Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

İç Gelişmeler, Lehistan ve Rus Savaşı

Burada 1640-1774 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

İç Gelişmeler, Lehistan ve Rus Savaşı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 05:35

İÇ GELİŞMELER. LEHİSTAN VE RUS SAVAŞI

Nihayet ele geçirilen Kandiye'nin yarattığı sevincin ilk hevesi ile Sultan IV. Mehmed, Fazıl Ahmed Paşa'ya kışı Selanik'te geçireceğini ve daha sonra sadrazamın isteği üzerine yeni bir savaş yeri belirleyeceğini yazmıştı. Ama Fazıl Ahmed Paşa ancak 1670 yılının Mayıs ayında Girit'ten yola çıktı ve Temmuz ayında, düşmanlarının tüm beklentilerini yerle bir ettiği Edirne'ye büyük bir törenle girdi. Yeni bir Venedik savaşının çıkmasını önlemeyi biliyordu, ama askerleri meşgul etmek ve kendi çıkarını düşünen, entrika dolu bir saray ile kaba askerler arasındaki eski anlaşmazlıkların tekrar alevlenmesine engel olmak için mutlaka yeni bir seferin yapılması gerekiyordu. Venedik ile kesin barış yapıldıktan sonra sadrazamın yeni bir düşmana ihtiyacı vardı.

Tuhaf ve yozlaşmaya yüz tutmuş sultanın karakterini de hesaba katmak zorunda olduğu için bu ihtiyaç daha da büyüktü.

Sultan IV. Mehmed'in vekiline en uzak savaş alanlarına bile yazdığı tehditleri okuyunca; bir sefer sona erdiğinde sultanın huzuruna kabul edilebilmek için aylarca beklemek zorunda kaldığı göz önüne alınınca ve sadrazamın yüzüne karşı:

"Görmüyor musun küstah, yaz geldi bile" ya da "Var git küstah, bu hadisenin tekrar ele alınmasını, sağla ve başının omuzların üzerinde kalması için dua et" gibi ifadelerine bakılırsa , babası çok farklı bir muamele gören Fazıl Ahmed Paşa'nın - ki Sultan Köprülü Mehmed Paşa'nın ölüm döşeğinin başında bu sadık hizmetkârının yaşaması için hayatının 10 yılını vermeye hazırdı - sadece hep para, günahkar arzuları için hep güzel musahipler daha sonraları şehzade annesi Girit asıllı Haseki Sultan'ı çaresizliğe sürükleyen genç cariyelere ilgi duyan IV. Mehmed tarafından hor görülen ve sürekli ölüm tehdidi altında yaşayan bir araçtı. Görevi, değerli hediyeler bulmak, musahiblere ve cariyelere rüşvet vermek, zafer haberleri göndermek ve yeni eyaletler kazanmaktı, ama Saint Gotthard Muharebesi'nden sonra olduğu gibi, en zor durumlarda bile ordunun harcamalarını karşılamak için sultanın hazinesinden para istemesi kesinlikle yasaktı . Tüm bunlar zenginliğine zenginlik katmak veya sırf zevk olsun diye sürekli idam fermânları çıkartan sultanın minnettarlığını kazanmasına yine de yetmiyordu . Kızkardeşi ile evli olan kaymakam, başını sadece büyük bir meblağ ödeyerek kurtarabilmişti ve Fazıl Ahmed Paşa, en aşağı köle gibi, efendisinin saçma ve kanlı bir kaprisine veya saraydaki bir entrikaya kurban gidebileceğinden endişe ediyordu.

Türklerin avam tabakası, oğlunu Girit'te bile ziyaret eden Fazıl Ahmed Paşa'nın annesinin tabiatüstü güçleri olduğundan ve sultana büyü yaptığından emindi. Fazıl Ahmed Paşa, sultanın en mütevazı biçimde bile olsa, beklenmedik olağandışı gezilere çıkmasına engel olmasa da, diğer taraftan devletin tüm gücünü yetenekli ellerinde tutuyordu. Bilerek kötü bir eğitimden geçirilen, "asık suratlı, sarıya kaçan soluk yüzlü, gözlerini aşağıda tutan veya öfke ile oynatan Sultan IV. Mehmed'in tembelliği; annesinin öldüğü gün bile vazgeçmediği av tutkusu; sinir bozucu ahlaksızlıkları ve siyasi açıdan bilgisizliği, babasından sadece büyük bir devlet adamının özelliklerini değil, bu büyük İmparatorluğu canlandırmak için gerekli araçları kullanmakla ilgili bilinci de miras alan yetenekli sadrazamın uzun sürecek iktidarının garantisi idi. Dürüst, rüşvet yemez,
hediyeler almaz bir kişiliğe sahip olduğu için, toplayabildiği tüm paraları sultanın hazinesine aktarıyordu.

Fazıl Ahmed Paşa'nın bir gün devletin başında olamayabileceği düşüncesi gerek sultan, gerekse saray efradı için o kadar endişe verici bir durumdu ki, rakipleri musahiblerden birinin dostu olan Kıbleli Ali Paşa ve Valide Sultan'ın musahiblerinden biri olan Tımışvar Beylerbeyi Ali Paşa'nın devletin bu en üst makama gelebilmeleri neredeyse imkânsızdı.

Fazıl Ahmed Paşa'nın yapması gereken tek şey, Sultan IV. Mehmed'i sürekli oyalayacak bir şeyler bulmaktı. Kendisine Kandiye'yi hediye ederek, sultanın gözlerinde yaşların belirmesine neden olduktan sonra, daha önce Genç Osman'ın Lehistan'a karşı seferini yenileme fikrini ortaya attı.

Fazıl Ahmed Paşa, sadece iyi bir muamele göreceklerini vaat etmekle kalmayıp, gerçekten de onlara iyi muamele ederek, Girit'te Rumları Venediklilere karşı kullanmıştı. Daha ileride detaylı olarak gösterileceği üzere, Avusturyalılara karşı Macarları kendi tarafına çekmişti: Akıncıları ve Tatarlan tüm Macar köylerinden uzak tutmuş, Uyvar ve Varad önlerinde orduya getirilen erzakların parasını zamanında ödemiş ve köylüler, nefret besledikleri Alman birliklerine, ülkenin kanını emdikleri için intikam almak üzere, ormanlarda saldırdıklarında sevinmişti . Macarlar, kimi zaman intikamlarını almak için Türk kıyafetleri bile 18 giyiyorlardı . Kendisinden 10 bin kişi talep edilen Macar palatin, asıl hükümdarı olan Alman Kralı'na ancak 150 kadar süvari göndermiş ve bunları da kısa bir süre sonra tekrar geri çağırmıştı. Sınırı denetimsiz bıraktı ve Kosice ile Bratislava'da halk Almanlan içeri almayı reddetti.

Hristiyan ordusu her yerde terk edilmiş, hatta kimi zaman bilerek ateşe verilen bölgeler buldu . Fazıl Ahmed Paşa, Macarlardan Macaristan'ın vergiye tâbi bir eyalet olarak Türk hakimiyetine girmesini teklif eden mektuplar alıyordu . Rakoçi hanedanı altında, Rakoçilerin eski Macar krallarının geleneklerini tekrar yaşatıp, hegemonyalarını Tuna Nehri'ne kadar uzatmaya çalıştıkları için oldukça tehlikeli bir hal alan Erdel'e karşı ise Romenler ve "yıldırım gibi bir attan diğerine atlayabilen" dur durak bilmez Tatarlar yardıma çağrılmıştı. 1666-1667 yılında aynı Tatarlar, Leh Kralı'nı Rus Çan ile kurduğu ilişkiler yüzünden cezalandırmak üzere Lehistan'a akınlar düzenliyordu. Bâbıâli ise 1652 yılında Tatarlar üzerindeki denetimi kaybetmemek için, Leh Kralı ile fazla sıkı ilişkilere giren Tatar Hanı'nı öldürmeyi düşünüyordu ve 1668 yılında güçlü Tatar Hanı Mehmed Giray makamından alındıktan sonra kaleleri yıkıldı. Bâbıâli'nin isteği üzerine Giray hanedanının veliahtlan sürgüne gönderildikleri yerlerden getirtilip, Kırım Hanı ve Romen topraklarındaki Bucak Eyaleti'nin beyleri olarak göreve getiriliyorlardı. Bucak'ın Güney Besarabya bölgesine Nogaylar yerleşmişti ve Bâbıâli, serhatın boylarında askerî açıdan çok önemli birer yer olan Dobruca'daki Babadağ'dan ve Silistre'den Boğdan ve Eflak prenslerini çok iyi denetim altında tutabiliyordu .

Uzunca bir süreden beri sadece Tatarlar değil, Kazaklar da Lehistan'a karşı sahneye çıkmaya hazırdı. 1653 yılının Romen seferi yaşlı Chmielnitzki'nin gücünü iyice zayıflatmıştı. Kuzeydeki savaş sırasında ise Tatarlar aynı savaştan para ve beklenmedik bir özgüvenle çıkarken, II. Rakoçi ve İsveç Kralı ile kurduğu tehlikeli siyasî ilişkiler gücünü iyice tüketmişti. Suçava'da Chmielnitzki'nin oğlu Timoşek bir Erdel kurşununa kurban gitmişti. Kardeşi Georg ya da Yuri, hastalıklı ve askerî veya siyasî yetenekten tamamen yoksun bir adamdı. Lehistan, genelde ikinci bir Zamoyski olan komutanı Jean Sobieski'nin hırsı ile yönetilen yumuşak kalpli Mihail Vişnevetski (Wiszniewiecki)'nin hükümdarlığında Ukrayna'nın bağımsızlığını ve Batı Ukrayna'nın Moskova ile ittifak kurarak Ortodoks bir devlet kurma hayallerini sona erdirmeye çalıştığı bir dönemde Kazaklar, Petro Doroşenko ile nihayet uygun bir hatman bulduklarına inanıyorlardı. Doroşenko, Özi Nehri kenarında Lehlerin baskısı altında ezilen Küçük Rusya Devleti'ni, inancını ve ırkını eski düşmanlarının yeni Uranlıklarından kurtarma görevi için çok uzun bir zaman, ancak yine de sonunda başansız bir şekilde savaştı.

Doroşenko, kendini ciddi bir tehlike ile karşı karşıya hissettiği anda, Türklerle irtibata geçti, zira Don Kazaklarının Türklerle Azak'ta yaptıkları sıcak çatışmalara ve 1648 yılından sonra orada meydana gelen ayaklanmalara rağmen, Kazaklar, Türklere ve 16. yüzyıl ile 17. yüzyılın ilk yarısında birçok kez Kazak akınlarının hedefi hâline gelen güzel ve zengin şehirlerine karşı artık nefret beslemiyorlardı . "Latinler", müslüman "kâfirlerden" daha kötü idi ve daha tehlikeli görünüyordu. Osmanlı İmparatorluğu'na bağlılığını daha önceleri de ilan etmiş yaşlı Chmielnitzki, 1653 yılında Türklere başvurmuş ve kendini Tatarlara karşı güvence altına almak için sancak istemişti. Bunun karşılığında, sultanın teveccühüne bağlı olarak kendisine verilecek Podolya için 40 bin taler vergi ödemeyi vaat ediyordu .

Doroşenko, bu yüzden Tatar kalgayın desteği ile IV. Mehmed'in himayesine girmeye karar verdi. 1668 yılının Aralık ayında "Rutenlerin ve Kazakların" iki temsilcisi İstanbul'a geldi, ama tâbi olmayı kabul etmelerini, aralarında Ortodoks Romenler dahil olmak üzere, hiç kimsenin dinî meselelerine karışamayacakları hükmü de bulunan 16 şarta bağlıyorlardı. 1671 yılında Kazak meselesine kesin bir çözüm bulunması gerekiyordu: Doroşenko'nun düşmanları Hanenko ve Sirko, Akkirman'da Osmanlılara karşı savaşırken, Doroşenko, kardeşi Gregoraşko aracılığıyla Eflak Prensi Antonie ve Boğdan Prensi olarak Görge adını taşıyan Rumelili Dukas'tan yardım istedi. Aynı dönemde (Mayıs-Temmuz 1671) eski Leh elçisi Radzeiowski'nin sekreteri ve yeni Lehistan temsilcisi Franz Kazimir Wiysocki, aslında Hotin barışını uzatmak için gelmiş olmasına rağmen , Fazıl Ahmed Paşa gibi bir sadrazama ve iradesinin sınırları olmayan ve Avrupalı güçlerin temsilcilerini kendi Hristiyan reayaları gibi tutuklattırıp, ölümle tehdit eden IV. Mehmed gibi bir hükümdara hakaret sayılacak bir biçimde Ukrayna'nın Lehistan Eyaleti olarak kabulünü ve hain Doroşenko'nun teslim edilmesini talep etti. Ancak, Fazıl Ahmed Paşa henüz Kandiye surları altında savaşırken, Kaymakam Kara Mustafa Paşa, Doroşenko'nun vekili olarak Rum Stamatello'ya, vasal olmamalarına rağmen, kendi birliklerini Osmanlı'nın hizmetine vermeye hazır olduklarını beyan eden "Ukrayna'nın üç kısmı" için sultan tarafından verilen imtiyazı teslim etmişti. Bu imtiyaza göre, Kazakların artık Tatarların düşmanlıklarından endişe etmelerine gerek kalmamıştı ve İstanbul'da bir temsilci bulundurma hakkına sahiptiler. Doroşenko'ya ayrıca Osmanlı imparatorluğu'na dahil olduğunun bir işareti olarak bir tuğ gönderilmişti . Hicri 1080 yılının Mayıs ayında çıkartılan bu fermanın geri alınması imkânsızdı: Kazaklar artık resmen sultanın himayesi altındaydılar Wisocki,0 7tehditler savurmaya başlayınca, Fazıl Ahmed Paşa'nın dönüş yolunda boğazlanmasını emrettiği söylenir . Bundan önce Lehistan Kralı'na gönderilen bir mektupla savaş ilan edilebileceği bildirilmişti bile.

Mektubu Lehistan'a götüren elçiyi hapse atan Lehlerin cevabı, kızgınlıklar yatıştıracak gibi değildi. Böylelikle ileride yapılacak görüşmelerin önü tıkanmıştı: Wisocki, kralına tek hediye olarak bir bozdoğan getirdi ve Fazıl Ahmed Paşa, bu hediyenin açıklaması olarak, sultanın onu kralın ellerinden almaya geleceğini söylemişti . Bir sonraki yıl, yani 1672 yılın baharında, 1671 yılının baharını Tesalya'da büyük av partileri ile geçiren IV. Mehmed, açgözlü ve kibirli Lehistan'a karşı yapılacak seferin başına bizzat geçecekti.

Nisan ayının sonunda41 IV. Mehmed, görkemli bir törenle ve yanına Hasekisi Gülnuş Sultanı da alarak, İstanbul'dan ayrıldı, ama serhad boylarına yürüyüş emri ancak bir ay sonra verildi . 6 Temmuz'da İsakçı'da Tuna Nehri aşıldı. Almanlara karşı savaşan ordu, sanki acilen bir araya getirilen unsurlardan oluşurken, bu sefer uzun ve tecrübelerle dolu Girit savaşının emektar savaşçılarından Kanuni zamanının stilinde görkemli bir ordu oluşturulmuştu. Erdel birliği gelmemişti, ama Boğdan ve Eflak 8-10 bin kişilik birliklerini göndermişti. Doreşenko, 12 bin Kazak ile birlikte gelecekti. Tatar Hanı ise askerî gücünün tamamı ile birlikte bekleniyordu.

Daha önce Kanuni Sultan Süleyman ve ondan sonra Genç Osman'ın kullandığı Prut Nehri yolunu takip ettiler. 20 Temmuz'da sultan ve yeniçeri ağası, Yaş yakınlarında Zamoyski'nin Tatarlara ve Türklere karşı savaşlarından dolayı ünlü olan Tutora alanlarında buluştular. Sultan burada kaldığı sürece, Boğdan'ın başkenti Yaş'daki eski San Nikolas Saray Kilisesi camiye dönüştürüldü. IV. Mehmed ayrıca Boğdan Prensi Dukas tarafından Yaş'da kısa bir süre önce yaptırılan Cetatuia Manastırı'nı ziyaret etti ve atı ile Boğdan başkentinin sokaklarında dolaştı. Türkler, sekiz gün sonra Turla Nehri'ne doğru yola çıktılar. Kurulan köprü tutmadığı için Dukas makamından azledildi.

IV. Mehmed, daha Nehri geçmeden Zwaniec Türklerin eline geçti. Osmanlı çadırları Turla Nehri'nin sol kıyısına kurulduktan hemen sonra, 18 Ağustos'ta güçlü Leh kalesi Kamaniçe-Podolski'nin kuşatması başlatıldı. 30 Ağustos'ta, yeniçeri ağası meydana hakim kuleyi ele geçirdikten sonra, Sobieski, Lehistan Krallığı'nın Boğdan'ın karşısındaki bu eski kalesini kurtarmak için hiçbir teşebbüsde bulunmadan, halkın baskısı ile kalenin Alman müdafaa kıtası teslim oldu . Fazıl Ahmed Paşa, düşman birliklerine ve yerel halka karşı mümkün olduğunca esirgeyici davrandı. IV. Mehmed, Kamaniçe'nin düşüşünden sonra ölüm ve kan göreceğine sevinen sultan, böyle sahneleri boşuna bekledi . Şehir, Halil Paşa'ya teslim edildi.

Yeni Boğdan Prensi Romen asıllı Stefan Petriceicu ve kısa bir süre önce para ödeyerek Eflak'ı tekrar eline geçiren kurnaz Rum asıllı Grigore Gika, Tatarlar, Bosna Beylerbeyi ve serhad boylarının ve Anadolu'nun ünlü sipahileri ile birlikte Podolya ve Galiçya'da akınlara çıktılar. IV. Mehmed, Jaszlowiec ve Buçaç önlerine geldiğinde, akıncılar Przemysl ve Sabor yönüne ilerliyorlardı. Derhal buraya gelen Sobieski , Przemysl yönündeki akıncıların bir kısmını geri püskürtmeyi ve esirlerin bir çoğunu kurtarmayı başardı. Aynı dönemde Tatarlar, hanlarının yönetiminde, Kaplan Paşa ve Doroşenko ile birlikte 80 bin skudi tutarında fidye ödemek zorunda kalan Livov'ı kuşatıyorlardı. Leh Krallığı Mareşali Turla Nehri'ni geçip, 1671 yılında Duraç ve Hincul yönetiminde Dukas'a karşı ayaklanan ve Hotin'i uzunca bir süre işgal altında tutan Boğdanlılar ile irtibata geçmesine rağmen, Lehistan 18 Eylül'de Tatar Hanı Selim Giray'ın aracılığıyla Buçaç'ta Romen prenslerin de payı olan kendi aleyhine bir barış antlaşması yapmak zorunda kaldı: Lehistan Kralı, "40 şehir ve köy ile birlikte" Podolya'nın tamamını Osmanlı'ya bıraktı ve her yıl 220 bin altın tutarında bir "hediye" ödemeyi taahhüt etti. Doroşenko, vergiye tâbi Ukrayna'nın hükümdarı olarak kaldı ve Tatarlara her zamanki para yardımları yapılacaktı. "Burada yapılacak bir şey kalmadı " diyordu 29 Eylül'de Hollanda temsilcisinA gönderilen bir mektupta ve Ekim ayının sonunda bu kolay zafere sevinen Türkler, Boğdan üzerinden geri döndüler. IV. Mehmed 8 veya 18 Eylül'de galip olarak Edirne'ye vardı. İstanbul'da Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa'nın talimatı ile üç gün üç gece süren merasimlere halkın tamamı katıldı.

Lehlerin adına konuşan Sobieski için yapılan anlaşma sadece bir ateşkesti. Kamaniçe'yi sağlam bir şekilde tahkim eden ve para ödeyerek hayatını zor kurtaran Eflak Prensi'nin elinden, saray kilisesi derhal camiye dönüştürülen Hotin'i alan Türkler bunu biliyorlardı. Romen komutanın tek görevi, yeniçerileri rahat ettirmekti ve bundan sonra gümrük gelirleri de Turla Nehri kenarındaki yeni beylerbeyi tarafından toplanacaktı. Buraya sürekli yeni birlikler gönderiliyordu ve 1673 yılında Eflak Prensi'ni de Türklerin ve Lehlerin sürekli savaş hâlinde oldukları Hotin'e çağırdı.

Çaresiz Lehler Alman Kayser'e ve Erdel'e yardım için başvurmalarına ve Romen prensleri ile sürekli mektuplaşmalarına rağmen, haraç Mayıs ayında zamanında ödendi. Boğdan Prensi Petriceicu, hâlâ müttefik Hristiyanların büyük bir zafer elde edeceklerine, "Silistre, Bender, Akkirman, İbrail, İsmail ve Kili'yi" tekrar geri kazanacaklarını, hatta Tuna boylarındaki Slavların büyük bir ayaklanma çıkaracaklarını ve Haçlıların İstanbul'a bir sefer düzenleyeceklerini umut ediyordu ve Markianopolis'in Katolik Başpiskoposu'nu Viyana'ya, Roma'ya, Venedik'e, hatta Ceneviz'e göndermişti. Ama Livov için gerekli 80 bin skudi bulunamadı. Bu haberi İstanbul'a getiren Leh elçi, Divân'dan hakaretler altında ayrılmak zorunda kaldı ve tutuklandı.

4 Haziran 1673 tarihinde Fazıl Ahmed Paşa yeniden yola çıkmaya hazırdı. Sarı Hüseyin Paşa komutasındaki öncü birlikler Gika, Petriceicu, Bosna Beylerbeyi Kara Mehmed Paşa ve diğer komutanlarla buluşmak üzere yola çıkmıştı bile. 8 Temmuz'da Hotin karargâhına geldiler. 1 Temmuz'da yeniçeri ağası Edirne'den ayrılmış ve 7 Ağustos'ta ordu, bizzat IV. Mehmed ve Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa komutasında yola çıktı ama ancak Eylül sonunda İsakçı Geçidi'ne gelebildi.

Leh Kralı Mihail, hastalığına yavaş yavaş yenilirken, Sobieski, şimdi Sarı Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı birliklerinin üzerine gönderdiği güçlü bir ordu toplamayı başarmıştı. Ekim ayının sonunda Boğdan Prensi Stefan Petriceicu Lehlerin tarafına geçti. Badea Balaceanu'nun liderliğindeki bazı Eflaklı Boyarlar ondan önce davranmışlardı bile. Sobieski'nin emrindeki ordunun bazı bölümleri kısa bir süre sonra, Boğdan'ın Tutora'da konuşlanan Kaplan Paşa'nın emrinde yeterince birlikler bulunmamasından dolayı savunamadığı kuzeyine akın ettiler. Suçava, acilen tahkim edildi: Prensin ailesi ve Boyarlar, tüm varlıkları ile birlikte burada esir alındılar.

Komutanı ve halefi Sobieski, 11 Kasım'da Türklerle Hotin'de bir meydan muharebesinde karşı karşıya geldiğinde Leh Kralı Mihail Vişnevetski artık hayatta değildi. Gika, gece vakti Eflak Prensi'ni örnek alarak, Lehlerin tarafına geçti ise de kısa bir süre sonra Türklere geri döndü, ama kendisi ile birlikte Lehlerin tarafına geçen ordusu tarafından terk edildi. Romenler ve Kazaklar, yiğitçe savaşırken, Litvanya birlikleri yeniçerilerin saflarını kıramadılar ve ancak Sobieski Ruten hafif süvariler ve Husarlar ile saldırdıktan sonra savaşı kendi lehine çevirebildi. Osmanlı'nın sol kanadı alanı terk etti. Sarı Hüseyin Paşa'nın ölenlerin arasında olduğu kesin olmasa bile, Bosna Beylerbeyi burada hayatını kaybetti . 3 Aralık'ta Leh birlikleri Stefan Petriceicu'yu Yaş'a getirdiler ve Bükreş'te Gika'mn yerine eski Eflak Prensi Konstantin Basarab geçecekti. Sobieski, ordusunun tamamı ile artık Eflak topraklarında, tıpkı 80 yıl önce Zamoyski'nin karargâhını kurduğu yerde duruyordu. Kaplan Paşa kaçak olarak Dobruca'da sadrazamın yanına geldi. Türkler Babadağ'a kış karargâhlarını kurdular ve Skiros'un Soroka'ya gelen Kazakları, neredeyse Fazıl Ahmed Paşa'nın gözleri önünde Ibrail'i talan ettiler.

Muharebeden galip çıkanların artık tek derdi yeni krallarını seçmekti ve Sobieski bizzat kral olmak istiyordu. Tek başına kalan Petriceicu, sadrazam tarafından yeni atanan, üstelik Kör Hüseyin Paşa'nın yanı sıra bir Tatar birliği tarafından desteklenen Boğdan Prensi Dumitraşko Kantakuzen'e karşı tutunması imkânsızdı. Suçava, buna rağmen buraya Alman komutan Theodor Frank'ı yerleştiren Lehlerin elinde kaldı. Leh çeteleri kış aylarında Tatarların da akın ettiği Boğdan'da dolaşmaya başladı. Samuiloviç ve Ramadanovski, Çehrin'e kapanan Doroşenko'yu ele geçirmeyi başaramadılar . Hristiyan ordusu, tüm fetihlerini 1674 yılının başlarında tekrar kaybetti. Sobieski, Boğdanlı Kantakuzen'den yardım talep etmek zorunda kaldı. 21 Mayıs'ta kral seçilip taç giydiğinde, yeni bir Türk-Leh savaşının kapıları tekrar açıldı.

Fazıl Ahmed Paşa, hiç vakit kaybetmeden yeni bir ordu oluşturarak, özellikle yeterli sayıda savaşa yatkın yeniçeri toplamak için elinden gelen herşeyi yapmıştı . Anadolu'dan oldukça güçlü birlikler Babadağ'a gelmişti, hatta sayıları o kadar yüksekti ki, bir kısmının tekrar geri gönderilmesi düşünüldü. Ama sultan buna itiraz etti ve Fazıl Ahmed Paşa, bir kez daha "hain" ve "köpek" gibi hakaretlere maruz kalıp, cellada teslim edilmekle tehdit edildi .

2 Temmuz'da Türkler yine Tuna Nehri'ni geçtiler. Sultan'ın karargâhında bu sefer de birçok musahib, cariye ve Haseki Sultan ile Batı'daki Hristiyan dünyasının elçileri bulunuyordu: Fransa Kralı XIV. Louis'nin Lehistan'daki temsilcisi Marsilya Piskoposu ile bağlantı hâlinde olan Fransız elçiler; Alman temsilci Khindtsperg ve Hollanda'nın temsilcisi Collier. Kaplan Paşa'da burada idi ve Tatar Hanı yine Tatarları ile geldi.

Bu seferin iki amacı vardı ve her ikisine de ulaşıldı. Öncelikle Hotin ve Boğdan'da Suçava ve Neamt kaleleri geri kazanılacaktı. Bu hedefler yaz aylarında yerine getirildi. Kamaniçe'ye erzak temin edildi ve bölge halkı Kırklareli'ye gönderilip, yerlerine Bender, Kili ve Akkirman'dan 2 bin sipahi yerleştirildi . Boğdanlı Kantakuzen, yeni iktidarına güven içinde başlayabilirdi. Sultan'ın isteğini yerine getiren ordu, Tutora'ya kadar geldi ve nihayet Temmuz ayının son günlerinde Yaş'a kadar ilerledi.

Savaşın bundan sonraki hedefi, Doroşenko'nun Turla Nehri kenarında tüm gücü ellerine geçiren düşmanları idi: Sirko, Hanenko, Samuiloviç, Ramadanovski ve bunların arkasında yer alan, korkmakta olan ve henüz açıkça ortaya çıkmama kurnazlığını gösteren Moskova'daki çarın gücü. Ağustos ayının başında IV. Mehmed, Boğdan sınırında Tatarlara karşı kurulan Soroka önlerinde idi. Türklerle savaştan başka bir şey istemeyen yeni kralı Sobieski'nin elçisi Kariboski ile yapılan kısa bir görüşmeden sonra, diğer kıyıdaki Ladyszyn ve Uman kalelerine saldırı emri verildi. 4 Eylül'de Doroşenko, Kara Mustafa Paşa'nın yardımı ile kaleleri ele geçirdi.

7 S
IV. Mehmed, bunun üzerine geri döndü ve Aralık ayında Edirne'de ikinci kez zaferini kutladı. Serhad boylarında sadece az sayıda bırakılan birlikler , kral olarak ilk kez savaşa giren Sobieski'nin Podolya'yı geri almasını engelleyemedi. Türklerin elinde sadece Kamaniçe kaldı. Sobieski, büyük bir direnişle karşılaşmadan Niemirov, Braslav ve Turla Nehri kenarında Timuş'un dul eşi Boğdan Prensesi Roksandra'ya ait Raşkov'u aldı. Petriceicu ve Konstantin Basarab, burada ülkelerine geri dönmek için fırsat bekliyorlardı .

IV. Mehmed, veliaht şehzâdenin sünnet düğünü ve kızı Hatice'nin ikinci vezir ile evliliği yüzünden yapılan merasimlerle meşgul olduğundan ve Fazıl Ahmed Paşa, patriklerin azli ve tayini, vs. gibi mevcut tüm araçları kullanarak gerekli parayı bulmak için İstanbul'da kalmak zorunda olduğundan, 1675 yılında yapılan seferin başına Serasker Şişman İbrahim Paşa geçti. İbrahim Paşa bahar aylarında Babadağ'daki karargâhtan ayrıldı ve
İsakçı Geçidi'nden geçerek, Bucak'a geldi (Temmuz).

Halkı, sadrazamın her zamanki esirgeyici tutumundan yoksun kalan Zbaraz'ı ele geçirdi. Ancak Bar Kasabası'mn surları altında 2 bin Türk hayatını kaybetti. Livov'a saldırmak isteyince karşılarına çıkan Sobieski'ye yenildiler. Trebovla, yine başarı ile direnen kalelerden biri idi . İbrahim Paşa, Eflak Prensi'ni azletti ve yerine Nikusios'un bir akrabası olan İstanbul'dan Rossetti'yi tahfta çıkardı . Boğdan, öylesine talan edilmişti ki, İbrahim Paşa geri döndükten sonra Leh ordusunu barındıracak durumda değildi. Ayrıca köylerde ve pazar yerlerinde veba kol geziyordu .

1676 yılında kuzeye sultanın bizzat başında bulunduğu herhangi bir sefer yapılmadı. Doroşenko, Osmanlıların yardımına artık gereksinim duymuyordu. Uman Kalesi'ndeki hadiselerden cesaret alarak ve İbrahim Paşa'nın gaddarlığından korkarak Rus Çarı'na başvurdu ve himayesini talep etti. Sobieski ise Fransızların, Erdellilerin ve Romen prenslerinin arabuluculuğu ile barış sağlamak için yardım istedi. Mısır'da karışıklıklar baş göstermeye başladığından IV. Mehmed, IV. Murad'ın dünyanın diğer bölgelerindeki kahramanlıklarını tekrarlamaya karar verdi. İstanbul halkı, uzun bir süreden sonra sultanı Nisan ayında tekrar aralarında gördü .

Lehistan savaşının yönetimi, yaz aylarında Romen prensleri ile birleşerek Turla Nehri'ne doğru yol alan Vezir Şişman İbrahim Paşa'ya verildi . Nehrin öte kıyısında bekleyen Lehler, Boğdanlılar tarafından inşa edilip, 2 bin Türk ile birlikte korunan bir köprüyü ateşe vermeyi başardılar. Şişman İbrahim Paşa'nın ölmesinden sonra komutayı devralan diğer İbrahim Paşa, köprüyü tekrar kurdurdu ve Jaszlowiec, Buçaç ve Haliç önlerine kadar geldi. Ordunun bir kısmı Mohilev'e kadar ilerledi.

Sobieski, 30 bin kişiden oluşan ordusu ile Zuravna yakınlarında bekliyordu. Turla Nehri kenarında kurulan karargâh bir tepe tarafından korunuyordu. Bu yüzden herhangi bir taarruzda bulunmak imkânsız olsa da, Lehler Ekim ayının sonlarına doğru erzak azlığından şikayet etmeye başladılar. Bu yüzden 27 Ekim'de 20 günlük bir kuşatmadan sonra banş sağlandı. Lehistan, açlık çeken Hristiyan ordusunun dağılmasını engellemek için Osmanlı'nın Podolya ve gelecekte tamamen Bâbıâli'ye bağlı olacak Ukrayna'dan feragat gibi şartlarını itirazsız kabul etmek zorunda kaldı. Fazıl Ahmed Paşa, bu habere o kadar sevindi ki, haberi getiren Boğdanlı bir subaya 200 altın ödül verdi. Tatar Hanı, bu barışın sağlanmasında yine arabuluculuk görevini üstlenmişti .

1677 yılının başlarında Varşova meclisi, Podolya temsilcisinin itirazlarına rağmen, bu anlaşmayı onayladı. Papa elçisi Modrzliwoski, Ocak ayında kralın mektuplarını İstanbul'a götürdü ve Johann Gninski ile Kulm Palatini Mihail Rzewuski, İstanbul'a doğru yola çıkıp, Ağustos ayında buraya vardılar. IV. Mehmed, kırmızı kumaşlara bürünmüş ve altın yaldızlı baltalarıyla gezen Haydukları seyretmek isteyecek kadar meraklı idi. Bulunduğu yerin önünden geçerken, Haydukların gürültülü borazanları sustu ve gururla dalgalandırdıkları bayrakları mütevazı bir şekilde toplandı . Kulm Palatini 11 Mayıs 1678 tarihinde istanbul'dan ayrıldığında , yanında götürdüğü 6 Mart tarihli ahidnâmeler ne Lipka Tatarlarının Turla sınırından uzaklaştırılmasını; ne ünlü birkaç esirin serbest bırakılmasını, ne de Galata'daki Kadınlar Kilisesi üzerindeki Leh himayesinin kabulünü öngörüyordu. Bâbıâli aksine Bar, Miedziboze ve Niemirov şehirlerinin teslim edilmesinde ısrar ediyordu . IV. Mehmed'in Lehistan Kralı'na gönderdiği mektuplar da herhangi bir vasalına yazılmış gibi idi. Kulm Palatini Mihail, sadrazamın yanında Kazaklara karşı yapılan sefere katılmak istemiyorsa, Osmanlı'nın şartlarını kabul etmek zorunda idi. Palatinin elde ettiği sonuçlar, Lehlerin Lipkalann istedikleri zaman Ukrayna'nın iç kısımlarına yerleşmek üzere Polonya'dan ayrılabilmeleri; Kazakların egemenlik alanındaki Bialoczerkiev ve Povolosk'un gelirlerinin Lehlere kalması; 22 bin altın vergiden vazgeçilmesi ve Kamaniçe sakinlerinin şehre geri dönmelerine izin verilmesi ve emirlerine bir kilisenin verilmesi idi. Son iki şart Bar ve diğer şehirler için de sağlandı .

Sobieski, maruz kaldığı utanç ve iki eyaletin kaybı için intikam alma fırsatını ancak daha sonraları elde
edebildi. Yeni Leh Kralı, elçileri daha 1678 yılının Nisan ayında Lublin'e gelen99 çar ile yaptığı görüşmelere rağmen, Osmanlı sadrazamının ve seraskerin her yıl tekrarladığı saldırılarından artık rahat bir nefes alabilmekten oldukça memnundu.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1640-1774 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir