Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karlofça Barışının Sonuçları ve Rus Entrikaları

Aleksander Mavrokordato, Sultanın Misafiri olarak XII. Şarl ve Prut Savaşı

Burada 1640-1774 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Karlofça Barışının Sonuçları ve Rus Entrikaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 21:02

KARLOFÇA BARIŞININ SONUÇLARI.
RUS ENTRİKALARI.
FENERLİLERİN YENİ OSMANLI DİPLOMASİSİ.
ALEKSANDER MAVROKORDATO.
SULTANIN MİSAFİRİ OLARAK XII. ŞARL (DEMİRBAŞ ŞARL) VE PRUT SAVAŞI(1711)


Karlofça barışı gerçekten de bir ateşkes olarak görülmüş olmalı ki, gerek Bâbıâli, gerekse itilaf devletleri de anlaşmaya bu şekilde yaklaşıyorlardı. Hristiyan devletler, kazandıkları büyük zafer ve elde ettikleri ilhaklardan cesaret alarak, görünürde parçalanmaya yüz tutmuş bir imparatorluğa karşı fetih seferlerini bundan böyle de fazla kayıp vermeden devam ettirebileceklerini düşünüyorlardı. Ellerindeki araçların hâlâ bilincinde olan ve
Köprülüler tarafından yeniden canlandırılan özsaygılarında gelecekteki güzel günlerin bir garantisini gören Osmanlılar ise geçici olarak vazgeçilen eyaletleri tekrar geri kazanabilmek için uygun zamanın gelmesini bekliyorlardı. Bir taraf, romantik hayallere dalarken, diğer taraf intikam saatini hızlandırmaya çalışıyordu.

Erdel'de kısa bir süre sonra tekrar baş gösteren anlaşmazlıklar ve Katolik inancın mutlak hakimiyetini sağlamaya çalışan Cizvitlerin devletin tüm işlerine müdahalelerine rağmen Avusturya, Türkiye yönündeki sınırlarını, Banat'ı en kısa zamanda işgal ederek genişletebileceğim ve sağlamlaştırabileceğini umut ediyordu. Bir süre sonra Kuzey savaşına dahil edilecek olan Lehistan, Boğdan ve Eflak üzerinde Ortaçağdan kalan haklarını artık hiçbir yerde kabul ettiremiyordu. Venedik, yeni kazandığı Mora Eyaleti ile tatmin olmuştu.

Rusya, her an yeni bir savaşa hazırdı. Karlofça barışına ilişkin görüşmeler sırasında Rus Çarı, devletinin geleceği için çok önemli iki talebinden vazgeçmişti. Tatarların ve Bucak'taki soydaşları arasındaki bağlantının kesilmesine yol açacak olan Özi boylarındaki kaleleri büyük üzüntü içinde geri vermek zorunda kalmıştı. Kudüs'teki kutsal yerleri himayesi altına alma dileği ve "sultana ait yerlerden herhangi birinde mevcut Ortodoks inancına bağlı kutsal kiliselerin ve manastırların ve farklı uluslara ait halkların, Rumların, Sırpların Bulgarların, Slavların ve aynı inanca sahip diğerlerinin hiçbir engel ile karşılaşmadan ve gereksiz vergi vermeden, her türlü özgürlüğe ve muafiyete sahip olmaları, hatta bunlardan alınan vergilerin ebediyen
kaldırılması " talebi, Türkler tarafından kesinlikle reddedildi. Bu yüzden Rusya, Bâbıâli ile sadece iki yıllık bir ateşkes imzaladı.

Buna rağmen Rus Çarı, savaş sırasında Boğdan'da işgal edilen bölgeleri barış antlaşmasının şartlarına rağmen terk etmek istemeyen Nogay Tatarlara destek vermedi. Tatar Hanı bu yüzden Özi ve Kamaniçe beyleri ve Boğdan Prensi Antioh Kantemir'in desteği ile bunların ayaklanmalarını bastırmayı başardı . Yerleşim yerleri olan Bucak Eyaleti'nde yeniçerilerin düşman olarak kışı geçirdikleri Nogay Tatarlarının 1701 yılındaki isyanı ve müteakiben nefret ettikleri hanın kardeşinin yönetiminde olarak, İsmail'de seraskeri muhasara altına alan hakarete uğramış bu barbarların tekrar ayaklanması, Moskova'da destek görmedi ve kolayca bastırıldı. Kamaniçe'de ellerinden alınan toplan tekrar geri almak, esirleri karşılıklı olarak değiştirmek, savaş tazminatı almak ve Boğdan'daki Katolik Kilisesi'ni kendi himayelerine almak isteyen Lehler, bu karışıklıklardan yararlanmak için fırsat kolluyorlardı . Ama Leh Kralı'nın gönderdiği elçi, böbürlenmesine rağmen - yanındaki askerler 1683 yılında sipahilerin elinden alınan zırhları taşıyorlardı -konumuna yakışır bir şekilde karşılanmadı.

Öttingen Kontu'nun kayserin barış şardarını bildirmek ve bazı açıklamalar istemek üzere İstanbul'a geldiği tarihlerde - Öttingen Kontu 1700 yılında Prens Duka'nın evinde kalmıştı - Çar Petro'nun elçisi olarak Emilian Ukrainzov, Sultan II. Mustafa'dan Özi boylarındaki kalelerde Rus hakimiyetinin tanınmasını ve Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı tüm eyalederde Ortodoks inancın serbestçe icra edilmesini talep etmek üzere İstanbul'a geliyordu9. Öttingen Kontu'nun tüm karşı çabalarına rağmen, Rus elçi, 14/25 Temmuz'da çarın taleplerine uyan 30 yıllık bir barış antlaşması yapmayı başardı. "Bir atın 12 saat içinde kat ettiği yol" büyüklüğünde olarak belirlenen Azak bölgesi tahrip edilmeyecek ve Rus savaş gemileri Karadeniz'e, ticaret gemileri Akdeniz'e kadar serbestçe inebilecekti ve Moskova, tıpkı Batılı güçler gibi Babıâli'de elçiler bulundurabilecekti. Bunun karşılığında Ruslar, aralarında Taman da olmak üzere, Özi boylarındaki kalelerden vazgeçecekti.

Daha o dönemlerde, çift başlı kartalı Öttingen Kontu'nun İstanbul'a girişinde Latin haçının yanında gururla ve özgürce dalgalanan Batıdaki kayserin temsilcisi ve gücü günden güne artan ve adı, zaferleri ve Türklerin baskısı altında bulunan dindaşlarını kurtarma niyeti, ellerinde "Ortodoks aziz resimleri " ile gezgin propagandacılar, gerçek ve sahte keşişler ve tüccarlar tarafından her yere yayılan Doğudaki yeni İmparatorun temsilcisi arasında bir çeşit rekabet başlamıştı ve bu rekabet, din kisvesi altında aslında devamlı çıkarlarını barındırıyordu. Mavrokordato'nun gençliğinden dostu olan piskopos Camilli, Avusturya topraklarında bulunduğu sırada Latin inancına döndüğünü düşündüğü Mavrokordato'yu ziyaret etti. Erdel'in Romenlerini Katolik inanca çevirmeye çalışan Kardinal Kollonics, yine ikili oynayan Mavrokordato'ya Ayasofya'da Katolik âyini yönetmek hayalinden bahsetti. Öttingen Kontu, Halep ve Sakız Adası'na Katolik bir patrik tayin etmek ve Fransiskenlere kutsal Mezar Kilisesi'ni geri vermek istedi . Tüm Ortodoksların hamisi olan Rus Çarı, bu gibi eğilimlere kesinlikle izin veremezdi. Her iki taraf, Türkiye'nin tasfiyesinin ya Batıdaki İmparator ya da Doğudaki İmparator lehine sonuçlanması gerektiğine inanıyorlardı ve hiçbiri bölünmeyi kabul edemeyeceğini düşünüyordu. Tekrar geri kazanılan İstanbul'a Haçlı Seferi liderlerinin

mirasçısı olarak Alman bir kayserin mi, yoksa Büyük Konstantin'in yasal halefi olarak bir Rus Çarı'nın mı son sultanın yerine geçeceği konusu, geleceğin en önemli sorusu hâline gelecekmiş gibi görünüyordu.

Bu kavgalar, Osmanlı İmparatorluğu'nun, Türklerin mağlup ettiği ve ilhak ettiği, ama henüz yok etmediği ve şimdilik kontrol edilebilen uluslardan çok Hristiyan krallık taçları takan yabancı fatihlerin eline geçmesi gerektiği düşüncesinin hakim olduğu iki yüzyıl boyunca sürdü. Tüm diğer Avrupa ülkelerinin Türkiye'de veya Türkiye'ye karşı çıkarları, bu nihai düşünceye tâbi idi, zira Lehistan, Sobieski'nin vefatından sonra, Tatarları yardıma çağırmakla suçlanan oğlu Prens Jakob'un taht üzerindeki bahtsız adaylığından ve kararsız ve âtıl bir adam olan Saksonya Herseki August'un tahta çıkmasından sonra, tarafların sürekli kavgaları ve şahsi düşmanlıkları sebebiyle ülkeyi parçalayabilecek güçte olan devletler için iyi bir ganimet olarak görülüyordu. Fransa, İngiltere ve Hollanda'nın aslında sadece Doğu Akdeniz'de ticarî menfaatleri vardı, ama yine de yürüttükleri siyaset, 18. yüzyılda zaman zaman hükümdarların, bakanların, musahiblerin ve metreslerin kaprislerinden etkileniyordu.

Osmanlı İmparatorluğu, kendini o güne kadar sabırsızca çökmesini bekleyen komşularına karşı silah gücü, sipahilerin ve yeniçerilerin disiplini, sadrazamların askerî yetenekleri ve Osman Bey'in yarattığı devletin tahtına cülus eden kimi olağanüstü kişilik ile savunabilmişti. Zaman değişiyordu ve bir devletin gerçek gücü artık böyle faktörlere bağlı değildi: En büyük zaferleri muzaffer generaller değil, yetenekli diplomatlar kazanıyordu artık. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nda ciddi bir diplomat sıkıntısı yaşanıyordu ve Türk devlet adamları arasında en yeteneklisi olan Sadrazam Râmi Mehmed Paşa, bilgisine rağmen, sadece Batılı diplomatlar ile değil, imparatorluğun her yerinde casusları, yardımcıları ve hainleri bulunan bir Ukrainzov veya Tolstoy ile karşılaştırıldığında bile kaba bir Doğulu ve bilgisiz bir "barbar" idi.

Diplomatik entrikalar, Batıda ve Doğuda ortaya çıkan her fırsatı değerlendirerek, kurnazca yalan söyleyerek ve en bariz gerçeği bile inkâr ederek, sürekli tehdit altında bulunan bir imparatorluğun bütünlüğünü koruma görevi Rumlara kalmıştı. Onlar, Latinlerin hüküm sürme hırslarından ve dinî hoşgörüsüzlüklerinden, fazla harcamadan çok kazanmak isteyen Frenklerin cimriliğinden, Doğu Akdeniz limanlarını gitgide daha fazla hükümleri altına almaya çalışarak, eski Rum ticarethanelerini iflasa sürükleyen ticarî rekabetlerinden uzun zamandan beri bıkmışlardı. Türk düşmanlarının dinleri, kültürleri, ulusal hayadan ve gelecekleri için en iyi Hristiyan dostlarından bile daha az tehlikeli olduklarına ikna olmuşlardı. Ancak siyasî açıdan Doğu Roma İmparatorluğu'nu tekrar canlandırma ideallerinden yine de vazgeçmemişlerdi; sadece yabancı hükümdarlardan yardım dilemek yerine kiliseyi, Romen prensliklerini ve Osmanlı İmparatorluğu'nun dış siyasetini yavaş yavaş ellerine geçirerek, yeni Bizans İmparatorluğu'nu kimseye fark ettirmeden içten canlandırmaya karar vermişlerdi.

Daha Sultan IV. Mehmed zamanında Panagiotes Nikusios (ölümü 2 Ekim 1673) önemli bir rol oynuyordu. Yalnızca sadrazamın yargı yetkisine tâbi idi; haraç ödemiyordu; bir vezir gibi etrafında adamları ile geziyordu ve sultanın huzuruna istediği zaman çıkabiliyordu . Öngörü güçleri olduğu söyleniyordu ve ünlü Türk ilahiyatçı Vanî Efendi ile din ve dogma üzerine tartışmalar yapıyordu . Tüm diplomatik işler onun elinde idi ve açgözlülüğü ile Rumlara sağlamaya çalıştığı avantajları o kadar iyi gizliyordu ki, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerçek menfaatlerini savunun biri olarak kabul ediliyordu. İstanbul'da kalan Kantakuzenler ve Paleologlar hayatlarını zorluklar altında sürdürürken ve ruhban sınıfı, sürekli seyahatlerde olan Kudüs Patriği Dositheos ve yeğeni ile daha sonraki halefi Krisantos Notaras dışında her türlü itibarını kaybetmişken, Helenizm sadece Bükreş ve Yaş'daki gibi bazı çalışkan bilginler ve ünlü öğretmenler tarafından temsil ediliyordu. Genelde dönemin kültürü ve halkının düşünceleri ile hiçbir alakası olmayan zavallı keşişler dinî konularda halkı yönlendiriyorlardı .

Soyut dilbilgisi ve boş felsefeler ile çalışan kuramcılar; sadece klâsik geçmiş ve Ortodoks inanç ile ilgilenen Helenistik hitabet ustaları ve şairleri; İtalya'da eğitim gören hekimler ve Teofilos Koridaleus, Johannes Komnen, eskiden Brankoviç'in sekreteri olan Hieremias Kakavelas, Georgius Trapezintios Hipomenas gibi "felsefeciler", okulları, matbaaları, vaazlan ve yazılan ile zengin Brinkoveanu'nun onların yanında bulunmalarını sevdiği ve onlar için büyük paralar harcadığı Romen ülkelerinin şekillendirilmesinde rol oynuyorlardı. İngiltere'de, aralarında Helladius'un eleştirisel kişiliği ve halkının dinî ve ahlakî yönden ateşli bir savunucusu olarak sivrilen birçok Rum genci eğitim görüyordu. Helladius, polemik yazılarını Rus Çan'na ithaf ediyordu, ama onu Bizans İmparatorlarının öcünü alacak biri olarak görmüyordu. 40-50 kadar diğer Rum ailesi ise, gerek bankercilik faaliyetleri, gerekse Romen prenslerinin tayini sırasında 60-100 bin Riyal civarında olan önemli servetler edinmişti ve Rumlar arasında yeni bir aristokrasi oluşturmuşlardı .

Tuna boylarındaki prenslerin tayininde çoğunlukla nihai sözü söyleyen Nikusios'un Osmanlı memuru olarak hizmederi çok daha büyüktü. Halefi Aleksander Mavrokordato ise bilgi, zeka, kurnazca davranışlar ve Türkiye'de ve sınırlan dışında edindiği itibar açısından Nikusios'tan bile üstündü.

Aleksander Mavrokordato'nun babası Sakız Adası sakinlerindendi. Romen Prens Aleksandru Kokonul'un dul eşi ve iyi eğitim görmüş bir kadın olan annesi Roksandra, zengin ve itibarlı Skarlati hanedanından geliyordu. Mavrokordato'nun eşi sultana Krisoskoleos'un damarlarında, annesi Kassandra'dan dolayı, dedesi Aleksandru İliaş'ın mensup olduğu eski Boğdan prenslerinin kanı akıyordu . İlk öğretmeni İstanbul patrikhanesinin Logofeti Johann Kariofilles'ti. Yetenekli ve büyük beklentilere cevap verebilecek bu genç adam daha sonra uzun zamandır Rum asıllı gençlerin eğitim almak için gittikleri Padua'daki yüksekokula ve daha sonra da Floransa'ya gitti. Bir kavga sırasında cinayet işlediği ve bu yüzden Padua'dan ayrılmak zorunda kaldığı söylense de artık Latince ve İtalyanca'ya vâkıftı ve bir hekime gereken bilgilerin yanı sıra hümanist eğitimi de almıştı.

İstanbul'da belli bir süre Sultan IV. Mehmed zamanında kurulan "Büyük Rum Mektebindi muallimlik yaptı, İstanbul Patrikhanesinde önemli görevlerde bulundu ve kısa bir süre sonra Edime Metropolitliği'ne getirilecek kadar nüfuz kazandı . Nikusios, genç ve eğitimli soydaşından birkaç kez yararlandı, ancak Mavrokordato kısa bir süre sonra onun yerine göz dikti. Söylentilere göre bu makama gelmesini kullandığı zehir hızlandırmıştı ve böylece Eflak'ın kurnaz kapı kethüdasının ve Fransız elçisinin işlerinde kullandığı Yanaki Porfiritas'ın rakibi hâline gelmişti . "Yakışıklı, saygılı ve kibar " bir adam olan Mavrokordato, diğer rakiplerine karşı zafer kazandı ve Bâbıâli'nin baş tercümanlığına getirildi. Kara Mustafa Paşa'nın vefatından sonra baş tercümanlık görevinden alındı, ama halefi o kadar yeteneksiz çıktı ki, kısa bir süre sonra bu "sadakatsiz" Rum tekrar aynı göreve geri çağrıldı.

Ama özgürlüğünü satın almak ona pahalıya padamıştı ve zenginliğini tekrar geri kazanmak zorunda idi. Bunun en kolay yolu elçilerin hediyeleri idi, ama o böyle bir şey talep etmiyor, sadece kendisine sunulan hediyeleri "saygılı bir biçimde" kabul ediyordu. Ayrıca Avusturya nezdinde Osmanlı menfaatlerini temsil ederken, bir taraftan onurlu bir Osmanlı temsilcisini oynayarak, diğer taraftan Avusturya'dan rüşvet alabiliyor ve iyi bir Ortodoks, gizli bir Katolik ve güzel Batı'nın kitaplarına düşkün bir adam olabiliyordu. Almanlar, kendisine Friaul'de sığınma hakkı vaat ediyorlardı ve Türkler kendisine Değirmenlik, Andre (Andros) ve Mikone adalarının gelirlerini bırakıyorlardı. Şayet kızlarından birini en büyük oğlu Skarlatos ile evlendirdiği Brinkoveanu o kadar zengin olmamış olsa idi belki de Eflak Prensi olarak tahta oturabilirdi. Gerçekte kendi menfaatleri Osmanlı menfaatleri ile o kadar uyuşuyordu ki, Hristiyanlar ile dostane ilişkilerini gizli veya önemsiz mektupların tercümesine ve ifşasına kadar götürebiliyordu.

Osmanlı İmparatorluğu'nun politikasını 18. yüzyılın başlarında yürüten adam buydu. Hedefi belli idi: Güçlü Brinkoveanu ile evlilik dolayısıyla aile bağları kurmuştu kızı Roksandra'yı Grigore Gika'nın oğlu Beyzâde Matheus'a verdi. Hırsının yarattığı en büyük hedef, kendisi veya oğulları için olmasa da - oğlu Skarlatos'un ölümünden sonra Eflak Prensi ile düşman olmuştu - Romen prensliklerini en azından Boğdan ve Eflak hanedanları ile kurduğu aile bağları aracılığıyla kendi kanını taşıyanların eline geçmesini sağlamaktı. Panagiotes Nikusios, kızını Trabzonlu Asimakis Murusis ile evlendirmişti. Bu evlilikten doğan Dimitri daha sonra Mavrokordato'nun torunu ile evlendi ve onların oğlu gerçekten de daha sonra Boğdan tahtına oturdu . Mavrokordato, Romen tahtları için mücadele eden diğer rakiplerini, yani Georg Dukas'ın oğlu Konstantin'i, Kantemir'in oğulları Antioh ve Demeter'i bir şekilde gözden düşürmeyi ve ortadan kaldırmayı ya da tahta çıkmalarını bir şekilde imkânsız hâle getirmeyi düşünüyordu. Bu aileler arasında ve bu aileler ile Brinkoveanu arasında çıkan anlaşmazlıkları da kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyordu.

Rum Ortodoks Kilisesi içinde Mavrokordato sınırsız bir egemenlik sürüyordu. Sadece üst düzey ruhban sınıfı arasında himayesine aldığı üyeleri olan Brinkoveanu ara sıra engel çıkarıyordu. İstanbul Patriği veya Kudüs Patriği sadece iyi bir para karşılığında himayesi altına aldığı insanlar olabiliyordu. En ünlü Rum bilginler, onu üstadları veya destekleyicileri olarak kabul ediyorlardı. Yeni canlanmaya başlayan Rum toplumunun odak noktası parlak bir şahsiyet olarak ortaya çıkan Aleksander Mavrokordato ya da Türk çevrelerinde bilindiği adı ile İskerletzâde Aleksandre Mavrokordat idi. İstanbul'un Fener mahallesine henüz "Fenerli" lakabını üne kavuşturdukları kadar küçümseme ve nefret uyandıran zengin, hırslı ve bencil Rum aileler yerleşmemiş olsa da, Mavrokordato, yeteneği, becerileri ve Rumların çıkarları için, Rumların kurnazlığı ile yönetilmesi gereken bir Osmanlı İmparatorluğu'na olan kesin inancı sayesinde, Rumlar tarafından yönetilen bir Türkiye ve her zaman başarılı ve her yere Fener ruhunun hakim olduğu bir dönem başlattı.

Diplomasi devrinin başladığı gerek Osmanlı İmparatorluğu'nun içteki gelişiminden, gerekse sultanların ve sadrazamların gündemdeki meseleler karşısındaki tutumlarından belli oluyordu. Karlofça barışı imzalandıktan sonra Sultan II. Mustafa tüm devlet işlerinin yönetimini Amcazade Hüseyin Paşa'nın eline vermişti ve Karıştıran Köyü'nde "kaybedilen eyaletlerin acısını" dindirmeye çalışıyordu ve Edirne'de kalıp, devlet işleri ile hiç ilgilenmedi. Yorgun ve hasta Amcazade Hüseyin Paşa da devlet mühürlerini çok fazla elinde tutamayacaktı: Ruslar Voroneş, Azak ve Taganrog'u tahkim edip, Özi Nehri'nin akımını daha büyük gemilerin geçmesini sağlayacak hâle getirdiklerinde ve Don Kazaklan'nı Tatarların üzerine gönderdiklerinde, Amcazâde Hüseyin Paşa gözden düştü ve 5 Eylül 1702 tarihinde, vefatından 17 gün önce makamından affedilmesini talep etti.

Yeni Sadrazam Daltaban Mustafa Paşa daha önce uzunca bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun kuzeydoğu sınırım Lehistan'a karşı korumuş ve Fırat Nehri kenarında kesin bir zafer kazandığı ve boyun eğdirdiği Arapların tehdidi altındaki eyaletleri kararlı bir şekilde yönetmişti. Makedonya'da Manastır yakınlarındaki Petriçik doğumlu ve Slav asıllı olan Daltaban Mustafa Paşa, birçok yönden yüzyıl önce Anadolu'da Osmanlı hakimiyetini tekrar kuran gaddar komutanlara benziyordu. Sadrazam olarak geçmişinden dolayı beklentileri haklı çıkartacak kadar acımasız, gaddar ve intikamcı idi. Çoğu insan, Tatar Hanı'nın dostu ve güce dayalı eski rejimi destekleyen Şeyhülislâm Feyzullah Efendi'nin himayesinde biri olarak Batıya veya Doğuya doğru yeni bir savaş başlatacağına inanıyordu ve kendisi de Budin Beylerbeyliğini tekrar kurma niyetinden bahsediyordu.

İşte bu yüzden kendi şahsi çıkarları yüzünden şeyhülislâmın da dahil olduğu meseleleri diplomasi yoluyla çözmek taraftarı olan klik tarafından devrildi (24 Ocak 1703) ve kısa bir süre sonra idam edildi. Mavrokordato'nun temsilcisi olduğu yeni siyasetin en iyi Türk asıllı temsilcisi olarak Karlofça barış
görüşmeleri sırasında meslektaşı Râmi Mehmed Paşa sadrazamlığa getirildi41. Daltaban Mustafa Paşa her ikisini de hain olarak ölümle tehdit etmişti. Şiirler yazan ve devlet adına yazdığı mektuplar [Münşeât] birer şaheser kabul edilen bir bilgin, General Rabuten'in bir "figüran" olarak nitelediği, Eyüp Camii yakınlarında doğmuş bu iyi eğitimli, barışsever adam, dostu İskerletzâde Aleksandre'nin tavsiyelerine sıkça başvuruyordu.

Rami Mehmed Paşa'nın ve yardımcısının faaliyetlerini yıllarca sultanın tebaası arasında en iyi eğitimi görmüş bir adamın eleştirisel gözleri ile takip eden Kantemir, bu konuda şöyle yazar:

"Râmi Mehmed Paşa'nın yeteneğine ve dahiliğine ithaf edilen birçok şey gerçekte bunları akıl edecek tek kişi olan Mavrokordat'ın eseridir ". Babıâli'nin baş tercümanı artık kendini Brinkoveanu'nun İstanbul'a geri çağrılmasını talep edecek kadar güçlü hissediyordu. Brinkoveanu hayatını, özgürlüğünü ve tahtını (Haziran 1703) ancak zengin hediyeler ve vergiyi 500 kese daha artırarak satın alabildi. Mavrokordato ve Brinkoveanu'nun ortak entrikaları yüzünden Rus dostu olarak tanıttıkları Boğdan Prensi Konstantin Duka tahtını kaybetti. Onun yerine Mavrokordato'nun oğlu Nikolas getirilecekti ve Mavrokordato, Eflak'a kendisi olmasa da, damadı Matheus Gika'yı getirmeyi düşünüyordu. Kısa bir süre sonra çıkan askerî ayaklanma, Kantakuzen hanedanından bir kadınla evli olan Boyar Mihail Rakoviça Boğdan Prensliği'ne getirilmeseydi, Boğdan'a ilişkin planları muhtemelen gerçekleşecekti.

İstanbul'da "büyük kahraman" Daltaban Mustafa Paşa'nın idam edildiği duyulduğunda, başkentte özellikle tutuculukları ile tanınan ulema arasında, Hristiyan dostları ve vatan hainleri olan korkak katillere karşı büyük bir öfke baş gösterdi ve diploması kliği tarafından "yeni rotayı" Köprülülerin gelenekleri ile birleştirmek üzere 1703 yılının Haziran ayında İstanbul'da kaymakam olarak atanan, henüz daha 18 yaşındaki Köprülüzâde Abdullah Paşa çok kötü bir şekilde karşılandı. Gürcistan'a hareket edecek cebecilerin ulûfelerini ödemeyi reddettiğinde, açık isyan başladı. Yeniçeriler, öğrenciler, softalar ve esnaf 18 Temmuz 1703 tarihinde birleştiler ve klâsik bir ayaklanma yeri hâline gelen At Meydanı'nda yeni bir kaymakam, yeni bir şeyhülislâm atandığı ve Kavonoz (Torican) Ahmed Paşa'nın yeni sadrazam olduğu ilan edildi. Sultan'ın ancak 10 gün sonra gelen temsilcisi asiler tarafından kötü muamelelere maruz kaldı.

12 Ağustos'ta 15 bin kişi sancak-ı şerif altında, etrafında büyük bir ordu bulunmasına rağmen, korkarak saklanan Sultan II. Mustafa'nın bulunduğu Edirne üzerine yürüdü. Hollanda elçisinin eski Osmanlı itibarını geri getirecek adam olarak gördüğü Rami Mehmed Paşa ve Mavrokordato kesinlikle doğuştan serasker değildiler. Yeni başkent [Edirne] ve burada yapılan şölenler asilerin içini öfke ile dolduruyordu. Önce hainlerin başını istediler, hatta onları tarafsız bir mahkemeye vereceklerdi. Hasan Paşa ve Rami Mehmed Paşa'nın emrindeki ordu 20 Ağustos'ta asilerin tarafına geçti ve Rami Mehmed Paşa Varna'ya kaçarak hayatını zor kurtardı . Solak Çeşmesi karargâhındaki ordu artık sadrazamı, "o zındık kızılbaş" şeyhülislâmı [Feyzullah Efendi] ve 40 çeşit yüksek makama getirilerek kayırılan oğullanın ve Mavrokordato'yu istiyordu. Ama aralarından sadece birkaç gün önce makamından alınan şeyhülislâm diploması kliğinin günahlarının cezasını hayatı ile ödedi. Bir Yahudi'nin çektiği eşek üzerinde İstanbul sokaklarından geçirildi, daha sonra boynu vuruldu ve sergilendi. Tahkir için Ermeni Papazlarının eşlik ettiği darbelenmiş cesedi, Osmanlı İmparatorluğu'nun çıkarlarına tamamen ters bir anlaşmayı onayladığı için ceza olarak denize atıldı. Yeniçeri Ağası Çalık Ahmed sayesinde sıkı bir disiplin içinde hareket eden asiler, sadece kadınlara ve ava ilgi gösteren ve tepkisizce mahbesine gidecek olan II. Mustafa'yı oldukça sakin bir şekilde tahttan indirdiler. II. Mustafa burada 31 Aralık'ta hayata veda etti. Yerine kardeşi III. Ahmed geçti. 21 Ağustos'ta kendisini tahta oturtanlar, bunu ellerinde "oyuncak olacak" yeni bir padişah bulma umudu ile yapmışlardı.

Sultan III. Ahmed, asilerin himayesinden çabuk sıyrılmayı bildi. Zengin eyaletlere atanan asilerin başları Karakaş Ahmed ile Çalık Ahmed'i idam ve Sadrazam Kavanoz Ahmed'i azl etti. Yeniçerilerin ve cebecilerin cesetlerinden binlercesi denizde yüzüyordu. Devlet işleri birbiri ardına Nişancı Ahmed Paşa (16 Kasım'a kadar), Rum asıllı damatlardan Morali Silahdar Enişte Hasan Paşa (28 Eylül 1704 tarihine kadar), eskiden kaptan-ı derya ve Girit Paşası olan Ermeni asıllı iradesiz Kalaylıkoz Ahmed Paşa (25 Aralık 1704 tarihine kadar) , eşi III. Ahmed'in affına nail olan Baltacı Mehmed Paşa (2 Mayıs 1706 tarihine kadar) ve II. Mustafa'nın kızlarından biri ile evli olup, barış politikasının başarılı temsilcilerinden Çorlulu Ali Paşa'ya geçti (15 Haziran 1710 tarihine kadar). Çorlulu Ali Paşa 1705 yılının Temmuz ayında yine isyan çıkartan bir grupu geri püskürttü.

Daltaban Mustafa Paşa'nın niyetlendiği, ancak Avusturya'nın İspanya'daki veraset savaşı yüzünden mümkün olduğunca girmek istemediği savaş gerçekleşmedi. 1704 yılının Eylül veya Ekim ayında İzmit'te ölümüne kadar Fransızlar tarafından desteklenen Tökeli, Bâbıâliye boşuna başvurdu. Sultan'ın huzuruna belinde kılıcı ile çıkmak isteyen çılgın elçi De Ferioli , istanbul'da hiçbir nüfuza sahip değildi.

Liderleri "Kral" Rakoçi, Sirmay ve Vay 1701 yılında tutuklanan Macaristan ulusal bağımsızlık grubunun şikayederine de Edirne'de kulak asılmadı. Asilerden biri olan Bercsenyi, Rakoçi'nin de belli bir süre sığındığı Lehistan'a kaçtı. 5 Haziran 1703 tarihinde geri dönen taht varisi bir savaş beyannâmesi çıkarttı. Ama Montecuccoli, özgür köylerin Romenleri arasında taraftar bulmasına rağmen Rakoçi'yi Marmaros'tan uzaklaştırdı. Asiler kısa bir süre sonra Kesmark, Levoca ve Lewencz'i, ardından Huszt, Munkaş ve Kövar'ı ele geçirdiler. 1704 yılında Rakoçi'nin Macarları bağımsız bir güç olarak kayser ile pazarlığa oturdular ve reformistler Macaristan davasına destek verdiler. Yılın sonuna doğru Rakoçi'nin emrindeki güçleri Schafsburg'u ateşe verdiler ve Bistritz'i işgal ettiler: Rakoçi, Weissenburg'da Erdel Prensi ilan edildi. Ancatt6 Koloszvar'daki mağlubiyet (Ekim) Avusturya'ya yönelik düşmanca harekederinin yayılmasının sonunu getirecekti. Birkaç ay sonra, Kayser Leopold'un 5 Mayıs 1705 tarihindeki vefatından sonra Rakoçi Koloszvar'da kurtarıcı olarak karşılandı.

Kont Herbeville, Erdel'i yeni Kayser Josef adına geri kazandı ve Papay ile Horvath, efendileri için sultanın teveccühünü talep etmek üzere İstanbul'daki "Macar Sarayı'na" gelirken, Kont Herbeville 1706 yılında Tırnava'da asilerle görüşmelere oturdu. Taraftarları Rakoçi'yi 1707 yılında tekrar Erdel Prensi seçseler de tahta çıkartmayı başaramadılar. Kararları yeni bir Macar elçilik heyetiyle istanbul'a bildirilen Onod meclisinde Kral Josef'in resmen tahttan indirilmesi de sonuç getirmedi. 1708 yılında Rakoçi'nin davası iyice umutsuz görünüyordu ve elçisi Batthyanyi aracılığıyla yardım için tekrar Bâbıâli'ye başvurması yine boşuna idi. Bâbıâli tarafsız kaldı ve 1709 yılında gelen yeni elçiyi kabul etmek istemedi. Böylece Macaristan ulusal bağımsızlığının temsilcisi Rakoçi 1711 yılında Macaristan toprağını ebediyen terk etti ve komutanı Kont Karolyi Debrecen'de silahlarını teslim etti.

Bâbıâli, Rusya'ya da oldukça ılımlı davranıyordu. Rus Çarı, Azak, Taganrog ve Özi boyunca kaleleri tahkim ettirdiğinde, Bâbıâli savunma tedbirleri almakla yetindi. Kendi menfaatlerini tehdit altında gören Tatarlar, Moskova'ya akın edip, saldırmak isteyince, İstanbul'da savaş yanlısı Devlet Giray Han daha sakin yaşlı Hacı Selim Han ile değiştirildi, ancak bu yüzden 1702-1703 yılı kışında genel bir Tatar ayaklanması çıktı. Sınır boylarındaki Osmanlı birlikleri bu ayaklanmadan dolayı zor durumda kaldılar, zira Tatarların Osmanlı Sultanı'nı tahttan indirmeye bile niyetli oldukları söyleniyordu. 1704 yılında Bâbıâli Taman yakınlarında Yenikale'yi kurdu ve kaptan-ı derya bu amaçla Karadeniz'e açıldı.

Rus Çarı, Osmanlı elçilerine 1705 yılında savaş amacı olmadığını garanti etmesine rağmen, Osmanlı Donanması'nin her yıl buraya gelmesi gerekli görülüyordu. 1707 yılının bahar aylarında Bender savunma durumuna geçirildi. Silistre Beylerbeyi Babadağ'a karargâh kurdu ve Mehmed Paşa 4 Mayıs'ta 10 savaş gemisi ve 2 bin kişilik mürettebat ile istanbul'dan ayrıldı . Daha önce de belirtildiği gibi 1703 yılında, Moskova'dan gelen bir elçi oğullarından biri vaftiz ettiği için, Bâbıâli Konstantin Duka'yı Rus dostu olarak tahttan indirdi . Mihail Rakoviça 1709 yılında aynı sempatiler yüzünden tahtını kaybedecekti : Rus Çarı'na muhtemelen ihanete varan mektuplar göndermişti . 1707 yılında şansölye Golovkin Eflak'taki Kantakuzenler Mihail ve Thomas ile gizlice irtibata geçmişti. Ancak 1708 yılında Azak Kalesi önlerine gelen asi Don Kazakları, tıpkı Macar asiler gibi Türklerden destek ve yardım göremediler . Rus Çarı 1709 yılında Voroneş'te büyük çaplı olarak yürütülen işleri teftiş etti.

Mavrokordato, İstanbul'un çalışan kesimi ve Batı ile ticaret bağlantıları olan tüm tüccarların istediği barışı muhafaza etme görevine, gerek Osmanlı İmparatorluğu'nun çıkarı, gerekse kendi halkının avantajı ve kendi yararı için gücünü ve dikkatini veriyordu. 1701 yılında, Brinkoveanu'nun temsilcilerinden birinin oğlu olup, kendisi ile de akrabalık bağları bulunan Levanten Leopold Mamukka della Torre'yi Avusturya elçiliğine
getirmeyi başardı. Brinkoveanu'nun yeğeni olup, 1703-1704 yılları arasında Eflak temsilciliğini yapan ve Brinkoveanu'ya daha sonra ihanet edip, büyük bir tehlikeye atan Thomas Kantakuzen gibi Eflak temsilcileri ile de dostluk kurmuştu. Oğlu Nikolas ile birlikte 1703 yılında ihanetle itham edildiklerinde, Mavrokordato her ikisinin de hayatını 200 kese altın ile satın aldı. Tasarruf tedbirleri uygulandığından, 1706 yılında maaşını almadı . Neticede Mavrokordato bazı Alman temsilcilerinin şüphelerine rağmen , 1709 yılındaki vefatına kadar barışın garantörü olarak kaldı ve bilgin olduğu kadar barışsever olan felsefeci ve ahlakçı oğlu Nikolas, yerine geçerek barış politikasını devam ettirdi.

O dönemlerde Poltava Muharebesinde yaşanan bahtsız mağlubiyet, birkaç yıl içinde olağandışı enerjisini yaymak ve Moskova'daki gücü Baltık Denizi'nden uzaklaştırmaktan başka bir amaç gütmeden, Baltık'taki savaşı Ukrayna bozkırlarına kadar taşımış olan büyük İsveç kahramanı XIII. Şarl'ın (Demirbaş Şarl) talihini aniden tersine döndürdü.

İsveç Kralı'mn, Çar I. Petro'nun Avrupa tarzında modernleştirilmiş olmakla beraber gelişmesi henüz yavaş ilerleyen ordusuna karşı elde ettiği ani başarıları, İstanbul'un diplomatik çevrelerinin gündemini daha 1707 yılında meşgul etmeye başlamıştı . Osmanlı tarihçilerinden birinin, Özi Paşası'nın Demirbaş Şarl'ı Lehistan'daki zaferlerinden ve ülkeden kovulan Kral August yerine Stanislas Leşcinski'yi getirmiş olduğundan dolayı tebrik ettiği ve Demirbaş Şarl'ın bunun karşılığında, aynı dönemde hamisi olarak Babıâli'ye Oran'ın ele geçirildiğini bildiren Berberilere karşı ticaret güvencesi ve Ruslara karşı yardım istediğine dair yapmış olduğu kaydın, gerçekte ne kadar doğru olduğu tartışılır . Neticede Bâbıâli Lehistan'daki tüm dengeleri alt üst edecek bir savaşa tarafsız kalamazdı. İsveçliler, Rus Çarı'nın ezelî düşmanı olan Tatar Hanı ile çok iyi ilişkiler içinde idi . Gerçekte ise III. Ahmed daha 1704 yılında yeni Kral Stanislas'ın İsveç'li fatihin teşvikiyle Lehistan'da yaptığı herşeyden anında haberdar olmak için gerekli tedbirleri almıştı. Aslen Leh olan Bender Beylerbeyi Yusuf Paşa, Turla Nehri'nin ötesinde meydana gelen herşey hakkında anında rapor verme emrini almıştı . 1708 yılında Demirbaş Şarl ve Lehistan Kralı Tatarlardan yardım istediklerinde, yardım toaolepleri reddedildi ve elçilerine Tatar Hanı'nın sarayına gitmek üzere Bender'i terk etme izni bile verilmedi .

8 Temmuz 1709 tarihinde, Rus Çarı'nın yeni pahalı filosunun bulunduğu Azak'ı ateşe verebileceği umudunu canlandıran Demirbaş Şarl, Kazak müttefiki Hatman Mazeppa'nın tüm gücü dağıtıldıktan ve kaleleri tahrip edildikten sonra, herşeyi belirleyen Poltava Muharebesi'ni kaybetti . İki saatte "İsveçlilerin korku saçan gücü" tamamen yenilmişti. Rus süvarileri İsveçlileri tam üç saat boyunca takip ettiler. İsveç Kralı Özi Nehri'ne doğru, ordusunun aralarında Boğdanlı gönüllülerin de bulunduğu bir kısmının da yöneldiği Osmanlı sınırına kaçtı. Aksu Nehri'nden geçişleri için Kazak ve Türk balıkçılara yüksek meblağlar ödemek zorunda kaldılar. Diğer Kazaklar ve çarın Boğdanlı paralı askerleri yakınlara kadar gelip, birçok İsveçliyi esir aldılar.

Ozi Paşası, kayıklarını kullanmalarına izin vermek istememesine rağmen , Ozi Nehri'ne geldiğinde başarıları ve olağanüstü cesareti Türkler tarafından uzun bir süredir övgü ile takdir edilen "Aslan" Demirbaş Şarl'a Osmanlılara ait Ozi Kalesi'nin kapıları açıldı . Sultan'ın misafiri olarak burada nihayet güvende idi .

Yanında en fazla 1.000 kadar asker kalmıştı . Bunların arasında bulunan Boğdanlılar ve Kazaklar onu terk etmek istemezken, aynı kökenli diğer maceraperestler Kırım'a sığındılar.

Bugünkü Bukovina'nın sınır nehri olan Ceremuş Irmağı'mn Kral August'un İsveç himayesindeki Stanislas Leşcinski'yi derhal kovduğu Lehistan'a doğru kısmından Turla Nehri'nin aşağı kısımlarındaki Yagorlik'e kadar, Demirbaş Şarl'ın kendi topraklarına giden yolları kapatmak üzere, aralarında Chigheciu ve Konstantin Turkulet komutasında tecrübeli Romen adılann da bulunduğu Rus birlikleri bekliyordu. "Tüm geçitlerde birlikler ve bir birlikle diğeri arasında gözcüler vardı", diyor Boğdanlı Boyarlardan biri hadiselerin tanığı olarak. Boğdan'ın kuzeyindeki Çernauti'de (bugünkü Czernovitz), Gillenbrock yönetiminde bir kısım İsveçli ve Kazak - sözde yola çıkmaya hazır olan Demirbaş Şarl'ın öncü birlikleri - Kropotov'un emrindeki Rus birliklerinin saldırısına uğradı ve yok edildi. Boğdan Prensi Mihail Rakoviça, Ortodoksların yeni "çarının" eski bir mahmisi olarak Rusları memleketine çağırmış ve îsveç Kralı'nı, Yaş'a sığınması ve böylece uzun zamandır fakirleşen ülkeye yeni bir yük getirmesi hâlinde teslim etmeyi vaat etmişti. Sonuçta Rakoviça, çarın Boğdan'a akın eden askerlerini tekrar çıkartmak için büyük çaba göstermek zorunda kaldı .

Rakoviça'ya karşı düşmanca bir tutum içinde olan Eflaklı komşusu Brinkoveanu'nun verdiği bilgilere dayanarak gönderilen kapıcıbaşı Bender'den gelen birlikler ile Rakoviça'yı 25 Ekim'de Yaş'da tutuklattığında, Rakoviça Rus dostlarının yanına kaçmaya niyetleniyordu. Kuzey cephesinin yeni Seraskeri Yusuf Paşa'nın yönetimde olduğu Bender'de bulunan İsveçliler, sultana ihanet eden hain düşmanlarının zincirlere vurularak İstanbul'a gönderilişini seyrettiler. III. Ahmed'in, Rakoviça'yı İsveç Kralı'na hediye ettiği, ancak kralın onu kabul etmek istemediği söyleniyordu. Sınır ihlalinden emin olmak için Çernanti'ye bir Ağa gönderildi ve Boğdan'daki Rus harekederini izleyecek güvenilir bir adam bulundurmak üzere, Boğdanlı atalarını, 15. yüzyılda Boğdan tahtına oturan Aleksandru'ya kadar dayandıran ve o sıralarda ölüm döşeğinde yatan Aleksandre Mavrokordat'ın oğlu olan Nikolas, beklenmedik kral misafiri barındırmak ve korumak üzere Boğdan tahtına getirildi . 22 Aralık 1707 yılında atanan Devlet Giray Han, elinden çok önemli kaleleri alan ve Tatar varlığının hayati bir temelini oluşturan akınları imkânsız hâle getiren Ruslardan öcünü almaktan başka bir şey düşünmüyordu ve bu yüzden Yaş'dan hedeflerine ulaşmak için haberler alabilmek üzere Nikolas'ın Boğdan Prensliği'ne tayinini kabul ettirmiş ve Temmuz ayında Demirbaş Şarl ile irtibata geçmişti.

Rus Çarı Petro'ya karşı henüz savaş açılmamıştı, ama Rusların yeni saldırılarına elde silah karşılık vermek üzere gerekli tüm tedbirler alınmıştı.

Demirbaş Şarl, 13 Temmuz'da Özi'ye geldikten hemen sonra İstanbul'a giden temsilcisi Martin Neigebaur aracılığıyla Tatar Hanı ve Leşcinski ile bir ittifak, yani resmen savaş talep etmişti ve Bâbıâli'nin eski rakibi Kral August'un tekrar Lehistan tahtına oturması bahane olarak kullanılabilirdi. Neigebaur, Kasım ayında Fransız elçisiyle birlikte Bâbıâli ve Rusya arasında bir anlaşmazlık çıkartmak için uğraşıyordu . isveç Kralı tarafından temsilci unvanını aldıktan sonra sultanın huzuruna kabul edildi ve dönüşte Demirbaş Şarl'a sultanın dostluk vaatleri ile dolu bir mektubunu teslim etti. Bâbıâli, tüm bunların sadece İsveç ile bir ticaret antlaşması ahti için yapılıyormuş gibi bir görüntü sergiliyordu ve İstanbul'da daha fazla görüşmelerin yapılmasını önlemek üzere Bender Paşası'nı müzakereye yetkili kıldı. Demirbaş Şarl'a 10 bin altının yanı sıra, birkaç at ve bir hançer hediye edildi. Çar I. Petro aynı dönemde Hatman Mazeppa'nın ve imkânsız da olsa isveç Kralı'mn teslim edilmesini talep ediyordu . 1710 yılının aylarında herşeye rağmen Kral August'un temsilcisi olarak Starost Bonkovski Bâbıâli'ye geldi . Neigebaur bu arada Haziran ayında sultanın topraklarında ve daha sonra 1709 yılının sonbaharında Cernauti'de Ruslar tarafından esir alınan İsveçlilerin geri verilmesini sağlamak için Osmanlıların arabuluculuk yapmasını istiyordu.

Savaş hazinesine oldukça büyük meblağlar kazandırmış olan Çorlulu Ali Paşa, güvenilir haberler ve tavsiyeler almak üzere, Tatar Hanı'nı İstanbul'a çağırdı. Tatar Hanı Kasım ayında İstanbul'a gelirken, oğlu İsveç Kralı'nı ziyaret etti ve önce Turla kenarında Dubasari'ye, daha sonra Kasım ayında Çehrin'e karargâh kurdu. Çabaları sayesinde İsveç Kralı, Kasım ayında General Poniatovski tarafından kendisine getirilen yeterli miktarda savaş malzemesine sahip oldu . O güne kadar çoğu insan misafirlerin Lehistan üzerinden ülkelerine geri döneceklerine inanırken , isveç Kralı için şimdi Bender'de binalar yapılıyordu ve Kazaklar yeraltında evler kurdular .

Bahar geldiğinde, Kuzey Macaristan'da Rakoçi'yi destekleyen Palatin Josef Potocki Kiev'den Bender'e geldi. Macarların karargâhında uzun bir süre geçirmiş olan Fransa'nın yeni temsilcisi Desalleurs, İstanbul'a giderken Kral XIV. Louis'nin dostu olan İsveç Kralı'nı Bender'deki mütevazı karargâhında ziyaret etti110. Karargahı kale surlarının hemen altında idi. Demirbaş Şarl, ancak 1711 yılının Temmuz ayında Tuna Nehri'nin taşmasından kaynaklanan selden sonra buradan ayrılarak, dosdarı ve memurları için evlerin yapıldığı Varnita Köyü'ne taşındı.

1709 yılının Aralık ayında Bâbıâli silahdarın ve musahibin çabaları ve hanın arabuluculuğu ile Rusya ile bir anlaşma yapmıştı, ancak Azak'ı geri almadı . Elçi Tolstoy'un sadrazama gönderdiği büyük meblağlar, sadrazamı kazanmasına sebep olmuştu . III. Ahmed, 14 Ocak 1710 tarihinde Karlofça barışının 30 yıl daha uzatılmasını onayladı. Boğdan'a gönderilen birlikler daha ileri gitmediler. Ama bu birliklerin yanında bulunan birkaç İsveçli esir Neigebaur'un evine sığındıklarından sadrazam bu esirleri "görmek" üzere kendisine gönderilmesini talep etti. islâm dinine geçtiler ve Müslümanlığa geçmeyen her esir Ruslara teslim edildi . Demirbaş Şarl bunun üzerine sultanın hediyelerini derhal geri gönderdi ve sultana camide teslim edilen bir mektup ile İsveç Kralı'nın temsilci Thomas Funk aracılığıyla istediği 400 bin akçelik borcu da vermemiş olan Çorlulu Ali Paşa'nın azledilmesini talep etti. Potocki'nin İstanbul'a gelişinden birkaç gün önce, 15 Haziran'da Çorlulu Ali Paşa'nın yerine Köprülüzâde Damad Numan Paşa sadrazamlığa getirildi. İsveç Kralı, bu sadrazamın daha güvenilir olduğundan emindi.

21 Haziran'da olağanüstü İsveç elçisi Poniatovski, İsveç Kralı'nın istediği parayı derhal Bender'e gönderen ve Lehistan üzerinden İsveç'e dönüşü için ayrıca 40 bin asker göndermeyi vaat eden Köprülüzâde Damad Numan Paşa tarafından huzura kabul edildi. Potocki ile yaptığı görüşmeler sırasında ona da umut verdi ve 800 kese ile birlikte Bender'e gönderdi . İsveç Kralı'nın geri dönmesini engellediği takdirde Rus Çarı'na savaş ilan edilecekti. Rus elçi Tolstoy'a 24 Haziran'da efendisinin cevabını getirmek için 40 gün süre tanındı . Numan Paşa güçlü çara karşı tehlikeli bir savaşı yürütecek bir adam değildi. Köprülü Mehmed Paşa onu ve kardeşlerini daha çok bilimsel konularda eğitmişti. Numan Paşa aziz ve makbul bir ilahiyatçı , bilgin bir efendi ve Osmanlı'nın din hayatında yeni bir kültürel oluşumu temsil eden ve bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nda meydana gelen büyük değişiklikleri anlayabilmek için tarihçiler tarafından özellikle incelemesi gereken, barışsever okurların, düşünürlerin ve yazarların bir temsilcisi idi. İsveçlilerin kuzeydeki zafer haberlerine ve Babıâli'nin izni ile Haziran ayında Demirbaş Şarl'ın huzuruna çıkan Tatar Hanı'nin Don Nehri üzerinde ve Taganrog'daki tersanede Rus Çarı'nın yaptığı hazırlıklar hakkında verdiği bilgilere rağmen, kısa bir süre önce imzalanan barışın muhafaza edilmesi için görüş bildirdiğinden ve hukukçu olarak vergilerin "yasal olmayan bir biçimde" savaş amacı ile artırılmasına karşı çıktığından 17/18 Ağustos'ta görevden alındı ve Eğriboz'a sürgün edildi. Yerine daha önce de yeteneksizliğini, ama aynı zamanda müteşebbis ve savaşa meyilli olduğunu göstermiş Baltacı Mehmed Paşa getirildi.

Lehistan Kralı August'un temsilcileri Golz ve Spiegel'in, onların ardından da Masovya Palatini'nin barışı güvence altına alma çabaları , tıpkı Tolstoy'un Kral Stanislas Leşcinski'nin temsilcilerini zehirleme teşebbüsü ve Desaullers'un desteği ile Poniatovski aracılığıyla isveç Kralı'na barış teklif etme çabaları gibi başarısız oldu . Baltacı Mehmed Paşa 27 Eylül'de istanbul'a geldi, isveç meselesi hakkında yapılan görüşmelere Tatar Hanı da katıldı .18 Kasım'da büyük bir Divân toplantısı yapıldı ve şeyhülislâm savaştan yana oy kullandı. Bâbıâli'nin gerekli parayı borç olarak vereceği İsveç Kralı, elinde silahı ile Stanislas'ın eski konumuna getirileceği Lehistan'dan geçirilerek "topraklarına" geri götürülecekti. Potocki bu haberi Bender'e götürürken, Bender'in yöneticisi İsmail Paşa'ya bu yönde bir emir gönderildi. 1 Aralık'ta evinde 550 bin skudi bulunan Rus elçisi kendisini uzun süredir bekleyen Yedikule zindanlarına gönderildi. Şeyhülislâm tarafından onaylanan savaş ilanında Rus Çarı, Kırım sınırında Taganrog ve başka kaleleri kurmak; Ukrayna'yı ve Kamaniçe, Hotin ve Raşkov kalelerini işgal etmek; Boğdan'a Rus akıncıları göndermek, bunların Kırım'a saldırması ve Lehistan'da asker bulundurmakla suçlandı . Potocki'den sonra 10 Aralık'ta Devlet Giray Han da İsveç Kralı'nın baharda yapılacak seferi için isteklerini öğrenmek üzere Bender'e geldi. Yazışmalan sağlamak üzere bir Tatar Beyi Demirbaş Şarl'ın yanında kaldı. İsveçliler, hadiselerin bu şekilde değişmesine o kadar seviniyorlardı ki, Demirbaş Şarl'ın bu ülkede tıpkı kendi ülkesinde olduğu gibi hüküm sürdüğü kanısına
vardılar.

Tatarların görevi, Kırım'dan yola çıkarak eski Moskova topraklarına ve Ukrayna'ya saldırmak, ama kış aylarında yapacak tüm akınlarda İsveç Kralı'nın taraftarlarını, Lehleri ve yeni Hatman Orlik'in Kazaklarıılî esirgemekti. Kazaklarla Tatarlar arasında tıpkı eskiden "koca Hmielnitski" zamanında olduğu gibi resmî bir anlaşma yapıldı: Han'ı destekleme yükümlülüğü karşılığında Orlik'in savaşçıları istedikleri gibi hareket edebileceklerdi. Orlik, İstanbul Patriği'ne gönderdiği bir elçi heyetiyle Osmanlı hakimiyeti altında yaşayan Hristiyanların Ortodoks topluluğuna dahil oldu ve bu yüzden Moskova Patrikliğine tâbi olmak istemedi. Potocki, derhal sınırı geçti ve çarın topraklarına saldırdı. Demirbaş Şarl'ın temsilcisi ve tercümanı olan Lagerberg, Albay Zülich ve birkaç Leh - Kral kendisiyle sadece birkaç mil gelecekti - nihayet intikam saatinin geldiğine inanan Tatar Ham'nın ortanca oğlunun emrindeki Nogay Tatarlarına ve Hatman Orlik'in birliklerine eşlik ediyorlardı. Çarkov'u harap ettiler, Bialoçirkov'u başarısız da olsa kuşatma altına aldılar ve Yenikale (Samara)'yi ateşe verdiler. Han'ın ve Nureddin'in birlikleri bizzat yönettikleri Turla ve Don nehirleri boyunca Tatar ve Çerkeş birlikleri Rus topraklarında ilerliyorlardı.

Boğdan'da Rum çelebi ve bilgin Nikolas Mavrokordato tıpkı İstanbul'daki Numan Paşa gibi, Baltacı Mehmed Paşa ile birlikte canlanan savaş ruhunun karşı olduğu barış politikasının temsilcisi idi. Eski Boğdan prenslerinin oğlu ve kardeşi Dimitri Kantemir, o dönemlerde Batı'nın ve Doğu'nun en saygın bilginleri arasında sayılmasına rağmen, 1710 yılının Kasım ayında nihayet mirasına sahip olabildiyse bu, her iki Kantemirzâde'ye özel bir meyli olan hanın sayesinde idi. Kantemir'in görevi, Venedik ve Viyana'ya paralar ve Moskova'ya mektuplar gönderen hain Brinkoveanu'yu azletmek, tutuklamak ve İstanbul'a göndermekti.

Karşılığında vergi ödemek ve hediyeler göndermek zorunda kalmadan , ömür boyu her iki Romen ülkesinin prensi olacaktı. Bender'in yeni beylerbeyi Kara Mehmed Paşa, savaşın ne zaman başlatılacağını belirleyecekti. İsveçlilerin güvenmedikleri Yusuf Paşa, daha 1710 yılının Kasım ayında Trabzon'a gönderildi.

Çar'ın, İstanbul'daki savaş taraftarlarını bertaraf etme teşebbüsleri başarısız kaldı. İsveç Kralı'nın 3-5 bin arası askerle Lehistan'dan geçişini teklif etmek için üç kez mektup gönderdi, ama boşıırm140 Daha 1709 yılının Ağustos ayında Demirbaş Şarl'ın Belgrad'tan itibaren Avusturya eyaletlerinden geçmesine izin veren ve 1710 yılının bahar aylarında Osmanlı elçisi Seyfullah Efendi'yi huzuruna kabul edip, Avusturya'nın arabuluculuk yapmasını teklif eden Alman Kayser'in çabaları da hiçbir sonuç getirmedi. Son Haçlı Seferi'nde Türklere karşı oynadıkları rolü tekrar geri kazanmak isteyen İngiltere ve Hollanda'nın ve Rakoçi'nin arabuluculukları da hiçbir işe yaramadı. İngiltere, Demirbaş Şarl'ı dizginlemek için Sekreter Jeffereys'i boşuna Bender'e gönderdi ve Rusların, bunun için görevinden alınan reis efendi tarafından gizlice desteklenmesi de hiçbir yarar getirmedi. Han fazla güçlü idi ve İsveç Kralı boyun eğmiyordu. Her ikisi de bu kadar zeka ve ısrarla hazırladıkları savaştan vazgeçmiyorlardı. Kara ordusu 22 Mart 1711 tarihinde kaymakam olarak Çelebi Mehmed Paşa'nın geride kaldığı İstanbul'u terk ettiler. Osmanlı Donanması kısa bir süre önce Azak, Taganrog ve Çar Petro'nun diğer kalelerini bu amaçla yanlarına verilen İsveçli General Koll'un talimatlarına göre yok etmek üzere Karadeniz'e açılmıştı. Demirbaş Şarl, bizzat Rusya'ya akın etmek için 30 bin Arnavut asker istedi, ama bu isteği tabii ki yerine getirilmedi.

Tüm birlikler 23 Nisan'da (Rumî takvime göre) Bender'de toplanacak ve Romen prensleri bu tarihte kendi birliklerini toplamış, erzaklan hazırlamış ve Tuna Nehri ile Turla Nehri üzerine köprüler inşa etmiş olacaktı. Ancak Sadrazam Baltacı Mehmed Paşa, muhtemelen birbirlerine karşı düşmanca davransalar da her ikisi de belirli şardar altında Rusların tarafına geçmeyi planlayan Kantemir ve Brinkoveanu'dan gelen yanlış haberler üzerine yola çıkışını bilerek geciktirdi. Baltacı Mehmed Paşa ancak 12 veya 14 Mayıs'ta beylerbeyleri ve sekiz paşa ile birlikte İstanbul'dan ayrıldı . Böylece Rus Çarı, ordusunu bir araya getirmek ve Romenler ile ilişkilerini güçlendirmek için yeterince vakit buldu.

Sadrazamın karargâhı ancak 19 Haziran'da İsakçı'ya kuruldu148. Burada Kantemir'in "4-5 bin Rus'un saldırısına uğrayarak eşi, çocukları" - ki hiç çocuğu yoktu - "ve yanındaki tüm adamları ile birlikte Ruslara savaş esiri olarak teslim olduğu" haberini aldı. Daha o zamanlar ihanet şüpheleri ortaya atıldı. Gerçekte ise Stefan Luka Rus Çarı ile Boğdan sınırlarının Türklerin işgali altında olan bölgeler ile genişletilmesini ve Kantemir hanedanının mutlak hakimiyetini kabul eden kesin anlaşmayı yapmıştı ve Prens Dimitri Kantemir, Cernauti'di İsveçlilere ve Kazaklara yapılan saldırıyı yöneten Kropotov'u gizlice yanma getirtmişti (14 Haziran). Kropotov'un emrindeki 3 bin süvarinin yanına, Rus hazinesinden hiç tereddüt etmeden 30 bin skudi ödediği 5 bin kişilik Romen birlikleri verildi. Aynı zamanda Livland'dan iyi eğitim görmüş, Viyari ve İtalya'yı gezmiş ve Malta'da Türklere ve Tatarlara karşı savaşmış bir Boyar olan Boris Şeremetev buraya gelerek, Sultan IV. Mehmed'in 1672 yılında muharebeye girdiği Tutora'da karargâh kurdu. 10 Haziran'da Raşkov'da Turla Nehri'ni geçti ve 17 Haziran'da Kantemir onu Tutora'da ziyaret etti.

Baltacı Mehmed Paşa, emrindeki 25 bin yeniçeri ile İsakçı'da hiç hareketsiz bekliyordu. Mayıs ayının ortalarında, daha sonra kolayca Erdel'e kaçabileceği Urlati'nin korunaklı vadisinde altı hafta boyunca saklanmak üzere "Bender'e doğru hareket eden" Brinkoveanu, Osmanlı'nın yardım taleplerini ve Osmanlı ordusu için topladığı erzakların varışım sürekli geciktinneyi başardı. Kantemir'i Türklerin gözünden düşürmek isteyen Rus Çarı, Soroka üzerinden Boğdan'a kolayca girdi. Bir Cumartesi'ye denk gelen 4 Temmuz'da Kantemir'in misafiri oldu ve Rusya tarafından himaye altına alınacak ülkesinde hanedanının muhafaza edileceğini, Boyarlara ve ruhban sınıfına imtiyazlar tanınacağını, para yardımı yapılacağını ve Türklerin
seleflerinin elinden aldıkları bölgeleri tekrar geri alacağına dair vaatlerde bulundu . 8 Temmuz'da Yaş'da Poltava zaferinin ikinci yıldönümü büyük şölenler ile kutlandı: Aynı gün Rus Çarı hem Eflak Prensi'nin kuzeni Thomas Kantakuzen'i, hem de Rum Georg Kastriota'yı kabul etti. Thomas Kantakuzen, kendisi ile birlikte kaçan Eflaklılar adına konuşuyordu. Kısa bir süre sonra da 10-12 bin askeri ile Rus General Rönne'ye Türklere ait İbrail'i işgal etmeye yardım etti. Kastriota aksine Eflak Prensi adına barış tekliflerinde bulunmuştu.

Ruslar, Boğdan'ın başkentinde tipik Moskova stiline göre yaşıyorlardı: En güzel kiliseler ziyaret ediliyor; içki ziyafederi veriliyor; Boğdanlılann o güne kadar hiç tatmadıkları şampanyanın etkisi altında kardeşliğe içiliyordu; genç ve ince bedenli Kantemir, dev gibi Rus Çarı tarafından kucaklanıyor; aşırı derecede para harcanıyordu ve sınırsız anarşi hüküm sürüyordu.

Bir Leh'in anlattıklarına göre:

"Çar, Boğdanlılara tebaası gibi davranıyor ve prense diğerlerinden fazla saygı gösterilmiyordu".

Rus Çarı, Thomas Kantakuzen'in Tuna Nehri'ne kadar ilerleyebileceklerine ve tereddüt eden sadrazamın nehri geçişini engelleyebileceklerine dair verdiği umudara istinaden Yaş'dan 30 bin piyade ve 6 bin süvari ile ayrıldı. Bu amaçla General Rönne'nin de daha önce bahsedildiği gibi İbrail üzerine yürümesi gerekiyordu, İbrail'in ele geçirildiği haberini Rus Çan ancak barış antlaşması imzalandıktan sonra aldı. Rus ordusu Prut Nehri kenarında bir piskoposluğun merkezi olan Huşi'nin Stanileşti Kasabası yakınlarındaki Movila Rabii tepesinin eteklerinde, Demirbaş Şarl'ın sadrazamın karargâhına gelmeyi reddetmesinden sonra derhal Ruslar üzerine yürümeye karar veren sadrazamın ordusu ile karşı karşıya geldi.

Önce öncü birliklerinin komutanı Saksonya asıllı General Yanus (18 Temmuz) Falcı Kasabası'nda Tatarlara ve iki paşa yönetimindeki Türklere rastladı. Derhal geri çekildi ve sipahilerin ilk taarruzuna direnmek zorunda kalan Kantemir'in birliklerine katıldı . Ana ordu, karargâhını daha uygun bir yere kurdu ve Batılı savaş stiline uygun olarak tahkim etti. Türk ve Tatar atlılar karargâhın etrafında iki gün boyunca boşuna dolaştılar (21 ve 22 Temmuz); Prut Nehri'nin diğer kıyısına da top kurdurtan sadrazamın 470 topu dayanıklı ve iyi korunmuş düşmanlarını boşuna top ateşini tutuyorlardı.

Yeniçerilerin yedi taarruzu da geri püskürtüldü ve sabırsız askerler huzursuz olmaya başladılar. 30-50 top tarafından savunulan ve yavaş yavaş geri çekilen Rus karargâhında erzak eksikliği baş göstermeye başlamıştı ve açlık içindeki ordu hizmet etmeyi reddedebilirdi. General VVeidemann'ın teklif ettiği ve daha sonra yönettiği bir taarruz, generalin hayatını kaybetmesi ile sonuçlandı. Bu yüzden Rus Çarı nihayet barış teklif etmek zorunda kaldı . Sultan III. Ahmed'e 32 gün içinde Azak ve komşu kaleler teslim edilecekti. Çar aynca Taganrog, Kamenka ve Yenikale (Şamara) kalelerini yıktırmayı taahhüt etti. Kazaklar serbest bırakıldı ve İsveç Kralı, Kral August'a bırakılacak olan Lehistan'dan serbestçe geçip, ülkesine geri dönebilecekti. İstanbul'da hiçbir zaman daimi bir Rus elçi bulunmayacaktı ve Rus tüccarlar sadece karayolunu kullanabileceklerdi. "Tanrının inayetiyle" Boğdan Prensi Dimitri Kantemir'in yeni efendisinin topraklarına sığınmasına izin verildi ve Nikolas'ın Boğdan tahtına oturtulan kardeşi Ioan Mavrokordato o dönemde henüz İstanbul'da olduğundan Kantemir'in bahtsız ülkesi, sadrazamın çıkarttığı bir emir üzerine tüm Boğdanlı asileri esir alp yanlarında götürmelerine izin verilen Tatarların intikamına maruz kaldı.

İsveç Kralı, bu barışı engellemek ya da en azından kendi çıkarlarını korumak üzere derhal sadrazamın karargâhına gelmişti. Burada kendisine banş andaşmasının imzalandığı - Rus şansölyesi Şafirov ve Şeremetev'in oğlu Mihail rehine olarak Türklerin denetimi altında idi - ve yasalara göre bu barış antlaşmasının ihlal edilemeyeceği bildirildi. Savaşı tek başına başlatabilmek için Demirbaş Şarl'ın emrine bir Osmanlı kolordusu verilmesi de bu yüzden mümkün değildi. Demirbaş Şarl, sadrazamın kendi davası için arabuluculuk yapma teklifini geri çevirdi ve temsilcisi Funk'un İstanbul'da Rus Çarı ile yapacağı barışı bizzat görüşebileceği cevabını verdi . isveç Kralı, tüm umudan yıkıldıktan ve uzun zamandır planlanan ve büyük zorluklardan sonra nihayet sonuca yaklaşan planının battığını gördükten sonra öfkeli bir biçimde Bender'deki karargâhına geri döndü .

Bâbıâli'ye derhal şikayette bulundu ve hain olarak hareket etmiş sadrazamın cezalandınlmasını istedi . Bu konuda haksızdı, zira Baltacı Mehmed Paşa birinci sınıf bir komutan olmadığından ve emrinde yeterliliğini daha kanıdamak zorunda olan bir ordu bulunduğundan, yapabileceğinin fazlasını yapmıştı. Ayrıca Brinkoveanu'nun kararsızlığı ve Kantemir'in açık ihaneti sebebiyle Çardan daha fazla erzakı da yoktu. Sultan'ın öfkesinden korkmuyordu, zira Osmanlı siyasetini kendi çıkarları için kullanmaya çalışan İsveç Kralı'na, anlaşma henüz imzalanmış olmamasına rağmen, derhal Lehistan üzerinden yola çıkmasına dair talimat, hatta emir verdi. Yol için gerekli erzak, danışmanlarının Alman kıyafetler içinde olsalar dahi yine de Rus olduğunu nihayet anlamış olduğu Brinkoveanu tarafından derhal temin edildi ve en kısa zamanda Prut Nehri üzerinde bir geçide getirildi. Aynı zamanda sadrazam Demirbaş Şarl'ın tayınatını kesti ve Kara Mehmed Paşa ile Hasan Paşa, kendisine Lehistan içerisinde eşlik etmek üzere Bender'e geldiler . Demirbaş Şarl'ın iradesini kırmak göründüğü kadar kolay değildi. Ona düşmanca yaklaşacak her Türk'e ateş edeceğini söylüyordu ve gördüğü zarar ve maruz kaldığı rahatsızlıklarından ötürü tarziye edilmesini isteyen küskün bir misafir olarak kaldı. Sadrazam nihayet 20 Kasım'da Edirne'ye geldiğinde, görevden azledildi ve tutuklandı. Barış antlaşmasının yapıldığı haberini Edirne'ye ulaştıran ulağı anında idam edilmişti . Demirbaş Şarl, ezelî düşmanı Rus Çarı Petro'ya karşı olmasa bile sadrazama karşı zafer kazanmıştı .

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Karlofça Barışının Sonuçları ve Rus Entrikaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 21:02

Eski yeniçeri ağası olan yeni Sadrazam Gürcü Yusuf Paşa , Demirbaş Şarl'a karşı selefinden farklı bir politika yürütemezdi, zira yiğit Demirbaş Şarl, Türk topraklarından ancak yanında büyük sayıda Türk birliği * ve cebinde 600 bin skudi ile ayrılacağını beyan etmişti. Ayrıca düşmanı hâline gelen eski ev sahiplerine karşı gerekirse savaşarak ölmeye hazır olduğunu söylüyordu. Yanma verilen iki paşanın birlikleri, sadrazamın değiştirilmesinden önce geri çekilmişti , ancak tayınatı tekrar verilmeye başlandı ve istanbul'a gelen temsilcisi Funk yine İsveç Kralı'nın şikayetlerini bildirdi: Demirbaş Şarl, savaşını istiyordu ve Rus Çarı'nın kendisi için aşağılayıcı banş şartlarını yerine getirmekte tereddüt etmesini - Azak hâlâ Apraksin'in işgali altında idi ve Moskova birlikleri Stralsund'a gitmek üzere Lehistan'dan geçiyorlardı - 1712 yılının bahar aylarında düşmanlıkların tekrar başlatılması için uygun bir zaman olarak görüyordu.

Tatar Hanı, Bucak Eyaleti'nde önce İsmail'de, sonra Kavşan'da kaldı ve Rus eyaletlerine yeni bir saldırı hazırlıyormuş gibi görünüyordu . Babıâli'ye çağrıldı ve 17 Şubat'ta III. Ahmed kendisine bir serasker olarak istanbul yakınlarına kadar eşlik etti . Bender'in yeni yöneticisi ismail Paşa isveç menfaatlerini destekliyordu. Sonunda öyle bir aşamaya gelindi ki, Osmanlı birliklerine 21 Mart'ta, sultanın da geldiği Edirne'de savaşa hazır bekleme emri verildi. Baltacı Mehmed Paşa Midilli'ye sürgün edildi. Sırdaşları Kethüda Osman Efendi ve Ömer Efendi idam edildi ve cesederi denize atıldı. Eski Sadrazam Çorlulu Ali Paşa sürgünde hayatını kaybetti. Bender karargâhında, savaş için gerekli tüm özel gelirleri toplatan Sultan III. Ahmed'in, Rus Çarı Kiev'i, Çernigov'u ve Ukrayna'nın tamamını derhal geri vermediği takdirde, birliklerin bizzat başına geçeceğinden bahsediliyordu. Tatar Hanı'mn bu arada İsveç Kralı'na para ve 50 bin kişiden oluşan birlikler vaat ettiği söyleniyordu .

Rus Çarı bu tedbirler karşısında barış şartlarını nihayet yerine getirmek ve danışmanlarından birkaçı ile Rusya'ya yönelik siyasetin temsilcileri olup, kendisine sığınan Romen prensleri Kantemir ve Thomas Kantakuzen'in savaşa yönelik planlarını engellemek zorunda kaldı . 23 Nisan 1712 tarihinde Sultan III. Ahmed, Bender'de bulunan dostu İsveç Kralı'na Çar Petro'nun davranışlarındaki değişikliklerden dolayı Ruslara karşı planlanan savaştan vazgeçildiği haberini gönderdi . ingiltere ve Hollanda temsilcilerinin arabuluculuğu ile Kiev'in boşaltılmasını öngören, Kazakların barış içinde davranmalarını garanti eden ve Azak ile Ruslara ait Çerkeş IC mm an (Çerkask) arasında kale kurma niyetinden tamamen vazgeçmeyi vaat eden yıllık bir barış sağlandı .

III. Ahmed, nihai satırları kendi eli ile eklemişti:

"isveç'e sağ salim dönüşünüzün sorumluluğu Kırım Hanı'na ve Benderli İsmail Paşa 'ya verilmiştir. Netice itibari ile sizlerin de bu nâmeyle tavsiye edilenleri yerine getirmeniz gerekmektedir Ekim ayında, İsveç Kralı'nın ülkesine geri dönüşünü hızlandırmak için henüz bir şey yapılmamıştı. Demirbaş Şarl, yeterince parası olmadığını öne sürüyor ve 1.200 kese para talep ediyordu. Ayrıca elçisi Homentovski, İsveç-Lehistan grubunu temsil eden Krispin'in tüm şikayederine rağmen 1711 yılının sonbaharından beri istanbul'da bulunan Kral August'tan korktuğunu ileri sürüyordu. Kral Stanislas'ın Boğdan'a kaçan taraftarlarından birkaçının yakın zamanda düşmanlarına teslim edilmesi, endişelerini daha da haklı çıkartıyordu. Tatar Hanı Homentovski'yi, çarın Lehistan'ı ilhak etmek için başlattığı faaliyetleri, yapılan anlaşmaya göre Lehistan'ın iç işlerine "müdahale etme hakkı olmadığı" hâlde koruduğu için gönderdiği bir mektupla hain olarak gösterdi. Üç ay içinde tüm Lehistan eyaletlerini terk etme yükümlülüğüne aykırı olarak buraya sürekli Rus birliklerinin akınına uğruyordu. Bu durumlar neticesinde Tatar Hanı kış aylarında Demirbaş Şarl lehine, Kral Stanislas'ın emrindeki Lehlerin de katılacağı bir sefer düzenleme izni istedi .

III. Ahmed, verdiği cevapta Kırım Hanı'nı haklı buluyordu. 12 Kasım 1712 tarihinde Rus elçisi Babıâli'ye geldi. Bu elçi huzurunda III. Ahmed sadrazama Rus Çarı'nın barış şartlarını neden hâlâ yerine getirmediğini sorduktan sonra, Moskova'ya savaş ilanı gönderildi ve rehineler Yedikule zindanlarına götürüldü . Rus temsilciler İstanbul'da ve Homentovski ile meslektaşı Goltz Edirne'de rehine olarak tutuklandı. Eski Kaymakam Nişancı Süleyman Paşa sadrazamlığa getirildi. Kral Stanislas, tekrar Lehistan Kralı kabul edildi ve III. Ahmed, Demirbaş Şarl için "değerli bir pırlanta" benzetmesini kullandı. Tatarlara seferler için her zaman verilen hediyeler ve paralar gönderilirken, İsveç Kralı'na Bender Paşası tarafından törenle teslim edilen 1.000 kese para veri ldi . Bender Pa şası, Tatarlara Leh-Rus topraklarına saldırılarında eşlik edecekti . 11 Kasım'da sadrazamlığa getirilen Abaza (Silahdar) Süleyman Paşa, savaşın seraskerliğine getirildi. III. Ahmed bizzat Edirne'ye gelecekti. İsakçı'da bir köprünün kurulması, Prut yatağının temizlenmek ve erzak ile para temini için derhal gerekli tedbirler alındı.

Bu arada Demirbaş Şarl, kendi davasını yine kendisi batırdı. Eline geçen parayı hemen alacaklıları ve subayları, hatta Bender Paşası'nın müzisyenleri arasında dağıttı ve birçok şüpheli tüccarlara yaptığı büyük miktarlarda borçları kapatabilmek için yeniden para talep ediyordu. Bu paraları almadan yerinden kıpırdamaya niyeti yoktu. Bu davranışları bütün eski dostlarının kendisine karşı olmasına yol açıyordu ve Demirbaş Şarl bundan böyle Bâbıâli'nin hiçbir kararından memnun olmayan rahatsızlık verici bir misafir hâline gelmeye başladı . General Stenbock'un Pomeranya'yı kaybettiği ve teslime zorlandığı haberi nihai kararı getirdi. Demirbaş Şarl, bunun üzerine gerek deniz yolu, gerek Fransa, gerekse Lehistan üzerinden geri dönmeyi reddedince, temsilcisi Funk tutuklandı ve huzuru^ gelen Bender Paşasına sırtını döndüğü için, Bender Paşası "nankör" krala karşı şeyhülislâmdan fetva alan III. Ahmed'in emri üzerine kralın zorla götürülmesi için gerekli tedbirleri aldı.

Demirbaş Şarl, son ana kadar her türlü arabuluculuk tekliflerini geri çevirdi . 12 Şubat 1713 tarihinde kahramanca olmaktan çok mantıksız olup, 150 Türk ve Tatarın hayatına mâl olan bir çatışmadan sonra -Demirbaş Şarl'ın sadece yüzünde ve ellerinde birkaç çizik vardı - büyük bir özen ve esirgeme ile Bender Sarayı'na götürüldü ["Kalabalık Olayı"] ve üç gün sonra, Avlonyalı Mustafa Paşa'nın denetimi altında Bucak Eyaleti'nden geçirilerek, kendisine tahsis edilen [Edirne yakınlarındaki] Demirtaş'a götürecek arabaya bindirildi . Değinildiği üzere Şeyhülislâm Ebezâde Abdullah Efendi, bu hadise hakkında bir fetva vermiş ve III. Ahmed krala verilen mektubu ve ismail Paşa'ya gönderilen hatt-ı şerifi bizzat imzalamıştı . Büyük mirahur ve ondan önce varan kapıcıbaşı bütün gelişmelerde sultanın temsilcileri olarak hazır bulunuyorlardı . İsveçlilerin emrindeki yaklaşık 3 bin kadar Kazak'ı hizmeüerine alan Tatar Hanı, kuşatmaya bizzat katıldı ve Tatarlar, şimdiye kadar teslim edilegelen hayvan yeminin bitmesinden ötürü İsveç Kralı'nın III. Ahmed ve sadrazam tarafından kendisine hediye edilen 23 atı kestirmesi üzerine, at etini büyük bir zevkle yediler.

Yeniçeriler, büyük bir hayranlık besledikleri İsveç "aslanına" karşı son ana kadar savaşmayı reddetmişlerdi, ancak Demirbaş Şarl, hayatını garanti etmelerine rağmen, yeniçerilerin yanıriö * gitmeyi reddedip, huzura kabul edilmeyi talep eden ocak emekdarlannı sakallarını kestirmekle tehdit edince, nihai saldırıya katılmaya karar verdiler. Ellerine savaş esiri olarak İsveçli ve Leh subaylar da düştü, ama bir süre sonra tekrar para karşılığı serbest bırakıldılar.

Bender'e ulaşmak üzere Boğdan üzerinden tebdil-i kıyafet ile gelen Kral Stanislas, bir boyar tarafından durdurulmuş ve 1712 yılında tekrar prens olarak Boğdan'a gelen Nikolas Mavrokordato gerçek kimliğini keşfetmekte gecikmedi. Yaş'daki Kutsal Teslis Kilisesi'nin Manastın'nda yedirilip, içirildi ve 1 Mart tarihinde Bender Paşası tarafından teslim alınıp, Turla Nehri ağzındaki Akkirman'a sürgüne gönderildi. Stanislas, Bender'e Demirbaş Şarl yola çıkarılmadan oniki gün önce gelmiş ve burada top atışları altında alay atı üzerinde kral olarak karşılanmıştı. Potocki, İbrail Kalesi'ne gönderildi ve kısa bir süre sonra sultanın izni ile huzursuzluk çıkartan misafirlerden bıkan Boğdanlılar tüm İsveçlileri ve Lehleri ülkelerinden kovdular .

Demirbaş Şarl'ın, sözde hasta olarak uzun süre yatakta kaldığı İstanbul yakınlarına gelişinden sonra çaresiz şikayetleri ve özellikle Fransız elçi Dessaleurs'un müdahalesi neticesinde , mirahur eşliğinde Rodos'a sürgüne gönderilen Kırım Hanı'mn düşüşüne neden oldu (Mart). Bender Paşası, yeniden ele geçirilen kalenin sorumluluğunu almak üzere Azak'a gönderildi . Buradan daha sonra Sinop'a sürgüne gitti . Aynı zamanda mirahur, çavuşbaşı ve 6 Nisan tarihinde yerine yiğit Kaptan-ı Derya Hoca İbrahim Paşa'nın getirildiği sadrazam değiştirildi .

1713 yılının yaz aylarında Rus temsilciler talep edilen 40 bin altın tutarındaki vergiyi vermeyi reddedip, kabul salonundan azarlanarak çıkartıldıklarında Türkler Bender'de kral olarak karşıladıkları Stanislas'ı Lehistan'a getirme ya da en azından Kamaniçe Kalesi'ni ele geçirmek için kullanmaya karar verdiler . Bu amaçla 40 bin kişiden ve 150 toptan oluşan bir ordu toplandı. Yeni Kırım Hanı Kaplan Giray Han, Benderli Abdi Paşa, Topal Yusuf Paşa ve birkaç Anadolu Paşası ile Mısır'dan gelen 3 bin asker de orduya katıldılar. Boğdan Prensi Nikolas da karargâha çağrıldı. Şeyhülislâm, Stanislas'ın tekrar Lehistan tahtına çıkartılması için fetva vermişti ve yen9 Vezir Ali Paşa bizzat Demirtaş'a geldi. Bender'den Rus Çarı'na tarafsız kalması için bir elçi gönderilmişti . Ağustos ayı başlarında Abdi Paşa emrindeki birlikler Prut Nehri kenarındaki Zagarancea'ya geldiler . Ancak bu arada Kral II. August taraftarlarının İstanbul'daki gizli entrikaları seferin durdurulmasına neden oldu. Stanislas, 19 Ağustos'ta tüm onurlar ve top atışları altında Bender'e getirildi ve ancak 1714 yılının Haziran ayında, Yaş üzerinden 1713 yılında gelmiş olduğu Macaristan'a geri dönmesine izin verildi. Bu savaşın tek sonucu, artık kesin olarak Boğdan'dan ayrılan Hotin'in tahkim edilmesi oldu.

Lehistan'ın eski kralının nezaret altına alınmasından birkaç hafta önce, 16/27 Haziran'da Rusya ile 25 yıllık barışı onaylayan III. Ahmed, kendilerini huzuruna kabul etmeksizin ve hiçbir cevap da vermeden iki Rus rehine elçi Tolstoy'un ve çarın yeni temsilcisi Bestuşev'in ülkelerine geri dönmelerine izin verdi. 1714 yılı başlarında elçi Bestuşev, anlaşmanın onayını getirdi ve 22 Nisan'da Homentovski, Kral August'un nihayet Bâbıâli tarafından da tanındığı beyanı ile ülkesine geri gönderildi . Bu sayede Rusya ile iyi ilişkiler uzun bir süre için garanti altına alınmıştı ve Prut zaferinden dolayı Osmanlılar arasındaki savaş yanlılarının yeşeren umutları yok edilmişti. Artık Demirbaş Şarl'ın geri gönderilmesine sıra gelmişti.

Demirbaş Şarl, 1713/1714 kışından beri Dimetoka'da bulunuyordu. Osmanlı Sultanı onunla bir daha barışmadı. 1714 yılının Ağustos ayında III. Ahmed, olağanüstü İsveç elçisini ve 72 subayını huzura kabul etti ve onlara krallarının istediği gibi Erdel ve Macaristan üzerinden derhal yola çıkabileceğini bildirdi. Demirbaş Şarl'a bu sefer para verilmeyecekti. Yanında iki kapıcı ile birlikte 3 Ekim'de Tuna Nehri'ne doğru yola çıktı. Bu yönde kesin emirler alan Eflak Prensi ve Boyarlar tarafından karşılanmadan, Yergöğü'nde Eflak topraklarına ayak bastı. İsveç Kralı, Viyana'dan para ve geçiş belgelerinin gelmesini beklemek ve kortejinde bulunan alacaklılarının hesaplarını kapatmak üzere Eflak'ta öngörülenden daha uzun süre kalmaya kalkınca, Piteşti'de derhal yola çıkmak için hazırlık yapması gerektiği bildirildi . Nihayet Bender'den buraya gelen General Sparre emrinde 1168 İsveçli Kasım ayı başlarında dört birlik hâlinde Karpat geçiderinden geçtiler. Kendisini sade giyimli Subay Petro Frisk kimliğine bürünmüş olarak görenler, bu subayın içindeki şeytana uyarak yeni bir savaş esnasında hapypaotı nı kaybetmek üzere [11 Aralık 1718] herkesten önce kuzeye doğru at koşturan Demirbaş Şarl'ı tanıyordu .
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1640-1774 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron