Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tuna Serhadındeki Durum, II. Rakaczy'nın Siyaseti

Köprülü Mehmed Paşa'nın Ölümüne Kadar(1661), Venedik Savaşı

Burada 1640-1774 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tuna Serhadındeki Durum, II. Rakaczy'nın Siyaseti

Mesajgönderen TurkmenCopur » 08 Tem 2011, 05:06

TUNA SERHADINDEKİ DURUM.
II. RAKOCZY'NIN SİYASETİ.
KÖPRÜLÜ MEHMED PAŞA'NIN ÖLÜMÜNE KADAR(1661)
VENEDİK SAVAŞI


Lehistan'daki Kalvinistler, daha 1643 yılında Rakoçi hanedanı için harekete geçmişlerdi. Boğdan Prensi Vasile Lupu'nun damadı, 30 yıl savlarının siyasi akımları ile iç içe giren harekâtın başında bulunuyordu. 1648 yılının Eylül ayında Erdel Voyvodası Prens I. Rakoçi'ye gönderilen bir Boyar'a yazdığı mektupta, yetkili bir vekilini göndermesini istediği dost prense "bazı oldukça gizli meseleler" aktarmak zorunda olduğunu bildirmişti. Prensin vekili Johann Kemeny gerçekten de Yaş'a geldi ve burada, Rakoçi hanedanının Lehistan tahtı üzerindeki hakkını teslim eden resmî bir anlaşma imzalandı. Bundan birkaç gün sonra ise, Erdel'in güçlü prensi I. Rakoçi öldü.

Lehistan'ın yeni hükümdarı, zayıf bir adam olan Jan Kazimir (Johann Kasimir), daha babası zamanında baba-oğlu Potockileri yenip, kendini kral ilan eden Hatman Boğdan yönetiminde başkenti Kiev olan küçük bir Litvanya Prensliği kuran Kazaklar ile savaşmak zorunda idi . 1648 yılında Kazak çeteleri Livov'a kadar akın ettiler. 19 Ağustos 1649 tarihinde imzalanan Zborov Antlaşması Kazak topluluğunun Lehistan Krallığı'nda olağanüstü konumunu kabul ediyorduBuna rağmen II. Georg Rakoçi ile irtibatlarını kesmediler ve Boğdan Prensi, verilen bir ziyafette Erdelli dostunun Macaristan ve Lehistan Kralı olarak kutlanmasına izin vermişti. 1650 yılı başlarında, Romen prensleri devletin boşalan hazinesini doldurmak üzere Bâbıâli'ye çağrıldıklarında, Eflak Prensi Mateiu, II. Rakoçi ile yeni bir anlaşma imzaladı . Ama emrinde birçok asker bulunan yaşlı prens, eski ve kendisi için aşağılayıcı şartlar içeren tamamen siyasî bir ittifak kurmayı reddetti.

Aynı yıl içinde Kazakların Çehrin'de bulunan gayrimemnun hatmanı, Boğdan tahtına kendisi için kabul edilir başka bir prensin getirilmesi hâlinde Türk hakimiyetini kabul deceğini açıkladı. Akınlara çıkmak, ganimet toplamak ve daha zayıf komşularına karşı zaferler yaşamak, Kazakların günlük yaşamlarının bir parçası idi. Boğdan'a uzun zamandan beri yaşanan en büyük akın düzenlendi. Daha sonra Kazakların Hatmanı bizzat gelerek tehditler altında Vasile Lupu'nun, daha önce idam edilen Venedikli tercüman Grillo'nun oğlu ile nişanlı olan ve daha sonra II. Georg Rakoçi'nin kardeşine söz verilen, göz kamaştırıdP ' güzellikteki ikinci kızı Prenses Roksandra'yı oğlu Timuş'a istedi.

11 Temmuz 1651 tarihinde Hatman Chmielnitzki, Babıâli tarafından gönderilen Romen prenslerin değil de Tatarların yardımına rağmen, çok daha güçlü bir orduya yenildi ve Eylül ayında kendi aleyhinde bir barış yapmak zorunda kaldı . Rakoçi, müdahale etmeye cesaret edemeden, bu nihai savaşın sonucunu huzursuzlukla beklemişti. Buna karşın 10 Mayıs'ta Eflak Prensi ile Türkler dahil, herkese karşı ittifak kurdu.

Kazak-Tatar karışıklıkları 1652 yılında da devam ediyordu. Gelin adayının, suçiçeği izleri ile dolu cildi ve her yönden kaba olan Timuş'u sevmesi mümkün değildi, ama prensesin babası çaresiz Eflak Prensi'nin üzerine gönderdiği güçlü bir Leh ordusunu dağıtmayı başardı (Mayıs) . Kamaniçe'de Tatar akıncılar göründü. Lehlere alay konusu olan şartlar altında genç Kazak damat, Yaş'da evlendi. Eski bağlantıların yerine, bu evlilikten dolayı Bâbıâli'de hâlâ nüfuzlu Eflak Prensi ve Osmanlı vasalı olarak hareket eden Kazak Hatmanı'nın akraba olması ile Türklerin yönetiminde Kazaklar, Tatarlar ve Boğdanlılar arasında bir ittifak geçti ve Boğdanlı kayınpederin eski nefreti ile genç damadın hırsı yüzünden konumunun tehdit altında olduğunu düşünen Eflak Prensi Mateiu ile Rakoçi arasındaki bağlar daha da derinleşti. Boğdan Prensi Lupu, Chmielnitzki için ona artık güvenmeyen Lehlerden Zborov barışının yenilenmesini sağlamak için elinden gelen herşeyi yaptı.

1653 yılının Nisan ayında, başlarında iyi niyetli Logofet Görge Stefan olmak üzere, hoşnut olmayan Boğdanlıların, etrafı "Rumlarla" sarılı Vasile Lupu'ya karşı uzun zamandan beri hazırlıklarını sürdürdükleri ayaklanma nihayet patlak verdi. Askerleri tarafından terk edilen Vasile Lupu, başkentinden kaçmak zorunda kaldı. Yine de Leh subaylar Kamaniçe'ye sığınmasına izin verdiler ve onu ülkesine geri götürmek üzere Timuş'un yönetiminde Kazak çeteleri buraya geldiğinde onlarla birlikte bu sınır kalesine tekrar sırtını dönmesini engellemediler. Görge Stefan'ın tahtı güvence altında olduğundan artık emin olan Erdel ve Eflak yardımcı birlikleri, geri çekilmişlerdi bile. Bu yüzden Lupu, kolayca Eflak'a yönelebildi. İntikam hırsı ile yanan Lupu, Prens Mateiu'yu cezalandırmak üzere Milcov sınırını geçti. Ama Mayıs ayının sonunda Kazaklar ve Boğdanlılar Eflak süvarilerine ve yaşlı prensin, tıpkı Sultan IV. Murad'ın yeni askerleri gibi seymen diyA adlandırılıp, savaşta deneyimli olan piyadelerine karşı büyük bir mağlubiyet alıp, geri püskürtüldüler.

Muharebeye katılan Osmanlı bir çavuş, mütevazı bir zafer haberi ile Babıâli'ye gönderildi. Bâbıâli ise öylesine kendi içindeki anarşi ile meşguldü ki, aslında kendi çıkarları aleyhine hareket etmiş olan Mateiu'ya sultanın bu hadiseler karşısındaki memnuniyetini bildirdi . Görge Stefan, ayrıca daha önce talep edilmiş olmasına rağmen, İstanbul'a gelmeden Boğdan tahtına kabul edildi.

Boğdan'daki karışıklıklar, Lehistan ve Erdel arasında Kazaklara ve onların himayesindeki Vasile Lupu'ya karşı ittifaka neden oldu. Petki ve Kemeny'nin yönetimi altındaki Macarlar, Konracki ve Döhnhof yönetimindeki Lehler ile ittifak hâlinde Lupu'nun eşi ve oğlu ile Suçava (Suceava)'da kuşatma altında kalan Timuş'a karşı harekete geçmeye başladılar. Timuş, dizinden aldığı bir yara ile hayatını kaybetti ve Suçava,

Türkler ya da vasalları olarak Tatarlar, sultanın otoritesini uygulamak için hiçbir şey yapmadan, teslim oldu. Turla Nehri'ne gelen Tatar Hanı, geri dönmek için para aldı .

Bu fırsatta Türk vasalı olmanın yararlarını iyice öğrenen Kazaklar, Alman elçisinin etkisi altında, 1654 yılı başlarında Moskova'daki Rus Çarı'na başvurarak, 3 Mart'ta kendileri için oldukça yararlı bir anlaşma yaptılar. Moskova siyasetinin bu anlaşma ile Doğu için yeniden canlanan umudan; Romen saraylarına gönderilen yeni Ortodoks propaganda temsilcileri ve daha o zaman yapılan planlar hakkında o güne kadar Osmanlı'nın karşısına oldukça mütevazı bir biçimde çıkan Rus Çarı'nın yürüttüğü siyasetin gelişmeleri ile birlikte daha detaylı bilgi verilecektir. Özi Kazaklarının ilhakı, bizi şimdilik sadece Erdel meselesinin, dolayısıyla Macar meselesinin tekrar ortaya çıkmasındaki etkileri açısından ilgilendinnektedir.

Rakoçi'nin, bundan böyle Lehlere karşı planladıkları için Kazaklardan yardım alması mümkün değildi. Lupu'nun kovulması, Rakoçi'ye Boğdan'da bir dost kazandırmıştı, ama bu dostu kendi varlığını bile sürdürmekte zorluk çekiyordu. 19 Nisan 1654 yılında oldukça ileri bir yaşta hayata veda eden ve daha güçlü komşusu için her zaman büyük bir destek olan Mateiu'nun halefi de Babıâli'de arkasından gizlice iş çevirmek istemiyor ise tıpkı Boğdan'da Görge Stefan gibi Rakoçi'nin diplomasisine ve silahlarına ihtiyaç duyuyordı!9 Yeni prensin, Bâbıâli için gerekli paralardan dolayı artık hizmetinde bulundurmak istemediği Eflaklı paralı askerlerin 1655 yılının Şubat ayında çıkarttıkları büyük ayaklanma, Eflak'ta ancak Rakoçi'nin müdahalesi ile son bulacak uzunca bir anarşi dönemine neden oldu. Rakoçi, her ne kadar asilerin güçlü ordusunu Soplea'da yenmeyi başarsa da, aynı zamanda gelecekte ihtiyaç duyacağı büyük bir gücü de kendi elleriyle ile yok etmiş oluyordu. Eflak'ın bağımsızlığı tamamen ortadan kalkmıştı. Rakoçi, elde ettiği topları Erdel'e getirdi ve asi askerlerin yerine, Eflak Prensi'ni koruyacak Macar bir muhafız alayı getirildi.

Böylelikle Rakoçi'nin Türkleri karşısına almadan Lehistan'ı Kazak-Romen ittifakı, hatta belki de Tatarların bile yardımı ile kendi adına fethetme planının gerçekleşmesi imkânsız hâle geldi. 1655 yılının Mart ayında Rakoçi, Lehistan tahtı üzerindeki hakların miras olarak kaldığı İsveç Kralı'na ilk teklifleri götürdü .

Aynı yıl içinde Kazaklar, Lehistan'da tekrar akınlara başladılar, ikinci kez Livov'a kadar ilerlediler ve kötü yönetilen Boğdan ile Erdel birliklerinin baskısı altında bulunan Eflak'a akın etmeyi düşünüyorlardı . Rakoçi, şimdilik bekleme konumunda idi, hatta Lehistan Kralı'na barışı bozanlara karşı destek sözü verecek kadar ileriye giderek, Lehistan Kralı ve Kazakların Hatmanı arasında arabuluculuk görevini üstlenmek istiyormuş gibi göründü. Ama daha Ağustos ayında, Lehistan'a askerî birlikler gönderen ve kendini bu ülkenin "koruyucusu" kabul eden İsveç Kralı'nın emri ile temsilcisi Welling Erdel Sarayı'na geldi. Rus Çarı aynı dönemde Lehistan'ın doğu sınırını rahatsız ediyordu . Brandenburg Elektörü ve diğer Protestan güçler, genç ve atak prensi uzun zamandır hazırlıkları süren savaşı gerçekleştirmeye teşvik ediyorlardı.

Jan Kazimir, Varşova'da İsveçlilere karşı üç gün süren muharebeyi kaybedip, Livov'dan ayrılmak zorunda kalınca, III. Sigismund'un veliahtlarına Lehistan tahtını ellerinde tutmaları imkânsız görünmeye başladı. Rakoçi, nihayet zamanının geldiğine inanıyordu. Belirli şartlar altında aslında Lehistan'ı kendisine bırakmaya hazır olan Lehistan Kralı'mn tüm tekliflerini geri çevirdi ve Chmielnitzki ile yeni bir anlaşma yaptı . İsveç elçilerinin ısrarlarına boyun eğerek, nihayet 10 Aralık 1656 tarihinde Lehistan'ın Rakoçi, Kral Kari Gustat Brandenburg Elektörü ve Prens Radziwill ile Kazak Hatmanı arasında bölüşülmesini öngören antlaşmayı imzaladı. Bunun üzerine derhal savaş ilanı etti ve Boğdan ile Eflak birliklerinin desteği ile çok kolay bir lokma gibi gördüğü ganimetinin üzerine atladı . Türkleri, niyetinden haberdar etmemişti, ama Babıâli'nin 1655 yılından beri isveç Kralı ile çok iyi ilişkiler içinde olduğunu biliyordu . Saldırısı Bâbıâli tarafından öğrenildikten sonra vasal prenslerin temsilcileri İstanbul'a çağrılınca, Rakoçi'nin temsilcisi kibirle "efendisinin bu gibi davalarda İstanbul'dan talimat alması gerektiğini öngören bağlayıcı hiçbir anlaşmanın mevcut olmadığını" beyan etti .

Ama Köprülü Mehmed Paşa, Osmanlı'nın içeride güvenliğini sağlayacak ve dışta Hristiyan güçlerine karşı itibarını tekrar artıracak tedbirleri almaya başlamıştı bile. Rakiplerinden bazıları ve faaliyetleri ya da özgürlükleri ve hayatta olmaları bile devlete zarar verenler, okuma yazma bile bilmeyen ve hep fakir kalan bu adamın, büyük bir İmparatorluğu yönetmek için doğan adamlardan biri olduğunu acı şekilde anlamak zorunda kaldılar.

İşi artık devlete yararlar getiren cellat, yine faaliyetlerine devam etmişti. Saray muhafızlarına, her ay yaptıkları ayaklanmalara ve sürekli ültimatomlarına artık kesinlikle göz yumulmayacağı açıkça belli edilmişti. Köprülü Mehmed Paşa, hiçbir asiyi kesinlikle affetmiyordu. Tüm İstanbul'un saygı gösterdiği kibirli ve küstah bir şeyhin cesedini denize attırdı. İstanbul Patriği, Eflak Prensi Konstantin'e yazdığı şüpheli mektupları yüzünden idam edildi .

Böyle bir vezirin Rakoçi'nin elçisine verebileceği tek bir cevap vardı: "Bu teşebbüsden vazgeçsin; aksi takdirde sultanın demir ve ateşten öfkesini hisseder" . İstanbul'a gelen İsveç elçisinin iyi karşılanması, hiç kimseyi Bâbıâli'nin gerçek niyetleri hakkında kandıramazdı . Komşu eyaletlerin paşalarına, özellikle de Tatar Hanı'na derhal Lehlerin yardımına koşma emri verildi. Romen prenslerine, Köprülü Mehmed Paşa'nın iradesini bildiren çavuşlar gönderildi. Rakoçi, muzaffer olarak Krakov önlerinde idi. Artık onu kimse tutamazdı; ve ilerledi ama zafere değil, kendi felaketine doğru.

Bâbıâli, bu mücadeleye bizzat müdahale edebilecek bir konumda değildi, zira tüm dikkati ve Köprülü Mehmed Paşa'nın tüm enerjisi o dönemde Venedik savaşına yönelmişti. Köprülü Mehmed Paşa, ne pahasına olursa olsun, Osmanlı'nın denizlerde maruz kaldığı mağlubiyetlerin intikamını almak, kaybedilen adaları tekrar geri kazanmak ve böylece yeni bir dönemi başlatmak istiyordu. Erzak eksikliği yüzünden Venedik Donanması fethettiği adaları terk ederek, Takımadalar sularında dolanıyordu. Paros önlerinde bir süre hadiselerin gidişatını bekledi. Lazzaro Mocenigo daha sonra Girit sahillerine yaklaştı ve Çanakkale

Boğazı'nda beliren Osmanlı Donanmasına yöneldi . Osmanlı Donanması, 1657 yılının Mart ayında İskenderiye ticaret gemilerine eşlik etmek üzere yola çıkmıştı. Venedikliler Bozcaada'yı işgal ettiklerinden, Türkler Rodos'tan İstanbul'a varabilmek için değişik yolları kullanmak zorunda kaldılar. Ama Mocenigo, Berberilere ait gemilerin çoğunu Sakız Adası önlerinde ya zapt etti ya da ateşe verdi ve daha sonra kimsenin ona saldıramayacağı Sisam ve Scala Nova'ya sığındı. Kaptan-ı Derya Topal Mehmed Paşa, Mocenigo ile çatışmaya girmekten çekiniyordu. Böylece Mocenigo Scala Nova'da, Sugacık'ı ele geçirdi. Ve Venedikliler istanbul'u bloke etmeye devam ediyorlardı (Temmuz) .

Adaları isteyen, İstanbul'u sürekli tehditten kurtarmaya niyetli olan ve Takımadaların kuzeydoğu sularında gemilerin serbestçe dolaşmasını sağlamak isteyen Köprülü Mehmed Paşa, yeniçeri ağası ve sayısız birlikler ile beraber, 37 kadırga, 10 mavna ve 18 başka gemiden oluşan yeni donanmanın denize açılışını denetlemek üzere bizzat Çanakkale Boğazı üzerindeki kalelere geldi. Yenilen beyler cezalarını almışlardı ve her kaçak, kaçışını başı ile ödeyeceğini çok iyi biliyordu. 3 Temmuz'da Çerkeş Osman Paşa'nın gemileri açık denize açıldı; Çanakkale Boğazı'nda konuşlanmış Venedik gemileri top atışları ile kaçırılmıştı. Ama Papa'nın ve Malta şövalyelerinin birlikleri ile desteklenen Lazzaro Mocenigo, Sakız Adası yönünden Çooa nakkale Boğazı'na yaklaşıyordu, ilk çatışmada Berberiler yenildiler ve neredeyse tamamen yok ediliyorlardı . Birkaç gün sonra 17-19 Temmuz 1657 tarihleri arasında her iki donanma tekrar karşı karşıya geldi. Karşılarında sadece Çanakkale Boğazı'nı denetim altında tutan Marko Bembo'nun olduğunu düşünen ve Mocenigo'ya ait kadırgaları kaptan-ı derya komutasındaki kadırgalar olduğunu sanan Türkler, sahillerdeki toplara rağmen büyük bir mağlubiyet yaşadılar. Aralarında geçen birkaç çatışma sırasında Köprülü Mehmed Paşa'nın gözleri önünde gemilerin çoğunu kaybettiler. Ancak Türk tarafından atılan bir top, Venedik'in amiral gemisini tahrip edip, henüz 33 yaşındaki Venedik Amirali'ni, bu zafer anında öldürdü. Malta şövalyelerinin kadırgaları, Amirel Mocenigo'nun yerine geçen Barbaro Badoers'in emirlerine itaat etmiş olsalardı, sahile yakın 16 Osmanlı gemisi yok edilmiş olacaktı .

Köprülü Mehmed Paşa'nın bizzat yönettiği ilk deniz savaşındaki ikinci veya üçüncü mağlubiyeti ne kadar büyük de olsa, o böyle bir bahtsızlıktan dolayı boyun eğecek adam değildi. Aksine, savaşın devam etmesini sağlamak için derhal tedbirler almayı biliyordu. Badoer'in ölümünden sonra Bozcaada'ya 2-3 bin adam çıkarttırdı (Ağustos); burada su arayan 2.400 Venedikli geri püskürtüldü. Osmanlı birliklerinin yanında hiçbir top olmamasına rağmen, mavnaların komutanı Lorenzo Renier ve Bozcaada'nın iki yöneticisi 31 Ağustos'ta kaleyi 34 top ile birlikte teslim ettiler. Bunun üzerine kaptan-ı derya 32 kadırga ile Limni Adası'na yöneldi. 1.500 Türk bu adayı da işgal etti. Girit'e çağrılan Venedikli hafif süvari birlikleri ve hafif kadırgalar da adayı terk etmişlerdi ve kalenin müdafaa kıtalarına herhangi bir ödeme yapılmamıştı. Bu yüzden kale uzun bir kuşatmadan sonra 12 Kasım'da Osmanlılara teslim edildi. Askerlerden bazıları, teslim şartları yüzünden Venedik gemilerine binmeyi reddetmişlerdi ve tüm sancaklar yeni Türk Beyinin eline geçti.

Aynı dönemde Dalmaçya'daki savaş da iyice kızışmıştı. 1657 yılının Mayıs ayında Spalato büyük bir tehditle karşı karşıya kaldı41; Bossiiina Kalesi ele geçirildi ve Arnavutlar ile Hersekliler Temmuz ayında Fazıl Paşa ve Ali Cengiz Paşa komutasında, 1 Ekim'de Proveditore Antonio Bernardo tarafından kurtarılan Kotor'a saldırdılar .

Sultan IV. Mehmed, Ekim ayında sözde Dalmaçya'da savaşan birliklerin başına geçmek üzere Edirne'ye geldi ve Fazıl Paşa, Sofya'da büyük hazırlıklar yaptı. Yeni temsilci ile görüşmelerde bulunmaya bile niyetlenmeden, Ballarino'ya "Venedik dünyadaki tüm altınla Girit'te tek bir taş veya kör bir köpek bile satın almaya kalksa, sultanın buna izin vermeyeceği, aksine sadrazamın bunu engellemek için herşeyi riske atmayı göze alabileceği cevabı verildi. Elçi Ballaroni'ya sadece en kısa zamanda tekrar geri dönmesi ve kesin bir cevap getirmesi şartı ile Venedik'e bir kurye göndermesine izin verildi. Senato, uzun süren toplantılardan sonra görüşmeleri uzatmaya karar verdi.

Rakoçi'nin, Rus Çan'nın Bizans İmparatorluğu'nu tekrar kurma ve efendilerinin bunu engelleme çabalarını anlatmış olan elçileri, bütün bir yaz boyunca hiçbir cevap alamamışlardı. Türkler, uzun bir süreden beri İsveç Kralı'nın Danimarkalıların bir saldırısı yüzünden geri çekilmek zorunda kaldığını ve Lehistan'ı terk ettiğini; Romen müttefiklerin Rakoçi'nin karargâhından ayrıldıklarını; Kazakların, yardım getirmek yerine Rakoçi'yi yakalamak istediklerini ve nihayet Tatarların yolda olduğunu biliyorlardı . 22 Temmuz'da herhangi bir muharebeye girmeden yenilen Rakoçi Lehlerle barış imzaladı ve Vistül Nehri'ni geçti. Geri çekilmesi tam bir felakete dönüştü. Erdel Prensi Rakoçi kendi hayatını zor kurtarırken, birliklerinin büyük bir kısmı ve Johann Kemeny Tatarların eline düştü. Kemeny'nin ordusu ayın sonunu kadar Tatarlara karşı savaşmaya devam etmesine rağmen, İstanbul'un yönetici çevreleri daha 13 Temmuz'da Rakoçi'nin mağlubiyetini kutluyorlardı ve Rakoçi'nin temsilcisi derhal Yedikule'de bir zindana atıldı .

Tuna boylarında, savaş yaptıklarını ve tahtları, taçları ve imparatorlukları fethedebileceklerini sanan bu huzursuz, itaatsiz ve cüretkâr vasalların tamamına karşı mücadele başlıyor gibi idi.

Ağustos ayının ortalarında İstanbul'daki bir Leh elçi, Babıâli'nin vasallarından birinin bu iki devlet arasındaki barışı bozduğuna dair şikayette bulundu ve Eylül ayında Türk çavuşlar, Rakoçi'ye azledildiğini bildirmek üzere Erdel'e yollandılar. Nihai darbe gerçekleşmişti. Köprülü Mehmed Paşa, Osmanlı İmparatorluğu'nun Erdel üzerindeki haklarını otoriter bir karar ile herkese kabul ettirme cesaretini göstermişti. Kuzey sınırında süregelen ikinci savaş için endişe etmesine gerek yoktu: Silistre Beylerbeyi Fazıl Paşa'yı, özellikle de gücü son yıllarda beklenenin çok üzerinde gelişen Tatar Hanı'nı, ortaya çıkan yeni düşmana karşı savaşacak ve geri püskürtecek kadar güçlü olduklarına inanıyordu. Her zamanki kesin yargısı ile "hainleri affetmek, yağmuru gökyüzüne geri taşımaktan daha zordur " diye karar verdi.

Rakoçi, Franz Rhedey'in Erdel tahtına getirilmesine seyirci kalmak zorunda kaldı (Ekim). Bâbıâli artık hiçbir rüşveti kabul etmediği için, Romen prenslerinin para teklifleri de hiçbir işe yaramıyordu. Her iki prens Girit savaşının gidişatına seyirci kaldıkları gerekçesi ile tahtlarından indirileceklerdi.

Rakoçi, bir süre sonra konumunu yine de koruyabileceği; ordusundan kalanların hâlâ işe yarayabileceği; ErdeFdeki Romenlerin cesur ve genç bir hükümdarın davasına katılabilecekleri ve aynı tehdit altında bulunan komşu prenslerin ona ihtiyaç duydukları fikrine kapıldı. Bu yüzden, Rhedey tarafından Mediaş'ta toplanan meclisin üzerine yürüdü ve meclisi dağıttı. Daha sonra Rakoçi'nin oğlunu mülklerinin mirasçısı olarak tayin eden Eflak Prensi Konstantin ile görüştü. Konstantin, köylülerden ve ayaktakımından bir ordu oluşturmuştu ve Ocak ayının sonunda yerine getirilen ve Kenan Paşa'nın musahibinden başka bir şey olmayan zayıf karakterli Mihail Radu Mihnea'ya yerini bırakmaya niyetli değildi. Kış aylarında Erdel birlikleri yardımına geldi ve kendini yine bu toprakların efendisi gibi hisseden Rakoçi, artık korkmalarına gerek kalmadığını söylüyordu.

Ama daha bahar gelmeden, kalgayın yönetimindeki Tatarlar, 1658 yılında Eflak'a akın ettiler. Konstantin, şehri ateşe verdikten sonra önce birinci başkenti Bükreş'ten, sonra ikinci başkenti Tırgovişte'den de aynlarak tıpkı 1595 yılında Prens Mihail gibi önce dağlarda Rucar'da, daha sonra Karpat Dağları'nın daha derinlerine karargâh kurdu. Ülkesini tekrar ele geçirebilmek için burada boşuna Erdel'den gelecek askerî birlikleri bekledi. Kaçak olarak, savaşmayı bile deneyemeden dağ geçitlerini aşmak ve aynı tehditle karşı karşıya olan komşusuna sığınmak zorunda kaldı. Silistre Beylerbeyi Fazıl Paşa, Radu'yu Tırgovişte'de tahta çıkarttı. Kısa bir süre sonra, Mart ayında, Köprülü Mehmed Paşa'nın aynı köyden bir gençlik arkadaşı olan Arnavut Gika, Boyar olarak uzun yıllar geçirdiği ve adını Görge (Gheorghe/George) olarak değiştirdiği Boğdan'ın tahtına getirildi. Gika'nın oğlu Gregor, babasının tahtını sağlamlaştırmak için Tatarların yardımına ihtiyaç duymuyordu. Prens Görge Stefan kaçtı ve ardında genç prense değerli bir sorguç bıraktı . Son umudu birkaç Tatar çetesi olan eski prens, Haziran ayında tahtını geri almayı denedi, ama boşuna. Çatışmaya bile girmeden, hırsı ve yeteneksizliği yüzünden büyük zararlar verdiği ülkeyi ikinci ve son kez terk etti.

Köprülü Mehmed Paşa'nın planı, her iki Tuna ülkesine, Mateiu ve Lupu gibi zengin ve güçlü kişileriW4; zıpçıktı gibi tahta çıkmalarını engellemek için aile bağları ve boyarlar arasında taraftarları olmayan ve iktidarda sadece kısa sürelerle kalacak insanları tahta çıkartmaktı. Ayrıca bağımsız bir Erdel Prensi şeklinde herhangi bir destekleri de olmamalı idi39. Bu yüzden derhal Rakoçi'ye yönelik bir seferin hazırlığına başlandı.

Bâbıâli tarafından tahta getirilen prenslerden birinin daha az güvenilir olduğu ortaya çıktı ve onun davranışından dolayı ilan edilen savaş olmasa da Rakoçi'nin nihai ilhakı gecikti. Prens Radu, Macarların 1655 yılında zapt ettikleri topları geri aldı, Konstantin'in askerî gücünden kalanlarla anlaşmaya çalıştı ve Bükreş'i tahkim ettirdi. Dikkatsiz siyasetinden hoşnut olmayan Boyarları, Silistre Beylerbeyinin rızası ile boyunlarını vurdurdu ve bu acımasız sahneyi zevkle izledi.

Yüksek hedefleri sadece kendi çıkarlarına hizmet eden ve hadiselerin gidişatına hiç uymayan bu prens de 1658 yılında yapılan sefere katılmaktan kaçamadı. Boğdan Prensi Gika da kendi birliğinin başına geçmişti. Tatar Hanı bizzat gelmiş ve yanında Hatman Bogdan'ın ölümünden sonra Hanenko'nun yönetimi altında bulunan 2 bin Kazak getirmişti. Türklerin başında Fazıl Paşa vardı.

Ordu, önce Burzenland'a büyük bir akın düzenledi. Sadece Romenler, Hristiyanları birazcık olsun esirgemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Tatar Ham'nın gözleri önünde Weissenburg ateşe verildi ve kiliselerinin kutsallığı Tatarlar tarafından bozuldu. Daha sonra Eflak'ta olacağı gibi Tatarlar burada da I. Georg Rakoçi'nin mezarı dahil olmak üzere, kiliselerde ve mezarlarda gizli hazineler aramaya çıktılar. Rakoçi'nin üzerine gönderilen orduların asıl çekirdeğini oluşturan Tatarlar, kuzeydeki şehirlere yönelirken, ordunun asıl gücü tüm Osmanlı güçlerinin toplanma yeri olarak belirlenen Şibin (Hermannstadt)'e doğru devam etti. Birkaç hafta sonra, Osmanlı birlikleri hiçbir yerde Rakoçi'nin herhangi bir birliğine rastlanmadan, Varad (Grosswardein) önlerine geldiler.

Köprülü Mehmed Paşa bu arada, sultana Edirne'ye kadar eşlik ettikten sonra, Tuna sınırına doğru yola çıkmıştı. Venedik konusunda bu yıl sorun yaşamayacağından emindi. Amiral Francesco Morosini bahar başlamadan Kerpe Adası'na saldırmaya çalışmıştı, ama Mart ayında çıkan bir fırtınada çok büyük kayıpldP4' yaşadı. Temmuz ayında Delos Limanı'na geldi. Türkler ise Tine'yi hedef almışlardı. Venedik'e gönderilen kuryenin dönüşünden sonra Ballarino sert bir muameleye maruz kaldı ve birinci tercüman idamla tehdit edildi.

Nihayetinde ise Türkler Erdel seferi için zaman kazanmak amacı ile daha ılımlı bir tutum takındılar.

Ancak Haziran ayında, denizlerden artık hiçbir tehlike beklenmeyince, Köprülü Mehmed Paşa, serasker olarak Rakoçi'ye karşı gönderilen ikinci ordunun başına geçti. Budin Beylerbeyi Kenan Paşa'nın komutasındaki Macaristan askerleriyle birleşerek, 30 Ağustos'ta bir gün bile sürmeyen bir savunmadan sonra, Türklerin uzun zamandır istedikleri Yanova (Jenoe/Jenö)'yı ele geçirdiler. Nihayet, Ekim ayının sonlarına kadar Budin Beylerbeyi'nin yönetiminde, fethedilen kalenin tahkim edilmesinde çalışacak Romen birlikleri da geldi . Köprülü Mehmed Paşa, ortaya çıkmamayı yeğleyen bir düşmana ve Yanova'nın zayıf ve korkak müdafaa kıtalarına karşı elde ettiği kolay bir zaferden hemen sonra Edirne'ye geri dönmüştü. Genç sultanın sarayından rahatsızlık verici haberler almıştı, ancak aniden geri dönüşü ile entrikacılara, bir savaşı yürütmeyi çok iyi bildiğini, ama böyle bir savaş sırasında dahi olup bitenleri görecek kadar dikkatli olduğunu
açıkça belli etmiş oldu .

Diğer taraftan Anadolu'da çıkan huzursuzluklar da geri dönmesini gerekli kılmıştı. Azledilen ve durumlarından hoşnut olmayan paşalardan ve sadece Avrupa'da şan ve fetihler peşinde olan devlete karşı nefret besleyen halktan destek alan Abaza Hasan Paşa yine ayaklanmış ve açıkça Köprülü Mehmed Paşa'nın bizzat katıldığı seferde Anadolu birliklerinin yer almayacağını beyan etmişti.

Sultan IV. Mehmed, Köprülü Mehmed Paşa'ya minnettarlık duyan bir hükümdardı. Sultan IV. Murad'ın sözde bir oğlunun Üsküdar'daki karargâhlarında barındıran asilerin tekliflerini geri çevirdi ve onlara karşı bir fetva verdirdi. Kürt birlikleri derhal Abaza Hasan Paşa'nın üzerine gönderildiler . Köprülü Mehmed Paşa tekrar saraya geldiğinde, Sultan IV. Mehmed de onunla birlikte İstanbul'a döndü ve buradan sonbaharın son günleri olmasına rağmen, Üsküdar'a geçti. Abaza Hasan Paşa, İnegöl'deki karargâhında idi. Kütahya, Ankara ve Halep direnmişler veya geri alınmışlardı bile. Köprülü Mehmed Paşa, tasarruf tedbirlerinden dolayı huzursuz olan askerleri denetlemek üzere sultana eşlik etti. Asilere karşı savaşın yönetimi Murtaza Paşa'ya verildi, ama Murtaza Paşa, Aralık ayında büyük bir mağlubiyete maruz kaldı. Sultan IV. Mehmed, İstanbul'daki sarayına geri dönerken, yenilen Murtaza Paşa, Halep'te kaldı ve kısa bir süre sonra Abaza Hasan Paşa'yı buraya çekip, yanındaki paşalar ile birlikte yenmeyi başardı (Şubat 1659) . Erdel asilzâdeleri bu arada yeni bir prensi seçmek üzere Schafsburg'a çağrılmışlardı. Bu seçimden, Macaristan'a kaçarak Alman Kayser'den, papadan ve Venedik'ten yardım talebinde bulunan Rakoçi'nin birinci vekili Barczay Acatiu (Ahatius Barcsai) galip çıktı. Yanova'yı Türklere devretmek, Lugos ve Karansebes'i, yani Banat'ın tamamını devretmek, Solnuk'taki köylerden feragat etmek, iki katı vergi ödemek ve 500 bin taler savaş tazminatı ödemeyi ve Rakoçi ile mümkün olduğu takdirde, himayesine aldığı Romenleri Bâbıâli'ye teslim etmeyi taahhüt etmek zorunda kaldı .

Barczay Acatiu, Yanova'da Budin Beylerbeyi'nin huzuruna çıkıp, tahta cülûsu için onayını aldı. Şubat ayının ortalarında, Barzay'ın Bistritz'te topladığı ve yeniçeriler ile Romenlerin koruması altında yapılan ikinci meclis, Osmanlı hükümdarına bir elçi heyetinin gönderilmesine karar verdi . Barczay, Köprülü Mehmed Paşa tarafından atanan Romen prensleri ile tabii ki çok iyi ilişkiler içinde idi, zira doğrudan onlara bağlı idi . Her yeri tahrip olan ülkede vaat edilen vergiyi bulması mümkün olmadı; bu yüzden de Erdel elçileri zindana atıldılar.

Barczay, 15 Ağustos'ta Torda'da (Torenburg) yeni bir meclis topladı ve Rakoçi yine düşmanlarının meclis toplantısını dağıtmayı başardı. Kısa bir süre sonra, hâlâ küller içinde olup, 1658 yılının Tatar akınının izlerini taşıyan Weissenburg'a geldi. 21 Eylül'de Maros Vasarhely'de meclisi topladı ve kendini derhal prens ilan ettirdi. Ayın sonuna doğru Kosice'deki Alman komutana tekrar iktidara geldiğini bildirdi .

Dağların ötesinde bir dost edinecekti. Eflak Prensi Radu, hiç şüphesiz normal bir insan değildi. Hakkında bir cami yaptırdığı ve Boğdan'ı, hatta Silistre'yi eline geçirmeyi planladığı söyleniyordu. Daha sonra bağımsız bir hükümdar gibi sikkeler bastırıyordu ve Johann Kemeny'yi Tatar esaretinden kurtardı. Boyarları, Tırgovişte'de kitleler hâlinde idam ettirdi ve bu esnada hareketli askerî marşlar söylettirdi . Alman Kayser'e, papaya Venedik'e Roma inancına ve Hristiyan davasına meylini bildiren Bulgar bir Fransisken rahil gönderdi . Gaddar ve dengesiz prens Eylül ayında yanında bulunan Türklere seyir olsun diye yine kitleler hâlinde bir idam gerçekleştirdi. Daha sonra büyük idolü "Cesur" Mihail'i örnek alarak Türklere ait İbrail ve Yergöğü kalelerini zapt etmeye çalıştı. Onun için bu kaleleri zapt etmek, Hristiyanlığa yakışacak bir kahramanlıktı . Ve 4 Ekim'de bu "muzaffer" tuhaf adamın vekilleri Rakoçi ile bir koruma ve güven ittifakı kurdular.

15 Ekim'de Radu Mihnea, Rakoçi ve kovulan Romen prensleri Konstantin ve Görge Stefan, Boyarları ile birlikte Rucar'da buluştular . Radu Mihnea Eflak'ı, Konstantin de Boğdan'ı alacaktı. Stefan, elleri boş kalacaktı. Türkler, bunun üzerine asi Eflak'ı Köprülü Mehmed Paşa'nın eski dostu Gika'ya verdiler ve eski Prens Lupu'nun oğlu Stefanita ise, Boğdan'a sahip olacaktı. Boğdan'a gelen Konstantin, Bucak Eyaleti'nin Tatar Yalıağası tarafından birkaç gün içinde kovuldu . Türklerle yapılan birkaç çatışmadan sonra - ki bunlardan biri 1595 yılında zaferin kazanıldığı Calugareni'de meydana geldi - Radu Mihnea da Eflak'tan ayrıldı . 1 Ocak 1660 tarihinde Macar kökenli bir prens tarafından yönetilecek yeni bir Daçya kurma planı, tek bir nihai muharebe bile yapılmadan tamamen suya düştü.

Köprülü Mehmed Paşa, kuzeydeki bu mücadelelere bizzat müdahale etmemişti, zira Anadolu'daki son ayaklanmaların yanı sıra yine Venedik deniz savaş ile meşguldü.

Morosini'nin, papanın ve Malta şövalyelerinin beş yeni gemisi geldiği anda Hanya'ya saldırma planı, zamanından önce 1658 yılının Temmuz ayında ortaya çıktı. Osmanlı İmparatorluğu'nun belki de en iyi savaş komutanı Deli Hüseyin Paşa görevden alındığı için bu plan belki de başanya ulaşabilirdi. Köprülü Mehmed Paşa, Deli Hüseyin Paşa'yı kıskanıyor ve onun rekabetinden çekiniyordu. Sultan'a idamını teklif etse de Deli Hüseyin Paşa 1658 yılına kadar kaptan-ı derya olarak görev yaptı ve nihayet aynı yılın sonunda Rumeli Beylerbeyliğine getirilip, halka baskı uyguladığı gibi gerekçelerle sonunda mahkum edildi . Deli Hüseyin Paşa'nın emrindeki 32 kadırga ve Çanakkale Boğazı'ndaki Venedikliler ile Takımadalar sularında kaptan-ı deryayı arayan amiralin emrindeki donanma arasında önemli bir karşılaşma yaşanmadı ve Girit'te de yapılacak bir şey yoktu .

Venedikliler 1659 yılının başında Ballarino aracılığıyla tekrar barış teklif ettiler. Temsilcileri Kardinal Mazarin'in Girit Savaşı için şahsen 100 bin Eku bağış yaptığı Fransızlar, arabuluculuk yapmaya hazır görünüyorlardı. Ama Köprülü Mehmed Paşa her zamankinden daha katı idi' Fransız elçinin oğlu De Vantelet'i, Girit'ten gelen ve Türklerin ele geçirdikleri mektupları deşifre etmek istemediği için dövdürüp, tutuklattı ve bu muameleyi protesto eden babası da aynı akıbete uğradı. Fransa Kralı XIV. Louis İstanbul'a Blondel adında yeni bir elçi gönderdi, ama bu teşebbüs de sonuç getirmedi. Venedik'e rapor veren Fransız temsilci La Haye ve oğlu, atıldıkları zindandan çıkmak için para ödemek zorunda kaldılar ve kısa bir süre sonra ölüm tehditleri altında ülkelerine geri gönderildiler . Venedik temsilcileri Ballarino ve Cappello her ne kadar daha nazik bir muamele ile karşılaşsalar da Köprülü Mehmed Paşa'dan kesin bir cevap aldılar' Venedik eğer Klis ve bölgesini tekrar istiyorsa, Girit'in tamamını devretmesi gerekiyordu; bu durumda Bâbıâli Kandiye'de bir konsolosa izin vereceğini ve herhangi bir savaş tazminatı talep etmeyeceğini vaat ediyordu. İstanbul'da artık hiç kimse Venedik'in teklifleri için arabuluculuk yapmaya cesaret edemiyordu, zira bunu hayatı ile ödeyebilirdi.

Mora'da Kalamata'nın ele geçirilmesi ile Venedikliler 1659 yılında düşmanlıkları tekrar başlattılar.
Manyotlar artık onların tarafında yer alıyordu . Bölgenin Rum Piskoposu derhal boyun eğdi . Kaptan-ı Derya Ali Paşa'nın Sakız Adası açıklarında görülen 37 Osmanlı kadırgası Sisam Adası'na kadar takip edildi. Gemilerin kaptanı Contarini ve Venedik amirali Çanakkale Boğazı'na kadar geldiler (Nisan-Temmuz). Köprülü Mehmed Paşa'nın Çanakkale Boğazı'nda Bozcaada yönünde kurduğu iki yeni kaleye Venedik gemilerinden yapılan saldırı başarısız oldu. Kassandria Körfezi'nde 30 eski topla savunulan Toron Kalesi ele geçirildi ve yapılan diğer bir akın sırasında Anadolu sahilindeki Çeşme yakılıp, yıkıldı (Eylül). Rodos'u tehdit altında tutan Anadolu'daki Kastel Rosso, 36 topu ile birlikte amiralin eline geçti. Patmos Adası'nda Venedikliler, Rumların Türk casusları oldukları gerekçesi ile düşman olarak her yeri talan ettiler. Aynı dönemde İskados Adası da Hristiyanlann eline geçti .

1660 yılı sanki yeni bir Haçlı Seferi ile başlayacaktı. İspanyollarla nihayet banş yapan Fransızlar, Mazarin'in "şahsi" bağışları ve kendi yararları açısından artık şüpheli bir hal alan İtalyan birliğinin dışında hadiselere müdahale etmeye hazırdı. Fransızların, üstelik kendilerine son zamanlarda düşmanca davranan Osmanlılara karşı bir sefer düzenlemelerindeki itici güç, bir yandan Batıda imparatorvari bir siyaset yürütmüş ve Doğuda da eski imparatorluğun geleneklerinin bir temsilcisi olarak görünmek isteyen genç kralın geniş kapsamlı planlarının ve aşırı hırsının yanı sıra hiçbir savaşta faaliyet gösterip, ün kazanamayan Fransız asilzâdelerin maceraperestliği idi. 1660 yılının baharında seçkin bir genç asilzâde topluluğu Çuha Adası'nda bekliyordu. Papa'mn ve Malta şövalyelerinin gemilerinin yanında Toskana Arşidükü'nün gemileri de buraya geldi. Fransızları Girit'e götürmek üzere Çuha Adası'nda 32 kadırga, 6 mavna ve 4 büyük gemiden oluşan bir filo toplandı.

1660 yılının Ağustos ayında 3 bin şövalye Suda Limanı'na çıktı. Modena (Mutina) Dükü'nün oğlu Almerigo d'Este komutasında Senyör de Bas gibi birçok subay vardı. Venedik saflarında ise bir Fransız olarak, Gremonville Beyi bulunuyordu. Hanya yakınlarındaki San Veneranda Kalesi'ne yapılan bir saldırı sırasında Hasan Paşa ve yeniçeri ağası hayatlarını kaybettiler. Ama Yeni Kandiye (Candia Nuova) yönünden büyük bir Osmanlı deniz gücünün yaklaşmakta olduğuna dair gelen yanlış bir haber, Hristiyanların geri çekilmesine neden oldu.

Hızlı ve kolay bir zafer umut eden, ancak iyi savunulan şehirler ve kalelere karşı yapılan yorucu bir savaşla karşılaşan bu Haçlıların üzerine emrindeki 4 bin askeri ile birlikte cesur Katırcıoğlu Paşa gönderildi. 6 Eylül'de birkaç Fransız hayatını kaybettikten sonra Yeni Kandiye'ye büyük bir taarruza geçildi. Türk ordusu önce yeni kaleye çekildi. Böylece Hristiyanlar ön mahalleleri talan edebildiler. Ama Osmanlılar tekrar kaleden çıkarak saldırıya geçince düşmanlar çok kısa bir süre içinde dağılarak, 1.500 kayıp verdiler. Almerigo ve vekili Senyör de Bas hastalanıp, yatağa düştüler, Germonville bir çoğunun gözünde yeteneksiz bir lider olarak kabul ediliyordu ve Venedikliler talepkâr, ancak yararsız müttefiklerinden hiç de hoşnut olmayıp, maceralarına katılmaya gönüllü değildiler .

Gut hastalığı artık iyice ilerlemiş Köprülü Mehmed Paşa, Girit'e 18 yeni kadırga gönderdi ve adaya atana!?41 yeni komutan aracılığıyla ada sakinlerine yararlı teklifler götürdü. Bunun üzerine Sfakiyotlar dahil olmak üzere, ada halkı kendilerinden yılda sadece 1.000 altın ve 1.000 koyun talep eden Osmanlıların hakimiyetini tanıdı. Hanya'daki paşa da korkaklığını hayatı ile ödedi108. Fransızları sonbaharda Nakşa'ya götürmekten başka bir çare kalmamıştı. İtalyan komutanları bu arada hastalığına yenik düşmüştü.

Aynı dönemde, çok daha önemli hadiselerin cereyan ettiği başka bir savaş alanında nihai darbe gerçekleşmişti.

Tek başına kalan Rakoçi, Türklerin Erdel'e getirdikleri Barczay ile karşı karşıya geldi (Aralık 1659). Bunun üzerine Türk tarafının topladığı bir meclis Dees'te derhal toplandı. Erdel'deki ve Erdel dışındaki kalelerde hâlâ hüküm süren Rakoçi, Balazsfalva meclisini dağıttıktan kısa bir süre sonra Barczay'yi Hermannstadt'ta kuşatmayı başardı. Bu büyük Sakson şehrinin kuşatması aylarca sürdü ve bu arada Boğdan'dan kovulmuş olan Konstantin, Tatarlar gelmeden Eflak'ı birkaç günlüğüne işgal etmeyi başardı.

Rakoçi'nin 8 bin Hayduk, Sekler (Szekler), Romenler ve Alman paralı askerlerden oluşan ordusunun karşısına ancak 24 Mayıs 1660 yılında Klausenburg'da (Koloszvar) Şeydi Ahmed Paşa komutasında küçük bir Türk ordusu çıktı. Şeydi Ahmed Paşa, aralarında 2 bin Eflak ve bin Boğdanlının bulunduğu 6 bin kişilik bir orduya liderlik ediyordu ve yanında hiç top yoktu. Rus Kazakları, çok büyük bir saldırı teşebbüsünde bulunma aşamasında olduklan için Tatarlar gelmediler ki, bu haber Karadeniz'e 30 Osmanlı kadırgasının gönderilmesine neden oldu . Osmanlı komutanı Şeydi Ahmed Paşa'nın cesareti, Romen süvarilerin Alman tüfekçilere saldırısı ve Rakoçi'nin yaralanması nihai zaferi getirdi . Huzursuz ruhuyla ülkesine bu kadar büyük bahtsızlıklar getiren bu adam, kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu. Türkler, Ağustos'ta Varad'ı kuşattılar, ama büyük kayıplar verdiler. Barczay, yeni savaşa Osmanlı karargâhından katılmak zorunda kaldı. 14 Ağustos'ta kalenin müdafaa kıtası taarruzu geri püskürtmeyi başardıysa da 27 Ağustos'ta güçlü kale teslim olmak zorunda kaldı ve 31 Ağustos'ta Ali Paşa tarafından işgal edildi. 1 Ocak 1661 tarihinde tahttan feragat eden Barczay'nin yerine Kemeny'nin seçilmesi, Osmanlı'nın tekrar müdahalesi için yeni bir neden oluşturacaktı.

1661 yılı böylece yine Erdel meselesi ile geçti. Kaptan-ı Derya, yine her zamanki gibi Takımadalar sularında geziyordu . Erdel'de Kemeny, Barczay'nin kardeşini ve daha sonra Barczay'nin kendisini cinayetle ortadan kaldırmayı başardı, ama Bâbıâli iktidarı için onayını vermiyordu . Yaz başlarında Tatarlar, Eflak derbentlerinden geçerek, her yeri talan olmuş ve ayrıca vebanın kol gezdiği Erdel'e akın ettiler. Ali Paşa, Macar ordusu ile Demirkapıdan geçerek, Erdel'e geldi ve Romen birlikleri, artık alışkanlık hâline geldiği üzere, Müslüman birliklerine katıldı. Derhal toplanan meclis, 14 Eylül'de Sekler bölgesinden sade bir adam olan Mihai Apafi'yi Erdel Prensliği'ne seçti. Ali Paşa Kasım ayında hâlâ Erdel'de idi ve Fogaras Kalesi'ni kuşatıyordu.

"Allahsız köpek" Ali Paşa'nın geri çekilmesinden hemen sonra Kemeny, Haydukları ve Alman birlikleri ile tekrar ülkeye geri döndü ve barışsever Apafi, ondan Schafsburg'a Saksonların yanına kaçtı. Bu şehrin yakınlarında Kemeny, 1662 yılının bir Şubat gününde en fazla 3 bin kişiden oluşan Göle (Gyula) Beyi Küçük Mehmed'in saldırısına uğrayarak öldürüldü ki, "Johann Kemeny'nin cesedinin nerede olduğu bu gün bile hâlâ bilinmemektedir '. Erdel'in I. Rakoçi tarafından sağlam bir temele oturtulan bağımsızlığı işte böylesine perişan bir biçimde sona erdi. Apafi ve Romen komşuları arasında artık hiçbir fark yoktu' Her üçü de sadrazamın birer oyuncağı idi ve Erdel Prensi'nin tek ayrıcalığı, azledilme tehdidi ile karşı karşıya kalmaması ve diğerlerine kıyasla daha düşük vergi ödemek zorunda kalması idi . Köprülü Mehmed Paşa, buradaki eserini tamamlamıştı.

Nihayet Alman Kayser'den intikam almayı düşünme zamanı gelmişti. İmparatorluk, Kral Ferdinand zamanında baskı altındaki Venediklilerin tüm ricalarına ve papanın müdahalesine rağmen, oldukça çekimser bir siyaset yürütmüştü . Bunun nedenlerinden biri 1 Temmuz 1649 tarihinde Osmanlı ile barışın yenilenmesi idi . Avusturya'daki Habsburg hanedanının arabuluculuğu ile İspanyol Habsburglarıyla görüşmeler bile yapıldı' Yahudi devşirmelerden olan Ahmed Ağa, daha önce de belirtildiği gibi, Madrid'e gönderildi ve burada italya meseleleri dahil olmak üzere , güvenilir ve olağanüstü tekliflerde bulundu. Bir süre sonra Ragusalı Monsenyör Allegretti, İspanya ile bir yüzyıldır sürekli ertelenen ittifak antlaşması lehine nüfuzunu kullanmak üzere İstanbul'a geldi. Haydukların ve martaloslann, gerek Osmanlı memurlar, gerekse Almanların Zrinyi, Nadasdy ve Forgacs gibi Macar komutanları tarafından düzenlenen akınlarına rağmen, III. Ferdinand, sultanın sadık bir dostu olarak hayata veda etti . 1649 yılında yapılan barıştan dolayı her iki hükümdar, Babıâli'nin gerek birinci, gerekse ikinci Rakoçi'den 20 bin altın vergi talep etmesine rağmen, Rakoçi'nin Yukarı Macaristan'a karşı herhangi bir düşmanlığına izin verilmeyeceği yönünde anlaşmaya varmışlardı .

Kral I. Leopold tahta cülûs ettikten sonra Bâbıâli, Viyana Sarayı ile ilişkilerinin o kadar güvenilir ve iyi olduğunu düşünüyordu ki, birkaç kez ordusunu Avusturya'ya ait Hırvat topraklarından geçirerek Friaul üzerine göndermek için izin istendi. Almanlar, Alman hükümdarın Hristiyanlık davası için sempatisini hiçbir masraf ve fedakârlık yapmak zorunda kalmadan açıklayabilmek için bu teşebbüsleri Venedik'e bildirmekte gecikmediler .

Rakoçi, onun için zor geçen son yıllarında Cizvitlerin Erdel'e yerleşmesi ve yarım yüzyıl önce çöken Weissenburg Katolik Piskoposluğu'nun tekrar kurulması gibi tekliflerde bulundu, ama boşuna Kral I. Leopold gerek eski, gerekse yeni Eflak Prensi'nin elçilerini kabul etti, ama Köprülü Mehmed Paşa'nın şüpheleneceğinden korkarak, onları tekrar efendilerinin yanına gönderdi . Avusturyalı Radolt ise Erdel'e sadece bilgi almak için gönderildi . Ayrıca nihayet 1659 yılında gerçekleşen "barışa kadar" Rakoçi'den dostane bir biçimde Szathmar, Kallo, Ecsed ve Tokaj kalelerini isteyecekti. Şeyhülislâm, Leopold'un günah çıkarttığı papaza oldukça olumlu bir mektup gönderdikten sonra, Leopold Bratislava'da toplanan Macar meclisinde bulunduğu sırada, tehdit altındaki Rakoçi'ye tahttan feragat etme tavsiyesinde bulundu .

Bâbıâli, bu pasif tutumdan yeterince memnun değildi ve Macaristan'ın Almanlara ait bölümüne kaçan asi Rakoçi'nin teslimini ya da zehirlenmesini talep ediyordu134. Türklere ayrıca Rakoçi'yi mağlup ettikten sonra elde ettikleri Yanova'nın ve Erdel Banat'ın mülkiyeti de yeterli gelmiyordu; onların gözü, son büyük Macaristan savaşı sırasında Almanlara ait Varad'da idi.

Galeazzo Gualdo, Danimarka ve İsveç saraylarını Haçlı Seferi planları için kazanmaya çalışırken; dindar bir Katolik olan ve her türlü ruhanî hareketi desteklemek için Roma'da yaşayan İsveç Kraliçesi Kristintf5' Hristiyanlığın kurtarılması gerektiğine dair uyarı mektupları yazarken, Alman Kayser General de Souches'e Rakoçi ile Macaristan'daki kalelere dair anlaşmanın yerine getirilmesini sağlama talimatını verdi. De Souches, iyi karşılanmasa da Szathmar, Kallo ve Tokaj kalelerine girdi, ama Ecsed'e giremedi. Gözleri önünde Varad'a Osmanlı Sancağı dikildi . Zrinyi'nin Kanije'ye yapmayı planladığı bir saldın, kayserin kesin emri ile yasaklandı . Köprülü Mehmed Paşa nezdinde Alman temsilcinin boşuna şikayet ettiği Türk akınları ve bir süre sonra Anadolu asilerinin lideri olarak başını verecek olan Tımışvar Beylerbeyi Şeydi Ahmed'in talanları, o dönemde İtalya'ya bir ziyaret yapan Leopold'u rahatsız etmiyordu. Venedikliler, bu durumda istedikleri vaatleri alamadılar ve yine Avrupa'nın tüm limanlarında şikayetleri ve ricalan duyulmaya başlandı.

Kemeny, Alman Kayser'den yardımını talep etmek üzere Viyana'ya bir elçi gönderdiğinde, uzun süren görüşmelerden sonra, gerektiğinde kendisine sığınma hakkı tanımayı vaat ettiler. Kemeny'nin elçisinden sonra Viyana'ya, Zsakatum ve Kanije arasında Zrinyi'nin savaş planları için gereksinim duyduğu yeni bir kalenin inşasına dair şikayette bulunmak üzere ayrıca bir Türk ve bir Tatar elçi geldi.

31 Ekim 1661 tarihinde, eserini tamamlamış Köprülü Mehmed Paşa hayata veda etti. Eserinin göstergelerinden bazıları tekrar mutlak itaate dönen Hristiyan yönetimindeki reayalar; güvenilir olmayan vasaliarın değiştirilmesi; Çanakkale Boğazı'nda ve Azak'ta kurulan yeni kaleler; Don Nehri kenarında kurulan Seddü'l-İslâm Kalesi; Ozi Nehri kenarında kurulan Doğankale; küçük birlikler hâlinde yelken açarak Venedik Donanması ile kolayca başa çıkabilecek güçte olan yeni bir donanma; yeni bir Hazinenin kurulması ve 1660 yılındaki büyük yangından sonra İstanbul'un tekrar imarı idi. Yürüttüğü siyasetin mirasını kendisine tamamen bağımlı sultana değil, bir süre önce Şam'dan çağrılan ve kaymakamlığını yapan oğlu Ahmed'e bıraktı.

Avusturya hanedanını küçük düşürmek ve 30 yıl savaşları yüzünden zayıflamış ve Fransa Kralı XIV. Louis'nin tehdidi altında bulunan Habsburg İmparatorluğu'na karşı Kanuni Sultan Süleyman'ın şanlı zafer ve fetih siyasetini yeniden canlandırma görevi Köprülüzâde Fazıl Ahmed Paşa'ya düşecekti.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1640-1774 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron