyordu..

— Kardeşim faizi serbest bıraktık yahu.. Herkes ayağını yorganına göre uzatır ve istediği faizi verir.. Ben bu işe karışmam. Haberiniz olsun.
Burada Kocaömer söz aldı..

— Sayın Özal, biz en kısa zamanda kıran kırana gireceğiz faiz konusunda. Bundan haberiniz olsun.. Herhalde memnun olursunuz. Ancak sonra bize gelip de, «Arkadaşlar neden bana haber vermediniz» demeyin. Bunun için sizi rahatsız ettik. Biz bu işin sakıncalarını size daha önce de arzetmiştik.
Özal biraz düşündü..

— Peki, bu işi mart sonuna kadar böyle götürün. Her banka centilmen anlaşmasında öngörülen faizi versin..
Halk Bankası Genel Müdürü Şahin Ulusoy, bu öneriye karşıydı..

— Beyefendi, o zaman Pamukbank'a, Hisarbank'a ve diğerlerine söyleyin, onlar da normal faiz versinler..

— Kardeşim, o halde siz de onların verdiği faizi verin..

Son sözü İş Bankası Genel Müdürü Kocaömer söyledi:

— Turgut Bey, anladığım kadarıyla bu iş bitmiştir. Bundan sonra bu iş yüzde kaç'la yürür, bunun kararını biz vereceğiz.
Ali Doğan Ünlü de Türkiye'nin en büyük bankasının Genel Müdürü sıfatıyla aynı görüşü paylaşıyordu.

Turgut özal, aralık ayının son günlerinde Ziraat Bankası Genel Müdürü Ünlü'yü aradı..

— Biz yılbaşı için ailece Kıbns'a gidiyoruz. Sen de geleceksin bizimle. Kıbrıs ekonomisinin durumunu incelemek istiyorum. Orayı büyük ölçüde Ziraat Bankası finanse ettiği için senin de gelmen iyi olur..

— Efendim siz durumu sayın Bakanıma söylediniz mi?

— Ben sana bunu Başbakan Yardımcısı olarak söylüyorum. Ama sen kendisine haber ver istersen..

Özal Kıbrıs ekonomisinin durumunu incelerken, KTFD yetkililerine belli öneriler götürmeyi ve onlan bu konuda ikna etmeye çalışmayı da ihmal etmiyordu.. Kıbns tümüyle serbest bölge olmalı, faizler serbest bırakılmalı, her türlü kambiyo kısıtlaması kaldırılmalıydı. Özal'ın bu istekleri KTFD yetkilileri tarafından benimsenmiyor, bir anlamda reddediliyordu..

Ziraat Bankası Genel Müdürü Ali Doğan Ünlü de, faizler ve bankerlik konusundaki görüşlerini fırsat buldukça Özal'a bir kez daha anlatıyordu..

— Sayın Özal, hem bankacılık sektöründe, hem de bankerlik kesiminde çok sağlıksız bir gidiş var. Bankerlerin mevduat toplamaları mutlaka önlenmelidir. Türkiye'de gerçek anlamda bankerlik kuruluşu olduğuna ben şahsen inanmıyorum. Bunlara kesinlikle izin verilmemesi gerekir.

— Bunlar kanunların ve sistemin getirdiği kuruluşlardır.

— Yasal olduklarını kabul etmek mümkün değildir efendim. Bankalar kanununa ve Ödünç Para Verme kanununa göre bunların mevduat toplaması yasaktır. Buna her an için engel olabüirsiniz..

Turgut özal, Semra Hanım ve Ali Doğan Ünlü ile birlikte Kıbrıs'ta ekonomik incelemeler yaparken, Ankara'da Merkez Bankası Başkanı İsmail Hakkı Aydın-oğlu, İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer'e telefon ediyordu..

— Sayın Genel Müdür, hükümet vadesiz mevduat faizlerinin de serbest bırakılması konusunda bir kararname hazırlıyor. Haberin olsun. Bizim sözümüz geçmez, belki sizin birtakım girişimleriniz olabilir bunu önlemek için.. İsterseniz durumu sayın Ulusu'ya bir çıtlatın. Yalnız, bunu benden duymuş olmayacaksınız..

Ocak ayının ilk günlerinde Ziraat Bankası Genel Müdürü Ali Doğan Ünlü, İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer, Emlak Kredi Bankası Genel Müdürü Cemal Kulu ve Halk Bankası Genel Müdürü Şahin Ulusoy birlikte bir durum muhakemesi yaptılar.. Vadesiz mevduata verilen faiz de serbest bırakıldığı takdirde bankacılık sistemi iyice felç olacak, küçük bankalar burada da hızlı bir yarış başlatacaklardı. Tekrar Ticaret Bakanı Kemal Cantürk'e gittiler..

— Sayın Bakan, kararname galiba sevkedilmiş.. Aman bunu imzalamayın.

— Nasıl olur yahu, benim haberim yok.. Ben böyle -bir şey imzalamadım.. Dur bakayım, özel kaleme soralım..
Cantürk durumu Özel Kalem Müdürüne sordu.. Kararname gelmiş ve kendisi tarafından imzalanmıştı... Banka Genel Müdürleri tekrar Turgut özal'a gittiler.

Özal, Ünlü'ye şöyle dedi:

— Tamam, ben niye geldiğinizi anladım. Bu kararnameyi sessiz sedasız çıkarabilmek için seni Kıbrıs'a götürmüştük ama olmadı. Kararnameyi çıkarmayacağız. Merak etmeyin..

Turgut Özal, Merkez Bankası Başkanı Aydmoğlu'nun kendisi Kıbrıs'ta İken İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer'e durumu haber verdiğini, Kocaömer'in de durumu Başbakan Ulusu'ya ileterek bu kararnamenin çıkmaması gerektiği konusunda kendisini ikna ettiğini hiçbir zaman bilmedi.

ÖZAL - AYDINOĞLU İLİŞKİSİ

Merkez Bankası Başkam İsmail Hakkı Aydınoğlu,. Başbakan Yardımcısı Turgut Özal tarafından işin başından beri devre dışı bırakılmıştı. Pek çok ekonomik, karar ve gelişmeden haberi olmuyor, belli ekonomik kararlar Merkez Bankası'na danışılmadan, ya da daha alt düzeydeki banka yetkilileri çağrılarak alınıyordu. Aydınoğlu'nun bu göreve CHP döneminde getirilmiş olma-sının rahatsızlığı Özal'da da, ekibinde de sürüyordu. 24 Ocak gibi ekonomiye yeniden bir yön verecek kararlar dizisini bile Aydınoğlu son dakikada, konu Bakanlar Kurulu'nda görüşülmeye başlanacağı sırada öğrenmişti.

«24 Ocak.. Bir Dönemin Perde Arkası» adlı kitabımızda anlattığımız gibi Özal, bir gün Paris'te Aydınoğlu'na bu görevinden ayrılmasına karşılık yurt içinde veya dışında istediği herhangi bir görevi teklif etmiş, ancak Aydınoğlu bu istemi reddetmişti.. Merkez Bankası Başkanını değiştirmek de kolay bir iş değildi. İlgili yasa «görev yapamaz duruma gelmediği sürece» Merkez Bankası Başkanının yerinden alınamayacağını öngörüyordu..

Türkiye'nin geçmiş yıllarda 265 yabancı bankaya yaklaşık 3 milyar dolar dolaylarında borcu birikmiş ve 1970'li yılların ortasından sonra içine düştüğümüz ekonomik bunalım ortamında bu borçların ödenmesi mümkün olmamıştı. Bu borçların 3 yılı ödemesiz, 7 yıllık bir süre için ertelenmesi amacıyla 1979 yılında Londra'da bankalarla bir anlaşma imzalanmıştı. Ancak şimdi bu büyük borcun ödeme zamanı yaklaşıyordu. Ödemeler 1982 yılında başlayacaktı. Turgut Özal, bu konuda şimdiden önlem almak ve 3 milyar dolarlık borcumuzu bir kez daha erteletmek istiyordu.

Merkez Bankası Başkanı Aydınoğlu ise, yeni bir er-teleme anlaşmasına gitmenin Türkiye için sakıncalı olacağını savunuyor, ikinci bir erteleme yerine, piyasadan 300 milyon dolar dolaylarında borç alınmasını öneriyordu..

Özal'la Aydınoğlu arasında Merkez Bankası'nın limitleri ve uygulanan sıkı para politikası konusunda görüş ayrılıkları vardı..
Aydınoğlu, Merkez Bankası'na yüklü bir para karşılığında hizmet veren yabancı danışmanlar grubunun sözleşmesini feshetmişti. Özal bu sözleşmenin tekrar yapılmasını istiyor, Merkez Bankası Başkanı karşı çıkıyordu.

Bir de, Turgut Özal fırsat buldukça Merkez Bankası'nın bazı genel müdürlerine telefon açarak belli konularda direktif veriyordu. Aynı şeyi Kaya Erdem de yapmaya başlamıştı..
Bir gün Aydınoğlu, bazı genel müdürlerini odasına çağırdı..

— Böyle bir askeri dönemde belki sizi değiştire-meyeceğimi sanırsınız.. Belki kararname ile değiştiremem ama her türlü yetkinizi elinizden alarak sizi odanızda etkisiz duruma getiririm. Hatırlarsanız eski Başkan Cafer Tayyar Sadıklar, bu uygulamayı Başkan Yardımcısı Naci Tibet için yapmış ve onu odasına hapsetmişti. Mutlak sorumluluk bana aittir. Kararname ile alamasam bile her türlü yetkinizi elinizden alırım.. Bundan sonra size benim haberim olmadan kim talimat vermeye kalkışırsa kalkışsın, yapmayacaksınız. Karşı tarafa da, böyle talimatlardan rahatsız olduğunuzu hissettireceksiniz. Ne Turgut Özal'ın, ne de başkalarının talimatlarını benim haberim olmadan yerine getirmeyeceksiniz. Hiçbir firmayı kollamak yok.. İhracat kredileri tamamen tarafsız ölçülerle ödenecek...

Turgut Özal, 12 Aralık günü, 3 milyar dolar borçlu olduğumuz 265 bankadan bazılarının genel müdürlerine ve yönetim kurulu başkanlarına «gizli» bir teleks çekti..

«Size bu mesajı kişisel olarak yazıyorum ve 13 Ocak günü Londra'da düzenlenecek bir toplantıya katılmanızı rica ediyorum. Toplantının yeri ve saati daha sonra ayrıca bildirilecektir.

Bu toplantı tamamen gizli olacak ve resmi kayıtlara geçmeyecektir. Toplantıya sadece 16 bankayı davet ediyoruz. Çağrılan bankaların adları aşağıdadır....

Türkiye olarak amacımız, 1979 yılında yapılan borç erteleme anlaşmasının yeniden gözden geçirilmesidir. Desteğinizi bekler, saygılarımı sunarım. Turgut Özal.»

Gerek Turgut Özal'la, gerekse ekonomik yönetimin diğer üst düzeyde yetkilileriyle iyi ilişkiler kurması mümkün olmayan ve bir anlamda «dışlanan» Aydınoğlu, konu doğrudan Merkez Bankası'nı ilgilendirdiği için, Londra'da yapılacak bankalar toplantısını ve işin ayrıntılarını biliyordu. Ancak görüşleri hiçbir konuda dikkate alınmıyordu. Aydınoğlu ve ekibi, Özal ve ekibini artık açıkça eleştiriyor, ancak günlük normal işler aksatılmadan yürütülüyordu.

Merkez Bankası ekibi, Konseyde ya da Bakanlar Kurulu'nda verilen brifinglere de çağrılmıyordu.
Özal, yılbaşı için Kıbrıs'a gideceği gün Aydınoğlu' nun odasına geldi. Londra'da yapılacak bankalar toplantısıyla ilgili bazı hususları konuştular..

— Turgut Bey, bu konuda sizinle anlaşamadık ve sizin dediğiniz oldu. Bundan sonrasının iyi gelmesi için birlikte çaba harcamamız gerekiyor. Eğer isterseniz Metin Münir'e Financial Times'ta bizi destekleyici bir yazı yazdıralım.

— İyi olur.. Sen kendisiyle konuş.. Metin Münir, Financial Times gazetesinin Türkiye muhabiri idi..

BU ADAM BİZİ HANÇERLİYOR

Ancak, o birkaç gün içerisinde hiç beklenmeyen bir gelişme oldu. İzmir'de yayınlanan Yeni Asır gazetesi uzun süreden beri Aydınoğlu'ndan bir demeç istiyordu. Aydınoğlu kendisine iletilen soruların cevaplarını hazırladı ve gazeteye verdi. Özal'ın uyguladığı ekonomik politikalara inanmayan, bunların ülkeye yarar değil zarar getireceğini savunan Aydınoğlu patlamıştı.

Yeni Asır gazetesinde 2 ve 3 Ocak 1981 günü yayınlanan bu soru cevaplar, Turgut Özal ve ekibi için yenilir yutulur lokma değildi. (Bu demecin tam metnini kitabın sonundaki Ek'ler bölümünde bulacaksınız.

Aydınoğlu'nun bu demeci verdiğini en yakın çalışma arkadaşları bile bilmiyordu. Özal'ın politikalarına, karşı böylesine sert bir çıkışı okuyan Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Tanju Polatkan, «Başkan bu yazı senin rahatını kaçırır» diyordu.

Kıbrıs dönüşünde Özal'ı havaalanında karşılayanlar arasında Yıldırım Aktürk de vardı. DPT Müsteşarı (Başbakanlığa göre Müsteşar Vekili) Özal'a hemen elindeki Yeni Asır gazetelerini uzattı..

— Abi korkunç bir şey, bak adam neler yumurtlamış...
Özal büyük bir hızla, arabasında şehre giderken yazıyı okudu..

— Vay canına yahu.. Ben sana söyleyeyim Yıldırım, bu yazıyı Aydınoğlu yazmaz. Bunu İçen Börtücene yazmıştır.. (İçen Börtücene, Merkez Bankası Araştırma Grubu Başkanıydı. Özal DPT'de birlikte çalıştığı Börtücene'yi «aşırı solcu» olarak tanımlardı).

— Abi, kim yazarsa yazsın, Aydınoğlu'nun imzasıyla çıkıyor.
— Yahu bu adam bizimle kavgalı falan da değil ki.. Acaba bunun kulağına birisi bizim gideceğimizi mi fısıldadı da cesaret buldu? Bizim yerimize mi oynuyor acaba?

— Turgut abi, ne olursa olsun.. Adam bizi arkamızdan hançerliyor.. Yarın öbürgün bunu da alıp Londra'ya gideceğiz.. Orada bankacılar bize sormazlar mı bu durumu?

Turgut Özal'ın canı fena sıkılmıştı.. Gereğini yapacaktı.. 7 Ocak günü Financial Times'ta çıkan bir yazı, bu durumun üzerine tuz biber ekti. Metin Münir'in imzasıyla çıkan bu haberde 12 Ocak pazartesi günü Londra'da yapılacak bankalar toplantısına hangi bankaların çağrılı olduğu tek tek sıralanıyor, Türkiye'nin bunlardan ne istediği belirtiliyordu.

Özal ve ekibi, bu yazıyı da okuyunca çılgına döndüler.. Aydınoğlu'nun kendilerine bir kez daha ihanet ettiğini, bütün gizli bilgileri Financial Times'a vererek dünyaya duyurduğunu söylüyorlardı.

Özal durumu önce Devlet Bakanı İlhan Öztrak'a, daha sonra da Başbakan Bülend Ulusu'ya duyurdu.. Kaya Erdem'in de katılmasıyla, Ulusu'nun başkanlığında bir toplantı düzenlendi..

— Sayın Başbakan, bu adamla çalışmak artık mümkün değildir. İşte, Yeni Asır gazetesindeki demecini okudunuz. O demeç aslında bize değil hem Konsey'e, hem de Başbakan olarak size getirilen bir eleştiridir. Sizin hükümetiniz tarafından uygulanan ekonomik politikalar yerin dibine sokulmuştur. Şimdi Financial Times'ta da devletin gizli bilgilerini dünyaya duyurmuştur..

Özal, Aydınoğlu konusunda eline geçen fırsatı bu kez iyi kullanmaya kararlıydı. Gerekli her girişimi yapacak ve Aydınoğlu'nun Merkez Bankası'nın başından alınmasını sağlayacaktı.

Hükümetin bu konuda işi ağırdan alabileceğini de dikkate alarak, Konsey indinde de gerekli girişimleri yapan Özal, bu konuda son adımlarını atıyordu..
Başbakan'ın başkanlığında yapılan toplantıda, Merkez Bankası Başkanı'nın görevden nasıl alınabileceği görüşüldü. Yasal açıdan, Aydınoğlu'nu görevden almak mümkün değildi.

Özal, Başbakana şöyle diyordu:

— Sayın Başbakan, bu yollarla kafa harcamaya hiç gerek yoktur. Askeri bir dönem yaşıyoruz. Siz veya Konsey'den biri kendisini çağırıp ayrılmasını ister.. Herhalde direnecek hali yok.. İstifasım verip gider.. Bu adamla Londra'ya gitmem mümkün değildir. Bizi orada da hançerlemesinden korkarım.. Mesele budur.. İstifa edeceksin denilir, o kadar... Gayet basittir.

9 Ocak cuma günü, Merkez Bankası eski Başkan Yardımcılarından Osman Şıklar'ın kızının nikâhı vardı. O günlerde özel sektörde çalışmakta olan Şıklar'ın kızının nikâhına Özal, Erdem, Aydınoğlu da gelmişlerdi. Olup bitenlerden o sırada birkaç kişi dışında hiç kimsenin haberi yoktu. Bunlardan biri de, Kambiyo Genel Müdürü Zekeriya Yıldırım'dı.. O gün Yıldırım Aktürk, Zekeriya Yıldırım'ı aradı..
— Yahu Zekeriya, bu yazıyı kim verdi Financial Times'a?
— Yıldırım, hepimiz zan altında kaldık ama gerçekten bilmiyorum kimin verdiğini..

Yıldırım Aktürk işi şakaya vuruyordu:

— Arkadaş şimdi sen bana söyle bakalım, sen bizden yana mısın, yoksa Aydınoğlu'ndan yana mısın? Tarafını belli et de ona göre davranalım.. Sayın Başkan'ın bir iki gün içerisinde yolcu oluyor. Haberin olsun.
— Nasıl yolcu olur yahu? Kolay mı Merkez Bankası Başkanım görevden almak?
— Olunca görürsün..

Londra'daki bankalar toplantısına katüacak Türk heyeti 11 Ocak pazar günü Özal'ın başkanlığında yola çıkacaktı. Ancak Aydmoğlu, gerekli hazırlıkları yapmak üzere bir gün önce, 10 Ocak cumartesi günü gidecekti.
Cuma akşamı, Başbakan Bülend Ulusu, Merkez Bankası Başkanını aradı..

— Sayın Aydınoğlu, yarın saat 11'de sizi bekliyorum. Başbakanlığa gelin.

Aydınoğlu ertesi sabah erkenden Banka'ya geldi.. Yardımcılarıyla toplanıp durum değerlendirmesi yaptılar. Saat 11'de Ulusu'ya gitti. Orada, Başbakan'la ilk kez yüz yüze geldiler..

— Saym Aydınoğlu, sizi severim ve saygı duyarım. Ayrıca dürüst bir insan olduğunuzu da bilirim. Ancak bugün çok güç bir görevi yerine getirmek durumundayım. Sayın Devlet Başkanımız bana talimat verdiler ve görevden ayrılmanızı istediklerini söylediler.
— Hay hay sayın Başbakanım..

Aydınoğlu o gün saat 16'da Londra'ya uçacaktı. Merkez Bankasına geldi ve ekip arkadaşlarına istifa ettiğini açıkladı.. İstifasını yazıp Başbakan'a gönderdi. Uçak bileti iptal edildi.

Aynı gün, Maliye Bakanlığından Osman Şıklar'ın sicil özeti istendi..
İsmail Hakkı Aydınoğlu, Özal'ın uyguladığı ekonomik politikalara hep ters düşen, bu görüşlerini daha önce Merkez Bankası ve Bankalar Birliği genel kurullarında yaptığı konuşmalarda da açıklayan, ancak Özal' la büyük kavgalara girmeyen bir teknisyendi.. Daha sonra kendisine verilmek istenen YÖK üyeliğini kabul etmedi ve köşesine çekildi..

Londra'da bankalarla toplantı başladığı gün yabancı basında «Türk cuntası Merkez Bankası Başkanını kovdu» başlıklı yazılar çıkıyor, toplantıya katılan yabancı bankacılar Aydınoğlu'nu soruyordu.. Özal da kendilerine «İstifa etti.. Ancak Merkez Bankası Başkan Yardımcılığına Yavuz Canevi'ni getireceğiz» diyordu. Canevi bu kuruluşta daha önce de görev yapmış ve yurt dışında kendisini sevdirmişti. Şimdi Garanti Bankası'nda Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışıyordu.

Toplantıda Özal, Türkiye'nin son aylarda sağladığı ekonomik gelişmeyi her zamanki sözleriyle anlattı.. Yeni erteleme anlaşmasının 10 yıldan uzun süreli olmasını, faizin de düşürülmesini istedi.. Ancak yabancı bankacılar bu istekleri kabul etmiyorlardı. Sonuçta aynı faizle, 5 yılı ödemesiz 10 yıllık yeni bir erteleme ilke olarak kabul edildi. Türkiye böylece 3 yıllık bir zaman kazanmış olacaktı.

Bu anlaşmanın imzalanması 1982 yılının mart ayında ancak gerçekleşti. 265 ayrı yabancı bankaya, hatta bankerlere borçlanmıştık. Bunlarla tek tek anlaşma sağlanması, tek tek ikna edilmeleri bir yıldan fazla zaman alacaktı..
Londra toplantısından dönüşte Merkez Bankası Başkan Yardımcıları da değiştirildi.

Turgut Özal, Londra'dan dönüşte Bonn'a uğradı. Özal burada Alman yetkililerle görüşerek hem bu ülkenin Türkiye'ye vereceği yardımı çabuklaştırmak istiyordu, hem de eylül ayında IMF toplantısında «yüz çevirmeye» başlayan Alman Maliye Bakanı Matthofer'i Türkiye'ye yardım koordinatörlüğü konusunda yeniden ikna etmeyi amaçlıyordu.. Turgut Özal, Matthofer'le kısa bir konuşma yapabildi.. Olay Türkiye açısından olumsuz gelişmeye başlamıştı.. Bu gelişmeleri daha sonra anlatacağız.

Özal ve ekibi, Bonn'da hiç beklemedikleri bir sürprizle daha karşılaştılar. Ancak bu sürpriz Türkiye'de olmuş ve Başbakan Ulusu Başkanlığında Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu kurulmuştu. Haberi, elçiliğe gelen basın özetlerinden öğrendiler.
Özal o tarihe kadar hem Koordinasyon Kurulu'nun, hem de Para Kredi Kurulu'nun başkanlığını yapıyordu. Daha önce Başbakanlık Müsteşarı iken de bu kurulların başkanlığım yürütmüş, 12 Eylül harekâtından sonra kendisine Bakanlık önerildiği zaman ilk şartlarından biri, yine bu kurulların başkanlığını almak olmuştu. Bu isteği de, yönetim tarafından kabul edilmişti. Bu kurullarda üye tek Bakan Özal'dı ve başka Bakan yoktu. O'nun dışında toplantılara resmi üye olmamakla birlikte Maliye Bakanı Kaya Erdem katılırdı. Kurulların diğer üyeleri teknisyenlerden oluşurdu.

Başbakan başkanlığında yeni bir üst kurul kurulduğunu duyan Özal'ın cam bir kez daha fena halde sıkılmıştı. Bunun kendisinin yurt dışında olduğu sırada, kendisinden habersizce yapılmasını hazmedemiyordu. Ancak herkes birbirinden habersiz bazı şeyler yaptığı için iş en sonunda dengeleniyordu. Örneğin Turgut Özal, Yıldırım Aktürk'ü Başbakan'a haber vermeden Müsteşar yapmamış mıydı?

Bu işlemden sonra Turgut Özal ve ekibi yeniden bir durum değerlendirmesi yaptılar ve şu sonuca vardılar..
«Yurt dışı gezilere, toplantılara gidilirken ekipten birisi mutlaka Türkiye'de kalarak nöbet tutacak, «olur olmaz» bazı kararların çıkmasını önlemeye çalışacaktı.

Nöbet işi bundan sonra hiç aksamadan yürütüldü.

Özal, yeni kurul konusundaki görüşlerini çevresine şöyle açıklıyordu:

— Tahmin ediyorum, gerek Konsey'de ve gerekse Başbakan'da şöyle bir eğilim oldu.. Bizim hiçbir şeyden haberimiz olmuyor.. Bütün bu konuları Özal götürüyor. Böyle bir kurul kuralım ve işlere biz de girelim...
Türkiye'ye dönüşte Turgut Özal bu kez kararnamenin boşluğundan yararlanarak yeni bir yöntem uygulamaya başlamıştı.. Yeni kurula doğrudan bağlanan Koordinasyon Kurulu'nu hiç çalıştırmıyor. Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na bu kuruldan hiçbir iş göndermiyordu.. Artık sürekli olarak Para Kredi Kurulu'nu çalıştırmaya ve kararlan buradan çıkarmaya baş-lamıştı... Çünkü Para Kredi Kurulu'nun kararlarının da Başbakan Ulusu Başkanlığında kurulan yeni kurula geleceğine ilişkin bir hüküm kararnameye konulmamıştı. Özal, bu konuyu daha sonra şöyle anlatacaktı:

— Meseleleri Para Kredi Kurulu ile çözmeye başladık. Yüksek Kurula ise, bizim maalesef normal şartlarda Koordinasyon Kurulu'na almayacağımız işler bile gelmeye başladı. Tam bir bürokrasiye döndü. Bazen önemli işler de geliyordu ama ıvır zıvır da çok geliyordu. Bu yeni kurul da meseleyi halledemedi. Biz meseleyi halledebilmek için Para Kredi Kurulu'nu hatta biraz daha ileri bir şekilde çalıştırmaya başladık.. Öbür kurulun toplantılarına da katılırdık ama fazla bir fonksiyonu olmamıştır.

KAFAOĞLU ANKARA'DA

22 Aralık 1980 günü, MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık Paşa, İstanbul'daki evinden Adnan Başer Kafaoğlu'nu aradı.. Hükümetin kurulması aşamasında Ticaret Bakanlığını kabul etmeyen Kafaoğlu'na Evren Paşa, daha sonra kendisiyle çalışacağını söylemişti..
Kafaoğlu, hükümetin kurulmasından sonra bir süre beklemiş, kendisine Ankara'dan bir haber gelmeyince Avrupa'ya çocuklarının yanına gitmişti.. Kafaoğlu, Ankara'dan gelen çağrıdan sonra Devlet Başkanı tarafından kabul edildi..

— Neredesin Kafaoğlu, her yerde seni arıyoruz.
— Bir süre bekleyip aranmayınca dışarıya gitmiştim Paşam. Emrinizi bekliyordum. İşte geldim.
— Sana benimle çalışacaksın demiştim. Şimdi Meclise gidip Saltık Paşa'yla konuşalım da sana bir pozisyon hazırlansın.. Senin evin var mı burada?
— Yok Paşam..

— Sana köşkten bir ev verelim. Yakınımızda olman gerekecek bundan sonra.
— Paşam, eğer izin verirseniz yılbaşını evimde geçireyim..
— Peki, sana bir hafta izin...

Kafoğlu, Devlet Başkanlığı danışmanlığına alandı. Diğer iki danışmanlık kadrosunda Suat Bilge ve Şeref Gözübüyük vardı. Bu kadrolar önceki Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk zamanında ihdas edilmiş, sadece emekli Amiral Fahri Çöker için bir kadro kullanılmıştı. Daha sonra Çöker kontenjan senatörü olunca bu kadro da boşalmıştı.

Devlet Başkanlığı danışmanı Adnan Başer Kafaoğlu ile Başbakan Yardımcısı Turgut Özal'ın yıldızları bundan sonra bir tek gün bile barışmayacaktı. Bu ilişkinin öyküsünü daha sonra anlatacağız..

Kafaoğlu ile Özal yıllardan beri tanışırlardı. Demir-el ekibinde 1970 yılı ekonomik operasyonlarını hazırlayan teknisyen kadro içerisinde her ikisi de yer almışlardı.. İlki Gelirler Genel Müdürü, ikincisiyse DPT Müsteşarı idi..

Özal, 12 Eylül'den sonra Başbakan Yardımcısı olunca Kafaoğlu kendisini ziyarete gelmiş, ancak pek de sıcak sayılmayacak bir davranışla karşılaşmıştı. Özal'ın yanına kabul edilmeden önce uzun süre bekletilmiş, içeriye girdiği zaman da Özal başka işlerle uğraşmıştı. Turgut Özal'ın bu davranışını daha sonra, kendisine en yakın olan çalışma arkadaşları bile eleştirmişlerdi.

Devlet Başkanlığı Ekonomik İşler Danışmanı Kafaoğlu ile Özal ve ekibi arasında bundan sonra artık hep «soğuk rüzgârlar» esecekti. Gelişmeler bir süre sonra çok ilginç boyutlara ulaşacaktı.

3 Ocak 1981 günü göreve başlayan Kafaoğlu'nun Devlet Başkanı'na ilk «arz»ı, faizler, bankacılık kesimi ve bankerlik konularında oldu.
— Sayın Devlet Başkanım, benim görebildiğim kadarıyla Maliye Bakanlığı bu olaya henüz teşhis koyamamış. İşin ciddiyetini anlamış durumda olduklarım sanmıyorum. Bankerler açıkça mevduat topluyorlar. Oysa mevduat devletin garantisi altındadır. Her banka bile mevduat toplayamaz. Yann bu bankerlik işinin bir fiyasko ile sonuçlanmasından endişe ederim.

Devlet Başkanı'nın emriyle bu konuda bir toplantı düzenlendi. Özal, Erdem, Kafaoğlu, Aktürk, Küçükahmet'le birlikte Saltık Paşa'nın da katıldığı toplantıda durum değerlendirmesi yapıldı...

Bankerlik konusu ve yüksek faiz olayı, ilk kez böylesine üst düzeyde bir toplantıda. gündeme geliyordu.

Ocak ayma gelindiğinde Türkiye'de gizli faiz yarışı devam ediyor, bankerler de giderek palazlanıyordu. Mevduat piyasasında paylarını arttırmak amacıyla büyük çaba harcayan küçük bankalar el altından yüksek faiz veriyorlar, Özal bu duruma ses çıkarmıyordu.. Aslında hiç kimsenin ses çıkaracak durumu da yoktu. Temmuz ayında yürürlüğe giren kararnameyle faizler serbest bırakılmıştı. Büyük bankalar, küçükleri bu konuda uyardıkları zaman hep aym cevabı alıyorlardı..

— Faiz serbest değil mi?
— İyi ama o zaman niçin oturup da centilmen anlaşması imzalıyorsunuz kardeşim..
Ya da küçükler toplantılarda durumu idare etmeye çalışıyorlardı..

— Efendim, şube müdürümüz hata yapmış. Bundan sonra olmayacaktır..
27 Ocak günü, yaklaşık bir ay önce kurulan Bankacılık Şeref Divanı Ankara'da toplandı. Bazı bankaların anlaşma dışında yüksek faiz vermeye devam ettikleri, bu durumda Divan tarafından uygulanacak hiçbir müeyyide olmadığı belirtilerek baştan ölü doğan bu kuruluşun dağıtılmasına karar verildi.

Ziraat Bankası Genel Müdürü Ali Doğan Ünlü, toplantıda yaptığı konuşmada şunları söylüyordu:

— Serbest faiz sistemini her bankanın ayrı ayrı faiz tesbiti ve ilanı şeklinde anlamayan, serbest faizi ekonominin bir gereği olarak arz ve talebe göre piyasada oluşacak faiz biçiminde kabul eden Ziraat Bankası, gerek mevduat ve gerekse kredi faizlerini aşırı derecede arttırmanın Türk bankacılığı ve ekonomisine yararlı olmadığı görüşündedir.

Ziraat Bankası kendi imkânlarıyla mevduata bütün bankalardan daha yüksek faiz verebilecek durumda olmasına rağmen, Türk ekonomisinin ve bankacılığının geleceğini düşünerek bu yarışa katılmamış ve belli bir süre bu gelişmeleri izlemiştir. Gelecekte bu uygulamaların böyle devam etmesi durumunda fevkalade büyük sıkıntılarla karşı karşıya geleceğiz. Başımızı ellerimizin arasına alıp düşünelim..
Aynı günlerde, İş Bankası Genel Müdürü Cahit Kocaömer çevresine şöyle diyordu..

— Hükümetimiz emretti ve centilmen anlaşması imzalattı. Ancak pek çok banka uymuyor.. Daha anlaşmaların mürekkebi kurumadan hepsi yüksek faiz vermeye başladılar. Bizi Turgut Bey serbest bıraksın, öyle faiz veririm ki bütün bu bankaları balık silkeler gibi silkelerim.. Sonra ben de büyük yara alırım ama bu küçük bankaların hiçbirini yaşatmam..

29 Ocak 1981 günü bütün bankaların Genel Müdür ve Yönetim Kurulları Başkanlarına bir teleks geldi..
— Son gelişmeler karşısında bankamız 28 Haziran 1980 ve 22 Aralık 1980 tarihli faiz anlaşmalarım bundan böyle sona ermiş saymaktadır. Bilgilerinize sunarım. Saygılarımla. Cahit Kocaömer, İş Bankası Genel Müdürü.

İş Bankası, şubat ayının ilk gününden itibaren bir yıl vadeli mevduata verilen faizi 8 puan birden arttırmış ve yüzde 50'ye çıkarmıştı.
O gün Turgut Özal, Cahit Kocaömer'i Türkiye Sınai Kalkınma Bankası'nda buldurdu...

— Aferin Cahit, çok iyi bir karar verdin. Tebrik ederim. Bak bundan sonra paralar nasıl oluk gibi akacak..
Birkaç gün sonra Pamukbank Genel Müdürü Hüsnü Özyeğin geldi..

— Cahit Bey, sizi tebrik ediyorum. Biz bundan daha fazlasını veremeyiz.

Ancak bazı banka genel müdürleri, daha ilk günden daha yüksek faiz vereceklerini açıklamaya başlamışlardı. Merkez Bankası'nın yeni Başkanı Osman Şıklar ise şöyle diyordu:

— Bundan sonra faiz oranları piyasada serbest olarak belirlenecektir..

Banka faizleri artınca, bankerler de verdikleri faizi yeniden arttırdılar. Banker Kastelli, halkın piyasa bankerlerine para kaptırmaması için yeni bir uyarıda bulundu.. O günlerde bankerler hakkında dolandırıcılık iddiasıyla savcılığa 100'den fazla şikâyet yapılmıştı.. Ancak saadet zinciri devam ediyordu. Gazetelerde, radyo ve televizyonda banka ve banker ilanından geçilmiyordu..

— Halka hizmet böyle olur. Banker Kastelli gelirde ve güvende yine öncü. Gelir oranlarını yeniden yükselttik. Yılda net yüzde 55 veriyoruz..
— İstanbul Bankası, Hızır sistemi sunar.. Gayrimenkul, otomobil, ev eşyası, gıda, buzdolabı ve benzeri ihtiyaçlarınız için duyurularımızı bekleyiniz..
— İş Bankası yine büyüklüğünü kanıtlıyor ve faiz barajını aşıyor. Yıllık meyduata yüzde 50 faiz veriyoruz.
— İşte yılın süper olayı.. Hisarbank ve Eko-Yatırım şubelerinde Altın Sertifika.. Gelirinizi kat kat arttırın..

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir