Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Babı-ali'nin Avrupa'da Takip Ettiği Barış Politikası

İran'da Yeni Karışıklıklar

Burada 1640-1774 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Babı-ali'nin Avrupa'da Takip Ettiği Barış Politikası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 21:31

EFENDİLER SINIFININ HALKIN DESTEĞİNİ ALAN YÖNETİMİ ALTINDA BABIALİ'NİN AVRUPA'DA TAKİP ETTİĞİ YİRMİ YILLIK BARIŞ POLİTİKASI.
İRAN'DA YENİ KARIŞIKLIKLAR.


Avusturya ile yapılan barışın onaylanmasından birkaç ay sonra, yeni Alman temsilci von Ulefeld gerçekten mütevazi bir şekilde İstanbul'a gelmeden önce, son nefesine kadar yazılı bildirimler ve halkı önünde yaptığı konuşmalar ile Osmanlılarla yapılan en son anlaşmanın utancını generallerinin ve elçilerin üzerine atmaya çalışan Kayser VI. Şarl hayata veda etti. Ölümü, her tarafta geçerlilik sağladığı antlaşmalarla (Pragmatik sanktion) tahtını kızı yetenekli Prenses Maria Teresa'ya bırakmak için aldığı tüm tedbirlere rağmen, 20 yıl sürecek son derece kanlı bir Avrupa savaşma neden olacaktı.

Bu 20 yıl, Osmanlılar için Tanrının kendilerine bahşettiği bir dinlenme süresi oldu. Gazete ve havadis varakalarına göre, Avrupa'da sadece geçici siyasî ve ticarî gerekliliği sebebi ile hâlâ yerinde bırakılan sultana ait toprakların bölüşülmesine artık kimse ciddi gözle bakamazdı. Prusya'nın Alman İmparatorluğu içindeki yerine dair meseleler, gitgide güç kazanan İngiltere ve Avrupa kıtasındaki diğer güçler ile gelecekteki ilişkiler ve Orta Avrupa'daki çıkarların Rusya'nın hırslı planları ile uzlaştırılmaya çalışılması, Batı'nın tüm politikacılarını uzunca bir süre meşgul edecekti.

Türkler, sadece vaatler, hatta rüşvet ile kendi entrikalarına ve mücadelelerine dahil edilmeye çalışıldığı oranda akla geliyordu. Özellikle her zamankinden daha çok İstanbul'da bir himaye gücünün rolünü oynayan Fransa ve 1721 ile 1723 yılında at satın almak bahanesiyle siyasî ilişkiler oluşturma teşebbüslerini daha da güçlendirmeye çalışan Prusya bu yönde faaliyet gösteriyorlardı. Bonneval ve bazı Macar göçmenler, Bâbıâii'ye Avusturya'nın doğuya yayılışını sürekli olarak engellemek için Macar Devleti'ni tekrar kurma teklifinde bulundular. Diğer taraftan, Bâbıâli'nin Bavyeralı veliaht VII. Şarl'ın imparatorluk tahtına adaylığını desteklediği

düşünülüyordu. Bu yüzden Macaristan'ın genç kraliçesi olarak Maria Teresa'nın tahta cülûsla İstanbul'da sadece basit bir sekreter olan Ulefeld aracılığıyla duyuruldu. Bu arada 1741 yılında İstanbul'a gelen Fransa'nın yeni temsilcisi de Castellane, Paris Sarayı'nın Maria Teresa'yı tanıdığı haberini getirdi. Bu sayede Bâbıâli, yeni komşusu Kraliçe Maria Teresa ile sınır antlaşmasını çok daha kolay gerçekleştirebildik.

1736 yılında XII. Şarl'ın borçları için Bâbıâli ile bir savaş gemisi ile 30 bin tüfek teslimini öngören bir anlaşmaya varan ve 1737 yılında Türkiye ile resmi bir ticaret antlaşması yapan isveç, Rusya'ya karşı yapmayı planladığı savaşta Türklerden destek alabileceğini umut ediyordu. İsveç Kralı bu amaçla sultana, 20 Ocak 1740 yılında gerçekleştirilen tecavüzî ve tedafüî bir ittifak antlaşması önerdi. Gerek bu anlaşmalar, gerekse Çariçe Anna'nın vefatından sonra Rusya'da baş gösteren karışıklıklar yüzünden Osmanlı'nın İsveç ile ilişkileri daha da derinleşti . Ancak kısa bir süre sonra Babıâli'ye ordusunun gücü ile fazlasıyla övünen isveç'in Warnemünde'de Ruslara yenildiği ve Baltık'ın ötesindeki Finlandiya Eyaleti'nin Rusların eline geçtiği haberi gelecekti.

Türkiye'nin, İngiltere ve Hollanda temsilcilerinin kendi ticarî çıkarları açısından sürekli olarak dile getirdikleri gibi , sadece başkalarına yarayacak savaşa yönelik maceracı bir siyaset yürütmemek için geçerli sebepleri vardı. Güçlü Kızlarağası Beşir Ağa'nın vefatından sonra, hatta bu önemli hadiseden önce 1740 yılından sonra (1746 yılına kadar) reisülküttap olan Ragıb Efendi, sarayın yönetici çevreleri üzerinde en büyük nüfuza sahip olup, halkı da kendi tarafına çekmeyi bilmişti. Uzun yıllar boyunca edindiği tecrübeler sayesinde Avrupalıların diplomatik hilelerini iyice öğrenen ve gerek Romen prensleri, gerekse Mavrokordato'nun Viyana'da Jakob Rizo gibi sürekli temsilcileri aracılığıyla Batı'nm tüm çıkarları hakkında bilgi alan bu ihtiyatlı adam, Batılı elçilerin ve Bonneval tipinde siyasi maceracıların tüm baskılarına ve tahriklerine rağmen, tarafsız kalmaya karar verdi. Kızlarağasının dostları ve müttefikleri olan ikinci hadımağası ve Padişah İmamı Pirizâde Mehmed Efendi, savaş istiyorlardı. O dönemin sadrazamları Nişancı Hacı Ahmed Paşa 26 Haziran 1740-7 Nisan 1742) ve Hekimzâde Ali Paşa (20 Eylül 1743 tarihine kadar), yine barışseverdiler . Bâbıâli tercümanı Aleksandru Gika ve Eflak Prensi olan kardeşi, Rus taraftarları olarak azledildiler ve Aleksandru, kısa bir süre önce prenslik unvanını almış olmasına rağmen, idam edildi. Yönetimdeki efendiler, Konstantin Mavrokordato ve Avusturyalılara aynı şekilde nefret besleyen Mihail Rakoviça ile banşçıl ve Avrupa'daki durumlar hakkında bilgi sahibi olmaya dayanan yeni politikaları için uygun birer araç bulduklarına inanıyorlardı.

Bir diğer önemli sebep, gerek barış antlaşmasından önce, gerekse sonra Rusya tarafından Osmanlılara karşı ayaklandırılan İranlılar la olan ilişkilerdi.

Müttefik güçleri ile savaş sırasında, Nadir Şah'ın Kandahar Hanı ve Büyük Moğol Hanı'na15 karşı düzenlediği sefer bitmeden, Rusların tahriklerine kanarak, Osmanlı'ya karşı hazırlık yapmaya başladığı duyuldu. Belki de Aydın civarlarında Sanbeyoğlu isyanı da İranlıların etkisi altında gerçekleşmiştir. Sarıbeyoğlu, 15 bin kişi toplayıp, birkaç paşaya karşı zafer kazandıktan sonra, 1739 yılında bir dağ geçidinde yeniçeriler tarafından öldürüldü. 1741 yılında Hindu Nehri'ne kadar bütün bölgeyi hakimiyeti altına alan İran Şahı, Dağıstan'da kendilerini çok iyi savunmasını bilen Lezgilere saldırdı. Onlar, Rus Çariçe'ye tâbi olmayı tercih ettiler. Bu yüzden Nadir Şah, 1743 yılı başlarında birliklerini Kafkasya'nın bu bölümünden çıkartmak zorunda kaldı. Aynı dönemde Bâbıâli'ye meydan okuyordu: Ermenistan'ı, Gürcistan'ı ve bunun yanında Irak'ı ve Anadolu'yu istiyordu. Bir süre sonra Irak'ta uzun süre önce ayaklanan Araplar ile irtibata geçti ve Basra'yı almaya çalıştı. Bağımsız bir melik gibi hareket eden Bağdat Beylerbeyi Ahmed Paşa , İran Şahı'nın planları için kazanılmış görünüyordu.

1743 yılında asıl savaş aniden ve herhangi bir savaş ilanı yapılmadan başladı. Nadir Şah, öncelikle Mezopotamya'ya sahip olmak istediği için, savaşçıları Bağdat önlerine geldiler. Bunun için haraçbaşından milyon akçe borç almak ve malî yılı dokuz ay olarak belirlemek zorunda kaldığı hâlde , Bâbıâli büyük bir ordu topladı. İran tahtında hak iddia eden bir veliaht, Rodos'tan geldi ve Osmanlılar onun Şirvan'a saldırısını desteklediler. Şah Tahmasb, bir süre önce Nadir Şah'ın İran tahtında gözü olan ve bu yüzden gözleri dağlanan oğlunun emri üzerine öldürülmüştü. Kerkük, herşeye rağmen Bağdat ve Musul'u da tehdit eden, ancak 30 gün süren kuşatmadan sonra 20 Ekim'de büyük kayıplar ile geri çekilmek zorunda kalan19 İranlıların eline düştü.

Bâbıâli, bu yeni Nemrud'un savaşçılarına karşı zekice, birçok proje üreten Münnich'in ısrarcı Ruslarına karşı yaptıkları gibi, savunma planını uyguladılar. 1744 yılında yine bir Nadir Şah'ın Kars kuşatması başarısız olduğu gibi şahın ve oğlu Şahruh'un bizzat yönettikleri Revan ve Tebriz kuşatmaları da aynı şekilde başan getirmedi. 24 Ağustos'ta Kars önlerinde büyük ve nihai bir meydan muharebesi yapıldı. Aynı yıl içinde Babürlü Devleti hükümdarı Nasırüddin Mehmed Han ile irtibata geçildi: Sultan I. Mahmud, Hindistan temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Buharalı bir tüccarın getirdiği habere cevap olarak bir şu'arâ tezkiresi yazmış olan Sâlim (Mehmed) Efendi'yi gönderdi .

1745 yılında en iyi Avrupalı birlikler, eski Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa'nın emri altında Asya'ya gönderildiler. Son savaşta da oldukça önemli bir rol oynayan bu yeni serasker, İranlıları Bonneval'ın taktik kurallarına göre büyük bir meydan muharebesinde yok edebileceğine inanıyordu. Meydan muharebesi, Osmanlı kaynaklarına göre 10 Ağustos'ta Revan yönündeki Kaverd'de meydana geldi. Anadolu birliklerinin kaçışı, kısa bir süre sonra hayata veda edecek Yeğen Mehmed Paşa'nın yenilmesine neden oldu. Yerine yine eski sadrazamlardan Nişancı Hacı Ahmed Paşa geçti. Nadir Şah'ın Mezopotamya, Kars, Van ve Kürtlerin yaşadığı topraklara dair talepleri, Bâbıâli tarafından reddedildi ve yeni bir savaş yılı için hazırlıklar başladı. Nadir Şah bu arada gerek kendisinin, gerekse "Caferi" mezhebinin tanınması ve Mekke'de "beşinci bir ibadet yerinin" açılması yönündeki taleplerinden vazgeçmişti.

Nadir Şah, artık sadece Irak'ın ve Azerbaycan'ın kendisine verilmesini istiyordu ve 1746 yılı başlarında İstanbul'a gönderdiği Fethi Ali Han aracılığıyla böyle bir teklif götürdü. Bunun üzerine Mustafa Nazif Efendi, birkaç ay boyunca şahın huzurunda Kerden karargâhında şahın temsilcileri ile pazarlıklara oturdu. 4 Eylül'de Bâbıâli nihayet lehine bir banş antlaşması sağladı. Bu anlaşma ile IV. Murad zamanında İran ile yapılan anlaşma hiç istisnasız kabul ediliyordu . Nadir Şah'a ek olarak sadece tebaanın Mekke'ye haca gitme izni verildi. Birkaç ay sonra, 1747 yılının Haziran ayında, acımasız tiranlığı yüzünden cinayete kurban gitti.

Bunun üzerine çıkan kardeş kavgası, bu ikinci Timur tarafından yaratılan İran İmparatorluğu'nun sonunu getirdi.

Beşir Ağa, onaltı yıl boyunca başarı ile sürdürdüğü barışçıl politikasının bu son başarılarını göremedi. 3 Temmuz'da 96 yaşında hayata veda etti. Efendisi sultana ardında büyük bir mal varlığı ve Osmanlı İmparatorluğu'na, eserini devam ettirecek becerikli bir bilginler, bir efendiler ordusu bıraktı. Ama 1743 yılından beri sadrazamlık makamında oturan Seyyid Hasan Paşa, aralarında yetenekli Elçi Nazif Efendi de olmak üzere, hepsini görevden aldı ve rahat bırakmadı. 1744 yılından beri Ragıb Efendi, oradaki karışıklıkları çözümlemek için Mısır'da bulunuyordu . Sultan'ın hatt-ı hümâyûnu, herhangi bir devlet meselesinin kızlarağasına götürülmesini kesinlikle yasaklıyordu. Seyyid Hasan Paşa, tüm eski mudak güce sahip sadrazamların makamını sağlamlaştırdığını düşünürken, 10 Ağustos 1746 yılında Sultan I. Mahmud tarafından, "imparatorun Kardinali" Şeyhülislâm imam Pirizâde Mehmed Efendi gibi sarayda kalan kızlarağası [eskisiyle aynı ismi paylaşan Beşir'in] tavsiyesi üzerine makamından alındı . Halefi olan Tiryaki Hacı Mehmed Paşa, [Büyük] Beşir Ağa zamanında Rusya ve Avusturya'ya karşı yapılan savaşlarda gücü ellerinde tutan efendilerden biri idi28. Nimirov görüşmelerindeki temsilcilerden biri olan Mehmed Said Efendi, kethüda tayin edildi. Kısa bir süre önce İmparatorluğu'nun sınırlarının belirlenmesiyle ilgili heyete katıldıktaA sonra Paris'e elçi olarak gidip, Versailles'deki sanat eserlerini izlemişti . Daha önce yanında 1.000 kişi ile birlikte Viyana'ya elçi olarak giden30 Nimirov'daki meslektaşı Kastamonulu [Tavukçuzâde] Mustafa Efendi, reis efendi tayin edildi . 1745 yılından sonra Bâbıâli'nin batıda birbirleri ile savaşan güçlere arabuluculuk teklif etmeye ikna olduğu bir dönemde - ki bu teklifi sadece İstanbul'da sürekli temsilci bulunduran yeni bir güç olan Napoli kabul etti - Osmanlı İmparatorluğu'nun iyiliği için [Büyük] Beşir Ağa'nın planlarını sadık ve akılcı bir biçimde devam ettirmek ve devletin Avrupalılaşmasını yavaşça gerçekleştirmek için gerekli bilgin efendilerin dönemi yine devam ediyordu.

Görünmez ve çoğu zaman hastalanan Sultan I. Mahmud, sarayının iç odalarından fazla çıkmıyor ve Macar devşirme İbrahim Müteferrika'nin Fransa'dan getirttiği malzemeler ile İstanbul'da kurduğu matbaada basılan kitaplar; Mihail Rakoviça'nın kendisine hediye ettiği dürbünler; Fransa'dan Mehmed Said tarafından getirtilen orglar ; Bonneval (Humbaracı Ahmed Paşa) tarafından Avrupa stilinde eğitilen askerlerin seyri, şehirde ve denizdeki görkemli donanma şenlikleri ve sadrazam ile İshak Ağa tarafından kendine sunulan şekerlemeler36 ile vakit geçiriyordu. IV. Mehmed'in ve II. Mustafa'nın görkemli av partilerinin ve pahalı savaş seferlerinin yapıldığı devirleri çoktan geçmişti .

Vişniyakovun ölümünden sonra genç Nepluyev gelene kadar Rus elçilik görevini de yapan Alman temsilci Penkler, Fransa'nın arabuluculuğu ve garantisi olmadan, Avusturya adına Belgrad barışının bu sefer Rusya'yı da kapsayacak şekilde uzatdmasını talep ettiğinde, İstanbul'un tecrübeli diplomatları, talepleri zekice geri çevirmesini bildiler. Belgrad barışı, sadece Macaristan Kraliçesi'nin Sultan I. Mahmud tarafından derhal tanınan eşi Kayser Franz ile süresiz geçerli olmak üzere yenilendi. Bu esnada gerek siyasî, gerekse ticaret antlaşmasına Avusturya'nın yeni hükümdarının memleketi Toskana dahil edildi . Penkler, ayrıca Bâbıâli'nin Berberiler ile anlaşma yapmak üzere bir Türk elçinin Garb Ocakları'na gönderilmesini ve anlaşmanın gerçekleşmesini sağladı. Sultan'ın 1748 yılında Kayser Franz'ı selamlamak üzere Viyana'ya gelen elçisi Hatti Mustafa Efendi, büyük bir onurla karşılandı ve müzeler, saray kütüphanesi ve saray tiyatrosu gibi, ilgi duyabileceği herşey gezdirildi . Bâbıâli, barış antlaşmasından önce ve sonra Batı güçlerine karşı o kadar hoşgörülü davranıyordu ki, Erdelli Avustuıyalıların Boğdan Karpatlarından bütün bir bölgeyi işgal etmelerine bile ses çıkarmadı. 1747 yılında barışın yenilenmesini sağlayan Rusya'nın özel talebi üzerine 1751 yılında Tatar Hanı'nın iki oğlu Kabartay'dan çıkartıldı ve Rusya, İstanbul'da uzun süre boş bırakılan temsilci makamına entrikacı Aleksis Obreskov'u getirdi. Siyasi faktörlerin barışı bozma yönündeki faaliyetlerine Reis Nailî [Abdullah] Efendi: "Gök yere erişse, yer göğe erişse bile Bâbıâli barıştan vazgeçmez" diyerek karşılık verdi.

Avrupa'daki anlaşmazlıkların bir süre için kesildiği dönemde, düşmanlarını yaşlı ve tecrübeli selefi kadar iyi idare edemeyen dönemin kızlarağası [Beşir] düşmanlarına yenildi. Sadrazam Tiryaki Hacı Mehmed Paşa 1747 yılında görevden alınmış ve yerine neticede herşeyi bağlı olduğu halkı yöneten ulema tarafından da olumlu karşılanan Boynueğri Seyyid Abdullah Paşa getirilmişti . Bir yıl sonra, tüm malların satışını zorla ele geçirilen Niğdeli Kürtler, Ermeniler ve Rumlar, İstanbul'daki Kapalıçarşı'yı soymayı denediler. Soyguncular ile yapılan mücadelede aralarında Hristiyanların da bulunduğu tüccarlar, yeniçerilere yardım ettiler . Sadrazam Boynueğri Seyyid Abdullah Paşa, 1749 yılında bilginler arasında en ünlüsü olan Esad Efendi'yi makamından aldığında, ulema sadrazama karşı ayaklandı ve makamından alınmasını talep etti. 3 Ocak 1750 yılında onun yerine, Sadrazam Damad İbrahim Paşa'nın eski divitdarı Mehmed Emin Paşa getirildi50. O dönemde baş gösteren güneş tutulması ve sıkça meydana gelen yangınlar, İstanbul halkının daha da gergin olmasına neden oluyordu.

Eyalederden uzun zamandan beri kötü haberler geliyordu. Mısır'ın sürekli huzursuzluk içinde, sürekli ayaklanmalar ile çalkalanması şaşırtıcı değildi. Hediyeler sayesinde, yedi önemli makamı işgal eden aralarında "silah kardeşliği" dayanışması bulunan Memlûk Beylerinin saygısını kazanan ve birçok nüfuzlu bey tarafından desteklenen Ragıb Efendi, 1744 yılında Memlükler'in asi beylerini amansız bir şekilde takip ettiriyordu. Ama birkaç ay sonra beyler Ragıb Efendi'yi makamından indirdiler ve Bâbıâli bu değişikliği onaylayıp, Kahire'ye başka bir paşa göndermek zorunda kaldı, ama gönderilen paşa selefinin enerjisine sahip değildi. Bağdat'ta yeniçeriler güvenilir olmayan Ahmed Paşa'nın yerine, eskiden sultanın musahibi olan Kesriyeli Ahmed Paşa'nın beylerbeyi olmasını istediler- . Eski bir sadrazam olan diğer bir Ahmed Paşa'nın tayini, yeniçerileri açık isyana teşvik etti. Öfkelerini dindirmek için Sultan I. Mahmud, yeniçerilerin istediği Kesriyeli Ahmed Paşa'yı tanımak zorunda kaldı. Aynı dönemlerde birçok Arap çetesi şehrin üzerine yürüyordu. Başlarındaki Emir, her ne kadar Irak'ın iradesi için adayları olsa da, Bedevilerin bu hareketlerinin sebebi daha derinlerde yatıyordu. Araplar, Abdülvehab ile kendilerine evliya gibi tapacakları yeni birilerini bulan, İstanbul'daki kibarlaşmış Türklere karşı olan ve bunların yanlış inancının tüm izlerini yok ederek, yerine tekrar gerçek dini getirmek [Vehhabilik] isteyen bir reformist lider bulmuşlardı. Sanattan anlayan
dindar Sultan I. Mahmud, kutsal yerlere değerli hediyeler gönderirken, bu "Müslüman Calvin'in" damadı, Deriyeli Muhammed bin Suud isyan bayrağını açtı ve 1747 yılında Bağdat'a saldırdı. Anadolu'nun her köşesinde huzursuzluklar baş gösteriyordu ve sadece Ragıb Efendi ve Anadolu'nun diğer idarecileri sayesinde Sarıbeyoğlu günleri tekrar yaşanmadı.

Bu gibi huzursuzlukların ya da en azından derin bir hoşnutsuzluğun işarederinin Avrupa'da görülmesinin başka nedenleri olmalı idi. Bosna'da iki bey ayan makamı için mücadele ediyorlardı ve her iki rakibin yeniçeriler arasında taraftarları vardı. Bulgaristan'da 1751 yılında dokuz köyün sakinleri Rusçuk üzerine yürüdü . Devletin başında mümkün olduğunca uzun kalabilmek için kızlarağası ve yandaşları rüşvetin tüm türlerini kullanarak, kendilerine dost edinmeye çalıştılar. Mevcut makamlar yeterli gelmiyordu. Bu yüzden kimi efendiye, arpalık olarak bir eyaletin gelirlerinin bir kısmı veya tamamı bırakılıyordu , tıpkı eskiden nüfuzlu Rumlara geçimlerini sağlamak üzere bir metropolün bırakıldığı gibi. Böylece eyaletin gerçek yöneticileri olan valilerin ve mutasarrıfların dışında aynı eyalete vergiyi toplamak üzere bir mütesellim gönderebilen başkaları da vardı. Bu mütesellimler kimseye hesap vermiyorlardı ve davranışları için garanti vermek zorunda değildiler. Reayalara karşı acımasızdılar ve kimi zaman İstanbul'a gönderdiklerinden daha fazla para topluyorlardı.

Yeni yeniçeriler tam bir bela ve yüktü. Normal tüccarlar bile, kendi işlerinden vazgeçmeden hediyeler vererek 199 alaydan oluşan saray muhafızları defterlerine adını yazdırıyor ve birliklerin imtiyazlarını kendi çıkarlarına kullanıp, kendilerini herkese karşı savunabilecek duruma geliyorlardı60. Bu tüccarların arasında örneğin Trabzonlu buğday tüccarı olan Lazlar bulunuyordu. Kendi gemileri ile Galati ve İbrail limanlarına kadar ulaşıyor ve buradan vasal ülkelere geçip, buraya yerleşiyorlardı. Estirdikleri terör onları koruyordu.

Onlar aynı zamanda yüksek faiz karşılığında borç para veren tefeci olup, tüm bunlara rağmen görünüşte serdarların otoritesine tâbiydiler . Nüfuzlu Romen prensler, istenmeyen bu ziyaretçileri Babadağ ve Hotin Beylerbeylerine başvurarak başlarından def edebiliyorlardı, ama reayalar hiçbir şey yapamadan onları çekmek zorunda kalıyorlardı. İstanbul'un Gümrük Emini İshak Ağa aracılığıyla bazı tedbirlerin alınmasını başardılar. Buna göre, ihracata sadece İstanbul üzerinden izin verilecekti, o da sadece başkentin ihtiyaçların karşılandıktan sonra. Ancak bu yasak, örneğin Bulgarların Vidin Beylerbeyinin kethüdasını öldürdükleri ayaklanma gibi isyanlara neden oluyordu ve bu yüzden tekrar kaldırıldı.

Kızlarağası, kışlaları büyük yangından sonra tekrar kurulan yeniçerilerin talebi üzerine Sadrazam Emin Mehmed Paşa'nın yerine Bahir Mustafa Paşa'yı getirdi. Bir kadının, daha sonra kendisi de öldürülen bir çuhadar tarafından ağır hakarete maruz kalması ulemayı o kadar öfkelendirmişti ki, huzuru tekrar sağlama için Sultan I. Mahmud, kız kardeşinin tavsiyesi üzerine kızlarağasını zindana attırıp, bir süre direnmesinden sonra idam ettirdi (10 Temmuz 1752) ve başının sarayın duvarına asılmasını emretti. Ermeni banker Yakup ve idam edilen kızlarağasının diğer musahibleri de aynı akıbete uğradılar. Dönemin kızlarağasının mirasından hazineye 50 milyon akçe girdi . Devlet işlerini yönetenler artık Kethüda Mustafa Nazif Efendi ve Reis Abdi Efendi (1755 yılına kadar) idi. Yeni kızlarağası onların yanında 1755 yılına kadar önemsiz bir rol oynuyordu. Barışsever Sultan I. Mahmud, sarayların ve camilerin yapımı ve Ayasofya ile Valide Sultan Camilerinde ve Galata Sarayı'ndaki gibi kütüphanelerin kurulması ile uğraşıyordu ve bunlarla tatmin oluyordu. Sarayın kitaplan olağanüstü tedbirler altında Galata Sarayı'ndaki kütüphaneye aktarıldı ve sultan bu vakfın büyük salonunda tıpkı bir camide gibi Kur'an okuttu.

Amansız bir hastalık huzur dolu yaşamına son verdiğinde 50 yaşında idi. Cuma Namazı'na gitmek üzere yola çıkmış ve atının üzerinde etrafındaki saray memurları atının eyerini tutarak sarayın dış kapısından çıkarken , ruhunu teslim etmiş olarak saray memurlarının ellerine düştü. Aynı gün, 13 Aralık 1754 tarihinde kardeşi III. Osman tahta cülûs etti. Onun döneminde verilen hiçbir emir saygı ile karşılanmayacaktı.

Yeni sultan, ölen kardeşi ile aynı yıl içinde doğmuştu. Sinirli ve kaprisli, paragöz ve tutkulu bir adam olup, yeğenlerinden birine duyduğu ahlaksız sevgiyi kimseden saklamıyordu. En büyük zevklerinden biri, ulema gibi giyinip, yanında silahdarı ve divitdarı ile birlikte haberler almak üzere halkın arasına karışmaktı. Hristiyan elçilerin arkasından merakla gittiği görülüyordu. Hedeflerinden biri, başkentin sokaklarını daha geniş ve daha
güzel yapmaktı. Ölen kardeşinden nefret ediyor ve aldığı tüm tedbirleri eleştiriyordu. Ama eski idare sistemine dokunmadığı için, kısa süren iktidarı imparatorluğun gelişimi üzerine fazla etki yaratmadı. Tahta cülûsu sırasında Aksu Nehri ile Kiev arasında [Rusya tarafından] kurulan Yeni Sırbistan kolonisi; kaçak Romenlerin bu vergiden muaf özel imtiyazlı yeni eyalete yerleştirilmesi, özellikle de bu yeni koloniyi savunmak için kurulmaya başlanan iki kale yüzünden çıkan anlaşmazlıklar, Rusya'nın geri adım atması sayesinde ortadan kaldırıldığından , Sultan III. Osman dış politikada da önemli bir karar almak zorunda kalmamıştı. Yürüttüğü tek savaş, kardeşinin ip cambazlarına ve müzisyenlerine; meyhanelere, hayat kadınlarına ve Hristiyan tebaanın kıyafetlerine karşı yürüttüğü savaşlardı . Hekimoğlu Ali Paşa, Kütahya'dan geri çağrıldı ve efendisinin omuzlarından devlet işlerini yürütme yükünü almak üzere 1755 yılı başlarında sadrazamlığa getirildi. Vezirler, silahdarın isteği üzerine sık sık değiştiriliyorlar, ama her seferinde bilgin efendiler arasından seçiliyorlardı. Sultan III. Osman bu arada tebdil-i kıyafetle halkın arasında dolaşıyor ve idareye karşı ortaya atılan şikayetlerin, istenmeyen memurları anında değiştirmeye hazır olan kendisine karşı yapılmadığına seviniyordu . Vezir Ali Paşa'yı - ki uzun zamandır görülmeyen bir şeydi - sarayın kapı arasında boğazlattırdı .

Sultan III. Osman'ın son sadrazamı, devletin en önemli kişiliklerinden biri olan Koca Ragıb Paşa idi. Mesleği devlet yönetmek olan bu adamın tayininden birkaç ay sonra Sultan III. Osman, halk tarafından çok sevilen kuzeni Şehzâde Mehmed'in cenazesine katıldıktan sonra 30 Ekim 1757 tarihinde vefat etti . Sultan III. Ahmed'in oğlu III. Mustafa tahta cülûs etti. Sultan III. Osman devrinde Kızlarağası Abukuf Ahmed Ağa devlette olan biten herşeyden haberdardı ve sultanın ölümünden önce Koca Ragıb Paşa'yı devirebilmeyi umut ediyordu , ancak Sultan III. Mustafa, bundan böyle hiçbir kızlarağasına veya silahdara teveccüh veya güven göstermeyerek Koca Ragıb Paşa'nın tüm devlet işlerini yönetmesine izin verdi. Sultan III. Mustafa çok iyi bir eğitim almış ve bilgi açısından dönemin bilgin efendilerinden hiçbir eksiği yoktu. Yıldızlara ve kehanetlere inanıyordu ve duygu dolu şiirlerde hayatın faniliğinden ve hastalığından bir daha iyileşemeyecek olan devletin zayıflığından yakınıyordu .

1757 yılında kısa bir süre önce kurulan Prusya-Ingiltere ittifakının karşısına Fransız-Avusturya ittifatt? çıkarak, Avrupa yeni bir savaş tehlikesi ile karşı karşıya kaldığında, Avrupa'nın tüm diplomatik ilişkilerini çok iyi bilen Sadrazam Koca Ragıb Paşa, tıpkı Şilezya savaşı sırasındaki selefleri gibi, barışı koruma kararından hiçbir şekilde vazgeçmedi. 1755 yılında temsilci Hauden'i "ticarî işler müsteşarı ve özel meseleler mahremi" ünvanı ve Rexin takma ismiyle Bâbıâli'ye göndermiş olan Kral Frederik , yine aynı temsilci aracılığıyla Bâbıâli'yi Avusturya'ya karşı savaşmaya ikna etmeye çalışıyordu, ama boşuna. Elde ettiği tek sonuç, olağan ticaret şartlarını kapsayan 22 Mart 1761 tarihli anlaşma oldu . 1763 senesinin 8 Nisan'ında Koca Ragıb Paşa, (Osmanlı İmparatorluğu'na içte barış ve düzen, dışta ise itibar kazandırdıktan sonra hayata gözlerini yumdu .

Yerine getirilen yardımcısı Hamza Hamid Paşa'nın, Koca Ragıb Paşa'nın yerini tutması mümkün değildi. Altı ay sonra devletin mühürleri tekrar elinden alındı. Hamza Hamid Paşa zamanında Resmi Ahmed Efendi, Kral Frederik ile Lehistan tahtı üzerindeki hakları görüşmek üzere Berlin'e gitmişti. Ruslar, Kral III. August'un ölümünden sonra Lehistan'a akın ettiklerinde, General Branicki'nin ulağı aracılığıyla bundan haberdar olan Bâbıâli, kendi çıkarlarını tehdit eden bu barış ihlalini protesto etti. 1765 yılında yapılan açıklama, Sultan III. Mustafa'nın arzu ettiği savaşa giden yolu açtı. Gerçek bir hükümdar olarak devletin işlerini eline almıştı ve etrafında sadece sultan kızları ile evlenmiş, körü körüne itaat eden memurların bulunmasına izin veriyordu . Üç yıl sonra Osmanlı-Rus savaşı gerçekten başlayacaktı. Zafer dolu Lehistan Krallığı'na yüz yıllar süren savaşlardan ve yükselme dönemlerinden sonra zayıflık ve ihanet ile daha hızlı bir şekilde sonunu getirmek için Rusya'nın baskısı ile seçilen Kral Stanislas Poniatovski'nin elçisi Aleksandroviç'in İstanbul'da uzun bir bekleyişten sonra huzura kabul edilmesi, barışçıl bir politikanın işareti değildi. 1768 yılında nihayet Rusya'nın aslında herhangi bir meydan okuması olmadan Sultan III. Mustafa tarafından savaş ilan edildi.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1640-1774 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir