Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Romen Presnliklerinin Osmanlı Devletinden Koparılması

1856-1862

Burada 1774-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Romen Presnliklerinin Osmanlı Devletinden Koparılması

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Ağu 2011, 18:08

ROMANYA BİRLİĞİ İÇİN VERİLEN MÜCADELELER VE ROMEN PRENSLİKLERİNİN OSMANLI DEVLETİNDEN KOPARILMASI(1856-1862)

Fransızların övünüp, hayran oldukları imparatoru, Romen mültecilerin propagandasından, Fransa kamuoyunun Romen meselesine gösterdiği sempatiden, kendi "Latin" inancına yakınlığından ve her milletin birlik içinde tek bir devlet kurma hakkına sahip olduğuna dair teorilerinden etkilenerek, Romen prensliklerin birleşmesini istiyordu ve kendisine minnettar olan Türklerin bu projesinin gerçekleştirmesini kolaylaştıracağından emindi . Muzaffer Mareşal Dük Pelissier'i "Eflak-Boğdan" Prensi yapma fikrinin Napoleon'dan çıkıp çıkmadığı ise kesin değildi.

Çok geçmeden Türkiye'deki son olayların hiç kimsenin tahmin edemeyeceği yeni bir siyasî uyanışa neden olduğunu anlamak zorunda kaldı. Muhafazakâr Osmanlılar ve halk gerçi anavatanlarının artık var olmadığından; büyük padişahların kendilerine layık bir halef bırakmadan toprak altında yattıklarından; orduları ile Osmanlı topraklarını işgal eden yabancı gavurların devletin efendileri hâline geldiklerinden ve yüzeysel dinî yükümlülüklerini bile yerine getirmeyen siyah kıyafetler içindeki efendilerin, Tanrı'ya ve milli geleneklere, Osmanlı'nın geçmişine ve İslâm'ın geleceğine ihanet ettiklerinden gerçi emindiler. Ama Fransızca konuşan, şampanya içen ve evlerini Paris modasına göre düzenleyen, Fransız balolarına ve Avrupa bürokrasisine hayranlık duyan bu efendiler, dış görünüş açısından benzemeye başladıkları ve benzemek istedikleri, ancak biraz da saf gördükleri Frenkleri zekice ve becerikli bir biçimde muamele gösterdikleri takdirde, birkaç yıl önce ölmekte olduğu iddia edilen devleti gençleştirebileceklerine ve kuvvetlendirebileceklerine kesin bir güven duyuyorlardı.

Aralarından biri:

"Rusları Avrupa'dan getirttiğimiz cımbızlarla yakaladık", derken Fuad Paşa bizzat: "Gücümüz onların anlaşmazlıklarında saklı", diyordu.

Ayrıca bugüne kadar kaybettikleri eyaletleri, dinç, birlik içinde ve her türlü koruyucu imtiyazı merhametsizce bastıran bir organizasyon sayesinde Fransız ihtilalinin verdiği örneğe uygun olarak yenisi ile değiştirebilmeyi umut ediyorlardı. Bunlar bir Eflak, Boğdan, Sırbistan ve Karadağ ya da Lübnan değil, istanbul'daki idarî bürolar tarafından rahat ve hiyerarşi yolu ile yönetilmek üzere "Osmanlı Devleti'nin entegre parçalan" olarak birbirleri ile kaynaşmış topraklar olacaktı5. Bazılan böylece imparatorluğun yeni bir ihtişama kavuşacağını, istanbul'un zenginleşmesini ve Avrupa tarzında güzelleştirilmesini - herhalde Fatih Sultan Mehmed böyle değişiklikleri şehrin kutsallığının bozulması olarak görür ve lanetlerdi- ve rüşvetçi Bizanslıların gerçek halefleri olduklarından bu arada kendi kazançlarını da düşünüyorlardı.

Ancak aralarında Âlî Paşa, Fuad Paşa, Mustafa Reşid Paşa gibi en üstün niteliklere sahip olanlarda, ayrımcılığı teşvik edebilecek tüm hatıraları ve umutları, tüm hakları ve güçleri zorla bastırmalarına neden olan asil bir vatanseverlik ideali hayat buluyordu! Onlar, bahtsız büyük Sultan II. Mahmud'un siyasî mirasını çağdaşlaştırılmış bir şekilde üstlenmişlerdi. Hatta umutlarında o kadar ileri gidiyorlardı ki, elçiliklerdeki "dostların" keyiflerine bağlı olmayan tamamen özgür bir geleceğin yakın olduğuna inanıyorlardı. 1856 yılının Mart ayında kabinenin bazı üyeleri, hatt-ı hümâyûna eski reayaların bağlayıcı ve koruyucu bir şekilde dahil edilmelerini engelleme umudu ile Fuad Paşa'ya karşı mücadele etmişlerdi. Âlî Paşa'nın yokluğunda, Fransız yanlısı siyasetin karşıtları, uzun süre önce gözden düşen Mustafa Reşid Paşa'ya, Romen birliği meselesinde Türk direnişinin temsilcisi olarak sadrazamlık yolunu tekrar açmak için bir araya gelmişlerdi .

Mustafa Reşid Paşa, 1854 yılının Ekim ayında Fransa'nın istanbul elçisine sakin bir biçimde Romen prensliklerini birleştirme ve böylece Rusya'nın tehlikeli komşuluğundan kurtulma, hatta Avrupa devletleri tarafından himayeye alınan bu güçlü ve tarafsız devletin başına Avrupalı bir prensi getirme ihtimalinden bahsetmişti. Sultan'dan ve Babıâli'den direniş görmeyi beklemesine rağmen, savaş borçlarının ödenmesi için kullanılacak bir para karşılığında Romen monarşisinin salt bağımsızlığını ilan etme fikrinde bile tereddüt etmiyordu. Fuad Paşa ise serhad boylarında yeni bir Yunanistan'ın kurulabileceğinden, tekrar başlayacak olan Rus entrikalarından, bir yıl sonra bundan kaynaklanabilecek bağımsızlıktan, Sırplar için örnek teşkil edeceğinden ve çok geçmeden "Türkiye'nin dağılmasından" gerçek ya da sahte bir endişe ile bahsediyordu. Diğer taraftan tarihçi Prokesch-Osten'in istanbul'da temsil ettiği Avusturya, serhad boylarında birleştirilmiş bir Romen devletini, Rusların elinde tehlikeli bir araç olabilecek bir "isviçre" gibi ve Erdel'i, Banat'ı ve Bukovina'yı kapsayacak daha büyük bir devletin başlangıcı olarak görüyordu.

Yunanistan'da birkaç yıl yaşayan ve 1855 yılında gelen yeni Fransa elçisi ThouvenePin önündeki engel sadece yeni Türk ideali değil, aynı zamanda ingiltere'nin danışman olarak oldukça nüfûzlu ve Şark'taki insanlar ve olaylar hakkında geniş bir bilgiye sahip temsilcisi Stratford Canning'di. Canning, her zaman olduğu gibi Türkiye'nin kuvvetlenmesini istiyordu ve - böyle bir ihtimale ciddi olarak inandığı için - özellikle Romen prenslikleri sınırlarının Besarabya dahil olmak üzere, Turla Nehri'ne kadar genişletme fırsatı kaçırılmışken, bunun birleşik bir Romen Devleti'nin oluşturulması ile bağdaşmadığını düşünüyordu. ingiltere Kraliçesi, Romen birliğini istiyordu, ama Clarendon bu planın taraftarlarından biri olarak görülmesine rağmen , ingiliz kabinesindeki görüşler farklı idi ve Şark meselelerinde önder kabul edilen Stratford'un şahsiyetinde, birlik fikri en ısrarcı ve en kararlı karşıtını bulmuştu. Diğer taraftan Thouvenel, Romen prensliklerinin birleştirilmesi fikrinin "olağanüstü, ama geç kalmış bir fikir" olduğuna ikna olmamıştı ve böylece Stratford'un bizzat istanbul'da, bağımsız hareket ve bilgi açısından kendisi ile aynı seviyede olmasa da bir rakibi vardı.

"Nüfuzumu boşuna harcayacağım", diye yazıyordu Thouvenel 1856 yılının Nisan ayı ortalarında. Bâbıâli, elçiler ile anlaşma hâlinde toplanacak Divân'ın sırf bu amaçla bir araya gelmesi için fermân çıkartmakta hiç acele etmiyordu . Diğer taraftan General Coronini emrindeki Avusturyalılar, Romen prensliklerini altı hafta geçmeden, yani sonbaharın son aylarına kadar boşaltmak niyetinde değildiler ve Süleyman Paşa Bükreş'te idareyi devam ettiriyordu . Stratford bu arada Romen birliği meselesinde herhangi bir talimat almadığını öne sürüyordu. Romen prenslikleri için bir adayı varmış gibi görünen Prusya, Fransızların önerisini desteklemesine rağmen, Haziran ayının sonuna kadar istanbul'da bu konuda hiçbir açıklamalar bulunmuyordu . Rusya ise nihayet kendisini yenen Fransa imparatorunun fikrini derhal benimseyerek ve Romenlerin umudarını savunuyormuş gibi görünerek, aynı zamanda bu yüzden bunların Bâbıâli tarafından yerine getirilmesini engelleyebileceğini düşünüyordu . Alî Paşa henüz Paris'te idi ve buradan Londra'ya geçerken, vekili Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa böylesine önemli bir meselede karar verme hakkına sahip değildi.

Karar aslında Bâbıâli'nin idaresine değil, Romenler tarafından Paris Antlaşması uyarınca gündeme getirilen isteklere bağlı olup, bu istekler toplanacak divânların nasıl oluşturulacağına bağlı idi. Gerek Paris, gerekse istanbul'daki elçilik çevreleri bunu daha Nisan ayında anlamışlardı . Bâbıâli ise diğer taraftan istanbul'da çıkan Fransız Nogues gazetesinde, birliği oluşturma hakkını egemenlik hakkının bir sonucu olarak talep ettiğini açıkladı . "Dürüst ve sadık hiçbir nâzırın, Osmanlı Devleti'ne ve tahtın hakları için felaket getirebilecek bir antlaşmayı kabul etmesi mümkün değildir". Bu ilham verici yazı daha sonra "Hakka karşı hak yoktur" , diye bir cümle ile bitiyordu, ama Bâbıâli bu cümleyi derhal tekzip etti .

Şimdilik Romen tahtlarına kimlerin getirileceği sorusu ön plana çıkıyordu, zira Paris tarafından tanınan Baltalimanı Antlaşması'nın hükümleri uyarınca Rusların çekilmesinden sonra yedi yıllık görev sürelerine tekrar başlayan prenslerin Haziran ayında değiştirilmesi gerekiyordu. Mayıs ayı sonunda Fuad Paşa'ya tıpkı komşusu gibi kararlı bir biçimde istanbul'da yapılan konferansın hükümlerine karşı çıkan ve yabancı bir hükümdar altında Romen birliğinin kurulmasına taraf olan Boğdan Prensi Grigore Gika'nın yazısı teslim edildi. Bâbıâli ise yeni kaymakamları ancak antlaşma hükümlerine göre belirlenen görev süreleri tamamlandıktan sonra değiştirmek istiyordu. Eflak, şimdilik eski Prens Aleksandru Gika'ya ve Boğdan eski Boyar Theodor Balşa'ya emanet edildi: Her ikisi de gizli taht adayları ve böylece birlik karşıtları kabul ediliyorlardı. Kâmil Bey, onay fermânlarını teslim etmek üzere serhad boylarına gönderildi . Alî Paşa, birkaç gün kaldığı Viyana'dan 29 Haziran'da istanbul'a geri dönmüştü ve olaylar bu sayede hızlandırıldı. Alî Paşa Bâbıâli'nin birlik projesine direnişinde sadece Avusturya tarafından değil, ingiltere tarafından da destekleneceğine dair güvence almış görünüyordu.

Rusya gittikçe daha düşmanca tavırlar içine girip, ismail'i havaya uçurttuğunda, Erzurum'u yerle bir ettirdiğinde ve göçmen Bulgarların yaşadığı büyük Bolgrad pazaryerini ve 1829 yılında işgal ettiği , ancak antlaşmada adı geçmeyen Yılan Adası'm elinde tutmak istediğinde ve aynı zamanda Romen birliğinin öncüsü olarak ortaya çıktığında, Alî Paşa'nın direnişi daha da kuvvetlendi. Alî Paşa, boyarları Romen tahtlarına getirme fikrini kabul ettirebileceğini umut ediyordu . Diğer taraftan Buol, Paris'te ve Petersburg'da olağanüstü toplanan divânların tek görevi, Romen prensliklerinin nizâmnâmelerinin LReglement Organique] tekrar gözden geçirmek olabileceğini açıklıyordu , ki Bâbıâli bunu eyalet kaymakamlarına dair fermânında kendisi de belirtmiş ve Kâmil Bey, Romen prensliklerinin onay belgelerini teslim ederken bu konuda daha net bir açıklamada bulunmuştu. Fuad Paşa ise bizzat, Romen birliği meselesinin tecrübesiz mahalli bir meclisin hırslı anlaşmazlıklarına değil, Avrupa'nın sakin kararlarına tâbi edilmesi gerektiğini söylüyordu.

Bilgi toplamak üzere Romen prensliklerine gelmesi istenen Avrupa devleti temsilcileri belirlenmişti bile, ama Avusturya ülkeyi boşaltmayı durdurduğundan, görevlerini yerine getiremediler. Ancak büyük diplomatın uzaktan akrabası olan Fransız komiser Baron Talleyand-Perigord, Viyana'dan istanbul'a giderken Bükreş'e geldiğinde, kaymakamın rızası ile prens gibi karşılandı ve "Romen prensliklerinin geleceğini ve mutluluğunu
güvence altına alacak büyük faaliyetlerden" bahsetmeye başlayınca, şiddetli alkışlar sona ermek bilmiyordu.

Bükreş'ten yeni ayrılmıştı ki, General Coronini görevinin sona erdiğini açıkladı, ama birliklerini geri çekmek yerine, ülkenin boşaltılması için başka siyasî faktörlerin ifadesine göre Güney Besarabya'nın Boğdan'a geri verilmesine kadar sürecek belirli bir süre belirlemeden, komutayı Korgeneral Marziani'ye bıraktı . Ayrıca hayretle Avusturya birliklerinden birinin Sulina'ya yerleştiği görülüyordu, halbuki antlaşmada yanlışlıkla söz konusu edilmediği için, Tuna ağızlarının Boğdan'a 0b0ı rakılması konusu Bâbıâli tarafından kızgınlıkla reddedilerek, Sulina'ya Türk memurlar gönderilmişti bile.

Eylül ayında ingiltere ve Fransa arasında Stratford'un hükmetme hırsı ile beslenen diplomatik anlaşmazlık, direnen Türkler için bir teselli ve umut olmuştu. Thouvenel, divânlar için çıkartılacak fermânın faaliyetlerini sınırlamaması gerektiği ve belirli bir program içermemesi gerektiği talebi ile başarılı olmuştu . Ayrıca Babıâli'nin bu fırsatı kullanarak elçilere birer nota gönderme niyetini de engelledi. Ancak hazırlanan ilk fermanda, kesin bir dille Osmanlı komiserinin "Divânlar, Babıâli'nin egemenlik hakları ve her iki Romen Eyaleti'nin eski imtiyazlarına aykırı olan konularla ilgilenecek olurlarsa" bunu komisyona bildirmeye ve kaymakamları bu yönde uyarmaya yetkili olduğu belirtiliyor ve Türk elçilere gönderilecek bir memorandum ile ilgili kabinelere Türkiye'nin serhad boylarında tüm haklarının korunmasında ısrar ettiğinin bildirilmesi emrediliyordu . Fransız Dışişleri Bakanı ayrıca ayın sonuna doğru Romen prensliklerinin Avusturyalılar tarafından derhal boşaltılmasını talep ediyordu. Viyana kabinesi bu arada tabii ki Besarabya sının konusundaki anlaşmazlıklara, ingiliz gemilerinin Boğaz'da ve Tuna Nehri'nin ötesinde birkaç Türk birliğinin bulunduğuna işaret ediyordu.

Daha önce Legion d'honneur Nişanı verilmiş olan Sultan Abdülmecid, şimdi de kendisinden çekinden müstebid bir zât olan ingiltere elçisinin elinden Dizbağı Nişaninı alıyordu ve Kasım ayının aynı gününde Alî Paşa, Fransız dostlarına verdiği tüm vaatlere rağmen, "ingiliz dostu" kabul edilen Mustafa Reşid Paşa'nın sadrazamlığa getirildiği haberini aldı . Thouvenel ve Rus meslektaşı Butaniyev, derhal Mustafa Reşid Paşa'ya başvurarak, Avusturyalıların serhad boylarında ve ingilizleri Karadeniz'de ve Boğaz'da tutmaya devam edip etmeyeceğini ve Romenlerin birlik hakkındaki açıklamalarını engelleyip engellemeyeceğini sordular. Açık ve net bir cevap gelmedi, ama Fransız elçi sırf bu maksatla toplanacak olup, yüksek ruhbanların, papazların, boyar ve boyarzâdelerin, tüccarların ve lonca ve köylü temsilcilerinin eşit oranda katılacakları divânların fermânının değiştirmek için hazırlıklara başlamıştı bile ve Bâbıâli'nin bunu kabul edeceği ile övünüyordu. Bâbıâli'nin "Osmanlı imparatorluğu'nun parçası" Romen prensliklerinin birleşmesini reddetmeye kesin kararlı olduğunu ifade eden yerler ve ifadeler, Thouvenel'in çabaları sayesinde fermânın son hâlinde gerçekten de kullanılmadı. Divân yetkileri sadece "belirli sınırlar" dahilinde tahdid edildi ve sultanın egemenlik haklarının muhafaza edilmesi için tedbirler alma uyarısı eklendi.

Fransa, güvenmediği Mustafa Reşid Paşa'yla oynadığı zorlu oyunu şimdilik kazanmıştı. Uzun zaman ertelenen müzakereler bundan böyle hızlandı. Paris diplomasisinin önerisi üzerine 6 Ocak 1857 tarihinde, Besarabya'nın sınırlarını belirleyen ve "Bâbıâli'nin doğrudan hakimiyeti" altına vermek için Tuna Deltasını Boğdan'ın elinden alan yeni bir Avrupa Komisyonu toplandı. Yılan Adası da bu bölgeye dahil edildi. Prut Nehri'nin diğer kıyısında yeni kazanılan yerler derhal Boğdan makamları tarafından işgal edildi . Divân üyelerinin seçimine ilişkin fermân, 13 Ocak tarihini taşıyordu ve aynı ay içerisinde ilan edildi. Ama Yaş ve Bükreş'e ancak Mart ayı sonlarında gönderildi. Avusturyalılara nihayet Paris Konferansı'nın kararlan uyarınca 24 Mart'a kadar Boğdan ve Eflak'ı kesin boşaltma emri verildi36 ve Süleyman Paşa da derhal geri çekilmek zorunda kaldı . 29 Mart'ta istanbul önlerine demir atmış yedi ingiliz gemisi de, Sultan Abdülmecit, Amiral Lyons'u bizzat ziyaret ettikten sonra, Boğaz'dan ayrıldılar . Fransa imparatoru aynı zamanda resmi gazete aracılığıyla hâlâ Romen prensliklerinin birleştirilmesinden yana olduğunu açıkladı. Türklerin, zaman zaman düzeni sağlamak üzere Romen prensliklerine birlik göndenne talepleri, şiddetle geri çevrildi.

Mart ayı ortalarında aralarında Türkiye adına eski Kudüs Konsolosu Saffet Efendi, Rusya adına kibirli bir Rum olan Basili ve ingiltere adına Romen birliğinin ezelî düşmanı Stratford'un en yakın dostlarından Henry Bulwer'in de bulunduğu Avrupa Komisyonu üyeleri seçimleri denetlemek üzere Bükreş'e geldiler.

Talleyrand ve Piemontlu meslektaşı Benzi, büyük sevinç gösterileri ile karşılandılar ve Benzi, kendisine verilen "frate" (kardeş) lakabı için minnettarlığını gösterdi. Ancak şahsi görüşleri sebebiyle Bulvver ve Romen dostu olarak bilinen Prusya'nın temsilcisi olarak Richthofen de törenle karşılandılar. Basili'nin huzuruna sadece "Rumlar, Bulgarlar ve Rus tebaa, Saffet Efendi' nin huzuruna da sadece protokol temsilcileri geldi .

Çok geçmeden komiserlerin ifadesi ile herşeyin bağlı olduğu seçim çalışmaları başladı. Beceriksiz bir yaşlı olan Eflak Kaymakamı Aleksandru Gika, tereddüt ediyordu, ama ailesi istanbul'da olan genç bir bey olarak Mart ayında ölen Balşa'nın yerine geçen Boğdan Prensi Nikolaus Vogorides aksine istanbul'dan gelen birleşme karşıtı emirleri, Rum akrabalarının kendisine söylediklerini ve prens olma konusundaki umutlarını muhafaza ediyordu , ama yine de Fransız diplomasisine yardımı için başvurmuştu . Elçiler, Thouvenel ve yandaşlarının talebi üzerine, Vogorides'in fermanı yorumlama şekli hakkında karar vermek üzere bir konferansta toplandılar.

Ama her zamanki gibi rüşvet ve Boğdan idaresinin zorbalıkları meselesinde hiçbir anlaşmaya varamadılar . Buna rağmen kayser Franz Vogorides'i yapılan sitem konusunda teselli etmek üzere, Demir Taç Nişanı ile taltif etti.

Büyük bir acele ile ve baskı altındaki Babıâli'nin hayasız talimatlarını beklemeden , tehditlerde bulunup, tutuklanmalar ve hayasız bir idari baskı uygulanarak - Bâbıâli birliklerini tekrar Romen prensliklerine göndermek istiyordu ve bu yönde Paris'te taleplerde bulunmuştu - sahte seçim listeleri ile sadece Boğdan Prensliği'nden temsilciler seçildi. Meselenin çözümü, daha küçük bir parçası olduğu için Romen birliğinden dolayı daha fazla kaybı olacak olan Boğdan'ın eline kaldığında, komiserler daha 30 Haziran tarihinde bu şartlar altında seçilen bir Divân ile görüşemeyeceklerini bildirmelerine rağmen , Romen birliği davası tamamen ve geri dönülemez bir şekilde kaybedilmiş görünüyordu. Fransa imparatorunun tecrübeli ve kurnaz Mustafa Reşid Paşa'yı Romen prensliklerinin birleştirilmesi konusunda ikna etmek için elinden gelen herşeyi yapması yönünde elçi Thouvenel'e doğrudan verdiği yeni talimatlar, böylece tamamen sonuçsuz kaldı80. Birlik yanlısı elçilerin ortak bir notası ile bu ikili oyundan Bâbıâli sorumlu tutuldu ve gerek Stratford, gerekse Prokesch-Osten, bu sorumluluğu kabul etmeye hazır olduklarını açıkladılar.

Eflak-Boğdan birliğinin koruyuculuğunu üstlenmiş Fransızların bundan sonraki programı, seçimleri iptal ettirmek ve zaman kazanmak isteyen Bâbıâli tarafından önerildiği gibi, yeni bir Paris Konferansı başvurmadan yeni serbest seçimler ilan etmekti. Thouvenel, bu programı istanbul'da hemen hazırladı.

Napoleon, bu programı derhal ve diplomasinin tüm araçları ve kendi şahsi nüfûzu ile etkileyici şahsiyetini kullanarak uygulamaya kararlı idi. Ancak ingiltere'nin tutumundan dolayı birleşmenin tamamen sağlanması imkânsız görünüyordu. Lord Clarendon, basına bir açıklamada bulunup, Romen prensliklerinin sadece idari açıdan birleştirilebileceklerine, daha doğrusu "asimile" edilebileceklerine dair yeni görüşünü belirtmişti . Fransız ve ingiliz kabineleri arasında bundan böyle yapılacak müzakerelerin esaslan böylece belirlenmişti.

Paris'te tek bir halk meclisine, tek bir kanuna, tek bir orduya, tek bir mali organizasyona, hatta altında iki idarecinin bulunduğu tek bir hükümdara sahip olacak iki devletten bahsediliyordu. Böylece en azından "Birlik Prensibi" korunmuş olacaktı. Thouvenel'e göre Türkler de bunu kabul etmeye hazırdı .

Fransa imparatoru'nun, Kraliçe Viktoria'yı ziyaret etmek üzere Osborne'a seyahat etmesi fikri ingiltere tarafından ortaya atıldı. Aynı dönemde Thouvenel, alkol ve haremin zevklerine kendini bırakan, hastalıklı ve bu yüzden devlet işlerine katılmayan Sultan Abdülmecid'in huzuruna kabul edildi. Bir kavas tarafından teslim edilen yazıda, Boğdan'daki seçim komedyasına ilişkin kızgınlığını dile getirmişti ve 6 Ağustos tarihinde Paris'ten Bâbıâli'nin taleplerini reddetmesi hâlinde Prusya, Rusya ve Sardunya temsilcilerinin de rızası ile diplomatik ilişkileri kesme talimatını almıştı . Hatta istanbul'u terk etmeye bile hazırlanıyordu ve huzura kabul sırasında kendini "çok bahtsız" diye nitelendiren padişahın huzuruna son kez çıktıktan sonra, elçiyi götürmeye hazır bekleyen "Ajaccio" adlı gemisine bindi. Aynı dönemde Napoleon, Osborne'a doğru yola çıktı. Tipik Şark usulü eski Türk erteleme siyaseti başarılı olmayan Mustafa Reşid Paşa, görevden azledildiğinde, Napoleon ingiltere'nin yönetici siyasî aktörleriyle henüz görüşmemişti. Mustafa Reşid Paşa'nın yerine Giritli Mustafa Naili Paşa getirildi . Oğlu, Damad Ali Galib Paşa'nın yerini de Alî Paşa aldı .


Thouvenel'in herhangi bir açıklamada bulunmak istemediği kabinenin üyeleri arasında Fuad Paşa da vardı. Gergin bekleyiş içinde geçen birkaç gün sonra, inatçı Stratford'a hiç beklenmedik bir talimat geldi. Boğdan seçimlerini derhal iptal ettirmek üzere, kendi çabalarını o güne kadar şahsi düşmanı olup, istanbul'da kalacak olan Thouvenel ile birleştirecekti. Fransa imparatoru, ingiltere'nin yürüttüğü siyasette bu ani ve dramatik değişimin bedelini, bu konuda "barışçıl" davranacağına dair bir vaatte bulunmasa da, resmi bir açıklama ile "Almanya devletleri örneğine uygun olarak" "Romen prensliklerinde idari bir birleşmeye" ilişkin Londra projesini kabul ederek ödemişti . Dışa karşı küçük düşürülmüş görünen Bâbıâli ve Stratford'un muhalefet kabusundan kurtulan sultan daha 23-24 Ağustos tarihinde kararını verdi. Boğdan'ın büyük bir hevesle istenen birliği kabul etmekten başka çaresi yoktu ve umutları sönmüştü. Özellikle Napoleon, Stuttgart'ta Rus Çarı ile görüştükten sonra bu mesele tamamen kesinleşti.

Seçimler daha Eylül ayında milli, birlik yanlısı grubu memnun edecek biçimde tamamlandı: Boğdan Divânı'nda 66 birlik taraftarının yanında sadece 6 "ayrılıkçı" vardı. Alî Paşa, bunun üzerine Bâbıâli'nin eski taleplerini muhafaza etmek istediğini bildirdi. Ama çok geçmeden sultanın Boğdan ve Eflak halkının taleplerinin görüşüleceği müzakereleri engellemek niyetinde olmadığı açıklamasını yapmak zorunda kaldı . Ayrıca Türk komiseri aracılığıyla birleşik Romen devletlerin başına "yabancı bir prensin" getirilmesine itiraz etme niyetinden de vazgeçti. Ekim ayı başında her iki Romen devletin meclis toplantıları başladı: ilerici grubun öne sürdüğü hususlar, 21 E kim'de Yaş'ta ardı ardına sevinçle kabul edildi. Bu arada "egemen" gücü memnun etmek için haklarını bir kez daha belirtmekle yetindiler ve bu sayede sadece Avrupa devletlerinin dikkatini tekrar bu "saçmalığa" çektiler. Genç Boğdanlıların dahi bir yöneticisi olan Mihail Kogalniceanu tarzında birlik içinde bir yönetimin eksik olduğu Boğdan'daki Divân, Yaş'ta yeni siyasî oluşum hakkında alınan kararları kabul ettiğini resmen açıkladıktan sonra, henüz halledilmemiş "idari meseleleri" görüşmek istedi. Bu yöndeki çalışmaları düzenlemek ve hızlandırmak için Avrupa Komisyonu'nun araya girmesi gerekti. Boğdan'a sadece divânların zaten oluşturulma amaçlarına tamamen ulaştıkları cevabı verildi. Komisyon da herşeyden haberdar olduğuna dair görüş bildirdikten sonra, Aralık ayı sonunda kapanış fermanı okundu.

Padişahın kendi kızkardeşinin gönlünü yapmak için verdiği anî bir kararla ve Fransız elçisinin bütün kırgınlığına rağmen Ekim ayında tekrar sadarete getirilen, Mustafa Reşid Paşa, Romen prensliklerini, tek bir başkent haricinde her açıdan birleştirme projesinden bahseden Thouvenel'e:

"ilk Müslüman'dan, son Müslüman'a kadar hiç kimse bu birleşmeyi istemiyor", diye cevap verdi Aralık ayı sonunda.

Aynı dönmede Fransa Dışişleri Bakanlığı:

"Tam bir birleşme olmayacak", sadece bunun bir hazırlığı olacağını yazıyordu . Fransa bu arada, Mustafa Reşid Paşa ve Thouvenel arasında "prensin veya prenslerin" seçilmiş üç adayın listeleri arasından atanması konusunda herhangi bir anlaşmaya varamamaları hâlinde, konferansta tam bir birleşme için görüş bildirmeye meyilli idi . Weimar müzakerelerinden sonra, gelecekte kendisine bu yüzden minnettar kalacak Romenlerin isteklerinin yerine getirilmesine ilişkin sadece görünüşteki hevesinden çok şey kaybeden Rusya, birlik meselesini Reglement Organique'de "hospodarların" seçimine ilişkin olarak yer alan hususlar dahilinde çözebileceğini hayal ediyordu. Paris'te, parlamentoya gösterilmesi gereken riayet sebebiyle Stratford'u tatil bahanesi ise geri çağıran ingiltere'nin Derby yönetimindeki yeni kabinesi ile bu hassas meselenin Fransa'nın önerileri doğrultusunda çözülmesine karar vermesi umut ediliyordu. Prusya, Avusturya karşıtı siyasetini devam ettirecekti ve böylece sadece Avusturya eskisi gibi uzlaşmaz, ama bu sefer tamamen izole edilmiş olarak kalıyordu.

7 Ocak 1858 tarihinde ani bir kalp krizi neticesinde hayatını kaybettiğinde, hiç kimse sıhhati yerinde görünen Mustafa Reşid Paşa'nın ölümünü beklemiyordu . Yerine Ali Paşa geçti ve müşaviri yine Fuad Paşa idi. Her ikisi de belirli şartlar altında "Birleşik Eyaletler" veya "Birleşik Prenslikler" adında yeni bir vasal devletin kurulmasına meyilli görünüyorlardı . Bu fikir, Paris'te de olumlu karşılandı . Hatta Valevski, bu devletin bugüne kadar Boğdan ve Eflak'ta uygulandığı üzere, başka devletlerle doğrudan irtibata geçmesini yasaklayacak kadar ileri gitti .

Avrupa komisyonu, 3 Nisan'da nihai raporunu bitirdi. Paris Konferansı artık başlayabilirdi . Fuad Paşa, Türkiye temsilcisi olarak Mayıs ayı başlarında Paris'e geldi . Daha sonra Rumların serhad boylarındaki menfaatlerinin temsilcisi olarak Sisam Prensi ve Romen prensliklerinden birinde henüz makamında bulunan kaymakamın babası yaşlı Vogorides de Paris'e gitti ve 22 Mayıs'ta müzakereler başladı .

Konferansın her üyesi bu fırsatta temsil ettiği devletin 1856 yılında getirdiği önerileri tekrarladı. Valevski ve Kisselev, birlik ve "yabancı hükümdardan"; Fuad Paşa Nizâmnâme'nin "geliştirilmesinden"; Avusturya delegesi Baron von Hübner, meselesinin Fransız çözümü dışında "başka araçlardan" ve Cowley, ingiliz hükümeti adına "idari makamların eşit hâle getirilmesinden" yana idi. Prusya temsilcisi önce Bâbıâli'ye tanınacak hakların kapsamının belirlenmesini, Sardunya temsilcisi ise tüm bu görüşlerin ortak yolunu bulmak istiyordu . Fransa daha ikinci toplantıda, istanbul'da değiştirilen yeni önerisini gündeme getirdi ve Sardunya bu öneriyi derhal kabul etti. Avusturya ve ingiltere o güne kadar geçerli Nizâmnâme'nin geliştirilmesinden yana görüş bildirdiler. Ancak Cowley yumuşamaya başlayıp, Fuad Paşa da söz verildiği gibi nazik tutumunu muhafaza etmeye devam ettiğinde, Baron von Hübner tek başına hiçbir şey yapamadı. "Boğdan ve Eflak Birleşik Prensliği" adı; her iki Divân'ın delegelerinden ve üyelerinden oluşturulacak ve devlet şurası oluşturmak zorunda kalmadan "hospodarları" (prensleri) tayine yetkili olacak bir Merkezî Yasama Meclisi'nin kurulması ve her iki devletin idare ve savunma konusunda tamamen eşit olmasına dair maddeler genel olarak kabul edildi. Yeni devletin anayasası tüm ayrıntıları ile titizlikle hazırlandı ve bir seçim yasası eklendi. 19 Ağustos'ta antlaşma nihayet imzalandı.

Sıra ömür boyu görev yapacak hospodarların seçilmesine gelmişti. Böylece Tuna ülkeleri için farklı görüşlerin ve menfaatlerin temsilcileri arasında sürecek sıcak iç savaşların yeni dönemi başladı. 21 Ekim tarihli hatt-ı hümâyûn ile yeni nizâmnâme yürürlüğe kondu ve Paris'te imzalanan belgeye uygun olarak Vogorides ve Gika'nın yerine derhal her prenslik için üçer kaymakam geçti. Mihail Sturdza ve bunun Osmanlı ordusunda Muhlis Paşa adıyla savaştıktan sonra, şimdi de Fransızlara hizmet etmeyi öneren oğlu Gregor, eski Eflak prensleri Bibescu ve Stirbey, 1848 yılında özgür ve milli bir yaşamın öncüleri olarak gündeme gelen yeni liberal görüşlü nesil ve gençliğin liderleri ile karşı karşıya geldiler. Kendi aralarında bir türlü anlaşmaya varamayan Avrupa devletlerinin kendi adayları yoktu ve Avusturya, "Boğdan ve Eflak Birleşik Prensliği" pasaportlarını tanımamak gibi eziyetler yapmakla yetiniyordu. Milli grup tarafından sıcak karşılanmasa da Afif Bey olayları denetlemek üzere Romen prensliklerinde kaldı ve Bâbıâli, Romenler konusunda imzalanan resmi belgeyi uygulama hakkını resmen muhafaza etti . Adı geçen Türk komiseri ayrıca Romen prensliklerine tanınan özerkliğe karşın, uzun zamandan beri Kutsal Yerler ile bağlantılı manastırlara ilişkin askıda kalan meselenin bir fermân aracılığıyla karara bağlanması gerektiğini açıkladı.

Fuad Paşa ayrıca basın özgürlüğünün tekrar tesis edilmesini de yasakladı. Boğdan kaymakamları arasında çıkan anlaşmazlıklar ve yeni seçmen listeleri hakkında uzun süren görüşmelerden sonra, seçimler Aralık ayı sonunda yapıldı. Seçim divânları Ocak ayı başında toplantılarına başladılar. Yaşlı Sturdza'nın grubu ile oğlunun grubu kendi aralarında mücadele ederek zayıflamaya başladıklarından, radikaller ordu başkomutanının vekili olan sempatik ve üstün yetenekli Albay Aleksandru Cuza'yı milli aday göstererek, çözüm bulmaya çalıştılar. 17 Ocak'ta bu aday kazandı ve kısa bir müddet sonra da 5 Şubat'ta Eflak Divân'ı önemli zorlukların aşılması akabinde Cuza'yı oybirliğiyle Romen Prensi kabul ederek, Eflak'ta da yaşanan aynı anlaşmazlıkları ortadan kaldırdılar. Romen prensliklerinin tek bir hükümdar altında birleştirilmesi Paris Antlaşmasında söz konusu edilmemişti.

1858 yılında Fransa'nın Yaş konsolosu Place, "Boğdan Divânı'nın Eflaklar ile birlikte yabancı bir hükümdar altında birleşmeyi planladığını" bildiriyordu. Ancak Bükreş'teki meslektaşı, Eflakların sadece mahalli adaylarla ilgilendikleri cevabını verdi144. Cuza seçildiğinde, Avrupa devletleri birden, farklı bir durumla karşı karşıya kalmışlardı. Valevski, Cuza'nın minnettarlığını belirtmek üzere başvurduğu Napoleon adına, hükümdarlığını 10 Şubat'ta tanıdı. Romenlerin en ünlü şairi Vasile Aleksandri derhal Paris'e gitti. Efendisi ve dostu Aleksandru Cuza, I. Aleksandru Ioan olarak kendisine önerildiğinin aksine her iki Divân'ı birleştirmeden, törenle Bükreş'e girdi . Paris Konferansı'nın Mart ayında toplanacağı biliniyordu, ama çalışmalar ancak 7 Nisan'da başladı . Aynı dönemde italya'daki savaş belirlendi: Avusturya Sardunya'nın silahsızlandırılmasını talep etmişti, Cavour Paris'e geldi ve Fransız birlikleri saldırıya hazırlanıyordu. Böylece nihai bir karara varılmamış olsa da, herşeyi bir an önce halletmek isteyen konferansta Türklerin zayıf muhalefeti kolayca alt edildi. Cuza, hâlâ kızgın olan Avusturya dışında, Avrupa'nın tamamı için "Birleşik Prensliklerin" tek hükümdarı idi. Cuza, kendisini kayser ordularına karşı savaş açmaya kışkırtmaya çalışan Macarların tekliflerini reddedecek1A0 ve Ploteşti'de bir karargâh kuracak kadar da akıllı idi.

Bâbıâli bu arada Avusturya'nın zaferi kazanmasını umut ederek, Cuza'yı onaylamakta tereddüt ediyordu.

Ancak Mayıs ayında nihai muharebelerden önce, nihayet boyun eğse de, çifte seçimi Paris Antlaşması'nın bir ihlali olarak adlandırdı . Nihayet tanınan Romen Prensi, Sultan Abdülmecid'in talebi üzerine istanbul'a geldi. Ülkesinde bulunan Türkleri yabancı olarak görmesine ve bu yönde muamele edip, sadrazamı serhad boylarına seyahati sırasında ziyaret etmeyi reddetmesine rağmen, istanbul'da bağımsız bir prens gibi karşılandı. Galati'den "Beyrut" savaş gemisi ile yola çıktı ve Emirgân Köşkü'nde misafirperverlikle karşılandı. Buraya vardıktan hemen sonra Hariciye Nâzın ziyaretine geldi ve Sultan Abdülmecid, onu huzuruna kabul ederken, Cuza'yı ona birkaç adım atarak karşıladı. Sultan Abdülmecid ve Cuza, gala gösterisini aynı locadan izlediler .

Cuza, tamamlanan birleşmenin tanınmasını istedi ve Bâbıâli, bu talebini ömrü boyunca geçerli olmak şartıyla şahsına vermeye meyilli görünüyordu, ama önce bir komiser göndererek halkın fikrini almak istiyordu. Ancak Cuza, böyle bir komiseri kesinlikle kabul etmek istemiyordu. 1861 yılının Haziran ayında istanbul'da bir elçi konferansı toplandı ve Âlî Paşa, bu konferansta Romen ordusunun sınırlandırılmasını ve Tuna Nehri'nin diğer kıyısında zaman zaman muhtemel huzursuzluklara silahla müdahale etme hakkını elde etmeye çalıştı, ama boşuna. 2 Aralık tarihli fermânla aynca merkezî meclis de Cuza iktidarda olduğu süre için kaldırıldı. Ve 5 Şubat 1862 tarihinde nihayet birleşik Romanya ilan edildi.

Üç yıl sonra, Cuza'nın yokluğunda Bükreş'te bir sokak çatışması çıktığında, Sadrazam Âlî Paşa, sitemde bulunabileceğini düşünerek, sert ve yaralayıcı bir şekilde konuştu. Gelen cevap kesindi: Cuza, ülkesinin Paris Andaşmasina göre "Bâbıâli'nin her türlü müdahalesinden uzak, tamamen özgür bir idareye sahip" olduğunu belirtiyor ve Bâbıâli'nin Romanya ile iyi ilişkiler içinde olması gerektiğine işaret ediyordu . Ancak 1862 yılının Şubat ayında Cuza, askerî bir suikast neticesinde tahttan feragat etmek zorunda kaldığında ve halk oylaması ile yerine Prens Karol adı altında Prusya Prensi Kari von Hohenzollein getirildiğinde (Nisan), Bâbıâli Romen birliğine verilen onayın geçerliliğini yitirdiğini ileri sürmeye, hatta ülkeye asker göndererek işgal etmeye meyilli görünüyordu. Ömer Paşa'nın birlikleri Rusçuk'ta tam toplanmıştı ki, Romenler Bâbıâli'yi sahip oldukları genç orduyu seferber etmekle tehdit ettiler ve konu böylece kapandı. Prens Karol nihayet istanbul'a geldi ve burada Prusya hükümdar hanedanından bir prens (Prince de Sang) olarak karşılandı. Aslında Osmanlı Devleti ile hızla yükselen bu yeni devlet arasında ödenecek yıllık vergi ve diplomatik bir aldatmaca olan hukukî bağımlılık dışında bütün bağlar kopmuştu.

Miloş Obrenoviç, 1858 yılında Sırbistan'daki yönetimi tekrar eline geçirmişti ve asil düşünceli Aleksander Karayorgoviç, bir daha geri dönmemek üzere Avusturya topraklarına geçti. Miloş'un Bâbıâli tarafından ancak çok büyük zorluklarla tanınan (26 Eylül 1860) oğlu ve halefi Milan Obrenoviç döneminde (10 Haziran 1868 yılında bir suikasta kurban gitti), Türk birlikleri önce 1862 yılında Eskice (Uşiçe/Ujiça)'yi, Sokol'u, daha sonra Kladova'yı, 1867 yılında Böğürdelen'i, Semendire'yi ve müdafaa kıtasının Türkler tarafından birkaç saat boyunca top ateşine tutulan şehir için verdikleri mücadeleden tam beş yıl sonra, Belgrad'ı da boşalttılar (15 Haziran 1862). Mihail ayrıca Küçük izvornik'i de işgal etmek istedi. Türkler, Sırbistan topraklarında!* gerçekten de aynldılar. Belgrad Kalesi ve Battal Camii, tıpkı fakir Türk nüfusun ağaç ve toprak evleri gibi tahrip edildiler. Mihail, bağımsız bir hükümdar gibi hüküm sürüyordu ve halk meclisini çok nadiren topluyordu. Bâbıâli'nin elinden hanedanının mirasını almak için ordusuna güveniyordu. Bâbıâli, 1866 yılında ordunun tasfiyesini ve verginin yükseltilmesini talep etti, ancak Avrupa devletleri Sırplar lehine karar verdiler. Ama nihayet serbest kalan Sırplann hayallerinde Bosna ve Hersek ile Eski Sırbistan'ın yeni Sırbistan Prensliği ile birleştirilmesi ve böylece Stefan Duşan'ın eski krallığının tekrar kurulması en önde geliyordu.

"Der Donauschwan" (Tuna Kuğusu) adında bir gazete çıkartan ve 1863 ayaklanmasını hazırlayan Bulgar ihtilalci Rakovski 1860-1861 yılları arasında Belgrad'da yaşıyor ve faaliyet gösteriyordu. Bati dan gelen maceraperest ziyaretçiler, Balkan Yarımadasının büyük Yunanistan ve "Güney Slav" devletine bölünmesinden bahsediyorlardı.

1858 yılında Paris'e geldiğinde bağımsız bir hükümdar gibi karşılanan Karadağ "eşkiya başı" Prens Danilo ile çıkan yeni bir anlaşmazlık, Grahovo'yu ve Vasoyeviçlerin bölgesini işgal etmek isteyen ve Seraskeri Hüseyin Paşa'nın yenilgiye uğradığı Bâbıâli için, Ragusa önlerine Rus ve Fransız gemilerin gelmesi ve Amiral Jurien de la Graviere'nin Cetinje'yi ziyareti ile sonuçlandı. Ömer Paşa'nın 1862 yılında Karadağ'a yaptığı başarılı akın da ülkenin bağımsızlığını sınırlayamadı.

Küçük bir devlet olan Karadağ ile ilişkilerden konu açılmışken, Karadağ'ın bağımsızlığının gelişimi hakkında da birkaç bilgi vermekte yarar vardır. Karadağlılar, Bâbıâli'ye karşı her zaman düşmanca bir tutum sergilemişlerdi. 18. yüzyılın sonlarında sırtlarını uzaktaki Ortodoks Rusya'ya dayadıktan sonra, sadece papaz başlıkları ve asaları eksik piskoposlardan oluşan prensler (vladika), özellikle Peter Petroviç Nyegoş döneminde, bölgelerini genişletmek ve güvence altına almak için istedikleri herşeyi yapabileceklerine inanıyorlardı. Berdleri sınırlarına dahil ettiler. 1831 yılında Kuçlar da onları takip etti. 1840 yılında Grahovo Ovası Karadağ'a tâbi oldu. Ancak burada yaşayan Arnavutlar, işkodra Valisi daha fazla ödediği anda, ona yönelmeye hazırdılar. işkodra Gölü'ndeki bir ada ve eski Zabliyak Şehri bu sayede tekrar Türklerin eline geçmişti . Peter Petroviç, 12 Kasım 1851 tarihinde hayata veda etti. Venedik ve Paris'te eğitim görmüş halefi Danilo döneminde 1856 yılında Bâbıâli ile diplomatik bir anlaşmazlık çıktı. Bâbıâli, Karadağ'ı Paris'teki müzakereler sırasında Osmanlı Devleti'nin bir parçası olarak kabul etmek istiyordu. Danilo'nun buna cevabı, Zenta bölgesini talep etmek oldu. 1858 yılında yukarıda belirtilen silahlı mücadele meydana geldi ve Türkler 1858 yılının Mayıs ayında Grahovo'da yenildiler.

Ancak sınırlan statükoya göre belirlemek üzere bir Avrupa Komisyonunun kurulması, kısa süren savaşı sona erdirdi. Bu küçük ülke daha 1855 yılında kendi anayasasını kabul etmişti.

Yunanistan'a gelince, romantik çift Kral Otto ve Kraliçe Amalie, mantıksız bir halk hareketinden dolayı 1862 yılının Ekim ayında, asilerin Yunan Cumhuriyeti'ne ilişkin hayaller kurdukları Atina'dan ayrılmak zorunda kalana kadar - Danimarka Prensi Wilhelm ancak 5 Haziran'da Kral George olarak tahta seçildi - İstanbul'u bizzat başkenti hâline getirmek gibi "büyük bir projenin" hayalini kuruyordu. 1858 yılında, daha sonra açıklanacağı üzere, Girit'te bir ayaklanma çıktı.

Mısır donanması, zırhlı gemilerini 1860 yılında Osmanlı Sultanı'na bağışladıktan sonra, bakımsız kalmasına rağmen, Mısır Hıdivi Said Paşa, halefi ismail Paşa'nın (1863-1879) - kardeşi Mustafa Fazlı bu arada Türk paşalarından biri idi ve önce Divân-ı Muhasebat daşkanı, daha sonra da maliye nâzın olarak görev yaptı.

1866 yılında ve daha sonra 1873 yılının Haziran ayında artık paşa veya vezir olarak değil, hidiv olarak satın aldığı bağımsızlığı elde etmek için çaba gösteriyordu. Said Paşa'nın kendi ordusu vardı ve 1860 yılında 11 bin piyade ve 2 bin atlı ile 20 toptan oluşuyordul. Aynca yabancı devletlerle sorumluluğu kendine ait olmak üzere, müzakerelerde bulunabiliyordu. Ama 80 bin172 kese yerine 150 bin keseden oluşan vergiyi ödemek zorunda idi ve Mısır Müftüsü istanbul'dan gönderilecekti. ismail Paşa iktidara geldiğinde, daimi bir hükümdarlık kurabilmek için Mısırlılara dayanabileceğini düşündü . Sultan Abdülaziz yeğeni ile birlikti* 1863 yılında "devletinin en önemli parçalarından biri" olan bu eyaleti ve valisini uğradığı sair yerlerin valileri gibi ziyaret ettiğinde, ismail Paşa tarafından görkemli bir törenle karşılandı. ismail Paşa, sultanın gözüne girmek için çeşitli çarelere başvurdu ve hükümdarına 12 bin yeni süngülü tüfek, hatta 2 Mısır alayı hediye etti, ama efendisinin ihtirasını yine de teskin edemedi .

24 Nisan 1859 yılında inşasına başlanan Süveyş Kanalı'mn açılışı ile bu ülke bağımsız bir devlet olarak varlık göstermesini güvence altına alacak ticarî bir önem kazanmıştı . Süveyş Kanalı'mn 17 Kasım 1869 tarihinde yapılan görkemli açılış törenine Prusya veliahtı ile diğer prenslerin yanı sıra imparatoriçe Eugenie ve Kayser Franz Joseph de katıldı. Mısır'ın ticarî açıdan kazandığı bu önemin, ingiltere için burada özgür bir mahalli hükümete izin veremeyecek kadar büyük olduğunu o dönemlerde henüz kimse tahmin edemezdi. Mısır 1875 yılında kamu borçlannı bile ödeyemeyecek duruma gelince, ingiltere Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndaki hisselerini satın aldı.

1871 yılında Hıdiv ismail Paşa yeni bir donanma kurdu. Buna ve Mısır'ın kapitülasyonlardan kurtulma çabalarına şiddetle itiraz eden Bâbıâli, müdahale etme gereğini duydu. 23 Ekim tarihli fermanda ise Fransa ve yeni kurulan italya Devleti'nin tehdidi altında bulunan Tunus üzerindeki haklarını bir kez daha vurguladı. Daha aynı yıl içinde Trablusgarb "hükümeti" Osmanlı Devleti'nin her yerinde geçerli kapitülasyonlara tâbi tutuldu.

Böylece 1870 yılına gelindiğinde, Osmanlı Devleti'nin vergiye tâbi tüm vasal devletleri, kendi milli veya bölgesel amaçlarını takip etmek üzere bir bir kopmuştu. Onlarla birlikte Âlî ve Fuad Paşalar ile Mustafa Reşid Paşa'nın da hayali olan , tüm ayrılıkçı geleneklerin harabeleri üzerine birlik içinde bir devlet kurma hayalleri yok olmuştu. Âlî Paşa gözden düşmüş, Fuad Paşa ise Osmanlı hanedanının kötü alışkanlıklar ve ruhsal bozukluklardan dolayı küçük düşürülmesini ve yeni Türkiye'nin tasfiyesini büyük acılar içinde seyretmek zorunda kaldı. Sonraki bölümde, idareyi ve orduyu modernleştirme ve böylece kuvvetlendirme çabaları ve başarısız olma nedenleri ele alınacaktır.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1774-1912 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir