Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

14 Eylül 1980 Pazar - Özal Halit Narini Arıyor

Burada Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

14 Eylül 1980 Pazar - Özal Halit Narini Arıyor

Mesajgönderen TurkmenCopur » 11 Ağu 2011, 00:03

14 EYLÜL PAZAR
ÖZAL, HALİT NARİNİ ARIYOR


Özal sabah erkenden Genelkurmay'a gitti. O gün grev ve lokavt uygulamalarının kaldırılması konusu görüşülecek ve toplu sözleşme görüşmeleri devam eden, ya da kesilmiş bulunan işçilere verilecek avans oram belirlenecekti. Gelecek günlerde yoğun bir toplu sözleşme dönemi yeni kurulacak hükümeti bekliyordu. Askerler işçilerin mağdur edilmemesini istiyorlar, bu nedenle soruna en kısa zamanda çözüm getirilmesinin zorunlu olduğunu belirtiyorlardı.

Özal'ın getirdiği yüzde 70 avans uygulaması önerisi toplantıda bulunan üst düzeyde komutan ve uzman subaylar tarafından benimsenmiş, MGK'nın da bunu benimseyeceği anlaşılmıştı. Durum böylece ortaya çıkmış, ancak Özal'ın içine bir kuşku düşmüştü. Acaba özel sektör bu işe ne diyecekti?
Çevrede kendisine gösterilen bir telefona gitti ve Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı, yakın dostu Halit Narin'i aradı.

— Halit, ben yüzde 70 diyorum. Askerler de bu fikre yatkın. Herhalde kabul edilecek. Sen ne dersin?

— Yok yok, çok olmaz. Haydi artık güçlük çıkarma. Sonra beni de müşkül durumda bırakırsın..

Özal toplantıya döndüğünde sorun artık çözümlenmişti. Konuyla ilgili MGK bildirisi yazıldı. Bir sorunun daha çözümlenmesine katkıda bulunan Özal subaylara «Bu işin uygulamasını biz hallederiz. Ötesini bize bırakın» diyordu. Zaten Başbakanlıkta, Müsteşar Yardımcısı Kâzım Oksay başkanlığında 24 Ocak kararlarından sonra kurulmuş bir Toplusözleşme Koordinasyon Kurulu vardı.. Sonra Yüksek Hakem Kurulu kurulacaktı.

SİZİ BAKAN YAPIYORUZ

Halit Narin'le yaptığı konuşmadan biraz sonra Turgut Özal'ı, Evren Paşa'nın odasına çağırdılar.. Evren Paşa makamında oturuyordu. Masanın kenarında kapı tarafında Başbakan adayı Turhan Feyzioğlu, ortada Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin oturmuşlardı. Turhan Feyzioğlu'nun karşısındaki koltuk boştu. Dörtlü bir toplantı oluyordu.. Evren Paşa Feyzioğlu'nu «Başbakanımız» diye takdim etti.

Söze Turhan Feyzioğlu, Turgut Özal'ı öven sözlerle başladı:

— Turgut Bey, son aylarda Başbakanlık Müsteşarlığı döneminizde ekonomiyi kurtarma konusunda çok büyük hizmetler verdiniz. Bunları saygıyla izledik. Dışarıyla ve özellikle IMF gibi uluslararası kuruluşlarla iyi ilişkileriniz var. Bunlarla iyi şeyler yaptınız. Türkiye'nin ekonomik meselelerini de iyi biliyorsunuz. Bu yeni dönemde ekonomik meselelerin ağırlığını koruyacağını biliyoruz. Bunların çözümü için dış ekonomik meselelerin halledilmesi gerekiyor.. Sayın Devlet Başkanımız yeni hükümeti kurma şerefini bana verdiler. AP ve CHP gibi partilerden namuslu, Atatürkçü arkadaşları, bunlara ek olarak da bazı teknisyen arkadaşları bakan yapmayı düşünüyoruz. Mesela Mehmet Gölhan'ı Sanayi, Necdet Seçkinöz'ü Enerji Bakanlığı için düşünüyoruz... Sizi de Bakanlar Kurulu'nda dış ekonomik ilişkilerle görevli Devlet Bakanı olarak görevlendirmek istiyoruz..

Özal, Başbakan adayı Feyzioğlu'nu dinledi, sözlerini bitirince bir süre gözlüklerini düzeltti ve kendisine şöyle dedi:

— Sayın Feyzioğlu, ben öyle anlıyorum ki siz benim şu son 9-10 ayda yaptığım görevi tam iyi takip edememişsiniz. Benim yaptığım işlerin ağırlığı esas itibariyle dışarıda değil içeridedir. 24 Ocak programı büyük ölçüde içeriyle ilgilidir. Ben Koordinasyon Kurulunun, Para Kredi Kurulu'nun başıyım. Yaptığımız işin gösteriş tarafı belki dışarıda olabilir ama dışarısı yaptığımız işin ancak yüzde 30-40'mı alır. Onun için benim sizin şimdi yapmış olduğunuz bu teklifi kabul etmem mümkün değildir. Çünkü o zaman meseleyi götürmemiz mümkün olmaz...

— Peki siz nasıl bir görev düşünürsünüz?

— Ben bugüne kadar hiçbir göreve kendiliğimden talip olmadım. Bize her zaman belli görevler verildi.. Biz bunları kabul ettik veya etmedik. Ancak şimdi burada memleket için fevkalade önemli bir noktadayız. Bunu benim tarif etme mecburiyetim vardır. Ben gerçi bu son dönemde Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Müsteşar Vekili olarak görev yaptım ama, sizler de biliyorsunuz ki Maliye Bakanı da dahil olmak üzere Bakanlardan daha güçlü durumda idim. Şundan dolayı güçlü idim.. Arkamda bir siyasi güç vardı.. Bir Başbakan vardı.. Bir parti vardı. O bakımdan güçlüydüm. Yoksa bu elbette ki benim şahsiyetimden gelen bir güç değildi... Bize bir görev verilmişti ve unvan düşük olmasına rağmen Baş-bakan'dan aldığımız güçle hareket ediyorduk. Yeni hükümette muhtemelen böyle bir durum sözkonusu olmayacaktır.

— Peki siz ne istiyorsunuz Turgut bey?

— Efendim hadise şudur.. Ben bu vaziyette meselenin bütün sorumluluğunu üzerime almak isterim. Onun da yolu şudur: Bana ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı unvanı verilir. Bütün iç ve dış ekonomik işlerden ben sorumlu olurum. Aynı zamanda Maliye ve Ticaret Bakanlıkları da bana verilir. Yani bu Bakanlıklar bir anlamda bir araya getirilir. Bana da Başbakan Yardımcısı, Maliye ve Ticaret Bakanı unvanı verilir..
Turhan Feyzioğlu, Özal'ın bu önerisini duyduktan sonra adeta yerinden sıçradı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu..

— Sayın Özal, bu teklifinizin anayasaya ve devletin bütün kurallarına aykırı olduğunu bilmiyor musunuz?

Ancak Özal soğukkanlılığını yitirmiyordu. Gülümseyerek şöyle dedi:

— Sayın Feyzioğlu, kumandanlarımız buradalar. Eğer benim bu söylediklerim anayasaya aykırı ise, onlar bir karar çıkartırlar ve bunun anayasaya aykırılığı falan kalmaz.

Ancak gerek Evren Paşa'nın, gerekse Ersin Paşa'nın görüşleri de Turhan Feyzioğlu'ndan farklı değildi. Özal'm istediği türde bir görevin çok ağır geleceğini, bir kişinin bunların üçünü birden kaldırmasının çok güç olacağını söylüyorlardı. Ancak Özal ısrarlı idi.

— Paşam siz işin o yönünü bana bırakın. Ben kaldırırım. Eğer ekonomide başarıya ulaşmayı istiyorsanız bu iş ancak benim söylediğim gibi yapılır.
Özal'ın ısrarlı tutumuna karşın, Turhan Feyzioğlu da görüşlerinden ödün vermeye yanaşmıyordu.

— Sayın Devlet Başkanım, size şunu arz etmek istiyorum.. Gerçi ben Hukukçuyum ama Üniversiteye ilk girişim İktisat ve Maliye Asistanı olarak olmuştur. İlk kitabım da bir iktisat çevirisidir. Onun için iktisadi konulara pek yabancı sayılmam. Ekonomiyi rayına oturtmak için istikrar tedbirleri şarttır. Ancak ekonomiyi yönetme görevi kim olursa olsun bir tek kişiye verilmemelidir. Başbakan'm direktifleriyle çalışan bir Ekonomik Kurul vardır. Güçlü bir Maliye ve Planlamanın bilgileri ışığında kararlarını alır ve uygulatır. Ancak böyle olursa ekonomik hatalar önlenir..

Feyzioğlu sonra Turgut Özal'a döndü:

— Turgut Bey, güçlü bir ekip olursa işler çok daha iyi yürür. Dış ekonomik ilişkilerden sorumlu olunca sık sık dışarıya gitmeniz gerekecek. Müsteşarınız öbür bakanlara hayır diyemeyecek. Her bakanlığın bin bir tane çetrefilli işi vardır. Bunların hepsinden bir kişi sorumlu olursa altından kalkamaz, ezilir.. Onun için, istikrar tedbirlerinin devamı ve selameti açısından dış ekonomik ilişkileri başlattığınız yerden sizin götürmeniz yararlı olur..

Turgut Özal, kendi görüşlerinin doğru ve haklı olduğu konusunda Evren ve Ersin Paşa'larla Feyzioğlu'nu ikna etmeye çalışıyordu. Feyzioğlu tekrar konuştu:

— Hiç boşuna uğraşmayın Turgut Bey, bu konuda beni ikna etmeniz mümkün değildir..

Devlet Başkanı'nın Genelkurmay Başkanlığındaki makamında hükümeti kurma çalışmaları, Özal'la bu konuşmanın yapıldığı sırada olanca hızıyla sürdürülüyordu. Turgut Özal, işin sadece bir kesiti idi. Bunun dışında AP ve CHP'den görev önerilecek Atatürkçü'ler, teknisyenler ve ayrıca Adnan Başer Kafaoğlu, Zeyyat Baykafa, İlhan Evliyâoğlu, Kemal Cantürk, Sabahattin Alpat gibi isimlerle birlikte belli bakanlıklara getirilmesi düşünülen bazı askerler de vardı! Maliye Bakanlığı için Sabahattin Alpat, Ticaret için Adnan Başer Kafaoğlu düşünülüyordu.

Komutanlar, Feyzioğlu ve Özal arasında yapılan görüşme uzuyor, ancak ortak bir noktaya varılması mümkün olmuyordu. Özal ısrar ediyordu:

— Sayın Devlet Başkanım, Maliye ve Ticaret Ba-kanlıkları da bana verilmediği sürece bu iş gitmez. Para Kredi Kurulu'nda bu iki unsur var. Ben işimi kurullarla yürütürüm. Tabii bunların dışında Planlama ve Merkez Bankası'nın da bana bağlı olması gerekecektir. Zor olacağını ben de biliyorum ama başka çare yoktur. Aksi halde önüne gelen herkes olayı bir yanından çeker ve iş aksar. Hatırlarsınız, 1971 yılında 12 Mart olayından sonra reform hükümeti kurulmuştu rahmetli Nihat Erim tarafından. Büyük iddialarla Atilla Karaosmanoğlu'nu falan getirip beyin kabinesi kurdular. Ancak Maliye ayrı taraftan çekti, Merkez Bankası ayn çekti, Ticaret ayrı çekti ve sonuçta ortada kaldılar..

Sonuçta Evren ve Ersin Paşa'larla Feyzioğlu, Özal'a ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcılığı unvanı verilmesine razı oldular. Ancak Maliye ve Ticaret Bakanlıklarının aynı kişide toplanmaması gerektiği biçimindeki görüşlerini değiştirmediler.. Böyle bir işlemin mümkün olmadığını savunarak bu durumun hem Anayasa, hem de devletin geleneklerine aykırı olduğu konusunda ısrar ettiler.

— Peki Paşam, eğer izin verirseniz ben bu durumu 24 saat düşüneyim. Arkadaşlarımla bir konuşayım. Bu iş Maliye ve Ticaret olmadan sadece Başbakan Yardımcılığı ile yürür mü, yürümez mi, buna bir karar vereyim..
izin isteyip dışarıya çıkan Turgut Özal, biraz sonra koridorda Evren Paşa ile karşılaştı..

— Turgut Bey, bu meselede yardımcı olmanız gerekir. Memleket meselesidir. Önümüzdeki dönemde ekonomik konular çok sık gündeme gelecek.

— Paşam ben elimden geleni yapmak istiyorum. Yapmak istediğim de doğru olan şeydir. Siz hiç merak etmeyin, nasılsa bir formül buluruz..

ŞİMDİ NE YAPILMALI?

14 Eylül pazar günü Genelkurmay Başkanlığından çıkan Turgut Özal, doğruca evine gitti. Öğle yemeğine oturmadan önce yakın çalışma arkadaşlan Yıldırım Aktürk, Hüsnü Doğan, Ekrem Pakdemirli, Adnan Kahveci ve Hasan Celal Güzel'e telefon ederek eve çağırdı. Onlara sabah yapılan konuşmaları ayrıntılı bir biçimde anlattı.

— Çocuklar bakarsınız 12 Eylülden sonra bu programı çok daha iyi yürütebiliriz. 12 Eylül bizim daha önce yapamadığımız pek çok şeyi yapma fırsatını verebilir. Askerlerin bizden çok farklı düşünmediklerini hissediyorum. Biz bu anarşiden, Parlamentonun çalışmamasından neler çektik. Şimdi bu adamların iki dudağı arasından çıkan söz kanun olacak.. Grev hikâyesi falan yasaklanıyor. Yani daha rahat çalışma durumu çıkabilir bundan sonra..

— Abi, anlaşılan şimdi kartlar senin elinde. Pazarlık gücün yüksek. Askerlerin elinde şu anda senden başka alternatif bulunmadığı da anlaşılıyor. Bu ihtilali herhalde daha önce yapacaklardı ama yokluklar, kıtlıklar varken yapmak istemediler. Şimdi 24 Ocak'm başarısını gördükten sonra yapmayı tercih ettiler... Bunlar yeni bir metod, yeni bir formül aramıyorlar. Hele dış ekonomik ilişkilerde senin tek, alternatif olduğunu anladıklarına göre bu işi seninle yürütmeye elleri mahkûm. Bundan sonra bu durumu iyi kullanmak ve pazarlığı çok iyi yapmak lazım.

— Turgut abi, burada düşünmemiz gereken şu olmalı.. Biz sorumluluğumuzu devam ettirirsek ne olur, desteğimizi çekersek ne olur? Bunun muhasebesini yaptığımızda ekonomide her şeyi düzeltememişiz ama bazı iyi noktalara şu anda gelmişiz. Ancak birkaç gün öncesine kadar Meclisler çalışmadığı için, bu işin arkasını göremiyorduk. Şimdi bu işi askerler yürütecek ve daha rahat kanun çıkacak. Bu bizim için büyük avantaj. Vergi kanunlarından başlayıp gerekli her kanunu istediğimiz biçimde çıkartmak mümkün olur.. Askerler iş başında olduğu sürece programı daha rahat götüre-biliriz gibi geliyor bana..

— Yalnız, en başından işi ciddi tutup taviz vermemek gerekiyor. Veya en az tavizle durumu idare etmek lazım. Çünkü taviz verildikçe hem bazı askerlerden, hem de sivil bürokrasideki bazı adamlardan programa tepki gelebilir ve iş yörüngesinden çıkar.. İkincisi kadro konusunda hiçbir taviz vermemek gerekir. Aksi halde tek başınıza kalırsınız. Etrafınız tamamen yontulur ve dolayısıyla başarısız olursunuz. Bir de şu var.. Biz şimdi görev alırsak, daha önce çalıştığımız ekibin tavrı ne olur? Onları karşımıza almaz mıyız?

— Şimdi çocuklar, dediklerinize katılıyorum. İşi taviz vermeden götürmeye çalışacağım. Ancak askeri idarede benim bu pazarlık gücüm ne kadar olacak? Bunu şimdiden bilmek mümkün mü? Ama yapacağız bakalım bir şeyler. Ekibi de dağıtmadan götürmeye çalışacağım elbette bu işi.. Bir de şunu söyleyeyim, ben Süleyman Bey'le konuştum görev alma konusunda.. Çalış dedi. Ekrem Ceyhun'la da konuşmuş Gelibolu'dan.. Ona da söylemiş, işin içinde olanlar kalsın ve göreve devam etsin diye.. Memleket hepimizin demiş. Bana da aynı şeyi söyledi..

Özal'la yakın çalışma arkadaşlarının yaptığı toplantı bir saat kadar sürdü. Sonuçta Özal'ın askerlerle ve Feyzioğlu ile yapacağı görüşmelerde mümkün olduğu kadar az ödün vererek işi götürmesine karar verildi.. Ancak ekip, Turhan Feyzioğlu adından hiç hoşlanmamıştı. Kendisiyle bu iş nasıl götürülürdü? Başbakan Feyzioğlu ile Özal ve ekibi arasında en kısa zamanda ciddi sorunlar ortaya çıkmaz mıydı? Özal da, yakın çalışma arkadaşları da bu kuşkuyu duyuyorlardı.

ÖZAL: BAŞBAKAN ASKER OLSUN

Arkadaşlarıyla yaptığı konuşmadan sonra biraz daha moral kazanan Turgut Özal, öğleden sonra MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık Paşa'yı aradı ve randevu istedi. «Buyurun, gelin» denildi.

Özal doğru, İkinci Başkan Necdet öztorun Paşa'nın odasına girdi. Öztorun Paşa kendi makamında çalışırken, odanın diğer bir köşesinde Haydar Saltık Paşa ile oturdular.

— Paşam, sabahleyin sayın Evren Paşa'nın odasında idim. Size çok açık söyleyeyim, oradaki manzarayı görünce şaşırdım. Şimdi Paşam, bugüne kadar sizinle hep dostça temaslarımız oldu, onun için sizinle bu kadar açık konuşabiliyorum.. Siz bir ihtilal yapmışsınız ve diğer dört partinin başkanını göz altına almışsınız. Beşincisini ise Başbakan yapıyorsunuz. Bu nasıl oluyor, ben anlayamadım. Halkın da bunu benimsemesi bence çok zordur. Sonra sayın Feyzioğlu taraftan olan bir Kimse de değildir. Ancak yüzde 3 oyu vardır. Aydınlar arasında da fazla sevilmez. Yukan seviyede taraftarı olduğunu da sanmıyorum.

— Ama namuslu ve Atatürkçü bir kimsedir.

— Paşam bu Atatürkçülük konusu Türkiye'de fevkalade şey olmuştur.. Herkes bunu kendine göre kullanmaya çalışmıştır. Solu da, sağı da.. Biz kendisinin Atatürkçü olmadığını söylemiyoruz ama meseleyi o açıdan görmüyoruz. Benim tavsiyem, niçin buraya Başbakan olarak bir asker getirmiyorsunuz? Mesela siz olabilirsiniz. Mesela Bülend Ulusu yeni emekli oldu.. O da olabilir.

— Birinci Ordu Komutanı Necdet Üruğ Paşa da var. Çok değerli bir askerdir. O da olabilir. Ama artık karar verildi Feyzioğlu'na.. Değişir mi, değişmez mi bilemem..

— Elbette, Üruğ Paşa da olabilir... Bakın Paşam ben size aslında şunu arzetmek için gelmiştim. Sabah Evren Paşa'nın odasında bana görev teklif edildi.. Başbakan yardımcılığı konusunu kabul ettiklerini tahmin ediyorum ama ben Maliye ve Ticaret Bakanlıklarının da bende olmasını istemiştim. Şimdi biz arkadaşlarla da düşünüp taşındık. Bir kolaylık olsun diye söylüyorum, Ticaret Bakanlığı'nı bırakabilirim. Ama Maliyeyi bırakamam. Bu işi götürmem isteniyorsa Maliye Bakanlığı'nın bana bağlı olması lazımdır. Bu şartla bu işi kabul ederim. Siz bu söylediklerimi lütfen sayın Evren Paşaya iletin Paşam..

— Ben arzederim..

Kaynakça
Kitap: Özal Ekonomisinin Perde Arkası: 12 Eylül
Yazar: Emin Çölaşan
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Turgut Özal Ekonomisinin Perde Arkası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir