Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Kara Hanlılar'da Türkçe Adlar

Burada Karahanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Kara Hanlılar'da Türkçe Adlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 May 2011, 21:08

KARA HANLILAR'DA TÜRKÇE ADLAR

Eserini IX. Yüzyılda yazılmış olan İbn Hurdâdbih, Türkler'in on altı şehirleri olduğunu söyler ve şu kavimlerden meydana geldiğini de yazar:


Toğuz Ğuzz, yarfuj, Kimek (Kimâk); Ğuzz, Becenek, Türgiş, Ezgiş, Cafar, Hıfşâlj, yîrlfız ve Holoc. Buna göre IX. yüzyılda Türk âlemini başlıca bu on bir kavim temsil etmektedir. Bunlardan Toğuz Ğuzz adiyle İslâm müellifleri Uygurlar'ı ifade ediyorlar. Halbuki Uygurlar'ın kendilerine, gerek Orhun bölgesinde, gerek Beş Balık -Koçu bölgesinde sadece Uygur dediklerini, onlara ait vesikalardan, kesin olarak bilmekteyiz. İslâm müelliflerinin yanılmalarının sebebini başka yazılarımda izah etmeye çalışmıştım. Bu izah şekli tatmin edici olmıyabilir. Ancak IX. ve X. yüzyıl Müslüman müelliflerinin Uygurlar'dan doğru olmayan bir ad ile söz ettikleri de bir gerçektir'.

Jarlı: Bu adla Karluklar kasdediliyor. Karluklar, Gök Türkler devrinde üç boy halinde (Üç Karluk) Kara İrtiş boylarında yaşıyorlardı; Orhun bölgesine hâkim olmak için Uygurlar ile mücâdeleye giriştiler ise de başarı gösteremediler; hatta batıya, On Oklar ülkesine göç etmek zorunda kaldılar. Türgiş hükümdarı Jutuğlân Hakan'ı öldüren Karluklar Türgiş ülkesini ellerine geçirdiler. Karluklar'ın başbuğu İl Almış (?) Cebûye ( Am cebgûye=yabgu) ünvanı ile Türgiş kağanının yerine geçti (766 yılında). Fakat Karluklar Batıdaki bu yeni yurtlarında da kuvvetli bir devlet kuramadılar. Ne eski Batı Gök Türk siyasî birliğini düzenleyebildiler ne de kayda değer haricî başarılar kazanabildiler. Açıkça anlaşıldığına göre ellerine geçen ülke yabgu hânedanı mensupları ile beyler arasında paylaşıldı. Beş Balık - Koçu Uygur hanlarından Köl Bilge Han'ın (899-947) hâkimiyetini Barshan'a kadar uzatması, Sâmânî hükümdarı İsmail b. Ahmed'in 893 yılında Talas'ı zaptedip oradaki büyük kiliseyi câmiye çevirdikten sonra on beş bin tutsakla geri dönmesi, Karluk siyasî teşkilâtının parçalanmış, gevşek ve tesirsiz olmasından ileri gelmiştir. Batı Gök Türk ülkesindeki Karluk fethinin uzak yerlere kadar giden büyük göç hareketlerine sebep olduğu üzerinde bilgimiz yoktur. Herhalde On Oklar'ın çoğu eski yurtlarında kaldı ve oldu ise yer değiştirmeleri, umumiyetle, Batı gök Türk ülkesi sınırlarından çok uzaklara gitmedi. Karluklar, bir kaynağımıza göre2, bu yeni yurtlarında dokuz boy'a ayrılmışlardı. Bunların üçünü Çigiller, diğer üçünü de Bagısgiller (v ) meydana getiriyor, son üç boyu da Bulak, Köker Kin (? Köl Erkin), Tohsı (Toksı)lar teşkil ediyordu. Son üç boyun da bir kol teşkil ettikleri takdirde, Karluklar'ın eski üç boyluk teşkilâtlarını oldukça uzun bir müddet sürdürdükleri söylenebilir. Başka bir kaynakta3 İslâm sınırında, Külân ile Mirki arasında yaşadıkları yazılan Bîstân, Haym ve Biriş gibi oymaklar Bagısgil kolunun üç boyunu teşkil edebilir. Kermîn Ket'te de Lebân (Minorsky: Albân?) adlu Karluklar yaşıyordu4. Bulaklar başka bir kaynakta Yagmalar'dan gösteriliyor. Bu Karluk teşekküllerinden sadece Çigil, Tuhsı ve Bulak adlarının okunuşları doğrudur. Diğer isimlerden ekserisinin okunuşları üzerinde bir tahminde bulunmak bile, pek mümkün görünmüyor.

Karluk yabgularının zayıf şahsiyetler olmaları dolayısı ile siyasî birliğin parçalanmasını kavmî birliğin parçalanmasının takip ettiği anlaşılıyor. Bunun sonucunda Çigil, Tuhsı ve diğer bazı Karluk boyları müstakil biren kavim haline geldiler. Bunun sonucunda Çigiller'in başbuğu Tüksin Çigil, Tuhsıler'inki Kut Tigin, yine Karluk boylarından Albanlar'ın (metin Lebân) başbuğu da Kut Tigin Unvanları ile anıldılar. Karluklar'dan bir boy veya kol da Karluk kavim adı altında varlığını sürdürdü.

XI. Yüzyılda Çigiller'in çok daha güçlü bir topluluk haline geldiği görülüyor. Oğuzlar'ın, yurtlarının doğusundan Çin'e kadar uzanan sahadaki bütün topluluklara toptan Çigil adını vermeleri bununla ilgilidir. Kaşgarlıda Çigiller'in üç kol halinde yaşadıklarını söyliyerek Mervezrnin ifadesini doğruluyor. Fakat onlar yani Çigil ve Tuhsı ve belki de Albanlar (?) XII. yüzyılda tamamen denilebilecek şekilde yerleşip tarih sahnesinden çekildiler. Sahnede yalnız Karluk kavim adını taşıyan göçebe topluluk kaldı. Kaşgarlı bu Karluk topluluğunun nerede veya nerelerde oturduğu üzerinde hiçbir şey söylemiyor.

XII. yüzyılda bu Karluklar veya onlardan kalabalık bir kol Mâverâünnehr'de yaşıyordu.
Bu Karluklar'ın Mâverâünnehr'e Kara Hıtay'lar'ın baskısı sonucunda gelmiş olmaları muhtemeldir. Bunlar Mâverâünnehr'de rahat bir hayat süremediler; Kara Hanlı ve Selçuklu idarecilerinin, devamlı bir şekilde, haksız davranışlarına maruz kaldılar; öyle ki, ileri gelenleri Balasagun'da oturan Kara Hıtay Kür Han'ına gidip durumu anlattılar ve onu Mâverâünnehr'in fethine teşvik ettiler.

Yapılan seferler ile Mâverâünnehr Kara Hanlıları da Kara Hıtaylar'ın vergi veren tâbileri arasında yer aldılar; bu arada aynı ülkedeki bir çok yerler de ellerinden çıktı ve hâkimiyetleri hemen sadece Semerkand bölgesine münhasır kaldı. Fakat bu defa da Karluklar rahat durmadılar ve sürekli olarak yaptıkları akınlar ile halkı rahatsız ettiler. Onların akınları öyle bir noktaya erişti ki, bu defa da Semerkand Hükümdarı Celâleddin Çağrı Han, Kara Hıtay Kür Han'ına şikâyet etmek zorunda kaldı. Kür Han Karluklar'ın Kaşgar taraflarına göçürülüp orada çiftçilik ile meşgul olmalarını emretti. Fakat Karluklar bu emri dinlemediler. Bunun üzerine Çağrı Han ile Karluklar arasında çetin bir mücâdele başladı. En sonunda Çağrı Han yenilgilere uğratıp Karluklar'ı bir daha zarar veremiyecek duruma düşürdü (1164 yılında). Bu tarihten itibaren artık Mâverâünnehr'de bir daha Karluklar'ın varlığından söz edilmiyor. Bunların kalıntıları ne oldu? XIII. yüzyılın başlarında Balhaş gölünün doğusundaki Kayalık (Kayalığ) şehri Arslan Han ünvanını taşıyan Karluk hükümdarları tarafından idare ediliyorlardı. Bilhasa mesâfenin uzaklığı dolayısı ile bu Karluk hanlarının Mâverâünnehr'dekilerden başka bir Karluk koluna mensup olduklarını kabul etmek yerindedir. Moğol hükümdarlarından Möngke Kağan kendi zamanındaki Kayalığ (Kayalık) hükümdarına (Arslan Han) babasının hizmetleri dolayısı ile, Öz Çend şehrini tevcih ettiği gibi, Cengiz Han hânedanın damatları arasında da yer verdi.

Cuveynî yine XIII. yüzyılın başlarında Almalığ (Almalık=Elmalık=İli ırmağı üzerinde) şehir ve yöresinin Ozar adlı bir Karluk tarafından idare edildiğini yazar. Kaynakta Ozar'ın daha önce at hırsızlığı, soygunculuk ve buna benzer işler yapmış, yiğit ve bahadır bir insan olduğunu bildiriliyor. Ancak Ozar'ın aynı zamanda mert yaratılışlı, yoksulları gözeten bir bey olduğu da kaydediliyor. O da, İdi Kut Barçuk ve Karluk Arslan Han gibi, kendiliğinden Cengiz Han'ın tâbiliğini kabul etmişti. Fakat bir av esnasında düşmanı Nayman hükümdarı Küçlük tarafından yakalandı ve sonra öldürüldü. Diğer bir kaynakta (Cemâl Karşî) Ozar, Bozar Han adiyle anılıyor. Ancak onun için her iki kaynakta verilen adlardan hangisinin doğru olduğunu söylemek, Pelliot'un da dediği gibi, mümkün değildir. Çünkü, her ikisi de doğru olabilir. Oz-ar "kurtulur", boz - ar "yıkar, devirir, yener".

Her iki fiilden de başka fiil isim (partisip) ekleri ile yapılmış adlar görülür:

Oz-mış (son Gök Türk hükümdarı), Boz-mış, Boz-an (Selçuklu emîrleri). Cemâl Karşî'dan anlaşıldığına göre, Bozar Han aynı zamanda Tuğrul Han Unvanını da taşıyordu. Yine ona göre Tuğrul Han (Bozar Han), oğlu Suğnâk Tigin ile Uluk adlı kızını Cengiz Han'a sureti ile armağan etmiştir.

Cûveynî'de Suğnak Tigin, Suknâk Tigin şeklinde yazılır. Bu adın Seyhun boylarındaki Suğnâk (Sığnak) şehrinden gelmiş olması muhtemeldir.

Sugnak Tigin'in kızkardeşinin ad veya Unvanının da Uluğ'un diğer bir söyleniş şekli olduğu akla geliyor:

Ulug»Uluk . Fakat bu adın başka bir yerden gelmesi de mümkündür. Yine Cemâl Karşî Sugnak Tigin'in annesinin Silik Terken olduğunu söyler.

Bunun da doğrusun Silig»Silik olması muhtemeldir:

Silik Terken "temiz, ince, güzel, tatlı dilli" Kıraliçe (veya imparatoriçe)15. Sugnak Tigin 648 (1250-1251) veya 651 (1255-1256) yılında ölmüştür. Cemâl Karşfya göre, onun bazılarının adları verilen dokuz oğlu vardı. Adları verilen Sugnak Tigin'in oğullan şunlardı; Hindüçâk Tülegen (?), Öç Aldı Tigin, İl Tutar Tigin ve Dânişmend Tigin. Hindü-Çâk "Küçük Hindli" adı için, hiç bir güçlük yoktur. Öç Aldı için de öyle. Tülegen'e gelince, bunun tüle-, fiili ile ilgili olması muhtemeldir. Kaşgarlı'ya göre tüle-, "hayvanlann (devâbb) tüylerini dökmesi" demektir. Uygur sözlüğü'nde tüle-, "ödemek", Çağatayca sözlüklerde "tüy dökmek, değişmek, ödemek, çıplak olmak, ziyâde olmak" anlamlarını taşıyor. Bunlardan "değişmek, çıplak olmak" ve hatta belki "ziyâde olmak" manalarının tüle-fıilinin asıl manasından (yani "tüy değiştirmek") çıkmış olduğu açıkça görülüyor. "Ödemek" anlamına gelince bu, ad'a pek uygun düşmüyor gibi görünüyor. Böyle olunca Tüle-gen'in tüle-fiilinin asıl anlamı ile ilgili olduğu düşünülebilir.

İl Tutar'a gelince, bu ad metinde İl Butar şeklinde yazılmıştır. Fakat butar'ın bir manası olmadığı gibi, yut-ar ("yutar") da uygun düşmüyor.
Karluklar, İlhanlılar zamanında yazılan Oğuz Han destanında yer aldılar ve Oğuz Han'ın fetihlerinden beri Pamir bölgesinde yaşamış gibi gösterildiler. Demek ki Karluklar'ın çoğu bu destanın yazıldığı zamanda (XIV. yüzyılın başları) Pamir bölgesinde yaşıyordu.

Kimekler; diğer kaynaklardan öğrendiğimize göre, başlıca İrtiş boylarında yaşıyorlardı. İrtiş ırmağı onların kutsal suları idi ve bu ırmağa onlar ilâhları gözü ile bakıyorlardı. Bu kavim İmi, İmek (Yemek), Tatar, Balandur, Hıfçak (Kıfçak=Kıpçak), Nilkoz (?) ve Eclâd (?) adlarını taşıyon yedi boydan meydana gelmişti. Böyle olduğu halde bu büyük kavmin adının Gök Türk ve Uygur kitâbelerinde geçmemesi, bizim için hayret verici olmuştur. Kimekler'i On Oklar'dan da saymak mümkün değildir. Çünkü, On Oklar'ın yurtlan İrtiş boylarına kadar gitmiyordu. Bazı kaynaklara göre, Kimekler'in başbuğu Tutug (tutuk) Unvanını taşıyordu. İbn Hurdâdbih'in listesinden anlaşıldığına göre Kimek boylarından Kıpçaklar (gıfşâb) IX. yüzyılda artık müstakil bir kavim haline gelmişti. Daha sonraki yıllarda yazılmış bazı kaynaklar, Kimekler'den olduklarını söylemekle beraber onlar hakkında ayrı bir bölümde bilgi verirler. Kıpçaklar gittikçe batıya kaymışlar ve kuzeyde Oğuzlar ile komşu olmuşlardır. XI. Yüzyıldan itibaren Kimek adı ortadan kalkmış ve bu kavmi irtiş boylarında Yemekler (Yimek=İmek) ve batıda da Kıpçaklar temsil etmişlerdir. Aynı yüzyılda Kıpçaklar ile Yemekler'in birbirleri ile akraba oldukları biliniyor fakat Kıpçaklar her nedense bu akrabalığı kabul etmiyorlardı. Aynı asırda Kıpçaklar Oğuzlar'ın Seyhun boylarındaki yurtlarından Yeni-Kend ve Cend bölgeleri ile Aral Gölü'nün kuzey taraflarını ellerine geçirdikleri gibi, aynı yüzyılın ikinci yarısının başlarında da, bir Oğuz kümesini takip ederek Kara Deniz'in kuzeyindeki bozkırlara geldiler. Böylece Kıpçaklar Seyhun'un kuzeyindeki bozkırlardan Kara Deniz'in kuzeyindeki bozkırlara kadar çok geniş bir sahaya yayıldılar. Onların Kaşgarlı Mahmud ile çağdaş Kafili adlı büyük ve dirayetli bir beyleri vardı. Bu beyin idaresi altında yaşayan Kıpçaklar onun adiyle (Kafilı-Kanglı) anıldılar ve çok geçmeden onlar da müstakil bir kavim sayıldılar. Plano de Carpini ve Rubruck gibi seyyahlar Kara Denzi'in kuzeyinden İtil ırmağına kadar uzanan yeri "Kıpçak ülkesi", Yayık ile Seyhun (Sir Deıya) ırmakları arasındaki bozkırları da "Kafili ülkesi" olarak anarlar. Kafilılar Oğuz destanında da eski ve müstakil bir Türk kavmi gibi yer almışlardır. İrtiş boylarındaki Yemekler'e gelince, onların Bayavut adlı mühim bir boylarını tanıyoruz. Gerek Yemekler'in bu boyu, gerek diğer boyları XII. yüzyılda veya XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İrtiş boylarından ayrılarak Seyhun'un kuzeyindeki bozkırlara geldiler ve Harizm-Şahlar devletinin hizmetine girdiler. Moğollar karşısında en fazla kayıplar veren Kafilılar ile Kıpçaklar oldular. Buna rağmen onların her ikisi de bilhassa Özbek ve Çağatay uluslarının teşekküllerine katıldılar. Onların Türkleşmelerinde Uygurlar ile birlikte âmil oldukları gibi, bu topluluklar içinda kavim adlarmı da son zamanlara kadar korudular.

Ğuzz:

ibn Hurdâdbih ile ondan sonra gelen coğrafyacılar, diğer müellifler gibi Oğuzlar'ı, Ğuzz adiyle anarlar. V. Bölümde Oğuzlar'ın tarihleri hakkında ayrıca bilgi verilecektir.

Beçenek, yani Peçenek:

Bu kavmin On Oklar'a mensup olduğu şüphesizdir. Peçenekler Oğuzlar'ın sıkıştırması üzerine Yayık taraflarına göç etmişlerdi. Orada da Oğuzlar ile Hazarlar'ın birlikte yaptıkları hücumlar sonucunda, IX. yüzyılın sonlarında kalabalık bir kısmı Kara Deniz'in kuzeyine geldiler. Onlardan bir kısmı da Yayık bölgesinde kalmıştı. 921 yılında bu Peçenekler'i gören İbn Fadlan, onların esmer ve aynı zamanda yoksul insanlar olduklarını söyler.

Peçenekler ile Oğuzlar arasındaki mücadeleler Oğuzlar'ın destanlarına geçmiştir. Yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Peçenekler, pek muhtemel olarak, bu kavmin Oğuzlar arasına girmiş bir koludur.

Türgiş: Görüldüğü üzere, İbn Hurdâdbih'in listesinde Türgişler de yer almıştır. Eğer adı geçen müellif bu adı eski kaynakların birinden almadı ise, Türgişler'in IX. yüzyılda kavmi varlıklarını sürdürdükleri anlaşılmış olur. Ancak daha sonra yazılmış kaynaklardaki Türk kavimleri arasında Türgişler'e rastgenilmiyor.

Ezgiş: Bunların da diğer coğrafya eserlerinde adları geçmez. Anlaşıldığına göre Ezgişler nüfusu az bir kavimdir. Bu kavmin On Oklar'ın kalıntılarından olması muhtemeldir. Kaşgarlı'da geçen Ezgiş kavmi şüphesiz aynı topluluk olup bu topluluk yine aynı müellife göre, Fergana'daki Öz Çend (Öz Kent) şehrinde oturuyorlardı. İbn Hurdâdbih'in listesinde geçen Cafar adının yanlış yazıldığı ve bunun doğrusunun ne olduğunu kesin olarak ileri sürmek bizce mümkün değildir.

yırAız: Kırgızlar'ı ifade etmekte olup onlar, coğrafyacıların hemen hepsinde aynı adla anılırlar. Bu adın Türkçe en eski söyleniş şekli Kırkız, sonraları ve şimdi ise Kırgız'dır. Bütün coğrafya eserlerinde Türk kavimlerinden biri olarak Kırgızlar'a da yer verilir. Buna karşılık onlar, belki de, Türk âleminden kopmuş oldukları için, Oğuz destanında yer alamamışlardır.

Halaçlar: İbn Hurdâdbih onların Nehr'in bu tarafına düşen topraklarda yaşadıklarını söyler. Onun "Nehr" sözü ile hangi ırmağı kasdettiği, kesin olarak, bilinemiyor. Aynı müellif diğer bir yerde, Halaçlar'ın kışlaklarının, Karluklar'ın Cermiyye'deki kışlaklarına yakın bir yerde olduklarını bildirir. Cermiyye'ye gelince burası Taraz (Talas)'dan doğuya doğru ikinci konağı teşkil ediyor ve Kesri-Bas adını da taşıyordu. Bununla beraber adı geçen müellifin "Nehr" sözü ile Ceyhun'u kasdetmiş olması ve Halaçlar'dan önemli bir kolun IX. yüzyılda bugünkü Afganistan'ın bir yöresinde yaşadıkları söylenebilir. Nitekim Halaçlar'ın XI. yüzyılın başlarında, bugünkü Afganistan'da oturdukları görülüyor. Gazneli Mahmud, ordusunda bu Kalaçlar'a da yer vermişti. Kaşgarlı Oğuzlar'ı tanıyor ve hatta onların iki Oğuz Boyu tarafından meydana getirildiklerini söylüyor. Hatta, aynı müellif, bu iki boya, kardeşlerinden ayrılıp Halac adı altında müstakil bir topluluk meydana getirdikleri için, Oğuz boyları listesinde yer vermiyor. Bu boylar Karkın ve Kızık boylarıdır. Fakat bu boyların da Oğuzlar'ın tarihinde, diğer boyların yanında yer almış oldukları biliniyor. Nitekim Anadolu'da Karkın ve Kızık boylarma ait yer adları ve oymaklar görülmüştür. Hatta XVI. yüzyıldaki altmış iki yer adı ile Karkmlar boylar arasında beşinci sırada yer almıştır. Yine bu boya mensup bir kolun da Mangışlak Türkmenleri arasında yaşamış olduğu anlaşılıyor. Bu durumda ortada iki ihtimal vardır. Bunlardan biri Oğuzlar'dan Karkın ve Kızık boylarından iki kol, Halaç topluluğunu meydana getirmiş, ancak onlardan birer kol da Oğuz elinde kalmıştır. Diğer ihtimal de Halaçlar'ın, aslında, İbn Hurdâdbih'de görüldüğü gibi, müstakil bir kavim olduklarıdır. Bu kavimden birer kol Oğuzlar'a katılıp bu elin Karkm ve Kızık boylarını teşkil etmiş olabilir.

İbn Hurdâdbih'deki haberlere gelince, onlar da şöyle izah edilebilir:

IX. yüzyılda Halaçlar'daki mühim bir kol Türkistan'da kalmıştır. Bu Halaçlar Taraz'ın doğusundaki Cermiyye (diğer adı Kesri Bas)'daki bir Karluk topluluğunun kışlağına yakın bir yerde kışlıyordu. Kaşgarh'nın tanıdığı Halaçlar bunlara olacaktır. Yine IX. yüzyılda kalabalık bir Halaç topluluğu da, Ceyhun'un sol kıyısında, bugünkü Afganistan topraklarma dahil olan yörelerden birinde (Toharistan?) yaşıyordu. Bu Halaçlar sonraları Gazneliler'in ordularında yer aldılar. Ancak Moğol istilâsı esnasında (1222'lerde) bir kısım Türkmenler ile birlikte Gazne bölgesinde görülen Halaçlar'ın eskiden beri. aynı ülkede yaşayan Halaçlar mı, yoksa Türkmenler ile birlikte, Moğol istilâsı sebebi ile Türkistan'dan gelen Halaçlar mı olduğunu söylemek güçtür. Bu Halaçlar'ın, Moğollar tarafından varlıklarını sürdüremiyecek bir duruma getirildiklerini biliyoruz. Aynı kavimden yani Halaçlar'dan mühim bir toplulukla İran'a gelmiş, fakat bunlar kardeşlerinin âkibetine uğramayarak, bilhassa Sâve bölgesinde yurt tutmuşlardır. Bundan dolayı da Oğuz destanında yer almışlar ve Oğuz Han'ın fetihlerinden beri Sâve bölgesinde yaşamış gibi gösterilmişlerdir. Aynı destanda onlar Halac adıyla değil Kalac adıyla anılıyorlar. Kaşgarlı da Halaç adının aslının Kalaç (Kal-aç) olduğunu yazıyor. Şüphesiz bu kavmin en eski adı, Kaşgarh'nın da belirttiği gibi, Kalaç idi.

Yağma: 921 yılında hayatta olan Sâmânî veziri Ceyhanî'nin yazdığı "Yolların ve ülkelerin kitabı" adlı eseri, bilindiği üzere, bize kadar gelmemiştir. Bereket versin daha sonraki müelliflerden bazıları Ceyhanî'nin coğrafyasından iktibaslarda bulunmuşlardır. Bu iktibaslardan anlaşıldığına göre Ceyhanî, İslâm coğrafyacıları arasında Türk âlemi hakkında en tafsilatlı bilgiler vermiş bir müelliftir. Bu arada Ceyhanî'nin, İbn Hurdâdbih'in listesinde bulunmayan Yağma adlı Türk kavmi hakkında bilgiler verdiği anlaşılıyor. Bu bilgilere göre Yağmalar "Toğuz Ğuzzlar" yani Uygurlar'dan kaçarak Karluklar'ın yanına gelmişler ve Karluklar onlara birşey yapmamışlardır. Yağmalar'ın yurdu Toğuz Ğuzz'lar (=Uygurlar) ile Karluklar'ın yurtları arasında bulunur, hükümdarları Toğuz Ğuzz (Uygur) hükümdarları ailesinden çıkmıştır. Yine aynı esere göre, "Yağmalar muktedir, güçlü, savaşçı ve silahları çok bir kavimdir. Bunların oymakları da pek çoktur; hatta bin yedi yüz tanınmış oymakları (!) olduğu söylenir. Bulaklar onlardan ise de Toğuz Ğuzzlar (Uygurlar) ile karışmışlardır. Yağmalar'ın ülkesinde köyler fazla değildir. Kaşgar'ın beyleri eski zamanlarda Karluklar'dan veya Yağmalardan idi. Bertuc (Artuc) da Yağmalar'a ait mamur bir köyde. Hırkilî de büyük bir köydür; oranın halkı Artuclu'dur. Burada Yağmalar, Karluklar ve Toğuz Ğuzz (Uygur)lar'dan olmak üzere üç cins Türk yaşar. Yağmalar'ın hükümdarına Buğra Han (metin: ou-) denilir.

Anlaşıldığına göre, Yağmalar'ın bu yeni yurtlarını başlıca Kaşgar ile Nârin ırmağı arasındaki topraklar teşkil etmekte ve bu topraklar doğuda Uygurlar'ın ülkesine kadar uzanmaktadır. Kaşgar ve Artuc şehirleri de Yağmalar ülkesinde bulunuyor. Kaşgarlı, Yağmalar'a Kara Yağma denildiğini (karşılaştırınız: Kara Han) söyler ve en doğru Türkçeyi de Yağmalar ile Tuhsıler'in konuştuklarını yazar34. Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig'inde, hükümdarın Ögdühniş'e verdiği cevaplar arasında: "negü tir eşit yakşı Yağma begi-kamug iş içinde yetilmiş ögi (=dinle her türlü işe aklı eren Yağma beyi ne der) cümlesi yer alır35. Aynı eserde Karluk adına ise hiç rastgelinmez.

Cemâl Karşî, Abdülkerim Satük Buğra Han ile ilgili olarak aynen şöyle söylüyor:

"Efrâsiyâb soyundan Bilge Çor Kadir Han oğlu Bazir (?) Arslan Han oğlu Satük Bugrâ Han el-Mucâhid Abdu'l-Kerîm. O Kâşgar ve Fergana bölgesindeki Türk hakanlarından ilk müsltiman olanıdır. Onun İslâmiyeti kabul etmesi, Emîrü'l-mu'ınîn'in el-Muti'bi'llah'ın halifeliğinde ve Sâmânî Nûh oğlu emîr er-Reşîd Abdü'l-Melik zamanında olmuştur". Adı geçen Buğra Han, 955 yılında, az yukarıda Yağma şehirlerinden biri olduğunu gördüğümüz Artuc'da ölmüştü. Kara Hanlı hanedanının aile mezarlığı da Kaşgar şehrinde bulunuyordu.

Verilmiş olan şu bilgilerin Kara Hanlılar devletinin Karluklar tarafından değil, Yağmalar tarafından kurulmuş olduğunu gösterebileceğini sanırız.
Esasen hanlarına karşı son derecede saygılı (onlara yükünürlerdir), kudretli, güçlü, savaşçı ve silahları mükemmel Yağmalar dururken, başsız kalmış, kavmî birliğini yitirmiş, bir kısmı çiftçilik hayatına geçmiş, mühim bir kısmının davranışları yumuşamış olan Karluklar'ın Kara Hanlı devletini kurmaları, gerçekten biraz hayret verici olurdu. Kaynakların açık bir şekilde belirttikleri üzere, Batı Türk âleminde hükümdarları han Unvanını taşıyan tek kavim Yagmalar'dı. Kara Hanlılar'ın han Unvanı taşımaları da bundan geliyor.

Bilindiği üzere Kara Hanlı hükümdarları Şehnâme'deki Tûrân kahramanı Efrâsiyâb'ı kendi en büyük ve en şanlı dedeleri kabul etmişlerdir. Hatta onlar bu büyük ve şanlı dedeleri Efrâsiyâb'ın türkçe adının Alp Er Tofia olduğuna inanmışlardır. Bu Alp Er Tona ile ilgili bir ağıt dillerde dolaşıyordu ki, Kaşgarlı bundan bazı parçaları eserine almıştır. Alp er Tona pek eski zamanlarda yaşamamış bir hükümdar veya tegin olmalıdır. Çünkü, aksi takdirde adı hâfızalarda fazla kalamazdı. Efrâsiyâb öyle benimsendi ki, Kaşgar şehrini onun kurduğuna inanıldı, oğulları Barsgan ile Barman'ın şehir ve kasabalar kurdukları ileri sürüldü, katun'un Efrâsiyâb'ın kızlarının Unvanları olduğu söylenildi. "Aslında kul, köle demek olan (!) tigin'in Efrâsiyâb'ın oğullarının hâtırası olarak şehzâdelere verildiği" yazıldı. Kara Hanlı hükümdarları ile çevresindeki aydınların bunlara ve bunlar gibi şeylere inanmaları da pek tabiî idi. Çünkü, onların ellerinde kendi öz atalarının hayatlarını anlatan bir tarih kitabı mevcut değildi. Hâfızalar ise bir yüzyıldan daha ilerisini hatırlayamıyor.

Tûrân kahramanı Efrâsiyâb'a gelince, onun bilindiği üzere Türklük ile hiç bir ilgisi yoktur. O, olsa olsa, Ari kavimlerin kendi aralarındaki mücâdelelerde bu kavimlerden birinin başmda bulunmuş bir hükümdardır.

Kara Hanlı hükümdarlarından çoğunun birer İslâmî isimleri vardı. Bu İslâmî isimler arasında sık sık Mûsa, Hânın, Süleyman, İbrâhim, Yûsuf gibi, Mûsevî peygamberlerinin adları ile Cebrâil ve İsrafil gibi melek adları görülür.

Bunlar hükümdar olunca, hakan ve han'dan başka şu Unvanları da taşıyorlardı:

Arslan, buğra, tona, toğan, çağrı, kılıç, kadir, tabgaç (Tavgaç=Tamgaç) ve bir de kara. Görüldüğü üzere, onlar hayvan adlarından üç, kuş adlarından üç, silahlardan bir, güç, kudret ifade eden bir, ülke gösteren bir ve renk gösteren bir ünvan kullanmışlardır. Şimdu bu ünvanlar hakkında görüşlerimizi ayrı ayrı belirtelim.

Arslan: Bu Unvanın Çigiller'in ongunları yani totemleri olduğu söyleniyor. Fakat bununla ilgili olarak hiç bir delil ileri sürülmüyor. Arslan'ı Beş Balık - Koçu Uygur hanlarının ünvan olarak kullandıkları görülmüştü.

Buğra: Buğra umumiyetle erkek genç deve, yani deve aygırı demektir. Buğra'nmda Yağmalar'ın ongunu olduğu söyleniyor. Ancak burada bir güçlük var. Totem olarak kabul edilen bir hayvanın değil etinin yenmesi, ona yük vurulması ve incitilmesi bile "koruk" yani yasak idi. Diğer taraftan tarihî, büyük, devletler kurmuş Türk kavimlerinde totemcilik geleneğinin yaşatıldığı ile ilgili açık delillere rastgelinemiyor.

Orhun kitâbelerinde geçen kavimlerden hiç biri hayvan, kuş ve nebat adı taşımıyor:

Türk (Törük - Türük), Oğuz, Uygur, Karluk, Ediz, Basmıl, Çik, İzgil, Az, Kırkız, Türgiş. Hatta Gök Türkler devrinde ve Yenisey beyleri arasında hayvan ve kuş ad veya Unvanlarının nadir denilebilecek derecede az kullanıldığı biliniyor. Çin kaynaklarına göre, Gök Türkler'in ataları saydıkları böri'yi (=kurdu) öldürmediklerini söylemek tabiî mümkün değildir. Çünkü, böyle bir hareket başlıca geçim kaynaklarım teşkil eden yılkı ve sürülerin yok olmasına meydan verirdi. Kaşgarlı, Türkler arasında totemcilik geleneğinin varlığına veya izlerine dair birşey söylemediği gibi bunun geçmişte var olduğunu gösterebilecek bir kelime de vermiyor. O, Oğuz boylarının damgalarını bildirdiği halde ongunları olduğunu kaydetmiyor ve başka kaynaklarda ve millî hâtıralarda da Oğuz boylarının ongunları olduğu üzerinde herhangi bir delil ve işaret görülemiyor. Onun için Câmiü't-tevârih'de her dört Oğuz boyu hakkında verilen ongunların doğruluğunu kabul etmekte kendimi haklı sayıyorum. Buğra'nın Kara Hanlılar'dan önce ünvan olarak kullanıldığı hakkında misallere rastgelemedim.

Tona-Tonga:

"Beber" yani kaplan anlamına gelen tona (toğa)'nın Kapgan Kağan (692-716) devrinde bir Gök Türk şehzâdesi tarafından taşındığını görmüştük: Tona Tigin. Bu Tofla Uygurlar arasında ad ve Unvan olarak kullanılmakta idi. Kaşgarlı, Tofia'nın manasının unutulmuş olduğu halde şahıs adı olarak kullanıldığını söyliyerek bu kullanmanın eski bir gelenek ile ilgili olduğunu belirtir.

Toğrıl-Tuğrul: Kaşgarlı'nın bin kaz avlayıp bunlardan ancak bir tanesini yediğini söylediği bu kuşun Uygurlar arasında ünvan ve ad olarak kullanıldığı görülmüştü.

Çağrı: Kaşgarlı bu adı arapça şakr kelimesi ile tercüme etmiştir. Yani bizim çakır dediğimiz toğan türünden bir kuşun adı. Hamdullah Müstevfî Arablar'ın sakr dedikleri kuşa Türkler'in itelkü (>itelgü), Moğollar'ın yalkân (talkân) adını verdiklerini kaydeder. Türkler'in avcı kuşlar ile ilgili pek çok kelimeleri olduğunu biliyoruz. Bunlar arasında eş anlamlı kelimeler olabileceği gibi, Türk topluluklarının aynı kuşu birbirinden farklı adlar ile anmaları da mümkündür. Türkler'deki avcı kuşlar ile ilgili sözler bugüne kadar bir inceleme konusu yapılmamıştır. Çağn'nm Kara Hanlılar'dan önce bir ünvan olarak kullanıldığına dair bilgiye sahip değilim.

Kılıç: Kılıç'ın daha önce ad ve ünvan olarak kullanıldığı görülemedi.

Kadir: Kaşgarlı bu kelimenin güç, sert, şiddet anlamına geldiğini ve bundan dolayı hanların bunu aldıklarını söylüyor. Kelimenin Uygurlar arasında, katır şeklinde sağlam ve pek anlamlarında kullanıldığı görülüyor. Ancak onlar arasında kelimenin ad ve ünvan şeklinde kullanıldığına dair misallere rastgelinemedi. Kadır'ın, yine "katır" şeklinde, XII. yüzyılda bazı Kıpçak ve Kanlı başbuğları tarafından kullanıldığı görülecektir.

Tawgaç: Kaşgarlı, Tawgaç'ın Maçin'i, Çin'in Hıtay adını almış bölgesini ifade ettiğini söyledikten sonra, Tavvgaç'ın bir Türk kavminin adı olduğunu ve onların Tavvgaç'da yani Çin'de yaşadıklarını ve onlara "Tat Tavvgaç" denildiğini yazar. "Buradaki Tat ile Uygurlar, Tawgaç ile de Çinliler kastolunur" der. Aynı müellif biraz sonra Tat - Tawgaç maddesinde de Tat'ın Farslar'ı, Tawgaç'ın da Türkler'i ifade ettiğini, İslâm ülkesinde de böyle bilindiğini kaydeder45. Kaşgarh'nın, bu sözler ile ne demek istediği iyice anlaşılamıyor. Bize göre Tat - Tawgaç, Türkler'in en eski zamanlardan beri çok yakından tanıdıkları Orta Asya Ârileri (Sugdak, Argu, Kençek ve diğerleri) ile Çinliler için, yine Türkler tarafından kullanılmış bir deyim olmalıdır. Bazı İslâm kaynaklarından Çinliler'in Türkler ile akraba oldukları söylenir. Bu husus Türkler ile Çinliler'in aynı antropolojik hususiyetleri taşıdıklarına inanılması ile ilgili olmalıdır. Müslümanlar arasında Türkler'in kılları az, gözleri kısık, elmacık kemikleri çıkık, insanlar oldukları görüşü yaygın idi. Hatta Türkler'in bacaklarının gövdelerine nazaran daha kısa olduğu bile ifade edilmiştir. Kaşgarlı, Tavvgaç adiyle Türkler kastedilir derken bu antropolojik kanaati mı anlatmak istemişti, kesin bir şey söylenemez. Kaşgarlı büyük ve eski yapılara Tavvgaç Ezi denildiğini, bunun Araplar'ın bu gibi şeyleri Ad kavmine izafe etmelerine benzediğini yazıyor. Kara Hanlı hânedanının da Tavvgaç ünvanını bundan dolayı aldıklarını söyleyen müellifimiz, Tavvgaç Han'ın "ülkesi eski ve büyük han" demek olduğunu bildiriyor. Bütün bunlar Çin'in kudreti, yüksek medeniyeti ve bunun Orta Asya'da yaptığı tesirler ve bıraktığı izler ile alâkalıdır. Bu tesirler öyle derin olmuştur ki, bulunan gömü yani definelerin bile onlardan kaldığına inanılıyor ve bundan dolayı ele geçirilen gömüye yeni defineye "tawgaç kömçüsü" deniliyordu. Kara Hanlı hükümdarlarının Tavvgaç'ı (Tabgaç=Tamgaç) bir ünvan olarak almaları hem Çin'in yüksek medeniyetinden, hem de Kaşgar, Hoten, Yar Kend ve diğer bazı şehirleri hâkimiyetleri altında bulundurmalarından ileri geliyor. Kaşgarlı, Kaşgar'ın Aşağı Çin (es-Sînu's-suflâ) olduğunu bildiriyor.

Kara Yağmalar'a Kara Yağma denildiği gibi, hanların da bu rengi ünvan olarak kullandıkları görülür. Kaşgarlı da bunu belirtiyor ve Buğra Kara Hakan misalini verip "bunun bir de hikâyesi vardır" diyor. Fakat bu hikâyeyi anlatmıyor. Yukarıda Abakan kitâbeleri arasında Kara Kan (Han) yazılı iki kitâbe görülmüştü. Bazin'in bu Kara Kan (Han)'ın Kara Türgiş hükümdarı olduğu görüşünü ileri sürdüğü de orada kaydedilmişti48. Bu husus ne olursa olsun anılan kitâbeler Kara Han Unvanının "Kara Kan" şeklinde daha önce hükümdarlar tarafından kullanılmış olduğunu gösteriyor.

İlig ("İllig ): Bu ünvanın da Beş Balık - Koçu Uygurları'nın hanları tarafından kullanıldığı görülmüştü.

Sağun ( iyi-) ve Kök Sağun ( o>- )'a gelince, bu Unvanlar belki son zamanlarda (Kara Hıtay hâkimiyeti devrinde) hânedana mensup bazı küçük hükümdarlar ve şehzâdeler tarafından taşınmış olabilir. Kaşgarh'nın sağun'un, sadece Karluk büyüklerinin ünvanı olduğunu söylemesi, şüphesiz bu husus ile ilgilidir. Yusuf Has Hâcib ise bu ünvandan hiç söz etmez. Sağun'un da Uygurlar tarafından kullanılmış olması pek muhtemeldir. Nitekim, Sâkün adını taşıyan bir Uygur emîrinden söz edilmişti.

Kara Hanlı hükümdarlarıda Gök Türk ve Uygur kağanları gibi bir çok Unvanları ile birlikte anılmışlardır:

a- Tavgaç Uluğ Buğra Kara Han Ebû Ali Hasan bin Arslan Han: Bu, Yusuf Has Hâcib'in Kutadgu Bilig adlı kitabını ithaf etmiş olduğu Kara Hanlı hükümdarıdır. Bu hükümdar, Yar Kend'de düzenlenmiş bir mahkeme ilâmında şöyle anılıyor: Tavgaç Buğra Kara Hakan Ebû Aliyyinu'l-Hasan bin Süleyman Arslan Kara Hakan. Bu hükümdarın ölümü 1102 veya 1103 yılındadır.

b- Alp Kutlug Tofta Bilge Kılıç Tamgaç (Tabgaç-Tavgaç) Hakan: Bu, es-Semerkandî'nin Sindbâz-nâme adlı eserini ithaf ettiği hükümdarın Türkçe Unvanlarıdır. Bu hükümdarın adı Mes'ud idi; 1178 yılında öldüğü sanılıyor.

c- Alp Kılıç Tona Bilge Türk Tuğrul Hakan: Bu, da Fergana'da hükümdarlık etmiş olan el-Hasan b. el-Hüseyin'in Türkçe Unvanları olup 1132 yılında yaptırdığı türbesinin kitâbesinde görülmektedir.

Hânedan mensubu olan kızlar katun Unvanı ile anılıyorlardı. Kaşgarlı, katun'u Efrasiyâb kızlarından olanların taşıdıklarını söylüyor. Hanlar'ın hatunlarına ise Terken Hatun deniliyordu ki, imparatoriçe anlamma geliyor. Terken, Kara Hanlılar'dan Harizmşahlar'a da geçmiştir. Selçuklular'da bu ünvanı Melik Şah'ın hatunu ile Sultan Sancar'ın hatunu taşıdılar. Ancak her iki Terken Hatun da Kara Hanlı hânedanına mensup idiler. Yani bu Unvanı Selçuklu sarayına onlar getirdiler. Selçuklular'da Kara Kanlı hânedanına mensup olmıyan hatunların bu Unvanı taşıdıkları hakkında misallere rastgelemedim.

Kara Hanlı şehzâdelerinin tigin (tegin) Unvanını taşıdıkları biliniyor. Kaşgarlı bu kelimenin aslında kul, köle anlamında olduğunu söylüyor. Kaşgarlı'yı böyle bir görüşe götüren sebep, kendi zamanında tigin'in, İslâm ülkelerinde kölelere ad olarak verilmekte olması idi. Bununla beraber Kara Hanlılar devleti sona erinceye kadar tigin (tegin) ünvanı, şehzâdelere verilmiştir.

Şehzâdeler bunu bazan adları ile birlikte taşıyorlardı:

Ali Tigin, Cafer Tigin, Hasan Tigin, Böri Tigin, Yağan Tigin. Çok defa da, bir çoğunu hükümdarların kullandığı şeref Unvanları ile birlikte taşıdılar: Arslan Tigin, Buğra Tigin, Çağrı Tigin, Toğrıl Tigin, Toğan Tigin, Alp Tigin, Yınal Tigin. Bir de memuriyet ünvanı ile kullanılmış olanı var: Sübaşı Tigin. Harizmî, Mefâtihu'l-ulûm'da Yinal Tigin'in yabgu ve diğer hükümdarların veliahdları tarafından kullanılan bir ünvan olduğunu kaydediyor. Fakat bunu doğrulayan herhangi bir delile sahip değiliz. Devlet adamları ile kumandanların er ögi, öge, il begi, inanç beg, çavlı beg gibi şeref Unvanları taşıdıkları anlaşılıyor. Kaşgarlı, tarhan'ın İslâmlıktan önce kullanıldığını ve arguca olduğunu söylüyor. Yusuf Has Hâcib'de bu ünvandan hiç söz etmiyor.

Sonuç olarak Kara Hanlı hânedanı mensupları, devlet adamları ve kumandanlar, daha çok Unvanları ile anılıyorlar ve tanınıyorlar. Hânedan azasının Unvanları arasında, başlıca üç hayvanın tona, (>Tonga) arslan ve buğra (nadir olarak da yağan=fıl) gibi hayvanların adları bulunuyor. Bunlardan tofla'nın Gök Türk hânedanından bir şehzâde (Tona Tigin), arslanm da Beş Balık - Koçu Uygur hanlarından biri tarafından taşındığı görülmüştü. Buğra ise Kara Hanlı hânedanına mahsus görünüyor ve daha önce ona bir ünvan olarak rastgelinemiyor. Ünvan olarak avcı kuşlardan ise toğrıl (>Tuğrul>Tonrul>Donrul), çağrı toğan (>doğan) ve çawlı (>çavlı)'nın adları taşınıyor. Bunlardan, Uygurlarca toğrıl ve toğan Unvanları kullanıldığı gibi yine onlar arasında şıfikur (sunkur)'un da ünvan şeklinde taşındığı görülmüştü. Kaşgarlı, sunkur'un tuğrul'dan sonra geldiğini yazıyor fakat onun diğerleri gibi ünvan olarak kullanıldığını söylemiyor. Bu kuşlara laçın'ı ve turumtay'ı da ilâve etmek lâzımdır. Çünkü, adı geçen müellif onların da ünvan şeklinde taşındığını bildiriyor. Çavlı da bir avcı kuş adıdır. Kaşgarlı, onu da şâhin kelimesi ile karşılıyor. Çavlı'nın da ünvan olarak kullanıldığı Yusuf Has Hâcib'in sözlerinden anlaşılıyor.
Şu izahlardan sonra, muhtelif zamanlarda ad ve ünvan olarak kullanılmış olan avcı kuşların isimlerini, ehemmiyetlerini göz önüne alarak, bir liste halinde vermek yerinde olacaktır.

Kara Kuş: Bu, kartal'ın eski lehçelerdeki adıdır. Şimdi de Anadolu'da kartal ile birlikte kullanılır. Yani orada çok yerde kara kuş deyince kartal, kartal deyince kara kuş anlaşılıyor. Kaşgarlı, kara kuş'u arapçaya "el-'ukâb" kelimesi ile karşılıyor ki, diğer eski sözlüklerde de öyledir. Kara kuş'a eskiden, kartal'dan başka57, Çal Kara kuş, Tülü Kuş, Bay Kara, Uç Kara adlarının da verildiği anlaşılıyor.

Toğrıl>Toğrul: "Avcı kuşlardan biri, bin kaz öldürür bir tanesini yer. Erkeklere de Toğrul adı verilir". Anlaşılacağı üzere toğrıl Kaşgarlı devrinde (XI. yüzyılda) efsanevî bir kuş haline gelmişti. Kaşgarlı toğrıl'ı arapça bir söz ile karşılayamıyor ve onu sözle anlatıyor. Eski Türkolog Arab âlimleri de bu kuşu, Kaşgarlı gibi, sadece tarif etmişlerdir.

Ebû Hayyân da toğnl (>toğrul)'u Kaşgarlı'ya benzer bir şekilde anlatıyor:

"toğrul tanınmış bir kuştur. O turnalar üzerine gönderilirse bir biri arkasından ikisini de tepeler, hepsi gelseler de onları da telef eder. Ancak bunlardan ilk avladığını yer". Ebû Hayyân'ın bu sözleri, toğrıl ile ilgili inanışın XIV. yüzyılda Mısır'daki Memlûk Türkleri arasında da devam ettiğini göstermesi bakımından ilgimize lâyıktır. XIII. yüzyılda togrıl'ın Araplar'ın 'anka, Iranlılar'ın slmurg dedikleri efsanevî kuşun adı olduğuna inanıldığı anlaşılıyor. Toğrıl>Toğrul, Tonrul ve Donrul şekillerinde uzun müddet Türkiye'de şahıs adı olarak kullanılmıştır.

Sunkur>Sunkur(>Sungur): Kaşgarlı, Sunkur'un Toğrıl'dan sonra geldiğini söylüyor. Arapça ve Farsçaya da geçmişti. Bilhassa Selçuklular devrinden itibaren bu kuşun adının ünvan ve ad olarak yaygın bir şekilde kullanıldığı görülecektir.

Laçın: Kaşgarlı ve diğer bütün müellifler tarafından şâhîn kelimesi ile karşılanmıştır.

Toğan>doğan: Kaşgarlı'da görülemiyor. Halbuki XI. yüzyılda bu adı taşıyan bir Kara Hanlı hükümdarı vardı. Toğan, Mısır'da yazılmış Türk dili ile ilgili eserlerin bir çoğunda el-bâz kelimesi ile karşılanmıştır. Bâz avcı kuşlardan bir türün adı olup Hamdullah-ı Müstevfye göre, çoğunlukla dişi idi ve şâhin bu türün erkek çeşitlerinden birine deniliyordu.

Çagrı: Görmüş olduğumuz gibi, Kaşgarlı çağrı'yı, es-sakr kelimesi ile karşılıyor; bu kuşun farsça adı da çarg'dır. Osmanlı devrinde çakır denilen kuş aynı kuş olmalıdır. Bu adların hepsi arasında bir benzerlik olduğu görülüyor.

Çavlı: Kaşgarlı, görmüş olduğumuz gibi, bu kuşun adını da eş-şâhin kelimesi ile karşılamıştır. Başlıca eski sözlüklerde göremedim. Çavlı'nm şahıS adı olarak XI., XII. ve XIII. yüzyıllarda Selçuklu emirleri arasında yaygın bir ad olarak kullanıldığı görülecektir.

Kaynakça
Kitap: TURK DEVLETLERİ TARİHİNDE ŞAHIS ADLARI I
Yazar: Faruk SÜMER
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Kara Hanlılar'da Türkçe Adlar

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 May 2011, 21:08

Turumtay: Kaşgarlı'nın bunu da "avcı kuşlardan biri" şeklinde tarif ettiğini ve ünvan (lakap) olarak da verildiğini yazdığı daha önce görülmüştü. Bu ad yine onun sözünü ettiği Kay, Yabaku, Basmıl gibi kavimlerin diline ait olmalıdır. XI. Yüzyılda İslâm ülkelerinde bu kavimlere ve bunlardan bilhassa Kaylar'a mensup pek çok Memlük'ün bulunduğu anlaşılıyor. Nitekim Kaşgarh'nın zikrettiği bir deyişte Turumtay adlı bir kölenin adı geçer. Bununla beraber emirler arasında bu adı taşıyanlara nadiren rastgelinir.

Balaban: Balaban da avcı kuşlardan biridir. Fakat bu kuşun adı Kaşgarlı'da olmadığı gibi, Çağatayca sözlüklerde de görülemiyor. Bu, balaban'ın Orta Asyalılar'ca bilinmediğini gösterebilir. Tercumân-Turkî-Arabî'de Balaban es-sakr yani çağrı (çakır) kelimesi ile tercüme edilmiştir. Bu adın Türkiye'de ve bilhassa Mısır Memlükleri arasında yaygın adlardan biri olduğunu şimdiden kaydedelim.

Bunlardan başka yine avcı kuşlardan Karkuy (Karku) vardır ki, bu bizim atmaca dediğimiz kuştur. Karkuy'un ad olarak kullanıldığına dair bir misale rastgelemedim. Atmaca'nm ise XVI. yüzyılda Anadolu'da ad veya lakap olarak, nadir de olsa, kullanıldığı görülüyor.
Hamdullah Müstevfî, Türkler'in bâz'a karcıka, dâl'a (kara kartal) kâcar, en-hesr yahut kerkes'e (akbaba) yörtçer veya Kaçar, 'ukâb'a (kara kuş-kartal) berkut dediklerini yazar ise de, bunlar Kaşgarlı'da ve diğer eski eserlerimizde (Moğol devrinden önce yazılmış) görülemiyor.

Kara Hanlı hakanları bir taraftan Efrâsiyâb'ın torunları olduklarına inandıkları, diğer taraftan kendilerini, Aşağı Çin ülkesinin hükümdarları saydıkları halde, ne Şehnâme'yi Türkçeye çevirtmişler, ne de Çin imparatorları gibi, yıllıklar yazdırmışlardır. Kara Hanlılar devrinin tarihine dair bilgilerin azlığı buradan geliyor. Bu az ve yetersiz bilgilerin çoğu da İran'da yazılmış kaynaklardan elde ediliyor. Eğer sikkeler de olmasa, hânedanın bir soy kütüğünü yapmak bile mümkün olamayacak idi. Mamafih hanları bu hususta fazla muaheze etmeye hakkımız yoktur. Çünkü, selefleri Sâmânî hükümdarlarının tarihlerini de Horasan'da yazılmış vekayinâmeler'den öğrenebiliyoruz. Mâverâünnehr, her devirde ilim adamları pek çok olan İslâm ülkelerinden biri olmuştur. Öyle ki bu ülke adları İslâm âleminin her tarafında bilinen, el-Buharî, el-Fârâbî, İbn Sina, Mâturîdî, Merginânî, Ulug Beğ gibi birinci sınıf ilim adamları yetiştirmiştir. Bu böyle olmakla beraber Mâverâünnehr "ulemâsından" kayda değer tarihî bir eser yazmış bir ilim adamı çıkmamıştır.

Timur'un Zafernâme'lerini yazan iki müverrihin de İran'lı olduklarını söylersek maksadımızı daha iyice ifade etmiş oluruz. Kirman ve Taberistan gibi yerlerde tarihî eserler yazılabiliyor, ilim adamlarının kaynaştığı Mâverâün-nehr'de bu mahiyette kitaplar meydana getirilmiyor. Harizm-Şahlar'ın tarihleri de İranlılar tarafından kaleme alınmıştır. Bu, gerçekten hayret verici bir husustur. Halbuki Taberî tarihi Mâverâünnehr'de farsçaya döndürülmüş ve Ceyhanî de mühim coğrafya eserini aynı ülkede yazmıştı.

İşte bu sebepten Kara Hanlılar devrindeki Türkçe adlara dair aşağıda verilen liste, Gazneli ve Selçuklular devrilerindeki listeler gibi zengin değildir. Bu listede Kaşgarlı'daki ad ve Unvanlar ile diğer kaynaklarda bulunabilen bir kaç isim ve ünvan görülecektir. Listede Kaşgarh'nın açıklamaları çok defa aynen ve tırnak içinde verilmiş, başka kaynaklarda elde edilen ad ve Unvanlar ise * işareti ile gösterilmiştir.

Abdü'l-CeIu Çağrı Subaşı b. Mûsâ b. Emlük: Yarkend'de bulunmuş olan 1082 (veya 1109) tarihli bir mahkeme ilâmındaki şâhitlerden biri.

Abı: Erkek adlarından.

Aduk: Aynı yerde bulunmı olan 1090 tarihli uygurca tarla satış senedindeki şâhitlerden: "men Aduk tanukmen=ben Aduk, ben tanık'ım".

Ahmed Arslan: 1080 tarihli tarla satış senedindeki satıcılardan biri70. Bu, Ali Subaşı ile birlikte Yarkend'e bağlı Rabul köyündeki bir yeri İshak Celeb'e 800 yarmak'a (akça) satmıştı.

Ala Muhammed Çor Oğlı Mûsâ: 1080 tarihli satış senedindeki şâhitlerden.

Alp Aya: Erkek adlarından.

Alp Er Tona: Kara Hanlı hânedanı ve aydınlarına göre Şehnâme'deki Efrâsiyâb'ın türkçe adı. Kaşgarlı'da diğer bir yerde ve Kutadgu Bilik'te: Tona Alp Er şeklinde geçiyor.

Alp Kara: Kara Hanlı hanedanından Buhara bölgesi hükümdarı Ali Tigin'in (ölümü: 1034) kumandanlarından. Bu, şüphesiz kumandanın Unvanıdır. İbn'ül-Esîr'e göre, Selçuk oğlu Arslan Yabgu (veya Beygu)'nun Gazneli Mahmud tarafından Hindistan'da hapsedilmesi üzerine (1025), Ali Tigin Selçuk oğlu Mûsâ oğlu Yûsuf'a ağır dirlikler vermiş, Emîr inanç Beygu ünvanı ile onu bütün Oğuzlar'ın başı yapmıştı. Yine aynı müverrihe göre Ali Tigin'in böyle davranmaktan maksadı, Yûsuf ile amcası oğullan Muhammed Tuğrul Beğ ve Dâvud Çağrı Beg'in aralarını açıp birbirine düşürmek idi. Fakat o, bu gayesine erişemedi; Yûsuf onun isteklerinden hiçbirini yerine getirmedi. Bunun üzerine Ali Tigin, kumandanı Alp Kara'ya inanç Beygu'yu öldürmesini emretti. Alp Kara da Yûsufu öldürdü. Fakat Selçuklular yapılan bu savaşta Alp Kara'yı yenip öldürdüler (1029). Savaştan önce Alp Arslan doğmuş ve Selçuklular bunu uğurlu saymışlardı.

Alp Tigin: Kara Hanlı Ali Tigin'in oğullarının 1036 yılında Gazneli Sultan Mes'ûd'a gönderdikleri elçilerden birinin adı veya ünvanı.

Altun Tarım: Hânedana mensup büyük hâtûnların ünvanı.

As: Câriyelere verilen adlardan.

Atâ Sağun: Türk tabiblerine böyle denilir. Türkler'in üzerlerinde büyük nüfuzları olan, tabibierine, kam gibi manevî şahsiyetlerine ata ve dede demiş olmaları muhtemeldir: Korkut Ata. Esasen XI. ve XII. yüzyıllardaki bir çok Müslüman Türk şeyhlerinin bu ünvan ile anıldıklarını biliyoruz: Zengi Ata

Atış: Erkek adlarında, " at- fiilinden atı-ş" atma", bilhassa "ok atma" anlamına geliyor.

Ayas: Ayas kök, açık hava, açık göz demektir. Yüzleri parlak olduğu için kölelere ad olarak verilir. Gerçekten, Gazneliler'de, Selçuklular'da, Eyyûbîler ve Memlükler'de pek çok emîrin bu adı taşıdığı görülecektir. Bu kelime, bizim dilimizde olduğu gibi, "ayaz" şeklinde de söyleniyor.

Azak: Oğuz beylerinden bir büyüğün adı. Başka kaynaklarda bu tanınmış Oğuz beyine dair herhangir bir bilgiye rastgelinemiyor.

Badruk: Erkek adlarından.

Bârmân: Hâtıralara göre Alp Er Tofla'nın oğlu; Barman kasabasını kurmuştur.

Barsgân: Efrâsiyâb'ın oğlunun adı. Barsgan'ı o kurmuştur. Burası Kaşgarlı Mahmud'un babasının şehridir. Deniliyor ki bu Uygur hanının seyisinin adıdır. Bu seyis havası güzel olduğu için atları burada yetiştirmiş ve bundan dolayı şehir onun adını almış". Bu rivayet Beş Balık - Koçu Uygur hükümdarı Alp Arslan Han'ın (889-947) hâkimiyetini Nuc Barshan'a dek uzattığı hakkındaki sözleri teyid etmesi bakımından bir değer taşıyabilir. Müellifimizin, babasının bu şehirden olduğu hakkındaki sözleri açıktır.

O bir yerde:

"Kuşun kötüsü saksağan
Ağacın kötüsü azgan
Yerin kötüsü kazgan
Halkın kötüsü Barsgan" dörtlüğünü kaydettikten sonra bunu izah ediyor ve son mısra için: "insanların en rezili Barsganlılar'dır. Çünkü onlar kötü huylu ve hasis tabiatlıdır" sözlerini söyleyerek, babasının hemşehrileri hakkındaki umumî kanaati ifade ediyor. İslâm kaynaklarında bu şehirden daha ziyâde, Barsfoan şeklinde söz edilir. Daha önce de söylendiği gibi, Temîm b. Bahr el-Muttavvirden itibaren adı geçen kaynaklarda bu şehir ve yöresi, halkı ve hükümdarları hakkında bir takım kayıtlara rastgelinir. Barsgan, anlaşıldığına göre, Issıg Göl'ün güney doğusunda bulunuyordu. Temîm'e göre Barshan (onda Nevşicân yahut Nûşicânu'l-â'la) bölgesinde dört büyük ve dört küçük şehir vardı. Buradan silahları tam yirmi bine yakın atlı çıkıyordu. Barshanlılar bahadırlıkta Türkler'in en başta gelenleri idiler. Öyle ki onlardan yüz kişi Karluklar'dan bin kişi ile savaşabilir. Temîm'in bu sözlerinden açıkça anlaşılıyor ki Barshanlı Türkler, Karluklar'dan olmadıkları gibi, Yağmalar'a yani Kara Hanlılar'ın çıktığı topluluğa da mensup değillerdi. Yınal Tigin Unvanını taşıyan Barshan hükümdarının 1049 yıllarında Kara Hanlı hânedanmdan birini yenerek öldürdüğü biliniyor. Bütün bunlardan Barsgan (Barsgan) Türkleri'nin Batı Gök Türkleri yani On Oklar'a mensup olduklarını kabul etmek veya düşünmek yersiz bayılmaz.

Begeç: Tiginler'in ünvanı. Bu yumuşak kefle söylenir ise küçültme bildirir ve beyceğiz anlamına gelir.

Begeç Arslan Tigin: Yapılan büyük bir savaşta Yabaku topluluğunun başı Büke Budraç'ı tutsak alan Kara Hanlı şehzâdesi. Bu başarısından dolayı ona "gâzi" lakabı da verilmişti.

Beg Tüzün: Tüzün, yumuşak huylu ve asil demektir. Beg Tüzün yukarıda anılan uygurca tarla satış senetlerinde geçiyor: "men Beg Tüzün sü başı og->lı tanukluk bir (ür)r." Sâmânî ve Buveyhî emirlerinden bazılarının bu adı veya sadece Tüzün adını taşıdıkları ileride görülecektir.

Begi: Erkek adlarından. Moğollar'da beki şeklinde bir ünvanın olduğunu biliyoruz. Selçuklular devrinde Anadolu'da bu adı taşıyan bazı emirler görülecektir.

Beğlen: Erkek adlarından. Müellifimiz buna "beye sahib ol" anlamını veriyor.

Bektur: Erkek adlarından. Bek-tur herhalde, "sağlam dur, pek tur" demektir.

Bilge Beg: Bu, erkeklere verilir, akıllı, âlim, hakîm anlamındadır.

Boluç: Erkek adlarından.

Bögü: Bilgin, akıllı, hakîm (bilge) demektir. Bögü Bilge de denilir.

Budraç: Bk. Büke Budaç.

Buğra Beg: 1080 tarihli tarla satış senedinde geçiyor.

Burslan: Erkek adlarından. Burslan, beber (bir tür kaplan) demektir. Bununla beraber kitabın daha sonraki cedvellerinde bu ada rastgelinemiyecektir. Çünkü, başka kaynaklarda görülemedi.

Büke Budraç: Buradaki büke Cengiz Han devrinde Moğollar arasmda taşınan boko (>bökö) ünvanı ile aynı olabilir. Araştırıcılar boko (>bökö)'nun pehlivan anlamına geldiğini söylüyorlar. Kaşgarlı'ya gelince, bu müellif büke'nin büyük yılan (A > anlamında olduğunu yazar. Budraç (>buzraç), türkçe bir kelime gibi görünüyor ve moğolca adlar arasında -ç, -aç ekleri ile sona eren adlara rastgelinemiyor. Ancak budraç (>bodraç) ile ilgili bir fiil veya isime de rastgelinemedi. Halbuki bu adın anlamının ortaya çıkarılması Yabaku kavminin aslının bilinmesinde, şüphesiz, bize yardım edebilirdi. Kaşgarlı Yabakular'ı kendi dilleri (luğat) olmakla beraber, türkçeyi de bilen Kay, Basmıl ve Tatar gibi kavimlar arasında sayar. Yine aynı müellife göre Büke Budraç yedi yüz bin kişilik bir kuvvetin başında İslâm ülkesine saldırmış ise de Kara Hanlı Begeç Arslan Tigin, kumandasındaki kırk bin kişilik bir ordu ile Yabaku başbuğunu yenip tutsak almıştır. Budraç ne kadar, güçlü, korkulafı, ünlü bir başbuğ olmalı ki, onun için söylenmiş bazı şiirleri, Kaşgarlı eserinde yer vermiştir. İbnu'l Esîr'in bildirdiğine göre, yüz bin çadırlık pek kalabalık bir Hıtay topluluğu İslâm ülkesine girerek Balasagun'a sekiz günlük bir mesafeye kadar ilerlemiş Kara Hanlı Toğan Han hasta yatağından kalkıp onları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu hâdise, yine aynı müverrihe göre 408 (1017-1018) yılında olmuştur. Diğer bir rivayete göre aynı olay Ali Oğlu Ahmed Kara Han zamanında ve 430 (1038) yılında cereyan etmiştir. Bu, Büke Budraç ile yapılan savaş olabilir.

Cibril (b. Mûsâ b. Bukçar): Yarkend mahkeme ilâmındaki şâhitlerden. Bukçar'ın ne anlama geldiğini bilemiyorum. Cibril de Cibrâîl (Cebrâil) demek olup o zamanlar bu gibi adlar Horâsan, Mâverâünnehr ve Türkistan müslümanları arasında kullanılmakta idi.

Çag'a: Delikanlılara verilen adlardan. Bugün bile Anadolu'nun bir çok yerlerinde çocuğa çağa deniliyor.

Çefişi: Hoten beyinin adı. Hoten'in fethine bu bey âmil olmuştur. Çefişi'nin Çemşid'den çevrilmiş olduğunu söylerler. Çefişi'nin daha önce Uygurlar ve Yenisey beyleri arasında kullanılmış bir ünvan olduğu görülmüştü. Şüphesiz Çefişi Hoten beyinin adı değil Unvanı idi.

Çuçu: Bir Türk şâirinin adı.

Çuğlân: Karluk büyüklerinin adlarından. Kaşgarlı herhalde Unvanlarından demek istiyor. Başka bir yerde bu şekilde ne bir ad ve ne de bir Unvana rastgelinebildi.

Daha önce görüldüğü gibi Gerdizî'de Karluklar tarafından öldürülen son Türgiş kağanının adı: jhıtuğlân ( muj ) idi.

Erwüz: Erkek adlarından. Bu Harizm-Şahlar devrindeki adlar arasında göreceğimiz Er boz ile aynı olmalıdır.

İnal: Anası asil, babası asil olmayan gençlere verilen ad (isim). Inal'ın Uygurlar arasında yaygın Unvanlardan biri olduğu görülmüştü. Yenisey beyleri arasında da bu ünvanı taşıyan bir bey vardı. Inal'ın Oğuzlar ve Kıpçaklar arasında da bir ünvan olarak kullanıldığı görülecektir. Fakat adı geçen Türk kavimlerinde de bu ünvanm Kaşgarh'nın söylediği anlamda kullanıldığını kabul etmek güçtür. Oğuz yabgularının Inal'ı ünvan olarak kullandıkları görülüyor: Ala atlı Kişi Tonlu Kayı inal Han. Tiken Bile Er Biçken Kayı inal Yafgu.

İnal Öz: Kıpçak (Kıfçak) hanlarından (mulûk) biri. Tabar (Tapar) adlı oğlu vardı.

İnanç Beg: "inanç, güvenilen, inanılan, inanç Beg buradan gelir ki, inanılan, güvenilen beg demektir."

Kaçaç: Câriyelere konulan adlardan. Bir tür Çin ipekli (dîbâ) sine de kaçaç deniliyor. Kaçaç adı buradan gelmiş olabilir.

Kalalduruk: Erkek adlarından. Böyle bir ada başka bir yerde rastgelinemedi; manası hakkında da hiç bir fikrim yoktur.

Kafili: "Kıpçaklar'dan büyük kimsenin adı". Anlaşılacağı üzere bu Kıpçak (Kıfçak) büyüğünün başında bulunduğu kol sonra onun adiyle anılmıştır. Kaşgarlı yük taşman arabaya da Kafili denildiğini yazıyor. Oğuz destanında da Kanlı topluluğunun admın buradan (araba anlamındaki kanlı'dan) geldiği söyleniyor. Anadolu'daki köylerin çoğunda kağnıya "gafili" deniliyor.

Kapan: Erkek adlarından. Bu ad'a seyrekçe rastgeliniyor. Kapan, kap- fiili ile ilgili olarak, "elde eden, püskürten, hücum eden" anlamında olabilir. Gerçi bunun kapgan (>kap-ğart) olması gerekirse de, aynı yüzyılda -gan fiil isim ekinin g'sı ve g'si düşmüş bir çok adlar görülüyor, meselâ Bozan.

Katmış: Erkek adlarından. Şüphesiz Katmış, kat-fıilinden. Kat-mış "katan, ilâve eden" anlamını ifade ediyor, -mış fiil isim (participe) eki ile yapılmış bir isimdir. İleride pek çok adın en çok bu fiil isim eki ile yapılmış olduğu görülecektir.

Kawşut: Erkek adlarından. Kaşgarlı ayrıca bu kelime hakkında izahat veriyor ve "iki hanın ülkelerinin emniyeti için, buluşup barışmaları" anlamına geldiğini yazıyor. Müellifimiz bu adın kawuş- fiilinden geldiğini açıklıyor89. Buna göre kavşut (kavuş-u-t>kavş-u-t) "barış" demek oluyor. Selçuklular devrinde bu adın taşındığı görülecektir.

Kılıç Han: Hakanların Unvanlarından.

Kiçmiş Tigin: 1090 tarihli tarla satış senedindeki şâhitlerden.

Koftuş: Herhalde kon-fıilinden yapılmış bir isim olmalı: kon-u-ş "konma", dur-uş, at-ı-ş, bak-ı-ş, yürü-y-üş, kalk-ış gibi. Bu ad bazen Toftuş şeklinde de
geçiyorsa da buna mana vermek güç gibi görünüyor. Konuş nadir görülen adlardan biridir.
Koftuş, Buhara hükümdarı Kara Hanlı Ali Tigin'in kumandanlarından idi. Ali Tigin'in ölümünden (1034) sonra Ali Tigin'in oğullarının Selçuklular ile aralarının açılmasına bu emir sebep olduğu gibi, Gazneli devleti topraklarına yapılan akınlar da (aynı yılda=1034) onun kışkırtmasından ileri gelmişti.

Kök Sağun: Cüveynî'ye göre Kara Hanlılar'dan Semerkand hükümdarı Celâleddin Ali Çağrı Han'ın (1156-11) ünvanı. Görüldüğü üzere bu hükümdarın Unvanı Çağrı Han'dır. Kök Sağun, onun şehzâdelik Unvanı olabilir. Celâleddin Çağrı Han, geniş çapta yağmacılık hareketlerinde bulunan Karluklar'ın Mâverâünnehr'deki varlıklarına son verdirmiş başarılı bir hükümdardı.

Köl Bilge Han: "Bir Uygur hanının adı (ünvanı). Bunun manası aklı göl kadar (geniş) demektir. Burada çokluğu göstermek için su irkilen yere benzetilmiştir. Bögü Bilge de denir ki akıllı demektir".

Köl Irkın: "İrkin suw= İrkinti su; her toplanmış şeye de böyle denir. Bundan alınarak Karluk büyükleri Köl İrkin Unvanını taşırlar. Bu da aklı göl gibi toplanmış, dolmuş manasına gelir". İrkin 'in Gök Türkler devrinden beri kullanılan bir ünvan olduğu biliniyor. Hatta Gök Türk ülkesinin çok kuzeyinde yaşayan Bayırkular'ın Kapgan Kağan devrindeki başbuğları da Ulug İrkin Unvanını taşıyordu. Oğuzlar'da da bu Unvanın kullanıldığı görülecektir.

Kulbâk: "Balasagun dağlarında zamanını tanrıya yalvarmakla geçirmiş (zâhid) bir Türk'ün adı. Söylediklerine göre Kulbak sert bir kara kayaya; "Tanrı kulu Kulbâk" yazmış. Kara kaya apak olmuş; Ak kayaya aynı sözü yazmış, ak kaya kapkara olmuş. Bunların izleri henüz orada görülüyormuş". Gazneliler'de bir emîrin aynı adı taşıdığını biliyoruz.

Kuluc: Erkek adlarından. Bu şekilde bir ada başka yerde rastgelinemedi.

Kumuk: "Bir zamanlar yanında bulunduğum beylerden biri". Kaşgarlı, Kumuk'un münhasıran at gübresine denildiğini de açıklıyor. Aynı müellif diğer bir yerde: "Kumukladı - at tersledi- demektir. Bir kimseyi Kumuk'a nisbet edersen böyle denir. Kumuk, bir adamın adıdır" sözlerini söylüyor97. Kaşgarh'nın yanında bulunduğu Kumuk adlı emîr hakkında hiç bir bilgimiz yoktur. Onun, tanınmış, büyük bir bey olduğu anlaşılıyor. Kafkasya'daki Kumuk kavmi ile bu bey arasmda sadece bir ad aynılığı mı söz konusudur? Bu hususta bir şey söylemek benim için mümkün değildir.

Kutan: "Bu da Kapan gibi, erkek adlarındandır". Selçuklu devrinde bu adı taşıyan bir emîr görülecektir.

Kutlug: 1080 tarihli tarla satış senedinde geçiyor.

Kutlug Tigin: "Kölelelere verilen adlardan, manası kutlu köle demektir". Küç Tigin: Kara Hanlı şehzâdelerinin taşıdığı Unvanlardan.

Kümüş - Gümüş: "Cariyelere verilen adlardan". Şimdi de köylerde bu adı (Gümüş) taşıyan kadınlara rastgelinir.

Kümüş Tigin: "Köle adlarından, rengi gümüş gibi saf köle demektir".

Kümttş Tigin: Kara Hanlılar'dan Muhammed Han'ın babası. Kümüş Tigin, İbrahim'e oğlu Tafgaç Han'ın torunu idi.

Mikayil Arslan Subaşı: 1080 tarihli tarla satış senedinde geçiyor: men Mekâyil Arslan sübaşı Tanuk men". Buradaki Mekâyil, şüphesiz Mikâîl'dir. İsrafil, Cibrâîl, (Cebrâîl), İsrâil gibi adlar o devirlerde Mâverâünnehr ve komşu Müslüman ülkelerinde kullanılıyordu.

Muhammed Çakır Tona Han: XI. yüzyılda yaşamış Kara Hanlı hükümdarlarından100. Bu, aşağıdaki Nizâmeddin Togan Tigin'in babası idi.

Mûsâ Tigin Öge: Kara Hanlı Ali Tigin'in oğullarının 1036 yılında Gazneli Sultan Mes'ud'a gönderdikleri elçi101. Bu elçinin, hem Ali Tigin'in oğullarının akrabası hem de yüksek mevkili biri olduğu görülüyor.

Nizâmeddin İsrafil Togan Tigin: Bu Kara Hanlı şehzadesi babasından naklen, müellif Kaşgarlı'ya Zulkameyn'in Uygur ülkesine girişi ve orada şehirler yapması ile ilgili olarak bir rivayet anlatmıştı, buradaki İsrâfıl adı, Selçuk'un oğullarının Mikâîl ve İsrail gibi adları hangi tesir ile aldıklarını gösterebilir.

Otamış: "Erkek adlarından". Bu ota- "tedavi etmek" veya Uta- "ekin biçmek, budamak" fiillerinin birinden gelmiş olmalıdır. Abbasîler devrindeki Türk asıllı büyük emirlerden birinin de bu adı taşıdığı görülecektir. Hotamış Türkmen oymağının adının aslı da'ınuhtemel olarak aynı isimdir.

Öger: Öger, şüphesiz, ög- fiili ile -er isim fiilinden yapılmış bir addır. Bu, Ali Tigin'in oğullarının tanınmış ve cesur kumandanlarından idi. 1034 yılında Tirmiz şehrinin muhasarası esnasında kaleden atılan bir mancınık'taşının isabeti ile hayatını kaybetmişti.

Sağun: "Karluk büyüklerinin ünvanı". Sağun Unvanının Kara Hanlılar'dan bazı şehzâdeler ve küçük bir yerin hükümdarlarınca da taşındığı anlaşılıyor.

Satıg Muhammed Çalap: 1090 tarihli tarla satış senedinde geçiyor: "men Satıg Muhammed Çalap ta (nuk) men". Buradaki Satıg, şüphesiz, satış ve satma demek olan satıg kelimesidir. Türkiye türkçesinde bu kelime, iki ve iki heceden fazla kelimelerin hepsinde olduğu gibi, ğ ekinin düşmesi ile, satı halini almıştır. Çalap'a gelince, bu senetlerde daima veya çok defa, adların sonunda görülüyor: "men Ismâîl oglı Hasan Çalap atçı tanuk men - Hüseyin Oglı İshak Çalap - ka tört katı birle sattım - Uzun Hasan Çalap tanuk men - men Seli Çalap inişi Muhammed tanuk men". Bu Uygurca senetlerde bulunan Çalap'ın eski Anadolu türkçesinde Çalap ile hiç bir ilgisi olmadığı görülüyor. Bu Çalap'ın aslı cellâb olup "köle taciri, köle ve hayvan getirip satan"a denilir. Nitekim aynı yere ait olan arapça ilâmda İshak el-Cellâb'ı görüyoruz ki bu, uygurca satış senetlerindeki İshak Çalap'tan başkası değlidir. İshak Çalap vesikalardaki alıcı olan kimsedir. Arapça ilâmda ise yaptırmış olduğu mescidin davaya konu olan arazinin karşısında bulunması dolayısı ile geçiyor. Yine yukarıda görülen İsmail Oğlu Hasan Çalap atçı, kelimenin gösterdiği gibi at taciri yani bir canbazdı.

Selçük: "Şimdiki sultanların dedelerinin adıdır. Ona Selçük sübaşı denilirdi". Kaşgarlı Mahmud'un çağdaşı olan İranlı ve Arap müellifleri de bu adı ittifakla. şeklinde yazarlar. Bu yazılış şekli, adın Salçuk şeklinde okunmasına mani değildir. Çünkü, aynı müellifler Saltuk'u, Salgur'u da şeklinde yazarlar. Tabiî burada mühim olan cihet Selçük ve Salçuk'dan" hangisinin doğru olduğudur. Kaşgarh'nın hem Türk asıllı hem de Türk dili mütehassısı bir âlim olması dolayısı ile onun yazdığı şeklin yani Selçük yazılışının doğru olduğunu kabul etmek yerindedir. Ancak bizzat bu müellifin eserinde ve Türk diline ait diğer en eski kaynaklarda "Sel" şeklinde bir isme rastgelinemiyor. Bu durumda Selçük'ün, onun doğduğu bir yerin adı olduğunu düşünmek mümkündür. Selçük, Karaçuk gibi bir dağ veya yörenin adı olabilir. L. Râsonyı'nin farz ettiği gibi, bu yer adı Sel ve Selçük de onun küçültülmüş şekli olabilir. Ancak bu yer adı Pamir dağlarında değil, yalnızca Seyhun boylarında veya onun kuzeyindeki bozkırlarda aranmalı veya bu yer adınm bu bölgede olduğu düşünülmelidir. Selçuk şekline gelince, bu küçük sal şeklinde manalandırılabilir: Salçuk. Gerçekten, Kaşgarlı'da şimdi de kullandığımız sâl kelimesi görülüyor. Sal, bilindiği üzere, ırmakları geçmek için yapılmış vasıtaya denilir. Ancak burada da bir güçlük var. O da Selçuk'a böyle bir adın verilebilmesi için onun sal'da doğmuş olması gerekir. Selçuk'un sal'da doğduğuna dair hiç bir haber yoktur. Kaşgarlı müstesna olmak üzere diğer bütün İslâm müelliflerinin bu adı ittifakla. şeklinde yazmalarının gerçekten hiç mi değeri yoktur?. Birbirinden uzakta yaşayan bu müellifler nasıl olup ta bu adı aynı imlâ ile yazmışlardır? Buna karşılık Anadolu'daki ozanların destanlarını okudukları Oğuz eline mensup, Selçük sübaşı'dan ayrı, bir şahsın adını Selçük şeklinde söyledikleri görülüyor. Bunun Selçuk'un Türk hançeresinde aldığı şekil olarak izah etmek, bizce mümkün değildir. Çünkü, bu ozanlarm Selçuk'u ve Selçuklular'ı tanıdıklarını sanmıyoruz. Üstelik ozanların andıkları Kıyân Selçük'ün destanların kahramanları ile birlikte Seyhun boylarında ve Karaçuk dağlarında yaşadığına inanıyoruz. Yalnız bilhassa beylikler devrinde, XIV. ve XV. yüzyıllarda daha çok kadınlar arasında Selçuk adı taşınıyor ve bu daha çok Selçük şeklinde yazılıyor. Bu adm anılan devirde taşınması Selçuklular ile ilgili hâtıralardan geliyor. Çünkü, Selçuk aslında nadir, yani her zaman kullanılmayacak, adlardan biridir. Selçuk adını kadınların da taşımasma gelince, bu hânedana mensup adlardan biridir. Selçuk adını kadınların da taşımasına gelince, bu hânedana mensup prenseslerden bazı veya bir çoklarının evvelce bu adı taşımış olmalarından ileri geliyor. Bunlardan en sonuncusu veya en sonuncularından biri 1276 yılında ilhanlılar'a gelin giden IV. Rükneddin Kılıç Arslan'ın kızı Selçük Hâtûn idi.

Sökmen: "Yiğitlere verilen Unvanlardan. Sökmen düşman saflarını söken, parçalayan, dağıtan demektir". Sökmen'in Selçuklular devrinde ad olarak kullanıldığı biliniyor.

Sökmen Beg: 1090 tarihli tarla satış senedinde geçiyor: "Rabul'da Sökmen Beg bu tikinta bir kesek yir sattım Hüseyin oğlı ishak Çalap- ka:". Arapça ilâmda ise dava konusu olan arazinin bir tarafının Sökmen Beg'in arkına hudud olduğu yazılmıştır".

Süli: "Kölelere verilen adlardan; Süleyman'ın kısaltılmışı gibi görünüyor". Kaşgarh'nın bu görüşüne katılmak, herhalde pek mümkün değildir. Kölelere türkçe ad vermek bir gelenek olduğuna göre, bu kelimenin de Türkçe olması gerekir. İkinci olarak XIV. yüzyılda, Kayseri-Sivas bölgesi ile ona bitişik yörelerin hâkimi olan Emîr Eretne'nin hatununun bu adı taşıdığı görülecektir. Üçüncü olarak, Türkler'de umumiyetle, adları kısaltarak, söyleme geleneği de pek yoktur.

Süfüş: "Erkek adlarından". Kaşgarlı bundan önce, aynı ismi yazarak onu" savaş, püskürtme, mızraklaşma" şekillerinde manalandırıyor116.

Şu: "Bir Türk hakanının adı".

Tapar: "Kıfçak hanlarından inal Öz'ün oğlu. Tapar (tapar), anlaşılacağı üzere -ar fiil isim (partisip) eki ile yapılmış adlardan biridir. Tap- fiili, Kaşgarlı'da "Tanrıya kulluk etmek, bir kimseye hizmet etmek ve bulmak" anlamlarına geliyor117. Pelliot, Tapar'ın bunlardan "bulmak" anlamı ile ilgili olduğunu ve bulucu (trouveur) manasını taşıdığını söylüyor".

Teğiş: "Erkek adlarından. Teğiş (teğ-iş), değmek, dokunmak, erişmek, yakalamak ve hücum etmek" anlamındaki teğ- fiilinden yapılmış bir addır. Teğiş, "değ, yakala, saldır" gibi bir mana taşımaktadır.

Tokiş-tokuş: "Erkek adlarından". Tokış -tokuş savaş" anlamına geliyor.

Turumtay: "Yırtıcı kuşlardan birinin adıdır. Bunu erkekler ad ve ünvan olarak taşırlar". Bununla beraber İslâm ülkelerindeki emirler arasında bu adı taşıyanlara ancak Anadolu ve Mısır'dakiler arasında rastgeliniyor.

Tutuk: "Erkek adlarından". Aynı eserde bir tutuk kelimesi geçiyorsada bir iğdiş edilmiş anlamına geliyor. Bir de tutug var. Bu da rehin yani tutu ve efsun manalarını taşıyor.

Tutuş: "Erkek adlarından". "Tutmak, yakalamak" anlamındaki tut- fiilinden: tut- fiil ismi. Bu adın en tanınmış siması, bilindiği üzere Suriye Selçukluları devletinin kurucusu Alp Arslan oğlu Melik Tutuş'dur (ölümü: 1095).

Utar: "Erkek adlarından". Pelliot (aynı eser) bu adın ut- fiilinden olduğunu ve kazanan (kumar oyununda) anlamına gelebileceğini söylüyor. Bu fiil (yani ut-) şimdi Anadolu'da üt-, İstanbul ve dolayısı ile konuşulan Türkçede yut- şeklinde ifade ediliyor: üttüm (yuttum), üttürdüm (yutturdum), ütüldüm (yutuldum). Harizm-Şahlar devrindeki bazı Kanklı beylerinin de bu adı taşıdıkları görülecektir.

Utuş: "Erkek adlarından". Kaşgarlı aynı şekilde yazılan fakat Ötüş şeklinde okunan kelimenin de kumarda kazanma "yani ütme" demek olduğunu söylüyor.

Yağan Tigin: "Yağan, her iki dilde (Türk ve Türkmence) de, fil demektir. Bir çok kimseler bu adı taşırlar".

Yakud Yalu: 1080 tarihli Uygurca tarla satış senedinde geçiyor. Buradaki yakud, şüphesiz yâkût'dur. Yalu'ya gelince, Ş. Tekin'de kaydettiği gibi,, Sâmânî şehzâdesi Ebû İbrâhim'in (el-Muntaşır) kumandanı, Arslan Yalu adını taşıyordu. Kaşgarlı'da bir yalu kelimesi var. Yalu taylara bağlanan örke yani urgana deniliyor.

Yawlak Sarığ: "Bir beğin adı idi. Yavlak kelimesi aslında şiddetli, pek katı anlamlarını taşır".

Yusuf Kalaç: 1090 tarihli tarla satış senedinde geçiyor: "men Yusuf Kalac tanuk men". 1080 tarihli senette de: "men Kalac seli celeb inişi seli tanuk men", cümlesi görülüyor. Bilhassa Yûsuf Kalac, kalacın da bir meslek adı olduğunu düşündürüyor. Burada, Kalac kavim adının söz konusu olduğunu düşünemiyor.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karahanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir