Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Özal Hükümetinin İlk Günleri

bölüm 1

Burada Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Özal Hükümetinin İlk Günleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Ağu 2011, 18:30

HÜKÜMETİN İLK GÜNLERİ

Başbakan Yardımcısı Turgut Özal, yeni görevine başladığı 22 Eylül günü ilk olarak ileride asaleten DPT Müsteşarı yapmak için mücadele edeceği yakın çalışma arkadaşı Yıldırım Aktürk'ü DPT Müsteşar «vekilliği» görevine atadı. Hasan Celal Güzel'in Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve Müsteşar Vekilliği görevi devam ediyordu.

Başbakan Bülend Ulusu doğal olarak ekonomik konulara yabancı idi. Bu konularda yetki verilen Özal ile Başbakan olarak nasıl uyum sağlayacaktı? Aradaki ilişkiler nasıl olacaktı? Ekonomiyi Turgut Özal götürürken Başbakanın fonksiyonu ne olacaktı? MGK ile Turgut Özal ve ekibinin ilişkileri nasıl gelişecekti? Bu soruların yanıtları hükümetin kurulduğu o ilk günlerde henüz bilinmiyordu. Ancak çok kısa bir süre sonra gerçekten renkli ve kamuoyuna hiç yansımayan bir olaylar dizisi ortaya çıkacaktı..

Bu aşamada MGK Genel Sekreterliği de kendi içerisinde örgütleniyor ve çalışmalar yavaş yavaş Genelkurmaydan TBMM binasına kaydırılıyordu. Genel Sekreterlikte asker ve sivil uzmanlardan meydana gelen komisyonlar kuruluyor, devletin yeni yapısı oluşuyordu. Yasama yetkisi bütünüyle MGK'ya aitti.

Daha önce Silahlı Kuvvetlerde Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi seçkin görevlerde bulunan, ve 12 Eylül harekâtından yaklaşık bir ay önce emekli olan Oramiral Bülend Ulusu da Başbakanlık görevinin ilk günlerinde deneyim kazanmaya başlıyordu. Efendi, çelebi, ılımlı kişiliğiyle tanınan Bülend Ulusu, daha ilk günlerde, sivil bürokrasinin bazı uygulamalarından tedirgin olmaya başlıyordu..
Başbakan'm, yeni görevinde ilk muhatabı Müsteşar Yardımcısı Hasan Celal Güzel olmuştu. Güzel daha ilk konuşmada Ulusu'ya kendisini tanıtmıştı..

— Sayın Başbakanım, 35 yaşımdayım ve bu göreve gece gündüz çalışarak geldim. Gelebileceğim başka bir yer devlette hemen hemen yoktur. Özel sektöre geçersem bugün aldığım maaşın en az 5 katını alırım. Burada kalmamın tek sebebi memlekete ve millete hizmettir. Ama eğer istemiyorsanız baştan açıkça söyleyin ve ben gideyim. Bunu çok samimi olarak söylüyorum.
Ulusu bu sözlerden hoşlanmıştı..

— Ben böyle açık konuşanları severim ve ben de açık konuşurum. Şimdilik bir problem yok. Olursa ben size söylerim..
Başbakan'm ilk istediği iş, akaryakıt dağıtımı ile ilgili bilgiler oldu. «Bunu uzmanları hazırlayıp getirsinler» diye emir verdi. Ertesi gün bu bilgileri Hasan Celal Güzel götürdü. Başka bazı bilgiler istendikçe de bunları Güzel'in kendisine getirdiğini gören Başbakan sordu:

— Hasan Bey, Başbakanlıkta sizden başka uzman yok mu? Her konuyu siz getiriyorsunuz..

— Sayın Başbakanım, burası bir koordinatör teşkilattır. Burada sadece belli konuların uzmanları bulunur. Mesela ekonomik konuların uzmanı yoktur...

Başbakan'ın mantığı bu düzenlemeyi kabul etmiyordu. Askerlikten gelen alışkanlığı ile hiç aksamadan yürüyen bir mekanizmanın, bilgi akımının ve çevresinde bir kurmay ekibinin her an mevcut olmasını haklı olarak istiyordu. Oysa sivil düzende böylesine aksamadan yürüyen bir örgütlenme sözkonusu değildi.

Hasan Celal Güzel, «Efendim, sizin kurmayınız DPT'dir» diyor, ancak Ulusu'yu ikna edemiyordu. Belli konularda belli bürokratlar «Efendim, bu konuyu sayın Özal bilir» dedikçe de, Başbakan'm pek hoşlanmadığı anlaşılıyordu.
Özal ekibi bazı toplantılarda ya da özel görüşmelerde «Sayın Başbakanım bu işi Turgut Bey'e soralım» dediği zaman Ulusu tepki gösteriyordu..

— Turgut Bey gidiverse ne olacak? Niçin ekonomik konularla ilgili her şey Özal'da bitsin?
Başbakan Ulusu böylesine bir tedirginlik içerisinde, ekonomik konularda devlet yetkililerine tutarlı bilgi ve veri akımı sağlayacak bir mekanizma, veya bir «karargâh» kurulmasını gerekli görüyordu,. Pek açığa vurulmamakla birlikte, daha ilk günlerden, Turgut Özal ve ekibini «ikame edecek» bazı hazırlıklar konusunda görüşmeler ve girişimler oluyordu.

Turgut Özal tarafının da o günlerde tavrı çok farklı değildi. Özal ekonominin tek sorumlusu ve karar verme yetkilisi olarak kendisini ve DPT'deki ekibini görüyordu. Maliye Bakanlığı'nda Kaya Erdem'in olması onun için büyük bir fırsattı. Maliye bürokrasisinin direncine rağmen Kaya Erdem ile çalışmalarını uyum içerisinde götürüyordu. Ancak gerek Başbakan'm ve gerekse hükümetteki bazı bakanların kendisini ve ekonomik programı engelleme süreci içerisinde olduğunu savunan Turgut Özal, ilk günlerden beri rahat olmadığını yakın çevresine açıkça söylüyordu.

IMF'YE GİDİŞ

12 Eylül harekâtından sonra ekonomik alanda ilk dış temas 27 Eylül günü Washington'da IMF ve Dünya Bankası ile oldu. Bu kuruluşların genel kurul toplantısına Türkiye'den Turgut Özal başkanlığında İsmail Hakkı Aydmoğlu, Nazif Kocayusufpaşaoğlu, Yıldırım Aktürk lie Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası yetkililerinden oluşan bir heyet gitti. Kaya Erdem, vergi tasarılarının hazırlıklarını tamamlamak amacıyla heyete katılmamıştı.
IMF toplantısında bu kuruluşun ve Dünya Bankası' nın yetkilileriyle temaslar ve kulisler yapılacak, kendilerine 12 Eylül'den sonra ekonomik programda hiçbir değişiklik olmadığı konusunda bir kez daha güvence verilecekti. Türkiye ayrıca, ocak ayında Londra'da yabancı bankalarla önemü bir borç erteleme görüşmesi yapacak ve 3 milyar dolar dolaylarındaki borcumuzun ertelenmesi konusu gündeme gelecekti. Bu amaçla yabancı bankalarla da görüşmeler yapılacaktı.

Turgut Özal her konuştuğu kişiye 12 Eylül harekâtını anlatıyor, bu harekât nedeniyle dış dünyada Türkiye aleyhine oluşan olumsuz havayı gidermeye çalışıyordu.

IMF ile aramızda önemli bir sorun yoktu. Dünya Bankası ile yeni bazı krediler konusu görüşüldü. 24 Ocak kararlarından sonra Türk ekonomisi henüz tam bir işlerliğe kavuşmamış, aksayan ve tekleyen yönlerin ortadan kaldırılması mümkün olmamıştı. Yabancılardan bu konuda yoğun eleştiri alıyorduk. Buna karşın Turgut Özal, alınan olumlu mesafe konusunda kendilerine hep aynı plağı çalmaya devam ediyordu. Özellikle Türk ekonomisini bizden daha iyi bilen IMF yetkililerine Özal'm söylediklerini kabul ettirmek pek mümkün olmuyordu. IMF Avrupa Masası Şefi Whittom ile yapılan bir görüşmede Turgut özal yine aynı edebiyatı yapmaya başla-yınca IMF yetkilisi şöyle deyiverdi.

— Mr. Özal, işmdi burada gazetecilerin önünde bir basm toplantısı yapsaydınız, bu söylediklerinizi bir yerde haklı karşılardım. Ama burada biz bizeyiz. Biraz da işin gerçek yönüne girelim de o bölümünü konuşalım... Durumunuz pek parlak değil..
Ancak Turgut Özal'm Washington'da karşılaştığı en büyük sürpriz bu değildi. Ortaya bir de Matthofer sorunu çıkıyordu. 24 Ocak kararlarından sonra Türkiye'ye yardım işinin koordinatörlüğünü üstlenen ve bu alanda Türk yetkililerle defalarca görüşerek ülkemize yardım sağlanması konusunda ciddi katkıda bulunan Mattho-fer'in tavrı artık değişmişti..

— Mr. özal, ben Almanya'da sosyal demokrat partinin bir bakanıyım. 12 Eylül harekâtından sonra ülkenizde insan haklarının çiğnendiği konusunda ciddi belirtiler var. Biz bu konuda, azınlığın sesi bile olsa bize gelen tepkileri dikkate almak durumundayız. Sizin siyasi problemlerinizi anlıyoruz ve nereden nereye geldiğinizi de biliyoruz. Ama insan hakları konusunda bası aşırı şeyler olursa, Türkiye'ye yardım konusunda ben artık devrede olamam..

Özal, Matthofer'in bu sözlerine çok bozulmuştu. Matthofer gibi etkili bir kimse devreden çıktığı takdirde Türkiye'nin almayı umduğu dış yardım işi ciddi biçimde aksayabilirdi. İşi biraz şakaya vurmayı denedi..

— Mr. Matthofer, siz bunları nasıl söyleyebiliyor-sunuz? Bu gibi şeyler her ülkede olabilir. Türkiye'deki yeni yönetim normal vatandaşla değil, anarşistlerle uğraşmaktadır. Siz de birkaç yıl önce Baider Meinhoff çetesini hapishanede becermediniz mi? Hepsi birdenbire oluvermişti hatırlarsanız..

— Orada öyle bir şey olmamıştır Mr. Özal..

Türkiye'nin bundan sonra petrol zengini Arap ülkelerine yönelmesini öğütleyen Matthofer, bir süre önce Atatürk'ün pul üzerindeki .resmine fes ve bıyık çizen ve tutuklanan Alman turist kızın durumunu gündeme getiriyor ve sözü «Almanya bu gibi davranışlara pabuç bırakmaz» demeye getirerek geçmiş yıllarda yaşadığı İspanya ile ilgili bir olayını anlatıyordu..

— Bir zamanlar diktatör Franco'yu bir İspanyol gazetesi gelinlik kız olarak göstermiş ve bir karikatürde birisinin kucağına oturtmuştu. Düşünün ki, İspanya gibi bir ülkede devlet başkanına yapılabilecek en büyük hakaret bu idi. İspanyol makamları gazeteyi hemen kapadılar. Ancak bizim de ilişkimiz olan bu Franco'ya karşı gazeteyi ertesi gün tekrar açtırdık.. Çünkü Alman devleti devreye girmişti.. Almanya insan haklarına ve demokrasiye her zaman sahip çıkmıştır, bundan sonra da çıkacaktır..

Matthofer, Türkiye'ye yardım koordinatörlüğünde artık kendisinin yeri olmayacağını ihsas ettirmeye başlamıştı..

YÜZ VERMEYİN

Turgut Özal ve Kaya Erdem, ekim ayı başlarında KİT genel müdürleri ile toplantı düzenlemeye başladılar. Bazı toplantılara bütün Genel Müdürler, bazılarına ise gerekli olanlar çağrılıyor, burada kendilerine uyanlar yapılıyor, direktifler veriliyordu.
Özal, 12 Eylül öncesinde yaptığı çok sert bir konuşmada KİT Genel Müdürlerini adeta azarlamıştı..

— İşçiye artık toplu sözleşmelerde bir şey vermeyin. Mantıklı sözleşme yapın. Korkmayın. Gerekirse atın. Yeni adam almayın. Solculara fırsat vermeyin. Binlerce insanı devlet kesesinden besliyorsunuz ve hiçbir iş yapamıyorsunuz..

12 Eylül'den sonra özal'ın toplu sözleşmelerde işçiye fazla artış sağlanması kuşkusu giderilmişti. Yüksek Hakem Kurulu işi götürüyordu. KİT Genel Müdürlerinin karşı çıkmalarını gerektiren solcuların da sesleri çıkmıyordu. Bu nedenle, KİT yöneticileriyle yapılan toplantılarda artık temel espri «bir tüccar gibi, serbest ekonomi kurallarına göre» hareket etmeleri oluyordu.

Toplantılarda KİT Genel Müdürleri mevzuattan yakındıkça Özal «Mevzuatı da düzelteceğiz, az daha sabredin» diyor, borçlarını ertelemelerini, alacaklarını hızlandırmalarını istiyordu.

Bir toplantıda söz alan Kaya Erdem, çok sinirlenmişti. KİT Genel Müdürlerinden bazılarının 24 Ocak esprisini halen kavrayamadıklarını söylüyor, «Çok üzgünüm, böyle giderse bu işin sonu hiç de iyi olmayacak» diyordu.

Ancak yapılan zamlarla KİT'lerin parasal durumunun daha iyiye gittiği de o dönemde inkâr edilemezdi. Ürettikleri her malın ve hizmetin ücretine sık sık zam yapılıyor, personel harcamalarının ve personel sayısının belli bir çizgiyi aşmasına kesinlikle izin verilmiyordu.

Özal, bu konuda temel ilkesini açıkça ortaya koymuştu:

— Yaşayan yaşar, yaşayamayan tasfiye olur gider. Tabii Genel Müdürü de birlikte gider. Ben size her yıl milyarlarca lira sübvansiyon veriyorum. Sizin ürettiklerinizi ithal etsem çok daha ucuza getiririm..

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir