1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Yeni Macaristan Savaşı, Viyana Kuşatması

MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2011, 19:38
gönderen TurkmenCopur
YENİ MACARİSTAN SAVAŞI.
VİYANA KUŞATMASI.
MACARİSTAN'IN ALMANLAR TARAFINDAN FETHİ


Bazı çevrelerde Türklerin dikkatini artık Malta'ya ya da Sicilya ve Sardunya'ya çevireceği söyleniyordu. IV. Mehmed ve Sadrazam Kara Mustafa Paşa, Hollandalıların hediyesi olan haritalar üzerinde tercüman Mavrokordato'nun açıklamaları sayesinde Ankona ve Apulya'nın yerini tespit etmeye çalışıyorlardı. Banş sağlandıktan sonra sultanın teveccühüne tekrar nail olan Venedikliler ise Sadrazam Kara Mustafa Paşa'nın dikkatini Korfu ve Klis'e vermesine rağmen , Takımadalarda ve iyonyen Denizi'nde ellerinde kalan adalar ve Dalmaçya için endişe duymuyorlardı. Venedik Balyoslan esirlere dair anlaşmazlıkları ve hiç yoktan yaratılan diğer konuları mütevazı bir şekilde karşılıyorlardı: 1680 yılında Venedik böyle bir meseleyi kapatmak için 75 kese altın ödedi .

Vasvar Barışı ile sona erdirilen savaş boyunca Macarlar, özellikle de Kalvinistler ve huzursuz asilzade sınıfının üyeleri, ancak bunların yanında köylüler ve şehir sakinleri de Osmanlıları, nefret besledikleri Almanlardan ve kayser ordularında bulunan diğer milletlerden oluşan paralı askerlerden kurtarıcıları olarak görmüşlerdi. Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa'nın mağlubiyeti, ağır ve beklenmedik bir darbe olmuştu ve düşmanlıkların kesilmesi ulusal bir felaket olarak görülüyordu. Kısa bir süre sonra, planlanan bir ayaklanma için birlikler toplanırken, Macaristan'daki Malcontentilerin liderleri Franz Vesselenyi, Peter ve Nikolas Zrinyi, Franz Nadasdy ve Kristof Frangepani, tıpkı yarım yüzyıl önce Bohemya ve Moravya asilzadeleri gibi Babıâli'ye silahlı yardım için başvurdular. Erdel Prensi Apafi, kapu kethüdaları aracılığı ile bu konuda arabuluculuk yaptı. 1667 yılında Peter inczedy, sağlanacak destek hakkında görüşmeler yapmak üzere Girit karargâhına geldi. ilk görevi olarak Kandiye'nin fethini gören Fazıl Ahmed Paşa, böyle baştan çıkarıcı tekliflerin etkisinde kalacak bir adam değildi. Sadrazamın tekliflerini kabul etmediği komplo liderleri, 1671 yılında idam edildi. 1672 yılında huzursuz Macarların yeni arzları yine kesin bir biçimde geri çevrildi. O dönemlerde Türkler kuzeydeki savaşla yeterince meşguldüler. 1677 yılında Bâbıâli asilere destek vermeyeceğini açıkladı. Almanların, kızı asi Teleki ile evli olan Apafi'ye, Budin Beylerbeyi'ne ve Romenlere ilişkin şikayetleri 1678 yılında da devam etti.

Fransa, uzun zamandan beri diplomasinin tüm araçlarını kullanarak, Osmanlı'yı Lehistan ve çar ile barıştırıp, Almanlara karşı savaşa teşvik etmeye çalışıyordu. Kral seçimi sırasında Marsilya Piskoposu'nun temsilcisi Sauvan, Lehistan'da faaliyet gösteriyordu ve istanbul'a da geldi . Ancak Fazıl Ahmed Paşa, Saint Gotthard mağlubiyetini henüz unutmamıştı ve halefi Kara Mustafa Paşa da Fransa Kralı'na olumlu yaklaşmıyordu. Defterdarı ise Fransız bir mühtedi idi. Sınır boylarında bitmek bilmeyen akınlar ve Macaristan'da yönetimden memnun olmayanların getirdikleri teklifler, Batıya yapılacak yeni bir sefer için her zaman iyi bir gerekçe sağlıyordu.

Tüm kararlar tamamen Kara Mustafa Paşa'ya bağlı idi. IV. Mehmed, zengin bir adam olarak kendi hayatını yaşamayı ve zamanını birkaç tavşanı avlamak için kimi zaman 40 bin kişinin görev yaptığı büyük av partileri, zevk için seyahatler, çingene asıllı musahibi ile sohbetler, cariyeleri ile zevkli anlar ve Haseki Sultan, zeki Şehzade Mustafa, ikinci oğlu ve Kara Mustafa Paşa ve musahib Damat Mustafa Paşa ile nişanlı Ayşe ve Hatice Sultanlar ile huzurlu aile hayatı arasında geçirmeyi tercih ettiği için asıl güç Kara Mustafa Paşa'nın elinde idi . Lehistan'a savaş açmak için can atıyordu ve Almanlara savaş açmak yine onun zamanında gerçekleşecekti. Fazıl Ahmed Paşa'nın ölümünden hemen sonra Venedik Balyosu yeni bir Macaristan savaşı kehanetinde bulunmuştu . 1684 yılında 20 yıllık barış sona erdi .

Bu savaşın asıl bir amacı yoktu aslında. Nedeni Köprülüler'in getirdikleri alışkanlıktı. Buna göre "avamı gölgeler ve dumanla beslemek " için her yıl bir ordu savaşa çıkacak ve sonbahar veya kış aylarında görkemli merasimler düzenlemelerini sağlamak ve sultana büyük bir zaferin, yeni kazanılan bir eyaletin hayalini yaşatmak için bir kale, bir şehir alınacaktı - ki Osmanlı imparatorluğu doğal sınırlarına ulaştığı için önemli bir yer de olması gerekmiyordu.

II. Georg Rakoçi'nin oğlu Franz Rakoçi'nin dul eşi ile evlenmeyi planlayan imre Tökeli'nin ayaklanması, özellikle Macar halkının ve Avusturya hanedanının tarihini ilgilendirmektedir. Türkler ise imre Tökeli'yi baştan beri olumlu bir şekilde destekliyorlardı . Genç asi liderin emrindeki süvari birliklerin Torna, Kremnitz ve Neusohl'u ele geçirmesi, istanbul'da Osmanlı'nın kendi zaferiymiş gibi sevinç yarattı. Tökeli'nin 1677 yılında istanbul'a gelen temsilcisi büyük bir onurla karşılandı. Yanoş Kotofeanul ve Georghita Ciudin'il1oc emrindeki Romen birlikleri Babıâli'nin kesin emri ile tekrar canlanan ulusal Macaristan'ın bayrağı altında savaşıyorlardı . 1682 yılında istanbul'a gönderilen Albert von Caprara, ateşkesin uzatılmasını sağlamak için diplomasının tüm araçlarını kullanıyordu, ama boşuna: Osmanlılar, özellikle Leopoldstadt olmak üzere, yeni kurulan kalelerin yıkılmasını; Uyvar yakınlarındaki köylere ilişkin haracın ödenmesini ve kaçak esirler için tazminat istiyorlardı. Alman temsilci ise bu teklifleri geri çevirmesi gerektiğini düşünüyordu . 1681 yılında imre Tökeli, Szathmar'ı kuşatma altına almak için Eğri Kalesi'nde Romenlerden ve Tatarlardan gelecek yardımı bekliyordu . Birkaç ay sonra, tıpkı Kosice, Eperies ve Leutschau gibi Szathmar'ı da ele geçirmişti.

1682 yılında Macaristandaki Türkler Budin Beylerbeyi'nin komutasında Fülek'e saldırarak, kaleyi ele geçirdiler. Temmuz ayında, Macaristan'da yıllık 40 bin taler vergi verecek bir vasal prens olarak imre Tökeli ile bir anlaşma yapıldı ve Eylül ayının ortasında Fülek'te "Sultanın kölerinin" krallığı tanındı.

Ağustos ayının sonunda, Ladislas Csaky'nin istanbul'da Eflak Prensi Şerban Kantakuzen'in desteği ile Erdel tahtını ele geçirmek için arkasından entrikalar çevirdiği Apafi, Fülek yakınlarındaki Pasko'ya geldi .

Erdel'de artık herkes, yapılan seferin "Macarları eski özgürlüklerine kazandırmak için " yapıldığını biliyordu. Apafi de Fülek'teki merasimlere katıldı.

Savaş, bir sonraki bahar için ilan edilmişti ve özellikle Ekim ayında sarayın Edirne'ye taşınması gibi hazırlıklar, Sultan IV. Mehmed'in ordunun başına bizzat geçmeyi düşündüğünü gösteriyordu . O, Kanuni Sultan Süleyman zamanlarının anısına Viyana'yı bizzat fethedebileceğini umuyordu. Fransız temsilciler, "Macaristan'ın da kucağına düşeceğini" temin etmişlerdi . Daha 1683 yılının Ocak ayında resmi savaş ilanı yapılmadan Edirne Ovası'na tuğlar dikildi ve kısa bir süre sonra Afrika ve Basra'dan eyaletlerin birlikleri geldi . Mart ayında kapıkulları yola çıktı. 1 Nisan'da yürüyüş başladı, ama daha ilk durakta 10 günlük bir gecikme söz konusu idi. Ordu Filibe'ye geldiğinde Musahib Damat Mustafa Paşa ve Kara ibrahim Paşa komutasında bir öncü birlik oluşturuldu. Filibe'de ayrıca "Macaristan ülkesinin elçileri olan Macar Kralı, asilzadeleri ve ordusunun " kabul merasimi yapıldı. Birlikler 23 Nisan'da Belgrad'a vardılar. Macarlar burada vergi karşılığında 5 bin altın getirdiler ve Macar Kralı, tıpkı bir zamanlar Zapolya'nın Kanuni Sultan Süleyman huzuruna çağrılması gibi, Sultan IV. Mehmed'in huzuruna davet edildi. Osmanlı imparatorluğu'nun her yerinden gelen paşalar, alay merasimlerine katıldılar. 13 Mayıs'ta Kara Mustafa Paşa serasker olarak kutsal sancağı teslim aldı. Sultan IV. Mehmed, kesin gözü ile bakılan zafer bildirilene kadar yine büyük av partilerine katılmak üzere Belgrad'ta kaldı. 31 Mart'ta Lehistan Kralı ile anlaşmaya varan kayser, Caprara'yı geri çağırdıktan sonra - sadrazam onu yanında getirmişti - ordu 23 Mayıs'ta Osek üzerine yürüdü.

Mükemmel bir disiplin altında Osmanlı ordusu Yanıkkale'ye doğru ilerledi. 10 Haziran'da Tökeli, etrafında 500 kişi ile birlikte merasimler altında karargâha girdi. Yeni Macaristan'ın bayrakları dalgalanıyordu ve borazanlar Macar marşları çalıyordu. Kral imre Tökeli, bir iskemlede oturma onuruna erişti. Ama Serasker Kara Mustafa Paşa'nın birkaç kez eteğini öpmek zorunda kaldı. Kara Mustafa Paşa aynı zamanda tüm Macarları Tökeli'nin bayrağı altında birleşmeye çağıran yazılar gönderdi .

Kısa bir süre sonra daha önceki mağlubiyet ve Kral Layoş'un ölümü için intikam zamanının geleceğini bilmeden, Mohaç Ovası'ndan yine bir Türk ordusu geçiyordu. Haziran ayında Eflak Kantakuzen 4 bin kişilik iyi donanmış birliklerle ve Boğdan Prensi Duka 2 bin kişi ile büyük orduya katıldılar. Boğdan ve Erdel'den geçen Tatar Hanı da istolni Belgrad karargâhına geldi. Birkaç gün sonra Murad Giray Han'ın Leitha Nehri kenarındaki Petronel'de bulunan savaşçıları Lotringenli KarFın askerleri ile muharebeye tutuştular ve düşmanı mağlup ettiler.

Haziran ayının başında, Estergon'a saldırma planından vazgeçildikten sonra, Montecuccoli'nin Osmanlı'nın sürekli olarak iç kısımlarda konuşlandırılan birliklerden oluşan savaş organizasyonunu taklit etmelerini boş yere tavsiye ettiği Hristiyanlar, düşmanla hiçbir yerde çatışmaya girmeden kuşatmayı düşündükleri Uyvar'a doğru ilerlediler. Ama Alman ordusunun karargâhı kısa bir süre sonra Kornom yakınlarındaki bir adaya taşındı . Hamilerinin işlerine çok fazla müdahale edeceklerinden endişe eden Tökeli'nin uyarılarına rağmen, Hersekliler Tata'yı ve Eğri Kalesi'nin müdafaa kıtaları Şam sipahilerinin yardımı ile Vesprim ve Papa kalelerini işgal ettiler. Almanlar, uzun süre direnecek durumda değildiler. Yanıkkale saldırıya uğramasa da, Budin Beylerbeyi ibrahim Paşa ve Silistre Beylerbeyi Mustafa Paşa, Yanıkkale'yi kuşatma altına almak için burada kaldılar54. Osmanlılar, Yanıkkale önlerinde ayrıca Alman ordusu ile birkaç günlüğüne karşı karşıya gelmişti.

5 Temmuz'da Estergon "kalesi ve şehri aynı anda" ateşler içinde yanıyordu. Mavrokordato, Almanların hareketlerine ilişkin fazla ayrıntılara girmek istemeden, Uyvar'ın da aynı akıbete uğradığını yazar. Kara Mustafa Paşa, Bratislava'ya uğramadan 13 Temmuz'da bir tepeden seyrettiği Viyana önlerine geldi.

Baş tercüman Aleksander Mavrokordato, aynı gün anılarında:

"Şehir güçlü, ama savunucuları zayıf görünüyordu", diye yazmıştır . Kuşatmanın bir felakede sonuçlanabileceği endişesi ile imparator Leopold'un 7 Temmuz'da terk ettiği Viyana derhal 300 top ile ateşe tutulmaya başlandı.

Viyana'nın savunmasını üstlenen Starhemberg Kontu Ernst'in emrinde yaklaşık 20 bin kişilik bir ordu vardı.
Viyana'yı kuşatanlar ise 20 Temmuz'da sadece 12 bin askerden oluşuyordu58. Asıl şehri bu az sayıda asker ile daha iyi işgal edebilmek için dış mahalleler ateşe verildi.

Osmanlılar, bunun üzerine biri Kara Mustafa Paşa komutasında 29 bin yeniçeriden, biri kısa bir süre sonra hayatını kaybedecek Rumeli Beylerbeyi'nin emrinde, diğeri de Tımışvar Beylerbeyi'nin emrinde bulunan üç birlik hâlinde, Hristiyanların Bavyeralı ve Saksonyalı yardımcı birlikleri ile Babıâli'nin haberi olmadan daha önce de belirtildiği gibi 31 Mart'ta Avusturya ile bir ittifak antlaşması yapan Lehistan yardımcı birlikleri Viyana surlarına gelmeden, Viyana'yı fethetmek için gerekli teşebbüslerde bulundular. Türkler, Tuna Nehri üzerinde adaları ele geçirmeyi başardılar ve Romenler derhal, 17 Temmuz ve Ağustos başında Almanların başarılı saldırılarına maruz kalan yeni köprüler kurmaya giriştiler. Perchtoldsdorf, önce amanla ele geçti, sonra amanı ihlal edilerek halkı katledildi . Keşişler tarafından cesurca savunulan manastırların dışında Viyana çevresindeki tüm yerleşim merkezleri ateşe verildi . Şehir tamamen kuşatıldıktan sonra mayınlar döşendi . Türklerin devasa boyutlardaki karargâhının erzak temini en iyi biçimde organize edilmişti: Tökelî taraftarları ve vasallar, bütün zorluklara rağmen erzakları zamanında yetiştirmeyi başanyorlardı. Türkler, her gün ani çıkartmalar yapan Viyanalılara karşı savaşmak zorunda kalıyorlardı. Topçulan, sadrazamın emrindeki topçulardan daha iyi idi ve daha Ağustos ayının başlarında Türk karargâhında büyük kayıplara neden olmuşlardı.

13 Ağustos'ta - ki 12 Ağustos'ta yeniçerilerin büyük bir taarruzu geri püskürtülmüştü - Türkler, 5 bin kişiden oluşan ilk Leh süvari birliğinin Liubomirski'nin komutasında yaklaşmakta oluğunu biliyorlardı. Saksonya Dükü Johann Georg ve Bavyera Dükü Maksimilian Emanuel henüz tek bir asker bile göndermemişlerdi. Lehler, yolda emrindeki sayısız Macar ve 6 bin Türk ile Bratislava'yı ele geçiren ve kaleye saldıran64 imre Tökeli ile karşılaşmışlardı ve 29 Temmuz'da, Türklerin Tuna Nehri'nin sol kıyısında karargâh kurmaya zorladıkları Lotringen Dükü özellikle Lehlerin cesareti sayesinde Tökeli'yi geri püskürtmeyi başardı.

Bundan bir gün sonra Viyana'yı kuşatan Türkler, şehrin yakınlarında karargâh kuran 4 bin "Alman" gördüler. Yeniçerilerin 24 Ağustos ve 4, 5 ve 6 Eylül'de yaptıkları taarruzlar yine sonuç getirmedi. 11 Eylül'de Klosterneuburg tepelerinde nihayet büyük askerî birlikler görüldü. Lotringen Dükü Karl'ın Bisemberg'deki karargâhından gelen askerleri, Viyana'nın hemen yakınındaki Tulln'da Elektörler Maksimilian Emanuel ve Johann Georg komutasındakfiiRBavyera ve Saksonya birlikleri ile ve Kral Sobieski'nin bizzat komuta ettiği 20-26 bin Leh ile birleşmişlerdi . Diğer kaynaklarda verilen 27 bin Avusturyalı, 11 bin Bavyeralı ve 11 bin Saksonyalı ve 6 bin Alman gibi oldukça yüksek sayılara fağmen, Mavrokodrato, kayserin ve Alman elektörlerinin yönetiminde yeni gelen 5 bin (1) kişiden bahseder. Nihai sonucun alınacağı gün yaklaşıyordu. Kara Mustafa Paşa, bu arada birliklerini Kahlenberg üzerine gönderdi, ama dağları ele geçirmek ve Tuna geçişlerini engellemek için hiçbir tedbir almadı.

Bir Pazar gününe gelen 12 Eylül sabahı Hristiyanların genel taarruzu başladı. Leh süvariler sağ kanatta idi. Viyana kuşatmasının yapılmaması yönünde görüş bildirmiş olan ibrahim Paşa ve aralarında Diyarbakır Beylerbeyi Kara Mehmed Paşa olmak üzere, Anadolu eyaletlerinin beylerbeyleri Almanlarla karşı karşıya gelmişlerdi. Sobieski'nin karşısında Sadrazam Kara Mustafa Paşa, yeniçerileri ile birlikte bizzat savaşıyordu.

Sol kanatta Tatarlar ve Halep (Şam) Beylerbeyi Hüseyin Paşa'nın hafif birlikleri vardı .


ibrahim Paşa, uzun bir süre direndikten sonra, düşmanların saldırısı karşısında geri çekildi. Mavrokordato, notlarında gerçekte Kara Mustafa Paşa'nın yerine geçmesi düşünülen ibrahim Paşa'yı Kara Mustafa Paşa'ya duyduğu kıskançlıktan ve nefretinden dolayı geri çekilmekle suçlarken, Kara Mustafa Paşa'nın savunma yazısında savaşın liderleri arasındaki anlaşmazlıklardan bahsedilir, ki bu anlaşmazlıklar Osmanlı ordusunun komutanlarının hırsına oldukça geniş bir yer sağlayan yeni oluşum düzenine göre gerçekten de sürekli bir tehdit oluşturuyordu. Gerçekte ise ibrahim Paşa son ana kadar direnmişti. Tatar Hanı belki de daha önce Lehler ile irtibata geçmişti ki, neticede Tatarlar düzenli bir ordu ile savaşacak durumda değildi ve Tatar savaşçılar savaş alanını öylesine terk ettiler . Birkaç saat sonra, savaşın sonlarına doğru saldırıya geçen Leh süvarileri tarafından kuşatmaya alınan Sadrazam Kara Mustafa Paşa da nihayet geri çekildi. Tercümanın ifadesine göre savaşın sonucu akşam üstü belli oldu: Alman süvari birlikleri, nihai darbeyi vurmak üzere Lehlerle anlaşmaya varmışlardı. Viyana surlarını ağır top atışına tutan hendekler, Alman birlikleri tarafından temizlendi. Osmanlı karargâhı Hristiyanların eline düştü ve Sipahi Ağası Osman, kutsal sancağı ancak kendi hayatını tehlikeye atarak kurtarabildi . Büyük meblağlarda para, değerli mücevherler, büyük miktarlarda erzak, neredeyse tüm toplar ve birçok sancak düşmanın eline geçti; binlerce esir kaçtı. Osmanlılar, büyük bir mağlubiyete maruz kalmakla kalmamış, neredeyse varlıklarının tamamını da kaybetmişlerdi. Osmanlı imparatorluğu'nun onuru, tuğların ve sancakların ele geçirilmesine izin verilmekle büyük bir utançla lekelenmişti.

Savaşı kazananlar ise çok büyük kurbanlar vermeden elde ettikleri bu büyük zaferin sarhoşluğu içindeydiler, ama yine de geri çekilen düşmanlarını takip edecek cesareti bulamadılar.

Şayet Türkleri takip edecek cesareti bulacak olsalardı, neler olabileceğini Mavrokordato'nun şu notu gözler önüne sermektedir:

"Türklerin sayısı o kadar büyüktü ve öylesine panik içinde kaçıyorlardı ki, sadece 5-6 bin kişi bile onları takip etmiş olsaydı, çok büyük intikam alınabilir ve bir çoğu nehirde boğularak ölmüş olurdu Bunun yerine Viyana'ya törenle girmek için ve Linz'den geri dönen, ancak hadiseler karşısındaki soğukluğu birçok insanda hayal kırıklığı yaratan Alman Kayser Leopold'un karşılanması için hazırlıklar yapılıyordu (14 Eylül). Buna, ertesi gün Schwechat'ta Leh Kralı Sobieski ile yapılan görüşmeler de eklendi ve zaferden ancak altı gün sonra Leh Kralı tek başına yola çıktı.

Tatarlar, Doğuya doğru bayağı ilerlemişlerdi. Sadrazam Kara Mustafa Paşa, büyük zorluklar, erzak yokluğu ve her yerde kendisini bekleyen tehlikeler altında 14 Eylül'de Yanıkkale'ye gelmişti. Etrafında ancak 500 asker ve kaderin cilvesine bakın ki, Mehter takımının tamamı vardı. "Sadrazam ağlıyordu ve onunla birlikte etrafındaki herkes göz yaşı döküyordu Durumu değiştirmeyecek olsa da 80 yaşındaki ibrahim Paşa'yı boğdurdu. Aralarında Osek ve Pojega beyleri de olmak üzere, diğer kaçaklar da korkaklıklarını hayatlarıyla ödediler. Hacı Giray Han, Tatarların başına getirildi ve selefi Murad Giray Han sürgün olarak Yambol'a gönderildi. Yeni bir onur kaftanının gelmesi Kara Mustafa Paşa'ya kaderin bir oyunu gibi görünmüş olmalı.

Alman Kayser'in ülkesinde sanki Suriye topraklarında Haçlı Seferi'ne katılan biri gibi hareket eden ve gerek savaşın komutanları, gerekse erzaklarına el koyması yüzünden halk arasında şüpheleri üzerine çeken Leh Kralı Sobieski, Bratislava'da Tuna Nehri'ni geçti. Papa Kalesi geri kazanılmıştı ve Tata, Kara Mustafa Paşa tarafından yerle bir edilmişti. Sobieski, idam edilen ibrahim Paşa'nın yerine Rumeli Beylerbeyi'nin desteği ile Kara Mehmed Paşa tarafından yönetilen Budin'e saldırıp, Uyvar'a yönelmek istiyordu, ama 7 Ekim'de Lehler Parkani'de Türklerle karşı karşıya geldiler ve her yere dağılan Osmanlı ordusundan kalanları kısa bir sürede yok etmeyi başarabileceklerini umuyorlardı. Süvari birliklerinin geniş kapsamlı bir saldırısı başarısız oldu ve sadrazama Viyana önlerindeki mağlubiyetin intikamı olarak binlerce kesik baş gönderildi. Kaçmak zorunda kalan Kral Sobieski, ölüm tehlikesi ile burun buruna gelmişti. "Ordusundan altı kişi bile kalmamıştı", diye yazıyor Baden Kontu bu konuda. Bunun üzerine Bosna Beylerbeyi Hızır Paşa ve Silistre Beylerbeyi Mustafa Paşa galiplerle birleştiler ve Budin'de zaferi kutlamak için toplar atıldı. Ancak Parkani'de 9 Ekim'de Starhemberg Kontu'nun da katıldığı ikinci bir muharebede Hızır Paşa yaklaşık 7 bin askeri ile birlikte hayatını kaybetti. Mustafa Paşa esir alındı ve birçok asker Tuna Nehri'nin sularında boğuldu . Bunun üzerine müttefik Lehler ve aralarında bir Brandenburg birliklerinin de bulunduğu Almanlar, Kara Mustafa Paşa'nın henüz Budin'de bulunduğu bir sırada Tuna Nehri'nin diğer kıyısındaki Estergon'a bizzat saldırdılar. Bu önemli kalenin müdafaa kıtalarının sayısı yeterince yüksek olmasına rağmen, Estergon birkaç gün sonra 27 Ekim'de teslim oldu. Komutanlardan birkaçı bu büyük kaybı yine hayatlan ile ödediler, ama bu gibi örnekler de artık etkisini kaybetmiş gibi görünüyordu.

16 Ekim'de, kötü kaderinden bir türlü kaçamayan Kara Mustafa Paşa, Budin'den ayrıldı ve kışı geçirip, 13 Ekim'de Budin'den ayrılan sultana söz verdiği gibi, baharda masraflarını karşılayacağı ve kaybedilen tüm yerleri tekrar kazanacağı bir sefere çıkmak üzere, Belgrad'a yöneldi . Yolda kimse engel olmadı: Sobieski, Vesprem'i ve başka kaleleri ele geçirdikten sonra geri çekilmeye karar vermişti. Osmanlı ordusundan kalan askerler 17 Kasım'da Belgrad'a vardılar. Halktan gerçeği saklamak için, Kara Mustafa Paşa Belgrad'a büyük bir zafer merasimi ile girdi. Sultan IV. Mehmed, önce Kara Mustafa Paşa'ya karşı hiçbir tedbir almadı ve aynı ayın içinde Filibe'ye ve oradan da Edirne'ye geçti. Kara Mustafa Paşa, ölüm fermanından kurtulduğuna sevindiği bir anda, sultanın iki memuru Belgrad'a geldi. Haseki Sultan - Valide Turhan Sultan 1683 yılında hayata veda etmişti - ve hadımağalarının oluşturduğu grup, büyük çabalardan sonra Sadrazam Kara Mustafa Paşa'yı düşürmeyi başarmıştı. Kızlarağası, sadaret mührünü teslim etmesini istedi ve mührü teslim ederken, bir diğeri ölüme mahkum olan Kara Mustafa Paşa'nın boynuna kaytanı geçirdi. Kendi hayatından endişe eden Yeniçeri Ağası Mustafa, bu sırrı bilenlerden biri idi.

25 Aralık'ta eğitimsizliği ve açgözlülüğüne rağmen, ki açgözlülüğü sultanın karakterinden kaynaklanıyordu, Köprülülerin gerilemekte olan Osmanlı imparatorluğuma kazandırdıkları itibarı muhafaza etmeye çalışan adamın hayatı işte böyle sona erdi. Zeki bir adam olan Venedik Balyosu melankolik bir biçimde: "Böylece büyük bir görkem, büyük çabalar ve zenginlik ve itibar umudu ile başlatılan bu savaş, büyük kayıplar, utançlar ve ölüm ile sonuçlandı ', diye yazar.

Lehler, bu hadiselerden önce Osmanlıların mağlubiyetini Osmanlılara ve himayeleri altında bulananlara karşı kullanma niyetinde olduklarını açıkça belirtmişlerdi. Viyana kuşatmadan kurtulduktan hemen sonrtl0 Boğdanlı memurlar ile Ukrayna Hatmanı olarak atanan Boğdan Prensi Duka'yı temsil eden Rum Yani, derhal ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı. Leh süvarileri, Petriceicu'yu tekrar Boğdan tahtına geçirmek için Boğdan'a akın ettiler ve Duka'nm vekilleri tarafından yalnız bırakılan eşi, Türklere ait ibrail Kalesi'ne kaçtı. Boğdan birlikleri Avusturya'dan dönmeden, yeni Prens Petriceicu'ya sadık olan Boyarlar, Bender ve Akkirman bölgelerini yakıp yıkan Kazak lideri Kunicki ve Chigheciu Ormanı'ndaki Romen sınır nöbetçileri ile birleştiler ve Kasım ayında her türlü savunmadan yoksun Bucak'a akın ettiler. istedikleri gibi her yeri talan edip, ateşe verdiler, ama Nogayların geri dönmesi üzerine ülkeden kaçmak zorunda kaldılar. Domneşti köyünde hadiselerin gidişatını bekleyen Duka'nm Leh süvariler tarafından esir alınmasını sağlayan Petriceicu - Duka daha sonra Lehistan'da hayatını kaybetti - yeni yıl başlamadan Boğdan'dan ayrılmak zorunda kaldı. Onun yerine Tatar birlikleri ikinci kez Dumitraşko Kantakuzen'i ülkeye getirdiler .

IV. Mehmed, Kara Mustafa Paşa'nın ölüm fermanını verirken, niyeti devleti bundan böyle tek başına ve kendi inisiyatifi ile yönetmek değildi tabii. O güne kadar sürdüğü hayat, ayaklarını zor hareket ettiren ve karanlık bakışlı gözleri, yuvarlak yüzü ile tam bir tezat oluşturan bu kaprisli adamın böyle bir karar alabilecek kapasitede olmadığına işaret ediyordu ve gerçekten de yeni bir sadrazam hemen hazırdı. Mutlak güce sahip Kara Mustafa Paşa'dan sadece bir başkasına aynı mutlak gücü teslim etmek için kurtulmuştu . Yeni sadrazam, sultana her yıl 30 bin riyal değerindeki hediyeleri zamanında verebildiği ve efendisine her yıl yeni bir şehir kazandırmayacak bir savaş başlatmayacak kadar akıllı olduğu sürece devletin dizginlerini uzun süre ellerinde tutabilirdi. Ayrıca askerlerin parasını da zamanında ödemesi gerekiyordu; böylece herkese karşı elinde büyük bir güç bulundurmuş oluyordu. Ama yine de istanbul'daki görkemli mezarı istanbul'un ayaktakımı tarafından tahrip edilen Kara Mustafa Paşa'dan daha cömert olmak zorunda idi, ki ancak bu şekilde artık savaştan kazançtan değil sadece zafer duygularının tatminini bekledikleri için sempatilerini kazanabilirdi.

Kara Mustafa Paşa'nın varlıklarına el konuldu, - her birinin içinde 500 riyal bulunan 3 bin kese - Kethüdası, iki nişancıbaşı, Rum asıllı tercümanı Aleksander Mavrokordato ve 14 subay tutuklandı ve devletin en makamına Kaymakam Kara ibrahim Paşa getirildi. Halk, aslında sadrazamlık makamında Edirneli güzel berber oğlu, matematik ve kozmografi ile ilgilenen, kaptan-ı deryalık makamını başarı ile yürüten, sultanın damadı ve Haseki Sultan'ın himayesindeki Musahib Damat Mustafa Paşa'yı görmek istiyordu, ama "devletin ilk sıradaki adamı" olan Damat Mustafa Paşa, bu onuru ve özellikle o dönemlerde getirdiği büyük sorumluluklarını geri çevirdi. Sadrazamlık makamının başanlı olmayan ikinci adayı, Fazıl Ahmed Paşa'nın eski kethüdası olup, çalışkan, sabırlı ve herkes tarafından sempati ile karşılanan Sarı Süleyman Paşa idi. Ancak eski efendisinin kardeşinin karşısına çıkmak istemiyordu ve bu yüzden Kara İbrahim Paşa tarafından serasker olarak Lehistan'a karşı gönderildi. Nihayet büyük Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa'nın küçük oğlu olup, Valide Sultan'ın ve iki erkek kardeşinin güveninden sorumlu Köprülüzâde Mustafa Paşa , devlet işlerine henüz yabancı olduğunu düşünerek, Kara Mustafa Paşa'nın sorumluluk gerektiren mirasını yüklenmek istemiyordu . Kara ibrahim Paşa ise kaderini belirleyecek tüm nüfuzlu kişileri kendi lehine kullanmasını çok iyi biliyordu ve rakiplerini, onları saraydan uzak tutacak görkemli, ancak aynı zamanda tehlikeli makamlara getirdi. Sultan IV. Mehmed'in verdiği karara göre savaşlar üç yıllığına kesileceğinden, Kara Mustafa Paşa'nın halefi için haklı olarak "boynundan kolay kolay koparılmayacak bir başı" olduğu söyleniyordu. Devleti ancak iki yıl, 24 Aralık 1685 tarihine kadar yürütecek ve azledildiğinde varlıklarının arasında 1.500.000 altın bulunacaktı. Kara İbrahim Paşa ve önemsiz dört halefinden sonra, sadrazamlık onuru Salankamen Muharebesi'nde hayatını kaybedecek olan Köprülüzâde Mustafa Paşa'ya verildi. Daha sonra, 1697 yılında, devlet mühürleri Köprülü Mehmed Paşa'nın yeğeni Amcazâde Hüseyin Paşa'ya teslim edilecek ve böylece tekrar Köprülüler Ailesi'nin eline geçmiş olacaktı. Ama bir daha ilk iki Köprülü'nün gücünde ve yeteneğinde hiçbir sadrazam çıkmadı; aksine sürekli bahtsız geçen savaşlardan dolayı bir anda yükselip, bir anda yine düşen bir dizi yeteneksiz ve geçici vezirler gelecekti.

Sürekli mağlubiyetler ve kayıplar, o güne kadar hiç görülmemiş bir utanç olarak sadece sadrazamların değil, nihayet Sultan IV. Mehmed'in bizzat felaketine neden oldular.

Yeni ordu seraskerlerin, vezirlerin ve sonunda bizzat sultanın suçu olduğu söylenen tüm başarısızlıklara ve kayıplara rağmen, Hristiyan taarruzu karakterini taşıyan savaştan dolayı Viyana önlerinde alınan mağlubiyetten sonra, büyük bir öneme kavuşacak ve devlette yönetici bir faktör hâline gelecekti.

Linz'de 5 Mart 1684 yılında yeni bir Hristiyan müttefik birliği kuruldu. Bu birlik, Haçlı Seferi idealini canlandırmak için halkın sevinç gösterileri altında değil, bazı güçlerin ortak menfaaderi böyle gerektirdiği için, devlet temsilciliklerinin gölgesinde oluşturuldu. Sadece papanın Hristiyanlar tarafından kısa bir süre önce veya onlarca yıl önce kaybedilen eyaletleri geri kazanmak için kurulan bu koalisyonun hamisi olarak faaliyet göstermesi, Ortaçağı, İslâm'a karşı dinî fanatizmini ve modem çağın başlangıcında Haçlı Seferi planları yapan hayalcileri hatırlatıyordu. Venedik'teki Alman elçi Thurn Kontu, Venedik'i Girit'i ve belki de Mora'yı ve Eğriboz'u tekrar geri kazanmasını sağlayacak bir savaşa davet ediyordu. Kral Sobieski'nin Avusturya hanedanının son zamanlardaki kendini beğenmişliğinden ötürü maruz kaldığı tüm hakaretlere rağmen Lehistan-Avusturya ittifakı bozulmadı, hatta hedefleri daha da kesin hâle getirildi. Uç müttefik devletin temsilcileri olarak yetkilendirilen üç kardinal, kâfir ve Hristiyan topraklarının haksız sahipleri olarak Osmanlı'ya karşı kurulan "Kutsal İttifakı" imzaladılar. Taraflardan hiçbiri diğerlerinden bağımsız olarak düşmanlıklara başlamayacak ve ayrı bir barışa ilişkin görüşmelerde bulunmayacaktı. Ancak ortak savaş için yapılan anlaşmalar bununla sınırlı idi ve müttefik ordu için hiçbir birlik, hiçbir program ve kim tarafından yönetileceğine dair hiçbir şey belirlenmedi . Sadece Rus Çarı'na da ittifak içerisinde bir yer ayrıldı .

Nahcivan Piskoposu Sebastian Knab, Dominikenlerin çıkarları için faaliyetlerde bulunmak üzere 1683 yılında İsfahan'a geçmişti. Buraya, Türklere karşı ve Bağdat'ın geri alınması için yürütülecek ortak savaş hakkında görüşmeler yapmasına izin veren vekâletnâme gönderildi. Ancak 1686 yılında, Şiiler arasında Osmanlı Sultanı'na karşı kurulan müttefik birliğine katılacak taraftar bulmanın imkânsız olduğu cevabını gönderdi. Genç İran Şahı, isyancı Gürcüler ve Dağıstan'a akın eden Kazaklar ve Kalmuklar ile yeterince meşguldü. İran'ın sadrazamı bir Sünni idi ve diğer vezirler istanbul'dan düzenli olarak para alıyorlardı .

Baş tercüman ise Fransız Kapusen rahibi Rafael'di. Yine buraya gönderilen Lehistan elçisi Zgurski de daha başarılı olamadı108. Şah ve baş veziri, Hristiyanlara şans dilemekle yetindiler109 ve İran'ın Müslüman bir ülke olup, barışı korumak zorunda oldukları cevabını verdiler.

Lehistan sınırındaki savaş, her iki tarafta çok yavaş gidiyordu. Haziran ayında Leh birlikleri Kamaniçe'yi kuşattılar. Boğdan Prensi Kantakuzen, Tutora karargâhına kaçtı ve Sobieski her iki vasal ülkenin elçilerini kabul etti. Kralın Boğdan'ı, Eflak'ı ve Erdel'i işgal edip, Bucak'tan Tuna Nehri'ne kadar ilerleme ve İstanbul'u ele geçirme niyetlerinden bahsediliyordu . Haziran ayında Almanlar Tımışvar üzerinden Eflak'a girecekler ve burada Lehler ile birleşeceklerdi. Venedik'in Lehistan'daki temsilcisi Morosini aracılığıyla Venedik'in Osmanlı İmparatorluğu'nun bölünmesine denizden katkıda bulunmak üzere, donanmasını Selanik Limanı'nda toplaması istendi. Ama Leh ve Avusturya diplomadan daha hiçbir teşebbüsde bulunmadan, her ikisi de Ortaçağ'dan kendilerine miras kalan yerler olarak baktıkları Romen eyaletlerinin geleceğine dair münakaşalara başladılar ve Co1t1t aArini, fikir ayrılıklarını Hristiyanların çıkarına ortadan kaldırmak için Viyana'ya gitmek zorunda kaldı .

Lehistan hazinedan ancak Ağustos ayında, yanında Petriceicu'nun grubundan Romen kaçaklar ile birlikte Boğdan'a akın etti ve kısa bir süre için Şerban'ın ülkesini ele geçirebilmeyi umuyordu. Lehistan Kralı arkasından bizzat gelip, kışı Yaş'da geçirecekti, ama Turla Nehri üzerine kurulan köprü sonbaharda yağan yağmurlardan dolayı tahrip oldu ve Kamaniçe büyük bir başarı ile direnirken, sadece Hotin önlerinde Tuna Nehri'nin sağ kıyısına birkaç top kurulabildi. Kralın sayıca oldukça büyük ordusu Ekim ayının ortalarına kadar sınırdaki karargâhta beklemek zorunda kaldı. Ancak, Temmuz ayında başlarına yine Selim Giray Han'ın geçtiği Tatarlar geldiğinde fazla direnemediler ve Grodek'teki köprüyü yıkmak zorunda kaldılar. Nihayet İsakçı'dan yola çıkan Serasker Sarı Süleyman Paşa, Tatarlarla birleşti ve Ekim ayının sonunda sınır nehri'ni geçtiklerinde, Leh Kralı 11 Kasım'da toplanacak mecliste bizzat bulunması gerektiği bahanesi ile Livov'a geri çekilmişti bile. Hatman Movila'nın Tatarların üzerine gönderilen Kazakları, Boğdanlılar tarafında düşmanlıkla karşılandılar.

1685 yılında Serasker San Süleyman Paşa yine İsakçı Geçidi'ne geldi ve buradan eski bir Leh subayı olan Konstantin Kantemir'i prens olarak Boğdan'a gönderdi (Haziran) . Sonbaharda Tatarlar Macaristan'a geri döndükten sonra, Serasker Sarı Süleyman Paşa, iki vasal prensin yardımlan ile Kamaniçe'ye erzak götürmek üzere Tutora'ya karargâh kurdu . Eylül ayının başlarında Leh General Yablonovski Boğdan'a akın etti ve Boian Köyü'nde, Türkler ve tecrübeli Kantemir ile karşı karşıya gelerek, geri çekilmek zorunda kaldı. Sarı Süleyman Paşa, galip olarak Edirne'ye geldi ve 9 Aralık'ta sadrazam olarak Kara İbrahim Paşa'nın yerine geçti 1686 yılında Sadrazam Sarı Süleyman Paşa, kuşatma altındaki Budin'i kurtarmak üzere Macaristan'a yöneldi ve Boğdan Prensi Kantemir, Kral Sobieski'nin saldırısını huzur içinde bekliyordu, zira "kedilerin ve köpeklerin" bile talan edilmiş ülkesini terk ettiklerini biliyordu. Ayrıca sadrazamın bizzat himayesinde bulunan prens, uzun zaman önce Lehistan ile irtibata geçmişti ve kendisini, hanedanını, Boyarları ve Ortodoks ruhbanlarını güvenceye alacak imtiyazlar elde edeceğinden emindi . Ağustos ayının sonunda Kral Sobieski gerçekten de Boğdan'a geldi ve birlikte Bucak Tatarlarına karşı savaşmak üzere, Eflak Prensi'ni yanına çağırdı. Tatar Hanı, Macaristan'da olduğu için, en azındın bu sefer kolay bir zafer elde edilebilirdi. Ancak küçük bir Boyar grubunun dışında Boğdanlıların tamamı, prensinden en basit köylüsüne kadar, Lehistan Kralı'na karşı düşmanca bir tutum içindeydiler. Kantemir, Türklerin ve Tatarların yaklaştıklarını ve kendi oğlu Antioh'u, başka genç Boyarlar ile birlikte Bâbıâli'ye rehin bıraktığını bahane etti . Kral Sobieski, gerek tahkim ettirdiği eski Boğdan başkenti Suçava'yı, gerekse Yaş'ı savunmasız buldu. Lehlerin tarafında olan Boyarlar, başlarında Hristiyan dostu Kostin kardeşler olmak üzere, Bucak'a dönüş yolunda yalnız bıraktılar. Sobieski, Yaş'da Metropolit Dositeus ve ruhban sınıfının üyeleri tarafından Tanrı tarafından gönderilen kurtarıcı olarak karşılandı. Lehlerin Boğdan başkentindeki merasimleri iki hafta sürdü ve kralları kaçak Kantemir'in arkasından alaycı Romen şarkılar söyledi. Bu arada Kazak ve Leh çeteler her yeri talan ediyorlardı: Neamt Manastın'nda Timuş'un dul eşi Prenses Roksandra'nın boynu vuruldu.

Ordu, Tuna Nehri'ne doğru ilerlese de Lehler, Bucak Eyaleti'nin verimsiz ve güneşin altında yanan çayırlarında açlıktan ve susuzluktan kınldılar. Her yerde Tatar çeteleri ile karşılaştılar ve Kral Sobieski, sayıları iyice azalan yorgun birlikleriyle Yaş'a geri döndü. Sobieski, daha sonra Boğdan hazinesi, "yeni" Aziz Jean'ın kemikleri ve itibarı ağır bir şekilde sarsılmış Yaş Başpiskoposu - Yaş ateşe verilmişti - ile birlikte Tatarlar ve Boğdanlılar tarafından taciz edilerek , Sniatin'e yöneldi. Piyadelerinin neredeyse tamamını Tatar topraklarında kaybetmişti .

Bu başarısızlıktan sonra Leh birlikleri Kamaniçe'ye tekrar saldırmadılar. Savaş kroniği bu tarihten sonra sadece Leh çeteler ve Kantemir'in Kamaniçe'ye erzak sağlayan Boğdanhları arasında önemsiz çatışmalardan bahseder . 1686 yılında Sobieski tarafından işgal edilen Suçava bölgesi ve birkaç manastır, geçici olarak Lehlerin elinde kaldı: Boğdan Prensi bu kayıpları kabul etmişti. 1688 yılında sanki Jablonovski tekrar Turla Nehri'ni aşmak istiyormuş gibi görünüyordu. Bunun üzerine Tatar Hanı derhal İsakçı Geçidi'ne geldi ve iki yıl önce seraskerliğe getirilen Bıyıklı Mustafa Paşa'nın komutasındaki birlikler ile birleşti.

Lehistan Kralı, sınırlarını Aşağı Tuna bölgelerine ve denize kadar genişletmek, Kırım Tatarları dahil olmak üzere tüm Tatarları yok etmek ve Türkleri "Anadolu'daki yerlerine" geri göndermek için papadan yardım istedi, ama boşuna. Avusturya'dan gelen 6 bin Alman piyade, tıpkı Erdel'den gelmesi beklenen erzak arabaları gibi hiçbir zaman gelmedi . Lehistan Kralı ancak 1691 yılında tekrar Boğdan'a ayak bastı, ama ne Tatarlar ne de Serasker Gürcü Mehmed Paşa'nın komutasındaki Türklerle karşı karşıya gelmedi. Yine bu ıssız topraklarda Neamt dolaylarındaki dağlara kadar yaptığı askerî bir gezintiden sonra hiçbir sonuç alamadan bu ülkeden ayrılmak zorunda kaldı . Sonraki yıl Mustafa Paşa ve Kantemir, Lehler tarafından işgal edilen Soroka'yı kuşattılar (Ekim) . 1694 yılında Tatarlar tekrar Kamaniçe'ye yöneldiler ve yaz aylarında, Kazaklar Turla Nehri boylarında akma çıkarken, Tatar Hanı serhad boylarında belirdi . Bu sınırdaki savaş tamamen susmuştu.

Aslında Lehistan savaşı hiçbir zaman ciddi bir karakter göstermemişti. 1699 yılında sağlanan barışa kadar geçen 16 yıl içerisinde Lehler, önemli sayılabilecek hiçbir şey elde edememişlerdi. Kamaniçe'nin gefî1 kazanılmasının çok zor bir görev olduğu anlaşılmıştı. Sobieski'nin her iki seferinde de hiçbir muharebe yapılmamış ve Boğdan'm Lehler tarafından "fethedilen" kısımları sürekli olarak Tatarların ve Kantemir'in hizmetinde bulunan Romen çetelerin akınlarına uğruyordu. Müdahalesinin karşılığında Kamaniçe'yi ve Ukrayna ile birlikte Podolya'nın tamamını, ayrıca Boğdan'ı, hatta belki de Eflak'ı ve Bucak'ı talep eden Lehistan'ın askerî çabaları, bağımsızlığını kazanma arzusu ve dinini koruma çabaları ile birçok kez Leh Kralı'nın yardımına başvuran komşu Hristiyan ülkenin tamamen harap olmasına neden olmaktan başka bir sonuç getirmemişti .

Venedik, savaşın ilk üç yılında gerek denizlerde, gerekse Francesco Morosini yönetiminde Mora'da önemli başarılar elde etmişti. "Mevcut şartlar altında", diyor de la Croix, "Türkler için Venediklileri karşılarında düşman olarak görmekten daha huzursuz edici bir şey olamazdı. Sahillerin savunması zayıftı ve kadırgalar kötü durumda idi. Kara birlikleri tüm paraları kullandıkları için uzunca bir süre için yeni bir donanma bile oluşturulamadı ". Morlaklarla birkaç anlaşmazlık, İstanbul'daki gümrük memurlarının yeni gelen Balyos Civran ile münakaşaları, sultanın birkaç defa para taleplerinin geri çevrilmesi, Venedik tarafından resmen değil, sadece Balyos Donato'nun geri çağrılması ile ilan edilen savaşın bahaneleri idi. Barış teklifleri geri çevrildi . 1684 yılında Venedik Dalmaçya'ya birçok asker gönderdi ve bir ay gibi kısa bir süre içinde Uskokların yardımı ile Skardona, Resano ve Duare ile birkaç başka yer ele geçirildi. Francesco Morosini, 17 günlük bir kuşatmadan sonra Ayamavra Adası'nı fethetti. Karşı sahildeki Preveze de Venediklilerin eline geçti ve General Strassoldo birkaç bin asker ile 4 bin Türkü mağlup ettiği Arnavutluk'a akın etti. İstendil'de birkaç Osmanlı gemisini batırmayı başardılar .

1685 yılında Manyodar ayaklandı, ama İsmail Paşa huzuru tekrar sağladı. Morosini, 43 yelkenliden, 6 mavnadan, 6 kalyondan ve 40 nakliye gemisi ile aralarında 2.400 Hannoverli bulunan 12 bin kişiden oluşan donanması ile Mora sahillerine geldiğinde, gözünü doğrudan Koron'a dikti. 15 Haziran'da eski kalenin kuşatması başlatıldı ve Halil Paşa, kaleyi kuşatanları kuşatmak için geldi. Halil Paşa karargâhta hayatını kaybetti ve halefi, eski Defterdar Mehmed Paşa geldikten hemen sonra büyük bir mağlubiyet aldı. 12 Ağustos'ta Koron ele geçirildi ve müdafaa kıtaları, Köprülülerin yönetimindeki Osmanlıların Hristiyan birliklerine davrandıklarının aksine çok kötü muamelelere maruz kaldılar . Morosini, bunun üzerine Kalamata'da Manyotların yardımı ile yeni bir zafer kazandı ve bu şehir de teslim oldu. Akabinde teslim olanlar Zernata, Kalefa ve Passava oldu. Musahib Mustafa Paşa, kayıpları geri getiremedi ve Abdülkadir Reis'e, Venediklilerle hiçbir çatışmaya girmeye fırsat bulamayan Osmanlı Donanması'nı İstanbul'a geri götürme emri verildi.

1686 yılının bahar aylarında Musahib Mustafa Paşa, İsmail Paşa ve Mahmud Paşa ile birlikte Kalefa'yı geri almayı denedi, ama Venedik gemilerinin karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Sıra Haziran ayında kuşatma altına alınan Navarin'e geldi. İsmail Paşa kaçtı ve kale 7 Haziran'da Hristiyanların eline geçti. Modon ve Argos aynı akıbete uğradılar ve 18 Ağustos'ta Anabolu ele geçirildi . Bosna Beylerbeyi Siyavuş Paşa'nın müdahalesine rağmen, Dalmaçya'da Zenga ve Knin düştü. Kastelnova da aynı tehditlere maruz kaldı ve 1688 yılında Venedik'in eline geçti. Ülgün de yeniden Venedik hakimiyetine girdi.

24 Temmuz 1687 tarihinde, Mora Beylerbeyi'ne karşı elde edilen bir zaferden sonra Balyabadra Venedikliler tarafından ele geçirildi. Venedik bayrağı kısa bir süre sonra İnebahtı üzerinde dalgalanmaya başladı. Kastel Tornese ve Mezistre neredeyse hiç direniş göstermediler. Sadece Benefşe tutunabildi. Hristiyanlar 9 Ağustos'ta Gürdüs (Korint)'e girdiler. Bir ara Eğriboz'a saldırmayı düşünen Morosini'nin donanması Eylül ayının ortalarında Atina önlerine geldi. Ünlü maceraperest Königsmark Kontu, Atina'yı kara tarafından topa tutuyordu ki 26 Eylül'de gerçekleşen bir patlama yüzünden Akropolis büyük hasar gördü. 29 Eylül'de kale Hristiyanların elinde idi, ama kısa bir süre sonra yine terk edildi.

Ama Atina'da tapınağı zarar gören Yunan Tanrıçası sanki bundan sonra uğradığı hakaretin öcünü almaya çalışıyordu. Kısa bir süre sonra Venedik Docu olmayı planlayan Morosini, 1688 yılında Eğriboz'u fethetmeye çalışırken herhangi bir başarı sağlayamadı. Temmuz ayının sonlarına doğru başlatılan kuşatma gittikçe uzuyordu. Salgın hastalıklara maruz kalan Venedik Donanması, 12 Ekim'de yapılan başarısız bir taarruzdan sonra buradan ayrıldılar. Karaya çıkartılan mürettebatın neredeyse yarısından azı tekrar gemilere binebilmişti. Mora asıllı Morosini, hızlı bir şekilde giriştiği bu savaşı sonuna kadar götüremeyecekti. Büyük bir muharebeye girmeden ve uzun süreli kuşatmalar yapmak zorunda kalmadan elde edilen bu başarılar, sadece Mora Beylerbeyi ve sancakbeylerinin ellerinde yeterince imkân olmaması, para ve erzak yoksunluğu ve Osmanlı Donanması'nın zayıflığı sayesinde gerçekleşebilmişti.

Macaristan savaşı ise nihayet sona erecekti. Ordunun tutumu ile vezirlerin ve sultanın kaderi ve hayatı bu savaşın sonucuna bağlı idi. Macaristan'daki savaş zamanla pahalı, uzun süreli ve sonuçta olumsuz bir savunma hâlini almıştı.

Haziran ayında Lotringen Dükü 26 bin piyade, 17 bin süvari ve 100 kadar top ile birlikte Parkani'den; Macaristan için serasker tayin edilen İbrahim Paşa, kışı geçirdiği Belgrad'tan yola çıktılar. Kalesi daha 18 Haziran'da teslim olan Vişegrad'ı kurtarmayı başaramadı ve Budin Beylerbeyi Kara Mehmed Paşa, emrindeki sipahilerin Almanlara karşı gösterdikleri cesarete rağmen, 27 Haziran'da Vaç önlerinde yapılan muharebeyi kaybetti ve Avusturyalılar bu şehri de işgal ettiler . 28 Haziran'da Peşte'nin müdafaa kıtası şehri ateşe verip, şehirden ayrıldı. Lotringen Dükü, tıpkı 1683 yılında Sobieski'nin tavsiye ettiği gibi Uyvar'ı ele geçirmek isteyen Starhemberg Kontu'nun tavsiyelerine karşın, 25 bin asker ile tek başına Budin'e karşı şansını denemeye karar verdi .

10 Temmuz'da Alman öncü birlikleri ve seraskerin buraya gönderdiği Osmanlı birlikleri arasında ilk karşılaşmalar başladı. 22 Temmuz'da henüz güneş doğmadan bin kadar Alman süvari ve aralarında Johann Esterhazi komutasında bir birlik bulunan 1.500 piyade, "çılgınlar gibi davranan" Osmanlılara yeniden saldırdılar. Rivayete göre, Osmanlılar burada 3 bin asker ve sadrazamın tuğlarını kaybetti. Baden Kontu Ludwig kaçanları takip etti. İbrahim Paşa, Budin önlerine büyük bir ordu ile gelen Almanlara saldırmaya cesaret edemedi. Bu arada Kont Schulz ve Palffy, Kuzey Macaristan'da Eperies yakınlarında Tökeli'yi arıyorlardı . Eylül ayında Tökeli'yi mağlup ettiler. Leslie, bu arada Haziran ayında Verovitsa'yı aldığı Hırvatistan'da geziyordu .

Yine de bitmek bilmeyen kuşatma, sayılan Eylül ayında Osmanlıların hiçbir şey yapmasına gerek kalmadan 12 bin kişiye kadar inen, erzak temini iyi, ama kendi içinde anlaşmazlık içindeki Alman ordusuna büyük kayıplar verdiriyordu . Bavyera Dükü daha sonra karargâha 8 bin asker daha getirdi ve Baden-Durlach Kontu emrindeki Suebyalı birlikler de katıldı. Yeteneksizliği artık bariz bir şekilde ortaya çıkan hasta Lotringen Dükü'nün yerine Baden Kontu geçti. Utanç içinde, Macaristan'ı birkaç ay içinde kâfirlerin baskısından kurtarmak için gelen büyük kurtarma ordusunun acınacak hâlindeki kalıntılarını Ekim ayının sonunda, 109 gün süren ve 23 bin Hristiyan'ın hayatına mâl olan başarısız bir kuşatmadan sonra tekrar ülkesine geri götürme görevini üstlenmek zorunda kaldı.

1685 yılında Alman ordusunun üç bölümü tekrar Kuzey Macaristan'a, Budin dolaylarına ve Hırvatistan'a gönderildi. Bu sefer, Kayser I. Leopold'un Haçlı Seferi bayrağı altında Alman asilzâdelerin ve şehirlerin sayısız birliği de orduyu katılmıştı.

Serasker İbrahim Paşa, 20 Haziran'da Belgrad'tan ayrılmıştı. Öncelikli hedefi, 11 Temmuz'dan beri 30 bin Alman tarafından kuşatmaya alınan Uyvar'ı kurtamıaktı. Ama önce Budin'e gelerek, 28 Temmuz'da Vişegrad'ı tekrar ele geçiren Türklerle buluştu. 30 Temmuz'da Estergon kuşatması başlatıldı.

Üçüncü Macaristan seferi sanki Türkler lehine dönmeye başlamıştı, ama Alman ordusu Osek'te Ağustos ayının ortalarında burada bulunan üç Türk Paşası'na karşı zafer kazandılar ve şehir ateşe verildi. Osmanlılar, geri çekilirken köprüyü de arkalarından yıkmak zorunda kaldılar. Serasker İbrahim Paşa'yı kaçırmak için Lotringen Dükü ve Bavyera Elektörü aynı ayın ortalarında 40 bin asker ile yola çıktılar ve 16 Ağustos'ta, fevkalade müstahkem mevkiinden bir savaş hilesiyle çıkartılan İbrahim Paşa, yeniçeriler ve sipahiler arasındaki anlaşmazlıklar ve kıskançlıklar yüzünden büyük bir mağlubiyete maruz kaldı . ibrahim Paşa, daha sonra Budin ve Peşte önlerine de geldi, ama boşuna. Uyvar, Caprara komutasındaki Almanların bir taarruzu ile ele geçirildi ve Almanlar, bu intikam savaşında her seferinde olduğu gibi, her yeri yağmalayıp, katliamlar gerçekleştirdiler (19 Ağustos); çıkan çatışmalarda Uyvar Paşası hayatını kaybetti . Hristiyan ordusunun asıl gücü Uyvar yakınlarında kaldı. Türkler daha Eylül ayının başlannda burada barış tekliflerinde bulunmuşlardı. Bu arada diğer birlikler, Kuzey Macaristan'da Tökeli'nin üzerine yürüdü ve Eperies, Tokay, Kosice (25 Ekim), Ungvar, Sarospatak, Solnuk ve Sarvar, İbrahim Paşa buralara yardım getiremeden Schulz, Mercy, Heissler ve Caprara tarafından geri alındı. "Kral" İmre Tökeli'nin bazı taraftarları bunun üzerine derhal boyun eğdiler. Sadece Marmoros Dağları'ndaki güçlü Munkaş Kalesi Almanlara sonuna kadar direndi.

Türkler tüm başarısızlıkları hainlere atfediyorlardı. İmre Tökeli, İbrahim Paşa'nın daveti üzerine Varad'a geldiğinde, askerlerinden ayrıldı ve İstanbul'a gönderildi. Ağustos ayının başında yeni bir ordu oluşturma çabası içinde olan Babıâli, Serasker Kara İbrahim Paşa'yı görevinden azletti ve tıpkı iki yıl önce Viyana önlerinde mağlubiyete uğrayan Kara Mustafa Paşa gibi Belgrad'ta idam edildi. Kara İbrahim Paşa'nın ölümü ile sadrazamlık makamına yetenekli ve çalışkan Sarı Süleyman Paşa getirildi .

Erdel, bu hadiseler sırasında hiçbir tehlikeye maruz kalmamıştı. Erdel tahtında hak iddia eden Csaky, Eflak Prensi Şerban Kantakuzen'in elçisi olarak Viyana'ya gitti ve 1686 yılının Şubat ayında tekrar döndü. Bunun haberi İstanbul'a kadar ulaştı ve kurnaz Kantakuzen, derhal mazereder uydurup, Csaky ile herhangi bir ilişkisi olduğunu inkâr etti. Aynı dönemde yeni Serasker Ahmed Paşa, Avusturyalıların Erdel'e veya Eflak'a akın etmelerini önlemek için Tımışvar Banatına geldi .

1686 yılı, Viyana Sarayı'nın savaş kuruluna göre nihai sonucu getirmeli idi. Olayların gidişatı, bu umutlarını boşa çıkarmadı.

Tuğların, daha Mart ayının sonlarında dikilmesine ve sadrazamın 19 Nisan'da harekete geçmeye hazır olmasına rağmen, Türkler bu sefer Erdel'in uzun zamandan beri planlandığı gibi, Avusturyalılar tarafından işgalini engellemek için geç kaldılar, zira Avusturyalılar Erdel'e daha kış aylarında gelmişlerdi . Bahar aylarında ise Starhemberg Kontu, Csaky'nin komuta sındaki 6 bin Macar ile birlikte Klausenburg'u (Koloszvar) kuşatmak üzere Szathmar'dan yola çıktı . IV. Mehmed, 1684 yılında aynı adı taşıyan oğluna taht üzerindeki haklarını garanti etmesine rağmen , Apafi Alman Kayser ile gizli bir anlaşma yapmış, ancak Şerban Bâbıâli'ye durumu derhal bildirmişti . Sarı Süleyman Paşa ve Yeniçeri Ağası Hasan Ağa, Haziran ayının başlarında Maros Nehri'ne geldiler ve bu yıl için Erdel'i bir kez daha Avusturyalıların işgalinden kurtardılar . Tisa (Theiss) bölgesinde ayrıca Solnuk'a geri çekilen Almanlar tarafından ateşe verilen Sarvarı geri aldılar . Yeni Sadrazam Sarı Süleyman Paşa, İmre Tökeli'yi hain olarak atıldığı zindandan çıkartmıştı, ama Tökeli'nin yeni durumlara alışması biraz zaman aldı .

Bu arada, aralarına Brandenburg birliklerinin de katılacağı 100 bin kişilik bir ordu, Parkani'den yola çıkarak, kayserin önce belirlediği gibi İstolni Belgrad önlerine değil, Budin önlerine gelmişti. 17/18 Temmuz'da kalenin kuşatması başlatıldı: Bir tarafta Bavyeralılar, diğer tarafta ise doğrudan Lotringenli Karl'ın komutasındaki birlikler duruyordu. Almanlar, 24 Temmuz'da kan dökmeye gerek kalmadan şehri işgal ettiler, ama eski Yeniçeri Ağası Abdi Paşa Budin Kalesi'ni takdire şayan bir direnişle savunuyordu . Yapılan birçok taarruzdan hiçbiri sonuç getirmedi ve Osmanlıların başarılı huruç hareketleri yüzünden Alman ordusu büyük kayıplar verdi. Almanlar özellikle 27 Temmuz ve 3 Ağustos'ta yapılan taarruzlarda büyük zayiata uğradılar .

Lehlere karşı gösterdiği ustalıktan dolayı kendisinden büyük hizmeder beklenen Sarı Süleyman Paşa, ancak 9 Temmuz'da Belgrad'taki karargâha gelebildi. Burada huzuruna çıkan İmre Tökeli, Budin'in kuşatmadan kurtarılması için yapılacak sefere katılmasına izin verilmeyip, her ihtimale karşı Belgrad'ta bırakıldı. 15 Temmuz'da Sava Nehri geçildi. Abdi Paşa acilen yardım talebinde bulunmasına rağmen, Sarı Süleyman Paşa burada Tatarları beklemeye karar verdi. 2 Ağustos'ta Han'ın oğlu nihayet geldiğinde, hızına kimsenin erişemediği atlıları derhal Budin'e gönderildi. 6 Ağustos'ta Osmanlı ordusu Mohaç'ta kamp kurdu. Sadrazam Sarı Süleyman Paşa daha sonra yanıda Bosna Beylerbeyi Siyavuş Paşa, Anadolu Beylerbeyi Hasan Paşa, Çerkeş Ahmed ve Yeniçeri Ağası Hasan ile birlikte, eski Serasker Ahmed Paşa'nın komutasındaki birlikleri yanma çağırmadan Tuna Nehri'nin orta kısımlarına doğru ilerledi.

Bu arada Hristiyanların genel komutanı, meydan muharebesinde Macaristan'ın eski başkentinin kaderini belirlemek üzere buraya gelmişti. 14 Ağustos'ta yapılan ilk muharebe Osmanlılar için kötü geçti: Almanların top atışları ve bir kez geri püskürtülen Macarların dayanıklılığı Lotringen Dükü'ne zafer kazandırdı. Yine de Sarı Süleyman Paşa, kendi adamları tarafından terk edilmesine rağmen, tüm bölgeye hakim tepeyi tutmayı başardı. Sonraki günlerde düşmanla tekrar muharebeye girişmeye cesaret edemedi ve 29 Ağustos'ta Siyavuş Paşa'nın emrindeki yeniçeriler, Eski Budin'e girmeye çalışsalar da başarılı olamadılar. 111 Hristiyanlar, 2 Eylül'de Budin'i tekrar ağır bir top ateşine tuttular ve nihayet, tüfeklerine takılmış süngüleri ile kaleye girmeyi başardılar. Abdi Paşa ve silah arkadaşı İsmail hayatlarını kaybettiler. Çaresiz sadrazamın gözleri önünde Budin alevler içinde kaldı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son umudu olan bu adam, hiçbir şey yapmadan karargâhından sadece acımasızca katledilen kadınların ve çocukların seslerini dinledi . Şehrin düşmesini cephanelikte meydana gelen bir patlamaya bağladı ve Ahmed Paşa'yı, Macaristan Eyaleti'nden kalan yerlerin savunucusu olarak tayin etmek, İstolni Belgrad ve Kaniye'yi tahkim etmek, ordunun bir bölümünü Segedin'e göndermek ve bizzat Osek'e yönelmekle yetindi.

Baden Dükü Ludwig, Sarı Süleyman Paşa gittikten sonra Simontornya'yı ve 22 Ekim'de çok önemli birer yer olan Peç ve Sikloş'u ele geçirdi. Kendi kaderlerine terk edilmiş Osmanlılar, Budin'deki müdafaa kıtalarının başına gelen tüyler ürpertici kanlı katliamdan kurtulmak için, her yerde direnişin kırmızı ve siyah sancaklarının yerine barışın beyaz bayrağını açıyorlardı . Osek köprüsü yine alevlerin kurbanı oldu ve kuşatma altındaki Segedin'e gönderilen Osmanlı Paşası, Zenta'da Lotringen Dükü'nün birliklerine yenildi . Çerkeş Ahmed Paşa'nın yönetimindeki Türkler ve Tatarlar, karargâha geri geliyorlardı. 9 Ekim'de Osek köprüsünde ordugah kuran sadrazam, kuşatma altındaki şehri ve Gürcü Mehmed Paşa'nın yeniçerilerinden oluşan müdafaa kıtasını kurtarmayı tekrar denemek istedi . Ama bu yardımcı birlikler de General Veterani'nin karşısında geri çekilmek zorunda kalınca, şehir Ekim ayının sonunda teslim oldu. Süleyman Paşa, en azından kutsal sancak-ı şerifi 14 Kasım'da vardığı Belgrad'a getirebildiğine seviniyordu.

Belgrad'a varır varmaz, daha önce Petervaradin'de yaptığı barış tekliflerini yineledi . Mehmed Ağa, Alman temsilci Karaffa'nın açıklamalarını dinlemekle görevlendirildi .

Yeni savaş yılı, her zamanki gibi Nisan ayında başladı: Sava Nehri üzerindeki köprü tamir edildi ve Petervaradin'de yeni bir köprü kuruldu. Ama sadrazam ancak 19 Haziran 1687 tarihinde köprüyü geçti. Lotringen Dükü, Drava Nehri'nin ötesinde yoluna devam etmesini engellemeye çalışsa da, Sarı Süleyman Paşa, Eğri Kalesi'ne kadar ilerlemeyi başardı. 16 Temmuz'da savaş için hazırlıklar yapmak üzere Almail ordusu Valpo'ya; Osmanlılar ise Osek'e geldiler. 17 Temmuz'da Sarı Süleyman Paşa, Lotringen Dükü'nün ve Bavyera Elektörlerinin müttefik birlikleri ile karşı karşıya geldi. Avusturyalılar günlerce Sarı Süleyman Paşa tarafından bizzat yönetilen yeniçerilere ve Bavyeralılar, sol kanadı oluşturan Anadolu ve Halep Beylerbeylerine karşı savaştılar. 22 Temmuz'da Anadolu Beylerbeyi Hasan Paşa, karargâhta eşyaları ve gemileri korumak üzere bırakılan askerlere saldırdı. 26 Temmuz'da Hristiyan ordusu Sikloş'tan Mohaç'a kadar geriledi. Mohaç boşaltıldı ve Osmanlılar nihayet nehri geçebildiler. Sadrazam için başarılı geçen birkaç küçük çatışmadan sonra, 9 Ağustos'ta çok önceleri yakınında eski özgür Macaristan'ın battığı Mohaç yakınlarındaki köy, Almanlar tarafından ateşe verilerek alevler içinde yanmaya başladı.

Neredeyse aynı yerde, Harsan Dağı'nin eteklerinde ve hemen hemen aynı ay içerisinde, Habsburglular tarafından himaye altına alınan yeni Macaristan canlanacaktı. 12 Ağustos sabahı, Sarı Süleyman Paşa düşmana saldırdı ve zaferinden o kadar emindi ki, karargâhını korumak için hiçbir tedbir almadı. Ama topçular o gün hedeflerini şaşırdılar ve Osmanlılar akşam karanlığı bastırdığında, hâlâ Eğri Kalesi'ne gidecek yolu zorla açmak için karşılarındaki güçlü orduyu geçememişlerdi. Müttefik Almanların her yönden yapılan son bir taarruzu, muharebenin kaderini belirledi: Savaş alanında 8 bin ölü, 2 bin esir ve bütün toplarını bırakan Osmanlı ordusu Osek köprüsüne kadar geldi ve herşey bitene kadar burada iki gün bekledi.

General Dünevvald'ın birlikleri bunun üzerine Valpo ve Osek'i ve daha sonra Pojega'yı ele geçirdiler ve asıl Macaristan Krallığı'mn güney sınırına kadar ulaştılar. Lotringen Dükü, Erdel'e akın etti ve Somlyo, Klausenburg ve doğuda Szamos-Uyvar'ı işgal etti. Blasendorf (Macarca: Balaszfalva; Romence: Blaj) yakınlarında Erdel Prensi Mihai Apafi 27 Ekim'de ülkenin imtiyazlarını onaylayan, prense ve oğluna ülkenin yönetimini teslim eden, ama aynı zamanda Alman askerlerine ülkenin tüm kalelerin kapılarını açan bir anlaşma imzaladı. Eğri Kalesi (7 Aralık) ve Munkaş (1688 yılı başları) General Karaffa'ya teslim oldular ve yeni yıl daha başlamadan, Macaristan yasaları ihlal edilerek, Alman Kayser'in en büyük oğlu, Macaristan Kralı ilan edildi.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA