1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

Kanuni'nin Hükümdarlığının Son Yıllarında Anadolu'daki Durum

MesajGönderilme zamanı: 26 Haz 2011, 02:21
gönderen TurkmenCopur
SULTAN SÜLEYMAN'IN HÜKÜMDARLIĞININ SON YILLARINDA ANADOLU'DAKİ DURUM.
OĞULLARI ARASINDAKİ TAHT MÜCADELESİ. İRAN'DAKİ KARIŞIKLIKLARI


Gücü hâlâ ellerinde bulunduran ve devletin en üst makamlarına sadece padişahın kullarını getiren savaşçı sınıfının fetihlerinden oluşan ve Sultan Süleyman'ın zekâsı sayesinde gerçek bir imparatorluk hâline gelen Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki konumu Avrupa'daki kadar güvenli değildi.

Anadolu'da Fırat ve Dicle nehirleri iki düşman devlet arasındaki eski sının oluşturuyordu. Burada Türkmen çöllerine kadar, Osmanlı Sultanlarının geleneklerinden daha eski geleneklere; her yerde saygı gören bir hanedana; bilgi ve asalet açısından sipahilere kıyasla çok daha üstün, onurlu bir asilzâde sınıfı ve sanata dayalı bir endüstrinin işyerlerinde eski İran kültürünün sırlarını Arapların icatları ile birleştiren çalışkan bir halka sahip başka bir Müslüman devlet uzanıyordu. Sarayında kadınları ve hokkabazları ile tembel bir hayat süren Tahmasb gibi bir şaha bile tebaa neredeyse tapacak şeklide saygı gösteriyordu. Şah'ın kapısını öpüyor ve banyo suyunu şifa için kullanıyorlardı.

Safevi Şahların, Türkler tarafından hep şüphe ile yaklaşılan "Kızılbaşların" bu devleti, aynı zamanda İslâm'ın Osmanlılar tarafından kabul edilen mezhebinin dışında bir mezhebi temsil ediyordu. Nasıl ki Osmanlılar Şiiliği Rafızî ve bid'at kabul ediyorlar ise, Şiiler de Sünni olan sultanı, kölelerini ve savaşçılarını gerçek ve saf inançtan ayrılmış kabul ediyorlardı ve Türklerde ölçülü devlet disiplini dini hadiselerin tehlikeli boyutlar almasını önlerken, Şiilik pek çok defalar taraftarlarının kendilerini feda etmekten çekinmedikleri bir fanatizm yaratmıştı.

Anadolu'da, özellikle de Doğu'daki gevşek devlet oluşumunda harçlar ve askerî hizmetler konusunda Osmanlı Devleti'ndeki kadar sert ve acımasız yasalar olmadığı için İranlıların işgalini büyük bir talih ve gerçek bir kurtuluş olarak gören dostları vardı. Anadolu'da da Şiiler mevcuttu ve Sultan Süleyman'ın bir seferinde evinde kaldığı bir Şii, Sultan gittikten sonra arkasından evini temizletmişti. Bir İranlı, iki üç Osmanlı'ya değer, diyordu oradaki köylüler.

Önemli olan Sultan Süleyman'ın hükümdarlığının son yıllarında Anadolu'daki eski ayrılıkçılığın Sultan Süleyman'ın üç oğlunun hırsında tekrar canlanmaya başlaması idi. Sultan Süleyman'ın en büyük oğlu Şehzade Mehmed, uzun zamandan beri (1542) kendisi için eski yeniçeri kışlasının yanında özel olarak yaptırılan ve kendi adını taşıyan caminin mezarlığında yatıyordu. Ama veliaht meselesi henüz çözülmediğinden geriye kalan iki kardeşi ister istemez birbirleri ile mücadele etmek zorunda kalacaklardı. Kardeş kavgası kaçınılmazdı ve babalarının son yıllarındaki hasta görünüşü -Fransız elçisi La Vigne, durumunu gerektiren saygıyla kendini kısıtlamış olarak, "La pouvre bonhomme -zavallı babalık-" olarak vasıflandırıyordu- bu kavganın çıkmasını hızlandırdı. Kavganın çıkacağı bölgenin komşusu olarak ve Kafkaslardaki ve Ermenistan Dağlarındaki Hristiyan ve Müslüman tebaanın hükümdarı olarak İran Şahı İstanbul'daki taht için verilen mücadelede önemini çok iyi kavradığı ve derhal almakta çekinmediği bir rol oynayabilirdi.

Sultan Süleyman ve Şah Tahmasb arasında yapılan son ateşkes antlaşmasından sonra da İranlılar ve Gürcüler veya Mingreller, Albanyalılar , Kolhışyalılar ile savaşlar devam etmişti . Bu Kafkas halklarında sürekli iç anlaşmazlıklar çok doğal bir durumdu. Karşılıklı olarak savaşçılarını ve hükümdarlarını öldürüyorlardı ve ağır zırhlarını, güzel hançerlerini, silah kullanmadaki yeteneklerini, mızrak atmadaki ustalıklarını ve güzel vahşi atları üzerindeki hakimiyetlerini sergiledikleri eylemleri; şarab içip, her yeri talan edip soymaktan daha asil bir davranıştı . Düşman topraklarına yapılan her akın ozanlar için yeni malzemeler yaratıyordu .

Sultan Süleyman'ın en büyük oğlu Şehzade Mustafa gibi Anadolu'daki eyaletlerden biri verilen Osmanlı şehzadeleri ve beyleri, Kral Dadyan'ı veya aynı türde başka kralları İran Şahı'na karşı desteklemekten çekinmiyorlardı ve minnetlerinin bir ifadesi olarak güçlü müttefiklerine kesik başlar, burunlar ve kulaklar gönderiliyordu. Komşu Osmanlı eyaletlerinin beyleri İran Şahı ile kardeşleri arasında geçen taht mücadelesine katılmışlardı (1543) ve yenilen kardeşlerden biri Diyarbakır'a sığınmıştı .

Bu kardeş muhtemelen o güne kadar Şirvan hakimi olan ve Çerkeş topraklarını aşarak, Kefe üzerinden 1546 yılında İstanbul'a gelen Elkas Mirza idi. Burada geleceğin şahı olarak Sultan Süleyman tarafından olağanüstü itibar ve hediyelerle karşılandı . Sultan Süleyman, ailesi şah tarafından öldürülen bu yabancı şehzadeye teselliye ihtiyacı olan biri gibi muamele etti ve İstanbul halkı ikisinin birlikte İstanbul sokaklarında ve civarlarda gezintiye çıktığını gördü. Sultan Süleyman, kendi oğulları arasında artık iyice su yüzüne çıkmış anlaşmazlıklar ve Basra'daki karışıklıklara rağmen, Hasekisi, veziri Rüstem Paşa ve o dönemde Bosna Beylerbeyi olan Ulama Paşa tarafından Anadolu'ya yeni bir sefer düzenlemeye ikna edildi.

29 Mart 1548 tarihinde Sultan Süleyman İstanbul Boğazı'nı geçti. Yanında üç oğlu Mustafa, Bâyezid ve Selim ile birlikte Konya üzerinden Sivas'a geldi. Şehzade Selim, babasını temsil etmek üzere İstanbul'a geri dönerken, Süleyman kilden evleri antik sütunların üzerine kurulu Amasya'ya doğru yol aldı. Erzurum'da Ulama Paşa Ermenistan bölgesinin beylerbeyliğine getirildi. Tebriz'de bulunan Şah Tahmasb, babası gibi açık arazide büyük kayıplar vermemek için dikkatlice geri çekilirken Ulama Paşa, Piri Mehmed Paşa ile birlikte Van Kalesi'ne saldırdı .

Sultan Süleyman, Erzurum'da görgü şahidi olan Fransız elçi Aramont'un yaklaşık 300 bin kişiden oluştuğunu tahmin ettiği bir orduyu kumanda ediyordu. Barınmaları için en azından 600 bin çadıra ihtiyaç duyuluyordu. Develer, bilinmeyen bir şey olduğu için İran ordusunun korktuğu ve Anadolulu savaşçılarının da hoşlanmadığı 300 topu çekiyordu . Sultan Süleyman, Şirvan'da Şah Tahmasb'ın nefretini üzerine çeken İran asıllı bir komutanı yönetime getirdi ve zengin Tebriz şehri Osmanlılar tarafından ele geçirilip, Şehzade Elkas Mirza'ya teslim edildi. Van ise Osmanlıda kalacaktı ve bu yüzden Sultan Süleyman tarafından Çerkeş İskender Paşa'nın yönetimine verildi. Bir başka Çerkeş, bu savaşta gösterdiği hizmetlerden dolayı daha sonra
Halep'e atanacaktı .

Şah Tapmasb'ın ordusu bu başarıları soğukkanlılıkla karşılayıp, karşılık olarak hiç rahatsız edilmeden Ahlat dolaylarında birkaç eyaleti talan etti. Buna, saygı duyulan disiplinlerine rağmen, yeniçerilerin düşmanları Müslüman olduğu için kendilerine ganimet ve köle getirmeyen bu savaşa karşı olmaları eklendi. Dağların arasından yapılan yürüyüş oldukça zorlu geçti. Aramont her yerde yollarda sayısız insan ve hayvan cesetleri görmüştü . Ayrıca Osmanlı savaşçıları ne kadar azla yetinseler de erzaklar da çok fazla değildi . İranlı şehzadenin değerli hediyeleri ve çok sevdiği oğlunun yanında olması da Sultan Süleyman'ı, Türklere ve müttefiklerine birkaç kale getiren, ama sürekli olarak 60 bin kişiden oluşan dinlenmiş birlikleriyle karşısına çıkan İran ordusunun askerî gücünün hâlâ zayıflatılamadığı bu seferin zorlukları karşısında teselli edemiyordu.

Sultan Süleyman daha Halep'te bulunduğu sırada (Şubat 1549) İstanbul'da zafer şenlikleri yapılması emrini verdi . Ama Rumeli'den yeni topların ve yeniçerilerin kırk yaşlarındaki en gençlerinin Anadolu'ya getirilmesine rağmen, bir sonraki baharda çatışmalara girişilmedi. Elkas Mirza artık vatan haini sayılıyordu ve Ulama Paşa'nın yeteneksizliği ve korkaklığı sebebi ile sultanın gözünden düştüğünü öğrenince, sultanın çağrısı üzerine yanına gitmekten çekindi. Nihayet 1550 yılının sonlarına doğru kardeşlerinden biri tarafından
esir alınıp, Şah Tahmasb'a teslim edildi .

Sultan Süleyman ancak 8 Haziran'da neredeyse yarım yıla yakın kaldığı Halep'ten yola çıktı ve av tutkusunu gidermek için yolda Karahamid'e saparak, buraya Van ve Erzurum'da olduğu gibi bir beylerbeyi tayin etti . Gut hastalığından dolayı burada bir müddet dinlenmek zorunda kaldı ve bu süre içinde hiçbir düşmanca teşebbüs meydana gelmedi. Savaşın bu ikinci yılındaki tek hadise Kara Ahmed Paşa'nın Gürcistan'a yaptığı ve birkaç kaleyi zapt ettiği akındı . 21 Aralık'ta Sultan Süleyman nihayet İstanbul'a döndü .

Sultan Süleyman'ın dönüşünden sonra, tıpkı İran'a ilk seferindeki gibi, Şah Tahmasb şimdi aralarında Van Kalesi olmak üzere Türkler tarafından işgal edilen kalelere saldırdı. Erzurum Beylerbeyi, İran şehzadesi İsmail5' karşısında bir mağlubiyet aldıktan sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Bursa'ya çağrılan Şehzade Selim, bu çağrıya uymadı ve Sultan Süleyman yaz aylarında sadece av merakını gidermek için Anadolu'ya geçti.

1551 yılında İranlılar yine sınır boylarındaki kalelere saldırdılar ve birçok köyü yakıp yıktılar. Bir sonraki yıl Sultan Süleyman'ın hastalığı ve Macaristan'da çıkan karışıklıklar savaşın yenilenmesini engelledi. Birçok kişi, (1516 doğumlu) Şehzade Mustafa'nın, daha sonra kardeşlerine karşı yardımlarını sağlamak üzere Anadolu'daki düşman işbirliği içinde olduğunu düşünüyordu . Rüstem paşa'nın yeniçerüeri 1552 yılında Konya'da Rüstem Paşa'dan ayrılıp, genç şehzadenin hizmetine girmek üzere Amasya'ya gitti . Sultan Süleyman, düşmanına tekrar meydan okumak için değil - zira İranlı elçileri daha yeni huzuruna kabul etmişti - sırf yukarıda adı geçen hadise yüzünden 28 Ağustos 1553 tarihinde tekrar İstanbul Boğazı'nı geçerek Anadolu'ya ayak bastı. Yaptığı şakalarla babasının yüzünü daima güldüren kambur oğlu Cihangir bu sefer yanında idi. Avrupa'daki toprakların yönetimi bu sefer Şehzade Bâyezid'e verilmişti. İstanbul'da ise Rüstem Paşa'nın kardeşi Sinan devlet işlerine bakıyordu.

21 Eylül'de Şehzade Selim babasının yanına geldi. Halk arasında askerin İran'ın hakkında gelebileceğini düşündükleri Şehzade Mustafa'dan yana olduğu söylentileri yaygındı. Şehzade Mustafa, acilen Amasya'dan çağırtıldı ve kısa bir süre sonra, kendisini burada bekleyen felaketten habersiz Ereğli'deki karargâha geldi (6 Ekim). Babasının huzuruna çıktığında yanında eşlerinden birkaçı vardı. Ancak Sultan Süleyman'ın çadırına ayak bastığında, babasının gözleri önünde, sarayın bu gibi kararları yerine getirmeye alışık olan dilsiz kölelerine, ihanet töhmetiyle yay kirişi ile boğduruldu. Emrindeki kapıcıbaşı ve mirahuru olan Venedikli devşirme Mihail aynı saat öldürüldüler ve bir halı üzerinde birliklere gösterildiler. Yeniçeriler bunun üzerine huzursuzluklar çıkarmaya başlayınca, aralarında 500-600 bin altın civarında para dağıtıldı ve öfkelerini Sultan Süleyman'ın açgözlü ve gaddar musahibi Rüstem Paşa'nın üzerine çekmemek için, Rüstem Paşa ve onunla birlikte Haydar Paşa görevden azledildiler. Yerine veziriazam olarak Kara Ahmed Paşa getirtildi.

Bursa'da Rumeli Beylerbeyi, Mustafa'nın oğlunu bulup, onu da idam ettirdi . Mustafa'nın başında bulunduğu eyalet, bu aile trajedisinin müsebbibi olan Hürrem Sultan'ın oğlu Şehzâde Selim'e verildi. Bir şeyhülislâm fetvası, Şehzâde Mustafa'yı, sultanın hükümdarlık alametlerini kendisine mal etmeye cesaret etmiş bir hain olarak hem kendisi, hem ailesi hakkındaki ölüm fermanına meşruiyet verdi.

Sultan Süleyman, bu adi cinayetle iç huzurun ve tahtın doğal yolla intikalinin güvence altına alındığını düşünüyordu. 5 Kasım'da hiçbir savaş yapmadan ikinci kez kış karargâhını kuracağı Halep'e girdi. Yüzü hâlâ kireç gibi idi ve kısa bir süre önce atlattığı ruhsal bunalımın izlerini taşıyordu. Halep'te her zaman hastalıklı olan en küçük oğlu Cihangir hayata veda etti. Taht konusunda iki rakibinden kurtulmuş olan Selim, rahatlamış bir vaziyette ve minnetle babasının elini öpebilirdi.

1554 yılında Sultan Süleyman Kudüs'e yönelecekmiş gibi görünüyordu, ama İran Şahı'nın hazırlıkları onu gitmekten alıkoydu . Neticede İran'a bir sefer düzenlemeye kararlı idi.

Sultan Süleyman bu sefer Van üzerinden değil, Yukarı Fırat'ta Karahamid, Erzurum kaleleri ve Kürtlerin yaşadığı dağlar üzerinden yol aldı ve dinlenmiş birliklerini, bir "papazın oğlu" olup, Bosna'daki Sokol'da doğmuş Boşnak devşirme, eski Kaptan-ı Derya , şimdiki Rumeli Beylerbeyi Sokollu Mehmed Paşa'nın buraya getirdiği kuvvetlerle birleştirdi. Kısa bir süre sonra Şehzâde Selim de onlara katıldı. Bahar aylarında Ermeni Dağlan'ndaki güçlü Kars Kalesi'ne ulaştılar. Şah Tahmasb'ın kısa bir süre önce boşalttığı Nahcivan ve Revan (Haziran) harabeye çevrildiler. Ordu daha sonra İranlılar tarafından denetim altında tutulan Aras Nehri kıyılarına kadar ilerledi. Kürt Beyi Hüseyin, her yeri yakıp yıkarak Tebriz'e kadar ilerledi ve Horasan ilinin birliklerini geri püskürttü. İran Şahı'nın Gürcistan'a akın eden askerleri Vezir Kara Ahmed Paşa ve Rumeli, Şam ve Karaman birliklerinin karşısında geri çekilmek zorunda kaldılar.

İran Şahı, daha 28 Eylül'de rakibine "yüksek rütbeli" ihtiyar bir elçi aracılığıyla banş teklif etmişti. Geri dönüş yolu başladı ve birliklerin büyük bir kısmı Erzurum'da ayrıldı. Şeyhülislâmın verdiği bir fetvada Osmanlı askerlerine, İranlı Rafızilerin tıpkı Hristiyanlar gibi bütün varlıklarıyla birlikte Osmanlı'nın eline düşeceği söylenmişti. Ama anlamlı bir şekilde, resmen gönderileceği söylenen elçilik heyeti uzun bir süre görünmedi.

Sultan Süleyman, kışı Amasya'da geçirdi. 10 Mayıs 1555 yılında burada İran Şahı'nın ikinci bir elçisi zengin hediyeler ve din ile siyaset hakkında güzel sözlerle geldi ve 29 Mayıs'ta sınırları aynen tanıyan nihai bir barış sağlandı. 20 Haziran'da Sultan Süleyman nihayet İstanbul'a dönebildi.

İstanbul'a vardığında (Ağustos) sadece donanmaya büyük zararlar veren veba ile değil, ayrıca idam edilen oğlu Şehzâde Mustafa adına çıkartılmış tehlikeli bir ayaklanma ile karşılaştı. Varna'nın üst tarafındaki Dobruca'da genç bir adam ortaya çıkmış ve sultanın Anadolu'daki cellatlardan kaçmayı başaran oğlu olduğunu iddia etmişti. Şehzâdeye benzerliği ve cesareti ile Bulgaristan ve Trakya eyaletlerinden 14 bin sipahiyi etrafında toplamayı başarmıştı. Rumeli Beylerbeyi ve Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa, belki de Pertev Paşa sadık yeniçerileri ile üzerine yürüdüler. Bir çatışmaya gerek kalmadan Düzmece Mustafa esir alındı ve acımasızca öldürüldü.

Sultan Süleyman'ı bekleyen bir başka mesele, hayatta olan oğulları arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi idi. Cihangir, daha önce bahsedildiği gibi, ağabeyi Şehzâde Mustafa'nın öldürülmesinden sonra üzüntüden hayata veda etmişti ve fiziksel kusuru sebebi ile zaten taht için uygun olmazdı. Selim ve Bâyezid ise birbirlerinden nefret ediyorlardı. Babası Selim'i Kapadokya'ya gönderdiğinde, Bâyezid Anadolu'da kendisine teklif edilen sancakbeyliğini kabul etmeyi reddetti. Sultan Süleyman, oğlu Selim ile anlaşmaya vardı ve onu istanbul'daki hadiseleri daha yakından izleyebileceği Bursa'da bıraktı.

Nihayet sıra Rüstem Paşa'nın azli ile yapılan hataların düzeltilmesine gelmişti. Her zaman bir mazere?6 bulunduğu gibi, bu sefer de Kara Ahmed Paşa, Beylerbeyi olarak tayin edildikten kısa bir süre sonra, sözde Rüstem Paşa tarafından zehirlenerek63 ölen yeni Mısır valisi Dukakinzâde'nin Mısır valisi olarak baskıcı bir rejim sürdürmesinden sorumlu olmakla suçlandı. Kara Ahmed Paşa, güya imparatorluğun bu bölgesinden gelen yüksek gelirler ile - Veziriazam Semiz Ali Paşa zamanında elde edilen gelirlerden 150 bin altın daha fazla - Divân-ı Hümâyûn'da kendine bir yer edinmek istemişti. Bu iddia üzerine Kara Ahmed Paşa, Macaristan'da ve Anadolu'da verdiği büyük hizmetlere rağmen Divân'da muhakeme edilip, idam edildi. Halefi, haklı olarak sultanı istediği gibi oynattığı iddia edilen enerjik ve kurnaz Rüstem Paşa oldu. Alman temsilci bunun üzerine 1 Ekim 1555 tarihinde Rüstem Paşa'nın tekrar "iktidara" geldiğini bildirdi.

Haseki Hürrem Sultan'ın 155865 yılındaki ölümüne kadar Hürrem tarafından desteklenen Rüstem Paşa'nın veziriazamlığa getirilmesi, İran savaşı ve Şehzâde Bâyezid'in Şehzâde Selim lehine tahttan mahrum bırakılması anlamına geliyordu.

1555 yılının sonlarına doğru İran Şahı, mustahfızları Tebriz'e kadar akınlara çıkan bir sınır kalesinin kendisine teslim edilmesini talep etti. Aynı zamanda Sultan Süleyman'ı, oğlunun bir Kafkas prensesi ile yapılacak düğününe çağırdı66. 1556 yılında, Mısır birlikleri sanki Yemen üzerine bir sefere çıkacakmış gibi görünüyordu . Baharda ve kış aylarında ise yeni bir iranlı elçi bekleniyordu. Rüstem Paşa o dönemlerde açıkça şöyle derrıoşti: "İran Şahı hiçbir zaman sultanın bir dostu olmayacak ve zarar vermek için hiçbir fırsatı kaçırmayacaktır ".

Düşmanlıkları başlatmak için mazeret olarak Gürcistan'dan gelen şikâyetler her zaman kullanılabilirdi69. Bunun yanında 1557 yılında Anadolu'da yine şehzâdenin annesi Çerkeş asıllı olduğu için Çerkesler tarafından desteklenen düzmece bir Mustafa ortaya çıktı. Aralarından Şah Tahmasb'ın iki oğlunun da bulunduğu İranlılar, onun davası için savaşıyorlardı ve onların yardımı ile sözde babası Sultan Süleyman tarafından kısa bir süre önce fethedilen Şirvan'ı ele geçirdiler70. İran Şahı aynı dönemde Gilan'ın mirasını devraldı ve birlikleri etrafına topladı . Mart ayında ayrıca yarı vahşi bir eşkıya olan Mingrel Kralı Dadyan ortaya çıktı. Hristiyan olan ve Avusturya elçisinin yeterli bir saygısızlıkla "Çingene Baronu" olarak vasıflandırdığı, yan vahşi, babadan kalanı yağma malı ile arttıran, genelde ama bunları başka eşkıyalara kaptıran ve hazinelerinden tâbi olduğu sultana haraç vermeyi vaad eden ve kendisine kıymetli büyük taşlar yollayan "Kral Dadyan" Türk gemilerinin yardımı ile aralarında babasını öldüren Kolhiş Kralı'nın da bulunduğu komşu krallardan intikam almak istedi. İran Şahı'nın ülkesini elinden almak istediğinden emindi . Ama yaz aylannda gelen yeni bir İran elçisi, o yıl için savaş tehlikesini ortadan kaldırdı . Hristiyan temsilcilerden bazıları, elçinin birkaç Ermeni Kalesi'ni, sınırın düzeltilmesini ve Bağdat Sancağı'nı talep ettiğini iddia ediyorlardı.

1559 yılında nihayet Şehzâde Bâyezid ve Selim arasında uzun yıllardır beslenen nefret su yüzüne çıktı. 1524 yılında doğan Şehzâde Bâyezid, Şehzâde Mustafa'ya çok benziyordu: Ciddi araştırmaları seven asil ve gururlu bir doğaya sahip olan ve bu yüzden "Softa" lakabını alan Bâyezid, askerler tarafından seviliyordu. Selim ise içki arkadaşlarının ahbabı olarak her gün içer, güzel yemekleri sever ve herkese karşı kaba davranırdı. Babasından sadece av tutkusunu almıştı ve bu tutkusunu yanında yüzlerce, binlerce insan götürerek gideriyordu . Söylentilere göre Yahudi asıllı olduğu ve sultanın gerçek oğlunun yerine gizlice geçirildiği anlatılıyordu. Şehzâde Bâyezid, onu başında hükümdar olarak görmek istememekte haklı idi ve biri Manisa'da, diğeri de Kütahya'da Sancakbeyi olarak bulunan bu iki kardeş arasında 1558 yılından beri entrikalar, zorbalıklar ve şahsi hakaretlerle dolu örtülü bir savaş sürüyordu .

Sultan Süleyman, kardeşler arasındaki savaşı engellemek için, oğulları İstanbul'da sarayda yetişen Selim'i Konya'ya, Bâyezid'i de Amasya'ya göndermişti. Ama Selim babasının iradesine boyun eğerken, Şehzâde Bâyezid tereddüt etti, küçük bir ordu topladı ve Bursa'yı ele geçirmeye çalıştı. Pertev Paşa ve Sokollı?6: Mehmed Paşa, iki kardeşi barıştırmak, ya da en azından birbirlerinden ayrı olarak kendilerine verilen yeni eyaletlerde kalmalarını sağlamak için Anadolu'ya geldiler. İki vezirin ve Rumeli Beylerbey i'nin arabuluculuğuna rağmen, Selim ve Bâyezid arasında bir çarpışma kaçınılmazdı. Bâyezid, etrafına 30 bin süvari toplamıştı ve Şehzâde Mustafa'nın eski askerleri ile Kürtler tarafından destekleniyordu.

Bâyezid'in Suriye ve Mısır'a gidip, burada askerî gücünü artırmak ve bu zengin eyaletlerin hazinelerini ele geçirmeyi planladığı söylenir. Ama Toros geçitleri çok iyi denetlendiğinden, Şehzâde Selim'in oğlunun sancakbeyi olarak bulunduğu Aksuvar'ı eline geçirdi ve Ankara önlerine karargâh kurdu . Şehzâde Bâyezid, babasının karşısına açıkça çıkmamış, aksine davranışları bir isyana eşit olduğu hâlde babasını oğlunun sünnet düğününe çağırmıştı. Sultan Süleyman, özellikle de o dönemdeki ruhsal durumu sebebi ile kardeş kavgasına çok üzülüyordu. Sultan Süleyman o dönemde kendi camisini yaptırıyor, su yolları inşa ettiriyor, müzik dinlemiyor, gümüş tabaklardan yemek yemiyor , şarab için üzüm ekilmesini yasaklıyor her fırsatta kanunlara kesin riayet istiyordu . Cuma namazlarını artık Pera tepesinde, yaşından dolayı kamburlaşmaya başlamış, kendi hanesinde olup bitenlerden dolayı kırılmış ve kendini dine vermiş sultanı büyük bir saygı ile seyreden geniş bir halk kitlesinin gözü önünde kılıyordu .

Sultan Süleyman'ın niyeti Mayıs ayında Anadolu'ya geçmekti. Filo Gelibolu'da hazır bekliyordu86, ama gut hastalığından dolayı İstanbul'dan ayrılamadı. Bu yüzden Şehzâde Bâyezid ve Şehzâde Selim öncelikle kendi güçleri ile savaşıyorlardı. Her ikisinin yanında yeniçeriler ve toplar vardı ve ikisi de sadece Osmanlı birlikleri kullanıyorlardı. Bâyezid, 29-30 Mayıs'ta yenildi, ama düzen içinde geri çekilmeyi başardı.

5 Temmuz'da Sultan Süleyman nihayet İstanbul'dan ayrıldı, ama her zamanki gibi görkemli bir ordunun başına geçmemişti. Yanında sadece birkaç bin seçkin yeniçeri ve sipahi vardı. Bâyezid, Amasya önlerinde idi, ama Selim ona orada saldırmayı düşünmüyordu. Bayram merasimleri bittikten sonra Sultan Süleyman, yine kendi canından olan birinin kanını akıtmadan başkentine geri döndü. Aksine Şehzâde Bâyezid'in oğlu, Bursa'da yetkililerden iyi muamele görüyordu.

Şehzâde Bâyezid daha sonra Amasya'dan Erzurum'a kaçtı ve buranın sancakbeyine sığındı. Selim, sancakbeyini ve iki oğlunu daha sonra bu hareketinden dolayı idam ettirdi. Rumeli Beylerbeyi ve Sokollu Mehmed Paşa, kaçak Bâyezid'in peşine takılmışlardı ve bu yüzden Bâyezid ancak Aras Nehri'ni geçtikten sonra İran topraklarında huzur ve güvenlik buldu. İçinde bulunduğu şartların doğasından dolayı burası son sığınağı olacaktı .

Bu hadiseyle Şah Tahmasb'ın eline Sultan Süleyman'dan zamanında Elkas Mirza'ya sığınma hakkı tanıdığı için intikam alma fırsatı geçmişti. Şehzâde Bâyezid'in başta kızını Bâyezid'in oğlu Orhan ile evlendirmek isteyen İran Şahı'ndan ilk zamanlarda gördüğü dostluk uzun sürmedi. Sultan Süleyman'in bahtsız oğlu kısa bir süre sonra İran'da huzursuzluk çıkarttığı gerekçesi ile uzun süre kalacağı zindana atıldı. İran'da bulunduğu gerçeği bile İran Şahı'nın düşmanlarından Mezopotamya'yı, Bağdat'ı, Van'ı ve Erzurum'u tekrar geri alabileceğini ummasına yetiyordu.

Maraş Beylerbeyi 1560 yılının Aralık ayında Osmanlı elçisi olarak Şehzâde Bâyezid'in ve oğullarının öldürülmesini, ya da en azından kendilerine teslim edilmesini talep etmek üzere İran'a geldi. Yanında sarayın birinci kapıcıbaşı, 10 kapıkulu, iki çavuş, iki çaşnigir ve altmış sipahioğlanı bulunuyordu ve hediye olarak altın ve gümüş işlemeli kumaşlar, değerli taşlarla bezenmiş kılıçlar, Macar stilinde gümüş kupalar ve 100 bin altın getirmişlerdi.

Böylece devam edecek karşılıklı elçi ziyaretleri başlamış oldu. İran Şahı, bunun karşılığında Sultan Süleyman'a değerli halılar ve çadırlar, porselenler, gut hastalığından muzdarip sultanın avı için beyaz şahinler ve Doğu'nun diğer nadir hayvanlarından - Busbecq, hayranlıkla "köpek büyüklüğünde beyaz bir Hint karıncasından bahseder " - ve minyatür el yazması Kur'anlar hediye etti . Şehzâde Selim'in kızları, babalarının iktidarında damat olarak büyük hizmetlerde bulunabilecek Sokollu Mehmed Paşa, Piyale Paşa ve Yeniçeri Ağası Hasan Bey ile evlendirilirken, Sultan Süleyman İran Şahı'ndan uzun zamandır beklediği üzere, Şehzâde Bâyezid'in İran sarayında bu amaçla sultan tarafından gönderilecek yüksek rütbeli bir cellat tarafından boğdurulabileceği vaadini aldı. Van Sancakbeyi ve Kapıcıbaşı Sinan Ağa gerçekten de bu acımasız görevlerini 25 Eylül 1561 tarihinde yerine getirdiler ve Şehzâde Bâyezid'in Bursa'da bulunan oğlu, diğer dört kardeşinin kaderini paylaştı . Sultan Süleyman'ın taht konusundaki endişelerini sadece 1566 yılına kadar yeniden ortaya çıkan düzmece Mustafalar canlı tutuyordu. Şehzâde Bâyezid'in külleri" ancak bir yıl sonra bu amaçla İran'a gönderilen bir elçi tarafından istanbul'a getirildi . İran Şahı'na, bu cinayetin ödülü olarak sadece kutsal yerleri ziyaret etmek isteyen İranlı hacılar için kolaylıklar gibi önemsiz birkaç imtiyaz sağlandı. Bunun dışında İran Şahı, komşusunun taleplerine artık yine daha sert bir biçimde karşılık verebilecek duruma gelen Sultan Süleyman ile aralarında anlaşmazlık konusu olan Kars Kalesi'ni tahkim ettirdi.

Birkaç hafta sonra, ona rahatsızlık veren kardeşinden kurtulmasına yardımcı olan şahın dostu Şehzâde Selim, Osmanlı padişahı oldu. Anadolu'da bir savaş çıkacağı endişeleri uzun bir süre için ortadan kalktı.

İranlıların Van'ı tekrar ellerine geçirme denemesi ve Mezopotamya'da İran Şahı'nın belki de bizzat çıkardığı ve İran tarafından destek alınabileceği umuduyla çıkan karışıklıkların baş göstermesinden sonra 1568 yılının Şubat ayında Şahkulu, Şah Tahmasb'ın elçisi olarak nihai barışı teklif etmek için İstanbul'a geldi.

Yanında 400 atlı vardı ve birçok değerli hediye getirdi. Böylelikle kısa bir sürede her iki hükümdarın hayatta olduğu sürece geçerli olacak bir banş sağlandı. "Şah Tahmasb, hayatının sonuna kadar sultana kılıç çekmeyecek ve savaş alanında karşılaşırlarsa çadırının kapısı, kardeşi olan sultanın çadırının kapısına değil, onun düşmanlarının olduğu yere bakacaktı". Keçe ve Yezil Türkmenleri de akınlarına son vermek zorunda kaldılar.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA