Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Fatih Sultan Mehmed'in Avrupa ve Anadolu Sınırlarını Çizmesi

Burada 1451-1538 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Fatih Sultan Mehmed'in Avrupa ve Anadolu Sınırlarını Çizmesi

Mesajgönderen TurkmenCopur » 25 Haz 2011, 02:19

AVRUPA'NIN VE ANADOLU'NUN SULTAN MEHMED'İN HÜKÜMDARLIĞI SIRASINDA KESİN SINIRLARININ ÇİZİLMESİ

Önce Mora meselesi kesin bir çözüme kavuşturuldu. Mora Yarımadasındaki huzursuzluklar hâlâ devam ediyordu ve Rum bağımsızlığının bu son sığınağına kesin ve utanç verici bir son hazırlayacaktı. Aksak Peter Bua'nın (Arnavutlarda: Saketay) yıllar boyunca şehirlere ve köylere yerleşen Arnavutları, artık sadece kalmalarına izin verilmesi ile yetinmek istemiyorlardı. Despotluğun ilk kurucusunun ve savunucusunun bir halefi olan ve Mora'ya geri dönen Manuel Kantakuzenos'u ülkenin hükümdarı ilan etmişlerdi. Rumlardan kurtulmak için 1453 yılının sonbaharında ülkeyi Venedik Cumhuriyeti'ne teklif etmişlerdi ve Venedik, gerekli görüşmeleri yapmak üzere bir elçi göndermişti. Aynı zamanda Cenevizlilerin ve Katalanların da Mora meselesine karışmakta olduğundan bahsediliyordu. Mora Yarımadası'nda Frenklerin en son temsilcisi olan II. Centurione, Rum akrabaları Paleologlar ile ihtilafa düşmüş ve nihayet (1454) Klomutsi Kalesi'nde esir alınmış, ama kısa bir süre sonra serbest bırakılmıştı. Doğu'nun geleneklerine göre, toprakları bir hükümdarın otoritesi altında neredeyse tamamen bağımsız yöneten sayısız kalelerin sahipleri; aralarında en güçlüleri olarak Gürdüs (Korint)'te hüküm süren Mihail Asanes, ayrıca Bokalis Leontarios, Lukanes, Melissenos, vs., hükümdarlarının despotluğun iç işlerine karşımasını istemiyorlardı. Muhlion Piskoposu gibi, din adamları Ortodoks ruhbanına oldukça saygılı davranan Türk hükümranlığını, sürekli anarşi hâlinde olan "ulusal" duruma tercih ediyordu. Enerji, yaratıcılık ve kıvraklık konusunda kardeşinden üstün olan ve birçok yerde sempati toplayan Despot Dimitrios, kardeşi Thomas ile sürekli düşmanlık içinde idi. Topkapı önlerinde hayata gözlerini yuman kardeşleri Bizans İmparatoru Konstantin'in ölümünden hiçbir ders almamışlardı. Özellikle Dimitrios, Osmanlı Sultanini doğal hâmisi ve ülkenin gelecekteki tek hükümdarı olarak görüyordu. Hristiyanlara göre kâfir olan bu büyük hükümdara karşı kin duymuyordu, hatta Sultan Mehmed'i Roma İmparatorluğu'nun aynı Tanrının lütfü ile yöneten imparatoru olarak kabul etmeye ve doğumu ile geçmişim uygun bir makam elde etmek söz konusu ise kendi kızını sultana cariye veya yasal eş olarak - aradaki fark önemli değildi, zira Dimitrios sadece kendi menfaatlerini düşünüyordu - vererek, feda etmeye hazırdı. Eşkıya güruhlan, sonunda huzursuz olan Arhontlarla birleştiler, Dimitrios'u başkentinde kuşattılar ve kardeşi Thomas, Batı'nın temsilcisi olarak Venedik'e başvururken, yine Turahan Bey'i yardıma çağırmaya mecbur kaldılar.

1454 yılının kış aylarında, yaşlı Turahan Bey'in oğlu Ömer, Türklerin Bizans tahtında hak iddia ettiği dönemlerden kalma eski dostu ve müttefiki Dimitrios tarafından yardıma çağrıldığında, Peloponezya ya da Mora Yarımadası'ndaki durum böyle idi. Ömer'in gelmesini sağlamak için Osmanlıların son seferi sırasında Tesalya uçbeyinin esir alınan oğlu serbest bırakıldı. Sipahiler, yolda ganimet ve köle toplayarak, İthome'ye kadar ilerlediler. Arnavudar, Paleologların bu müttefikleri sayesinde oyunu tamamen kaybettiler. Yeni despotları Kantakuzenos ise ortadan kayboldu. Osmanlı Sultanı adına çıkartılan bir imtiyazla, Hasan Bey ülkenin tüm ileri gelenlerine, hatta Peter Bua'ya mülklerinin ve haklarının tamamen koruma altında olacağına dair güvence verdi (26 Aralık 1454)10. 1455 yılının Eylül ayında Akhaya Prensi de bir daha dönmemek üzere kaçak olarak İtalya'ya gitti.

Ancak, bu şekilde büyük bir tehlike atlatan Paleologlar, papanın Türklerin baskısından kısa bir süre sonra kurtulacaklarını vaat eden yazılarına kanarak, vergiyi zamanında ödemeyerek, savaş ilan etmiş kabul edildiler. 1458 yılındaki vergi borçlan üç yıl için 18 bin altına kadar çıkmıştı. Son Acciajuoliler tarafından yönetilen Atina, o dönemde hem maddi, hem manevi en kötü günlerini yaşıyordu. Mirasçısı ve halefi olarak ardında genç oğlu Francesco'yu bırakarak, 1451 yılı civarında ölen Dük Nerio'nun ölümünden sonra Giorgio hanedanından bir Frenk kızı olan dul eşi, sefa içinde bir hayat yaşamaya başladı. Anabolu'da Venedikli bir subay olan Bartolommeo Contarini'de, yasal dükün vasisi olarak Atina sakinlerine zorla kabul ettirilen yakışıklı ve genç, yeni bir eş bulmuştu. Nerio'nun gayri meşru kuzeni Franko, o dönemde Osmanlı Sultanının sarayında idi ve haklarını korumak için sultandan onay ve destek istedi. Mihaloğlu Mehmed, Tuna boylarında dolaşırken, Sultan Mehmed Mora'ya bizzat bir akın düzenlemeye karar verdi. Mayıs ayında, Edirne'deki karargâh hâlâ dursa da, çadırlar toplanıp, savaş tuğları dikildiği anda ordu acele ile güneybatıya doğru hareket etmeye başladı ve kısa bir süre sonra Turahanoğlu Ömer'in sancakbeyliğini yürüttüğü Tesalya'ya geldi. Thomas, verginin 3.500 Bizans altını tutarındaki kısmını İsthmus Derbendi yakınlarında bulunan sultana gönderdi, ama boşuna. Sultan Mehmed, Mayıs ayında oraya vardığında Gürdüs'ün savunma durumuna geçmiş olduğunu gördü. Şehir teslim olmayınca, Karaca Bey'in ölümünden sonra Rumeli Beylerbeyi görevine de getirilen Veziriazam Mahmud Paşa, kuşatmaya devam etmek üzere orada bırakıldı. Birliklerin büyük bir kısmı ise Sultan Mehmed'in bizzat komutası altında, bir zamanlar muhteşem güzellikte olup, I. Murad tarafından tahrip edilen Germe Hisarinın harabelerini aşarak, küçük çeteler hâlinde yarımadanın vadilerine dağıldılar. Ömer Bey'in sipahileri Tarsos, Akova, Rupela, Pazenika, Kalavrita ve Leondari önlerinde belirdi ve bu küçük kalelerin hepsini teslim olmaya zorladılar. II. Mehmed ise Dimitrios Asanes'e ait Muhlion'a, Balyabadra'ya ve Vostitsa'ya saldırdı. Bazı yerlerde Rumların güçlü düşmanlarına karşı birkaç gün direnecek kadar haysiyet gösterdiler. Sultan Mehmed ise hemen her yerde yumuşak ve esirgeyici biçimde davranıyordu.

Thomas, Türkler tarafından Benefşe (Monemvasia)'de kuşatma altına alınmıştı. Mezistre (Mistra)'de saklanan Dimitrios ise İsthmus Derbendi'ne hükmeden Gürdüs'e kurtarmak için Mattheos Asanes'i gönderdi.

Ancak, Türklerin asıl ordusu dönüş yollarında buraya geldiğinde şehrin yeni Rum komutanı, 6 Ağustos tarihine kadar dört ay süren bir dirençten sonra şehri nihayet teslim etmek zorunda kaldı ve Osmanlılardan 400 yeniçeri orada askerî birlik olarak bırakıldı. Despotlar, aynı anda Mora'nın üçte birinde Osmanlıların doğrudan hükümdarlığını tanıdılar; ellerinde kalan diğer bölgeler için, Türk vasalları olarak her yıl 3 bin altın ödemeyi taahhüt ettiler. Ömer Bey, bu yeni eyaletin sancakbeyi görevine getirildi.

Sultan Mehmed, buradan Atina'ya geçti ve oradaki şardarı yeniden düzenlemek için dört gün orada kaldı. Nerio'nun dul eşi Megara'ya kapatılıp, burada daha sonra öldürülürken, Franko'ya 1456 yılından önce Atina Düklüğü'nün tamamı verilmişti. Bunun karşılığında II. Mehmed oraya varmadan önce Atina, Türkler tarafından işgal edildi ve Franko'nun sahası, Theben ve Bootiya ile sınırlandırıldı. Eğriboz'daki Venedikliler de sultana değerli hediyeler gönderiyorlardı. Sultan Mehmed, buradaki şartları düzenledikten sonra yoluna devam ederek, Üsküb'e doğru hareket etti ve Ekim ayının ortalarında ordusu ile birlikte buraya vardı. Macaristan, sonbaharda topraklarına bir saldın yapılmasını beklerken, Osmanlı Sultanı yolunu Edirne yönüne çevirdi.

Aynı zamanda Kapudan Paşa'ya Hristiyanları barındırmış olan adalar üzerine bir sefere çıkması emri verildi. İsmail Paşa, sonbaharda 150 gemi ile yelken açtı ve üç gün sonra Dorino'nun oğullarının birbirleri ile savaş hâlinde oldukları Midilli Adası'nın önüne geldi. Papanın Sergio adında biri tarafından yönetilen kadırgaları Sakız Adası'na kaçtı. Bu sayede Türkler, Molibos Kalesi'ni kuşattılar, ama kaleyi fethedemediler. Adanın efendileri ise vergiyi zamanında ödemeyi taahhüt ettiler. Osmanlı Donanması'nın adalarının önünde belirmesi ile dehşete düşen Sakız Adası'nın Maonezleri ve Takımadalann Dükü de aynı vaaderde bulundu. Kritovulos'un çabalan sayesinde, Despot Dimitrios'un elçisi Asanes aracılığıyla 3 bin altın tutarında bir vergi teklif ettiği Gökçeada tekrar geri kazanıldı ve Limni Adası'nda yeni efendisinin sadık bir hizmetkârı olan Rum Kritovulos, aynı başarıyı gösterdi: Kotzinon ve Palaiokastron kaleleri teslim oldu .

Bütün bu hadiselerden sonra Mora'da yeniden huzursuzluklar başladı. 1460 yılının başlarında Balyabadra'daki Osmanlılar, şehrin surları altındaki düzlükte Despot Dimitrios'a ait birliklerin Thomas'a ait birliklere karşı savaştığını gördüler. Papa tarafından kışkırtılan Thomas, 1458 yılında Türklerin eline geçen Kalavrita'yı ve kardeşinin başka kalelerini zapt etmişti. Kardeşler arasında İsparta Metropoliti aracılığıyla Kastritsa'da sağlanan barış, uzun sürmedi. Thomas, kardeşini kızı ve Kral Alfonso'nun bir kuzeni ile evlendirerek, ülkeyi Aragonların eline bırakmaya çalışmakla suçluyordu . Zenevisi hanedanı mensubu bir Arnavut olan Şahincibaşı Hamza Bey ve Mora Yarımadası'nın yeni Sancakbeyi Ahmed Paşa ile eski Sancakbeyi Ömer Paşa ve Yunus adında bir başka kişi, Dimitrios'un üzerine yürümek üzere emir aldılar, ama Türklerin müdahalesi de yarımadada barışı sağlamaya yetmedi .

Bu yüzden yeni bir seferin yapılması gerekmişti, ama Sultan Mehmed önce kendisine oldukça rahatsızlık vermeye başlayan İskender Bey meselesini hâlletmek istiyordu.

Bu yüzden 1459 yılının bahar aylarında yeniçeriler ve sipahiler Arnavutluk üzerine yürüdü. Vezirizam Mahmud'a bu zor vadilerde yollan açma görevi verildi ve o, Arnavutların yoğun direnişlerine rağmen bunu başardı. Bunun üzerine Osmanlı Sultanı, Akçahisar'a doğru yola çıkabildi. Hristiyan Arnavutluk'un hükümdarı, Osmanlıların üstün gücüne direnemedi ve resmen mutlak hükümdar olarak kabul ettiği Osmanlı Sultanı na nakden ödenecek vergi yerine bundan böyle her yıl koyun ve devşirme vermeyi vaat etti . 1461 yılında artık tutunması mümkün olmayan iskender Bey, gemiye binip, italya'ya gidecekti .

1460 yılının bahar aylarında savaşın hedefi Mora'ya yöneldi. 27 gün süren bir yürüyüşten sonra Sultan Mehmed, 1460 yılının Mayıs ayında, yeniden Rumların tekrar geri kazanmayı umut ettikleri Gürdüs'e vardı. Görünüşe göre iki Paleologla birden savaşıyordu: Dimitrios tarafından kendisine elçi olarak gönderilen Asanes'i zindana attırdı. Dimitrios ise Mahmud Paşa tarafından Mezistre'de kuşatıldı ve Asanes, serbest bırakıldıktan kısa bir süre sonra Dimitrios da teslim oldu. Dimitrios, ayağa kalkıp kendisini kapıda karşılayan sultanın çadınna, Hristiyanlara göre kâfir olan sultan ile eşit bir prens gibi girdi. Sultan Mehmed, bozguna uğramış Dimitrios'a sağ elini uzattı. Kendisine ayrıca birçok hediye, kumaş, at, vs. hediye edildi. Osmanlı hükümdarının bahtsız yılgın Dimitrios'un genç kızını haremine almak istemesi kimseyi şaşırtmadı. Dimitrios'a bunun üzerine sadece Gökçeada, Limni, Taşoz ve Semadirek Adalan verilmekle kalmadı, Enez ve kendi bölgeleri ile birlikte, en az 300 bin akçe değerinde bir gelir de bırakıldı26. Eski despot Dimitrios, sultanın eşi olan kızının da ölümüne şahit olduktan sonra, 1470 yılında Edirne'de Keşiş David olarak hayata veda etti .
"Bu bahtsız hadiselerin tetikleyicisi" Dimitrios Asanes ise 1460 yılında Dimetoka'ya taşındı ve 1467 yılında burada öldü .

Thomas'a ait topraklarda ise sultan çok farklı davrandı. Mezistre, 400 yeniçeri kaleye yerleştirildikten sonra esirgenirken, direnmeye cüret eden Kastritsa, 300 esirin öldürülmesi - hatta bazıları kazıklara çakıldılar kadın ve çocukların köle yapılması ve evlerin ateşe verilmesi ile cezalandırıldı. Gardiki, teslim olmayı sadece bir gün geciktirdi, ama bundan daha yumuşak bir muamele görmedi. Bahtsız Thomas bunun üzerine Kalamata ve Marrathios'tan Mantinea'ya, daha sonra Temmuz ayının sonunda ise Portolongo üzerinden Korfu'ya kaçtı. Ragusa'nın Gravosa Şehrinde kısa bir süre konakladıktan sonra sultanın, kendisi veya oğlu teslim olmadıkları sürece affetmeyi reddetmesi üzerine 16 Kasım'da buradan İtalya'ya yöneldi. Thomas'm eşi, Venedik'te yabancı topraklarda öldü . Thomas ise 1465 yılına kadar yaşadı. Papa, en büyük oğlu Andreas'ı halefi kabul etti. Hem kendisi, hem kardeşi Manuel Katoliktiler . Thomas'ın üçüncü oğlu Gidos, Rumeli Beylerbeyi oldu ve 1473 yılında Uzun Hasan'la yapılan savaşta hayatını kaybetti. Sultan Mehmed, sonbaharın ortalarına doğru tekrar Edirne'ye geldi.

Mora'da artık sadece Venedik'e ait yerler ve papa adına Katalanlı bir korsan tarafından işgal edilen Benefşe ve bir Rum Kalesi Hristiyanlann elinde kalmıştı,. Ayamavra'da hüküm süren Despot Tocco, Ergiri Kasrını Türklere bırakmak zorunda kaldı",. Sultan, yolu üzerinde Atina Tiranı Franko'nun ve Zağanos Bey'in canlarını aldırttı ve ona bırakılan toprakları Hamza Bey'in yönettiği Mora Sancağı'ına dahil etti.

Bu arada Papa III. Kalixtus'un ölümünden sonra hümanist ve Haçlı Seferi'nin yorulmaz vaizi, Almanya ve Macaristan'ın papa vekili Aeneas Silvius, Papa II. Pius olarak tahta çıkmıştı. Yaşlı ve hastalıklı olmasına rağmen, en önemli ilgi alanı hâlâ Osmanlılara karşı yapılacak genel bir Haçlı Seferi idi. Görevine, bütün Hristiyanlara yaptığı ateşli bir çağrı ile başladı ve bütün prensleri, özellikle de İtalyan olanları, Mantua veya Udine'de yapılacak büyük bir konseye davet etti .

Papa Pius belki de II. Urban'ın büyük bir kitle önünde bir konuşma yaptığı ve onları Haçlı Seferi'ne ikna ettiği Clermont Konsili (Piacenza toplantısı) gibi bir toplantının hayalini kuruyordu. Genç Milanolu Dük Gian Galeazzo ve Faenzas, Carpis, Carregios gibi beyler eşliğinde 1459 yılının Mayıs ayında Mantua'ya geldiğinde ise Hristiyan güçlerinden çok azının temsilcilerinin geldiğini gördü. Buna rağmen taleplerine uyuldu ve genel bir Haçlı Seferi kararlaştırıldı. İmparatorluk, 42 bin askerden oluşacak büyük bir birlik sağlayacaktı; Hunyadi'nin Mart ayında kral seçilen küçük oğlu Matyas ile cesur ve hırslı bir krala sahip olan Macaristan, 20 bin süvariyi hazır tutacaktı; Burgonya Dükü Philipp, 2 bin atlı ve 4 bin piyade göndemıeyi teklif etti.
İmparatorun kendisi genel komutanlık görevini üstlenecekti ve papa savaşa bizzat katılmayı vaat etmişti.

Kısa bir süre sonra ret cevapları gelmeye başladı. Hatta 15 Ocak 1460 tarihinde Papa Pius, Haçlı Seferleri'nin başına geçemeyeceğini bildirdi. Sadece Rum Kardinal Bessarion, günahtan af belgelerini dağıtmak, âşâr vergisini toplamak ve imparatoru teşvik etmek üzere "barış meleği" olarak imparatorluğa gönderildi.

1460 yılının Eylül ayına kadar Almanya'da bir meclis toplamak imkânsızdı. Bu tarihten itibaren imparator başkenti Viyana'da Montferrat Kontu ve Burgonya Dükü elçilerinin de hazır bulunduğu bir toplantı düzenledi. Bessarion ve Burgonyalı'nın konuşmaları hâlâ Haçlı Seferi'ne ateşli bir çağrıdan ibaretti. Papa tarafından bağışlanan 150 bin altın (20 bini Macaristan'a gönderilmişti), 200 prense gönderilen mektuptan, dükün 1.000 piyade ve 2 bin şövalye göndenne veya 18 bin altın bağış yapma teklifinden, San Angelo Kardinali'nin Macaristan'a ve diğer ruhban reislerinin Fransa, İngiltere ve İspanya'ya gönderilmesinden bahsedilir. Muhtemel müttefikler arasında sadece Leh Kralı, Karaman Beyi ve Arnavudar değil, "Polonya Kralığı sınırlarının yakınlarında olduğu ve Müslüman olmadıkları " söylenen Tatarlar da sayılıyordu. Ama tüm bu "güzel, krallara layık ve muhteşem konuşmaların ve tekliflerin" hiçbiri başarı getirmedi. Mantua'da alınan kararlann "Alman milleti" üzerinde bağlayıcı olamayacağı söylendi ve Trier ile Mainz Başpiskoposlarinın ölümlerini, Macaristan'daki taht değişikliğini, Eflaklara karşı duyulan güvensizliği ve Türkler hakkındaki haberlerin yetersizliğini ileri sürerek bahaneler yaratmaya çalışıldı. Papa II. Pius, 11 Ekim'de İmparator III.

Frederik'e yazdığı mektupta Almanya'nın namus borcundan43 bahsetti ve Palatina Dükü Frederik'i komutan vekili olarak önerdi, ama boşuna. Projenin tamamı, Tribrakius Mutinensis'in öğütleri ve "sapkınların kanını akıtmak için" gelen "Doğu'nun gururlu hayvanını" lanedeyen "muhteşem astrolog" Riminili Teodor'un kehanetleri ve Fransa'daki Papa vekili Donato Belloria di Serravalle'nin tavsiyeleri kadar boş çıktı. Venedik Doju o ilk coşku ile İstanbul'un tekrar geri kazanılması için kısa bir süre sonra yapılacak Haçlı Seferi'ni bildirmek üzere Asya'nın Hristiyan prenslerine birer yazı göndermiş; Bolonyalı Peder Lodoviko ise onları ikna etmek için bizzat yanlarına gitmişti. 1460 yılına doğru ayrıca Herhere (Gürcistan'da) Dükü, Gürcistan Kralı Georg, Kral Pangratios ve Bendian ile görüştüğünü ve 40 bin ile 20 bin veya daha az süvari hazır tutabileceklerini bildirdi . Gregor, bunun dışında Trabzon İmparatoru'ndan ve onun müttefiki ve damadı olan İran'ın Türkmen hükümdarı Uzun Hasan'dan yardım umuyordu.

Anadolu'yu Türkmenler ve kısmen Hristiyan prensler için kazanmayı hedefleyen bu komplonun mutlaka engellenmesi gerekiyordu. Akkoyunluların lideri Uzun Hasan, 1461 yılında Karakoyunluların lideri Cihanşahzâde Hasan Ali'yi yenerek, Iran-Ermeni bölgesinde eski Tigranokerta dolaylarına yerleşmişti. Ancak, Osmanlılara karşı bir Timur'un zaferlerini tekrarlayacak güçte değildi. Horasan, Kirman, Sistan ve İran ile Afganistan o dönemde Timur'un diğer taht mirasçılarını kenara itmeyi başaran ve son yıllarda bozkırlardan akın eden vahşi kabilelerin akınını durduracak yetenekte olan haleflerinden, Miranşah'ın torunu Ebu Saicf Mirza'nın yönetiminde idi. Özbek Hanı Ebulhayr'ın Cuki komutasındaki birlikleri ile Bürge Sultan'ın birliklerine karşı yapılan savaşlarda üstün olan O idi. Doğu'nun güçlü hanlarının bu büyük halefi daha kısa bir süre önce rakibi Mirza Hüseyin'i yenmişti ve bozguna uğrayan Cuki'yi eski Binaket Şehri'ndeki Şahruh Kalesi'nde kuşatmaya hazırlanıyordu. Uzun Hasan ise bu şehrin 1462 yılında alınmasından sonra kendi yönetiminde bulunan Azerbaycan'a bir saldırı düzenlenmesinden endişe duyuyordu . Bu şartlar altında Osmanlılarla zorlu bir savaşa girmek Uzun Hasan için çok büyük bir hata olacaktı. Aksine, Karadeniz sahillerindeki Hristiyan ve Müslüman dostlarını feda etmeye hazırdı.

Barbarların stilinde çalım satan rakip olarak karşımıza çıkan Uzun Hasan ve hedeflerine doğru sessiz sakin ilerleyen Sultan Mehmed arasındaki düşmanlıklar daha 1460 civarlarında başlamıştı. Ermenistan ve İran bölgesinin hükümdarı Uzun Hasan, kılıç hakkına istinaden kendini Timur'un tek ve gerçek halefi olarak görüyordu ve Batı'daki komşusundan uzun zamandan beri ödenmeyen haracı talep ediyordu. Timur'un ölümünden sonra geçen 60 yıl için ödenmesini istediği haracı birkaç bin eyer, kilim ve sarık olarak hesaplıyordu. Sultan Mehmed ise cevabında talep ettiklerini bizzat getireceğini bildiriyordu. Bu yüzden düşmanlıkların artık engellenmesi mümkün değildi.

Ioannes Komnenos'un kardeşi İmparator Ioannes'in kızını vermiş olduğu Uzun Hasan, aynca Trabzon'un vergisini de topluyordu. Bunun dışında Karakoyunlu Hüseyin Bey'i av sırasında esir almış ve şehrini işgal etmişti . Ermenilere ait Erzincan'ı ise kuşatmaya almıştı .

Bir sonraki yılın ilkbahar aylarında, Mora'daki meseleler düzene sokulduktan sonra Sultan Mehmed Anadolu'daki savaşı başlattı. Kapudan Paşa Kasım Bey ve ikinci komutanı Yakup Bey, 300 gemiden oluşan bir filonun başında bulunuyorlardı. Bu yeni seferin hedefi bilinmediğinden - Sultan Mehmed kadıaskere, yani en yüksek hakimine bile bilgi vermemişti - Boğdan'dan en uzaktaki Kili Limanina kadar bütün Hristiyan hükümdarlar korku içinde titriyorlardı. Ne zaman ki Osmanlı Sultanı saray halkı ve Rumeli birlikleri ile birlikte Anadolu Beylerbeyi'nin ve Karamanoğullannın kendisini beklemekte oldukları Anadolu'ya geçti, asıl maksadı o zaman anlaşıldı.

Sultan Mehmed, birkaç gün Bursa'da kalıp, babasının mezarını ziyaret etti. Birlikleri daha sonra kuzeydoğuya yönelip, Filos Çayinı geçti ve Amasra aylar öncesinden Türkler tarafından işgal edildiği için , ancak Sinop önlerinde durdular.

Denizle çevrili bu güzel şehir, emirlerin tavşan ve geyik avına çıktıkları muhteşem ormanlar barındıran bir burunla anakaraya bağlı idi. I. Murad'ın ikinci evliliğinden dolayı İsfendiyaroğulları ile akrabalık bağı bulunan Sultan Mehmed'i babası İsmail Bey'in selamlarını iletmek için Hasan Bey karşıladı. İsmail Bey yaklaşık 10 bin oldukları tahmin edilen bir orduya ve muhtemelen Cenevizlilerden aldıkları çeşidi boylarda toplara sahipti. Gemilerinden biri ise Osmanlı Donanması'nda bile benzeri bulunmayan güçteydi. İsfendiyaroğullarının toprakları her ne kadar sadece Penderaki'den Paflagonya'ya ve oradan, kızı Sultan Mehmed'in ikinci gözdesi olan ve genelde eniştesinin sarayında bulunan oğlu Turgut Bey'in topraklarına kadar uzansa da, ancak Gürcistan'daki madenlerin kendisiyle yarışabileceği yılda 200 bin altın kazandıran büyük maden ocaklarından dolayı çok zengin bir ülke idi.

Ama İsfendiyaroğlu İsmail Bey savaşçı değildi ve bugüne kadar güvenli ve korunaklı ikametinde rahat bir hayata alışmıştı. Aynca, her türlü direnişin Osmanlı Sultanı tarafından sert ve acımasız bir biçimde cezalandırıldığını da biliyordu. Osmanlı'nın veziri ve Kızıl Ahmed'in komutası altındaki öncü birliklere birkaç gün direndikten sonra, Filibe vilayetini ve bütün vergilerden ve harçlardan muafiyet talep etmeye karar verdi. Osmanlılar ise İsmail Bey'e Makedonya Dağlarındaki Üsküb'ü teklif ettiler. Daha güçlü olan sultanın teklifine boyun eğmekten başka çaresi yoktu. Sultan Mehmed, İsfendiyaroğulları Beyi'nin sarayından tüm hazineleri topladı ve 50 bin altın değerindeki madenleri işgal etti. Daha sonra yeni sancakbeyine kendisi ile birlikte gitmek isteyen herkesle birlikte Rumeli'ye geçmek üzere gemilere binmeleri yönünde emir verdi. Yeniçeriler birkaç gün sonra, İsmail Bey'in eşi tarafından yönetilmekte olan Kastamonu'ya girdiler. İsmail Bey'in entrikaları sayesinde bu fethi hızlandıran bir kaçak ve Bolu'da60 Osmanlı Beyi olan kardeşi Kızıl Ahmed, Sinop'a sancakbeyi olarak tayin edildi ve yeğeni Hasan, bugüne kadar yönetmekte olduğu Bolu'ya subaşı olarak atandı61. Ancak Kızıl Ahmed, kısa bir süre sonra aynı rütbe ile sancakbeyi olarak Rumeli'ye gönderildi ve buradan önce Karaman Sarayı'na, oradan da Uzun Hasan'ın yanına kaçtı.

Bu fetihten sonra Osmanlı Donanması doğu yönünde zenginliklerinden çok, güzelliği ile Fatih'in dikkatini çekmiş olan Trabzon'a doğru yelken açtı. Ordu ise Sultan Mehmed'in genç oğlu Bâyezid'in hüküm sürdüğü Amasya'ya, oradan da Sivas'a geçtikten sonra Doğu Karadeniz Dağlarının dar geçitlerine girdi ve burada 18 gün kaldı. Osmanlı birlikleri belki de hiçbir zaman, özellikle de yağmur altında, bu kadar tehlikeli bir yol gitmemişti. Tıpkı Arnavutluk'ta sultanın bizzat katıldığı seferde olduğu gibi, bir Türk suikastçı tarafından yüzünden yaralanana kadar Veziriazam Mahmud Paşa bir günlük bir mesafede önden gitti. Bu hadiseden sonra sultanı korumak için tüm tedbirler alındı. Silahdarlar, ok yağmuru ile efendilerini korumaya hazır bir vaziyette sultanın yanında at koşturdular. En arkadan atlı sipahiler geldi ve bunların arkası da diğer birlikler tarafından korundu. Uzun Hasan'ın yeğeni Hurşid komutasındaki Akkoyunluların bir saldırısı Gedik Ahmed Paşa tarafından geri püskürtüldü. Sultan Mehmed, Uzun Hasan'ı davranışları için cezalandırmak üzere Azerbaycan'a bizzat saldıracakmış gibi görünüyordu. Hamza Bey'in komutasındaki Rumeli sipahileri Koyulhisar (Koyunluhisar)'a saldırdılar, vezirin Turan ve Iran bölgelerini tahrip ettiler .

Ancak, Sultan Mehmed nasıl ki bu güçlü Türkmen ile çarpışmaya ve onun bir müddet sonra Sultan Ebu Said Bahadırhan'la da karşı karşıya gelmek isteyeceği böylesi uzak bölgelere bir sefer yapmaya hazır olmadığı gibi, Uzun Hasan da Sultan Mehmed ile savaşmayı göze alamıyordu. Bu yüzden Uzun Hasan'ın annesi Sara, lalası ve çeşitli hediyelerle birlikte Osmanlıların karargâhına geldi. Bu ziyaretten çok memnun olan Sultan Mehmed birliklerini kuzeye, barış antlaşmaları sayesinde neredeyse onun sayılabilecek Trabzon'a doğru çevirdi; ancal* yine de şüphe ile yaklaşılan Uzun Hasan'ın iyi niyetinin bir güvencesi olarak Türkmen kadınını yanında tuttu.

Trabzon İmparatorları 15. yüzyılda karışık ve pek de şerefli olmayan bir hayat sürmüşlerdi. Kir Aleksios'un eşi, resmen zina ile suçlanmış ve oğlu Ioannes, bunu annesini ve babasını zindana kapattırmak için bir bahane olarak kullanmıştı. Aleksios, tekrar özgür kaldıktan sonra taht sırasını, burada hüküm süren Türk modasına göre İskender diye çağrılan ve Midillili bir Gattilusio ile evli olan ikinci oğlu Aleksander lehine değiştirmek istemişti. Ama Ioannes, destek almayı başardı ve Trabzon yakınlarındaki Mega Kaldeia'ya sahip olan Trabzon'un muhafız alayları onun tarafına geçtiklerinde babasını tahttan indirip, öldürttü ve daha sonra inanılmaz bir iki yüzlülükle babasını öldürenleri mahkum ettirip, gözlerine mil çektirdi ve sakat bıraktı. Trabzon, bu siyasi anarşi ve ahlaksızlıklardan oluşan şartlar altında sadece Ioannes'in eşinin akrabası olan Gürcistan Krallarının ve aynı Komnenos ailesinden gelen ve Kırım'da serbestçe hüküm süren Mankup hükümdarlarının desteği ve komşu Türklerin para ve birçok boyun eğmelerle kazanılan teveccühleri ile ayakta durabiliyordu. Ancak Rumların Doğu'daki bu son kalesi Trabzon İmparatoru Ioannes zamanında bir kez Erdebil Şeyhi komutasındaki Sisam ve diğer adaların birlikleri; daha sonra ise yine Amasya Sancakbeyi Hızır Bey tarafından işgal edildi ve 2 bin köle alındı. Baba katili Ioannes bunun üzerine Osmanlı Sultanına 3 bin altın haraç vermeyi önerdi ve "imparatorluğunu" geri aldı. Ioannes öldüğünde kardeşi David dört yaşındaki yeğenini ortadan kaldırdı ve sadık bir vasal olarak hükümdarlığını kabul ettirmek için Sultan Mehmed'in huzuruna geldi. Bu hadise, ilk Mora seferi sırasında meydana geldi . Ancak David, Uzun Hasan'la irtibata geçip, evlilik bağı ile bir de akrabalık ilişkileri kurduğu anda kendi kaderini kendi tayin etmiş oldu.

Talihsiz imparatorun ciddi bir direniş gösterebileceği düşünülemezdi bile. Aslında 2 bin süvariden oluştuğu söylenen bir öncü birlik oldukça sarsılmış ve gemi toplarının deniz tarafındaki surları büyük oranda zarara uğratmasına ve Mahmud Paşa'mn Skylolimne'deki ordugâhından gizlice David'in başka bir taht müddeisi olan yeğeni Georg ile ilişki içerisinde, komutası altındaki kuşatma 28, hatta 32 gün sürmüştü. İmparator, Sultan Mehmed'den sadece zengin bir timar ve ikinci kızı vasıtası ile bir aile bağı kurmayı talep ediyordu . O, Dimitrios Paleologos'un yaptığını yapmaya çalışıyordu, ama Osmanlı Sultanı bu sefer hiçbir şartı kabul etmek niyetinde değildi. Yeniçeriler, surlarda açılan bir gedikten Trabzon'a girdiler. Aralarından seçtikleri 400 kişiyi şehirde bıraktılar. Azaplara ise şehrin alt kısmında evler verildi. Kasım Bey, ödül olarak Trabzon Sancakbeyliğine getirildi ve Hızır Bey'in yeni sipahilerine yer açmak için askerî aristokrasi mülklerinden çıkartıldı. Şehir sakinlerinden bazıları, Osmanlı askerleri arasında paylaştırıldı ve kimisi İstanbul'a yetenekli ustalar ve uyumlu vatandaşlar kazandırmak üzere gemilere bindirildi. 1.500 genç, sultanın sarayına gönderildi ve burada yeniçeri saflarına dahil edildi . Trabzon'un kaderi savaşla fethedilen diğer şehirlerin akıbeti gibi oldu.

Sultan Mehmed, dağlar arasındaki dar vadilerden, korku salan ve başına buyruk ahalisiyle Canik bölgesinden geçerek, 28 günlük bir yolculuktan sonra Bursa'ya vardı ve sonbahar sona ermeden Avrupa'ya geçti. David, eşi, Sultan Mehmed'e verilmesi vaat edilen kızı, imparator oğlu Georg ve bilim alanında oldukça bilgili danışmanı Georg Amirutzi, kendisinden önce varmışlardı bile. Ioannes'in oğlu Aleksios, Midilli Adası'nda bırakılmıştı. Genç prenses sultanın haremine girdi ve tahtın varisi Georg, Müslüman oldu. Ancak Amirutzi'nin ihaneti sayesinde sultanın eline David'in Uzun Hasan ile evli olan kızının bir mektubu geçtiğinde, Sultan Mehmed Trabzon hanedanına mensup tüm erkekleri öldürttü. Dinini değiştiren Georg bile bu kaderden kurtulamadı . İmparatorun kızı Prenses Anna önce Makedonya Sancakbeyi Zağanos Bey ile evlendirildi. Zağanos Bey'in makamını ve hayatını kaybetmesi üzerine Evrenoszâde Yunus Bey'e eş olarak verildi. Son olarak Sultan Mehmed'in isteği ile Müslümanlığa geçti ve sultanın haremine dahil edildi .

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu - 1451-1538 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir