1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Köprülüzade Fazıl Ahmed Paşa, Almanlar ve Lehler

MesajGönderilme zamanı: 08 Tem 2011, 05:24
gönderen TurkmenCopur
KÖPRÜLÜZADE FAZIL AHMED PAŞANIN ALMANLARA VE LEHLERE KARŞI SAVAŞI.
VENEDİK SAVAŞININ DEVAMI.
OSMANLI-VENEDİK BARIŞI


Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, Almanlarla savaş başlatmak için Venedik savaşına ara vermeyi düşünmüyordu. İngilizlerin tüm arabuluculuk tekliflerini geri çeviriyordu; Fransa, İspanya, İtalya devletlerinin ve papanın para veya askerî birlikleri ile katılacakları bir Hristiyan müttefik birliğine dair haberler, üzerinde hiçbir etki yapmıyordu.

Babasının fikirleri ve düşünme tarzı kendisine miras kalan 32 yaşındaki yeni sadrazamın bunlara tek cevabı:

"Savaş 100 yıl sürecek olsa dahi, Kandiye'yi yine de alacağız" oluyordu .

Venedik savaşı, herhangi bir ateşkes antlaşması yapılmasa da kesintiye uğramıştı. Venedikliler tükenmişlerdi ve tek umutlan Haçlı Seferi planlarının gerçekleşmesi idi. Ama Haçlı Seferi'nin gerçekleştirilmesi, sadece kendi çıkarlarını düşünen Fransa'nın bencilliği; İspanya'nın Portekiz'e sahip olmak için savaş başlatma kararı; Korsikalıların Roma'da Fransız elçisine saldırmalarından sonra Fransa ve papa arasında çıkan anlaşmazlıklar ve nihayet genç Kayser I. Leopold'un Avusturya politikasını yürüten Prens Portia'nın korkakça tutumu yüzünden imkânsız hâle gelmişti. 1663 yılında Venedik birlikleri başarılı bir saldırı ile "bölgenin en önemli korsan yatağı " Ulgün (Dulcigno)'ü ele geçirdiler, ama Dalmaçya'daki savaş bununla da herhangi bir hızlanma göstermedi. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, Venediklileri kandırmak için, adayı onlarla paylaşmaya hazırmış gibi göründü .

Türkler, Kandiye'nin ve bununla birlikte Girit Adası'nın tamamının eninde sonunda ellerine düşeceğinden emindiler. Şimdilik, yapılan anlaşmalara rağmen, Erdel meselesine müdahale etmiş olan Avusturya'ya karşı Köprülü Mehmed Paşa'nın beş yıl süren iktidarı ile adeta gençleşmiş Osmanlı İmparatorluğu'nun taze gücünü gösterebilirlerdi.

Alman komutan Souches, Avusturya Sarayı'nın kesin emri olmadan 1660 yılında Varad'ın ele geçirilmesini engelleme cesaretini gösterememişti. Bu önemli kalenin düşmesi, tüm Alman dünyasında çok büyük bir sarsıntı yarattı ve Alman diplomasisi, Alman İmparatorluğu'nun üyelerini bundan dolayı ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı uyarmakta gecikmedi.

Sadece Tuna boylarındaki Romen prenslikleri tamamen Osmanlı hakimiyeti altına girme tehlikesi ile karşı karşıya kalmayacaktı; daha kötüsü Yukarı Macaristan, Aşağı Macaristan, hatta Moravya ve Şilezya sınırlarının, tıpkı eski Hunların "Roma İmparatorluğu'nun sınırlarına kadar" uzandıkları gibi, Osmanlı akınlarına açılması olduğu olasılığı idi.

Aynca Türklerin Avrupa savaşlarını artık zorlukla biraraya getirilen Anadolu güçleri ile değil, vasalların bu işe giderek daha uygun bir hâle gelen birlikleri ile yürütecekleri beklentisi de hesaba katılıyordu.

Alman İmparatorluğu'nda gitgide güçlenen hava, Alman Kayser'in daha 1661 yılında Kemeny'nin seçilmesinden dolayı Erdel'de ortaya çıkan karışıklıklara daha fazla müdahale etmesine neden olmuştu. Unlü bir stratejist olarak Montecuccoli Dükü, De Souches'in görevini, yani Türklere saldırmadan onların aleyhine çalışacak; Erdelli asileri doğrudan desteklemeden seferlerine eşlik edecek ve mümkün olduğu takdirde, Rakoçi'nin Türklerin himayesindeki prenslere verilen neredeyse bağımsız prensliğinin bir kısmını el altında Avusturya hanedanına kazandırma görevini üstlenecekti. Emrinde 1.000 kadar asker olan Stahremberg, varlığı ile Kemeny'yi cesaretlendirirken, Estergon ve Budin'e bir saldırının yapılmasını öneren Montecuccoli'ye emrindeki 14-15 bin askeri ile Almanların işgali altındaki kaleleri Osmanlılara karşı kanlarının son damlalarına kadar koruma , hatta Osmanlıların Macaristan'daki en önemli kalelerine saldırma talimatı verildi.

Montecuccoli gerçekten de bunun için gerekli hazırlıkları yaptı.

Ancak kısa bir süre sonra Viyana Sarayı bu gibi önemli tedbirlerden pişmanlık duymaya başladı ve Montecuccoli'ye Yukarı Macaristan'a giderek, sadece güçlü Hust Kalesi'ni tahkim etme ve Marmaros bölgesinin Ali Paşa tarafından işgalini engelleme talimatı verildi. Ali Paşa, Almanlarla savaş başlatma sorumluluğunu üzerine alamadı ve bu yüzden geri çekildi (Ağustos). Avusturya komutanı Kemeny, kısa bir süre sonra birkaç bin Hayduk ve başka ayak takımını etrafında toplayıp, Almanların işgali altındaki Szathmar Kalesi'ne kadar ilerlediğinde bile Ali Paşa, güçlü ve zamanın en iyi komutanlarından biri tarafından yönetilen Avusturya ordusuyla çarpışmaya girmek için bir sebep görmedi. Bu yüzden Montecuccoli, anlaşmaları ihlal edip, aslında Kemeny için olmak üzere Klausenburg'u (Koloszvar) ele geçirme umudu ile Erdel'e girebildi. Şehre birkaç birlik yerleştirdikten sonra, hiçbir Türk'e rastlamadan kış ortasında Kosice'ye geldi. Yanında emrindeki ordunun sadece bir kısmı vardı. Erdel'in güneydoğu bölgesinde Ali Paşa aynı zamanda Sekler'i Apafi'ye boyun eğdirmeye çalışıyordu.

Kemeny bundan birkaç hafta sonra serdar Ali Paşa'nın buraya gönderdiği birliklerle yapılan bir çatışma sırasında Almanlardan hiçbir destek görmeden hayatını kaybetti, zira Alman Kayser, disiplini eksik Alman birliklerinin oldukça masraflı geçimini sağlamaktan çekinen Yukarı Macaristan tebaanın isteklerine 1662 yılının Ocak ayında boyun eğmiş ve Montecuccoli'yi Kosice'den geri çağırmıştı. İstanbul'daki Alman temsilci de Bâbıâli nezdinde asilerin prensi için diplomatik nüfuzunu kullanmaktan çekinmişti. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, Erdel'i Osmanlı Sultanı'na ait bir eyalet kabul ediyordu ve Apafi'yi hiçbir şekilde gözden çıkartmaya niyeti yoktu. Böylelikle Apafi, Yanova Sancakbeyi'nin 4 bin Türk'ü ile güçlendirilmiş bir ordu ile
iki ay boyunca direnen Klausenburg üzerine yürüdü.

İspanya'yı Portekiz savaşında desteklemek için her güce ihtiyaç duyan kayser, 1662 yılında Erdel'de cereyan eden hadiseler üzerinde fazla durmadı ve Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa da Eflak Prensi'nin aslında kendi ülkesinin asilerine karşı düzenlemiş olduğu Klausenburg seferini çok fazla ciddiye almıyordu. Bu yüzden Goes Baronu İstanbul'a değil, sadece Erdel'deki durumları düzenleme görevi verilen Serdar Ali Paşa'nın bulunduğu Tımışvar'a geldi. Bu hadise aslında Avusturyalıların daha önce hiçbir zaman karşılaşmadıkları aşağılayıcı bir durumdu. Ali Paşa, Goes Baronundan Rakoçi'ye ait iki kale olan Szekelyhid'i ve Szentjob (Saint Job)'u ve Zrinyi'den kısa bir süre önce Kanije'de zapt edilen kaleyi istedi.

Gerçekte ise Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, 1663 yılında bizzat Macaristan'a doğru yola çıkma kararını vermişti. Avusturya'nın tekliflerine İstanbul'da sadece içlerinde Bâbıâli'nin Erdel ve Erdel'deki prens üzerinde tasarruf hakkından hiç bahsedilmediği için kulak asılmıyordu . Sultan IV. Mehmed, Edirne'deki sarayına taşındı ve Köprülüzâde Ahmed Paşa, burada yetkiler ile donatılarak, Goes Baronunun kendisini bekleyeceği Belgrad'a doğru yola çıktı. Emrindeki birlikler, sadece 10 bin sipahiden oluşmasına rağmen, topların sayısı oldukça yüksekti: 12-25 büyük ve 123-200 küçük top. Tımışvar Beylerbeyi Ali Paşa emrinde Macar birlikleri de daha sonra orduya katıldı. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, kendini büyük Sultan Kanuni örneğine uygun olarak kayserden vergi isteyecek kadar güçlü addediyordu .

23 Temmuz'da ordu Budin önlerine gelerek, Divân toplandı: Ali Paşa, ancak 6 bin kişiden oluşan Alman ordusuna, 200 bin Gulden ödeyerek, vergi ödemekten kurtulmayı teklif etti. Daha önce de belirtildiği gibi gerek Kuzey Macaristan'a, gerekse Moravya'ya giden yollara hükmettiği için, taarruzun hedefi olarak Yanıkkale değil, Uyvar seçildi.

7 Ağustos'ta Uyvar'dan buraya gelen Forgacs ve Palffy büyük bir mağlubiyete maruz kaldılar ve birçok esir hayatını kaybetti. Osmanlı ordusu Ağustos sonunda, Montecuccoli'nin birkaç Alman birliği yerleştirdiği Uyvar önlerine geldi. Burada Tatar Hanı'nın oğullarının yönetimindeki Tatarlar ve Kazaklar ile Romen prensler Grigore (Gregor) Gika ve İstratie Dabiya Osmanlılar ile buluştular . Grigore Gika gizlice Hristiyan dostu, Katolik inancın taraftarı ve Tuna'ya kadar Alman hakimiyetine taraf olan bir kişi olarak biliniyordu. Osmanlıların emrindeki Romen birliklerin sayısı 10 bin kadardı. Görünüşte fazla dikkat çekmeyen bu adamlar, oldukça dayanıklıydılar. Haçlarla süslü sancakları, sadrazamı selamlamak üzere eğildi.

Türkler, ilk aşamada bu yardımcı birlikleri kullandılar. Eflaklar, sadrazamın eniştesi Şam Beylerbeyi Kıbleli Ali Paşa'ya Montecuccoli'ye karşı destek vermek üzere Waag Nehri'ni geçtiler. Emrinde bin kadar asker bulunan Montecuccoli Bratislava'ya (Pressburg) geri çekildi ve Ali Paşa, Freistadt (Macarca: Galgoc; Slovakça: Hlohovec) Kalesi'ni kuşatma altına alırken, Romenler ve Tatarlar birleşerek Brünn'e (Brno) kadar akına çıktılar. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, bu arada Türkleri bizzat taarruza teşvik etti ve 24 Eylül'de Uyvar'ın korku dolu müdafaa kıtası nihayet teslim oldu. Apafi, ancak bu zaferden sonra Osmanlı karargâhına geldi ve burada sultanın onayını aldı.

Türkler bunun üzerine Neitra (Nyitra/Neutra) ve Leva'ya (Lewenz) kadar geldiler. Tatarlar, Olmütz yakınlarına akın ederken, diğerleri Bratislava'ya yöneldiler. Sadece Zrinyi'nin yeni kalesine doğru hareket eden Cengiz Paşa yönetimindeki 10 bin Boşnak, Peter Zrinyi'nin Hırvatları tarafından engellendiler (Ekim). Dönüş yolunda Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, daha önce de saldırıya uğrayan Leva'yı ele geçirdi ve Novigrad, Kaplan Paşa'ya teslim oldu. Türkler her yerde halkın dostu olarak hareket ediyor ve kötü durumda olanlara para dağıtıyorlardı, zira sadrazam, kanları emilen ve kötü muamele gören Macarların bağımsızlığa yönelik ulusal ruhundan ve yurtseverliklerinden haberdardı ve bazı Macar Kalvinistlerin kendisini ve Türkleri Macar özgürlüğünün kurtarıcısı olarak karşılamaları ve halkı, Türklere katılmaya davet etmeleri onu fazla şaşırtmıyordu .

Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, bu hadiseler sırasında Belgrad'ta kalmıştı. Yeniçeriler burada ayaklanarak, barış talep etmişler ve çadırının iplerini kesmişlerdi . Buna rağmen, Avusturya Seferi'ni 1664 yılında tekrarlayacaktı.

Avusturya, 1664 yılının Ocak ayında Nikolas Zrinyi komutasındaki bir ordunun Bersencse ve Babocsa'yı ele geçirmesi ile Osmanlı'ya meydan okumuştu. Alman birlikleri daha sonra Zigetvar ve Peçuy (Fünfkirchen) önlerine gelmişler ve Kanuni Sultan Süleyman'ın kalbinin gömülü olduğu türbeyi ateşe vermişlerdi. Yine Kanuni tarafından Osek (Eszek)'te yaptırılan güzel köprü, Zigetvar Beyi Mehmed Paşa'nın gözleri önünde alevler içinde yandı .

Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa bu yüzden alışkanlıkların aksine kış ortasında bir sefer düzenlemek zorunda hissetti kendini, ama Zrinyi'nin emindeki birliklerin geri çekildiklerine dair haberler, vazgeçmesini sağladı. Ancak Mart ayında Tuna Nehri tekrar geçildi.

Bu sefer, Alman komutan De Souches bir yıl önce kaybedilen yerleri tekrar geri kazanmak için saldırıya geçmişti. Erdel'de ve komşu bölgelerde parasını alamayan Klausenburg ve Szekelyhid'in müdafaa kıtaları her iki yeri de Apafi'ye teslim etmişlerdi. Ama 7 Mayıs'da Neitra teslim oldu ve Haçova (Keresztes) mevkiinde meydana gelen bir karşılaşmadan sonra, Avusturyalılar kısa bir süre sonra teslim olan Leva'ya saldırdılar. Kanije'de Zrinyi ve başka iki komutan Hüseyin Paşa'yı muhasara altında tutuyorlardı .

Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, köprüsü 40 gün içinde tekrar inşa edilen Osek, Peçuy ve Zigetvar üzerinden 40 bin asker ve 100 top ile kuşatması derhal kaldırılan Kanije'ye geldi26. Kısa bir süre sonra Babocsa'da yine Osmanlı Sancağı dalgalanıyordu. Türkler daha sonra Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa komutasında Zrinyi tarafından Mur Nehri kenarında yaptırılan yeni kaleyi kuşatma altına aldılar. Strozzi'nin ölümünden sonra Montecuccoli Mayıs ayının ortalarında savunmanın yönetimini devraldı. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa'nın kaleyi eline geçirerek, Avusturyalılara karşı yapılan bu ikinci seferin sebebini haklı çıkaracak kaleye ilişkin mücadele birkaç hafta sürdü. 29 Haziran'da müdafaa kıtası nihayet teslim oldu ve Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, kaleyi büyük bir zevkle temellerine varana kadar yerle bir etti .

12 Temmuz'da Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa zaferden emin bir şekilde Kanije'ye geldi. Savunucuları öldürülen Küçük Komorn derhal teslim oldu . Her seferinde daha da ileri giden Osmanlı'nın eline sırasıyla birçok başka kale geçti. Tıpkı Girit'te Venediklilerin yardımına koşan Fransızlar gibi burada da birçok Fransız'ın yardıma geldiği Hristiyanlar, sonunda kendini savunmaya karar vermişlerdi. Regensbur'da toplanan bir meclis, italya, ingiltere, Fransa ve Lehistan'a Haçlı Seferi için yardım istemek üzere elçiler göndermiş ve Venedik kendi temsilcisi Antonio de Negri'yi buraya göndererek görüşmelere katılmıştı . Raab Nehri kenarında Macarların ve Almanların yanında, varlıkları ile yine Kral XIV. Louis yönetiminde bir Haçlı Seferi görüntüsü veren Fransız Coligny, Châteauneuf, St. Aignan ve De Sault savaşıyordu.

Macaristan savaşında tekrar yerini alan Romen birlikleri, Leva üzerine gönderilen Budin ve Eğri Beylerbeyleri ile Uyvar'ın yeni komutanına katılmışlardı. Freistadt'tan buraya gelen De Souches ile 19 Temmuz'da San Benedikt köyü yakınlarında bir karşılaşma meydana geldi. Romen prenslerin, özellikle ülkesine döndükten sonra bu yüzden Tatarlar tarafından Boğdan'a, oradan da Lehistan'a kovulacak olan Gika'nın, bu karşılaşmada Osmanlı'nın güvenilir birer müttefiki gibi hareket etmemesine rağmen, en büyük kayıpları Romenler verdi . Bu bahtsız muharebede aralarında Ali Paşa olmak üzere, birçok Türk hayatını kaybetti.

Sadrazam Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, birkaç gün boyunca Raab Nehri'ni geçmeye çalışsa da geçemedi. Ancak 31 Temmuz'da Saint Gotthard Manastırı ve Moggersdorf yakınlarında büyük bir muharebe gerçekleşecekti. Regensburg'da toplanan mecliste, Alman İmparatorluğu'nun tamamında toplanan paralar ve yapılan fedakârlıklarla bir araya getirilen ve şimdi Osmanlı'nın üzerine gönderilen 30-40 bin kişilik bir ordunun temeli atılmıştı . 16-17 Temmuz tarihlerinde Montecuccoli'nin emrindeki birliklerle buluşmuşlardı ve Fransa birliği de onlara katılmıştı . Montecuccoli, taburlardan ve süvari bölüklerinde!? * oluşan birliklerle Türklerin henüz bilmediği yeni bir strateji geliştirmişti.

Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, Alman temsilci Reninger'in ilettiği teklifleri yine geri çevirdi, zira Uyvar'ın geri verilmesini, akınlara karşı bir Avusturya Kalesi'nin kurulmasını ve Szent-Job ile Szekelyhid'in yıkılmasını öngörüyorlardı. O, bu iki kaleyi kurtarmak, yeni fethi Uyvar'ı elinde tutmak ve Küçük Kornom ile Serinvar kalelerinin bir daha tamir edilmeyeceğine dair söz istiyordu. Ayrıca iki imparatorluğun Zitvatorok Antlaşması'nda öngörülen eşitliği de ortadan kaldırılacaktı .

31 Temmuz'da bazı Osmanlı birlikleri nehrin diğer kıyısına geçmişlerdi, ama hafif süvari birlikleri tarafından geri püskürtüldüler. 1 Ağustos'ta özellikle İsmail Paşa'nın komutasında 6 bin yeniçeri olmak üzere, başka birlikler Raab Nehri'ni geçtiler ve Alman ordusuna büyük kayıplar verdirerek, Almanların birliklerini dağıttılar. Ama Lotringenli Kari, Türkleri tekrar geri püskürtmeyi ve tahkim edilmiş Moggersdorf'u ellerinden almayı başardı. Montecuccoli bizzat geldiğinde ise Türklerin durumu zorlaştı. De la Feuillade ve Beauvise'nin emrindeki 2.600 Fransız'ın, Ren birliklerinin de bulunduğu sol kanattan yaptıkları taarruza dayanmak mümkün değildi. Nehrin sağ kıyısında kalan Osmanlı birliklerinin başka geçitler bulma ve Hristiyan ordusunun kanatlarını etrafından dolaşma çabaları sonuçsuz kaldı ve Almanların genel bir taarruzu savaşın sonunu getirdi: İsmail Paşa, yeniçerilerin ve sipahilerin liderleri, Kaplan Paşa, hazinedar, Bosna Beylerbeyi Ali Paşa, sipahi ağası ve sadaret kethüdası 4-5 bin ölünün arasında idi. Yeniçeriler ve Arnavutlar, aman dilemektense, kanlarının son damlasına kadar yiğitçe savaşmışlardı .

Sadrazamın bu savaşa katılmayan 30 bin sipahisi beklenmedik bir anda ortaya çıkan düşman karşısında geri çekildiler. Almanlar ise nehrin sağ kıyısına geçip, sadrazam ile nihai karşılaşmaya girebilecek durumda değildiler. Yine de bu zafer, "Hristiyanların Osmanlı'ya karşı meydan muharebesinde 300 yıldan beri elde edilen en büyük ve en görkemli" zaferdi . Askerî açıdan ise Türklerin büyük bir muharebe ile bile Raab Nehri'ni geçemediklerinden başka bir anlamı yoktu. Montecuccoli, geri dönüş yolunda Waag Nehri üzerinde yeni bir nokta bulmak zorunda kaldı ve Sadrazam Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, İstolni Belgrad önlerinde yeni ve büyük bir orduyu yanına çağırarak Uyvar ve Neitra'ya doğru ilerledi.

Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, Vasvar karargâhında meydan muharebesinden dokuz gün sonra Osmanlı Devleti'nin oldukça lehine bir barış yapacak derecede güçlü idi. Erdel, yine Apafi'nin yönetimi altında Osmanlı Devleti'nin vasalı olarak kalacaktı; Uyvar, Novigrad ve Varad'ı yine ellerinde tutan Türkler, 1661 yılında işgal edilen kalelerden dördünü geri alırlarken, Szekelyhid, Neitra ve Leva'yı geri veriyorlardı; Zrinyi'nin Kalesi artık Kanije'yi tehdit etmeyecekti ve her iki tarafın resmî elçileri, kaysere ve sultana karşılıklı olarak 200 bin Gulden değerinde hediyeler getireceklerdi. Ancak İstanbul'a gönderilen Kont Leslie bu şartı yerine getirecek olsa da, devletin içinde bulunduğu para krizi ve sultanın açgözlülüğü yüzünden
Türklerin bu şartı yerine getirmesi mümkün değildi.

Alman Kayser, kendisi için hiç de parlak olmayan bu barışı, rahatsızlık verici bir savaşı bitirmek ve nihayet Batıdaki meselelerle uğraşmaya vakit bulabilmek için derhal kabul etmekte gecikmedi. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, etrafındaki Tatarlar ile birlikte yenilen bir savaş komutanı gibi değil, aksine mağlubiyet ile sonuçlanan bir muharebeden sonra bile büyük avantajlar elde edebilen yetenekli bir siyasetçi olarak Belgrad'a
yöneldi41. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa'nın 1 Ağustos'ta cereyan eden hadiseleri anlattığı şekilde, Sultan IV. Mehmed sonuçlardan oldukça memnundu: O, sadık hizmetkârının Raab Nehri kenarındaki bu mağlubiyeti, Belgrad'taki karargâhta kendisine tehditte bulunan ve hakaret eden yeniçerilerden kurtulmak için bilerek sahnelediğine inanıyordu . Almanlar, yaz aylarında istanbul'a bir elçi topluluğu ile gelen Kont Leslie aracılığıyla barışı daha da pekiştirdiler ve Bâbıâli, fermânlar çıkartarak ticaret serbestisini ve Katolik inancının serbestçe icra edilebileceğini yazılı olarak onayladı. Kont Leslie, kayserin vekili olarak ilk kez Avusturyalı bir şirket üzerinden, Türkiye'ye metal ithal etmek ve Osmanlı Devleti'ndeki bazı çevreleri kendilerine bağlamak için Tuna Nehri üzerinde düzenli gemi seferlerinin yapılmasını teklif etmişti. Ancak bu önemli teklif önceleri çok da ciddiye alınmadı.

Nihayet, o dönemde iyice ihmal edilen Venedik savaşı için kesin bir hedef belirleme zamanı gelmişti.
Türklerin Almanlar ile "Osmanlı imparatorluğu için oldukça onurlu" kabul ettikleri barış antlaşmasını engellemek için elinden gelen herşeyi denemiş olan Venedik, kendisini bekleyen tehlikenin bilincinde idi.

Buna rağmen, nihai savaşa hazır sayılmazdı; aksine tüm umutlarını iyi bir para karşılığında daha önce de Dumenil, Rolancourt ve başka birçok komutan sağlamış, Batı dünyasının güçlü bir biçimde bu savaşa katılmasına ve 1664 yılında Büyük Amiral Beaufort yönetiminde Berberistan'da Jijeli ve 1665 yılında Tunus ve Cezayir'e kadar uzanan işsiz Fransız kadet askerinin ve başka asilzâdelerin savaşma isteğine bağlamıştı. Saint Gotthard Muharebesi'nin galibi Montecuccoli gibi bazıları ise gelecekte Boşnakların, Rumların, Romenlerin, hatta belki de Tatarların ve Kazakların bile ayaklanabileceğim ve istanbul'un kızgın güllelerle topa tutulabileceğine inanıyordu.

Sultan IV. Mehmed, savaşa onay vermesine ve bu savaşın devamı, artık çoğunlukla seyislerden, istanbul'da ganimet ve mevkii peşinde olan unsurlardan ve fiziksel olarak bu iş için uygun görülen gönüllü gençlerden oluşan askerleri dizginlemek için imparatorluk açısından bir gereklilik arz etmesine rağmen, Türkler arasında yine de bazı itirazlar duyuluyordu. Artık herkes "rahat bir nefes almak" istiyordu ve askerler özellikle Dalmaçya'ya gönderilmeye pek hevesli görünmüyorlardı. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa'nın eski düşmanları olan silahdann ve musahiblerin entrikaları hâlâ devam ediyordu ve konumu kimi zaman ciddi bir biçimde tehlikeye giriyordu .

Ballarino, yeni talimatlar beklemesi gerektiğini öne sürdüğü için görüşmeler 1664 yılında yarıda kesildiğinde, Venedik Girit'teki yerlerini Fazıl Ahmed Paşa'nın adaya yapması beklenen saldırısına karşı tedbir almaya başladı. Daha önce Savoy Dükü'nün hizmetinde bulunan Kont de Ville, orduyu yönetecekti. Ama daha adaya gelemeden iskenderiye'den gelen gemiler Hanya'daki Türklere erzak getirmişlerdi bile. Denizde Fransız korsan Hoquincourt ile karşılaşmalarına ve büyük kayıplar vermelerine rağmen, 30 kadırga ile ek birlikler de gelmişti. Venedik Amirali, 1665 yılında Osmanlı Donanması ile karşılaşmadan Takımadalar sularında geziniyordu.

Sarayda faaliyet gösteren ve kısa bir süre sonra azledileceğim umut eden muhalifleri yüzünden istanbul'dan ayrılmak istemeyen Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa, Venedik Balyosu Ballarino'ya yeni tekliflerde bulundu: Venedik Suda'yı boşaltacak ve Granbusa (Carabusa) Kalesi'ni yıkacaktı. Ama adada yerleşik sipahiler Girit'te başka bir yerle tazmin edilmek istemiyorlardı. Fazıl Ahmed Paşa, istanbul'dan ayrıldığında pazarlıklar hâlâ devam ediyordu. Bu amaçla 1666 yılında Tebese (Tep/Theben) yakınlarında hayata veda edecek olan Venedik Balyosu'nu da beraberinde Mora'ya getirdi .

Fransa'nın arabuluculuk görevini üstlenmesi düşünülemezdi. Avrupa'daki en güçlü devletin elçisi De la Haye Vantelet, Alman elçi Leslie'nin ve ingiliz temsilcinin karşılamalarından çok daha sönük geçen karşılanması hakkında şikayet edince, aşağılanmıştı: Huzura kabul edildiği bir sırada sabırsızlık gösterdiğinde sadrazamın hakaretlerine maruz kaldı. Sarayın memurlarından kötü muamele gördü ve birkaç günü tutuklu olarak Fazıl Ahmed Paşa'nın sarayında geçirmek zorunda kaldı. Sadrazam ancak ondan sonra sonuçsuz kalmayabilecek bu durumun imkânsızlığını fark etti ve bu şekilde aşağılanan elçiye gelecekte daha iyi bir muamele sözü verildi .

De Ville59, nihayet 2 Ocak 1666 tarihinde donanmanın yönetimini devraldı. Emrinde 7 bin piyade ve 800 süvari vardı. 27 Şubat'ta Suda'da idi ve Hanya'ya yapılacak saldırının (seferin) hazırlıklarına başladı, ama bu saldırısı geri püskürtüldü. Bunun üzerine Kandiye'ye geldi ve buradan Kandiye'yi kuşatan Osmanlılara karşı başarısız teşebbüslerde bulundu. Yine de emrindeki güçler, Floransa'dan kısmen gönderilen yardımcı birlikler ve Venedik'in Kardinal Barberini sayesinde elde ettiği savaş malzemeleriyle uzun süredir Osmanlılara direnen bu büyük ve önemli kaleyi bundan sonra da tutabilmeyi umuyordu .

2 Mayıs'ta Sultan IV. Mehmed istanbul'dan ayrıldı ve Edirne'ye geçti. Gelen sipahilerin sayısı çok düşük olduğu için ağalarının boynunu vurdurdu. Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa, aynı tehdit altında Tesalya'ya gitti: Kuşatma altında bulunan Kandiye'ye mümkün olduğunca geç varabilmek için mümkün olan en uzun yolu seçmişti. Ballarino ile görüşmeler hâlâ sürüyordu ve onun ölümünden sonra aynı pazarlıklar Venedik sekreteri ile devam ettirildi. Suda karşılığında istiye bölgesi ve Kandiye yakınlarında dört millik bir bölge teklif ediliyordu. Bu yüzden Fransa temsilcisi de Lionne, sadrazamın adaya bizzat gelmeye niyeti olmadığını düşünüyordu . Aynı şekilde Bosna Beylerbeyi'nin Primorie'ye saldırdığı Dalmaçya'da savaş çok ağır ilerliyordu . Venedik Donanması Takımadalar sulannda aynı dönemde Osmanlı Donanması'nı boşuna arıyorlardı ve elde ettikleri tek başarı Volo'nun ele geçirilmesi oldu.

Sadrazam, Venedik sekreteri Padavino'yu hâlâ yanında tutmasına ve sultanın şartlarını içeren bir barışı sağlamak için elinden geleni yapmasına rağmen, Fazıl Ahmed Paşa sonunda Kandiye'ye karşı yapılacak büyük seferi başlatmak zorunda kaldı. Takımadalardaki beylerin gemileri, 2.500 asker ile birlikte yeniçeri ağasını ve

sadrazamı aldılar. Venedikliler, bu büyük filonun karşısına çıkmak ya da ona zarar veremeyecek kadar zayıftılar. Bunun yerine Paros'ta hadiselerin gidişatını beklemeye başladılar. Böylece Kasım ayının başında Kandiye'yi kuşatacak yeni ordu Hanya Limam'na geldi. Fazıl Ahmed Paşa, Yeni Kandiye'ye geçerek savunma tedbirlerini denetledi. De Ville ise komutan Antonio Barbaro ile anlaşmazlığa düştü; Venedik italyan prenslerden para ve askerî birlik dileniyordu ve yeni genel komutanı Francesco Morosini filosunu küçük birimler hâlinde, Osmanlı nakliye gemilerini takip etmek üzere bir oraya bir buraya gönderiyordu. Bu sayede 2 bin Mısırlı'yı taşıyan 13 gemiyi mağlup ettikten sonra Hanya'da yönetimi devralacak Mısır Beyi Ramazan Bey'i esir almayı başardı. Fazıl Ahmed Paşa, bu arada 1667 yılının Mayıs ayı başlarında başlayacak saldırının hazırlıkları ile yeterince meşguldü .

22 Mayıs'ta De Ville, Lorenzo Pisani, Alman paralı asker YVertmüller, Franco Battaglia ve Girit asilzâdeleri Vetturi, Giovanni Morosini ve Grimaldi'nin Gesu, Betleem, Saint Andre, Kızıl tabya (Sabbionera), Martinengo ve Panigrat tabyalarının savunmalarını yönettikleri Kandiye önlerinde Fazıl Ahmed Paşa, orduyu denediyordu. Daha sonra Türkler ve Mısırlılar yerlerini aldılar. Fazıl Ahmed Paşa, yeniçeri ağası ve Avrupa sipahileri ile Panigrat önlerine konuşlanmıştı. Girit'ten sorumlu Vezir Ahmed Paşa, Yeniçeri Kethüdası Zülfikâr Ağa, yiğit Karaman Beylerbeyi Katırcıoğlu, Adana Beylerbeyi Turnacıbaşı ve Anadolu Beylerbeyisi Kara Mustafa Paşa, diğer saldırı noktalarına yerleşmişlerdi. Yedi top, savaşın başladığını haber verdikten sonra, özellikle Panigrat ve Betleem tabyalarına ağır bir şekilde yöneltilen top atışları başladı.

Yine de Osmanlı birliklerinin sayısı, "uyumayı bile unutan Venedik askerlerinin ve kahramanca direnen halkın direncini kırmaya yeterli değildi. Ahmed Paşa'nın emrinde en fazla 23 bin kadar asker vardı ve Yenişehir (Larissa) dolaylarındaki efendisinden boşuna destek istiyordu . Fazıl Ahmed Paşa'nın bizzat yönettiği Girit savaşının ilk yılı önemli bir sonuç elde edilemeden sona erdi . Aksine düşmanlıklar önemli hadiseler meydana gelmeden uzuyordu: Sivas ve Halep'ten nihayet destek birlikleri gelince, 28 Eylül'de Anadolu Beylerbeyi Kara Mustafa Paşa'nın hayatını kaybedeceği büyük bir taarruza geçildi. Rumeli Beylerbeyi de daha sonraki çatışmalarda hayatını kaybedecekti. Venedikliler de yıl sonunda toplam 800 subay ve 6 bin asker olmak üzere oldukça ağır kayıplar verdiler.

Ven7dik, direnmeye niyetli idi - gönderdikleri diplomatik elçiler, Osmanlı karargâhında hayata veda ettiler - ama gerek askerî, gerekse maddi açıdan artık iyice tükenmişti. 1667 yılında meydana gelen büyük bir deprem Kotor, Budua ve Kastelnova kalalerinin surlarını yıkınca, Catarino Cornaro, Osmanlıların ani baskınını önlemek için bu bölgeye gitmek zorunda kaldı . Filo, hiçbir şey yapamayacak kadar zayıftı. Kaptanlar, denizlerde nöbet tutmakla yetindiler ve Türkler, henüz Venedik'in elinde bulundurduğu diğer adalara da saldırma tehditlerinde bulunuyorlardı . 6 Ağustos 1667 tarihinde Kandiye'deki 35 Venedik gemisinin kaptan-ı deryanın 60 gemisine meydan okuması sonuç vermedi.

Venedik tüm umudunu Batı'nın, papanın, Fransa hükümdarının, italya'nın ispanyol kral naibinin ve Alman prenslerin yardımlarına bağlamıştı. Kandiye'ye yapılan saldırı ise Latin ve Alman Batıda gerçekten de büyük yankılar uyandırmıştı. Haçlı Seferi fikirleri, bu sefer sadece askerî alanda da olsa, tekrar canlanacakmış gibi görünüyordu. Hanedanların temsilcileri ve diğer güç sahipleri, Doğudaki bu büyük şehrin savunmasına katkıda bulunmaları, para ve birlik göndermeleri gerektiğini düşünüyorlardı. Papa, Dalmaçya'ya birlikler gönderip, Malta şövalyelerinden destek istedi. 1667 yılında Takımadalarda Gianettion Doria ve Villafranca Kontu yönetiminde Napoli kral naibinin gemileri görünüyordu . Yeni Papa IX. Clemens de Ankona üzerinden Doğu'ya paralı askerler gönderdi. Alman Wrangel ve Fransız d'Harcourt - Lotringen Dükü'nün hizmetinde -iki iyi dost olarak haçın altında Fazıl Ahmed Paşa'nın Osmanlılarına karşı savaşıyorlardı. Bavyeralı Albay von Kilmansegg'in emrinde Alman Kayser'in buraya el altından gönderdiği 500 piyade vardı. 1668 yılında ayrıca bir Frontenac ve San Andre Dükü savaşa katılmak üzere buraya geldiler.

Fransız-ispanyol savaşı papanın arabuluculuğu ile sona ermesine rağmen, Girit'i mümkün olduğu takdirde Fransız kolonisi yapma niyetini defalarca ortaya koyan Fransa, Doğuya müdahale etmemesi gerektiğini düşünüyordu. Bunun için Provansalılann ticarî kaygıları ve XV. Louis'nin Batıda temsil ettiği ulusal menfaatler fazla ağır basıyordu . Venedik, papa ile sınır anlaşmazlıktan yüzünden kavgalı idi . Bu yüzden Fransa'dan sadece 100 bin skudi para yardımı ve maceraperest Fransız asilzadeler geliyordu.

Bu unsurlar kısa bir süre sonra Kandiye'nin, dolayısıyla adanın tamamının önlenemez düşüşünü dramatik bir biçimde süsleyeceklerdi. Öncelikle papanın ve 2 bin asker ile birkaç kadırga göndermeyi vaat eden kral naibi ile papanın bayrağı altında savaşacak bin kişilik bir Alman birliğinin yardımı bekleniyordu. Fazıl Ahmed Paşa bu arada kaçak Andrea Barozzi'nin tavsiyesi üzerine San Andrea ve Sabbionera tabyalarına saldırıyordu. Türk askerler, limanda bir duvar kurmakla meşguldüler. Ünlü bir korsan olan Atina Beylerbeyi Durak Paşa, Kandiye önlerinde dolaşan yedi Venedik kadırgasına saldırıp, Anadolu Beylerbeyi'nin emrindeki 2 bin asker ile Standia'yı ele geçirmeyi başardı. Fraschia Muharebesi'nde daha sonra teşebbüsünden zamanında haberdar olan Venedik Amiraline karşı muharebede hayatını kaybetti. Ünlü birçok beyi taşıyan gemi bu arada batırıldı ve 1.000 kadar Hristiyan forsa serbest bırakıldı .

Baharda, bazı Alman birlikleri geldi. YValdeck Kontu'nun yönetimindekilerin parasını Braunschweig Dükü ödüyordu. Ayrıca Alman Tarikatı üstad-ı âzami Salzburg Arşidükü'nün, ve başka Alman asilzâdelerin de birlikleri buraya geldi. Kayser'in birlikleri Starhemberg Kontu'nun emri altında idi . Kardinal Barberini yine önemli paralar gönderdi ve Venedik yeni atanan genel vali Cattarino Cornaro ile gönderilen önemli meblağlar topladı. Arnavutları ve Maynotları ayaklandırabileceklerini ve Türklerin çoğu artık sonu gelmeyen bu savaştan bıktıklan için Padro Ottomano ismiyle tanınan Osmanlı taht müddeisinin mektupları ile Kandiye'yi kuşatanlar arasında bir isyan çıkartılabileceğini düşünüyorlardı. 3 Ağustos'ta Morosini ve Papa'nın komutanı Rospigliosi komutasındaki donanma Ayatodori'yi tekrar geri aldı ve tahrip etti. Bunun üzerine Venedik, papa ve Malta bayrakları altında büyük bir deniz gücü, 5 bin kişilik bir kıtanın hâlâ Osmanlılara direndiği Kandiye önlerini geldi. Türklerin 26 Ağustos'ta denedikleri bir taarruz yine başarısız kaldı.

20 Eylül 1668 tarihinde Tulon'da Fransız şövalyelerinin ünlü temsilcilerinden bir grup gemilere bindi: La Feuillade, San Paul Dükü, Marşal de Turenne'in yeğeni, Caderousse, Villemort Kontu, de la Motte-Fenelon, de Tavannes ve kardeşi, Beaumont Kontu, Rohan ve Chateau-Thierry Dükleri de bunların arasında idi. Bu grup, aralarında onaltı yaşlarında gençlerin de bulunduğu toplam 600 gönüllü Türklere karşı zafer kazanacaklarından emindi. Malta üzerinden 1 Kasım'da Standia'ya geldiler. St. Andre' nin yaralandığı başarısız bir çıkartma ve Kaptan-ı Derya Kaplan Paşa'nın Kandiye önlerinde belirmesi Venediklilerin cesaretini kırmıştı, ama Venedik kaptanı Taddeo Morosinin'nin Venedik'ten 1.700 piyade ile buraya gelişi, ortamı yine rahaüattı ve sabırsız Fransızların Osmanlılara derhal saldırma fikri nihayet kabul edildi.

Fransızların savaşma isteği tek bir darbe ile son bulacaktı. Osmanlı disiplini, Girit'teki uzun ve zorlu savaş sırasında tekrar yerleşmişti. Ayrıca sadrazamın bizzat burada bulunuşu, savaşan yeniçeriler ve sipahiler, Rumeli ve Anadolu birlikleri, Müslüman ve Ermeni lağımcılar, ingiliz ve Hollandalı mühendisler üzerinde olumlu bir etki yaratıyordu. Gelen yeni birlikler ordunun iyi durumda kalmasını sağlamıştı ve Mora'dan istenen birliklerin buraya gelmesini - Sultan IV. Mehmed hâlâ Yenişehir'de idi - içlerinde her zamanki gibi en huzursuz, talepkâr ve ganimet düşkünü unsurun Maltalıların olduğu ve kendi içinde anlaşmazlıklar yaşayan Hristiyan Donanması engelleyemedi. Osmanlılar, sessiz ve kararlı bir biçimde bu sefer de 12 Aralık'ta Fransız süvari birliğinin cesur, hatta çılgın taarruzun bekliyorlardı. 600 şövalyeden sadece 250'si, aralarında 50 yaralı olmak üzere, geriye dönebildi. 4 Ocak 1669 tarihinde La Feuillade adadan ayrıldı . Aynı ay içinde Maltalılar da Girit sularını terk ettiler.

Fransa Kralı, Türklere karşı savaş ilan etmeye çekinse de, yeni bir seferin hazırlıklarına bizzat başladı. Şubat ayının ortalarında XVI. Louis'nin Venedik'teki temsilcisi, baharda "çok önemli teşebbüslerin" yapılacağını garanti ediyordu. Yeni ordu en az 7429 kişiden oluşacaktı ve başına daha önce de 2 bin kişilik bir maceraperest grubunu bir araya getirmeye çalışan Navailles ve Amiral François de Beaufort geçecekti.

Fazıl Ahmed Paşa, muhtemelen diğer savaş alanlarında Osmanlı'nın saldırıya yönelik yeni siyasetini yürütebilmek için Venedik ile hiç zaman kaybetmeden barış antlaşmasına varabilmek için elinden geleni yapıyordu. Venedik'in istanbul'daki yeni temsilcisi Alvise Molin uzunca bir süre sultanın nezdinde misafir edildi ve ancak Girit'in devrine onay veremeyeceği anlaşılınca gönderildi. Sadrazam, onu daha sonra görüşmelerin hâlâ devam ettiği Girit'e çağırdı101. Venedik hâlâ bu önemli adanın en azından bir kısmını kurtarabileceğini umut ediyordu. 1669 yılında, Girit'i para ve savunucular ile desteklemek için yapılabilecek herşey yapıldı . Yeni yılın bahar ayları diğer kurbanların yanı sıra Vali Cornaro ve kolundan ağır yaralanan Girit Dükü Giacomo Contarini'nin de sonunu getirdi .

Regensburg meclisinde Girit'teki genel Hristiyan davasının desteklenmesi hakkında görüşmeler yapılıp, adadaki 5-10 bin kişilik bir Alman birliğin parasını ödeme teklifi tartışılırken, yeni Haçlı Seferi'nin Fransız yardımcı birliği 3 Haziran 1669 tarihinde Tulon'da gemiye bindi. içlerinde sadece maceracılık ruhu değil, gerçek dinî duygular da alevleniyordu. Vivonne'nin komutasında tabii ki Fransa bayrağı altında yelken açmayan filo, 15 büyük gemi, 13 kadırga, 3 mavna, 10 küçük araç ve birçok nakliye gemisinden oluşuyordu. Gemilerde Espagny, la Fere, Chateau-Thierry ve Rouergue alayları ve Kral XIV. Louis'nin birçok muhafızları olmak üzere toplam 6.600 kişi vardı.

Fransızlar, adada planlanan taarruz için tamamen yetersiz 3 bin kişilik bir birlik buldular. Kandiye'nin durumu ise vahimdi106. Buna rağmen 25 Haziran'da Fazıl Ahmed Paşa'nın karargâhına saldırma emri verildi.

Batılı şövalyeler ön saflarda yer alıyorlardı ve Osmanlı saflarını başarılı bir şekilde geçmişlerdi. Ancak, bir barut patlaması günün gidişatını belirledi. Fransızlar , lâğıma çarptıklarını düşünerek, panik içinde dağıldılar. Sayısız ölünün arasında Beaufort da bulunuyordu .

Bu başarısızlıktan sonra 28 Haziran'da yeni bir saldırı teşebbüsüne girişildi, ama yine bir sonuç alınamadı. 58 gemiden oluşan güçlü müttefik donanması - ki aralarında 15 Fransız, 7 Malta ve Rospigliosi komutasında 7 papa gemileri vardı - 3 Temmuz'dan beri Kandiye önlerinde boşu boşuna bekliyordu. Papa'nın kırmızı bayrağı altında 23 Haziran'da şehre atılan topların Hristiyanlar için tek sonucu, Osmanlılara hiçbir zarar veremeden aralarında "La Therese" gemisinin de bulunduğu birkaç büyük gemiyi kaybetmeleri idi. Ters rüzgarlar, donanmayı birbirinden ayırmıştı.

Kral XIV. Louis, Kandiye'deki mağlubiyetin haberini en acı şekilde hissetti111. Bellefond Mareşali papanın daha fazla destek vermesi şartı ile Girit'e 2.500 kişi götürmeye hazırdı. Navailles ise yeni bir yardım teşebbüsünde bulunmak istemiyordu. Yapılacak her türlü yardımı tutunması imkânsız böylesine bir konumda gereksiz buluyordu. Maltalıların adayı terk etmeye hazırlandıkları Ağustos ayı sonlarında Navailles, Fransızları gemileri geri çekti ve 31 Ağustos'ta Girit sahillerinden ayrıldı . Fransa'da kralının öfkesi ile karşılaşmayacağını düşünüyordu ve Avrupa'da hakkında söylenenlere kulak asmıyordu. Kaderi artık belirlenmiş olan Kandiye'de sadece Choiseul komutasında 500 kişi daha birkaç gün kaldı. Fransızlardan bir tek Venedik hizmetinde bulunan St. Andre son ana kadar direndi ve her türlü teslimi önlemeye çalışarak, bahtsız şehrin ve halkın barutla havaya uçurulmasını tavsiye ediyordu . Alman Kont Waldeck daha Ağustos ayında hayatını kaybetmişti.

Mirandola Dükü'nün yönetimi atındaki son papa yardımcı birlikleri de geldikten sonra Fazıl Ahmed Paşa 24 Ağustos'ta üçüncü genel taarruz emrini verdi. Kuşatma altında olan birliklerin son bir çabası ile tekrar surlardan indirildiklerinde beş sancağı dikmeyi başarmışlardı bile. Ancak, gemilere kaçan askerlerin sayısı gün geçtikçe azalıyordu. Ağustos ayının son günlerinde Kandiye'de sadece birkaç Alman kalmıştı. Askerlerin çoğu yaralı idi ve surların üzerinde subaylar basit erler gibi nöbet tutuyorlardı.

Nihayet beyaz bayrak göndere çekildi ve iki Venedik temsilcisi Nikusios, Halep Beylerbeyi ibrahim Paşa ve sadrazamın diğer vekilleri ile görüşmelere başladılar. Görüşmeleri bu şartlar altında oldukça iyi yürütmelerine rağmen, kısa bir süre önce Molin tarafından yapılan tekliflere istinaden Yeni Kandiye, istiye ve Girapetra'yı kurtarmaya çalıştılar, ama boşuna. Sonunda Osmanlıların, Hristiyan filosu tarafından Takımadaların el konulan vergileri için tazminat ve Çuha, Tine ve Dalmaçya'daki Küs için yıllık vergi taleplerini geri çevirmeyi başarmış olmakla yetindiler. 4 Eylül'de kararlaştırılan ve 6 Eylül'de yazıya dökülen anlaşma, Kandiye'nin onurlu şartlar altında boşaltılmasını öngörüyordu. Çoğu kullanılmayacak durumda olan 200 toptan 40'ını alabilecekler ve "birbirinden uzak üç kayadan" (tre scogli saparati e divisi) oluşan Suda, Granbusa, Spinalonga ve Klis Kalesi, Bosna'da birkaç yeri de alan Venedik'e geri verilecekti. Osmanlılar, ancak oniki gün sonra terk edilmiş şehre girebildiler. Venedik Donanması, Kandiye'den ne zaman ayrılacağını kendisi belirleyecekti.

Venedik sadece Zenta için vergi ödemeyi vaat etmek zorunda kaldı.

"Artık dostuz", diyordu Fazıl Ahmed Paşa Kandiye'yi o güne kadar savunmuş olanlara. Hiçbir sebepleri olmadan, daha önce Kıbrıs'ta Magosa'yı Sadrazam Lala Mustafa Paşa'ya karşı savunanlarla aynı akıbete uğrayacaklarını düşünerek, Tımışvar Beylerbeyi ve Rumeli Defterdarı gibi Osmanlı ileri gelenlerinden birkaç kişinin rehine olarak verilmesini talep etmişlerdi. Türk karargâhına olağanüstü bir disiplin ve sessizlik hakimdi . Yenilen subaylara ve astsubaylara onur kaftanlan, hatta altın sikkeler bile verildi. 27 Eylül'de, söylentilere göre Kandiye için 29 bin Hristiyan ve 108 bin Türk hayatını kaybettikten sonra, Sadrazam Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa büyük bir törenle şehre girdi ve burada iki Rum Papaz, üç Yahudi ve fakir bir kadın buldu. Francesco Morosini'nin askerlerinden Kandiye'den son ayrılan Christoph von Degenfeld olmuştu. Adada olması gereken 55 bin kişiden sadece 22 bin kişi kalmıştı. Venedik, bu zor şartlar altında bile barış yapabilmiş olmaktan oldukça memnundu. 6 Eylül tarihli anlaşmayı hiç itiraz etmeden kabul etti . Molin, Venedik Docu tarafından imzalanan belgeyi istanbul'a getirdi. Dalmaçya'daki mülklere ilişkin görüşmeler sadrazam Fazıl Ahmed Paşa ve daha sonra Bosna Kaymakamı ile 1671 yılına kadar sürdü . Rumeli Beylerbeyi'nin komutasında 10 bin Türk Hersek'te hazır bekliyordu ve Sultan IV. Mehmed, sanki Adriyatik Denizi'nde yapılacak savaşın başına bizzat geçecekmiş gibi, Filibe'ye geldi. Nihayet 24 Ekim 1671 tarihinde, Rumeli Beylerbeyi ve Hersek Beylerbeyi'nin huzurunda, Sultan ibrahim'in kızkardeşlerinden birinin oğlu olan Mirahur Hüseyin, Dalmaçya için Ferhad Paşa zamanında belirlenen sınırlara istinaden, Venedik'e anlaşmazlık konusu olan Vranitsa ve Salona kalelerini kazandıran anlaşmayı imzaladı . Venedik, uzun süren ve gücünü zayıflatan bu savaştan en azından sınırları kesin olarak belirlenmiş bir Dalmaçya'yı kazanmış oldu.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA