Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

1730 Patrona Halil İsyanı, Sultan III. Ahmed ve Taht

Burada 1640-1774 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

1730 Patrona Halil İsyanı, Sultan III. Ahmed ve Taht

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 21:57

1730 PATRONA HALİL İSYANI.
SULTAN III. AHMED'İN TAHTTAN İNDİRİLMESİ.
KIZLAR AĞASI'NIN İKTİDARI. AVUSTURYA VE RUSYA İLE SAVAŞ.
BELGRAD BARIŞI (1739)


İstanbul'da 28 Eylül 1730 tarihinde devlet hayatının tamamen değişmesine neden olacak huzursuzluklar, daha önceki ayaklanmalar ile kıyaslanamaz. Bu isyan daha ileride gerçekleşecek Fransız Devriminin karakterini taşımakta olup, bu ihtilalin aynı şekilde gözler önüne serilen sade ve safdil taraflarını, söylem olarak Jakobenlerin beyanlarını ve zorbalıklarını çağrıştırmaktadır.

Damad İbrahim Paşa'nın bencil niyetlerini, yapay olarak yaratılan bir isyan ile gizlemek istediğine dair belli bir amaçla yayılan dedikodular bir kenara bırakılır ise1 felaket dolu o günlerin akışı aşağıda belirtildiği gibi gerçekleşmişti.

Arnavut asıllı Patrona Halil, sadece gönüllülerden oluşan ve barış zamanlarında İstanbul'un diğer avamı gibi küçük ticarî işleriyle uğraşan yeni tip yeniçerilerdendi. Patrona Halil, eski giysiler satarken, yandaşlarından biri manav, bir üçüncüsü ise İzmir'de halkı tahrik eden biri olarak oldukça isim yapmış biri idi . Patrona Halil ve kendisi gibi ayak takımından olan üç arkadaşı, hukuk bilginlerinin hüküm sürdüğü bu devirde "yasal taleplerini" kabul ettirmek zorunda olduklarını hissettiler . Yeniçerileri yanlarına çektiler, hapishanelerin kapılarını açıp, mahpusları serbest bıraktılar. Halktan insanlar etrafına toplandı ve bedesten tüccarları da davetlerine karşı koymayıp, dükkânlarını kapattılar ve asilere katıldılar. Dört asi, bir anda 150 asi oldu ve birkaç saat sonra binlerce insandan oluşan, silahlı ve silahsız bir kalabalık bu anlamda iyi bir şöhreti olmayan Et Meydanı'nda toplandı.

Bahçesinde, bahçe bakımı, lale yetiştirmek veya satranç oynamakla meşgul4 üst düzey yöneticiler, hadiseyi sadrazama haber verdiler. Sadrazam ise o anda Üsküdar'daki karargâhta bulunan sultanı bundan haberdar etti. Kısa sürede toplanan bir Divân bunun üzerine sultanın Üsküdar'dan geri dönmesine ve başkente birliklerin gönderilmesine karar verdi. Sultan III. Ahmed, geceyi sarayda geçirerek, subayları ve ulema ile toplantılar yaptı ve sancak-ı şerifi çıkartma kararı verildi.

29 Eylül'de önce toplanan kalabalığın talepleri dinlendi: Sadrazam, zengin ve aklı başında bir zat olan Kethüda Mehmed Paşa, eskiden başka bir hizibin başı olan Kaptan-ı Derya [Mustafa Paşa], Sultan III. Ahmed'in her iki damadı ve şeyhülislâm teslim edilecek ve savaşa engel olup, yeniçerilerin kazancını engelleyen hainler olarak cezalandırılacaktır. Toplanan ordu, asilerin tarafında olmamış olsa idi, bu cüretkâr topluluk tüfekler ve toplar ile kolayca dağıtılabilirdi, ama hiç kimse ilk darbeyi vurmaya niyetli olmadığından önce kethüda [Mehmed Paşa] ve kaptan-ı derya kurban edildi. Sadrazam, istenildiği gibi makamından hemen alınmayınca, asiler sultana zorla kabul ettirmek istedikleri yeni üst düzey yöneticiler seçtiler: Yeniçeri yoklamacısı reis efendiliğe ve bir eğerci yeniçeri ağalığına getirildi ve emirlerine aynı tipte subaylar verildi. Gücünün doruğunda olan Damad İbrahim Paşa, sarayda tutuklandı.

1 Ekim sabahı idam edilen bu üç kişinin cesetleri öküz arabaları üzerinde saraya getirildi ve parçalanmak üzere halka teslim edildi. Sultan III. Ahmed kendisi ve ailesi için güvence talep etti ve bunun karşılığında tahttan feragat etmeye hazırdı. Sultan II. Mustafa'nın oğlu Mahmud'u huzuruna getirtti ve babacan bir şekilde alnından öptü. Yeni sultanın kuzenleri de saygı ile elini öptüler. Böylece onca yıldır Osmanlı tahtına oturan Sultan III. Ahmed, tahttan indi ve birkaç ay sonra hayata da veda etti.

Patrona Halil ve [Ayasofya şeyhi olup asilerin sözcüsü olan] İspirîzâde Ahmed Efendi Sultan I. Mahmud'a sevinçlerini gösterip, tahtını kendilerine borçlu olduğunu hatırlatmakta gecikmediler. Ancak isyan ruhu sultanın değişmesi ile henüz bastırılamamıştı: Bir dizi efendiler, sultanın sürekli yanında bulunup, danışmanlığını yapacak ve sultanın bir senatonun ortasında bir "Osmanlı Doju" olarak ortaya çıkacak bir meşveret meclisine ilişkin planlar yapıyordu. Bu, İstanbul'da daha önce görülmemiş "devletin 24 asilzâdesinden veya büyüklerinden oluşacak bir parlamento" idi. Ulema, elde ettikleri gücü kolayca ellerinden bırakmak istemiyorlardı .

Kimileri yeniçeri saflarına yazılmak için uğraşıyordu ve yeniçeri ocağının inatçı kethüdası Patrona Halil'in emri üzerine idam edildi. Sultan'ın tahta cülusundan sonra asilerden oluşan çeteler idam edilen büyüklerin evlerini yağmaladılar ve Sultan I. Mahmud, "Hristiyan halkların" buna göstereceği tepkiye istinaden böyle bir hadiseyi yasaklamamış olsa idi, evleri ateşe vereceklerdi. Zenginler, elbiselerinden her türlü aşın görkemden vazgeçeceklerdi ve eski sadelik geleneğine geri dönmek zorunda kaldılar . Tüm memurlar görevden alındı. Onların yerine geçmek üzere sürgün yerlerindeki tüm sürgünler acilen geri geldi. Kısa bir süre önce vefat eden Nikolas Mavrokordato'nun boyarların oybirliği ile Romen Prensi olarak seçilen oğlu Konstantin, davet üzerine İstanbul'a geldi ve yaşlı Rakoviça, asilerin talebi üzerine Eflak tahtına oturtuldu. Boğdan Prensi Grigore Gika'nın yerine neredeyse Sırp veya Rum asıllı kasap Yanaki Butzukakis getirilecekti. Yeniçerileri çoğu zaman ücret almadan yediren ve içiren Butzukakis, Yaş'a doğru yola çıkmak üzere idi9. Denetimini eline geçirdiği İstanbul'da yalın ayak dolaşan Patrona Halil10, bu terfi için 500 kese almıştı.

Yerine Mengli Giray Hanı geçirmek üzere Kaplan Giray Hanı Bursa'dan getirten zorba Patrona Halil, artık bir sarayda oturuyordu. Çocuğunun doğumunda cariyesinin ebeliğini Valide Sultan yapmıştı. Patrona Halil, kaptan-ı derya olmak, güzel laf eden İzmirli yandaşını da yeniçeri ağası yapmak istiyordu. Taleplerine boyun eğdiği sürece sadrazamı da yerinde bırakmaya hazırdılar. Patrona Halil, dış ilişkiler için de kendi programını yapmıştı. Bu Osmanlı Marat'ı, İranlılara ve Ruslara derhal savaş ilan edilecekti ve Rüstem Paşa'nın şahsında da, geleceğin fatihini çoktan bulmuşlardı.

Devlet işlerine tamamen yabancı olan yeni sultanın yanında onu Patrona Halil'in etrafındaki adamlardan kurtaracak ve Damad İbrahim Paşa'nın yerine geçecek kararlı ve akıllı bir adam vardı. Bu, Kızlar ağası zenci hadım Beşir Ağa idi. Sadrazam, şeyhülislâm, Venedik savaşında şan kazanmış kaptan-ı derya, Rumeli Kadıaskeri ve yeni Tatar Hanı ile anlaşarak, güçlü yeniçeri Pehlivan Halil aracılığıyla "kırmızı başlıklıların" ayak takımı hakimiyetinden bıkmış olup, Patrona Halil'e sokakta hesap sormaya kalkan askerler arasında gizlice 5 bin altın dağıttırdı11. 25 kasım 1730 tarihinde Patrona Halil Rumeli Beylerbeyi makamını hor görerek reddettiğinde, reformistlerin yaptıkları plana uygun olarak Patrona Halil ve vazgeçemediği danışmanı [Muslu Beşe], Pehlivan Halil'in öldürücü darbeleri altında hayatlarını kaybettiler. Asilerin diğer liderleri de ortadan kaldırıldıktan sonra, askerlere Sultan III. Ahmed'in eski ricalinin mal varlıklarından zengin bir para bağışı yapıldı.

22 Ocak 1731 tarihinde atanan Sadrazam Kabakulak İbrahim Paşa Anadolu'ya hareket ettiğinde bazı yeniçeriler ağalarını öldürmeye teşebbüs ederek, Patrona Halil günlerini tekrar geri getirmeye çalıştılar. Ama bostancılardan ve baltacılardan oluşan saray muhafızları, cebeciler ile anlaşarak, 25 Mart'ta düzeni tekrar sağladılar. Beşir Ağa, isyana katılan binlercesini gizlice öldürttü. Böylelikle gücü eline geçirmişti ve vezirler ile diğer üst düzey yöneticiler bundan böyle saraydaki odasından emirler veren, satan ve tahsis eden kızlarağasının elinde birer oyuncak hâline geldiler. Onun aracılığı olmadan sultana kimse ulaşamıyordu. Dönemin ikinci sadrazamı, 1731 yılında kaptan-ı deryanın yerine getirilen ve kızlarağasının himayesinde kişiler olarak otoritesini göstermek için bir Rumu idam ettiren Topal Osman Paşa, kısa bir süre içinde tıpkı selefi gibi Beşir Ağa'nın üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldı. Sadrazamlık makamı bir nevi ortadan kaldırıldı, ama gücü "Enderundaki" faktörlere devretmek üzere değil, zira hamiliğini yaptığı sultan adına devletin en üst yönetimini kazandıran, Beşir Ağa'nın hor görülen bir sınıf olan hadımların temsilci olması değil, olağanüstü kişiliği idi.

Damad İbrahim Paşa, savaşı önlemek için elinden gelen herşeyi yaparken, mutlak gücü elinde tutan Beşir Ağa'nın siyasî sistemi İran savaşının devamı ve Batıdaki eski Hristiyan müttefiklere karşı savaş açılması üzerine kurulu idi. Ancak savaşların uzaması ve genişletilmesi hâlinde vezirleri uzaklaştırabiliyor, azledebiliyor, tehlikeli askerî unsurları meşgul edebiliyor, İstanbul halkına gittikçe daha sık ziyaret edilen kahvehanelerde - ki kaptan-ı deryanın da sahil kenarında böyle bir kahvehanesi vardı - sohbet malzemesi sağlayabiliyor ve sultan üzerinde kendisi ve hırsı için üstünlük kurabiliyordu, ama çabalarının altında buna rağmen hiçbir zaman erdemli olmayan ve kendi şahsi zenginliğini artırmak amacı yatmıyordu.

Üsküdar'daki karargâha rahatlıkla 100 bin askerin toplanabildiği bu dönemde insan kaynakları hiçbir zaman tükenmiyordu. Zenginliklerine zenginlik katma fırsatı bulan üst düzey yöneticilere ait mallara el konulması yüzünden her zaman yeterince para vardı. Osmanlı İmparatorluğu gerek maddî, gerekse askerî, siyasî ve ahlakî yönden son yıllarda iyileşmeye başlamıştı.

Tüccarların ödemek zorunda oldukları haraçlar , gemilerin kürek akçesi , avarız ve Köprülüzâde Fazıl Mustafa Paşa'nın uyguladığı nüzül ve sürsat ile koyunlardan alınan yüzde onluk vergiler, zorlu ve uzun vadeli teşebbüsleri destekleyecek bir savaş hazinesini besliyordu. 1706 yılında 1.280.000 akçe tutan yeniçeri ulûfesi ödenemediği için, Alman temsilci Quarient gibi elçilerin huzura kabulünün geciktirildiği dönemler geçmişti artık . Hatta kimi zamanlar savaştan zarar gören bölgelerin üç beş yıllığına vergiden muaf tutulduğu bile oluyordu . 1683-1699 yılları arasında toplam gelirler 16.700.000 akçeden 36.000.000 akçeye yükselmişti . Artan ticaret hacmi yüzünden gümrükler 1700 yılından sonra yılda 36.000.000 taler getiriyordu . Hazine için Marsigli'ye göre 14.731 kese, 11.229 akçe ; savaş için; nüzül ve sürsat için 1700 kese civarında; el konulan mallara da sahip olan sultan için; Mekke ve Medine için ve özellikle Romen prenslikleri olmak üzere erzak teslimatları için farklı tahsilat daireleri hâlâ vardı, ama IV. Mehmed'in "İç" Hazineyi hiçbir zaman savaş için kullanılmaması şartı çoktan ortadan kaldırılmıştı25. Sultan'ın özel hazinedarı olan kızlarağasının devleti yönettiği ve defterdan istediği gibi değiştirebildiği bir dönemde, savaş yönetiminden kolayca anlaşılabileceği gibi, Türkiye'de maliye yönetiminde tam bir birlik mevcuttu. Kızlarağasının tek başına yönetimi bu açıdan da devlet için büyük bir avantaj sağlıyordu.

İstanbul'da bulunan İran elçilerine bir cevap verilmesinin reddedilmesi; dönüş yolunda tutuklanmaları; Hüseyin Han'ın hain olarak idamı ve düşmanın temsilcisinin Şirvan'da öldürülmesi, 1731 yılının sonbaharında İran'a karşı yapılacak savaş için birer meydan okuma idi. Serasker Ali Paşa 1730 yılında Revan'a kadar ilerleyen İranlıları geri püskürtmüş ve Kirmanşah'ı fethetmişti. 15 Eylül'de İran Şahı büyük bir muharebeye tutuşurken, Osmanlılar Hemedan'ı geri almak üzereydiler. Muharebe sırasında İran Şahı'nın atlı birlikleri neredeyse tamamen yok edildi, topları Türklerin eline geçti ve yeniçeriler derhal Hemedan'a yerleştiler . Hemedan yakınlarında Bağdat Beylerbeyi Ahmed Paşa barış görüşmelerini başlattı. Barış antlaşmasının imzalandığı tarihlerde serasker Urmiye'yi ve 4 Aralık'ta Tebriz'i ele geçirmişti . Bu barış antlaşması Osmanlılara avantajlı bir ittifak sağlıyor ve Rusların ipek ticaretini Astrahan'a kaydırma amacı ile ele geçirdikleri yerleri tekrar geri alma fırsatını tanıyordu , ama bunun karşılığında Urmiye dışında son zamanlarda ele geçirdikleri yerleri geri vermek zorunda kalıyorlardı . Kurulan Divân'da, özellikle Tebriz'in kaybına çok üzülen sultanın iradesine karşın antlaşma kabul edildi.

Efendisinin yerine konuşan "Habeşî" Beşir Ağa, alınan karardan hiç memnun değildi. Şeyhülislâm ve Beşir Ağa'nın uzun zamandan beri şüphe ile yaklaştığı Sadrazam Topal Osman Paşa bu barış antlaşmasından dolayı makamlarını kaybettiler ve Topal Osman Paşa sürgüne gönderildi. Halefi Hekimoğlu Ali Paşa Revan'dan, İstanbul'a çağrıldı. 1731 yılında muzaffer Osmanlı ordusunu yönetmiş ve yakın geçmişte Tebriz'de bir cami
yaptırmıştı. Bu, Tebriz'e verdiği önemi gösteriyordu . İran'da Hankulu, ellerinden Kandahar'ı aldığı Afganlar ile savaşından geri dönmüştü. Yapılan barış için şahı cezalandırmak üzere onu tahttan indirdi ve şahın 6 aylık oğlunun vasisi olarak Nadir Şah adı ile sadrazamlık görevini devraldı . Kısa bir süre sonra Bâbıâli'ye savaş açtı ve 6 Ekim 1732 tarihinde resmî savaş ilanı verildi .

Aralık ayında İranlılar Kirmanşah'ı aldıktan ve Kürt beyleri ile birkaç çatışmaya girdikten sonra Bağdat yakınlarına karargâh kurdular. Nadir Şah, IV. Murad tarafından birçok Osmanlı kanı dökülerek fethedilen Bağdat'ı geri almakla övünüyordu. Çok fazla para ve asker gerektirdikleri için İran'daki yerlerinden vazgeçmek isteyen Ruslar ile yapılan bir antlaşma ile Nadir Şah kendini diğer komşusuna karşı güvenceye aldı. Rus birlikleri sadece Türklere karşı yapılan savaş sona erene kadar Kafkasların ötesinde kalacaklardı. Çariçe Anna'nın tebdil-i kıyafetli subayları ve mühendisleri İran ordusunun arasına karıştılar ve Maveraünnehir'deki Rus General Levaşev, arabuluculuk yapmak üzere hazır bekliyordu.

Nadir Şah, 1733 yılının Şubat ayında Dicle Nehri'ni zorlayarak geçti. Eski Bağdat ve komşu kaleler de eline geçti, ama Irak'ın merkezi Bağdat'ın savunması başarılı bir şekilde yaza kadar sürdürüldü ve 19 Temmuz'da eski Sadrazam Topal Osman Paşa , Anadolu yeniçerileri ve sipahilerinden, gönüllülerden ve Kürtlerden oluşan büyük bir ordu ile Bağdat yakınlarındaki Dulçelik'e geldi. Dokuz saat süren bir muharebede Nadir Şah'ı büyük bir bozguna uğrattı. İranlılar bunun üzerine Mezopotamya'yı terk ettiler, ama Ekim ayında tekrar geldiler. Kerkük yakınlarındaki Leytam'da serasker İranlılara iki kez saldırmak zorunda kaldı. 26 Ekim'de ikinci çatışma sırasında hayatını kaybetmemiş olsa idi İranlıları önemli bir destek almamış olmasına rağmen, bu sefer de geri püskürtebilirdi. Bu hadise, Osmanlıların savaşı zaferle sona erdirme umudarının geçici olarak sekteye uğramasına neden oldu . Türk ordusu, kahraman liderlerinin ölümünden sonra dağıldı veya kadedildi. Kahraman serasker, Bağdat'ta defnedildi.

Kerkük, Şehrizor ve Irak'ın tamamı artık Nadir Şah'ın elinde idi. Belucistan'da çıkan bir ayaklanmayı bastırdıktan sonra 1734 yılında, hiçbir direniş göstermeden tâbi olan Gürcistan üzerine yürüdü. Nadir Şah, Gürcistan'ın kısa bir süre önce İstanbul'daki zindanından kurtarılan patriği ve onun eniştesi Dimitri ile güvenilir ve yararlı birer dost buldu . Lezgileri geri püskürttü ve şahın birlikleri Erdebil'i işgal ettiler ve Şirvan'ın başkenti Şemahi'yi ele geçirdiler .

Köprülüzâde Abdullah Paşa 1735 yılında yeni bir Osmanlı ordusunun başına geçti. Niyeti Kapan Dağlan üzerinden İran Ermenistanı'na yönelmekti, ama bölgenin özgür insanları Nadir Şah'ı yardıma çağırdılar. Nadir Şah'ın atlıları ve onlara katılan yerel halk, Köprülüzâde Abdullah Paşa'yı geri püskürttüler ve 10 Haziran'da Köprülüzâde Abdullah Paşa meydan muharebesinde hayatını kaybetti. İranlılar, Osmanlı toplarının tamamını ele geçirdiler ve birçok esir aldılar. Revan, Gence ve Erzurum, Nadir Şah'a teslim oldular.

Şahkulu Nadir Şah böylece büyük eserini neredeyse sona erdirmişti. Sadece Bağdat Osmanlıların elinde kalmıştı ve Nadir Şah, Bağdat eline geçene kadar Bağdat Beylerbeyi Ahmed Paşa'nın tekliflerini kabul etmek istemiyordu. 13 Mart 1736 tarihindeki Nevruz gününde 100 bin kişiden oluşan güçlü İran ordusu, zayıf bünyeli çocuk şahın ölümünden sonra Nadir Şah'ı tahta oturttu. Aynı zamanda İran'ın yeni inancı olarak Sünnilik kabul edildi. Bu sayede Osmanlı ile barışı önleyen önemli bir engel kaldırılmıştı ve Eylül ayında barış antlaşması yapılıp, Ekim ayında onaylandı. Bu antlaşmaya göre Türk birlikleri Nadir Şah'ın elindeki tüm eyaletleri boşaltacaklardı.

Sultan I. Mahmud'un böylesine alçaltıcı ve kayıplarla dolu bir antlaşmayı kabul etmek zorunda kalmasının sebebi, Asya'daki karışıklıklar sebebiyle 1736 yılında Rusya ile yapılacak savaştı.

Osmanlılar, 1735 yılında Tatar Hanı'ın Kumukların bölgesinden geçerek Gürcistan'a göndermek istemişler ama Nadir Şah ile anlaşma içindeki Rusya buna itiraz etmişti. Tatarlar, uzun zamandan beri komşuları ile bir anlaşmazlığın çıkmasını bekledikleri ve daha kısa bir süre önce Kuban bölgesine yaptıkları bir akın ile böyle bir fırsatı yaratmaya çalıştıklarından, bu fırsatı kaçırmadılar. Bâbıâli, sadece görünüşte kendisine tâbi olan
Tatar Hanı'nin düşmanlıklarını engelleyemeyeceğini beyan etti43. Bunun üzerine çariçe, Nogay Tatarlarının üzerine yürümeye ve Kırım'a yapılacak bir akın ile intikam almaya karar verdi. Sultan I. Mahmud, Tatarlar üzerinde hiçbir hakimiyet sahip olmadığını ileri sürdüğünden, Kırım'a karşı bağımsız bir ülke olarak hareket etti. Ruslar gerçekten de Osmanlılar ile savaş yapmak değil, Kırım Hanı'm küçük düşürmek ve han ile ilişkilerini Rus İmparatorluğu'na yakışır şekilde düzenlemek istiyorlardı.

Rusların kendi ülkelerine saldıracağından korkan Romen prenslerin tüm çabalarına rağmen, Kalgay Fethi Giray Transkafkasya'ya akın etti. Lezgi adılar Nogaylara katılmışlardı. Çariçe'nin emri üzerine Kabartay'da hüküm süren Hessen-Homburg Prensi, Nogayların üzerine yürüdü ve Kaplan Giray Han'ın ilerlemesine direndi. Terki Nehri kenarında ağır çatışmalar meydana geldi ve Kaplan Giray Han, İstanbul'dan gelen geri çekilme emri üzerine intikam olarak Don Kazaklarının bölgelerinde akma çıktı. Ukrayna'da bulunan General Scheffer'in Kırım üzerine planlanan seferinden geçici olarak vazgeçildi . Ama daha 1735 yılının Ekim ayında General Leontiev 20 bin asker ve 8 bin kişilik bir Kazak destek birliği ile Nogayların bölgesine akın etti ve binlerce Tatarı öldürdü. 9 bin kişinin hayatına mâl olan çok zor bir geri çekilmeden sonra General Leontive Kasım ayında tekrar Ukrayna'ya vardı.

1735 yılının sonlarına doğru Hekimzâde Ali Paşa'nın halefi Gürcü İsmail Paşa'nın yerine, Kızlarağası Beşir Ağa'nın sırdaşı olup, şehid olan sadaret kethüdasının düşüncelerini paylaşan Silahdar Seyyid Mehmed Paşa geçti. Atandıktan hemen sonra Avusturya elçisi Talman'a, daha 1733 yılında Kral III. August'un ve Fransız himayesindeki Stanislas Leszczynski arasındaki anlaşmazlıklar sırasında birliklerini Lehistan'a gönderen Rusların barış ihlallerini şikayet etti. 6 Ağustos 1726 tarihinden beri Rusya ve Avusturya müttefik olarak Osmanlıların karşısındaydılar ve Hannover birliğine karşı kurulan bu ittifak Türklere karşı da kullanılabilirdi . Alman Kayser'in Fransa'ya karşı savaşı sona ermişti ve Avusturya ordusu bu yüzden Ukrayna'da, Don Nehri kenarında ve Kafkasya'da büyük bir askerî gücü bir araya getiren Ruslar ile birleşmeye hazırdı. Rakoçi'nin, Paris'ten gelen oğlu Josef, Macar kaçaklar ve 1729 yılında Türk tarafına geçip, Ahmed Paşa adını alan ve Babıâli'ye sunduğu birçok yazıda orduyu Avrupalılaştırmayı öneren Alman General Kont de Bonneval, savaş için sürekli olarak baskı yapıyorlardı. Osmanlı'nın Asya'da son dönemlerde maruz kaldığı kayıplar, komşu Hristiyan ülkelerinde, Karpatlarda ve Tuna boylarında, İranlıların Kafkaslarda ve Aras Nehri boyunca elde ettikleri başarıların aynını elde etme hırsını kabartıyordu. 1736 yılında savaş henüz çıkmamıştı, ama herşey yakın zamanda böyle bir savaşın çıkabileceğini gösteriyordu.

Aralarında son zamanlarda biraz itibar kaybeden İngiltere'nin de bulunduğu diğer güçlerin arabuluculuğu, Osmanlı vezirlerin nazik cevap yazılarına rağmen, sonuç getirmedi . Türkler, Vidin'i bir süre önce tahkim etmişlerdi . Azak, Hotin ve Bender'i daha iyi bir savunma durumuna getirdiler ve Romen prenslerin arabaları İsakçı'ya büyük miktarlarda erzak taşıyordu. Sultan III. Ahmed'in öcünü almaya çalışan asi Erzurum yeniçerileri, Azak'a gönderildiler.

1736 yılının Nisan ayında Boğdan Prensi Grigore Gika, Bâbıâli'ye General Münnich Kırım'a akın etmeye niyetlenirken, General Lacsy'nin Azak'a, saldırmaya niyetlendiği haberini gönderdi. 16 Nisan'da toplanan meşveret meclisi, bu yeni meydan okumaya 28 Nisan'da gerçekten yapılan savaş ilanı ile cevap vermeye karar verdi . Rus temsilci Vişniakov, sadrazama Boğdan üzerinden Hotin'e eşlik etmek zorunda bırakıldı, ama bunun dışında her türlü özgürlüğe sahipti ve Petersburg Sarayı'ndan gelen haberleri almasına izin veriliyordu. Aynı anda Avusturya'ya ve arabulucu İngiltere ve Hollanda'ya, Bâbıâli'nin haklarından vazgeçmeden ve Osmanlı toprağını koruyacak ordusunu çekmeden görüşmelere oturmaya hazır olduğu haberi iletildi . Reis Efendi'ye ancak Mayıs ayında Şansölye Ostermann'ın kolayca itiraz edilebilecek eski ve yeni şikayetleri bildiren beyannâmesi gönderildi. Bu aslında gerçek bir savaş ilanı içermiyordu. Aksine Rus diplomat bütün anlaşmazlık konularını açıklığa kavuşturmak için yapılacak görüşmelerden bahsediyordu.

General Münnich, Ukrayna'da Tatarlara karşı planladığı harekât hatlarını güçlendirdikten sonra, Ruslar Azak üzerine yürüdüler. Emrinde Kazakların yanı sıra 6 piyade ve 3 atlı taburu olan general, Nisan ayı başlarında Azak Kalesi'nin dış istihkâmlarını eline geçirdi. Birkaç gün sonra Levaşev'e Kont Lacsy gelene kadar kuşatmanın sorumluluğu verildi. Münnich, bu arada Kırım'a yöneldi. Özi kıyılarında, aralarında Tatarlara karşı savaş için uygun bulunan Kalmukların da bulunduğu 54 bin kişi topladı. Orkapı(Perekop)'dan Han'a bir mektup yazdı ve Tatarlar savunma hatlarını derhal terk etmedikleri ve çariçeye tâbi olmadıkları takdirde Kırım Yarımadası'nı tahrip etme emri ile geldiğini bildirdi. Kaplan Giray Han, barış zamanında yapılan bu haksız saldırıyı kınadı.

1 Haziran'da Ruslar kalenin dış kısımlarını tahrip edip, Orkapı'yı işgal etmişlerdi ve şehrin teslimi sırasında ele geçirilen Osmanlılar buna rağmen hiçbir hukuku olmayan savaş esiri olarak muamele gördüler. Kalmuk Hanı Donduk Orbo, Kuban bölgesine akın ederken, Leontiev Özi'nin karşısındaki Kılburun üzerine gönderildi . Münnich, bunun üzerine Kırım'a akın etti. 2.500 ev barındıran Koslov ve Bahçesaray hiçbir direniş göstermeden Rusların eline düştüler. Hristiyanlar ilk defa Kırım Yarımadası'ndaki şehirlere bu şekilde giriyorlardı. Kırım'da ayrıca Hristiyan ordusunu besleyecek sayısız sürüler de ele geçirildi. Kırım Hanı'mn sarayı ateşe verildi ve Kırım'ın başkentinde de bir evleri olan Cizviderin kitap koleksiyonu her yere dağıldı. Temmuz ayı ortalarında Rus öncü birliklerini oluşturan Kazaklar, Kırım'ın başkenti Bahçesaray'a kolayca girdiler ve şehri ateşe verdiler.

Felaketle sonuçlanacak olan bu aptalca sefer, Kefe'ye kadar ulaşamadı. Sonbahar yaklaşıyordu ve erzak yokluğu baş göstermeye başladı. Kaplan Giray Han, hâlâ savaşmaya niyetli değildi, ama atlıları düşmanları geri çekilirken takip ederek, büyük zararlar verdiler. Rusların kayıpları o kadar büyüktü ki, sefer başlamadan önce tamamı bir araya gelen taburlar, Eylül ayında 600 kişiye kadar düşmüştü. Bilinmeyen topraklarda yolunu bulamamaktan kaynaklanan zorluklar ya da açlık, salgın hastalıklar ve Tatar atlıların okları altında binlercesi hayatını kaybetti. Münnich'i genelde öven biyografisti Manstein bile: "Bu sefer devlete hiçbir yarar getirmedi demektedir. Azak, Mayıs ayında buraya gelen Lacsy'ye, kaptan-ı deryanın [Canım-Hoca Mehmed Paşa]gemileri de Rus filosuna direniyordu. Azak'ın komutanı ancak 1 Temmuz'da onurlu bir teslime zorlanabildi: 6 bin Türk ve diğer Müslümanlar bunun üzerine Aksu'ya taşınmak üzere şehri terk ettiler. Levaşev, şehri korumak için 4 bin kişi ile karargâh kurdu. Tatarlar, Kazakların sürekli karargâhları olan Sic'e saldırarak öç alırken, daha sonra Poltava'ya kadar ilerleyip, çıkan çatışmada General Leslie'yi öldürürken 71, Lacsy kışı Çarkov'da geçirdi. Kalmuklar, Kasım ayında tekrar Kuban bölgesine saldırdılar ve hanın başkentini harap ettiler.

Diğer taraftan sadrazam Babadağ'a kadar gelmişti ve Grigore Gika, hiçbir harekâtta bulunmadan Huşi önlerinde duruyordu. Türkler ise, bu arada yapılan görüşmelerin sonucunu bekliyordu.

Avusturya, daha sonbaharda, özellikle de önceki senenin Aralık ayında gönderdiği nota ile Rus Çariçesi'nin taleplerini yerine getirmediği takdirde, savaş açacağını bildirmişti . O güne kadar arabulucu rolünü oynayan Alman diplomasisi böylece 1726 yılında yenilenen ittifak antlaşmasına istinaden, gerektiğinde Rusların sultana karşı menfaatlerini desteklemeye hazır olduğunu açıkça beyan etmiş oluyordu . Mareşal Palffy sonbaharın son aylarında 30 bin kişi ile Banat'ın Tuna boylarına kadar ilerledikten sonra , 1737 yılının Ocak ayında Talman sadrazamın çadırına gelerek, geçerlilik süresinin bitimine daha beş sene olan Pasarofça Antlaşması'nin onaylanmasını teklif etti . Ama Osmanlı büyükleri Azak'ı teslim etmeye karar veremiyorlardı. Azak, tıpkı Kılburun ve Orkapı gibi yerle bir edilecekse bu mümkün değildi. Buna karşın Bâbıâli, Ruslar için aşağılayıcı olan Prut Antlaşması'ndan önceki duruma tekrar dönmeye hazır olup, son yıllardaki saldırılar ve akınlar için hiçbir tazminat talep etmiyordu.

Nihayet her iki taraf görüşme fikrini kabul etti. Türkler, toplantı yeri olarak Ukrayna'da Kudak veya Boğdan'da Turla Nehri kenarındaki Soroka'yı teklif ederken, çariçe Kiev veya Byaloçerkiev'i öneriyordu. Sonunda her iki taraf Avusturyalılar tarafından önerilen ve eskiden Hatman Duka'nın Ukrayna'daki başkenti olup, artık Kont Potocki'nin elinde bulunan Nimirov'da bir araya gelmeye karar verdiler. Osmanlı, Azak'ı eline geçirmeyi sağlayacak ön müzakere talebinden vazgeçecekti. Nisan ayında İsakçı'ya gelen Sadarö?4 Kethüdası Halisa Osman ve "olağanüstü anlayışı ve ustalığı" ile ünlü Reis Mustafa Efendi, Ruznâmeci Mehmed Efendi, Mektupçu Ragıb Efendi ve [elçi olarak] Paris'e de gitmiş olan Mehmed Said Efendi'ye
görüşmede sultanı temsil etme görevi verildi , ama sadrazam ve kethüdası toplantılara katılmadılar. Tabii ki Bâbıâli'nin tercümanı Aleksandru Gika da toplantıda hazır bulunacaktı. Nepluyev, Kabine Bakanları Kont Volinski ve varlığı ile 1711 yılının hadiselerini hatırlatan Çar I. Petro'nun, eski şansölye vekili Şafirov, Çariçe Anna'yı temsil ediyorlardı. Talman, Kont Ostein ve Kont Wolseck, Alman arabulucu rolünü üstlenmişlerdi. Buna karşın Babadağ'a gelen İngiltere ve Hollanda temsilcileri görüşmelere katılmayacaklardı.

16 Ağustos'ta yapılması düşünülen görüşme, samimi bir yaklaşımdan uzak olup, daha ziyade Avusturya ile Rusya'nın uzun süreden beri planladığı saldırıya Osmanlı Devleti'nin hazırlıksız yakalanmasını sağlamak, ordu ve donanmanın hazırlanmasını engellemek için yapılmıştı. Rusya ve Avusturya, 9 Ocak'ta bir saldırı ittifakı kurmuşlar ve Avusturya, Rusya'ya 50 bin kişi ile destek vermeyi vaat etmiş ve Mart ayının ortalarında Avusturya'nın askerî desteğinin esasları belirlenmişti . Bu yüzden arabulucu olarak hareket eden Almanların nihayet yaz aylarında maskelerini düşürüp, Türklerin barış için Mayıs ayının sonuna kadar tanınan süreyi aştıkları gibi önemsiz bir sebebi bahane ederek, 6 Haziran'da savaş ilan etmelerine şaşırmamak gerek.

Avusturya, bu hareketi ile güya sadece Osmanlıların saldırısını önlemek istiyordu! Pasarofça Andaşması'nın yenilenmesini ve kendisi için Bükreş dahil olmak üzere, Dimbovita'ya veya en azından Argeş'e kadar Eflak'ı ve belki de Vidin'i ve Sırp sınırının Timok Nehri'nden Lom Nehri'ne kadar uzatılmasını, Niş'i ve "şimdilik" Niş'ten itibaren Sofya'ya kadar uzanan bölgenin yarısını istiyordu. Rusya'nın Kırım, Kuban bölgesi, Azak ve Ozi kaleleri ve bunun yanında Turla ve Aksu nehirleri arasındaki bölge ile yetinmesi ve bunun yanında kendilerini "kurtaran" çariçenin topraklarına katılmasını isteyeceği Romen prensliklerinin bağımsızlığını isteyip, Karadeniz'de serbest geçişi şart koşması, örnek alınacak bir tokgözlülük örneği idi!

Görüşmeler için bir araya gelmeden çok önce Rus birlikleri harekete geçmişti. Emrinde ordunun tamamı olan Münnich, Bender ve Özi üzerine yürüdü. Sözde , tecrübeli bir diplomat olan Boğdan Prensi Grigore Gika'nin tavsiyesi üzerine önce Özi'yi kuşatmaya karar verdi. Ruslar, böyle bir sefer için en uygunsuz zaman olan Temmuz ayında susuz ve ıssız alanları geçerek Turla Nehri kenarındaki bu güçlü kalenin üzerine yürüdüler. Yolda hiçbir direnişle karşılaşmadılar: Dürüst davranan Bâbıâli, Nimirov görüşmelerinin sonuçlarını beklemek istiyordu. Özi'de 100 top ve 15 bin asker hazır olup, nehir girişine 18 kadırga demirlemişti. Boşnaklar ve Arnavutlar, Özi'yi savunmak üzere acilen Boğdan'dan geçtiler. Buna rağmen, Münnich'in 11 Temmuz'da buraya varan askerleri, şehri top atışları ile ateşe vermeyi başardı. Bir barut patlaması kaledeki 6 bin kişinin hayatına mâl oldu. Serasker Yahya Paşa 14 Temmuz'da teslim oldu ve şehre giren Kazaklar, hiçbir engelle karşılaşmadan masum Osmanlı halkına karşı en acımasız vahşeti gösterdiler.

Birkaç gün sonra 20 bin den fazla ceset gömüldü . Özi'de bulunan 54 Rum, Husarlara katılarak, Hristiyanların öç almak için düzenledikleri seferde yer aldılar.

Özi Kalesi'ni Bender'den gelecek bir Türk saldırısına karşı savunmak için gerekli tedbirleri aldıktan sonra, Rus birlikleri Ağustos ayı başlarında Aksu Nehri'ni geçtiler ve Ukrayna'ya geri döndüler. Münnich'in seferi bununla sona erdi. Lacsy, Kırım'ı anakaradan ayıran körfezin üzerine bir köprü inşa ettirmeyi başararak, Kalmuklar ve Kazaklar ile birlikte yarımadayı harap ederek, bir yıl önce yaşanan mağlubiyetin öcünü acımasız bir biçimde aldı . Karaspazar, 6 bin ev ile birlikte ateşe verildi. Rus filosu, Bredal'da kendini gösterme fırsatı buldu. 9 Ağustos ile 11 Ağustos arasında, kaptan-ı deryanın 2 kalyon, 13 kadırga ve 47 "yarı kadırgadan" oluşan filosu ile birbirlerini topa tuttular . Ancak tüm bu teşebbüsler 20 bin Rus'un hayatına mâl olmuş ve hâlâ hiçbir Türk ordusu görülmemişti. Bâbıâli, kalelerini haksız kabul ettiği bir saldırıya karşı savunmakla yetiniyordu. Avusturyalıların arabuluculuğu sayesinde kesin bir barış çıkacağından emindiler.

Ama daha 5 Ağustos'ta halkın öfkesinden çekinerek, sadrazam makamından alınmıştı. Alman temsilci Talman'ın dostu olan kethüda [Halisa Osman Efendi] boğazlandı. Asi Kaplan Giray Han'ın yerine daha 173T?41 yılının Eylül ayında kalgayı Fethi Giray Han geçmişti. Lacsy'nin kendisini geri püskürtmesine izin verdiği için Fethi Giray Han'ın yerine de Temmuz ayının sonunda Mengli Giray Han geçti ve kendisine Bender'in yeni
beylerbeyi Genç Ali ile birlikte Özi üzerine yürüme emri verildi. Bender'in komutanı Muhsinzâde Abdullah Paşa'ya enerjik tedbirler alarak, cüretkâr Rusları cezalandırma görevi verildi. Türk temsilciler, birkaç hafta sonra, 14 Ekim'de Nimirov'dan ayrıldılar. Anlaşmazlıkları hukuk yolu ile çözme çabalarının tamamı sonuçsuz kaldıktan sonra, Bâbıâli nihayet müttefiklerin meydan okumasına cevap verdi. Savaş ilanından birkaç ay sonra gerçek savaş başladı. Osmanlı halkı, Tanrının haklı oldukları davayı destekleyeceğinden ve masumlara parlak bir zafer yaşatacağına yürekten inanıyordu. Kısmen Avrupa stilinde eğitilmiş Osmanlı ordusu, büyük bir şevkle savaşa girdi.

Ruslar, Özi önlerine gelip, Kınm'a akın ettikleri Temmuz ayında, Viyana Sarayı zayıf veya önemsiz sayıda birliklerle bile olsa, tüm Türk komşu eyaletlerin gerçekten veya sadece görünüşte işgal edilmesi emrini vermişti. Askerî açıdan felakeder doğurabilecek bu tedbirin amacı, elde edilen bu yeni "status quo" (mevcut durum) sayesinde Nimirov görüşmelerinde sürekli olarak yenilenmesi talep edilen Pasarofça barışı sayesinde daha büyük taleplerde bulunabilmekti. Bu emre istinaden Saksonya-Hildburghausen Prensi Bosna'ya akın etti, ama Banyaluka'da "basiretli ve gözüpek" bir şahsiyet olan eski Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa'nın 30 bin askeri tarafından bozguna uğratıldı ve utanç içinde geri çekilmek zorunda kaldı. Belgrad'ta uzun bir süre kaldıktan sonra 40 bin kişiden oluşan Avusturya ordusu, Seckendorff ve Kayser VI. Şarl'ın damadı genç Lotringen Prensi'nin [Franz] emrindeki 249 süvari bölüğü, 90 piyade taburu, 80 humbaracı taburu ve çok sayıda "Sırp" askerî sınır bölgesi devriyesi ile birlikte Türk Sırbistan'ı üzerine yürüdü, ama hiçbir yerde beklenen kurtarıcı olarak ilgi görmedi: Avusturya'nın yönetimi altındaki bölgelerde köylüler Batı maliye sistemine göre uygulanan ağır vergilerden, din değiştirme çabalarından ve askerlerin aşırı ahlaksızlıklarından şikayet ediyorlardı. İpek ve Ohri patrikleri - Ohri Patriği bir Kantakuzen'di - başvurularda bulunarak, kiliselerinin eski idarî bölgelerindeki görkemli zamanları tekrar geri getirmek ve İstanbul Partikliğinin gasp ettiği hakları tekrar ihya etmek istiyorlardı. Albay Lentulus, bu patrikler ile görüşmek üzere önce ünlü Kosova Muharebesi'nin yapıldığı bölgeye yürüdü, Priştine'yi ve Yenipazar'ı aldı ve bölge halkını tekrar Hristiyan davası için kazandı.

Bunun üzerine Alacahisar ve Aleksinats işgal edildi. 21/23 Temmuz'da Niş komutanı Köprülüzâde Ahmed Paşa teslim olmak zorunda kaldı . Vidin'de Mehmed Paşa, Khevenhiller ve Seckendorff komutasındaki Avusturya ordusuna karşı başarılı bir şekilde direndi ve Ekim ayında İslâm Giray Han komutasındaki Tatarlar ve Memiş Paşa komutasındaki Türkler yardımına geldiler . Birkaç hafta sonra, Seckendorff'un Bosna'ya yöneldiği sırada Köprülüzâde Hafız Ahmed Paşa, Batı seraskeri tayin edildi ve 18 Ekim'de Niş'in zayıf Alman müdafaa kıtası teslim olmak zorunda kaldı. General Doksat ile yapılan teslim antlaşmasına rağmen ki kendisi bu yüzden ölüme mahkum edilecektir, Almanlann tarafına geçen tüm Sırplar ve Arnavutlar hak ettikleri cezayı aldılar . Bu hadiseleri zaten engelleyebilecek durumda olmayan Seckendorff, başarısızlığından dolayı görevden azledildi ve zindana atıldı.

Başında General Wallis'in bulunduğu üçüncü bir birlik 12 Temmuz'da Eflak'a girdi. Birlikler, Argeş'e kadar geldiler ve General Ghillany Cimpulung'a girdi. Erdelli General Vadanyi veya yoldaşı Kohary bu esnada 5 bin asker ile birlikte Oyuts Geçidi'ni aştı. General Wallis, Eflak Prensi'nin Avusturya birliklerinin geçimini sağlamasını ve Seret Nehri'nin ötesindeki bölgenin Almanlara ait olduğunun kabul edilmesini talep etti. Başkentinin hemen yakınlarındaki Galata Manastın'nda Grigore Gika 5-6 bin Romen, Türk ve Tatar ile karargâh kurmuştu, ama derhal Prut Nehri'ne kadar geri çekildi. Yarbay Ursetti, "Rakoçi Ferencz"in 1716 yılında Yaş'a yaptığı saldırıyı tekrarladı. Eflak Prensi Konstantin Mavrokordato, Hristiyan Kayser'in "Katan" birlikleri karşısında kaçtı. Yergöğü'nde yerleşik Osmanlılar, Rusçuk'a taşınmayı kabul ettiler. General Ghillany böylece 22 Temmuz'da törenle Bükreş'e girdi, ama yanında en fazla 600 süvari vardı.

Eylül ayı başlarında Mavrokordato, İbrahim Paşa ve Boşnaklarla başkentine geri döndü. Almanlar, Tırgovişte'den de ayrıldılar. Aksaray Valisi Murtaza Paşa, Almanları Büyük Eflak'ta sahip oldukları son üsleri Cimpulung'tan da kovaladı ve şehri ateşe verdi. Bunun üzerine derhal "İmparatorluk Eflak'ı", yani Olt bölgesini de Avusturyalıların elinden almak için hazırlıklar başladı. Bunun için 6 bin Tatar çağrıldı. Murtaza Paşa'ya da Tatarlarla birlikte gitme emri verildi. Rimnic Piskoposu'nun ve Olt bölgesi Boyarlarının sevinçle karşıladıkları resmi bir beyânâme ile Eflak Prensi Olt Nehri'nin ötesideki bölgelerde yaşayan insanlara, seraskerin 55 sancak serdengeçti, 40 sancak levent ve serhad boylarından 30 başka sancaklar ile onları kurtarmaya geldiğini bildirdi. Yeni hük0ümdarlarından "hoşgörü, esirgenme, adalet ve vergilerin indirilmesini" görebileceklerinden emin olabilirlerdi . YVallis ve Khevenviller, Osmanlı ordusunun karşısından çekilerek Krayova'dan ayrıldılar, ama geri çekilirken, Küçük Eflak'ı Almanların elinden almak için hazırlık yapan Vidin Beylerbeyi Hacı İvaz Mehmed Paşa'nın ve damadıi nTooz Abdullah Paşa'nın birliklerine yenildiler. Mateiu Kantakuzen, Olt bölgesinin Romen Ban'ı tayin edildi.

General Vadany, Wallis tarafından Vidin'e karşı yardım götürmek üzere gönderildikten sonra, Ursetti Eflak'ta nihayet Romenlere yenildi ve öldü. Kısa bir süre sonra, Bâbıâli'nin "Macaristan Dükü ve Erdel Prensi" olarak Ocak ayında resmi bir sözleşme yaptığı, ancak 8 Nisan 1735 tarihinde hayata veda eden Rakoçi'nin genç oğlu Josef Rakoçi, Erdel ve Kuzey Macaristan'a yapılması düşünülen sefer sebebiyle yakınlarda bir yerde bulunmak üzere Cernavoda'ya geldi . Zira Bonneval, Rakoçi'yi mirası olan Erdel'de tahta geçirmek üzere çalışacağını vaat etmişti.

General Stoffeln komutasındaki Özi'nin Türkler ve Tatarlar tarafından kuşatması, 10 Kasım tarihine kadar 17 gün sürdü ve erzak temini kötü olup, uygunsuz bir mevsimde harekete geçen Türk ordusunun neredeyse tamamının yok olmasına neden oldu. Köprülüzâde Hafız Ahmed Paşa'nın Özi'den Ukrayna sınırına kadar Münnich tarafından terk edilen kalelerin işgali de başarısız geçti. Ukrayna'ya akın eden Tatar Hanı geri püskürtüldü ve Köprülüzâde Hafız Ahmed Paşa, esir alınmaktan son anda kurtuldu. Sadrazam [Muhsinzâde Abdullah Paşa], silahdar aracılığıyla 17 Kasım'da Kartal'daki karargâhından İstanbul'a çağrıldı ve İstanbul'a geldikten üç gün sonra, 19 Aralık'ta [1737] devletin mühürleri elinden alındı. Bundan böyle Kaymakam Yeğen Mehmed Paşa İstanbul halkının Ruslara karşı uzun zamandır beklediği zaferi getirecek barışı ihlal ederek binlerce Müslüman'ın hayatını kaybetmesine neden olanlan cezalandıracaktı .

Böylece barış şartları önemli oranda hafifletildi. Repnin aracılığıyla Gika ile irtibata geçen Rusya, yaptığı fetihlerle yetinebilirdi, ama Bâbıâli Azak'ın yıkılmasını ve Özi ile Kılburun'un geri verilmesini talep ediyordu . Avusturya, Ekim ayında artık sadece Küçük Eflak'ı, yeni ele geçirilen Niş'i ve Niş ile Sofya arasındaki bölgenin yarısını istiyordu. Vidin, son istihkâm çalışmalarından önceki duruma getirilecekti ya da Almanlara en azından karşı kıyıda bir kale kurma izni verilecekti. Ayrıca Drava ve Sava nehirleri boyunca sınırda düzeltmeler yapılacaktı. Viyana Sarayı daha sonra sadece Novi ve Bihaç ile yetindi. Viyana bu arada, İngiltere'nin ve Hollanda'nın, daha sonra da Fransa'nın arabuluculuğuna başvurdu, ama Bâbıâli'nin buna tek cevabı, "savaş için de barış için de aynı şekilde hazır olduğu" idi . Artık herşey için geç kalınmıştı. Kayser, bu haksız savaşın bedelini, 1718 yılında kazandığı eyalederin kaybı ile ödeyecekti.

Ruslar açısından ikinci savaş yılı tamamen plansız ve hedefsiz bir yıldı. Herşey bunu gösteriyordu: Saldırıya geçmekte tereddüt etmeleri, yürüyüşleri ağırdan almaları, kış karargâhlarına bir an önce çekilmek istemeleri, Avusturya ile yaptıkları ittifakın özellikleri ile açıklanabilir. Sadrazamın Fransa'yı arabulucu olarak kullanma çabaları ikinci kez sonuç getirmemişti . Diğer taraftan Rusya, Avusturya tarafından desteklenmeyeceğini anlamıştı. Aksine Avusturya'nın amacı, savaşın tüm ağırlığını Rusya'ya yüklemekti. Müttefik güçlerin bir karargâhından diğerine gönderilen ve çoğunlukla görevlerini yerine getirmekte yetersiz kalan askerî temsilciler, neredeyse casus ve yetkisiz eleştirmenler olarak muamele görüyorlardı . Münnich, barış görüşmelerini kendi hesabına yürütüyordu, ama Mayıs ayında yeni bir sefere çıktı. 50 bin kişiden oluşan bir ordunun başında Turla ve Aksu nehirlerini geçti ve Aksu Nehri'ni ötesinde düzenli bir orduya değil, sadece hanın Tatarlarına ve Köprülüzâde Ahmed Paşa'nın hüküm sürdüğü Bender'in Boşnaklarına rastladı . Tüm barış vaatlerine rağmen, 11 Temmuz'da Lehistan sınırında ve 19 Temmuz'da Savran Nehri kenarında şiddetli çatışmalar meydana geldi. Cesur Veli Paşa'nın emrindeki Türkler, Bender karargâhından buraya gelip Akkirman'dan gelen Tatar Hanı ile birlikte düşmanın ilerlemesini engellemek için ellerinden gelen herşeyi yaptılar.

Bu arada Ruslann büyük ordusu Turla Nehri'ni geçemedi. Nehrin sol kıyısındaki yamaçlarda, tüfek atışları ile düşmanı uzak tutan yeniçeriler konuşlandırılmıştı. Yeniçeriler, savaşın nihai çözümü olarak Avusturyalıların kesin mağlubiyetini öngören yeni sadrazamın emri üzerine buraya konuşlanmışlardı. Bu sefer İsakçı'ya köprü kurulmadı ve Mayıs ayı sonunda Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa Sofya'ya yöneldi.

Eylül'de Münnich tekrar Aksu kıyısına geldi . Ordusu bu arada birçok zorluk çekmiş , ancak önemli bir başarı elde edememiş ve büyük bir muharebeye girmemişti. General Lacsy, daha küçük bir ordu ile bu arada Kırım'ı üçüncü kez harap etmişti. Orkapı, top atışları ile tekrar geri alındı . Ağustos ayında sefer sona ermişti. Rus filosu, fırtınadan dolayı dağılmış ve bu esnada bir kısmı batmıştı . Eylül ayında Ruslar gerek Özi'yi, gerekse Kılburun'u terk edip, yerle bir etmişlerdi. Bu iki sınır kalesinde vebanın kol gezdiği söyleniyordu, ama bütün bunlar, Bâbıâli lehine bir barışın yakın olduğunun ve Osmanlılara sadece kalelerin harabelerini bırakmak istediklerinin bir işareti idi . İstanbul halkını memnun etmek ve Rus ordusuna dönüş yolunda saldıran yeniçerilerin cesaretini artırmak için dört paşa sürgüne gönderildi ve onların yerine Bucak Tatarlarının Hanı ve Ruslara karşı kendini kanıtlamış olan Veli Paşa Turla sınırını savunmakla görevlendirildiler. Han'a Bucak'ta kışı geçinne emri verildi. Rusya, sonunda barış şartı olarak bir tek Azak'ın yıkılmasını şart koştu ve Bâbıâli bunun üzerine en azından hiçbir Osmanlı bölgesini elinde tutmayan Rusya ile banş yapabileceğini düşündü. Çariçe, barış antlaşmasında 1700 yılında mevcut durumların esas alınmasını teklif etmiş ve bunun karşılığında Azak'ta savaş gemisi bulundurmamayı vaat etmişti. Avusturya'ya gelince, 1738 yılının Mart ayından beri Süleyman Paşa, Argeş Dağları'na dağılan imparatorluk askerlerine karşı savaşıyordu . Hüseyin Paşa, Kozia Manastırı'na saklanan birkaç birliği yok etti . Ama "Katan" birlikleri, Perişani'de (Argeş bölgesi) direniyorlardı ve Viyana Sarayı, daha sonra ülkenin içlerine kadar uzanan bu mevkiinin öneminden bahsetmek ve Pasarofça barışının "yenilenmesi" sırasında Cemeti'den Rimnic'e doğru Karpatiara kadar Olt bölgesinin tamamını talep etmek için kullandı. Aynı dönemlerde Niş yakınlarında Seckendorff tarafından 1737 yılının Ekim ayında işgal edilen ve Türkler tarafından uzunca bir süre kuşatılan Uşitsa Osmanlıların eline geçti.

Nisan ayında Serasker Genç Ali Paşa'nın ordusu, yeniçeri ağasının komutasında, Vidin birlikleri ile birlikte Orsova üzerine yürüdü ve derhal kuşatmaya başladı. Kladova, daha önce ele geçirilmiş ve Türk birlikleri yerleştirilmişti. Rumeli Beylerbeyi Mehadiye'ye kadar ilerledi ve kaleyi terk edilmiş buldu. Orsova Şehri, seraskerin oğluna teslim olmak zorunda kaldı . İmparatorluk kuvvetieri, buna karşılık olarak Orsova'nın karşısında bulunan Adakale'ye saldırdılar.

Haziran ayı başlarında, Köprülüzâde Ahmed Paşa ve Serasker Genç Ali Paşa tarafından sevindirici haberler ile karşılanan Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa, emrindeki tüm gücü ile birlikte Niş'e girdi. San Nikolas Kilisesi medreseye dönüştürüldü ve ordu, buradan Kladova yönünde hareket etti. Sadrazam, burada Vidin Beylerbeyi Hacı Mehmed Paşa'nın başka üç paşa ile birlikte Piccolomini ve Königsegg Kontu tarafından 4 Temmuz'da Mehadiye'de Romen köyü Kornea yakınlarında kuşatıldığı, yenildiği ve Kladova köprüsüne kadar geri püskürtüldüğü haberini aldı. Kaçaklar, sadrazam tarafından geri döndürülüp, Mehadiye'yi tekrar geri almaya zorlandılar. Mehadiye'yi almakta başarılı oldular ve 15 Ağustos'ta Orsova Osmanlıların eline geçti.

Böylece son imparatorluk birlikleri de Olt bölgesinden çıkartılmış oldu .

Ekim ayı ortalarında imparatrluk tercümanı Nikolas Theils, sadrazamın karargâhına gelip, şartları kayserin damadı ile görüşülecek olan bir barış teklifinde bulundu, ama Osmanlı ordusu Belgrad önlerine gelmişti bile. İstanbul'da 25 Ekim'de zaferini kutiayan Yeğen Mehmed Paşa, ateşkes istemiyordu. Pançova, Versecz, Yeni Palanka ve Semendire kısmen sonbahar sonlarında, kısmen kış ayları içinde Osmanlılar tarafından tahrip edildi. Güçlü bir Türk birliği ve ayaklanmış Suplardan oluşan kuvveder, hatta Tımışvar'a kadar bile ulaşma umudu ile Lugos ve Karansebes'e kadar ilerledi .

Bu başarılara rağmen, Ordu Kadısı Esad Molla, [Yirmisekiz Mehmed Çelebizâde Mehmed Said Efendi ve Reis [Tavukçuzâde Mustafa] Efendi Fransız elçi de Villeneuve ile irtibata geçtiler. İranlılar da arabuluculuk teklif ettiler, ama ciddiye alınmadılar. Avusturya, en azından Orsova ve Mehadiye'yi yıkıldıktan sonra ele geçirme amacı ile Bersa Palanka'dan Morava Nehri kollarının birleştiği yere kadar Sırbistan'ın güney kısmından vazgeçmişti .

Münnich'in 1739 yılında Boğdan'a yaptığı sefer , Rus politikasının bu sayede elde edeceği yeni durumdan siyaseten istifade etmek amacına matuftu (status quo). Çariçe, 1726 tarihli anlaşma ile Alman Kayser'i desteklemeyi vaat etmişti. Bu amaçla her yıl bir Rus ordusu herhangi bir fetih niyeti olmasa da savaş meydanına çıkacaktı. Çarpışmaları sürdürmek Münnich'in görevi idi ve bu görevi komşu Türk topraklarına akınlar düzenleyip, her yeri harap ederek yerine getiriyordu. Böylece hem askerlerini meşgul ediyor, hem de savaşın uzamasını sağlıyordu. Eflak Prensi Grigore Gika, Türk birliklerin bile topraklarından geçmeyip, Bender'e Bucak Eyaleti'nden geçerek ulaşmasını öngören bir ferman elde ettiği için, Boğdan o gün savaştan zarar görmemişti. Bu yüzden Münnich bu sefer Boğdan içinden ilerlemeye karar verdi.

Büyük bir Osmanlı birliğinin konuşlandırıldığı, ancak Ruslara karşı hiçbir faaliyette bulunmayan Bender, göz ardı edilecekti. Kiev'de 49 topçu taburundan, aralarından 6 Romen ve 4 Gürcü bölüğün de bulunduğu 120 kadar süvari bölüğünden ve 13 bin Kazaktan ve yanındaki 300 kadar topu kullanacak 3 bin topçudan oluşan büyük bir ordu toplandı. Lehistan sınırını geçip, Temmuz ayı sonlarında fazla kayıp vermeden Turla Nehri'ni
aştılar. Kolçak Paşa'nın birçok serdengeçti154 ve Tatar Hanı ile birlikte bulunduğu Hotin, tehdit altında görünüyordu. Rus savaşının seraskeri Veli Paşa'ya, Doğu'da olası bir mağlubiyet yüzünden Batı'daki kesin zaferi tehlikeye atmamak için hadiselerin gidişatını "sadece seyretme" emri verildi . Ancak seraskerin 10 Ağustos'ta Hotin'e gelişi, muharebenin yakın olduğunun işareti idi . Türkler, Turla Nehri'nin sağ kıyısı boyunca ilerlerken, Ruslar yürüyüşlerine devam ettiler ve Çernoviç bölgesini geçerek Boğdan'a girdiler . Ama Avusturyalılara karşı nihai büyük zaferin haberleri buraya ulaşmıştı bile ve Veli Paşa, diğer düşmanı olan Ruslar ile nihayet muharebeye girebileceğini düşünüyordu. Kazaklar, Boğdan tahtında hak iddiasında bulunan Prens Antiokus'un oğlu Konstantin Kantemir yönetiminde Boğdan'da her yeri harabeye çevirir ve kiliseler bile esirgemezken; bu haydut çeteleri Boğdanlıların prenslerini teslim etmek istemediklerini ve Sniatin'de hazinelerini sakladıklarını bahane ederek, Pokuzya'nın tamamını ve Sniatin'i yakıp yıktılar. Bu arada General Münnich, Doğu Bukovina ormanlarına konuşlanan Veli Paşa, Kolçak Paşa, Genç Ali ve Tatar Hanı ile muharebeye hazırlanıyordu. Osmanlılar, Rusları teslim olmaya zorlayabilecekleri umudu ile Şulanet ve Stauçeni Nehri kenarında 28 Ağustos'ta saldırıya geçtiler. Veli Paşa, stratejik açıdan çok önemli bir tepeyi ele geçirmeyi başarsa da taarruz geri püskürtüldü. Muharebenin sonucunu belirleyen, bu sefer Rusların daha üstün topçu sınıfı idi. Hotin, muharebenin üçüncü gününde teslim olmak zorunda kaldı ve Kolçak Paşa savaş esiri olarak Moskova'ya götürüldü. Hotin sakinleri, acımasız muamelelere maruz kaldılar .

Münnich, bunun üzerine öfkeli bir savaş tanrısı gibi Boğdan'a saldırdı. Boğdan Prensi, Hotin Muharebesinden önce küçük bir ordunun başında, Ruslar ile herhangi bir çatışmaya girmeye niyeti olmadığı hâlde, Leurda'ya (Dorohoiu bölgesinde) kadar ilerlemiş olmasına rağmen, Galati'ye kadar geri çekilmişti. 14 Eylül'de Yaş'a girdi ve ruhbanın başında kendisini karşılayan Rusya'ya meyilli Metropolit Antonius, kendisine öpmek üzere haçı ve İncil'i uzattığında, Münnich İncil'e saygı gösterip, haçı bir Luteran olarak geri çevirdi. Ganimet düşkünü Kazaklar, Konstantin ve Dimitri Kantemir ile Konstantin Duka'nm oğlu ve Rum Kapnist'in yönetimi altında Bacau, Focşani, Vasluiu'ya kadar ilerlediler. Boğdan Prensliği 20 bin kişilik Rus ordusunun geçimini sağlamaya, Münnich'in ordusuna yerel bir birlik vermeye, kendisine derhal 90 kese para vermeye ve her yıl ayrıca 100 kese ödemeye zorlandı. Boyarlara, Boğdan'ın çariçenin topraklarına katılması hâlinde, tüccar olmadığı sürece hiçbir yabancının yerleşmesine izin verilmeyeceği vaat edildi . General Şipov, Yaş'da bırakıldı ve Turla Nehri boyunca uzanan küçük kalelere ve Tirgu-Frumos ile Roman kalelerine küçük birlikler yerleştirildi. Münnich, 21 Eylül'de ayrılmıştı ve ordusunun birkaç hafta boyunca hiç denetimsiz Besarabya'nın ormanlarında, tepelerinde ve bataklıklarında dolaşmasına izin verdi. Veli Paşa, kaçışı sırasında kendi yeniçerileri tarafından kovalanmış olmasına ra1ğfmil en, Bender üzerine yürünmediği içil?5' subaylar ve askerler bu hareketsizlikten dolayı hiç memnun değildiler .

Münnich, daha sonra şayet bu arada yapılan barış andaşması araya girmemiş olsaymış, Bucak Eyaleti'ne saldırmaya, Bender'i fethetmeye ve "Tuna Nehri'ni geçip, sultanın mülklerinin kalbine girmeye" bile niyedi olduğunu söyleyecekti. Bu arada Türklerin kendisine Hotin'i ve Boğdan'ı ya da en azından bir tazminat vereceklerini umuyordu.

Avusturya, yani savaşı açmamış olan ve Rusların haberi olmadan barış yapamaya yetkili olmayan Avusturya, yeni büyük mağlubiyetlerden ve büyük kayıplardan sonra barış yapmak zorunda kaldığını nihayet anladı. Avusturya tahtı için verilecek mücadelenin ufukta göründüğü bir dönemde oldukça rahatsız verici olan bu savaş, böylece tuhaf bir biçimde sona erdi. Alman Kayser, Bâbıâli'yi savaş yapmadan korkutabileceğini ve birçok bölgeden feragat etmesini sağlayabileceğini düşünmüştü. Savaş önlenemez hâle geldiğinde, Olt bölgesinin ve Sırbistan'ın daha önce kayser adına ele geçirilmiş olmasının, imparatorluğun askerî sisteminin üstünlüğünden ötürü değil, sadece Savoylu Eugen gibi bir şahsiyetin kendi şahsi yeteneği sayesinde gerçekleştiği bariz bir biçimde ortaya çıkmıştı. Eski savaş taktiği kullanılarak Niş ve Vidin kolayca alınmıştı, ama Tuna Nehri'ne kadar Avusturya'nın elinde bulundurduğu kalelerin üzerine hızlı bir şekilde yürüyen Türklerin taarruzları karşısında çok uzun süre elde tutulamamıştı. İmparatorluk ordusu bir meydan muharebesine girmiş olsaydı belki bir zafer kazanabilirdi, ama Bâbıâli'nin sadece reayalara ait olan herşey üzerinde tasarrufta bulunmasını ve her Osmanlı'yı anında askere çağırmasını sağlayan bir idare sayesinde yok edilen bir Türk ordusunun yerine derhal aynı güçte başka bir ordu getirilebildiğinden, kibir ve dikkatsizce başlatılan bu savaşın başka bir şekilde bitmesi mümkün değildi.

23 Mart 1739 tarihinde, kendi başına ve tüm üst düzey yöneticilere karşı sorumsuzca hareket eden Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa'nın yerine atanan ve Kızlarağası Beşir Ağa'nın ve İstanbul'a gelen Tatar Hanı'nın teveccühü ile devlet mühürlerini teslim alan Vidin Beylerbeyi Hacı ivaz Mehmed Paşa'ya Kont Neipperg'in kumandası altındaki Tımışvar olmasa da en azından Belgrad'ı tekrar geri alma ve mümkünse bu sayede daha avantajlı bir barış antlaşmayı sağlama görevi verildi. [Rumeli Valisi Vezir Abdi Paşazade] Abdi Paşa bu arada 20 bin kişi ile bizzat Macaristan'a akın etme emri aldı . Ordusunda bu sefer ayrıca Fransız arabulucu de Villeneuve ve istanbul'a gönderilen Rus Sekreter Cagnoni de bulunuyordu .

Bâbıâli, Haziran ayında Ali Paşa ve Rumeli Beylerbeyi'nin emrindeki orduların, Arnavudarın ve Boşnakların, Osmanlı İmparatorluğu'nun en iyi askerlerinin, yeniçerilerin ve Tuna boylarındaki eyaletlerin birçok birliklerinin çağrıldığı olağanüstü büyük bir ordu topladı. Bu ordu, en kısa zamanda toplandı ve Belgrad yakınlarında Hisarcık (Grodzkay/Kruçka) tepesini işgal etti. Belgrad Komutanı General Wallis, Rumeli Beylerbeyi'ni ve Memiş Paşa'yı, her ne pahasına olursa olsun, derin yamaçlar ve büyük ormanlar ile korunan bu önemli mevkiden çıkartmaya karar verdi. Piyade sınıfının komutasını Kont Neipperg'e verdi ve çok sıcak bir gün olan 23 Temmuz'da güneş doğmadan toplam 30 bin asker ile bizzat saldırıya geçti. Ama bir anda karşısında büyük sayıda Osmanlı birliklerini buldu ve kısa bir süre sonra sadrazamın tüm ordusu ile karşı karşıya kaldı. Sekiz saat süren bir çatışmadan sonra, Avusturya ordusu yok edilmişti. Sadrazamın nodanna göre ise Almanlar "17 saat boyunca 22 Temmuz saat sabah 7'den, 23 Temmuz akşamına kadar acı ölüm şarabını içmişlerdi". Lotringen Dükü yaralı idi ve VValdeck ile Hessen-Rheinfels prensleri birçok general ve 10 bin asker ile hayatlarını kaybetmişlerdi.

Wallis, gece vakti cesareti kırılmış bir biçimde Pançova'ya çekilip, buradan sağ kıyıdaki Salankamen'e geçti. Türk ordusu, [Bosna Valisi] Hekimoğlu Ali Paşa'nın komutasındaki 30 bin Boşnak ile güçlendirilirken, Wallis'in yeni bir ordu toplaması mümkün değildi. Düşmanın eline geçmesin diye Tuna Nehri üzerindeki Alman filosu ateşe verildi. Sadece Belgrad'ın yeni komutanı Schmettau'un elinde büyük sayıda birlik bulunmasına ve Prens Eugen sitilinde büyük bir taarruzla Türkleri yerlerinden çıkartabileceğini düşünmesine; Serasker Toz Mehmed Paşa'nın Demirkapı üzerinden Erdel'e akın etmeye çalışırken, Kont Lobkowitz'in emrindeki 12 bin kişi tarafından 28 Temmuz'da Pançova'da yenilmesine ve Yeni Palanka'ya kadar geri püskürtülmesine (ki bu mağlubiyetten sonra Serasker Toz Mehmed Paşa idam edilmiştir) Erdel birlikleri Cimpina, Sinaia, Argeş ve başka Eflak yerleşim yerlerini tekrar işgal etmelerine ve Süleyman Paşa'nın türlü çabalarına karşın buradan çıkartılamamalarına rağmen, Belgrad Alman Kayser'in bilgisi dahilinde boşaltıldıktan sonra barış görüşmeleri başlatıldı.

Wallis'in, sadrazamdan Albay Gross aracılığıyla bir ateşkes elde etme teşebbüsü başarısız olduktan sonra, Kont Neipperg'e gizlice barış görüşmelerini bizzat başlatma emri verildi. Villeneueve'nin 18 Ağustos'ta gelişinden sonra Neipperg, Talman ile birlikte Türk karargâhına geldi ve 24 Ağustos'ta kendisine verilen vekâletnâmeye istinaden 1 Eylül'de Avusturya için utanç verici Belgrad barışının ön andaşmasım imzaladı. Reis Mustafa Efendi, Ordu Kadısı* Esad Molla ve Mektupçu Ragıb Mehmed Efendi Babıâli'yi temsil ediyorlardı . Bir süre sonra güçlü Belgrad Kalesi de teslim oldu . 18 Eylül'de 27 yıllığına barış imzalandı. Kayser VI. Şarl, barış antlaşmasının şartlarından açıkça memnun olmasa da temsilcilerini ve generallerini serbest bıraktı ve daha 22 Ekim'de şiddetli itirazlarına ve Neipperg'in azline 1 rağmen barış antlaşmasını onayladı. Avusturya, böylece 1718 yılında fethettiği eyaleti ebediyen kaybetti . Babıâli, ayrıca Banat'ta "Orsova'daki adanın karşısında, Cerna, Tuna ve Eflak'ın sınır nehri ile Banat'ın ilk sıradağları arasındaki yarımadayı" aldı. Aynı yıl içinde Cerna Nehrinin Eski Orsova'dan geçirilmesi hâlinde bu bölgenin de Türklere terk edileceğine karar verildi. Almanların sadece Belgrad'ın yeni kurulan istihkâmlarını yıkmalarına izin verilirken, Türkler Mehadiye'yi yıkmayı vaat ettiler. 2 Mart 1741 tarihinde yeni sınırlara dair kesin anlaşmaya varıldı ve Fransa, bu sınırların garantörü kabul edildi.

Rus birlikleri, her yeri harap olmuş öfke içindeki Boğdan'ı ancak Ekim ayında terk ettiler. Barış sağlandığı haberlerine üzülen Münnich, son ana kadar prensliğin idarecilerinden ordusu ve kendisi için para taleplerinde bulundu. Kantemir ve Kazaklar, bundan böyle sadece lanetlerle anıldılar. 2.500 Boğdan askeri götürüldü ve Turla Nehri'nin diğer kıyısına yerleştirildi . Kasım ayında General Loevvendal Hotin'i boşalttı. Frolow'un yönetiminde Focşani'den Cimpina'ya kadar akınlar düzenleyen ve her yeri yağmalayıp, hiçbir direniş göstermeyen Buzau Piskoposu Misail'i de yanlarında götüren toplam 3 bin kişilik birkaç Kazak birliği, tabii ki düşmanlıkla karşılandıkları ve sadece Avusturya askerleri eşliğinde girmelerine izin verilen Erdel üzerinden geri dönmek zorunda kaldılar . Erdel'de düşmanca karşılanmalarının sebebi, Rusların kısa bir süre önce Kronstadt'ta çariçenin ordusu için Romenler ve Rumlar arasından asker toplamaya çalışmaları ve Erdelli Ortodoks kolonistlere resmi teklifler ile Rusların işgali altında bulunan bölgelere yerleşmeleri için çağrıda bulunmaları idi .

Rusya tarafından ilhak edilmek üzere Romen prensliklerin bağımsızlık ilan etmelerine Viyana Sarayı şiddetli bir biçimde karşı çıktı . Bu arada İsveç birliklerinin Finlandiya'da endişe verici bir biçimde bir araya toplanması, Rus Sarayı'mn Villeneuve tarafından 9 Nisan'dan beri Çariçe Anna'nın barış görüşmelerini yürütmeye yetkili temsilcisine teklif ettiği şartlan bir an önce kabul etmesine neden oldu . Fransız arabulucu, 18 Eylül'de Kont Neipperg'in ısrarlı isteği üzerine Rusya ile banş antlaşmasını yapmayı başarmıştı . Bu anlaşma ve Villeneuve tarafından 3 Ekim'de Niş'te imzalanan sınır sözleşmesi sayesinde Bâbıâli, General Münnich tarafından işgal edilen tüm bölgeleri ve kaleleri geri aldı.

Her iki anlaşma, 28 Aralık'ta İstanbul'da ikmal ve tasdik edildi. Bu anlaşmalara göre Ruslar Azak'ı derhal yıkacaklar ve bölge tarafsız kalacaktı ; Taganrog tekrar kurulmayacak ve Karadeniz'e ve Azak Denizi'ne hiçbir Rus filosu inmeyecekti; Kabartay'ın her iki bölgesi bağımsız kalacaktı, ama Rusya bunun karşılığında rehine alma hakkını muhafaza ediyordu. Bunların yanında Rusya'nın Kının Tatarları ile güney sınırı, ikinci bir sınır antlaşması ile Rusya lehine düzeltildi . Barış şartları, Azak'ın yıkılması ve çarın imparator unvanının tanınmasına ilişkin görüşmeler ancak 7 Eylül 1741 tarihinde sona erdirilebildi .

Osmanlı İmparatorluğu, içte güçlenmiş ve ahlak açısından iyileşmiş olarak bu savaşta başta umut edebileceğinden çok daha fazlasına sahip olmuştu. Tüm bunlar, mudak gücü elinde tutan kızlarağasının ve nüfuzlu yeni kethüda beyin zekası sayesinde gerçekleşmişti. Türkiye, başta felakete götürebilecek gibi görünen bu savaştan büyük bir itibar kazanmış olarak ve sanki gençleşmiş gibi çıktı. Bundan böyle sultanın, kısa bir süre sonra Avusturya tahtı için uzun vadeli zorlu bir mücadeleye girişecek güçlere karşı bile barışçıl siyasetini, adalet ve nefse hakimiyet yönetecekti.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1640-1774 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir