Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Rum Ayaklanmasının Sonuçları, Yeniçeri Ocağının Kaldırışı

Rusya ile Yapılan Barışa Kadar(1826-1829)

Burada 1774-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Rum Ayaklanmasının Sonuçları, Yeniçeri Ocağının Kaldırışı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Ağu 2011, 15:29

RUM AYAKLANMASININ SONUÇLARI YENİÇERİ OCAĞININ KALDIRILIŞINDAN, RUSYA İLE YAPILAN BARIŞA KADAR[1826-1829]

Şimdilik eski ve tamamen yararsız hâle gelmiş yeniçeri ocağının kaldırılması, savaş meydanında bekleyen tek düşman olan Yunan asilere karşı savunma açısından önemli sonuçlar doğuracak bir tedbir gibi görünmüyordu, zira az sayıda ve tek başlarına savaşan asilere karşı yapılacak savaş, hiçbir yardım talep etmeyen Mısırlı Mora Valisi'nin [ibrahim Paşa] ellerine teslim edilmişti. Missolonghi ele geçirildikten sonra, gerek Mehmed Ali Paşa'nın donanması, gerekse Osmanlı Donanması memlekederine döndü. ibrahim Paşa bizzat geri döndüğünde, Osmanlı birlikleri Atina'ya doğru hareket ederken, önce Maynotlara karşı yapılacak girişimler için hazırlık yaptı. Balyabadra müdafaa kıtaları bu arada Kalavrita'yı ateşe verdiler. Ama ibrahim Paşa'nın birlikleri Manya Dağlan'nda fazla başarılı olamadılar ve Kolokotronis bu arada Anabolu'da yine küçük bir Yunan ordusu topladı. Ağustos ayında Mısırlılar, bir kez daha kendilerine boyun eğdirmenin imkânsız olduğunu kanıtlayan dağ ahalisinin üzerine ikinci bir sefer düzenlediler. Atina, Ağustos ayında işgal edildi ve Rumlar ile Fabvier yönetiminde Yunanlılar Akropol'de kuşatıldılar. Ama burada da Eleusis yakınlarında, Karaiskakis emrinde küçük bir ordu toplanmıştı. 1827 yılı başlarında kuzeyin bu son özgürlük çeteleri de yenilerek, geri püskürtüldüler .

Rumlar bundan böyle de sadece korsan4 olarak bazı önemli başarılara imza atsalar da, Bâbıâli kendini iç savaşa bu kadar kurban verdikten ve istanbul halkı ile yeni birliklere karşı duyulan bu kadar büyük bir güvensizlikten sonra, Rusya'nın taleplerini yerine getirmeyi ertelemeyecek durumda hissediyordu. Haziran ayında Seyyid Mehmed Hadi Efendi ve Molla Seyyid ibrahim izzet Efendi - Cânib Efendi hayata veda edeli epey olmuştu - Osmanlı toprağında değil de yeni fethedilen Besarabya bölgesinde, Turla Nehri kenarında eskiden Cenevizlilere ait olup, şimdi Boğdan'a ait olan Akkirman'da yapılacak konferansın Osmanlı temsilcileri olarak tayin edildiler. Besarabya komiseri Kont Voronzov ve bizzat [istanbul elçisi] Ribeaupierre Rus yetkilileri olarak atanmışlardı. Müzakereler 1 Temmuz'da başlayacaktı.

Reis Efendi hâlâ Rusya'nın bunu fırsat bilerek, antlaşma maddelerinin yerine getirilmesini talep edip, "yeni maddeler" ve haklarının genişletilmesini talep etmeyeceğini umuyordu . Petersburg'daki "büyük dost " ise antlaşmaların ve hükümlerin kendi isteğine göre yorumlanmasını ve belirlenmesini sağlamayı düşünüyordu Ribeaupiene'nin görevi, Romen prensliklerinin imtiyazlarını belirlemek, Strogonov'un planına göre Tuna Nehri boyunca yeni sınırın düzenlenmesini talep etmek ve Bükreş Antlaşmasının Sırplar açısından da uygulanmasını istemekti. Müzakerelerin uzaması hâlinde Romen prensliklerinin işgal edileceğine dair tehditte bulunacaktı. Anadolu'daki sınırın, bazı kalelerin Osmanlı'ya geri verilmesi ile sonuçlanabilecek şekilde düzeltilmesine dair talepler hiçbir açıklama yapılmaksızın reddedildi. Romen prenslikleri ve Sırbistan için iki "ayrı antlaşma" öneriliyordu: Birinci antlaşmayla Bâbıâli, Rusya ile Romen prensliklerindeki "hospodarların" azli konusunda mutabakata varmayı, tahttan azillerini Rusya'ya bildirmeyi ve Rusya'nın onayını almadan yeni vergiler uygulamamayı taahhüt edecekti; ikinci antlaşma ile Sırp heyetleri ile "kültür özgürlüğü; liderlerin seçimi; hukuk ve idarenin Osmanlı komutanlarının müdahalesinden bağımsızlığı; Müslümanların şehir dışlarındaki yerleşim yerlerinde yaşamasının yasaklanması; Sırpların Türklere ait mülkleri yönetme ve bunların gelirlerini her yıl tek seferde ödenmesi; vergilerin Sırplar tarafından toplanması ve pasaportları ile özgürce seyahat edebilmeleri; okullar, matbaalar ve hastaneler kurma hakları ve nihayet Sırbistan'ın ayn kalan bölgelerinin anavatana katılması için uygulanacak tedbirler " hakkında müzakerelerde bulunacaktı. Tüm bunların anlamı ise Rusya'nın tam bir vâsiliği ve özgür bir Sırbistan'ın oluşturulması idi.

Türklerin itirazları üzerine bu şartlarda yapılan değişiklikler çok önemli değildi: Sırbistan'ın imtiyazları gelecek 18 ay içinde ilan edilecekti ve Rusya Karadeniz üzerinden Bâbıâli ile dostane ilişkiler içinde olan devletlerle ve sadece Rusya'nın ticareti ile ilgili olmak kaydıyla ulaşım sağlayabilecekti. "Ek maddelere" gelince, Bâbıâli'ye boyarlar meclisinde (Divân) halkın "genel olarak kabulü" ile seçilecek Romen prenslerini onaylamama hakkı tanınıyordu, ama bu konuda da yine Rus sarayına danışacaktı. Rusya'ya sadece - 1802 tarihli hatt-ı şerif uyarınca kendisinin onayını almak kaydıyla vergileri belirleme hakkına sahip olan - Romen prenslerine istanbul'daki elçisi aracılığıyla ve ancak bunun emri üzerine Yaş ve Bükreş'teki konsoloslar vasıtasıyla arzda bulunabilecekti. Romen prensleri, beşlilerin sayısını kendileri belirleyebilecek, ama subayları atayamayacaktı. Bu konuda 1821 tarihli statüko aynen muhafaza ediliyordu. Romen prensleri ve boyarları arasında düzenli ve adil ilişkiler kurulacak ve yazılımı henüz kesin bir şekilde oluşmamış "özel bir nizâmnâme" ile Romen prensliklerine gerekli düzenleme getirilecekti. Sırbistan'ın imtiyazları da aynı kalmıştı.

Rusya'nın bir damla kan bile akıtmadan, sadece güvensiz ve kendi içinde bölünmüş Avrupa'ya karşı demir gibi bir irade ve yeni durumları kurnazca kullanarak elde ettiği 25 Eylül 1826 tarihli ilgi çekici antlaşmanın [Akkirman Antlaşması] içeriği işte böyle idi . Sultan II. Mahmud, yetkilileri tarafından kabul edilen bazı maddelere itiraz etti, ama boşuna. Neticede Rusların "antlaşma" diye nitelendirdikleri yeni antlaşmayı onaylamak zorunda kaldı. Aslında bir taraftan "büyük dostun" taleplerini daha da genişletmemiş olmasından ve çok daha tehlikeli meselelere getirmemesinden oldukça memnun kalmıştı. "Diğer meseleler" onu daha fazla endişelendiriyordu ve Rumları asi ve henüz olgunlaşmamış birer faktör olarak gören Rus Çarı'na, özellikle de ingiliz elçi Stratford Canning'in "Yunan hükümeti" ile ilişki içinde bulunduğu ve Nisan ayında daha ellerinden Türk egemenliği ve ingiltere'nin himayesi altında tüm asi eyaletlerden oluşturulan ve tamamen Hristiyanlardan oluşan büyük bir Yunanistan'a dair planları aldığı bir dönemde Rumların tarafını tutmadığı için gerçekten minnettardı.

Ama Rusya sadece Rumlara ilişkin projelerini Bâbıâli'nin önüne sermek için değil, ingiltere'nin yanı sıra diğer Avrupa devletleri ile de yeni ve bu sefer gerçekten baskıcı bir faaliyette bulunmak için hazırlıklara başlamıştı bile.

4 Nisan tarihli antlaşmadan ve ittifak hâlinde olan kabineler arasında yeni bir nota alışverişi gerçekleştikten sonra, Ribeaupierre'nin istanbul'a gelişine istinaden derhal ortak bir çalışma yapılması konusunda anlaşmaya varıldı. Rus elçi, Rusya-ingiltere protokolünü reis efendiye bizzat sunacak ve Bâbıâli'nin müzakerelerde bulunmayı reddetmesi hâlinde Osmanlı başkentini ingiliz meslektaşı ile birlikte terk etmekle tehdit edecekti. Hatta gerekiyorsa, daha da ileri gidip, aksi takdirde "Yunanların bağımsızlığının" tanınacağını de belirtecekti . Fransa 8 Aralık'ta barış çalışmalarına katılmaya hazır olduğunu açıkladı, hatta 4 Nisan tarihli mutabakatın [protokol] beş Avrupa devleti arasında bir antlaşma hâline getirilmesini önerdi . Prusya, Hristiyan bir halkı çöküşten kurtarmak gibi "şanlı" bir girişime katılabilmekten çok memnundu.

Avusturya'ya gelince, Metternich "ne istediğini bir tek kendisinin bildiğine" kesinlikle inanıyordu . Aslında Osmanlı Sultanini Rumlara karşı daha yumuşak davranmaya, daha "uysal bir barış siyasetine" (pacification octroyee) ikna etmek isterdi. Böylece sultanın Rusya karşısındaki konumu daha da düşük hâle gelmemiş olurdu. Gerçekte ise Rumlann bir Mora Prensliğine sahip olmalarını bile istemiyordu22. Her seferinde "özgür faaliyederini" vurgulayan Viyana şansölyesi yine de Elçi von Ottenfels'e mümkün olduğunca, ama "sınırlan" aşıp, istanbul'daki eski dostlan diğerlerinin tehditlerinden dolayı incitmeden, meslektaşlarının faaliyetlerine katılma emrini verdi . Dolayısıyla Rus Çarı, Avusturya sarayının en azından "asıl meselelerde" kendisi ile aynı fikirde olduğunu düşünebiliyordu . Ancak müttefiklerinden tüm bunlara rağmen, Bâbıâli'nin ret cevabı vermesi veya tereddüt etmesi hâlinde, başka ve daha kararlı çarelerin , örneğin "müttefik kuvvetlerin birleştirilmesi ve denizlerde alınacak tedbirler", yani Türk-Mısır donanmasının limana gelmesini engellemek gibi çarelerin, hatta "daha farklı çarelerin ", ki bu da tabii ki savaş anlamına geliyordu, düşünülmesini de istiyordu. Ama zayıflamış ve "silahlarının parlaklığından" dolayı korkmuş Bâbıâli, böyle bir savaşı engellemek için muhtemelen çaba gösterecekti. Rusya sadece bu şartlar altında Yunanistan'a barış getirmek için diğer dört devlede andaşma yapmaya hazırdı.

ingiltere'nin istanbul elçisi Stratford Canning, daha 1827 yılının Ocak ayında vergiye tâbi bir Yunan devleti temelinde arabuluculuk yapmak için ilk adımları attı. Reis [Pertev] Efendi'nin cevabı kesin ve netti. Sultan II. Mahmud, eski taleplerini tekrarlıyordu: Tanrı'nin yasaları, fetih hakkı ve tüm devletlerin resmen kabulü ile asi eyalederin meşru sahibi idi ve hiçbir yabancı sarayın hiçbir zaman kendisi ve asi tebaanın arasına girmesine izin vermeyecekti . Ribeaupierre gelmeden önce Babıâli'den bir taahhüt alabileceğini düşünmüş olan ingiliz elçi için bu çok ağır bir darbe oldu. Yine de geniş kapsamlı olup, Rumların da taleplerini kapsayan bir nota ile Sultan II. Mahmud'u kararından döndürmeye çalıştı . Rus elçi Ribeaupierre'nin gelmesinden çok da hoşnut olmayan Minciaky, meselenin önce reis efendiye sunulması gerektiğine inanıyordu . Fransa, özellikle de ingiltere şimdilik çekimser davranıyorlardı .

Yaş ve Bükreş'te kral gibi karşılandıktan ve "minnettar" prenslerin konuşmalarını dinledikten sonra Ribeaupierre de istanbul'a geldi. Derhal normal bir elçinin sahip olmadığı bir itibar ile Bâbıâli'ye başvurdu. Türk nâzın kısa bir süre sonra bu yeni tutum ile Akkirman'da başka bir talepte bulunmama sözü arasındaki çelişkiyi fark etti ve elçi, davranışlannı açıklamak için elinden geleni yaptı. Gururlu reis efendinin cevabı, asi reaya lehine böyle vaatlerde bulunmaktansa, savaşı, hatta Anadolu'ya sürülmeyi bile tercih edecekleri oldu. Prusya elçisi von Miltitz'in Mart ortalarında müdahalesi de II. Mahmud üzerinde farklı bir etki bırakmadı. Buna karşın Ribeaupierre'nin meydan okuyucu tavırlarından dolayı kendini hakarete uğramış hisseden Stratford Canning, zayıf Avusturya elçisinin arabuluculuğu ile Cânib Efendi'nin izinden giden yeni Türk nâzın Pertev Efendi ile barışmak için elinden geleni yapıyordu .

Pertev Efendi, 4 Nisan'da ne Rusya'nın, ne de ingiltere'nin sultanın mülkiyetleri hakkında karar vermeye yetkili olmadıklarından, 1826 tarihli protokolün geçerli olmadığını, hatta Türkiye'nin onuru ve menfaatlerine karşı bir "suikast" niteliği taşıdığını açıkladı.

Bu arada Londra'da yapılan ve ingiltere'nin müzakerelerde hâlâ birinci sırada olduğunu düşünmesini sağlayan konferanslar, beş Avrupa devleti arasındaki ittifak antlaşmasını meydana getiremedi. Ne Rusya, ingiltere ve Fransa temsilcilerinin baskıları, ne de Avusturya temsilcisinin Osmanlı Sultaninin Mora Yarımadasina ve Takımadalar'a özel bir "mahalli idare" getirmek için işleri bizzat eline aldığına dair yaydığı söylentiler bir işe yaramadı . Çok geçmeden istanbul'a Nisan ayında yedi yıllığına "vali" olarak seçilen Kapodistria yönetimindeki yeni hükümetin ve kendini kanıtlamış Yunan Cochrane ve Church'un yeni askerî yönetimlerinin hiçbir şey yapamayacağına ve 30 Mayıs'ta Takımadalar'a gönderilen gemilerin komutanı de Rigny'nin onurlu teslimiyetinden sonra Akropoideki 2 bin Rum'un buradan başka yerlere götürüldüğüne dair haberler geldi .

Aynı zamanda ibrahim Paşa, Deli Ahmed Paşa'nın desteği ile Akhaia ve Mesenya'da asilere karşı önemli zaferlere imza atıyordu. Tırhala, Yanya, Akarnanya, inebahtı ve Eğriboz temsilcileri, istanbul'daki patriğe Osmanlı Sultanı ile barışmalarını sağlaması için yalvarıyorlardı ve Tahir Paşa komutasında 9 firkateyn, 18 brik ve göletten oluşan Osmanlı Donanması, bu eski ve terk edilmiş limanda Avrupa'nın siyasi seyircilerinin gözleri önünde neler olacağını tahmin bile edemeden, Navarin'e doğru hareke11 ediyordu.

Sultan II. Mahmud, 9 Haziran'da resmi bir açıklama ile Avrupa devlederine görüşlerini kesin bir biçimde aktarmıştı. O, bağımsız bir hükümdar, Rumlar ise meşru hükümdarlığına karşı çıkan birer asiden başka bir şey değildi. Avrupa'nın tutumunu açıklamak için öne sürdüğü "özgürlük" ve "tarafsızlık" gibi bahanelerle alay ediyordu. Bir sultanın "bir avuç eşkiya" ile anlaşmaya varması mümkün değildi. "Bâbıâli'nin baştan beri verdiği cevap her zaman aynı olacaktır" - yegâne cevabı idi bu.

Fransa, daha o zamanlar dünyada önemli bir rol oynama hevesi ile Rusların projesini tüm tehdit unsurları ile birlikte kabul etmişti. Prusya'nın bağımsız bir siyaset yürütmesi mümkün değildi. Sadece Avusturya özgür bir Yunan Devleti'nin kurulmasına ve inatçı Bâbıâli'ye silahlarla karşı gelme fikrine karşı çıkıyordu. Ribeaupierre, Pertev Efendi ile Rusya'nın Akkirman'da Rum meselesinin gündeme getirmemeyi vaat edip etmediği konusunda hâlâ anlaşmazlık içinde idi45. Reis Efendi, Avusturya elçisi dahil olmak üzere, bütün elçilere karşı oldukça sert davranıyordu.

6 Temmuz'da Londra'da dört Avrupa devleti - ingiltere, Rusya, Fransa ve Prusya - arasında daha önce açıklanan temellere dayanan bir antlaşma [Londra Protokolü] imzalandı. Avusturya'nın kimi zaman saldırısına uğramış Mısır gemileri ile Türk gemilerinin sefere çıkmasının engellenmesine dair hüküm değiştirilerek, başka bir şekil almıştı. Bu hüküm artık Rumlar için de geçerli gibi görünüyordu ve tüm devletlerin ortaklaşa üzerinde anlaşmaya vardıkları "savaşta bulunan taraflar arasında mümkün olduğunca her türlü çatışmayı engelleme" taahhüdünü içeriyordu.

Ama Türkler, diğerleri gibi bu hükümle de ilgilenmiyorlardı. Osmanlı imparatorluğu'nun tüm siyasi faktörleri Baştercüman ishak Efendi'nin görüşünde birleşmişlerdi:

"Bugünkü Müslümanlar eskisi gibi değildir; tembelliği sevmezler ve sindirilemezler" . Çaresiz tedbirler, tüccarların tutuklanması ve Hristiyanların öldürülmesine ilişkin tehdiderde bulunuyorlardı. Bizzat reis efendi 10 Temmuz'da, "herşeye hazırız", diyordu. "Toplar Sarayburnu'nda patlasa bile, padişahın nihai kararını değiştiremeyecektir."

Elçiler ilk 16 Ocak'ta, daha sonra da 31 Ağustos'ta, bu sefer 15 gün süre verilerek Bâbıâli'yi tasarıyı kabul etmeye davet ettiler. Herhangi bir sonuç alamayınca, Mısır ve Yunanistan arasındaki bağlantıyı kesmeye denediler. Avrupa devletlerinin bir elçisi, Mehmed Ali Paşa'ya iskenderiye Limanında bekleyen Muharrem Bey ve Fransız Tellier emrinde 92 gemiden oluşan donanmanın limandan çıkmasına izin vermediklerini bildirmek üzere Kahire'ye gönderildi. Ama açıklama geç kaldı ve gemiler, sözde Çamlıca'ya saldırmak üzere Mora Yarımadasına doğru yola çıkmışlardı bile. Uzun yolculuk sırasında gemilerin geri dönmesini talep etmek için hiçbir müttefik gemisi görünmedi. Avrupalı liderlerden sadece Codrington, ibrahim Paşa'nın yakınlarında Anabolu Limanında bulunuyordu.

De Rigny ise Milo önlerinde idi. 19 Eylüide Codrington, bu sularda bulunan hiçbir geminin askerî operasyonuna izin veremeyeceğini açıkladı. Fransız Amiral vekili de geldiğinde aynı açıklamada bulundu. 22 Eylülde her ikisi de Navarin önlerinde ibrahim Paşa'ya Temmuz ayında yapılan antlaşma uyarınca tüm faaliyetleri askerî tedbirler kullanarak engelleme yetkisine sahip olduklarını açıkladılar. "Bu sırada bayraklarımıza tek bir top bile isabet edecek olursa, bu Osmanlı Donanmasının felaketi olacaktır." Bunun üzerine 25 Eylülde İbrahim Paşa sakin bir şekilde ve sözlü olarak - Rumlar düşmanlıklara devam ettiği halde - bağımsız bir komutan olmadığını, dolayısıyla efendisinin yeni talimatlarını beklemek zorunda olduğu cevabını verdi. Ancak şerefi üzerine şimdilik hiçbir şey yapmayacağına dair söz verdi. Karşılığında Avrupa gemilerinin denetimi altında kendisine erzak sağlanacaktı. Sözde düşmanca niyetler besleyen Rusya'ya karşın kendi devletlerinin barış dolu niyetleri olduğunu söyleyen iki Avrupalı komutan derhal kendi gemileri için güvenli bir liman aramaya başladılar.

Ama 1 Ekim'de Patrona Bey ve ibrahim Paşa'nın bizzat komutası altında Navarin Limanindan ayrılan Mısır ve Osmanlı gemileri, asilere değil, henüz Türklere ait Balyabadra'ya doğru hareket edecekmiş gibi görünüyorlardı. Ancak filoların komutanları, Codrington'un geri dönme işaretine riayet ettiler. Ayrıca Manya'nın iç bölgelerine doğru ilerleyen kara birlikleri de durduruldu. Müslümanlar gece vakti yine limandan ayrılmak istediklerinde, ingilizler üzerlerine ateş açtılar. Donanmanın yeni bir girişimde bulunmayacağından emin olmak için, ingiliz ve Fransız gemiler ile Heyden'in komutasındaki Rus gemileri Mısırlıları ve Türkleri gözetim altında tutmak için Navarin Limanı önlerine geldiler. Bundan kısa bir süre önce ise, burada bulunmayan ibrahim Paşa'ya donanmayı istanbul ve Kahire'ye geri gönderme talimatının yanı sıra, Mora'nın derhal boşaltması gibi anlamsız bir emir gönderilmişti .

Böylece amiraller, Codrington'a ibrahim Paşa'yı cezalandırma fırsatını verebilecek olan ve tüm amiraller tarafından gerçekleşmesi arzulanan top atışını bekliyorlardı. Muhtemelen Rus diplomatlar, biri eski islâmî nefreti duyan ve diğeri son zamanlarda maruz kaldığı hakaretlerin acısını çeken iki düşman donanma arasında savaşa neden olacak "tek bir top atışının" engellenmesinin çok zor olduğunu herkesten daha iyi biliyorlardı. Osmanlı-Mısır donanmasının geri çekilmesi onlar için çok büyük bir utançtı. Burada kalmaları ise, yakın zamanda gerçekleşecek muharebenin işaretiydi. Gerçekten de böyle oldu ve uzaklardaki siyasî makamlarında oturup meseleyi bu raddelere getirenlerin iradelerine karşı olmakla beraber -ancak Clarence Dükü Codrington'a, "fırsatını yakaladığı takdirde barut kullanması" için özellikle ruhsat vermiş bulunuyordu - 20 Ekim'de beklenen çatışma gerçekleşti ve Osmanlı gemilerinin imhasıyla neticelendi.

Bu tarihte Navarin Limanı önünde 6 ingiliz ve 5 Fransız gemi bulunuyordu. Rus gemileri, ingiliz ve Fransız gemileri limana ancak öğleden sonra giriş yaptıktan sonra onları takip etmişlerdi. ibrahim Paşa'nın filosu 3 saff-ı harb, 4 büyük ve 19 daha küçük firkateynden ve sayısız brikten, korvetlerden ve burlotalardan (ateş gemisi) oluşuyordu ve 1994 topu vardı. ibrahim Paşa, başkomutanın da burada olmaması sebebiyle muharebeyi başlatmak niyetinde değildi. Dolayısıyla Müslüman deniz gücü, saldırı pozisyonuna geçmeyip, Avrupa'nın "dostane" bir şekilde gelen gemilerine yer açmak için yeni bir düzene girmekle yetindi. Ancak ingiliz gemilerinden biri, burlotaların üzerine doğru gelip, uzaklaşmalarını emredip, geri çekilişlerini denetlemeye kalkınca, Türkler tarafından ateş açıldı. Bir ingiliz ve bir Fransız firkateyni, bu atışa hiçbir açıklamayı beklemeden top atışları ile cevap verdiler. Bunun üzerine Mısır gemilerinden de ilk top atışı gerçekleşti ve büyük bir sevinçle karşılandı. Birkaç saat içinde Osmanlı Donanması, aralarında hasta ve yaralıların da bulunduğu 6 bin kişi ile birlikte insafsızca top atışları altında denizin dibine yollandı. "Eksiksiz" bir "zafer" kazanılmıştı ve bunda en büyük rolü oynayan Codrington, müttefiklerin az sayıda kayıpları karşısında "muharebe ile sonuçlanan tedbirlerin, antlaşmanın hayalî olmadığını göstermek için kesinlikle gerekli olduğunu" söyleyerek, kendini teselli etti.

Galipler derhal savaş alanını terk ettiler. Aralarından sadece biri, o da Rus Amirali olağandışı olaylardan kaynaklanan ve Avrupa'nın Rusya'nın ısrarlı baskısı karşısında gösterdiği yanlış tutuma uygun olan bu dehşet verici olaylar dizisine memnun olmuş gibi görünüyordu. Karaya asker çıkartmayı, Modon ve Koron'a saldırmayı ve Mısırlıları bu sefer gerçekten ve derhal Mora'dan sürmeyi teklif etti. Bu teklifi kabul görmeyince, Codrington sanki kendi vicdanının sesinden kaçar gibi Malta'ya doğru hareket edip, de Rigny izmir önlerine gelecek kadar cüretkâr davranırken, Rus Amiral Takımadalar'da tek başına kaldı. izmir'de bu arada Hüseyin Paşa, Fabvier Sakız Adası'na saldırdığında bile (29 Ekim - 8 Kasım) tüm Frenklerin öfkeden kuduran Müslümanlar tarafından katledilmesini önlemek için gerekli ihtiyatı göstermişti.

24 Ekim'de, muharebeden dört gün sonra ve haber daha istanbul'a ulaşmadan önce, Sadrazam Mehmed Selim Paşa Rumlarla ateşkes yapma kararını almıştı. Avrupa devletlerinin ısrarlarına yenilmişti, dolayısıyla "Avrupa devletleri arasında samimi ve gerçek dostu" Avusturya'nın arabuluculuğu ile gayri meşru davranışları ile bu krize neden olanlarla barış yapmaktan başka bir şey istemiyordu. "Bugüne kadar olan herşey unutulsun ve Bâbıâli ile diğer saraylar arasında dostane ve antlaşma içindeki ilişkiler eskisi gibi ve hiçbir değişikliğe uğramadan tekrar kurulsun." Müttefik devletlerin Navarin önlerindeki felaketten haberdar olan elçileri daha 30 Ekim'de Bâbıâli'yi başvurup, Osmanlı Donanmasına karşı bir hareketin nasıl değerlendirileceğine dair sorular sorduklarında oldukça şaşırdı. Mehmed Selim Paşa'nın buna cevabı, henüz doğmamış olan bir çocuğa don biçilemeyeceği şeklinde oldu. 2 Kasım'da reis efendi elçiliklerin tercümanlarını, Osmanlı Donanması hakkında gelen kötü haberler hakkında açıklama istemek üzere huzuruna çağırdı: Bu felaket karşısında tazminat ve böyle bir kötülüğe izin veren Avrupa devletlerinin Rum meselesini takip etmeyi derhal bırakmalarını talep etti. 3 Kasım'da elçiler aynı tercümanlar vasıtasıyla muharebenin ibrahim Paşa'nın sözünü tutmamasından ve denizcilerin meydan okumasından kaynaklandığını ve bu olay ne kadar üzücü de olsa, Osmanlı Sultanı ile savaş anlamına gelmediğini açıkladılar. II. Mahmud'un ve nâzırlarının öfkesi o kadar büyüktü ki, buna söyleyecek söz bulamadılar ve tehditlerde bulunurken, her türlü diplomatik nezaketi göz ardı ettiler. Diğer taraftan Stratford Canning, Osmanlı imparatorluğu'nun bölünmesi gerektiğinden bahsetmekten çekinmiyordu! 3 Kasım'da yapılan sözlü açıklamaları tekrarlayan yazılı bir nota geldiğinde, reis efendi özür dilemeleri için ağır şartlar öne sürmek üzere elçileri basit ve suçlu birer şahıs olarak huzuruna çağırmak istedi.

Bütün Müslümanları, kutsal savaş için sultanın ordusuna çağırmak için emirler verilmiş, Boğazlar tüm gemilere kapatılmıştı ki, 9 Kasım'da Avusturya elçisine bir nota gönderildi. Bâbıâli, bu nota ile Avrupa devletlerinin "uygunsuz teklifleri", "izinsiz olduğu kadar haksız olan talepleri" ve Navarin'de "düşmanca olduğu kadar saygısız olan suikast" gibi konulardan bahsediyor, tazminat, Rum meselesinden el çekilmesi ve tarziye gibi taleplerde bulunuyor ve elçilerle ilişkilerini "kesiyordu" . ilk iki talep, 10 Kasım'da kararlı bir biçimde geri çevrildi ve üçüncü talep sadece boş sözlerden başka bir şey içermediği için kabul edildi . Elçilerin Reis Pertev Efendi'ye ziyaretleri sonuçsuz kaldı. İbrahim Paşa'nın muharebe hakkındaki raporu ve Tahir Paşa'nın Navarin'den dönüşü, olağan diplomatik ilişkilerin tekrar kurulmasını daha da zorlaştırıyordu. 24 Kasım'da üç Avrupalı elçi ile yine sonuçsuz kalan bir görüşme yapıldı. Rumların başına iyi bir vali ve dürüst vergi tahsildarları getirmeyi düşünen Bâbıâli, Rum tebaanın sadece "iyiliğini" istiyordu.

Navarin felaketinden sonra Türklerde çok daha derin izler bırakan Rum meselesine bu bakış, "insan kendi evini herkesten daha iyi bilir" atasözüne dayanıyordu. Yunanistan'ın organizasyonu sadece istanbul Patriği altındaki eski düzen gibi dinî bir düzen olabilirdi! Bâbıâli, sadece görüşünün kabul edilmesi hâlinde ateşkes ve "asilere karşı düşmanlıkların durdurulmasını" düşünebilirdi. Ama asi eyaletlerin sadece vergiye tâbi bir ülke hâline getirilmesini, elçiler istanbul'u terk etme tehditlerini gerçekleştirecek olsalar bile, hiçbir surette kabul edemezdi. Diğer taraftan Navarin'de yaşanan felaketten ötürü karan daha da kesinleşen II. Mahmud, ödenmeyen vergilerin ve tazminatların affedilmesi ile bir yıllık vergi muafiyetinin yeterli olması gerektiğini düşünüyordu.

Bâbıâli, müttefik devletlerin elçilerine pasaport vermek istemiyordu, ama tıpkı 1821 yılında Strogonov gibi gemilerine binebilirlerdi. istanbul'dan ayrılmaları hiçbir şekilde engellenmeyecekti. 2 Aralık tarihinde toplanan büyük Divân, Temmuz ayında yapılan andaşmanın hükümlerini kızgınlıkla geri çevirmişti. Birkalp gün sonra elçiler gerçekten de istanbul'dan ayrıldılar. Bâbıâli ise ilgili kabinelerde itirazda bulunmakla yetindi . II. Mahmud, daha sonra 20 Aralık'ta yapılan Divân toplantısında tüm Müslümanları "din ve milli varlık" için, Müslümanların yerine Hristiyan reayaları getirmeye çalışan sadakatsiz Avrupa'ya, özellikle de Rumları ayaklanmaya teşvik eden ve "entrikaları" ile Avrupa devletlerini Bâbıâli'ye karşı düşmanca hareketlerde bulunmaya kışkırtan Rusya'nın doymak bilmeyen taleplerine karşı savaşa davet etti. Mora'da ibrahim Paşa'nın emrinde 20-30 bin kadar asker vardı ve Navarin'de enkaz hâline gelen donanmanın yerine tekrar 54 gemi inşa ettirmişti .

Tüm bu olaylar, oyunun tek galibi Rus Çarı'nı hiç ilgilendirmiyordu: O, baştan beri Romen prensliklerini işgal etmeyi ve ama tüm Avrupa'nın onayı ile Bâbıâli'ye karşı savaş istiyordu ve - Avusturya'nın düşmanca tutumu ve elçisini geri çağırmayan Prusya'nın çekimserliği dışında - bu hedefine ulaşmıştı. Açıklama yapma zamanının sadece Avrupa devletleri bu adımın tamamen meşru olduğuna kesin olarak karar verene kadar biraz daha ertelenmesi gerekiyordu.

6 Ocak 1828 tarihinde Çar I. Nikola, eskisinin genişletilmiş ve tamamlanmış hali olan yeni programını hazırlamıştı. Osmanlı Sultanı, Akkirman Antlaşmasında öngörülen şekilde Sırbistan ve Romenler için hiçbir şey yapmadığına, Rusya'nın meşru ve tabii nüfûzunu kabul etmek istemediğine ve Rus tebaa son zamanlarda birçok hakarete ve kayıplara maruz bırakıldığına göre, Rus Çarı topraklarını ilhakla genişletmek için hiçbir niyet beslemeden, ordularını müttefikler adına Prut Nehrinden geçirmeyi ve Temmuz ayında akdedilen antlaşmanın hükümleri yerine getirilene kadar, Romen prensliklerine el koymayı önerdi. Müttefik güçler bu arada denizleri donanmaları ile denetleyecek, hatta donanmayı Çanakkale Boğazı ile sarayın önüne kadar getirecek, belki de Mora'daki yerleri ele geçirecek ve iskenderiye'ye saldıracaklardı.

Müttefik güçlerden şimdilik elçilerin davranışlarını, istanbul'dan ayrılmalarını ve gemilere binmelerini onaylamalarını ve gelecekteki hareketleri için Londra Antlaşması'nı esas almalarını, Mora'nın boşaltılması, yeni Yunanistan Devleti'nin sınırlarının kesin olarak belirlenmesi ve Boğazlar'da serbest geçişin tanınması için baskı yapmalarını istiyordu. Rumlara erzak temin edilecek ve kredi sağlanacak olup, Yunanistan'ın Avrupa'da görev yapacak konsolosları derhal atanacaktı. Bâbıâli'yi daha da küçük düşürmek için, arabulucular ve "Yunan" yetkililer" ile bizzat dikte edilecek barış antlaşmasını imzalamak üzere, Takımadalar'da tarafsız bir adaya bir temsilci göndermeye zorlanabilirdi. Tüm bunlar iki hafta içinde yerine getirilmediği ve Bâbıâli ayrıca serhad boylarındaki paşalardan birinin teslim edeceği geçici antlaşmaları sekiz gün içinde kabul etmediği takdirde, söz Rus generallerine geçecekti. Aynı zamanda Avusturya'nın arabuluculuğu uygunsuz ilan edildi ve kızgınlıkla geri çevrildi . Hiçbir zaman Avrupa'da yaşayan başka hiçbir diplomat böyle bir cüretkârlığı amansız gaddarlıkla birleştirerek, bir belgede dile getirmemiştir.

Bâbıâli'nin ticaretine zarar verdiği ve onurunu zedelediği gerekçesini öne sürerek, Romen prensliklerini işgal etmeye kararlı olan ve bu kararını Petersburg gazetesinde hiç çekinmeden yayınlatan Rusya, Mart ayı başında ingiliz müttefikini, Anadolu ayanlarına gönderilen bildirge ile aslında dört Avrupa devletine karşı da düşmanlıkları başlatmış olan Bâbıâli'ye karşı yapılacak savaşa katılmaya davet etti. Ancak Londra bu diplomatik entrikaların asıl amacını çok iyi görmekteydi ve bu yolda devam etmeyi kararlı bir biçimde reddedti . Lord Dudley, cevap yazısında Rusya'nın olağandışı savaş hazırlıklarına işaret etti ve Avrupa'nın "zayıf ve bölünmüş" bir devlete karşı bir onur davası yürütmeyeceğini, ingiltere'nin Türkleri daimi olarak mahvetmekle ilgilenmediğini ve "dar görüşlü ve bencil bir siyaset yürütmeyeceğini vurguluyordu.

9 Mart'ta reis efendi, Rumları bir kez daha üç ay içinde boyun eğmelerine dair uyardıktan sonra, Avusturya'nın yumuşatılmış bir şekilde de olsa, Mora'nın aşamalı olarak özgürlüğüne kavuşturulmasını önerdiği için Bâbıâli'nin prensiplerine ters düşen arabuluculuk teklifini reddetti. Avusturya elçisi yine de defalarca ısrar ettikten sonra, Rusya'ya gerek Akkirman Antlaşması, gerekse Rus gemilerinin Boğazlar'da göreceği muamele konusunda tatmin edecek açıklamalar almayı başardı.

Çar Nikola bu arada Avusturya elçisi Kont Zichy'ye açıkça kendininkiyle selefinin [I. Alexander] niyetinin aynı olduğunu ve "Osmanlı imparatorluğu çökecek olsa bile" Türkiye'ye elinde silahı ile müdahale etmesine kimsenin engel olamayacağını açıklıyordu : Bununla Romen prensliklerinde nüfûzunu nihai olarak tesis etmek, özgür bir Sırbistan yaratmak, özellikle de "istanbul'daki dar kanalı" gemilerine açmak istiyordu . Çar Nikola'ya göre Rumlar, sadece asilerden oluşan rezil bir milletti ve onlar için ne bir şey talep etmek, ne d£ elde etmek istemiyordu. ""Ben sadece bir tuğgeneralim", diye ekliyordu sözlerine. "Politikadan ve diplomatik müzakerelerden anlamam . Ancak Rum meselesinde diğer Avrupa devletlerinin görüşlerini paylaştığını da açıklıyordu ve çok iyi biliyordu ki, bu devletler, çeşitli sebeplerden dolayı Yunan Devleti'nin kurulmasını nihai çözüm olarak görüyorlardı.

"Rus adının onurunu, devletin itibarını, haklarının dokunulmazlığını ve milli onuru " koruma ve öcünü alma bahanesini ileri sürerek, 14 Nisan'da savaş ilanı yapıldı . VVittgenstein'in emrindeki 6. ve 7. piyade alayları, sözde "imtiyazlarını korumak üzere" geniş bir cepheye yayılıp, Sculeni, Falciu ve Vadul-lui-Isac geçitlerini kullanarak Boğdan'a girdiler. Yaşlı Prens Yoan Sandu Sturdza 7 Mayıs'ta tutuklanarak, göz altına alındı ve Besarabya'ya götürüldü. Büyük boyarlardan oluşturulan bir Divân, Rus yönetimi altında idareyi ele aldı. 12 Mayıs'ta Başkonsolos Minciaky tarafından karşılanan Tümgeneral von Geismar, Bükreş'eoqgirdi ve birkaç gün sonra 40 bin kişilik bir işgal ordusunun başında Korgeneral von Roth da buraya geldi . Prens Gika, ülkeyi terk etmese de yeni hükümette hiçbir yeri yoktu. Kimoçenko'nun avcıları ibrail'i (Galati) ele geçirdiler ve 4 bin Türk'ün bulunduğu ibrail Kalesi derhal kuşatmaya alındı91. Nihayet Yarbay Zalotarev'in emrindeki Kazaklar da Krayova'yı işgal ettiler.

Bu işgal, Vidinli Türklerin tehdidi altında bulunan Vidin halkı arasında büyük bir sevince neden oldu. Rus Çarı, Yaş'a hiç uğramadan ve Boğdan metropolitini de huzuruna kabul etmeden Mayıs ayının sonlarına doğru bizzat ibrail önlerine gelerek, birkaç gün sonra buradan Besarabya'ya hareket etti. Arşidük Mihail'e teslim olan ibrail Kalesi'nde 278 top ele geçirildi. Haziran ayı bitmeden Dobruca'da 2 bin kişilik bir müdafaa kıtası ve 90 üzerinde top barındıran Tuzluca ve ibrail'in karşısındaki Maçin'den Hırsova, Kuzgun, Köstence ve Mangalya'ya kadar en önemli yerler Rusların eline geçmişti. isakça Geçidi'ni kullanarak buraya gelen 3. Kolordunun ana karargâhı Karasu Köyü'ne kurulmuştu. General von Roth'un emrindeki birlikler Bükreş'ten yola çıkarak, önce Hırsova yönünde ilerlediler ve Dobruca'yı işgal etmek istiyormuş gibi görünürken, birçok Türk tarafından başarılı bir şekilde savunulan Silistre Kalesi'ne yöneldiler.

Asya'da bu arada Amiral Mençikov ve Amiral vekili Geigh, 23 Haziran'da tam 40 gün süren bir kuşatmadan sonra önce Anapa Kalesi'ni, daha sonra Poti ve başka Kafkasya kalelerini de ele geçirdiler . Kars, cüretkâr bir taarruzdan sonra, 23 Temmuz'da Paskiyeviç emrindeki Rusların eline geçti ve aynı ay içinde Ahilkelek Kalesi de aynı akıbete uğradı. Köse Mahmud tarafından savunulan Ahalcık Kalesi de daha fazla tutunamadı.

Ağustos ayı başında bu ünlü ve güçlü kalenin surlarında Rus bayrağı dalgalanmaya başladı ve fatihler yollarına devam ederek Ardahan'a girdiler . II. Mahmud, 11 Mayıs'ta savaş ilanını aldıktan sonra tekrar halkına seslenip, tüm camilerde düşmana karşı yardım istedikten sonra, yeniçeri ayaklanmasının bastırılmasında büyük bir rol oynayan Ağa Hüseyin Paşa, Mayıs ayı sonlarına doğru kuzey sınırına doğru hareket etti. Aynı dönemde büyük sevinç gösterileri altında, tüm Hristiyanlara karşı savaşmaya hazır Anadolulu fanatik köylüler ve dağlarda yaşayan Kürtler, akın akın izmir üzerinden istanbul'a geliyorlardı. Bâbıâli, 3 Haziran'da antlaşmalara ve haklılığına dayanarak, Rusya'ya karşı harekâtı açıklayan bir bildirge hazırladı.

Avrupa devlederi, kendilerini düşmanlıklara hiçbir şekilde katılmadan, yeni savaşa karşı tutumlarını bildirmek zorunda hissettiler. Fransa, kamuoyunu memnun etmek için, Rusya'nın Yunanistan ile ilgili projesini aslında kabul etmeye meyilli görünüyordu. ingiltere, özellikle Lord Aberdeen'e Dışişleri Bakanlığını sağlayan Tory'nin zaferinden sonra, Rus Çarı'nın davranış biçimi ve bariz talepleri karşısında derinden yaralanmış gibi görünüyordu ve yeni devletin Germe Hisarı (Korint Derbendi)'nın sınırlarını aşacak şekilde genişlemesine itiraz ediyordu101. Avrupa devletleri arasındaki anlaşmazlıklar sadece yeni bir konferansla ortadan kaldırılabilirdi. Böylece Haziran ayı ortalarında Londra'da yeni bir konferans toplandı .

Yeni müzakereler sırasında en önemli mesele, yani kurulacak yeni devletin sınırlarına ilişkin mesele üzerinde yine anlaşmaya varılamadı. Zira "Başkan" Kapodistrias, Batinin başkentlerini dolaştıktan sonra, Tesalya ile birlikte anakaranın tamamını, Sakız ve Sisam adaları ile birlikte Takımadalar'daki tüm adaları, hatta Girit'i ve bunlar yetmiyormuş gibi bir de Anadolu Yarımadası'nı istiyordu ki II. Mahmud bu durumda bu eski Rus şansölyesinin vasalı hâline gelmiş olurdu.

Ayrıca Osmanlı Devleti'ne bağlılığı hakkında da bir karara varılamadı. ingiltere bu arada yeni kurulacak bu devlete tam bağımsızlık verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Her iki meseleyi görüşmek üzere, istanbul'dan ayrılan elçiler ve Rumların temsilcileri Korfu Adası'nda toplanacaklardı. Reis Efendi bu arada 29 Mayıs'ta elçileri tekrar istanbul'a dönmeye davet etmişti, ama boşuna. II. Mahmud'un Korfu Adası'na temsilci göndermeyeceğinden, müzakerelere sadece Rumların temsilcileri katılacaktı . Fransa, Rusya'nın bir müdahalesinden korktuğu için, ibrahim Paşa'yı askerleri ile birlikte Mora'dan uzaklaştırma görevini talep etti ve ingiltere'nin de rızası ile kendisine bu görev verildi.

Şubat ayında gelen destek kuvvederiyle birlikte emrinde 30 bin asker bulunan ibrahim Paşa, Osmanlı Devleti adına Mora Eyaletini koruyor ve en küçük olayda Derbend'i geçerek, kuzeydeki bölgeleri ateş ve kılıçla tahrip etmek tehdidinde bulunuyordu . 20 Eylüide ibrahim Paşa'nın Mora'dan uzaklaştırılmasına dair karar reis efendiye bildirildi. Bunun için yalan yanlış iki bahane ileri sürülüyordu: ibrahim Paşa'nın "ülkeyi tahrip ettiği" ve bu toprakları ilhak etmeyi başaramayacağı. ingiltere ve Fransa, hatta bizzat Rusya bu arada Takımadalar'da tabii ki her zamanki gibi "tarafsız" kalıyordu.

Codrington ve Mehmed Ali Paşa arasında 9 Ağustos'ta akdedilen andaşmaya bakılmaksızın, elçiler Korfu'da toplandıktan birkaç gün sonra General Maison'un 8 bin kişiden oluşan muhafız kıtaları Kalamata Körfezine geldi. Ama 1 Eylüide Modon önlerine gelen Mısır gemileri, ozanların türkülerinde geçen Yunan özgürlüğü için yapılacak yeni savaşlara dair kurulan hayalleri kısa bir süre sonra sona erdirdi, zira ibrahim Paşa'nın kuvvederini gemilerine almak için gelmişlerdi. ibrahim Paşa, Mora'da öylesine gaddar bir yönetim sürmüştü ki, elindeki 600 kadar esirden sadece çok azı kendi anavatanlarında kalmak istedi. Fransızlar, andaşmaya aykın olarak, ancak çok az silah zoru kullanarak, kaleleri birer birer ele geçirdiler. Türk ahali, hiç direnmeden Anadolu'ya götürüldü. Fransız birliklerin ikinci ve üçüncü bölükleri de geldikten sonra, ibrahim Paşa 4 Ekim'de yiğit bir asker, sultanın sadık bir hizmetkârı ve insanlık prensiplerine sıkıca bağlı bir şahsiyet olarak birkaç yılını geçirdiği ülkeden ayrıldı.

Yunanistan konusunda neredeyse diğerleri ile aynı görüşü paylaşan Avusturya elçisinin yeni uyarısına Eylül sonunda reis efendiden: "Adaletsizliğin eseri tamamlandı ve intikam alıcı Tanrı hükmünü verecektir... Yakarışları O'na kadar yükselen masum bir milleti terk etmeyecektir. Kaderimizi, ezelî kararlan ite imparatorlukların kaderini belirlediği gibi, şahısların da kaderini belirleyen Tanrinın ilahi takdirine bıraktık", diye bir cevap geldi. II. Mahmud ise nefret uyandıran Ruslara karşı kendini mümkün olan her türlü çareye başvurarak savunmaya kararlı idi. Şumnu'da Hüseyin Paşa, Varna'da ise Kaptan-ı Derya izzet Mehmed Paşa hazır bekliyordu. Sadrazam ise 2 Ağustos'ta bizzat yola çıktı. Kars ve Ahalcık kalelerinin düşmanın eline geçtiği Ermenistan bölgesindeki askerler, Bulgaristan'da daha iyi bir savunma sağlayabilmek için serhad boylarına çekildi.

Eylül ayı sonunda Rusya'nın isteği üzerine hiçbir sonuç getirmeyip, sadece Bâbıâli'nin Rumlarla doğrudan müzakerede bulunmak üzere Takımadalar'daki bir adaya davet edilmesini sağlayan ve Rusya'nın Akdeniz'de düşmanlıklarda bulunmasına izin veren Londra müzakereleri tekrar başlatılırken, Rusların 23 Temmuz'da geldikleri Şumnu'da ve Rus Çarı'nın bizzat ordusunun başında bulunurken, Amiral Greigh'in de geldiği Varna'da çatışmalar sürüyordu. 6 Ekim'i 7 Ekim'e bağlayan gece Rusların bir taarruzu geri püskürtüldü. Ruslarla gizli ilişki içinde bulunan ve Odessa'da yapılacak bir barış müzakeresi öneren Yusuf Paşa, şehri teslim etmeye meyilli idi, ama kaptan-ı derya, son ana kadar direnmekte ısrarlı idi. Birkaç gün sonra, 11 Ekim'de kaleye sıkışıp kalan kaptan-ı derya da nihayet teslim olmak zorunda kaldı. Kendi kılıcı ile askerlerinin kılıçlarını sakin bir şekilde yere bıraktı ve teslim oldu. Kahramanca bir savunmadan sonra 22 bin askerden sadece 6 bini hayatta kalmıştı. Ancak yakınlarda Viriyon Ömer Paşa komutasında yeni bir ordu bekliyordu ve sadrazamın da emrinde çok sayıda birlik vardı. Celaleddin Paşa, istanbul'dan yanında 20 bin asker ile ayrıldı, ama bu arada kış mevsimi başladı. istanbul'da her gün yeni Rus esirler görülüyordu ve bu olay, Varna'nın kaybına bakılmaksızın, istanbul halkında hâlâ daha ezelî düşmanın yenilebileceğine dair umutları yeşertiyordu .

ilk savaş yılının bir sonucu, hem de çok önemli bir sonucu vardı: Osmanlı Devleti, askerî ve siyasî alanlarda yapılan yeni düzenlemeler sayesinde sadece dayanıklılığını kanıdamakla kalmamış, II. Mahmud'in ideallerine karşı beklenmedik bir yüreklilik ve olağanüstü bir isteklilik de göstermişti. Rus Çarı, istanbul'a bir fatih olarak girebilmek, sultanın son askerî gücünü de kırmak ve Türkiye'nin bundan sonraki varlığını kendi teveccühüne ve siyasi merhametine bağlı bir ülke hâline getirebilmek umudu ile yola çıkmıştı. Bunun yerine tıpkı öncekiler gibi değişken geçen bir Osmanlı-Rus savaşına sahip olmuştu: Yavaş ele geçirilen kaleler, Rusların Osmanlı'nın ölüm korkusu tanımayan cesaretine getirdiği ağır kayıplar ve ilkbaharda düşmanın yeni ve dinlenmiş birliklerine karşı tekrar savaşmak zorunda kalma ihtimali.

ingiltere'de bu seferin "tamamen başarısız" olduğu kanaatine varıldı. Çanakkale Boğazı'nı kapatma teşebbüsü sadece Avusturya'nın ve ingiltere'nin böyle bir tedbire izin veremeyeceklerine dair bir açıklamaya, dolayısıyla ingiltere'nin hırslı "Tuğgeneral" Çar Nikola'nın kahramanlıklarına karşı sempatisinin daha da azalmasına neden olmuştu . Bâbıâli, sadece Rusya'ya karşı savunma savaşını devam ettirmekte değil, aynı zamanda Fransa'nın Mora'da Pertev Efendi'nin "skandal" diye adlandırdığı müdahalesinde başarılı olmasına rağmen , Rum meselesinde her türlü uzlaşma önerisine de direnmeye kesinlikle kararlı idi. Uzlaşmaya gidilmesini tavsiye eden Hollanda elçisi, "deli" ve "hain" ilan edildi . Türk kabinesinin cesur cevabı: "Bâbıâli bu konuda hiçbir zaman geri adım atmayacaktır" oldu . Üç Avrupa devleti tarafından himaye altına alınan Mora'da herşey olabilirdi: Bâbıâli hiçbir yeni durumu kesinlikle kabul etmeyecekti . Muhtemelen Navarin olayı yüzünden vicdanı rahatsız olan ingiltere'nin Fransızların operasyonlarını Attika bölgesine kadar genişletmelerine ve Fransa tarafından yürütülen ve Rusya tarafından alkışlanan "soygun ve yağma siyasetine" karşı olduğu kadar, "dürüst ve güvenilir" bir hareket istediğini, ancak Yunanistan'ın "bağımsızlığını ilan etmesine" karşı olduğunu biliyordu. Metternich ise hâlâ Rumları ve Türkleri Mora'da kurulacak yeni bir düzen ve "mahalli idareler" ile tatmin edebileceğini düşünüyordu. Avrupa devletlerinin donanmaları bu arada Ekim ayından beri Doğu'da ortak herhangi bir faaliyette bulunmuyordu.

Reis Efendi, sözlerini seleflerinde hiç görülmemiş bir güç ve sertlikle vurgulayarak: "Artık uyumayacağız", demişti . Hollanda elçisinin başarısız teşebbüsünden sonra, Danimarka temsilcisi Rus Çarı adına II. Mahmud'un hırsı ve özgüveni için kabul edilemez barış tekliflerinde bulundu . 1829 yılında, vergiye tâbi -senelik 1,5 milyon akçe- Yunanistan'ın kuzeyde Ambrakia Körfezi'nden Volo'ya kadar uzanan bir sınıra doğru Eğriboz ve Siklad adaları ile birkaç küçük komşu ada ile birlikte genişletilmesi ve temsilcileri ingiltere,Fransa ve Rusya'daki hanedanlardan - ki bununla aslında sadece Rusya kastedilmişti - seçilemeyecek olan bir krallık düzenine benzeyen bir rejim hakkında görüşmek üzere tekrar toplanan yeni Londra konferanslarında alınan kararlar da II. Mahmud'ı ilgilendirmiyordu. Fransa ve ingiltere'nin elçileri, Yunan Devleti'nin kaderine ilişkin müzakereleri Rusya olmadan başlatmak üzere, 18 Haziran'da Korfu Adası'ndaki Poros'tan geri döndüler . Aralarında bulunan Gordon'un ifadesine göre sadece "çiçek, meyve ve bolca selam" toplamışlardı .

Haziran ayında savaş olanca hızı ile devam ediyordu. Süzebolu'nun Şubat ayında Rus filosu tarafından ele geçirilmesinden sonra, basit bir asker olan izzet Mehmed Paşa sadrazamlıktan azledilmişti . Halefi Reşid Mehmed Paşa, Süzebolu Kalesi'ni tekrar geri kazanmayı denedi, ama boşuna. Asya'da aynı dönemde etrafına binlerce dağ insanı toplanan Ahmed Paşa'nın Rusların bir yıl önce ele geçirdikleri kaleleri geri alma teşebbüsü de sonuç getirmedi. Mayıs ayı ortalarında Rus birliklerinin yeni komutanı olup, Sırpları ayaklandırmaya çalışan Dibiç, Silistre üzerine akın ederken, General Roth Prevadi'ye doğru ilerliyordu, ama sadrazamın ilerleyişini durduramadı. 25 Mayıs'ta [1829] meydana gelen muharebeden sonra, Roth geri çekilmek zorunda Dibiç bunun üzerine Silistre önlerinde fazla vakit kaybetmeden General Roth ile buluşup, Provadi'de aniden sadrazamın önüne çıktı. Reşid Mehmed Paşa, ancak büyük ve düzenli bir muharebeden sonra Şumnu'ya* doğru geri çekilebildi [Haziran 1829]. Gülefçe Geçidi yakınlarında tekrar saldırıya uğradı ve tesadüfen patlayan bir cephane arabası, bu yüzden toplarının bir çoğunu kaybeden ordunun saflarında karışıklığa neden oldu, ama ordu dağılmadı. Reşid Mehmed Paşa, Ruslar tarafından gönderilen Fonton'u huzuruna dostane bir şekilde kabul etmiş ve Tanrinın iradesinden dolayı yapılması zorunlu görünen barış müzakereleri için nüfûzunu kullanmayı vaat etmiş olmasına rağmen, derhal güçlü Silistre Kalesi'ni teslim olmaya zorlamak için gerekli tüm tedbirler alındı. Türkler, Haziran ayı sonunda büyük zarar gören kaleyi terk ettiler. Aynı dönemde Asya'dan Serasker Salih Paşa'nın ve silah arkadaşı Hakkı Paşa'nın Soğanlık Dağlan'nda 17 Haziran'da büyük bir bozguna uğradıkları ve Hakkı Paşa'nın esirler arasında bulunduğu haberleri geldi. Erzurum, daha 25 Haziran'da Paskiyeviç tarafından fethedilmişti.

Reşid Mehmed Paşa, tehdit altındaki Şumnu'yu savunmak üzere, son askerî gücünü de toplarken, Roth Rüdiger 14-17 Haziran tarihleri arasında büyük bir ordunun başında Kamçık Nehri yakınlarında Balkan Dağlarina girdiler. Kısa bir süre sonra Dibiç, Misivri'yi işgal etmek üzere bizzat savaş alanına geldi. Ruslar ayrıca Burgaz'a da girdiler. ibrahim Paşa ile Mehmed Paşa'nın saldırıları Aydos yakınlarında yenilmeleri ile sonuçlandı. Aynı şekilde Halil Paşa'nın askerleri de Yanbolu'ya doğru kaçıyorlardı. Sadrazam, Edirne'yi kurtarmak istiyorsa, Şumnu'yu kaderine terk etmek ve dağların diğer tarafına geçmek zorunda idi.

Bu muharebeler yapılmadan önce Bâbıâli, Avrupa devletlerini Mora'daki reaya için genel af çıkartarak tatmin edebileceğini düşünüyordu. II. Mahmud, asilere genel bir afla birlikte bazı imtiyazlar tanımaya meyilli görünüyordu: Mora Valisi'nin yanı sıra, Padişahın fermânıyla tekrar göreve getirilecek olan kocabaşıların temsilcisi de yönetime katılacaktı. Valinin iki temsilcisi Bâbıâli'ce kabul edilecekti; vergi bir yıl için ertelenecekti ve bundan sonra ödenecek vergilerin topluca tahsil edilmesi vaat edilecekti. Elçilerin bu istihzalı bildiriye cevapları (9 Temmuz), Londra'da alınan kararların açıklanması oldu.

Rusların Balkanlann diğer tarafında görünmesinden sonra bile Sultan II. Mahmud hiç de sinmiş gibi görünmüyordu. istanbul'un Rus Çan için hiç de beklediği kadar kolay bir lokma olmayacağını biliyordu. Ayrıca Asya'da aynı dönemde neredeyse bağımsız olan derebeyleri ile Trabzon Valisi Haznedaroğlu Osman Paşa'nın Lazları, Paskiyeviç ve Burzov'a karşı harekete geçmişlerdi. Burzov, Bayburt Kalesi önlerinde bir çatışma sırasında hayatını kaybetti. Reis Efendi, 30 Temmuz'da ingiltere ve Fransa elçilerine şartlarını kabul etmenin Müslüman bir hükümdar ve meşru, bağımsız bir padişah için tamamen imkânsız olduğu cevabını verdi .

Ruslar, islimye'de sadrazam ile karşı karşıya geldiler ve 12 Ağustos'ta Osmanlı Devleti'nin son ordusunun da sadece küçük kalıntıları kaldı. 19 Ağustos'ta 15 bin asker tarafından savunulan Edirne teslim oldu. 20 Ağustos'ta Kazaklar Kırklareli ve Lüleburgaz, Tekirdağ, Dimoteka, ipsala ve Enez'e kadar geldiler. Böylece Rus ordusunun büyük bir bölümü başkent yakınlarında bulunuyordu . istanbul'da derhal bir savunma ordusu kuruldu ve II. Mahmud, sancak-ı şerifin koruması altında ayın 10'unda Rami kışlasına geldi . Bu arada Osman Paşa'nın emrindeki birliklerin Edirne'ye gönderilebileceği umut ediliyordu. istanbul halkip: kararlı sakinliği Avrupalılar tarafından da büyük bir hayranlık uyandıran II. Mahmud'a karşı hiçbir memnuniyetsizlik göstenniyordu.

Sadrazam, 6 Ağustos'ta ateşkes talebinde bulunmuştu1A1 ve Dibiç müzakere yeri olarak Burgaz veya Ahyolu'nu önennişti . Bundan birkaç gün önce Prusya Kralı'nın olağanüstü elçisi General von Müffling istanbul'a gelmiş ve kendisini kısa bir süre önce Berlin'deki [büyük kızıyla evli olduğu Prusya Kralı'm] ziyaret etmiş olan Rus Çarı adına arabulucu olarak tanıtmıştı. Haziran ayında benzer bir misyonla görevlendirilen elçi Royer ona bu görevinde eşlik edecekti .

Bâbıâli en azından bir şeyi kurtannayı umuyordu: Sultan'ın Mora üzerindeki haklarını. Bu bedel karşılığında temsilcilerini Dibiç'in karargâhına göndermeye razı oldu. Müffling' in ve diğer elçilerin ısrarları karşısında ayrıca eskiden reddettiği Akkirman Antlaşması'nın hükümlerini de yerine getirmeyi ve Londra Konferansı'nda alınan kararlara uymayı kabul ettiiDD. Tehdit gitgide yaklaşıyormuş gibi göründüğünde, II. Mahmud, Avrupa devletlerinin diğer şartlarını da kabul etti: Mora ve Siklad Adalarinı kapsayan ve vergiye tâbi olup, küçük bir kara ordusu bulundurma hakkı olan Yunanistan Devleti'nin kurulmasını kabul etti. Müffl ing ise 16 Ağustos'ta Dibiç'e "misyonunun amacına ulaştığını" bildirdi.

II. Mahmud'un yetkilileri Sadık Efendi ve Kadri Bey, Rus başkumandanının karargâhında bulunuyorlardı ve görevleri "müzakere konusunu oluşturan her meselede Majesteleri Rus imparatorunun ılımlılığına ve sağduyusuna seslenmekti". Erzurum'un düştüğü ve seraskerin esir alındığına dair haberler bu arada gelmişti . istanbul'un avam takımı sesini yükseltmeye başlamış ve birkaç eski yeniçerinin idam edilmesi gerekmişti. Osman Paşa'nın askerleri komutanlarını istemeyerek takip ediyorlardı. Anadolu'dan dönen askerler konusunda o kadar büyük endişeler besleniyordu ki, derhal Boğaz'ın diğer kıyısına nakledildiler . Yeni büyük bir ihtilal meydana gelecekmiş gibi görünüyordu ve Fransız elçi, II. Mahmud'un ve nâzırlarının hayatı tehlikede olduklarına dair görüş bildiriyordu . Nihayet II. Mahmud'un demir gibi iradesi, kaderin cilvesine boyun eğdi. Bâbıâli bunun üzerine hiçbir şekilde ne korku, ne de endişe göstererek zor bir barışı sağlama yolunda adımlar atmaya başladı. Rusların inadını kırmak için, Midilli'de bulunan ingiliz filosuna istanbul önlerine gelme emri verildi. Amiral Rosanel emindeki Fransız gemileri de muhtemel bir müdahate için hazır bekliyorlardı. Prusya elçisi Royer, daha ılımlı şartlar için söz hakkını kullanmak üzere Rus karargâhına geldi ve meslektaşları Gordon ve Guillemont, Dibiç'i durdurmak için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlardı.

Ama Rus Çarı "dostane düşüncelerinin samimiyetini" gerçekten de gösterecekti. Fethettiği bütün yerleri geri verdi ve Gürcistan, imere, Megril ve Guril'de Rus hakimiyetinin tanınması ve Ahalcık Kalesi'nin ilhakı ile yetiniyordu. Bâbıâli'yi uzunca bir süre elinde tutabilmek için, savaş tazminatı olarak 15 milyon Hollanda altını ve Rus tüccarlara tazminat olarak 1 milyon 500 bin Hollanda altını istedi. Rus birlikleri ancak antlaşmanın bütün maddeleri yerine getirildikten sonra Osmanlı topraklarından ayrılacaklardı. Romen prensliklerine önceki ahalisi ve vadi tabanının öte tarafında kalan Tuna adaları verildi. Bu durumda Yergöğü Kalesi Kasım ayında teslim olmak zorunda kaldı. Romen prensliklerinin vergileri tekrar gözden geçirilecekti ve Tuna hattı bir sıhhi kordon oluşturacak ve burası Rus subaylarının teşkil ve komuta edeceği küçük bir ordu tarafından denetlenecekti. Bu ülkelerin ticareti serbest bırakılacak ve Tuna Nehri üzerinde Romen bayraklarına izin verilecekti. Böylece Boğdan ve Eflak'ı Besarabya örneğine uygun yeni bir Rus Eyaleti yapmak için olmasa da, Rusya ve Osmanlı Devleti arasında bir tampon devlet oluşturmak için ilk tedbirler alınmıştı. Sırbistan, uzun zamandır istediği "altı bölge" ile genişletildi. Bâbıâli ayrıca Londra Konferansı'nın kararlarını kabul etmeyi vaat etmek zorunda kaldı.

14 Eylül'de [1829J Edirne'de akdedilen ve 26 Eylül'de onaylanan antlaşmanın168 içeriği böyle idi. Avusturya elçisi Edirne Antlaşması'm, "Galip bir devletin zayıf bir düşmanı bugüne kadar akdetmeye zorladığı en ağır ve en küçük düşürücü" andaşma olarak nitelendirirken, Bâbıâli'nin "bağımsız devletler arasında sayılmadığının " bir işareti olarak yorumluyordu. Türk kalelerinin hâlâ muhafaza edildiği serhad boylarına gelen işkodra Valisi Mustafa Paşa'nın Rusları Edirne'den sürme teşebbüsü 16 Ekim'de Arnavut Kalesi'nde aldığı bir mağlubiyet ile sonuçlandı .

Ama tüm bunlar yeterli değildi. Londra Konferansı, Bâbıâli'nin Avrupa devlederinin taleplerini reddetmesi üzerine 18 Ağustos'ta Yunanistan'ın bağımsızlığını henüz tanımamıştı, ama istanbul'daki elçilerin bu yöndeki önerileri ile ilk adımlar atılmıştı . Türkler, Edirne Antlaşması ile 6 Temmuz tarihli kararları kabul etmeye taahhüt etmişlerdi, ama 22 Mart 1829 tarihinde yeni kurulacak Yunanistan Devleti'ne Eğriboz Adası'nı da veren sınıra şiddede itiraz ettiler . Diğer taraftan ingiltere de sınırları değiştirmenin haksızlık olduğuna inanıyordu ve Metternich, bui yoş ardar altında "Osmanlı Devleti'nin bundan sonra varlığını sürdürmesinin şüpheli olduğu" görüşünde idi .

Rum meselesindeki nihai karar ancak 3 Şubat 1830 tarihinde verildi ve Bâbıâli için oldukça olumsuzdu. Gerçi Aspropotamos suyundan Sperkhios Nehri'ne kadar uzanan yeni bir sınır belirleniyordu, ama Attika, Eğriboz ve iskira adaları ile birlikte Kiklad adalarını da kapsıyordu ve Yunanistan Prensliği "tamamen bağımsız" olacaktı . Fransız birlikler bir yıl boyunca ülkede kalacaklardı. Yunanistan Prensi olarak daha Şubat ayı içerisinde Leopold von Sachsen-Koburg atanıyordu, ama prensliğini hiç göremeden Mayıs ayında görevinden feragat etti. Nisan ayında Bâbıâli tüm zorunluluklara boyun eğmişti: "Fedakârlıklar acı da olsa yapıldı; artık bundan bahsetmeyelim" .

Bâbıâli'nin o dönemlerdeki tek çabası, Edirne Andaşması hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında mümkün olan tüm çareleri kullanarak, "Petersburg'daki imparator ve padişah" Rus Çarı'nın merhametine seslenmeye yönelikti. ilk tazminat tutarı ödenmişti, ama kalanını temin etmek Türkler için çok zordu. Reis Efendi alaycı bir şekilde, bunun yerine askerlerine para vermeyi yeğlediğini söylüyordu. Bâbıâli ayrıca Asya'daki kalelerin devri konusunda da ciddi tereddüder gösteriyordu . Bu yüzden Süleyman Necib Efendi ve Koca Hüsrev Paşa'nın damadı Halil Paşa, Çar'ı yumuşatmak için Petersburg'a geldiler ve uzun süren müzakereler sonucunda 25 Nisan 1830 tarihinde yeni bir Osmanlı-Rus Andaşması imzalandı. Bu andaşmaya göre, tazminat miktarının beşte biri indirilecek; kalan bakiye sekiz yıl içinde yıllık taksitler hâlinde ödenecek; zarar gören Rus tüccarlara 500 bin altın tazminat ödendikten sonra Rus birlikleri Osmanlı topraklarından ayrılacak; Romen prensliklerinin mülkiyeti için aynca 500 bin altın ödenecek ve Rus askerleri, Silistre Kalesi'nden ancak savaş borçlarının tamamı 1ö7d9 endikten sonra çıkacaktı. Rus Çarı ayrıca para yerine Bâbıâli'den çeşitli mallar kabul etmeye de razı idi . II. Mahmud, aslında istanbul'a dönmüş olan (1830 başları) Elçi Ribeaupierre'nin, özellikle de Rus Çarı'nın özel elçisi Kont Orlov'un (ki Türkler tarafından büyük saygı görüyordu), tazmini tutarından bir milyon akçe daha indirme teklifinden sonra Yunanistan'ı bırakmayı kabul etmişti .

Yunanistan'da daha o dönemlerde büyük bir anarşi çıkmıştı: 1831 yılının Ekim ayında geçici olarak bir senato tarafından yönetilen Yunanistan Cumhuriyeti'ne büyük hizmetlerde bulunmuş, güvenilir idarecisi Kapodistrias, iki şahsî düşmanı tarafından vurularak öldürüldü. Yerine geçecek kimse bulunamadı ve partiler birbirlerini hiç kollamıyorlardı. Bu yüzden bir iç savaş bile çıktı. Londra'da tekrar toplanan Avrupa devletleri temsilcileri nihayet Argos'taki hükümeti yegâne meşru hükümet kabul etti. 21 Temmuz 1832 tarihinde Kalender Köşkü'nde, Livadiya'nın yanı sıra Derbend'in diğer tarafındaki Akarnanya'nın tamamını da kazanan Yunanistan adına hareket eden temsilciler ile Osmanlı Devleti arasında bir protokol imzalandı. Yeni kurulan devlet, bu protokole istinaden Osmanlı Sultanina tazminat olarak ve Müslümanlara ait yerler ile camilerin bedeli olarak 30-40 milyon ödemeyi taahhüt ediyordu . Kısa bir süre sonra ise Mart ayında Bavyera'dan buraya çağrılan Kral Otto, Yunan Kralı I. Othon olarak, 30 yıl sonra kaçmak zorunda kalarak terk edeceği özgür Yunan topraklarına ayak basacaktı .

Kral Otto'nun devleti ile henüz doğrudan bir bağlantı kurulmamıştı ve Bâbıâli, bu rahatsızlık verici zorunluluğa boyun eğmek istemiyordu. Ancak Yunanistan'ın ödeyeceği tazminat tutarlarının bir kısmına Rusya tarafından savaş borçları karşılığında el konulmuştu ve tazminatın kalan kısmını teslim etmek üzere istanbul'a bir Yunan temsilcisinin gelmesi gerekiyordu. Ama reis efendi bir elçi heyeti değil, sadece bir ticaret ataşeliğini kabul etmek istiyordu, o da sadece henüz askıda kalan meseleler derhal çözüme kavuşturulur ve asi Sakızlılara bundan böyle hiçbir destek sağlanmaz ise. Yunanistan'ın ilk siyasi temsilcisi olan Zografo ancak Ağustos ayında resmen huzura kabul edildi. Bununla beraber sınırlar ve Osmanlı'nın Yunanistan'da yerleşik olup, Osmanlı Devleti'ndeki eski konumlarını muhafaza etmek isteyen Rum tebaanın konumuna ilişkin meselelerden dolayı anlaşmazlıklar 1836 yılına kadar devam etti: Yunanlılara işlerini düzenlemeleri için bir süre belirlemek üzere yeni bir Londra Konferansı'nın toplanması gerekti.

Ancak birçok mesele yaratan Rum meselesi çözülene kadar, Bâbıâli Mısır'daki vasalı ile çok daha tehlikeli başka bir mücadeleden geçmek zorunda kaldı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1774-1912 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir