Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1774 Anlaşmasının Sonuçları, Eyalet Kayıpları,Kırım Meselesi

Burada 1774-1912 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

1774 Anlaşmasının Sonuçları, Eyalet Kayıpları,Kırım Meselesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 02 Ağu 2011, 16:24

1774 ANLAŞMASININ SONUÇLARI.
EYALET KAYIPLARI VE İÇ KARIŞIKLIKLAR.
KIRIM MESELESİ


Bâbıâli, Küçük Kaynarca Antlaşması ile aslında sadece Tataristan yakınlarındaki bazı kaleleri ve Tataristan üzerindeki egemenlik haklarını kaybetmişti. Asıl önemli olan, Osmanlı'nın savaştan sonra, barış zamanında ve en iyi dostluk ilişkilerinin ortasında bile olsa her türlü saldırının, hukuk ihlalinin ve şiddetin caiz görüldüğü halklardan sayılması idi.

Devir artık, karşı koyma yeteneğini kaybetmiş devletlerin aleyhine paylaşım antlaşmalarının yapıldığı ve tazminatların alındığı devirdi. Diğer Avrupa devletlerinden bazıları, Osmanlı imparatorluğu'nu, komşularının düzenini sağlamak ve Lehleri iç savaşın şiddetinden kurtarmak bahanesi ile geniş bir alanı kapsayan birçok eyaletini ilhak ettikleri ve anarşinin kol gezdiği Lehistan Krallığı ile bir tutuyorlardı. "Von Kaunitz, Osmanlı Devleti'nin yaşamaya devam etmesini Avusturya monarşisinin siyaseti ve menfaatleri açısından esaslı bir temel olarak kabul etmektedir, ancak Türk idaresinin anlamsızlığı, Osmanlı'nın bundan böyle ayakta kalabileceğine dair hiçbir umut bırakmamaktadır", diye yazıyordu bu konuda istanbul'daki Fransız elçisi.

Sultan, verdikleri "iyi hizmetlerin" mükâfatı olarak Focşani görüşmelerinden önce Viyana Sarayı'na yardım paralarının bir kısmını ödemişti . Ancak Türkler gerek Kayser ordularının Osmanlı sınırı boyunca hareketlerine, gerekse Bistritz ve Kronstadt (Braşov)'a giden yolların tamir edilmesine endişe ile bakıyorlardı. Aynı şekilde Boğdan ve Eflak Karpatları boyunca "yeniden ihya etme" dolayısıyla geçerlilik kazandırılan toprak ilhaklarına, Boğdan tarafından gayri resmi bir şekilde dağlarda ele geçirilmiş toprak şeridi üzerindeki hak iddialarının tekrarlanmasına ve daha önce de Bâbıâli'nin izni olmadan Eflak'ta sınır tashihi için yapılan girişimlere seyirci kalıyorlardı. 1772 yılı başlarında Petersburg'da diplomatik çevrelerde Avusturya'nın Eflak ve Boğdan'ı ele geçirmeye niyetli olduğundan bahsediliyordu. Rus Başvekili Panin, Avusturya'nın Sırbistan'ı ilhak ederek "kendi ayağına bir diken " saplamış olarak başına bir dert açacak olursa, bundan dolayı memnun olacağını belirtiyordu. Mayıs ayında, Avusturya Kraliçesi Maria Theresa'nın şansölyesi Kaunitz, Avusturya kuvvetlerinin yeni ilhak edilmiş Galiçya topraklarına gitmek üzere bir süre önce açılmış olup, en kestirme ve en uygun yol olan Eflak üzerinden en kısa zamanda geçeceklerini bildirereftp Rumyanzov'un bu konuda bilgilendirilmesini istemişti.

Petersburg'daki Prusya elçisi bu konuda:

"Kont Panin, Prens Kaunitz'in bu kadar acele davranmamasını istiyordu, ama bu iş bir kez gerçekleştikten sonra engellemek için bir çare bulması mümkün değildir", diye yazmıştı. Bir yıl sonra, 1773 yılının Kasım ayında istanbul'da Olt bölgesinin Avusturyalılar tarafından işgal edilmiş olduğuna dair söylentiler dolaşmaya başladı. Babıâli, Eylül ayında Avusturya'nın asker yığması hakkında açıklama istemek zorunda kaldı. imparator Joseph, aynı yıl içinde doğu sınırlarını kendi gözleriyle görmek ve Boğdan topraklanılın bu "önemsiz bölümünün" ayrılmaz bir parçası olan Marmaros'un ilhak edilmesi hakkında tavsiyeler almak amacı ile Erdel'e seyahate çıktı. Aynı dönemde Eski Orsova'ya da ihtiraslı gözlerle bakılmaya başlandı .

Avusturya'nın istanbul elçisi 1773 yılı başlarında gerek Eski Orsova, gerekse "mezkûr Boğdan bölgesi" için Bâbıâli nezdinde teşebbüste bulunmak emrini aldı. Son olarak 1774'te, Osmanlı-Rus antlaşmasının imzalanmasından kısa bir süre önce, Avusturya kıtaları Boğdan'da çıkan vebaya karşı tedbirler almak zorunda olduklarını bahane ederek, Galiçya'ya giden "Boğdan yolu" üzerinde bulunan Cimpulung, Suçava (Suceava) ve Cernauti bölgelerine girdiler . Aynı anda Viyana hükümeti, bu birkaç köyün - aslında geniş bir bölge idi - arşivlerde bulunan bazı belgelerle yeterince ispat edilebileceği gibi, Avusturya'ya ilhak edilmiş Pokutya'ya ait olduğunu ilan etti. Kırım'ı yakında ganimet olarak kendine mâl etme ümidi besleyen Rusya, Avusturya'nın bu tahrik edici ve hilebazlıkla yaptığı hareketine itiraz etmek için bir şey bulamadı , zira bundan önce Avusturya Arşidükü'nün veya Avusturya tarafından himaye edilecek bir şahsın idaresi altında bir Daçya Devleti'nin kurulmasına rıza göstermişti.

Avusturya elçisi Thugut, ancak Aralık ayında Avusturya kuvvetlerinin "Bukovina adını taşıyan küçük bir araziyi" - ki bu topraklar aslında hiçbir zaman Bukovina adını taşımamışlardı, zira Bukovina sadece Prut Nehri kıyılarındaki kayın ağacı ormanları ile çevrili bölgenin adıdır - işgal etmiş olduklarını itiraf etti. "Bu sayede iki devlet arasındaki sınıra mümkün olan en tabii şeklin verilmiş olduğunu" ileri sürdü . Aynı zamanda Türkler tarafından tayin edilecek yetkililerle görüşmeye hazır olduğunu da bildiriyordu . Türkler ihanetine rağmen, Rusya ve Prusya elçileri tarafından Boğdan Prensliği'ne getirilen Grigore Gika (Gregor Ghica)'nın ve boyarların itirazlarına hiç kimse kulak asmadı. Ruslar, Rumyanzov ve Kasım ayında istanbul'a gönderilmiş olan Nikola Repnin, bu nazik meseleyle ilgilenmeye yanaşmıyorlardı. Hatta bunlardan bazıları, pasif kalmak için önceden rüşvet almışlardı . Thugut, bunun sadece önemsiz bir araziden vazgeçme olduğundan, yani Bâbıâli'nin iyi niyetine dayanarak feragat etmesini beklediği bir "çözümden" bahsediyordu . Bir müşavere sırasında şeyhülislâm böyle bir toprak terki aleyhinde görüş bildirdi, ama diğer devlet ileri gelenleri her ne pahasına olursa olsun barış istiyorlardı. Bazıları sadece Avusturya'nın bu kadar genişlemesi ile tehdit altına giren Hotin Kalesi'nin güvenliğinden endişe duyuyorlardı. 1775 yılında Bâbıâli tercümanı "işi bitmiş" sayıyordu ve 7 Mayıs'ta barış antlaşması imzalandı . Tahir Ağa, Bâbıâli temsilcisi tayin edildi: Avusturya altınları Tahir Ağa'yı kolayca yumuşattı ve onu Viyana hükümetinin ilhak iddiasında haklı olduğuna ikna etti. Avusturya'ya büyük, güzel, bereketli, çalışkan ve itaatli insanların oturduğu bir vilayeti bir damla kan bile akıtmadan kazandıran Palnmukta Antlaşması'm gönül ferahlığı ile imzaladı. Antlaşmanın tatbikinde General Barko - bu arada Thugut, "Türk nazırlarının en basit coğrafya bilgisinden mahrum olduklarına" işaret etmişti - kendi bildiği gibi ve Avusturya'nın menfaatine en uygun olan şekilde sınırları tespit etmeye başladı; halbuki antlaşmada "kesin ve imparatorluk subayları tarafından daha önce saptanan sınırlara benzeyen" sınırlardan bahsediliyordu . Türk meşveret meclisinin birçok kez
toplanmasından sonra ve aynı zamanda Fransa elçisi St. Priest'in dostça arabuluculuğu sayesinde çok sürmeden ortak bir yol bulundu. Adı o geçen toprakların Avusturya'ya bırakılmasına dair antlaşma 17 Mayıs 1776 tarihinde istanbul'da onaylandı .

Reis Efendi, Osmanlı Devleti'nin doğrudan doğruya varlığını tehdit eder görünen Osmanlı-Rus antlaşmasının tadil edilerek, zararsız bir hâle getirilmesini sağlamak amacı ile 1774 yılının sonlarına doğru Prusya Kralı II. Frederik'in istanbul'daki elçisine ve ingiliz meslektaşına başvurdu. Bâbıâli, çok safça bir düşünce ile bu sayede Kerç ve Yenikale'yi, hatta aynı zamanda Tatarlar üzerinde egemenlik haklarını geri kazanabileceğini umut ediyordu. Bugün bize anlaşılmaz gibi gelen bu gibi düşünceler, Türklerin düşünce tarzı ve siyasî meseleler üzerinde dinî bir görüşle hüküm verme alışkanlıkları ile açıklanabilir.

Bukovina toprakları için verilen mücadele sırasında, Prusya elçisi:

"Bu safdil insanlar bu teklifleri yaparken, Ruslara karşı başlarına gelene değinerek, Bâbıâli Rusya'ya haksız yere savaş ilan ettiği için bunun cezasını çektiğini söylüyorlar ve bundan Avusturya'nın da aynı akıbete uğrayacağı neticesini çıkarıyorlar ', diye yazıyordu. Trabzon Valisi Canikli Ali Paşa'nın birdenbire ve iki ay önce imzalanan barış antlaşmasına rağmen Kırım'a saldırarak, kazandığı zaferler ve Kırım Hanı'nın eskiden tâbi olduğu hükümdar ve dindaşı olan Osmanlı Sultanı'na sırt çevirmesi gibi olaylar, böylesine anlamsız tekliflerin yapılmasına katkıda bulunmuştu . Prusya Kralı tabii ki bütün ısrarlara ve ricalara rağmen bu işe karışmayı reddetti. Osmanlılar, bunun üzerine Kılburun'u, Ruslar da Bender ve Hotin'i boşalttılar ve barış antlaşması istanbul'da, 2 Aralık'ta onaylandı. Osmanlı olağanüstü elçisi Abdülkerim Efendi, yeni ilişkiler kurmak ve çıkar sağlamak umuduyla belgeyi çariçeye teslim etmek üzere Petersburg'a gitti, ama Çariçe Katerina'nın huzuruna ancak 1776 yılının Şubat ayında çıkabiidi. Bunun üzerine Prens Repnin, büyük bir elçilik heyeti ile istanbul'a gelerek, çariçenin mektubunu sultana teslim etmekle görevlendirildi. Avusturya'ya Bukovina'yı kazandıran "sınır tadili" meselesinin en buhranlı dönemi olan Ağustos ayında Prens Repnin Boğdan'da idi . Prens Aleksander ipsilanti (Hypsilantes ) ile tebaasını barıştırmak üzere birkaç gün Bükreş'te kaldı. Kısa bir sure sonra, Rumeli sipahileri Rumeli Beylerbeyi'nin bizzat komutası altında Hotin ve Bender kalelerini daha iyi bir duruma getirmek üzere toplandılar. Gerçekte ise bu girişim yeni ilhak ettiği topraklar sayesinde Hotin bölgesine fazla sokulmak isteyen Avusturya'ya gözdağı vermek için gerçekleştirilmişti. Prens Repnin'in aynı dönemde Bâbıâli'yi memnun etmek için elinden geleni yapması, bir taraftan Rusların Avusturya'nın açgözlülüğüne karşı kendi cömertliklerini ve yardımseverliklerini daha iyi bir şekilde göstermek üzere yapılmış bir gövde gösterisi; diğer taraftan da Osmanlı topraklarına, menfaatlerine ve itibarına yapılması planlanan yeni müdahalelerin bir ön işareti idi.

Kırım ve henüz boşaltılmamış Taman ve Kuban bölgesine komşu yerler ile ticaret antlaşması yapılmak yönünde bizzat Repnin'in öncülüğünde müzakerelere başlanmıştı ki, Nisan ayında istanbul'dan ayrılan Prens Repnin'in yerine gelen Stakiyev (Nisan 1776) bu müzakerelere devam edecek ve sonuçlandıracaktı. Bâbıâli'nin, daha yeni yapılan antlaşmaya sadık kalmak istememesine yol açan hadiseler oldu: Yeni Kırım Hanı Sahib Giray Han'ın hükümdarlığı Bâbıâli tarafından her zamanki gibi merasimler ve formaliteler çerçevesinde onaylanmış ve yüksek konumunu teyiden gerekli teşrifat gönderilmişti. Ancak Sahib Giray Han bunları kabul etmekten korkup, çekingenlik gösterince, yerine Devlet Giray Han getirildi. Sahib Giray, önce en emin görünen Sinop'a, oradan da istanbul'a kaçmaya karar verdi, ama tıpkı daha önce seleflerinden birkaçında olduğu gibi, o da buradan sürgüne gönderildi. Devlet Giray Han'ın Bâbıâli tarafından tanınmasını ve mümkün olursa sultandan askerî yardım sağlamak üzere, Devlet Giray Han 1775 yılı Haziran ayında istanbul'a, aralarında Kırım kalgayının, nureddinin, kadıaskerin ve 200 mirzanın katıldığı bir heyet gönderdi. Kardeş Tatar milletinin istanbul'a gelen temsilcileri özellikle devlet ileri gelenleri tarafından sempati ile karşılandılar, ama fazla bir şey elde edemediler. Yine de bu olay, Rusların Bâbıâli'yi Kırım'da sadece din ve adalet yetkililerini değil, gümrük memurlarını da tayin etmekle suçlamasına ve şikâyette bulunmalarına neden oldu. Sultan I. Abdülhamid, Çariçe Katerina'ya yazdığı mektupta, neredeyse Tatar meselesine değinmeye cesaret bile edemiyordu. Türk devlet adamları ise seslerini her zamankinden daha cüretkâr bir biçimde yükseltiyorlardı; 1774 barış antlaşmasını sadece o dönemde gerekli bir antlaşma olarak kabul ediyorlar ve en azından kendi rızaları ile bağımsız olmak istemeyen Tatarlarla ilgili olan hükümlerini, Rus Çarı Petro'nun Prut Antlaşması'nin hükümlerini yerine getirmemesini örnek alarak, yerine getirmeyeceklerini ve açıktan açığa Osmanlıların tarafını tutmakta olan Fransa'ya başvuracakları konusundaki kesin kararlarını herkese ilan ediyorlardı. Çanakkale Boğazı'ndan geçip, Karadeniz'e girmek isteyen Rus ticaret gemilerine, ticaret değil, savaş gemisi oldukları bahanesi ile izin verilmedi. Rus elçisi, Aralık ayında hükümetinden almış olduğu emre uygun olarak kararlı bir şekilde barış antlaşmasının tüm hükümlerinin derhal yerine getirilmesini istedi. Aksi takdirde bizzat Rumyanzov veya Prosorovski, Taman'da hâlâ Osmanlı birliklerinin bulunmasını da bunlar aslında sadece birkaç karakol kıtaları idi! - bahane ederek , tekrar Kırım'a saldıracaktı. Bâbıâli, daha doğrusu iktidarda kalmayı başarmış barış taraftarları, bu sefer de Ruslar açısından bakıldığında Osmanlı nâzırlarını, hatta sultanın kendisini felakete sürükleyebilecek bu kararı ertelemeyi başardılar. iyi niyetle Tatarların bağımsızlığı bizzat istediklerine inandıkları için Tatar bağımsızlığını kabul ettiklerini, ancak bunun daha sonra böyle olmadığını anladıklarını ileri sürdüler . Bâbıâli, aynı zamanda Karadeniz'de yeni bir donanmanın kurulması için gerekli hazırlıklara başladı. Ancak tüm bu girişimler, Rusların Mankup (Perekop) bölgesine nihai bir biçimde yerleşmelerini engelleyemedi. Rusya, elde ettikleri ile yetinerek, Küçük Eflak'ı ele geçirmek istediğinden şüphelenilen Avusturya'yı daha da rahatsızlık verici bir duruma düşürmek için, Avusturya'ya Babıâli'ye geriye kalan eyaletleri garanti etmeyi önermeyi düşündü. istanbul'a kaçan Devlet Giray Han'ın Rus taraftarı olan ve bir süreliğine Petersburg'da yaşamış Şahin Giray Han ile değiştirilmesinden ve Temmuz ayında mirzalardan oluşan bir elçilik heyetinin Petersburg'a gelmesinden sonra, Rusya Taman'ın boşaltılması ve Kırım'da birkaç noktanın işgali ile yetmiyormuş gibi göründü.

Çariçe o dönemlerde savaş istemediği gibi, böyle bir savaşı yürütecek durumda da değildi. Türkler, bundan cesaret alarak, aleyhteki Küçük Kaynarca Antlaşması'nın başka hükümlerini de ihlal edebileceklerini düşünüyorlardı. Bukovina konusunda Bâbıâli ve boyarlarla birlikte Avusturya'ya itiraz eden, ama aynı zamanda Avusturya ile işbirliği içinde, boyarlara ve Osmanlı Devleti'nin menfaatleri aleyhinde komplolar kuran Grigore Gika, Bâbıâli'nin gözünde uzun zamandır artık göz yumulamayacak bir hain olarak görülüyordu. Daha o zamanlar bir Romen'i, muhtemelen zengin Emmanuel Boğdan'ı tahta çıkartmak isteyen tarafın şikâyetleri tam zamanında geldi. Yumuşak başlı ve adil Prens Gika, Osmanlı-Rus antlaşması gereğince iki yıllığına ertelenen haracı, antlaşmaya rağmen tahsil ettiği gerekçesi ile idama mahkum edildi. Gönderilen bir kapı kethüdası, Rusya ile oldukça iyi ilişkiler içinde olan Rum asıllı kurnaz Gika'nın güçlü hamisi Rusya'ya kaçabileceği endişesi ile Gika'yı Yaş'a yanına getirtti ve hizmetkârlarına öldürttü . Kısa bir süre sonra, yandaşları tarafından daha önce de Eflak'ta tahta çıkartılmak istenen Bâbıâli tercümanı Kostaki Muru - ki bu tahtı Emmanuel Giani'nin savaş dönemindeki eski prens de talep etmişti - prenslik alamederiyle birlikte Yaş'a gönderildi.

1776 yılının Temmuz ayında Kıbrıs'a sürgüne gönderilen Reisülküttap İsmail Bey, daha 1776 yılının Nisan ayında:

"Rusya ile yapılan antlaşmanın hükümlerini yerine getirmekten kaçınmak için her zaman çareler bulacağız", demişti ve bunu başardı da. Halefi Atıfzâde Osman Efendi, Grigore Gika'nın öldürülmesini, ihanet ve rüşvet, kötü idare ve hükümdarı sultana karşı itaatsizlik bahaneleri ile örtmeyi öylesine başardı ki, buna itiraz eden Stakiyev bile nihayetinde susmak zorunda kaldı. Rusya ne de olsa Osmanlı Devleti'nden bir haini ve şantajcıyı barındırmasını isteyemezdi ve Bâbıâli, idamdan dolayı da olsa boşalan tahta güvendiği birini getirme hakkına sahipti.

Aynı dönemde Tatar meselesi de daha enerjik ve kararlı bir şekilde ele alındı. Her konuda müşavirlerine bağlı olan Sultan I. Abdülhamid, yeni Tatar Hanı'mn, halife olarak kendisine yolladığı hanlığının tasdikini istediği arzuhalini, geleneksel biçimde yazılmamış olduğu bahanesi ile kabul etmek istememişti. Rus elçisine bu arada bir kez daha açıkça bundan farklı bir siyasetin istanbul halkının islâm'ın öngördüğü tüm kutsal hakları Hristiyanlara peşkeş çeken bir hükümete karşı ayaklanmasına neden olacağı belirtildi; Şahin Giray Han da zaten sadece Rus birliklerinin baskısı sayesinde han olarak seçilmiş olduğundan, Kırım'ın Rus birlikleri tarafından boşaltılması ve yeni, tamamen özgür bir seçim kaçınılmazdı. Son olarak Ruslara Perekop'ta kalmaları hâlinde, aynı sayıda Osmanlı birliklerin, aynı rütbede subaylar komutasında Taman'ı tekrar işgal edeceklerine dair gözdağı verildi. Çariçe buna cevaben birliklerini sadece Şahin Giray Han'ın ve aynı zamanda tüm Tatarların "özgür bir güç" olarak bağımsızlıklarının Bâbıâli tarafından tanınması hâlinde geri çekeceğini bildirdi. Aynı nota ile Şahin Giray Han'ın, bazı hakları saklı kalmak üzere, arzuhalini istenen şekilde tekrar yazacağı da vaat ediliyordu. Bâbıâli, bu açıklamayı bir ültimatom olarak kabul etmek zorunda idi.

Yeni Prusya elçisi Gaffron'un tüm arabuluculuklarına rağmen, Rus elçisiyle 1777 sonu ve 1778 başlarında yapılan tüm müzakereler sonuçsuz kaldı . Şubat ayında ayrıca Hristiyan güçlere hitaben bir beyânname hazırlandı ve istanbul'daki temsilcilere verildi. Ama hiçbir yerde, Fransa Sarayı'nda bile istenen destek sağlanamadı.

Kırım'daki Türk taraftarları bu arada 1777 yılı sonbaharında Kınm'da Frenk usulünde daimî bir askerî gücün silahlandırılmasına şiddetle itiraz ediyordu ve Rus nişanlarıyla bezenmiş "Tatar imparatoru'nun" Rus üniformaları içerisindeki yeni askerleri Kozluca'da yaklandılar. Ancak o dönemde orada bulunan ve gücü eline geçiren Prosorovski, bu ayaklanma üzerine asileri katlettirdi ve Rus birlikleri Taman'a girdi. Aralık ayında, Devlet Giray Han'ın kardeşi Selim Giray Han, Rumeli'deki sürgün yerinden Kırım'a gönderildi, ancak yanında sözde "Osmanlı subayları ve askerleri" bulunduğu gerekçesiyle Ruslar, Selim Giray Han'ın üzerine yürüdüler ve Kırım'a ayak bastığı Kefe'den kaçırtarak Balaklava'ya kadar takip ettiler. Birkaç çatışmadan sonra Selim Giray Han öylesine köşeye sıkıştırıldı ki, bir gemiye kaçmak zorunda kaldı . Bâbıâli tarafından Ocak ayında işgalci ve asi, haydut ve "Osmanlı kanına susamış köpek " olarak ilan edilen ve elçileri 1778 yılı Nisan ayında istanbul'a gelmiş olan Şahin Giray, hükümdarlığını aslında çoktan kaybetmişti bile: Ülkenin tamamı ve komşu eyaletler artık çariçenindi ve mutlak gücü Rus generaller ellerinde tutuyorlardı.

Daha 1777 yılı sonlarına doğru savaş için bariz bir şekilde hazırlıklar yapılıyordu. Turla (Dinyester) üzerindeki kaleler ve Özi Kalesi tahkim edilecek, eyaletlerde yeniçeriler ve sipahiler toplanacak ve başlarına Anadolu'da asilere karşı zafer kazanan Cezayirli Hasan Paşa geçecekti. Daha o dönemlerde Rumları kendi sancağı altında toplamayı ve onları nankör ve bencil Rusya'ya karşı kullanmayı düşünen Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa, bir donanma oluşturmak için çaba gösterdi. 1778 yılının Mayıs ayında 22 gemi ile birlikte Karadeniz'e yelken açtı ve Sinop'ta bekleme konumuna geçti. Tüm bunlara rağmen Bâbıâli, bir taraftan denizcilerinin vebadan ölmeleri, diğer taraftan ise belki de Anadolu'daki komutanların gitgide daha fazla Rus yanlısı hainler oldukları ortaya çıktığından, savaş ilan etmekten kaçınıyordu. Bu arada Bavyera tahtı için çıkan mücadeleden dolayı Rusya'nın, Prusya Kralı ile kurmayı hayal ettiği ittifak gerçekleşmedi.

14 Aralık'ta, 1777 yılı başlarında daha barışçıl Derviş Mehmed Paşa'nın yerine geçmiş olan Sadrazam Darendeli Mehmed Paşa'nın görevden alınmasından sonra, Abdürrezzak Efendi'nin etkisi altındaki Büyük Divân, Rusların Kırım'dan çıkmaları hâlinde Bâbıâli'nin başka hiçbir itirazda bulunmayacağını ve "eşkiya" Şahin Giray Hanı bağımsız Tatar Hanı olarak tanıyacağını beyan etti. Prusya, Petersburg'da ve Fransa, istanbul'da Batı'daki yeni menfaaderine dayanarak, hadiselerin pek çok kişinin hiç beklemediği bir barışa yönelmesi için ellerinden geleni yapmışlardı.

Rusya'nın talebi üzerine 4/15 Kasım 1774 tarihinde Romen prensliklerine merasimle teslim edilen hatt-ı hümâyûn şeklinde bir imtiyaz tanındı. "Daha çok Türk idaresine karşı zorbalık yapmak" ve Frenk konsolosları her fırsatta küçük düşürmek üzere Takımadalar'daki adalardan birine derhal Rus konsolosu olarak bir Rum atandı. Bu konsolosun ve daha sonra Selanik, izmir, Kıbrıs, Rodos ve Girit'e de atanan diğer konsolosların görevi, herşey hakkında bilgi toplamak ve halkı galeyana getirmekti. Boğdan ve Eflak'ta antlaşmalara göre yeni ve tek hamileri çariçenin temsilcilikleri ise ancak 1782 yılında açıldı. Gerçi Astrahan'da yaşayan bir Gürcü'nün oğlu olup, istanbul'da eski bir Rus tercümanı olan Sergius Laşkarev, 1780 yılında "Boğdan, Eflak ve Besarabya" için Rus konsolosu olarak düşünülmüştü, ama Bâbıâli boyarları ister iyi, ister kötü olsun, planları için kazanacak ve daha güçlü olanları tehdit edecek kadar kurnaz ve acımasız, cüretkâr ve gaddar olan böylesine tehlikeli bir misafiri kabul etmeyi kesinlikle reddediyordu. Tuna ağzında Tatarlara ait Sudak Eyaleti'nin muhtemelen daha o dönemlerde ilhakı düşünüldüğünden, bu bölge Rus kaynaklarında bu bağlamda ilk kez resmi olarak Besarabya olarak anılmıştı. Bâbıâli, Laşkarev konusunda Rus konsolosluklarının sadece daha önce Hristiyan güçlerin temsilcilerinin bulunduğu ve bölgenin özelliklerine uygun olarak gerçekten mevcut ve canlı bir ticaretin korunması gerektiği yerlerde kurulmasının gerekli görüldüğünü ileri sürdü. Ruslar, Boğdan'a doğrudan mal getirmiyorlardı. Boğdanlılar ise eski zamanlarda sadece Özi (Dinyeper) Nehri kıyı bölgesinde ticaret yapan Kazaklar aracılığıyla Turla Nehri'nin diğer kıyısına şarap satıyorlardı. Rusya, Laşkarev'in atanmasında ısrar ettiği takdirde Bâbıâli bunu düşmanca bir faaliyet ve dolaylı olarak Tuna eyaletlerini ele geçirmek için bir girişim olarak kabul edecekti. Anlaşmazlığı yatışmak için arabuluculuk yapan Fransız elçi St. Priest'in, yeni konsolosun ikameti olarak Akkirman'ı önermesi üzerine reis efendi, Bâbıâli tarafından Silistre'nin daha uygun görüleceğini belirtti.

Yine de tüm bu girişimler, Yaş ve Bükreş'te Rus konsoloslukların açılmasını sadece birkaç aylığına erteledi. Çariçe'nin yeni elçisi Bulgakov, antlaşmanın bu hükümlerinin de yerine getirilmemesi hâlinde düşmanlıkların başlatılacağına dair tehditlerde bulundu. Böylece 1782 yılının Şubat ayında Bizans'ın çift başlı kartalını taşıyan Rus bayrağı Romen prensliklerinin başkentlerinde dalgalanmaya başladı. Bundan böyle gerek Romen prensler, gerekse boyarlar, bütün faaliyederini titizlikle gözetlemek üzere kendilerinden daha güçlü birinin aralarında bulunduğunun açıkça bilincine varacaklardı. Ama Ruslar burada ülkenin hatt-ı hümâyûn ile verilen imtiyazların dürüst ve cömert savunucuları olarak değil, aksine özel kişi veya ülkesi tarafından yürütülen siyasetin temsilcileri olarak devlet ve idarî konulara müdahaleleri oldukça rahatsızlık veren, zaman zaman isyanlara bile neden olan, kurnaz ve kârla zararının hesabını iyi yapan ve yakın zamanda gerçekleşecek bir ilhakın ilk işaretlerini gözler önüne seren güç sahibi olarak bulunuyorlardı.

Çariçenin Mora'da Rumlan yeni bir isyana teşvik edebilecek herhangi bir temsilcisi yoktu ve istanbul'daki temsilci sadece ülkenin arkontlarını Bâbıâli ile barıştırmak için çaba gösteriyordu. Küçük Kaynarca Barışı'ndan dolayı, Osmanlı Devleti'ne karşı suç işlemiş olan Rumların bu önde gelenleri de genel bir affa tâbi tutulmuşlardı, ancak herhangi bir imtiyaz bekleyemezlerdi ve Arnavutların zorbalıkları az sayıda Rum nüfusu üzerinde büyük bir baskı oluşturuyordu . Sadece May notlar, karşılığında her yıl 1.000 Venedik altını ödemeyi taahhüt ettikleri ve Takımadaların "incirli (Nisiros) Adası ahalisiyle" birlikte kaptan-ı deryaya tâbi edildikleri hakkında bir hatt-ı şerife nail oldular . Atak ve ister düşmana, ister dosta karşı acımasız Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa, ülkeden çıkmayı reddeden Arnavutları, ellerinde silahlı asiler olarak ortadan kaldırmak için kolları sıvadı. Tripoliçe'de yapılan sıcak çatışmada meşru hükümetin zaferinin ebedî anıtı olarak hiç acımadan "kafatası piramitleri" oluşturdu . Kırım'a ve büyük sayıda - toplam 12 bin kişi -Avusturya'ya ait istirya'ya yapılan göçler sebebiyle Mora Yarımadası'nın ağır vergiler altında ezilen nüfusu gittikçe azalıyordu . Bâbıâli, yarımadadan 1786 yılında yaklaşık 705 bin akçe, yani isyan çıkmadan önce alman haracın ancak yarısı kadarını toplayabildi. Ve sürülen Arnavutların yerine artık Osmanlı idareciler Rumlar üzerinde sınırsız bir güce sahiptiler: Atina'yı antik anıtların harabeleri ile yeniden tahkim ettiren ve Bâbıâli tarafından 1789 yılında tıpkı bir prens gibi kaydı hayat şartıyla tayin edilen Voyvoda Haseki Hacı Ali, Attika'da hüküm sürüyordu.

Böylece Avusturya'nın tüm karşı faaliyetlerine rağmen, 10 Mart 1779 tarihinde Aynalıkavak Antlaşması imzalanarak, 5 Temmuz'da onaylandı. Bu antlaşma ile Kırım'ın bağımsızlığı tanınıyor ve Osmanlı Sultam'mn, seçilen her Kırım Hanı'na sadece halife sıfatı ile kesin olarak belirlenmeyen bir süre içerisinde "Hanlık menşuru" ["misâl-i bî misâl-i takdîs-iştimâl"] göndererek onaylayacağı hususunda anlaşmaya varılıyordu. Bu gibi "menşurlar" Rus elçisi aracılığıyla iletilecekti. Tüm bunlara rağmen, bu antlaşma "iki devlet arasındaki dostane ilişkilere istinaden ve Bâbıâli'ye bir iyilik" yapmak için Osmanlı Sultanı'na verilen bir taviz gibi gösterilmekte idi. Rus ticaret gemilerine Takımadalar dolaylarındaki Akdeniz sularında serbest geçiş tanındı, ancak bu gemilerin şekil ve model açısından "diğer milletlerin", özellikle de Fransızlar ve ingilizler tarafından kullanılan gemilerinden farklı olmamaları şartı getirildi. "Osmanlı tebaası", yani Rumlar, bu gemilerde çalıştırılmayacaktı. Daha sonra ayrıca Fransa ve ingiltere ticaret antlaşmaları örneğine göre Rusya'daki özel durumlara uyarlanacak bir ticaret antlaşması yapılacaktı. Türklerin tarafına geçen Zaporog Kazakları, eski hükümdarları olan çariçeye geri dönmeyi tercih etmedikleri takdirde, Silistre dolaylarındaki Tuna adalarına, Kili, Sulina, Karaharman'a yerleştikleri Rus sınırından uzaklaştırılacaklardı. Petersburg hükümeti tazminat olarak, "bağımsız" Tatarlar adına Turla ve Bug nehirleri arasındaki [eskiden Özi Eyaleti'ne ait olan] Tatar bölgesi Özi Kın arazisini Türklere verecekti ve Romen prenslikleri adına hareket etme hakkını ancak 1774 yılında yapılan antlaşmanın hükümleri çerçevesinde kullanabilecekti. Söz konusu antlaşmanın ilgili hükümleri "sadece geçmiş ile ilgili olduğundan", mevcut kiliselerin tamiri ve nihayet inşasına izin verilen yeni kiliselerin yapılması ve ruhbanının saygılı bir muamele görmesi gibi gereksiz hükümlerin yanında, Türklerin 1739 yılından beri [ibrail, Hotin ve Bender'de bulunan] manastırların veya arazi sahiplerinin elinden aldıkları arazilerin tekrar eski sahiplerine geri verilmesi ve işgal edilen bu gibi bölgeler hakkında Rus idaresi
tarafından alman kararlara dokunulmaması gibi önemli hükümler de içeren "bazı değişiklikler" yapılacaktı. "Ekselansları Şahin Giray", Bâbıâli tarafından ancak Tatar eyaletlerinin Türkiye'ye dört ay içerisinde teslim edilmesinden sonra tanınacaktı .

Aslında yeni bir muahede maiyetinde olan bu antlaşma, Bâbıâli tarafında birçok feragat ve Rusya tarafında birçok dostluk ve avutma göstergeleri ile doludur: Türklerden, yeni taahhütler altına girmeleri beklenirken, Ruslar sadece birkaç vaatte bulunacak kadar alçakgönüllüydüler. Osmanlı Devleti'nin bu antlaşma çerçevesinde ancak daha güçlü bir komşusunun yardımseverliği ve merhameti ile ayakta durabilecek zayıf, yaşlı, savunmasız bir devlet olarak gösterildiği de açıkça belli olmaktadır.

Türkiye'nin üst düzey çevrelerinde sanki devletin çaresizliğine dair bir his yerleşmişti. Halk, yetersiz görülen sultan hakkında şikâyetlerde bulunarak, saralı taht varisine karşı hoşnutsuzluklarını gösterip, lüks kadın kıyafetleri - Kur'an sureleri ile bezenmiş başörtüler - konusunda alınan sert tedbirleri protesto ederken , antlaşma yapıldıktan sonra reisülküttaplığa getirilen Abdürrezzak Efendi, Rusya'nın fetih hırsını ve Avusturya'nın paylaşım planlarını iltimaslar ve aşırı övgüler ile engellemeye çalışarak görevini yerine getirdiğine inanıyordu. Abdürrezzak Efendi'nin Teşen Barışı'ndan (1779) önce ve sonra dostane ilişkiler içinde bulunan Prusya ve Rusya ile ittifak yapma önerisi aslında Osmanlı Devleti'nin entegrasyonu için güvenilir garantilerin alınmasını amaçlıyordu. Bu ittifak, gerçekte Prusya diplomasisi tarafından oluşturulan "Rusya ve Bâbıâli arasında savunmaya ve belki de saldırıya dayalı bir ittifak" olacaktı . Prusya, bu ittifakı başlangıçta gerek savunmaya veya saldırıya yönelik faaliyetlere, gerekse antlaşma taraflan lehine ticarî imtiyazlar sağlayacak ebedî bir "üçlü ittifak" olarak düşünmekteydi. Diğer taraftan Ru sya başbakanı Kont Panin, bu antlaşmadan sadece "karşılıklı güvenceler" (assurance reciproque) bekliyordu . Ancak komşu Türk eyaletlerini eline geçirme, hatta Ortodoks haçının tekrar Ayasofya'nın kubbesine dikme hayalleri kuran ve Asya'ya kadar sürmeyi kafasına koyduğu kâfirler ve barbarlar ile yapılacak bir ittifaka karşı sadece nefret besleyebilen Çariçe Katerina'nın itirazlarından dolayı diplomatların ittifak planları suya düştü . 1779 yılı daha sona ermeden Abdürrezzak Efendi, yeni Sadrazam [Kara Vezir] Seyyid Mehmed Paşa ve sultanın musahiblerinden biri olan kethüda tarafından devrildi ve sancakbeyi olarak Aydın'a gönderildi.

Çariçe Katerina'nın ve Kayser Joseph'in, annesi imparatoriçe ve Kraliçe Maria Theresa'mn ölümünden birkaç ay önce Mohilev'deki (1780) toplantısında ve Kayser Joseph'in zaman zaman Moskova ve Petersburg'u ziyaretleri sırasında, Osmanlı Devleti'nin çökertilmesinde önemli birer faktör olan bu iki devlet arasında, ileride Osmanlı Devleti'ne karşı sürdürecekleri ortak savaşın ilk planları yapılmaya başlanmıştı. imparatoriçe, Prusya ile ittifaktan vazgeçmeden - Prusya Prensi Heinrich kısa bir süre sonra Petersburg'a gelmiş ve burada

sıcak bir şekilde karşılanmıştı - uzun vadede geleceğini garanti altına almak istiyordu. 1780 yılının sonlarında Petersburg'daki Prusya temsilcisi, Çariçe Katerina'nın Doğu'ya ilişkin geniş kapsamlı projelerinden haberdar olmuştu : Katerina'nın oğlu Paul'den 1779 yılında dünyaya gelen torununa vaftizi sırasında, Rusların elinde tekrar Doğu'nun Hristiyan başkenti hâline gelecek Bizans'ın kurucusu Konstantin'in adı verildi. Romen prensliklerinde Rus konsolosluklarının açılması ve Rus gemilerinin Boğazlar'dan geçişine ilişkin
anlaşmazlıklar, savaşı körüklemek için muhakkak iyi birer bahane teşkil ediyordu . Konsoloslar, Romen prensliklerindeki makamlarına oturdular ve 1780 yılının Haziran ayında top atışları altında, Rum asıllı bir kaptan tarafından yönetilen mal yüklü büyük bir Rus savaş gemisi, pervasız, kaba ve yaşlı Rus elçisi Stakiyev'ın gözleri önünde Büyükdere Limanı'na demir attı ve ancak Türk devlet adamlanmn defalarca itiraz etmelerinden sonra geminin tekrar geri çekilmesi emri verildi.

Eski Kırım Hanı Selim Giray Han, daha 1779 yılında Kırım'da tekrar şansını denemek için Türkiye'den ayrılmıştı. Asi Canikli Ali Paşa ise aynı dönemde Çerkeş, Abaza ve Lezgi bölgelerinde huzursuzluk çıkarmak üzere Ruslardan yardım talebinde bulunuyordu. Şahin Giray Han ise aynı dönemde Kırım'da Avrupa tarzında bir reform yapmaya çalışıyordu. Yeni yollar yaptırdı, Robinson ve Walpergen adındaki maceraperestleri 6 bin kişiden oluşan daimi ordusunu düzenlemekle görevlendirdi ve aldığı her kararda, hiçbir faaliyet göstermelerine izin vermediği kalgayı ve nureddini göz ardı ederek, sadece 12 bakandan oluşan murahhaslanna danışıyordu. "Reformları", Tatarların fakir ülkesinin kısa bir süre içinde 20 milyon altın tutarında borçlanmasına neden oldu . Rus himayesi altında bulunup, Rus ordusuna yazılması ve eski gelenekleri çiğneyip, Osmanlı Sultanı'na hakarette bulunmasından dolayı zaten sevilmeyen Şahin Giray Han, halk nezdinde hoşnutsuzluğa neden oldu ve 1781 yılı sonbaharında isyan çıktı. Rusya'nın savaş hazırlıkları, "dinin savunucusu" çariçe - ki paraları üzerinde kendini böyle tanımlıyordu - tarafından yakın gelecekte Rus silahları ile Asya'ya geri gönderilmesi planlanan Türklere karşı tehdit kabul edildi . Katerina'nın, yedi yıldır Prusyalı düşmanı ile ittifakını bozabileceğini umut eden ve buna istinaden çariçe ile Avusturya'nın Küçük Kaynarca Barışı'nı "garanti etmesi", yani Osmanlı Sultanı'nın antlaşmanın herhangi bir hükmünü yerine
getirmemesi hâlinde Osmanlı Devleti'nin üzerine yürümeyi kabul etmesi şartıyla da olsa bir "dosduk antlaşması" yapmaya razı olan Kayser Joseph ile yapılan müzakereler de bu açıdan değerlendirildi. Ancak kısa bir süre sonra çariçenin bu yeni dostundan eşit konumda olmalarıyla ilgili bir onay alamadığı ve Bizans imparatorluğu'nun yeniden canlandırılmasına ilişkin savaş projelerinin şimdilik rafa kaldırıldığı öğrenildi.

istanbul'da ise bir süre önce savaş taraftarları iktidarı ele geçirmişlerdi. Buna birkaç faktör neden olmuştu. Bunlar, tasarruflu eski Sadrazamın topladığı paralar; yeniçeri ocaklarında yeniden sağladığı disiplin; yeni sadrazam izzet Mehmed Paşa'nın saraydaki rakiplerine karşı zaferi ve nihayet yakın zamanda Avusturya'ya meyilli olduklarından şüphelenilen Ermenilerin üzerine yürüyen istanbul halkının savaş hırsını başka bir yöne çekme gerekliliği idi. 1782 yılı başlarında Şahin Giray Han'ın uzunca bir süre Çerkeslerin arasında yaşayan ve "bağımsız" Kırım Hanı'nın yerine geçmeyi planlayan kardeşi Bahadır Giray, diğer kardeşi Aslan Giray ve Mehmed Giray Sultan, Ankara Paşası ve başka Türk yardımcılar ile birlikte Şahin Giray Han'ın üzerine gönderild6. Şahin Giray Han, bu arada sığındığı Kefe'den Ruslar tarafından kurulan ve işgal edilen Petrovsk Kalesi'ne kaçtı .

Yeni Rus elçisi Bulgakov'un bu konudaki şikâyetlerine, son hadiselerden, hor görülmelerden ve kayıplardan dolayı işi iyice kurnazlığa vuran Bâbıâli, bu konuda herhangi bir bilgisi olmadığını ileri sürdü. Tatarlar ne de olsa bağımsız bir halk olduğundan istemedikleri bir hükümdarı sürgün etme ve yerine başka bir hükümde seçme hakkına sahiptiler. Bu olay ayrıca dinî bir karışıklıktı, zira Şahin Giray Han'ın inançsız bir Müslüman olduğu yönünde şüpheler bulunmakta idi ve bu yüzden Rusya'nın son antlaşmaya göre bu konuda herhangi bir
müdahalede bulunma hakkı söz konusu değildi. Ama cüretkâr musahibi Potemkin (Patyomkin)'in etkisi altında olan ve "Grek Projesi" konusunda teşvik edilen Katerina, istanbul'daki üst düzey yöneticilerden ve Bulgakov ile kendi bakanlarından farklı düşünüyordu. Müslüman vasalı Şahin Giray Han'ın tahttan indirilmesini kendi şahsına hakaret kabul ediyordu ve kurnaz Bâbıâli ile yeniden savaş anlamına bile gelecek olsa, Şahin Giray Han'ı tekrar tahta çıkartmaya kararlı idi. Yeni bir müttefik kazanmak için tekrar Kayser II. Joseph'e başvurdu ve bu sefer ciddi bir şekilde Osmanlı Devleti'nin bölüşülmesi yönünde teklif götürmeye bile hazırdı.

Sonbaharda Mohilev, Kerson, Kuban sınırı ve Kafkas eteklerinde büyük sayıda birlikler toplamak için gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra General Samoilov, Perekop'a gönderildi. Kayser Joseph bu arada Bâbıâli ile daha önceden yapılan antlaşmaya uymak üzere eşkiyalara karşı Türk sınırına birkaç birlik gönderdi. Sonbahar ayları içinde Şahin Giray Han, Potemkin ile görüştükten sonra, Rusların deyişi ile "neredeyse hiç kan akıtmadan", tekrar iktidara getirildi. Bahadır Giray Han Rusların nezdinde feragatini verdikten sonra, kardeşleri ile birlikte geldikleri Kuban bölgesine geri gönderildi. Çariçe ve musahibleri Tatar meselesinin nihai çözümünü bir sonraki yıla bıraktılar: Önce, güneye giden birliklerin sayısı artırılacaktı.

Halk, sultan tarafından henüz onaylanmamış Bahadır Giray Han meselesini kendi meselesi hâline getirerek savaş istediği için, istanbul'daki huzursuzluk had safhada idi. Sadrazam görevden alınarak, yerine son savaşta en yetenekli komutanlardan biri olan Hacı Yeğen Mehmed Paşa, devlet mühürlerini teslim aldı. Görevine başladıktan hemen sonra gerekli askerî tedbirleri aldı ve başkentte düzeni tekrar sağladı. Yıl sonunda yerine geçen halefi Halil Hamid Paşa, selefi ile aynı görüşleri paylaşıyordu . Rus elçisine, onay nişanelerinin, başlığın, kılıcın, yayın ve okların [teşrifat] kendisine verilmesi için talepte bulunmayı ihmal ettiği için Bâbıâli'nin yeni seçilmiş kabul edilen Şahin Giray Han'ı onaylayamayacağı bildirildi. Anadolu ve Avrupa birliklerinin ilkbaharda Bender'e gelmeleri yönünde emir verildi. Romen prensler, isakça ve iyi tahkim edilen ismail'de gerekli erzakları temin edeceklerdi. Tophanede hummalı bir çalışma başladı. istanbul'a yeni Osmanlı ordusuna eğitim vermek üzere yine eski bir Prusyalı subay olan von Ostende gibi Hristiyan subaylar geldi. Nefret beslediği Ruslara karşı yeni bir savaşı her fırsatta körükleyen ve Ruslan kalyoncuları ile yenebilecek güçte olduğuna inanan Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa, zamanın artık geldiğine inanıyordu . "Kaptan Paşa dur durak bilmiyor", diye yazıyordu Prusya elçisi. "Mucizeler yaratıyor gibi; bu yüzden Türkler onu Tanrıdan ilham alan biri olarak görüyorlar".

Aralık ayında reis efendi, çariçenin çok arzu etmesine rağmen iki devlet arasında bir ittifak kurulmasa da, Rusya'nın ve Avusturya'nın ortak hazırladıkları bir nota aldı. Bu notada Bâbıâli'nin erzak ve mühimmat taşısalar bile Rus gemilerinin geçişine izin vermesi, Boğdan ve Eflak ile ilgili taahhütlerini zamanında yerine getirmesi ve sadece verilecek verginin tutarını belirleyerek, 1777 yılında Grigore Gika'nın öldürüldüğü ve oğulları sözde "Avrupa'yı" tanımak için Erdel'e kaçtıkları için Eflak Prensi Aleksander ipsilanti'nin Şubat ayında tahttan feragat etmek zorunda bırakıldığı Romen prensliklerini antlaşmaya uygun olarak esirgemesi ve nihayet Şahin Giray Han'ı, Rus birliklerinin işgali altında da olsa "özgür" Kırım'ın meşru hükümdarı olarak onaylaması talep ediliyordu. Kayser Joseph'e, Çariçe Katerina'nın sadece Tatar topraklan ile birkaç başka bölge ve Yedisan ile birlikte Özi boylarındaki sınır bölgesini istediğine ve kendisine de bunun karşılığında Bosna ve Sırbistan'ı bırakmaya hazır olduğuna dair resmen garanti verildi. Kraliyet tacında gözü olduğunu hiçbir şekilde saklamayan Potemkin'e yeni kurulacak Daçya; Grandük Konstantin'e de yeni kurulacak Doğu imparatorluğu verilecek olup, her ikisi de çökmekte olan Osmanlı Devleti'nin Avrupa'daki diğer eyaletlerini aralarında bölüşeceklerdi.

Reis Efendi, buna kaçamak bir cevap verdi: Bâbıâli, Kırım'daki son olaylardan rahatsızlık duymuyordu ve antlaşmaya bundan böyle de uymayı vaat ediyordu. Sadece Rus gemilerinin geçişi konusunda birkaç hakkını saklı tutuyordu . Rusya ve Avusturya ise bundan fazlasını istiyorlardı: Zamanı geldiğinde saldırıya geçebilmek için bu üç nokta konusundaki müzakereler uzatılmaya çalışılıyordu. Bu sırada ingiltere ve Kuzey Amerika'daki uyrukları arasındaki barışı kısa bir süre önce sağlamış olan Fransa, kararlı bir biçimde olaylara müdahale etti ve Kayser Joseph'e Fransa Kralı'nın Türkiye'nin hiçbir şekilde bölüşülmesine izin vermeyeceğini kesin bir dille bildirdi . Kayser II. Joseph bunun üzerine derhal Fransa Kraliçesi olan kız kardeşine [Mauria Autionette] iyi niyet dileklerini iletti. Rusya ile ittifakına büyük önem veren Kral Frederik ise bu zor zamanlarda Bâbıâli'ye karşı kayıtsız ve neredeyse reddedici bir tutum takınıyordu.

Bâbıâli, ülkeyi gerektiğinde savunabilmek için tüm tedbirleri almış; Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa 25 kadırga ile Karadeniz'e gönderilmiş ve Boğaz'daki kalelerin yeni toplarla donatılmış olmasına rağmen, savaş istemiyordu. Ruslar, Bâbıâli'nin barışçı ve tavizkâr tutumundan dolayı şaşkınlık içindeydi. Bulgakov, bir ticaret antlaşmasının derhal imzalanmasını talep ettiğinde, reis efendi son antlaşmanın hükümlerinden biri olan bu talebi de yerine getirdi. ispanya, daha 14 Eylül 1782 tarihinde böyle bir ticaret antlaşması yapmıştı ve eskiden düşman olan bu gücün ilk temsilcisi olan Bouligny artık istanbul'da ikamet ediyordu. Reis Efendi 1783 yılının Mart ayında, aynı yılın 21 Haziran tarihinde kesin şeklini alan Rusya ticaret antlaşmasının ana hükümlerini kabul etti . Büyük bir titizlikle herşeyi düzenlemeyi amaçlayan 71 maddelik bu geniş kapsamlı antlaşma ile sadece gümrük vergileri yüzde 3'e düşürülmekle kalmayıp, "Fransızlara, ingilizlere ve diğer milletlere" tanınan imtiyazlar Ruslara da verildi. Ayrıca "Babıâli'nin bu bölgelerde söz sahibi olduğu oranda" Berberilere karşı uzun zamandır talep edilen koruma da temin edildi. Kırım'dan yağ, bal, vs. gibi mallardan oluşan bir ticaret ve Kırım'a yerleşen büyük sayıda Rumlar nezdinde bu çok fazla dikkat ve koruma anlamına geliyordu. Rusya'nın amacı ise bu antlaşma sayesinde Batılı ticaret güçleri ile aynı seviyede olduğunu göstermekti ve bu esnada bir önceki yılın taleplerinin özel olarak görüşülmesi ve resmi bir belge ile onaylanmasına dair ısrarından vazgeçmek istemiyordu.

Romen prensliklerinin imtiyazları ile ilgili ikinci nokta konusunda Babıâli'nin yine sesi çıkmıyordu. Hicri 15 Safer tarihinde, Eflak'ın 309.500 akçe (619 kese) ve Boğdan'ın 167.944,20 akçe ödemesi gerektiğinin belirlendiği bir "senet" çıkarttı. Eflak en fazla 130 bin akçe değerinde, Boğdan ise 115 bin akçe değerinde zorunlu hediyeler verecek ve bu hediyeler prenslerin şahsi hazinelerinden karşılanacaktı. Tayinler ve Bâbıâli tarafından onaylanmalarına ilişkin diğer bedeller bundan sonra alınmayacaktı. Mal ve erzak tedarikleri kesilecek ve her Türk tüccar bundan böyle nakit ödeme yapacaktı. Türk heyetleri bundan böyle sadece önemli durumlarda gönderilecek ve kendi masraflarını kendileri karşılayacaktı.

Artık görüşülecek sadece Kınm meselesi kalmıştı ve bu da zaten aralarında en önemlisi idi. Çariçe, Kırım meselesini derhal zorla da olsa çözmeye kararlı idi.

Rusya, Mart ayında henüz Türklerin elinde bulunan Taman Adası'nda Şahin Giray Han'a karşı kahya beyin Bucak Sancakbeyi'nin de katıldığı bir komployu ortaya çıkardığını ilan etti. Gerçekte ise Taman'daki yeniçerilerin başında bulunan kaptan-ı deryanın bir memuru, herhangi bir yetkisi olmamasına rağmen, oradaki insanların iç anlaşmazlıklarına müdahale etmişti . Ruslar bunun üzerine bir de tıpkı eskiden Rumların ve Ermenilerin silah tehdidi altında göçe zorlandıkları gibi, oradaki Tatarları da başka bölgelere aktarmaya çalışınca, isyan çıktı. Ancak asiler katledildi ve toprakları buraya göç eden Kalmuklara verildi. Çariçe ayrıca 19 Nisan'da çabaları sayesinde "özgür ve bağımsız" hâle gelen Tatar devletinin sonunun geldiğinin ilan edildiği bir manifesto hazırlattı, ama bunu yayınlamadı. Bu manifestoda "niyeti kötü Tatarların", eski "baskı" altına girme çabalarından, buna istinaden Rus birliklerinin "yılın en kötü mevsiminde" bu topraklara girmek zorunda kaldıklarından, tekrar Türkiye yönünde esen savaş "rüzgârlarından"; "(Rusların) gerçek kaynağını bildikleri yeni bir isyandan" ve "böyle bir özgürlüğün meyvelerinin tadını çıkarabilecek kapasitede olmayan Tatarların" yetersizliğini ispatlamak için bunun üzerine yapılan "savaş ilanından" bahsedilmekte idi. Buna göre Çariçe Katerina, kendini Türklerin Taman'daki idari tedbirlerinden dolayı Tatarların önceki savaşta elde ettikleri haklan geri almak zorunda hissediyordu. Hatta, "Kırım Yarımadasını, Taman Adası'nı ve Kuban tarafındaki tüm bölgeyi topraklarına dahil etmesi" Bâbıâli ile dostane ilişkilerin çıkarına olacaktı.

Mayıs'ta bu tedbir dost devletlerin saraylarına da bildirilerek, Şahin Giray Han'ın Türklerin ülkesinde çıkarttığı huzursuzluklar sebebiyle kendini "çariçenin kollarına" atmak istediğine ve böylece bağımsız bir ülkenin hükümdarı olarak yıllık 80 bin ruble karşılığında eski makamından feragat ettiğine dair bir açıklama eklediler. Diğer iki kardeşini de biraz daha düşük meblağlar ile kendi taraflarına çekmeye çalışsalar da Bahadır Giray bunu kabul etmedi ve Haziran ayında tekrar kısa bir süre sonra Çerkeslerin saldırısına uğrayıp, esir alınacağı Kırım'a geldi.

Katerina'nın tahta cülusunun yıldönümünün anıldığı 28 Haziran'da Kırım, Taman Adası ve Kuban mirzaları, anlaşmazlıkları çözmek üzere bizzat buraya gelen Potemkin ve emrindeki generaller Suvorov ve Yelagin tarafından bir araya getirilip, Şahin Giray Han'ın feragat belgesi okundu ve yeni hükümdarları ile imtiyazlarının savunucusu olan çariçeye bağlılık yemini etmeleri istendi. Şahin Giray Han, bu belgede, gönüllü olarak feragat ettiğinden ve tamamen başlarından çekilmek istemediği tebaanın, halefinin kim olacağı hakkında karar vermekte özgür olduğundan başka bir şey söylemiyordu . Mirzalar, top atışları ve müzik eşliğinde Potemkin'in Çariçe II. Katerina'yı hükümdarları olarak kabul etmeleri yönündeki "emrine" uydular. Suvorov'un karargâhında bunun üzerine çariçenin şerefine 100 öküz, 800 koyun, 32 bin ölçek bira ve birkaç bardak Porter şarabı tüketildi. General bizzat: "Her yerde muduluk ve sevinç görülüyordu" ve "birkaçı fazla içtikleri için hayatlarını kaybettiler" diyordu. Kırım'ın bir zamanlar her yerde korku salan Tatarlarının özgürlüklerinin sonu böyle geldi J'. Rusların planları, ayrıca Tatarlan "daha kolay silahsızlandırmak için Ural bozkırlarına taşımayı" planlayacak kadar ileri gidiyordu.

Ama bu o kadar kolay olmayacaktı. Eskiden Yaş'ta genel konsolos olan pervasız elçi Laşkarev'in hakaretlerini hiçbir zaman unutmayan Şahin Giray Han, geçirdiği ağır hastalıktan kurtulduktan hemen sonra kaybettiği hükümdarlığını özlemeye başladı ve Yenikale sakinleri arasında kendine sayısız taraftar buldu. Kuban bölgesinde hoşnut olmayanlar kurtarılacakları zamanı bekliyorlardı ve Şahin Giray Han'ın yeğenlerinden biri haklarını savunmak üzere bir parti bile kurdu. Bu hareketin sonucunda Ruslarla birkaç çatışmaya girildi ve Yayık Nehri üzerindeki savunma hattına saldırılar gerçekleştirildi. Eylül ayında Şahin Giray Han'ı ele geçirme çabaları bir sonuç vermedi, aksine hanın Çerkesler tarafından sevinçle banndınlmasına neden oldu.

"Asiler" nihayet Kuban Nehri kenarında yapılan kanlı bir muharebede tamamen yenildiler (13 Ekim):

"Mamay Bey zamanından [16. yüzyıl] beri", diye yazıyordu Suvorov, "Nogaylar hiçbir zaman bu kadar kötü muamele görmemişlerdi." Sonraki ilkbaharda Şahin Giray Han nihai teslimiyetini ilan etmek üzere Rus Sarayı'na geldi. "Rusya'da çok mudu oldu" . Daha sonra Hotin ve istanbul'daki dindaşlarının arasında yaşamak üzere bu muduluğu terk ettiği 1787 yılında, bir sürgün ve Rusya'nın yürüttüğü siyasetin kurbanı olarak Rodos'ta celladın elinde ölümünü buldu .

Berlin'deki Rus elçi [Prens Dolgorouki] daha 1783 yılının Haziran ayında, Paris'e giden bir kuryenin dönüşünden sonra, Prusya Dışişleri bakanı Hertzberg'e çariçenin "Kayser ile yapılan eski antlaşmalan yenilediğini" ve bunu "Babıâli'yi meşru sınırlarında tutmak ve komşularının huzurunu bozmaktan alıkoymak için yaptığını bildirdi. "Petersburg Sarayı bizi sonunda bıraktı" . Derinden yaralanan Kral II. Frederik'in son zamanlarda "komşularının huzurunu" sağlamak ve "meşru sınırlarını" korumakla meşgul Rusya'nın son derece küstah açıklamasına cevabı bu oldu. Mayıs ayında Avusturya elçisi, kayserin Bâbıâli'ye verdiği "dostluk" teminlerini hiçe sayarak, Divân'da Osmanlı Devleti'ne karşı tıpkı Avusturya gibi iyi niyetler besleyen, ancak haksızlığa uğrayan Rusya'dan gerektiği gibi özür dilenmeyerek, taleplerinin başka bir yolla yerine getirilmesini sağlamak zorunda bırakması hâlinde kayserin Osmanlı'ya karşı silahlara sarılacağına dair tehditte bulundu . Kayser Joseph aynca kendisinin de istediği barışı sağlamak için arabuluculuk yapmayı teklif etti ve bunun karşılığında sadece ticaretinin Berberiler karşısında garanti edilmesini, yani Berberilerin verdiği zararların tazmin edilmesini ve tekrar eline geçirmek istediği küçük Eflak'ta Vidin karşısında bir liman talep etti . Bu girişimlerin hiçbiri tabii ki Bâbıâli'nin dizginleyemediği korsanların açtığı zararlar için tazminat ödemek zorunda kalmasından başka bir sonuç getirmedi.

Ticaret antlaşması ancak 21 Eylül'de onaylandı ve Kırım'ın işgal edildiğine dair haberler geldiğinde, Rus elçi Bulgakov, Tatarların haklarını savunmak üzere savaşa girmek isteyen halkın, ulemanın ve yeniçerilerin öfkesinden endişe duyan Osmanlı nâzırları nezdinde çok da dostâne olmayan bir muamele gördü.

Bu, devletin itibarını kurtarmak için yapılabilecek tek şeydi. Ne artık yaşlanmaya başlayan Sultan I. Abdülhamid, ne de sadrazamı savaş istiyordu. Batılı müttefiklerden gerçek bir yardım beklenemezdi. Prusya hiçbir zaman ciddi bir müttefik olmamış ve Fransa, ilk başlarda Bâbıâli'nin gördüğü kötü muameleye itiraf etmiş, hatta Petersburg ve Viyana'ya tehditte bulunmuştu, ama Fransa'nın diplomatik çevrelerinin nihayet aklı başına gelip, olanları değiştiremeyeceklerini anladıklarında, şu açıklamayı yapmakla yetindi ve olayları kendi
akışına bıraktı: "Bu devasa sistem, Tanrı korusun, tekrar güç kazanacak olursa Avrupa'nın hali ne olur?" . Fransa'nın bu konuda yaptığı tek şey, kendini her ne şekilde olursa olsun, her zaman arabuluculuk yapmaya hazır tutması oldu. Ancak her fırsatta çariçe tarafından geri çevrildi ve bu arabuluculuk rolünü üstlenmesi engellendi. Türkiye ile savaşa girmesi hâlinde Avusturya'yı açgözlülüğü ve vicdansızlığı için cezalandırmak Hollanda ya da İtalya'daki mülklerini elinden alarak Avrupa'daki dengeleri tekrar yerine oturtmak için Berlin ve Turin sarayları ile yapılan müzakereler çok esnek yürütülüyordu ve ciddi bir sonuç getirmedi. Fransa yine de savaş çıkması, hatta Türkiye'nin bölünmesi durumunda, kendini Kandiye ile tazmin etmek için gerekli tedbirleri almıştı . O dönemde hayli zayıflamış olan ingiltere ise Doğu Akdeniz'de oldukça büyük çıkarları olmasına rağmen, "Doğu'nun işlerine çariçenin onayı olmadan burnunu sokmak istemiyordu".
Doğu'daki planların güçlü bir teşvikçisi olan Kayser Joseph, bu şartlar altında Romen prensliklerine, Sırbistan'a, Bosna'ya, hatta - bu niyetle gücünü kaybetmiş Venedik ile müzakerelere başladığı - Dalmaçya'ya sahip olabilmeyi umuyordu. Ancak, yaptığı büyük hazırlıklara rağmen, savaş ve barış arasında verilecek karar onun değil, Grek Projesi'ni ortaya atan çariçenin elinde idi. Fakat siyasî ideallerini gerçekleştirmek için paradan çok iyi devlet adamlarına sahip olan Çariçe II. Katerina artık "kâfirlerin derhal sürülmesi" gerektiği kanısından uzaklaşmıştı. Katerina, Kırım ve Kuban Nehri'ne kadar komşu bölgelerdeki şardarın kabul edilmesi ile yetiniyordu. Fransızlar ve İngilizler, Babıâli'yi bu sefer de geri adım atma gerekliliğine ikna etmek için çaba gösteriyorlardı. Kasım ayının sonunda nihayet Ruslara karşı derin bir nefret beslediği herkes tarafından bilinen Kaptan-ı Derya Hasan Paşa'nın bile rızası alınarak, Aynalıkavak köşkünde müzakerelere başlandı.

Bulgakov ve Avusturyalı meslektaşı Herbert-Rathkeal, Türklerin Kırım'daki Rus hakimiyetine karşı herhangi bir itirazlarının olup olmadığına ve böylece önlenemez savaşa hazır olup olmadıklarına dair sorularına derhal cevap istiyorlardı. Rumeli'de oldukça büyük askerî hareketler gözlenmiş olmasına ve Boğdan Prensi Aleksander Konstantin Mavrokordato'nun İstanbul'daki dostlarına hoş görünmek için Boğdan ve Eflak'ın güvence altına alınmasını istemesine rağmen, [Kırım'ın ilhakını kabul eden] antlaşma Ocak 1784 tarihinde imzalandı . "Kırım, Taman Adası ve Kuban bölgesindeki yeni şartlar" gözetilerek, "daimi ve tatmin edici bir barış, iyi komşuluk ilişkileri ve mevcut ticaret yararına" olmak üzere önceki antlaşmalarda bunlarla çelişen hükümler geçersiz sayılıyordu. Çariçe'nin daha 1783 yılında talep ettiği Yedisan ve Sudak Kalesi ile Kuban Nehri'nin bu tarafındaki bölgeler yine Türklere ait olacaktı. Aynı yıl 24 Haziran'da ülkesinin bağımsızlığından gerçekten de feragat ettiği anda çariçeden hediye olarak bir taç alan Gürcü Kral Heraklius'un Rusya'ya tâbi olduğuna dair açıklaması ise hiçbir şekilde belirtilmiyordu.

Hasan Paşa tarafından temsil edilen Bâbıâli, barışı korumak için yapabileceği herşeyi yapmıştı. Kayser Joseph şayet taleplerinin yerine getirilmesini gelecekteki bir savaşın tehdidi üzerine kurmak yerine, taleplerini açık olarak dile getirmiş olsa idi, belki bu barıştan da bir çıkar sağlayabilecekti. Yine de Boğdan'ın ve Eflak'ın "bağımsızlığı" kabul edilmezdi. Ele geçirmeyi amaçladığı bu zengin prensliklerin şimdiki durumlarında kalmaları Rusya'nın daha çok işine geliyordu. Mart ayının sonlarına kadar, artık Rusça "Hospodar" diye anılan Romen prenslerine ömür boyu iktidarı sağlayan "gizli bir belgeden" bahsediliyordu. Ama Bulgakov, sultandan sadece 1783 yılında yapılan antlaşma hükümlerinin Mavrokordato ve Eflak'taki komşusu Nikola Caragea'ya bildirileceğine dair söz alabilmişti . Kayser Joseph, bu arada 24 Şubat 1784 tarihinde yeni bir ticaret antlaşması yapmayı başardı. Bu antlaşmaya göre tebaa Tuna Nehri boyunca Karadeniz'e kadar açılabilecekti ve onlar da tıpkı Ruslar gibi Romen prensliklerinde her türlü özel vergilerden muaf olacaklardı. Ancak Kayser Joseph bununla yetinmek istemedi ve dengeyi tekrar kendi lehine çevirmek için Orsova ve çevresini, Bosna'da daha iyi bir sınır, hatta Küçük Eflak'ı istedi ve bunlara bahane olarak "sınırların artık kesin belirlenmesi" gerektiğini ileri sürdü. Avusturya elçisi Herbert daha Mayıs ayının sonlarında askıda kalan bu meseleyi görüşmek üzere huzura kabul talep etti, ama Türk nâzırlar açık ve kesin bir dille kendisine "bu gibi taleplere rıza göstermektense gökyüzünün üzerlerine düşmesini tercih ettiklerini" bildirdiler . Avusturya'nın Haziran ayında Oltienya'nın bir kısmına dair talepleri de kesin bir dille geri çevrildi. Yine bu meselelerde çıkarları olan arabulucular araya girdiler ve Bâbıâli'ye bu önemsiz bölgeden feragat etmesi ve bu "sefaleti" başından defetmesi yönünde tavsiyede bulundular. Barışı kurtarmaya çalışan bu arabulucular arasında, özellikle hükümetinden böyle bir yetki almamış olup, aksine kendisine Bukovina'nın "edinilmesi" sırasında meydana gelen aldatmacanın tekrarlanmasını engellemek için Avusturya'nın istediği bölgenin iyice araştırılmasını tavsiye etme görevi verilen ve Takımadalara yaptığı geziye dair ünlü eserinde Osmanlı gücünün kısa bir süre sonra yok olacağına dair kehanette bulunmuş olan Rum dostu Fransa elçisi Choiseul-Gouffier göze batıyordu. Kayser Joseph ayrıca bir de Romen prensliklerinde yaklaşık 100 bin kişi oldukları tahmin edilen asker kaçaklarının da teslim edilmesini talep ediyordu.

Avusturya elçisi, 1785 yılı başlarında hâlâ Bosna'da "iki kale ve son istihkâmın" devredilmesini sağlamayı umuyordu, ama Bâbıâli silahlanmaya başlamış ve Rusya tarafından muhtemel bir saldırıya karşı Karadeniz limanlarını tahkim ettirmeye başlamıştı bile. Osmanlı birlikleri yaz aylarında Avusturya sınırına yaklaşmaya başladılar. Bâbıâli'nin kabul edebileceği tek şey, tazminatın yanı sıra "Boğdan veya Eflak'ta bir arazi parçasının" devri olabilirdi ve attığı bu geri adım yine Fransa'nın arabuluculuğunun bir sonucuydu. Rusya ise bu hassas meseleye karışmaktan tamamen uzak duruyordu.

Nihayet müzakereler Avusturyalı diplomadar tarafından sona erdirildi ve Kayser Joseph'in Avusturya İmparatorluğu'nu Boğdan veya Eflak yönünde genişletmeyi amaçladığına dair dedikodular ancak 1786 yılının Temmuz ayında tekrar duyulmaya başlandı . Rusya'nın başarı ile yürüttüğü sindirme politikası, müttefiklerinin işine yaramamıştı. Bu arada süregelen Hollanda meselesi, Viyana sarayını fazlası ile meşgul ediyordu ve Batı'daki bu karışıklıklar sürerken, son barıştan beri oldukça baskı altında tutulan Bâbıâli nihayet rahat bir nefes alıyordu. Divân'da ve İstanbul halkı arasındaki savaş yandaşları, uzun süredir ganimet için yanıp tutuşan Boşnaklara, Avusturya'nın sınır eyaletlerini talan ettirip, yakıp yıktırmak için düşmanlıkların tekrar başlamasını bekliyorlardı.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1774-1912 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir