Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Bankerler Gündemde

bölüm 4

Burada Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Bankerler Gündemde

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ağu 2011, 18:42

BANKERLER GÜNDEMDE

Yeni hükümetin kurulmasından sonra Maliye Bakanlığı'nın yaptığı ilk işlerden biri, vergi tasarılarıyla birlikte sermaye piyasası yasa tasarısını Bakanlar Kurulu'na göndermek oluyordu. Özellikle Temmuz ayında banka faizlerinin serbest bırakılmasından sonra her köşe başında bir banker türemeye başlamış, bunlar büyük bir başıboşluk içerisinde çek ve bono karşılığında vatandaştan para toplamaya başlamışlardı. Bunları düzenleyecek bir mevzuat elde yoktu. Büyüklükleri de bilinmiyordu. Ayrıca Türkiye'de, sermaye piyasası denilen olay düzenlenmemişti.

Maliye Bakanlığı'nın Ekim ayında Bakanlar Kurulu'na sevkettiği tasarı burada görüşüldükten sonra tutarlı bulunmuyor ve yenisinin hazırlanması için geriye gönderiliyordu. Kastelli'nin aylık faiz ödemeli net yüzde 44,5 faiz verdiği o günlerde, Temmuz ayında Merkez Bankası'nın itirazlarına rağmen uygulamasına başlanan banka sertifikaları da piyasada dolaşmaya başlamış, bazı bankalar tarafından piyasaya, büyük çoğunluğu bankerler eliyle pazarlanan milyarlarca liralık mevduat sertifikası çıkarılmıştı.

Sermaye piyasası tasarısı Maliye Bakanlığı tarafından yeniden düzenlendikten sonra tekrar Bakanlar Kurulu gündemine geliyor ve orada Turizm Bakanı İlhan Evliyaoğlu ile Maliye Bakanı Kaya Erdem arasında ilginç konuşmalar oluyordu.

— Kaya, bu banker konusuna çözüm bulmak şart. Bunların her geçen gün yenileri piyasaya çıkıyor..

— İşte bu kanunla önleyeceğiz. Bunlara belli bir geçiş süresi tanıyoruz. Sonunda çoğu tasfiye olup gidecek.

— Peki tasfiyeye kadar ne olacak?

— Bunların topladığı para 15 milyarı geçmez. Nasılsa bir çözüm bulacağız.

— Çok daha fazla olması gerekir..

— Sanmıyorum..

Ancak bu tasarının çeşitli aşamalardan geçmesi büyük gecikmelere uğrayacak, yürülüğe girmesi 1982 yılını bulacaktı. Tasarıyı Bakanlar Kurulu'nda savunan Hazine Genel Sekreteri Nazif Kocayusufpaşaoğlu endişeliydi..

— Bu kanunun en geç yılbaşında yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bu bir düzeltme kanunu değildir. Sıfırdan başlayarak, sermaye piyasasına yeni bir yasal çerçeve getirmektedir. Şimdi kendiliğinden ortaya çıkmakta olan vahşi bir banker piyasası vardır. Düzensiz bir piyasadır. Şu anda fazla büyümüş değildir ama derhal denetim altına alınması ve kurallara bağlanması şarttır. Aksi halde ilerde çok başımız ağrıyabilir...

DPT SİZE YANLIŞ BİLGİ VERİYOR PAŞAM..

Ekim ve kasım aylarında hükümet ve MGK çalışmaları giderek artan bir tempoyla gelişiyordu. Ekonomik konular MGK Bakanlar Kurulu ve ekonomik kurulda yoğun bir biçimde görüşülüyor, Bakanlar Kurulu ve MGK'ya ilk ekonomik brifingler veriliyordu.

Gerek brifinglerin hazırlanması aşamasında, gerekse brifinglerde yapılan konuşmalarda Ulusu ile Özal ekibinin uyumsuzluğu ile birlikte ekonomiyi götüren ekibin sürtüşmeleri ortaya somut bir biçimde çıkıyor, bunlardan bazı örnekler Devlet Başkanı'nın huzurunda bile gündeme geliyordu.
Maliye Bakanlığı'nda Konsey için verilecek brifingin hazırlıkları yapılırken, Kaya Erdem ile Nazif Kocayusufpaşaoğlu arasında tartışma çıkıyordu. Konsey, herkesin yapacağı konuşma metnini daha önceden yazılı olarak istemişti.. Kocayusufpaşaoğlu yazılı metin okumaya karşı çıkıyor, «Ben hayatım boyunca yazılı bir metin okumadım.. Orada bazen son saniyedeki bir bilgiyi bile vermemiz gerekebilir. O zaman ne olacak?» diyordu...
Brifingi veren DPT Müsteşar vekili Yıldırım Aktürk, konuşmasını "daha önce belirlenen süre içerisinde bitirip .zamanlamasını tam yapınca MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık Paşa kendisini kutluyordu..

Daha sonra söz alan Kocayusufpaşaoğlu'nun bazı sözleri Devlet Başkanı'nın dikkatini çekiyor ve Kaya Erdem'e dönerek şöyle diyordu:

— Anlaşılan Maliyede bir rahatsızlık var. Bu bey bir şeylerden şikâyetçi. Siz bana bu durumu ilettiniz mi?

Kaya Erdem kıpkırmızı oluyor ve durumu idare etmeye çalışıyordu. Az sonra söz alan Hazine Genel Müdürü Tunç Bilget, Türkiye'nin o günlerde uyguladığı dış borçlanma politikasıyla hiçbir yere varamayacağını anlatıyor ve bir anlamda Özal'ı eleştiriyordu. Bu sözlere Yıldırım Aktürk cevap veriyordu.

Verilen çay molasında bir general «24 Ocak'tan bu yana epeyce zaman geçti ama ekonomi benim görebildiğim kadarıyla halen düzelmiş değil» deyince, Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Tanju Polatkan eline geçen fırsatı hemen değerlendiriyordu..

— Paşam, DPT işleri hep iyi gösterme çabasında ama işin aslı öyle değil. Size de sürekli olarak yanlış bilgi veriyorlar ve Konsey'i kandırmaya çalışıyorlar..

Ekonomi yönetimi, kendi içerisinde birbirine girmişti. Özal ekibi ile bu ekibe karşı olanlar arasındaki mücadele Konsey'in huzurunda bile sürüyordu.
Bu kadrolar arasında en renkli kişiliğe sahip olanlardan biri, Hazine Genel Sekreteri Nazif Kocayusufpaşaoğlu'nun uzun soyadını özellikle yabancıların doğru telaffuz etmesi mümkün olmaz ve ortaya ilginç sözcükler çıkardı. Kaya Erdem'le, Hazine Genel Sekreterinin arası eskiden beri bozuktu. Bakanlıkta birbirlerini zorunlu bir durum olmadıkça görmüyorlardı.

Ancak Kocayusufpaşaoğlu her yerde ve her zaman, hiç kimseden çekinmeden bildiğini söyleyen bir kimseydi. Bu yer neresi olursa olsun dobra dobra konuşur, hatta çok da sert konuşurdu.

Ekim ayı sonlarında bir gün Bakanlar Kurulu'nda gübre sorunu görüşülüyordu. Tarım Bakanı Sabahattin Özbek, devletin gübre üreticilerine büyük miktarda borcunun biriktiğini savunuyor, Kocayusufpaşaoğlu ise Tarım Bakanı'nın verdiği rakamın doğru olmadığını, devletin gübre fabrikalarına olan borcunun daha az olduğunu söylüyor ve rakam veriyordu.. Tarım Bakanı Özbek tekrar «Bendeki rakamlar bunlardır» deyince Kocayusufpaşaoğlu Başbakan'a döndü..

— Sayın Başbakanım, ben burada devletin rakamlarını veriyorum ve itibar edilecek olan rakamlar, devletin elinde bulunanlardır. Ancak Bakanlar Kurulu'nun bana itimadı yoksa şu anda görevimden istifa etmesini bilecek kadar şerefli bir insanım..

Bu sözler üzerine Başbakan Ulusu «Saym Genel Sekreter, Bakanlar Kurulu'nun size itimadı vardır.. Görevinizden ayrılmanızı gerektiren bir durum yoktur» dedi..

ÖZAL OECD'DE

12 Eylül harekâtını izleyen ekim ve kasım aylarında Turgut özal'ın tedirginliği devam ediyordu. Ekonomi henüz düzelmemişti. Dışarıda 12 Eylül yönetimine tepkiler vardı. Matthofer olayında olduğu gibi, her forumda bu tepkiler gündeme geliyordu. IMF ve Dünya Bankası, doğrusunu söylemek gerekirse, siyasetle fazla ilgilenmiyorlar, ekonomik göstergelerle yetiniyorlardı. Ancak bu durum OECD'de farklıydı. Önemli miktarda yardım beklediğimiz bu kuruluşa üye ülkeler olayı siyasal boyutlarıyla da ele alıyorlardı. Devletten devlete yardımlarda da aynı durum söz konusuydu.
Kasım ayı başlarında Paris'te düzenlenen Türk ekonomisiyle ilgili OECD toplantısına da özal bu kuşkularla gitti. Yanına da, iş siyasete döküldüğü takdirde daha tutarlı savunma yapabilmek amacıyla Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreter Ekonomik işler Yardımcısı Rahmi Gümrükçüoğlu'nu aldı.. Toplantı yapıldığı sırada Türkiye'nin ihracat artışı henüz somut olarak bilinmiyordu. Elde sadece eylül ayının rakamları vardı ve bu rakamlar ihracatta sadece bir kıpırdama olduğunu gösteriyordu.

OECD Genel Sekreteri Van Lennep'te işin siyasete dökülmesinden kuşkuluydu. «İçeride siyaset yapılırsa siz cevap vermeyin ve işi bana bırakın.. Burası ekonomik bir forumdur» diyordu. Ancak bazı delegeler, bu ekonomik toplantıda sözü dönüp dolaştırıp yine 12 Eylül yönetimine ve insan haklarının çiğnenmesine getiriyorlardı. Hollanda Delegesi «Biz tavrımızı askeri idarenin bundan sonra yapacaklarına bakarak ayarlayacağız ve ona göre yardım vereceğiz» diyordu.

Özal bu eleştiriler karşısında 12 Eylül harekâtının gerekçelerini anlatıyor, «Türkiye'nin tek çıkışı buydu» diyordu. O aylarda Avrupalı dostlarımız Türklere vize uygulamanın kaldırılması için OECD toplantısında dil döken özal, sadece nasihat alıyordu. Vizeyi kaldırmaya hiç kimsenin niyeti yoktu..

BORÇ TAKIN

Ekonomik yönetim 12 Eylül'den sonra da IMF'nin getirdiği ciddi kısıtlamalarla yüz yüze idi. Turgut Özal, özellikle IMF limitlerinin aşılmaması konusunda çok hassastı. IMF ile bir sorun çıkmasını kesinlikle istemiyordu. Bu amaçla kendisi IMF limitlerinden daha sert bazı sınırlamalar getirmiş ve bu alt sınırların bile aşılmamasını Merkez Bankası ve Maliye Bakanlığı yetkililerine tenbih etmişti.

Uygulanan ekonomik politikalar, başka bir deyişle sıkı para politikası nedeniyle devlet pek çok ödemesini yapamıyor, özellikle maaşların ödendiği ay başlarında IMF'nin koyduğu limitler zorlanıyordu.

Özal IMF toplantısından döndükten sonra Merkez Bankası cetvellerini incelerken, Türkiye'de olmadığı günlerde özellikle Tarım Kredi Kooperatiflerine bazı ödemeler yapıldığını ve para arzının artmış olduğuna gördü..

Devreye Kaya Erdem de girdi.. Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Tanju Polatkan'ı arıyor, bu işin nasıl yapıldığını soruyordu.. Olay büyümüştü..
Sorunu çözümlemek için Merkez Bankası Başkanı Aydınoğlu'nun odasında Özal ve Erdem'in katıldığı üçlü bir toplantı düzenlendi. Özal çok kızmıştı ve Aydınoğlu'na yükleniyordu..

— Yahu Aydınoğlu, biz bu limitleri aşmanız için size talimat versek bile, senin Merkez Bankası Başkanı olarak direnmen gerekir. Buradan birkaç gün ayrılıyoruz ve Tarım Kredi Kooperatiflerine hemen milyarlarca liralık ödeme yapıyorsunuz.

— Sayın Özal, hem çiftçinin ürününü bu kooperatifler eliyle aldırıyorsunuz, hem de para ödemekten kaçmıyorsunuz. Sonuçta çiftçi emeğinin karşılığı olan parayı alamıyor. Bana her gün sıkıyönetim komutanları telefon ederek çiftçinin parasının neden ödenmediğini soruyor.. Kaldı ki, bizim bu ödemelerimizde IMF limitleri de aşılmamıştır. Sadece sizin koyduğunuz özel limitlere-yaklaşıldı. Daha IMF limitlerine varmaya çok var..

— Borç takın kardeşim.. Bizden talimat almayınca para ödemeyin hiç kimseye. Ben IMF ile anlaşmaya varmışım ve bu anlaşmayı götürmek zorundayım..

— Saym Özal, nasıl borç takalım? O halde bundan sonra sıkıyönetim komutanlarıyla siz muhatap olun.. Ya da hükümet olarak bir karar alın ve tarım ürünlerinin çiftçiden alımında özel sektöre ağırlık verilir deyin.
— Kardeşim vermeyeceksiniz.. Aksi halde ben bu enflasyon belasıyla nasıl baş ederim yahu?

Özal hep aynı şeyi söylüyordu:

— Borç takın..
Bu direktif uyarınca çiftçiye, müteahhide, emekli olup da kıdem tazminatını bekleyen işçiye hep borç takılıyordu.. IMF limitleri aşılmasın, yeterdi...

BANKALARDA DURUM...
PARAYI GÖRMEDEN KONUŞMAM


Bütün bu işler olup biterken, bankalar arasındaki faiz yarışı da yavaş yavaş tekrar kızışıyordu. AP hükümeti haziran ayı sonlarında banka faizlerini serbest bırakmış, ancak kıran kırana faiz yarışına ve maceraya girmek istemeyen büyük bankaların zorlamasıyla bütün bankalar aynı günlerde bir araya gelerek «centilmen anlaşması» imzalamışlardı (Bu anlaşmanın ilginç yönlerini ve banka toplantılarında o günlerde neler olup bittiğini «24 Ocak.. Bir Dönemin Perde Arkası» adlı kitabımızda açıklamıştık).

Ancak, mevduatı kendi bankalarına çekmek isteyen ve haklı olarak «Faizler serbest değil mi? O halde biz istediğimiz faizi veririz» diyen küçük bankalar tarafından başlatılan faiz yarışı yaz aylan boyunca sürmüş ve el altından yüksek faiz uygulaması devam etmişti. O günlerde Başbakanlık Müsteşarı olan Turgut Özal, aslında yüksek faiz uygulamasından memnundu.. Ancak görüntüde, bankaların centilmen anlaşmasına uymalarını istiyordu. Özal, aynı dönemde başlayan bankerlik uygulamasını da memnunlukla izliyor, piyasadaki kara paranın banka sistemine ve sanayie kaydığım söylüyordu.

12 Eylül harekâtından sonra bankacılık sisteminde kısa bir disiplinli dönem yaşandı. Bankalar 12 Eylül' den sonra bir süre faiz yarışını bıraktılar. Bu konuda askeri yönetimden gelebilecek bir tepkiden korkuyorlardı.

24 Eylül günü, Marmara Oteli'nde yapılan bankalar toplantısında konuşan Turgut Özâl, serbest faiz uygulamasının başladığı temmuz ayından beri savunduğu bir görüşü bir kez daha bankacılara anlattı:

— Siz haziranda centilmen anlaşması imzaladığınız zaman ben Türkiye'de değildim. Dönüşte de müdahale edemedim. Ancak şunu bilin ki, önemli bir yanlış yaptınız ve kısa vadeli mevduata düşük, uzun vadeli mevduata daha yüksek faiz verdiniz. Yurt dışındaki uygulamada bunun tam tersi vardır. Bu hususu mutlaka düzeltmeniz ve kısa vadeye daha yüksek faiz vermeniz lâzımdır..

Ekim ve kasım aylannda bazı bankaların el altından yüksek faiz verme olayı yeniden kızışmıştı. Bankalar bu konuda açıkça ilan veremiyorlar, ancak gelen müşteriye gizlice yüksek faiz veriyorlardı. Ancak bu durumdan, büyük bir hamle yapmak amacında olan Pamukbank dahil, bütün bankalar rahatsızdı. Acaba hangi banka, gizlice hangi faizi veriyordu? Bankalar bunu bulmanın yollarını aramaya başlamışlardı.

Pamukbank yönetimi PİAR araştırma şirketini kiraladı. PİAR elemanları çantalanna koydukları 1 milyon lira gibi paralarla, bazen de para taşımadan İstanbul'daki bazı banka şubelerini gezmeye ve Pamuk-bank için bilgi toplamaya başladılar. Bu bilgiler toplandıktan sonra, Pamukbank piyasayı öğrenmiş olacak ve buna göre faiz verecekti.. Kampanyalar açılacaktı..
PİAR elemanları müşteri gibi banka şubesinin müdürüne gidiyorlar ve sessizce yaklaşıyorlardı..

— Müdür Bey, size 1 milyon lira yatırmak istiyorum, ne faiz verirsiniz? Müdür beylerin hepsi farklı rakam veriyordu. Hatta, aynı bankaların şubeleri bile farklı rakamlar öneriyordu. PİAR elemanı bankadan çıkınca kendisine önerilen faizi defterine not ediyordu. Sonuçta, birkaç günlük bir araştırmadan sonra PİAR'ın raporu Pamukbank yönetimine verildi.

Raporda 90 banka şubesi ile görüşüldüğü belirtiliyor ve sonuçlar şöyle açıklanıyordu:

A. Bank: Tesbit olunan en az fark artı 2, en çok artı 5,5 puandır. Şube müdürlerine tanınan yetki bir hayli artmış görünmektedir. Banka, faiz farklarını deftere veya sertifikaya yazacağını beyan etmektedir.

G. Bankası: Görüşülen şubelerden büyük bir bölümü fark vermeyi kabul etmektedir. Bu fark artı 1 ile 4,5 puan arasında değişmektedir. Farkı mevduatın büyüklüğü ve müşterinin pazarlık gücü belirlemektedir.

İstanbul Bankası: Mevduat sertifikası ile yüzde 7'lik bir fark yarattığını söylemektedir.

T. Bank: Artı 2 ile artı 5,5 fark vermekte, ancak bu farkı deftere yazmaktan çekinmektedir.

Ö. Bankası: Artı 2 ile 4,5 puan fark teklif etmektedir. Bazı şubeler bu farkı belgelerken, bazıları da «Özel bir şekil buluruz» demektedir..
PİAR araştırmasında bir de belli şube müdürlerinin, 1 milyon liradan fazla bir mevduata yüksek faiz verilmesi konusunda tavırlarımı i ne olduğu yer almıştı.

Birkaç örnek şöyleydi:

T. Bankası Ortaköy Şubesi: 1,7 milyon lira için fark vermiyor. Ancak görüşmemiz sırasında müdürün yanında Ziraat Bankası müfettişi olduğu söylenen bir kişi vardı.

Teşvikiye şubesi: 1 milyon için artı üç puan vermeye razı. Ancak görüşmede müdür yoktu. Müdürün arttırabileceği ifade ediliyor.
Hisarbank Fatih Şubesi: Parayı görmeden konuş-mayacağını söylüyor.

İstanbul Bankası Beşiktaş Şubesi: 1 milyon için artı 2 puan veriyor. Parayı gördüğü takdirde farkı arttıracak.
İstanbul Bankası Gayrettepe Şubesi: 5 milyondan aşağı mevduata fark vermem diyor.

G. Bankası Ortaköy Şubesi: 1 milyon için artı 4,5 puan veriyor. Artı 2 puanlık farkı hesap defterine yazıyor, geri kalanını açıktan ödüyor.
A. Bank Bebek Şubesi: 1,2 puan için artı 3 puan veriyor. Bu fark genel müdürlüğe telefon edilip alındı..

Rapor böylece sürüp gidiyor ve bankalar arasındaki faiz yarışının somut kanıtlarını veriyordu. 1980 yılı kasım ayında ülkemizde bankacılık kesimindeki «patlamaya hazır» gelişmeler bunlardı.

KASTELLİ... NEDEN KAÇAYIM?

Kasım ayı ortalarında Banker Kastelli tahvil satışlarına devam ediyor, sertifika işine karışmamak için çaba harcıyordu. O günlerde Kastelli her an paraya çevrilebilir vadesiz tasarruflara yüzde 30, bir yıl vadeliye yüzde 36, iki yıl vadeliye yüzde 47,5 net gelir veriyordu..
Banker-banka rekabetinin kızıştığı bu günlerde basında çarşaf gibi banka ilanları çıkıyordu.. «Bir bankanın iyi banka olabilmesi için mevduat sertifikası vermesi yetmez.. Güvence sağlaması yetmez.. Pamukbank' ta dahası var. Gelin öğrenin, daha çok kazanın.»

«Dahası var» denilen, yüksek faizdi... Yüksek faiz. bankalar arasında haziran ayında yapılan centilmen anlaşmasından sonra gizlice veriliyordu.

Bir başka banka ilanı şöyleydi:

«Ben de yüksek faizi, yüzde 100 güvenceyi seçtim... Siz de Akbank'a danışmadan paranıza yön vermeyin.. »

Kasım ayında gazeteci Mehmet Bârlas'ın sorularını yanıtlarken Banker Kastelli şunları söylüyordu:

— Temelde şunu belirtelim. 1 temmuzda başlayan serbest faiz uygulaması yerindedir. Şu anda yüksek faizin rahatsızlığını çeksek bile bu karar yerindedir. Ekonomiyi çizen arz talep kuralı sonunda banka faizlerini de etkileyecektir. Bugünkü para açlığı doyunca arz, talebe ağır basacaktır. O zaman da faizler düşecektir. Para piyasası şimdi kulvarlara ayrılmış bir yarış alanı gibi.. Bir kulvarda bankalar, diğer kulvarda borsa bankerleri var. Tefeciler ise ayrı bir kulvarda koşuyor.. Bu açlık kanımca en fazla iki yıl sürer...

— Sizin özel yaşamınız herkesi ilgilendiriyor. Hakkınızda çıkan söylentileri herhalde siz de duyuyorsunuz. Oysa bir sermaye piyasası kanunu olsa ve bazı konular yasal açıklığa kavuşsa..

— Söyledikleriniz doğru. Hele söylentiler konusu çok önemli.. Mesela benim kaçtığımı söylediler sekiz ay önce. O günden beri on defa yurt dışına gidip geldim. Neden kaçayım?..

DÜNYA BANKASI VE ATATÜRK

1980 yılının kasım ayında Türk ekonomisinde ilginç gelişmeler ortaya çıkıyor, müşterilerinden yüksek faiz vaadiyle para toplayan Banker Vasili Prokopo dolandırıcılık suçundan tutuklanıyordu. Prokopo, sonradan nicelerini göreceğimiz banker olaylarının ortaya çıkan ilk somut örneği oluyordu.

Aynı gün bir demeç veren İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı İbrahim Bodur ise, 6 ay vadeli, yüzde 28 faizli devlet tahvili çıkarılması konusunda verilen kararı eleştirirken şöyle diyordu:

— Banka-Banker rekabetine devletin de karışmasıyla herhalde sanayicinin canı çıkacak..
Aynı günlerde Maliye Bakanı Kaya Erdem, sermaye piyasası kanununun hazırlanmakta olduğunu açıklıyor, MGK vergi yasalarının ilk bölümünü kabul ediyordu.

Yine aynı günlerde, Ankara'da çalışmalarını bitiren 14 kişilik Dünya Bankası heyeti ile yapılan son toplantıda bu kuruluşun görüşleri Türk yetkililere açıklanıyordu:

— Halen sürdürülmekte olan yatırım projelerinin bir bölümü ayıklanmalı ve programdan çıkarılmalıdır. Türkiye'nin geleceği sanayide değil, tarımdadır. Türkiye yabancı sermayeye bütünüyle açılmalıdır. KİT'ler verimli değildir. Devlet sadece altyapı ve enerji yatırımlarıyla uğraşmalı, gerisini özel sektöre bırakmalıdır.
Bu arada, Ankara'da haftalar boyunca Türk ekonomisini inceleyen Dünya Bankası heyetinin Atatürkçü olduğu da toplantıda ortaya çıkıyordu.

Hintlilerden, Filipinlilerden, Latin Amerikalılardan ve diğer «72 milletten» oluşan Dünya Bankası heyeti toplantıda Türk yetkililere şu görüşleri iletiyordu:

— Bizim özel sektöre ağırlık verilmesine ilişkin görüşlerimiz, Atatürk'ün görüşleriyle aynı doğrultudadır. Büyük Atatürk'ünüz de «Devlet özel sektörün giremeyeceği alanlara girmelidir» demişti..

12 Eylül yönetimi, kasım ayı sonlarına gelindiğinde ülkedeki anarşi olaylarının üstesinden büyük ölçüde gelmişti. Devlet Başkanı Kenan Evren bu konuda bir demeç vermiş ve şöyle demişti:
— Anarşi son nefesine kadar kazınacaktır... Anarşinin belini kırdık. Yakında kökünü kazıyacağız..
Ekonomik sorunlar bundan sonra uzun süre, Türkiye'nin gündeminde ilk maddeyi oluşturacaktı..

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir