Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve Sonuçları

Burada 1774-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve Sonuçları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Ağu 2011, 18:36

1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI VE SONUÇLARI

Meşrutî Osmanlı Devleti'nin yeni kabinesi kendisine zorla dayatılan hiçbir tedbiri kabul etmek istemiyordu: Türkiye, Paris Antlaşması'nın 9. maddesi uyarınca yabancı devletlerin her türlü müdahalesine karşı güvence altına alınmıştı, yasalar çıkartmak ve ıslahatları uygulamak için de kendi parlamentosuna sahipti. Rusya, buna cevaben 23 Nisan'da elçisini geri çağırdı ve savaş ilan etti.

Rus Çarı, Avrupa'nın iradesinin eli silahlı infazcısı olarak sahneye çıkıyordu. Eskiden Rus birlikleri, düşman devletin sınırı olarak sadece Prut Nehri'nden geçiriliyordu. Ama şimdi Romen ordusunun direnişi söz konusu idi. Çar bu yüzden Romenlerden yardım istemek üzere değil, aksine Romanya topraklarından güvenli bir şekilde geçebilmek için gerekli tedbirleri almıştı. 1856 yılında Besarabya'nın kaybedilen bölgesinin Rusya tarafından tekrar ilhakı Livadiya müzakerelerinde Romen Prensi Karol'un başbakanı J.C. Bratianu nezdinde gündeme getirilmiş olmasına rağmen, 16 Nisan'da Romanya ile bir askerî antlaşma imzalandı. Bu antlaşmaya göre Rusların nakil ve erzak teminleri kolaylaştırılacak ve her türlü destek sağlanacaktı. Rus askerleri, 22 Mayıs'ta ülkenin bağımsızlığını ilan eden Romanya kabinesinin bu antlaşmayı onaylamasını beklemeden ya da onaylanacağına kesin gözü ile baktıkları için, "halka" seslendikleri küçük düşürücü bir bildirge ile Romanya topraklarına girdiler.

Antlaşma, Romanya parlamentosu1 tarafından onaylanmadan önce Rusların dört kolordusu, 8., 9., 11. ve 12. Kolordular, Sculeni ve Leova'da Prut Nehri'ni geçtiler. Kalas (Galati) ve Türkler tarafından top ateşine tutulan İbrail, çok daha önceleri dost toprakları olarak işgal edilmişti. 1828 ve 1853 yıllarındaki gibi Dobruca'ya akın etmek akıllıca görünmüyordu. Mayıs ayı çıkmadan Tuna hattı boyunca her yere Rus birlikler konuşlandırılmıştı ve 7 Haziran'da çar, yanında Büyük Dük [NikolaJ ile birlikte bizzat geldiği Ployeşti merkez karargâh olarak tayin edilirken, Olt Nehri kenarındaki Slatina'ya kadar birkaç alay gönderilmişti . Romanya'nın başkenti en azından Rus askerlerini barındırmaktan kurtulmuştu.

Bu arada demiryollarının eksikliği Osmanlı ordusunun hızlı bir şekilde yoğunlaşmasını engelliyordu. Rusçuk'ta 10 bin kadar Türk vardı ve Yergöğü'nden Skobelev komutasındaki Rusları gözetliyorlardı. Gerek Yergöğü, gerekse sadece Romenlerin bulunduğu Kalafat top ateşine tutuldu ve Romanya'nın savaş ilan etmesine neden oldu .

İlk Ruslar, 26 Haziran'ı 27 Haziran'a bağlayan gece, önlerinde güçlü bir düşman bulamadan, Zimnice'de Tuna Nehri'ni geçtiler. Kazaklardan oluşan süvari öncü birlikleri Plevne'de sadece bir piyade bölüğü ile karşılaştılar. 14. Kolordu 22 Haziran'da İbrail ve Kalas üzerinden Dobruca'ya girmişti. Ruslar bu arada Asya'da Poti önlerine bir Türk filosu geldikten sonra, 20 Nisan'da Doğubeyazıt ve Ahalcık'ı işgal etmişlerdi.

Böylece Rusya'nın bu yeni savaşta Avrupa'da 120 bin ve Asya'da 60 bin askeri vardı. Bu iki orduyu birleştirerek - 8 Haziran'da İngiltere'ye söz verdiği gibi5 - İstanbul'u fethedemese de, en azından kuşatıp, etrafını sarabileceğim umuyordu . Olayların, Petersburg çevrelerinde eski Bâbıâli elçisi iyimser General İgnatiyev'in sürekli olarak verdiği güvencelerden sonra kabul edildiğinden çok farklı bir yöne dönmesinin iki önemli sebebi vardı: Birincisi, İstanbul'un Midhat Paşa ve halefi Edhem Paşa yönetiminde anavatanlarını sadece Avrupa örneğine uygun olarak gençleştirmek için değil - orduya kıyafet ve erzak temin etmek için büyük meblağlar bağışlanmıştı - aynı Avrupalıların hücumuna karşı korumak için de yapmaya hazır yönetici çevrelerinin ruh durumu ve ikino cisi, Kırım Savaşı'nın Fransız subayları ve yetiştirdikleri Türk subaylan tarafından kurulan ordunun gücü .

Rıza Paşa ve yardımcısı Mehmed Rüştü Paşa'dan sonra Hüseyin Avni Paşa, daha sekiz yıl önce çok gösterişli olmayan, ama bir o kadar dayanıklı ve fedakâr silahlı kuvvetleri tamamen değiştirmişti. Hristiyanlar eski efendileri ile herhangi bir silah kardeşliği kurmak istemediklerinden10, Müslüman olan askerler, Nizâm ordusunda aktif olarak dört yıl, ihtiyat askeri olarak iki yıl ve redif ve mustahfiz olarak üç yıl hizmet veriyordu. İstanbul, Şumnu, Manastır, Erzurum, Şam, Bağdat ve Yemen kolorduları olmak üzere, yedi kolorduya ayrılmış ordu, başıbozuklar, Kürtler ve Araplar hariç olmak üzere, 134 bin piyade, 20 bin 500 atlı, 15 bin topçu ve ilk saflarda 540 top ile 96 bin başka asker ile 250 bin rediften oluşuyordu. Böylece gerektiğinde düşmanın üzerine toplam 660 bin asker gönderilebiliyordu. Savaşın gerçekleştiği yıl yapılan bir tahmine göre, 813 bin asker ve 2 bin 12 top vardı . Subaylar, harp okullarının orta ve yüksek okul kısımlarından geliyorlardı. Etrafı nargilesini ve kahvesini taşıyan sayısız seyisle çevrili tembel bir binbaşı gibi görüntüler artık nadiren görülüyordu. Yerine sıkça 20 yaşlarında genç albaylarla karşılaşılıyordu. Yine de astsubay sınıfında fazla bir değişiklik yoktu. Tıpkı eskiden olduğu gibi, alay okulları, askerî bir talimat ve kanunnâmeler ve müfettişlik sistemi eksikliği vardı. Şnayder, Peabody ve Martini-Henry silahlarının yerini Minie silah fabrikasının silahları almıştı. Böylece ordu donanımı Kırım Savaşı'nda olduğundan çok daha iyi idi, ama aylık ödemeler her zamanki para sıkıntısından dolayı bir türlü düzene konamamıştı. Tophane'de, Kırkağaç'ta ve Zeytinburnu'nda yıllardır ordu ve donanma için gerekli teçhizatları temin etmek için çalışılıyordu.

Zırhlıları bu savaşta Tuna Nehri'ne gönderilen donanmaya gelince, daha Fuad Paşa zamanında 20 gemi ve 5 zırhlı firkateyn inşa edilmişti . Daha sonra İngiltere'de masrafları sultanın kendisi ve Hazine tarafından karşılanmak üzere, birkaç tane daha gemi inşa edildi. 1870 yılından sonra Sultan Abdülaziz, gerçekten de kendi eseri olan bu donanmada gururla 21 zırhlı gemi, 5 buharlı firkateyn, 12 buharlı korvet, 5 gambot, 26 nakliye gemisi olmak üzere toplam 185 gemi, yaklaşık 2 bin 500 top ve 8 yıl askerlik yapan 28 bin 500 asker sayıyordu. Heybeliada'da bu arada bir Bahriye okulu kurulmuştu. Böylece Osmanlı Devleti 1876 yılında 16 zırhlı olmak üzere iyi durumda 116 gemiye ve 25 bin savaşan bahriyeliye sahipti .

Türkler, saldırıya geçmek istemiyorlardı. Rusçuk ve Ahmed Eyüp Paşa'nın komutası altındaki Silistre karargâhlarında serhad boylarında 30 bin asker hazır bekliyordu. Osman Paşa, Nisan ayından beri 40 bin askeri ile Vidin'e konuşlanmıştı. Süleyman Paşa, aynı büyüklükte bir ordu ile Karadağlıları gözetim altında tutarken, Sırpları yenen Abdülkerim Paşa, yaklaşık 50 bin askerle Şumnu karargâhında idi. Buradan Balkan geçitlerini savunmak için diğer ordularla kolayca birleşebilirdi . 25 Haziran'da Ermeni Loris Melikov'a karşı Sevin Muharebesi'ni kazanan, Sohumkale'yi ele geçiren ve Fazıl Paşa'nın 10 bin askerini Abaza Dağlan'na saldırıya gönderen Ahmed Muhtar Paşa, Asya'ya hareket etti. Rusların 30 Nisan'da aldıkları Doğubeyazıt, düşmanın eline geçti ve Batum yakınlarında Ruslar yeni bir mağlubiyet yaşadılar. Bundan cesaret alan Kafkasya Müslümanları ayaklandılar, ama ayın sonuna doğru huzur tekrar sağlandı. Temmuz ayı başlarında Kars Kalesi'nin kuşatması kaldırıldı.

Hobart Paşa komutasında Tuna ağızlarına gelen dört zırhlı gemi, Rus gemilerinin mayınlarla Tuna'ya girişi imkânsız hâle getirmelerini engelleyemedi. Ayrıca düşmanın yeni bir icadı olan torpido gemileri Tuna Nehri üzerinde seyreden bu araçları engelliyordu .

General Gurko komutasındaki 10 bin Rus askeri, Tuna Nehri'ni geçtikten sonra Bulgaristan'ın eski başkenti Tırnova üzerine yürüdü. Ployeşti'de bir Bulgar gönüllü ordusu Ruslarla birleşmişti bile. Amaçları buradan Türkler tarafından korunan Şıpka Geçidi'nden Edirne'ye ilerlemekti. Ama bu birliklerin ilerleyişi giderek "büyük harekâtın çerçevesinden çıkıyordu". Gurko, 7 Temmuz'da Tırnova'ya geldi ve 18 Temmuz'da Abdülkerim Paşa'nın askerleri tarafından rahatsız edilmeden Balkan geçidine geldi ve Abdülkerim Paşa bu davranışından dolayı derhal görevinden alındı. Rus karargâhı Temmuz ayı bitmeden Yeni Zağra önlerine kurulmuştu bile. Ancak ilerleyen Rus birliklerinin karşısına Hersek'ten acilen buraya çağrılan ve Antivari'den [Bar Arnavutluk] Enez'e deniz yoluyla, sonra da demiryolu ile Edirne'ye geçen Süleyman Paşa çıktı. Ağustos sonunda meydana gelen Eski Zağra Muharebesi'nden sonra geri çekilmeye zorladı ve Rusların tarafına geçen Bulgarları cezalandırdı.

Bu arada 9. Kolordu 16 Temmuz'da Niğbolu'yu teslim olmaya zorlamıştı . Ama General Schilder 19 Temmuz'da Plevne önlerine geldiğinde, buraya Vidin'den gelen - Sofya'da olduğu sanılıyordu! - ve Bulgaristan'daki bu pazar şehrinin savunması sırasında büyük bir ün kazanacak olan Osman Paşa ile karşı karşıya geldi. Rusların öncü birlikleri iki kez büyük kayıplarla yenildiler. Elinin altında hemen yeni askerler bulundurabilmek için, gerek çarın kardeşi Büyük Dük Nikola, gerekse çarın kendisi Romanya Prensi Karol'dan Niğbolu'yu kendi Romen birlikleri ile işgal etmesini talep etti. Nikola, Romenlerin katılımını daha Nisan ayında yaveri aracılığıyla sözlü olarak istemiş ve Mayıs ayı başında bu amaçla gerekli tedbirleri almıştı. Romen birlikleri, Olt Nehri'nin diğer tarafında "Küçük Eflak'a" konuşlanmışlardı. Romanya'nın ilk hatta 50 bin askeri vardı. Gorçakov, buna karşı idi ve etkisi altında bulunan Rus Çarı Mayıs ayında resmi olarak, devlet olarak varlıklarını bir tek Rusya'ya borçlu olan Romenler tarafından teklif edilen ittifakın gereksiz ve uygunsuz olduğunu ve ülkenin savunulmasının Rus harekâtının sadece mütemmim bir parçası olduğunu açıkladı. Cevap "hemen ve nihai" bir biçimde verilmeli idi: Her halükarda başkomutanlık Rusya'da olacaktı. Diplomatik müzakereler hemen kesildi, ama serhad boylarındaki paralel harekât devam ediyordu ve Niğbolu ele geçirilmeden önce Romenlerin Tuna Nehri'ni geçmesi için hazırlıklar yapılmıştı. Ancak Prens Karol, kendi görüşünü kabul ettirmeden Rusların bu davetine katılmak istemiyordu .

Osman Paşa, Temmuz ayı bitmeden Lofça'yı işgal etti ve Tırnova'ya doğru ilerleyecekmiş gibi görünüyordu. 30 Temmuz'da General Krüdener, Plevne'de Türkler tarafından geri püskürtüldü. Büyük Dük Tırnova'dan ayrılmak ve Byela'da yeni bir karargâh kurmak zorunda kaldı. Rus Çarı bu arada Tuna Nehri'ne doğru birkaç kilometre yol almıştı.

En büyüğü Alman mühtedi Kari Detroit, nâm-ı diğer Mehmed Ali Paşa'nın komutası altında olmak üzere, üç Türk ordusunu birleştirmek, ne Mehmed Ali Paşa'nın, ne de Osman Paşa'nın yapabileceği bir şey değildi.

Tuna Nehri'nin diğer kıyısına acilen çağrılan müttefik Romen birliklerinin41 31 Ağustos'ta buraya gelişi ile Osman Paşa çok geçmeden, özellikle de Lofça'yı aldıktan sonra hareketlerinde felç olmuş gibi hissetmeye başladı. Prens Karol nihayet ordusunun bağımsızlığının tanınmasını sağlamıştı ve yardımcıları kurmay başkanı olarak yaşlı General Zotov ve daha sonra "yaver" sıfatıyla Todleben ile birlikte Plevne önlerinde derhal başkomutanlığı üstlendi. Osman Paşa, Eylül ayı başlarında Lofça'yı kaybetti ve bundan böyle sadece Plevne'yi kat kat üstün - 18 tümen ve çarın kendisi - bir düşmana karşı dört ay boyunca savunarak büyük bir şan kazanacaktı.

I. Griviça kapalı tahkimatı, Romenler tarafından büyük kayıplarla işgal edildi, ama II. Griviça'ya dokunamadılar. Diğer taraftan Skobelev'de dış tahkimatın bazısını ele geçirmişti, ama çok geçmeden müttefikler Plevne'nin sadece sıkı bir abluka ile kazanılabileceğini anladılar. Sivastopol'ün buraya çağrılan savunucusu General Todleben de aynı tavsiyede bulunmuştu. Aralarında muhafız kıtalarının da bulunduğu 12 bin asker Plevne önlerinde bekliyorlardı ki, kış ortasında 10 Aralık'ta Rusların kuşatma hattını kırmak için saatlerce süren çaresiz son bir hücumdan sonra yaralı Osman Paşa nihayet teslim oldu. Ahmed Muhtar Paşa, Ekim ayı ortalarında Alacadağ'da Zivin Muharebesinde birliklerinin büyük bir bölümünü kaybetmişti ve Kars'a kaçmak zorunda kaldı. Kasım ayı ortalarında Kars Kalesi de alındı. Büyük Dük Mihail buraya yerleşti ve 17 bin asker Ruslar tarafından savaş esiri olarak götürüldü. Bu "eşi benzeri olmayan bir mağlubiyet" idi.

Şimdilik Serasker Mehmed Ali Paşa'nın ordusunun tamamı duruyordu. Şevket Paşa, Orhaniye'de yeni bir ordu toplamıştı ve Süleyman Paşa, Lom ve Yantra nehirleri kıyılarına konuşlanmış Rusları oyalıyordu; hatta Osman Paşa'ya yardıma koşmaya bile çalıştı ve Tırnova'yı tehdit etti.

Savaşa davet edilen Sırplar, ancak 14 Aralık'ta ve Karadağlılar 1878 yılının Ocak ayında silahlarına sarıldılar. Önlerine güçlü bir ordu çıkmadığı için Sırplar Pirot'u ve büyük bir mücadeleden sonra 9 Ocak'ta Niş'i ve Karadağlılar Antivari'yi ele geçirdiler. Romenler, serhad boylarında Lom Palanka'ya girdiler, ama Vidin tüm çabalarına direndi. Gurko, 4 Ocak'ta Sofya'yı ele geçirip, Arabakonak'ta önce Mehmed Ali Paşa, daha sonra Süleyman Paşa komutasında karargâh kuran birlikleri buradan sürerken, Radetzki komutasındaki Ruslar, Şıpka Geçidi'ne gelmek için acilen harekete geçtiler. Veysel Paşa, 9 Ocak'ta Balkan Dağları'nda 20 bin askeri ile teslim oldu ve iki gün sonra Skobelev, Edirne üzerine yürüdü. Ama bundan önce Süleyman Paşa savaşın başarısı için çok önemli bir muharebeye girmek zorunda kaldı: Tatar Pazarcık'ta ordusunun büyük bir bölümünü kaybetti ve kalan birlikler denize doğru geri çekilirken dağıldı. 20 ve 22 Ocak tarihlerinde önce Strukov, sonra Skobelev, 18 Ocak'ta eski saray havaya uçurulduktan sonra, Çerkesler tarafından terk edilen Edirne'ye girdiler ve Büyük Dük Nikola, 26 Ocak'ta burada Doğu imparatoru gibi karşılandı .

İngiltere bu arada Osmanlı Devleti'ni kurtarmak için hiçbir girişimde bulunmamıştı. 31 Ağustos'ta ruhsal dengesizlik sebebiyle V. Murad'ın tahttan indirilip, yerine kardeşi II. Abdülhamid'in cülusunu kayıtsızca izlemişti. Şimdi de "arabulucu" olarak başvurulan ingiliz elçi, tıpkı 1829 yılında özel Prusya elçisi gibi, galip Ruslann şartlarını kabul etmeleri yönünde tavsiyede bulunuyordu. Harbiye Nâzın Rauf Paşa, Büyük Dük Nikola'ya Mehmed Ali Paşa'nın ateşkes imzalama yetkisi olduğunu bildirmişti. Bu yetki daha sonra Süleyman Paşa'ya geçti. [Hariciye Nâzın] Server Paşa ve Namık Paşa, Büyük Dük'ü Kızanlık'ta ziyaret etmek üzere gönderilmişlerdi ve Ocak ayının son gününde Edirne Antlaşması'nin ön hazırlıkları tamamlandı. Ruslara Varna ve Şumnu dışında, Bulgaristan'da henüz fethedilmemiş bütün kaleler ve Küçük Çekmece Gelibolu'ya kadar tüm Rumeli ve Anadolu'da Erzurum bırakılıyordu . Once Karadağ'ın, sonra Romanya ve Sırbistan'ın bağımsızlığı ve Bosna ile Hersek için ıslahatlar belirleniyordu. Bu arada 14 Şubat'ta, Midhat Paşa kabinesinin ortadan kaldırıldığı gün, Osmanlı Devleti'nin itirazına rağmen İngiliz filosu İstanbul önlerine geldi. Rus birlikleri de gelmişti ve çarın - "düzeni sağlamak amacı ile" (maintien de l'ordre public) - İstanbul'a beklenen saldırısı tam gerçekleşecekmiş gibi görünürken, insani duygularına çağrıda bulunmak üzere Sultan II. Abdülhamid'in başvurduğu "Çar Aleksander'in tahta cülûsunun yıldönümü" olan 3 Mart'ta başkent yakınlarında eski Rum kasabası Ayastefanos'ta (Yeşilköy) barış antlaşması imzalandı. Elçi Ignatiyev, zaferini kutlamak için istanbul'a geldi .

Osmanlı Devleti'nin Avrupa'da 195 bin metrekare ve Asya'da 35 bin metrekareden fazlasını vermesi mümkün değildi. Rusya, müttefiklerine hiç danışmadan, aslında kendisi için, Pirot ve Ohri gölünden Selanik ve Edirne yakınlarına kadar ve Süzebolu'dan Lüleburgaz'a kadar, yani neredeyse İstanbul'un kapılarına kadar uzanan vasal Bulgar Prensliği'ni kurdu . Ruslar, siyasî oluşumu iki yıl içinde organize etme hakkına sahiptiler. Karadağ, Arnavutluk ve Hersek bölgeleri ile genişletildi ve Eski Sırbistan kısmen Milan'ın Sırbistan Prensliği ile birleştirildi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, sözde önceden belirlenen ıslahatları gerçekleştirmek üzere, Bosna ve Hersek'e girdi. Rusya, küçük düşürücü Paris Antlaşması'nin son izlerini de silmek için müttefiki Romanya'nın elinden Besarabya'daki üç vilayeti ve Türklerden Tuna ağızlarını aldı; Dobruca, dürüst ve büyük hizmetler vermiş bir dostun eşi görülmemiş biçimde soyulmasının zayıf bir tesellisi olarak Romenlere verildi. 1877 yılı sonlarına doğru ele geçirilen Kars'ın yanı sıra Doğubeyazıt, Ardahan ve Batum da çara teslim edildi. Tüm bu şardar altında savaş tazminatı olarak sadece 300 milyon ruble gibi cüzi bir bedelin belirlenmiş olması gayet doğaldı.

Gerek Avusturya, gerekse Büyük Dük Nikola İstanbul'da Sultan Abdülhamid'i ziyaret ettiği bir sırada gemilerini geri çekmeye yanaşmayan İngiltere, resmi bir şekilde barış antlaşmasını kabul etmeyeceklerini bildirdiler. Yeniden Andrassi tarafından yılın başlarında Baden-Baden'de toplanacak bir Avrupa Kongresi fikri ortaya atıldı. Rusya'nın neredeyse hiç ordusu kalmamıştı ve asi Pomakların Rodop Dağları'ndaki geçici Hristiyan hükümetine karşı bildirileri veya Jöntürklerin, savaşı yenileyecek şahıs olarak Sultan V. Murad'ı tekrar tahta çıkartma girişimleri [Ali Suavi ve Çırağan Olayı, 20 Mayıs 1878], Rus diplomasisinin Avrupa'nın muhakemesini kabul etmesini sağladı. Diğer taraftan yaşlı Mehmed Rüştü Paşa tarafında yönetilen Bâbıâli, tüm umutlarını sadece İngiltere'ye bağlamıştı: Desteğini sağlamak için İngiliz dostlarına - ama sadece Rusların Kars ve Ermeni bölgelerini boşaltmamaları hâlinde - Müslümanların dinî haklarının korunması şartıyla Kıbrıs'ı veriyordu. Hakimiyetinin en azından gölgesini muhafaza etmek için, sultanın bir komiser tayin hakkına sahip olmasını ve gelirlerinin bir kısmının sultana gönderilmesini talep ediyordu (4 Haziran).

Ancak Avrupa devletleri tarafından akdedilen Paris Antlaşması'nda yapılacak çok yönlü ve önemli değişiklikler sebebiyle bir Avrupa Kongresi şarttı: Bismarck'ın davetini 13 Haziran'da kabul eden Avrupa devletleri temsilcileri, Balkan Yarımadası'nın yeni sınırları, bağımsızlığı henüz tanınmadığı için barış müzakerelerine kabul edilmeyen Romanya'nın, daha sonra da Sırbistan'ın ve Karadağ'ın bağımsızlığı hakkında karar vereceklerdi. Ayrıca Gladstone tarafından temsil edilen ve Tesalya'da konuşlandırılan Türk orduları tarafından engellendiği için savaşa katılmayan Yunanistan da taleplerini arz edecekti.

Böylece davetiyede yazılı olduğu gibi Berlin'de "Ayastefanos (Yeşilköy) Barış Antlaşmasının tamamı hakkında serbest müzakereler" başlıyordu. Rusya'nın "daimi ve kesin barış" için "temel esasları" (bases 79 essentielles) , özellikle Avusturya'nın menfaatlerini korumak için geniş kapsamlı bir değişikliğe tâbi tutulacaktı. Ama Üç İmparator İttifakında (Rusya, Almanya, Avu^urya-Macaristan) yönetici konumunda olan Almanya çok geçmeden nihai karar için önemli bir konuma geldi. Daha önce "seyirci" de olsa, şimdi "dürüst bir arabulucuya" dönüştü. Romenlerin sözde Vidin'i muhafaza etmek istemelerine Bükreş'te itiraz eden Avusturya, sadece Spitza'yı ele geçirmek ve "halkın ıslahatlara karşı gösterdiği dinî ve toplumsal dirence" dayanmak için Bosna ve Hersek'e girmekten ve böylece Sırbistan'ı kendine tâbi etmekten memnun değildi. İngiltere ile birleşerek, Bulgaristan'ı 163 bin 965 metrekare yerine, 64 bin 390 metrekarelik bir alanla sınırladı ve Arnavutlar arasındaki yoğun hareketler sebebiyle Karadağ için de daha dar sınırlar belirledi (ama Nikşiç, Antivari ve Dulcigno ile birlikte).

Balkan Dağları'nin ötesinde başkenti Filibe olmak üzere, Bâbıâli tarafından atanacak ve bir ordu bulundurma hakkına sahip Hristiyan bir vali yönetiminde özerk bir Doğu Rumeli Eyaleti kurulacaktı. Varna, Bulgaristan'a kalıyordu. Doğu Rumeli'deki durumlar daha sonra başka bir konferansta daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenecekti. 50 bin Rus bu eyalette ve Bulgaristan'da ayrıca Romanya ile irtibat hâlinde olma hakkı ile birlikte en fazla daha dokuz ay kalabilecekti. İngiltere, Rusya ile akdettiği 30 Mayıs tarihli antlaşmaya dayanarak, Anadolu'da Trabzon ticaret yolunu denetleyen Alaşehir ve Doğubeyazıt kalelerinin boşaltılmasını sağlamayı başarsa da, zorluklarla ele geçirilen Kars ve Batum'u geri alamadı. Bâbıâli'ye Ermeni bölgesinden toplam 9 bin 600 metrekare toprak geri verilmişti. Ama Batum Rusların elinde kaldığı için İngilizler Haziran ayı başında Kıbrıs'a girdiler. Demirkapı ve Tuna ağızlarındaki çalışmalar hakkında yeni antlaşmalar yapıldı: Demirkapı'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Avrupa adına görev yapacaktı ve Tuna ağızlarında, Romanya'nın katılımı ile kendi temsilcileri ve kendi bayrağına sahip olup, yetkilerini Kalas'a kadar genişletecek Ayastafenos Antlaşmasında Tuna'nin Sulina kolunu temizleme görevi Türkiye'ye verilmişti. Bir Avrupa Komisyonu görevlendirilecekti.

Ayrıca Tuna kaleleri yıkılacaktı. 168: Rusya'nın 1884, 1891 ve 1902 yıllarında ve İngiltere'nin 1885 yıllarındaki tüm çabalarına rağmen, Boğazlar kapalı kaldı. Rusya 1911 yılında Boğazlar'ın tekrar açılmasını talep etmiştir . Tesalya'da Salavayas Ovası ve Kalamas'a kadar uzanan bölge Yunanistan'a bırakıldı. Rusya ile ittifakından dolayı İngiltere'nin sitemlerine maruz kalan Romanya, tüm çabalarına rağmen, banş kongresinde daha avantajlı şartlar elde edemediği gibi, Kongre Romanya'nın bağımsızlığını tanımak için, Boğdan'da yaşayan 300 bin Polonya Yahudisi'ni - toplam 5 milyon nüfusa karşılık, çoğunlukla köylüler - yurttaşlığa kabul etmesini şart koşuyordu. Bu şart, dinî farklılıkların artık hiçbir önem taşımayacağına dair Türkler ve özgür kalan eyaletler için genel olarak geçerli nizâmnâme ile bağlantılı idi ve bu da Fransa'nın talebi idi. Silistre, Dobruca'nın güney sınırına dahil edilmemişti ve kalenin yakınlarındaki stratejik noktalar sebebiyle daha sonra Rusya ile neredeyse yeni bir anlaşmazlık çıkacaktı. Bâbıâli'ye ayrıca İngiltere ile anlaşarak, Ermenistan'da derhal ıslahatlar yapma ve bu ıslahatlar hakkında Avrupa'ya rapor verme yükümlülüğü getirildi.

Berlin Barış Andaşması 13 Temmuz'da imzalandı: Sultan'ın elinden alınmayan herşey, bir bakıma başkalarına aitti. Osmanlı Hazinesi'nden alacaklı olanların şikâyetlerini dinlemek üzere İstanbul'da bir Avrupa Komisyonu oluşturulacak ve alacaklıları memnun etmek için gerekli tedbirler alınacaktı. Gerçekte ise alacaklarının yarısından vazgeçmek zorunda kaldılar ve tuz, tütün, alkol, balıkçılık ve henüz gelişmemiş sanayiinin gelirleri ile yetinmek zorunda kalacaklardı. Ancak 1882 yılından beri, bir kontrol komisyon ile [Düyûn-ı Umumiye] gelecekteki anlaşmazlıkları önlemek için bir çare bulmuşlardı.

11 Şubat 1879 tarihinde ayrıca ayrıntılı yeni bir Osmanlı-Rus antlaşması imzalandıktan sonra, nihayet aynı yıl içinde sultana ait bölgeler Rus Çarı'nın birlikleri tarafından tamamen boşaltıldı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1774-1912 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir