Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Hoca Ahmed Yesevi ve Divan-ı Hikmet

Burada Karahanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Hoca Ahmed Yesevi ve Divan-ı Hikmet

Mesajgönderen TurkmenCopur » 03 Oca 2011, 19:04

HOCA AHMED YESEVİ VE DİVAN-I HİKMET

Karahanlılar Devri Türk Edebiyatının tipik temsilcilerinden Hoca Ahmed Yesevi ve onun Divan-ı Hikmet adlı eserinin Klasik Türk Edebiyat Tarihinde önemli bir yeri vardır.Şimdiye kadar Hoca Ahmed Yesevi ve onun Divan-ı Hikmet adlı eseri ile ilgili olarak yurt içinde ve dışında önemli çalışmalar yapılmış ise de fakat Hoca Ahmed Yesevi'nin hayatı, eseri ve tesirleri konusunda kaynak eksiklikleri yüzünden kesin bir sonuca varamamaktadırlar.Bu makalede Doğu Türkistan'da bulunan, Hoca Ahmed Yesevi ve onun eseri ile ilgili olan belgeler ve bu belgelerin ışığında Doğu Türkistan'da yapılan araştırmalardan ve Türkiye'de de konuyla ilgili olarak yapılan araştırmalardan da yararlanarak, Hoca Ahmed Yesevi ve Divan-ı Hikmet adlı eseri hakkında, şimdiye kadar bilinmeyen veyahut gözden kaçan bazı hususları dile getirmek suretiyle konuya faklı bir bakış açısı getirmek amaçlanmaktadır. Bu amaçla söz konusu araştırma Hoca Ahmed Yesevi'nin hayatı, Divan-ı Hikmet'in konusu, Divan-ı Hikmetin yazılış üslubu ve nüshaları, Divan-ı Hikmet in tesirleri gibi bölümlere ayrılarak sürdürülecektir.

1. Divan-ı Hikmet'in Müellifi Hoca Ahmed Yesevi'nin Hayatı

Hoca Ahmed Yesevi'nin hayatı hak-kında bilgi veren belgeler çok azdır. Ancak müellifin Divan-ı Hikmet adlı eseri ile kendisiyle ilgili diğer kaynaklardan ve menkıbelerden onun hayatı, şahsiyeti, eseri ve tesirleri hakkında bazı bilgilere sahip olabiliyoruz.

Orta Asya Türklerinin Dini-tasavvufi hayatında geniş tesirler icra eden ve "Pir-i Türkistan" diye anılan XII.yüz-yıl mutasavvıf şairlerinden Yeseviyye Tarikatının kurucusu olan Ahmed Yesevi, bugünkü Doğu Türkistan'ın Aksu vilayetine bağlı Sayram kasabasında doğmuştur. Dedesinin adının Mahmud olduğu, babasının ise Sayram'ın tanınmış şahsiyetlerinden Şeyh İbrahim Ata olduğu ve babasının Nesepname adlı eserinde, kendi şeceresini tek tek isimlendirerek Hz. Ali'ye kadar bağladığı, annesinin ise Şeyh İbrahim Ata'nın müritlerinden Sayramlı Musa'nın kızı Ayşe Hatun olduğu anlaşılmaktadır. Ahmed Yesevi, anne-baba ve aile muhiti itibariyle saygın, dinine ve kültürüne bağlı bir manevi ortamda doğmuş ve yetiştirilmiştir. Ahmed Yesevi'nin doğum ve ölüm tarihi konusunda yapılan çalışmalarda şimdiye kadar kesin bir sonuca varamamıştır.Araştırmacılar bu konuda farklı görüşler ortaya atmışlar ve bunlar birer tahminden öteye gidememiştir.Ancak Doğu Türkistan'da bulunan Ahmed Yesevi ile ilgili belgelerden anlaşıldığına göre Hoca Ahmed Yesevi'nin Miladi 1005 yılında doğup, 1116 yılında vefat etmiştir. Şeyh İbrahim Ata'nın Gevher Şehnaz adlı kızından sonra ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmed Yesevi önce annesini, ardından da babasını kaybettikten sonra ablası Gevher Şehnaz ile birlikte bugünkü Kazakistan'ın Yesi şehrine gelip yerleşmiştir. Bazı kaynaklardan Ahmed Yesevi ve beraberindekilerin Sayram'dan göç etmesinin nedeninin bölgede baş gösteren kuraklık olduğunu öğrenmekteyiz.

ilk öğrenimine Yesi'de başlayan Ahmed Yesevi, küçük yaşına rağmen bir takım tecellilere mazhar olması, beklenmeyen fevkaladelikler göstermesi ile çevresinin dikkatini çekmiştir. Menkıbelere göre, yedi yaşında Hızır'ın delaletine nail olan Ahmed Yesevi Yesi'de Arslan Baba'ya intisap ederek ondan feyiz almaya başlar. Arslan Baba'nın terbiyesi ve irşadı ile Ahmed Yesevi kısa zamanda mertebeler aşar, şöhreti etrafa yayılmaya başlar. Arslan Baba vefat ettikten bir müddet sonra, zamanın önemli İslam Medeniyet merkezlerinden biri olan Buhara'ya gelip, burada devrin önde gelen alim ve mutasavvıflarından olan Şeyh Yusuf el-Hemedani'ye intisap ederek eğitimine devam eder.Yusuf el-Hemeda-nfnin vefatı üzerine irşad mevkiine Ahmed Yesevi kendisi geçer. Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yusuf el-Hemedani'nin vermiş olduğu bir işaret üzerine irşad makamını Şeyh Abdülhalik-ı Guc-düvani'ye bırakarak Yesi şehrine döner. Çok geçmeden burada Orta Asya Türklerine özgü "Yesevilik Tarikatı"nı kurar (Köprülü 1981:193) ve vefat edinceye kadar burada irşada devam eder. Hoca Ahmed Yesevi memleketine dön-dükten sonra fikirleri ve eserleri ile bütün Türkistan'da çok büyük şöhrete sahip olur. Namı hudutlar aşıp pek çok islam ülkelerine yayılır. Bundan dolayı bütün İslam alemine, "Medine'de Mu-hammed, Türkistan'da Hoca Ahmed" sözü yayılmıştır (Osman 1992:193). Hoca Ahmed Yesevi'nin hayatı ve kerametleri konusunda Türkistan'da pek çok sırlı rivayetler söylenmiştir. Bu rivayetlere göre, 63 yaşına geldiğinde, "Peygamberimiz Hz.Muhammed'e Cenabı Hak 63 yaştan fazlasını vermemiş.Bana da bundan sonra Yeryüzünde yaşamak haramdır" diyerek yer altına bir çile hane yaptırıp oradan çıkmadan ibadetlerini yapmış ve hizmetlerine devam etmiştir. Böylece Hz. Peygamberimizin yaşının yaklaşık iki katını (111 yaş) yaşadıktan sonra Hak'ın rahmetine kavuşmuştur. Sayram'da imam Muhammed b.Ali neslinden gelenlere "Hace" denildiği gibi onlara bağlı olanlara da aynı isim veriliyordu. Ahmed Yesevi de bu silsileye bağlı olduğu için "Hace Ahmed", "Hace Ahmed Yesevi", "Kul Hace Ahmed" isimleriyle de anılmaktadır.

Hoca Ahmed Yesevi'nin türbesi Altın Ordu hükümdarı Toktamış Han (1379-1396) tarafından tahrip edilip türbeye vakfedilen mal-mülk yağmalanmıştır. Bu olaydan sonra kerametlerinin ve hikmetlerinin vefatından sonra da devam ettiği ileri sürülen Hoca Ahmed Ye-sevi, bir rivayete göre, Emir Timur'un rüyasına girer ve ona zafer müjdesini verir. Timur gerçekten Toktamış Han ile olan savaşta büyük zafere erişince, Türkistan ve bütün Türk Dünyasında şöhreti ve nüfuzu iyice yayılmış olan Hoca Ahmed Yesevi'nin kabrini ziyaret için Yesi Şehrine gelir ve Hoca Ahmed Yesevi'nin mezarının üstüne, devrin mimarı şaheserlerinden olan bir türbe yapılmasını emreder. 1395-1397 yılları arasında yağmada kaybolan türbeye ait önemli eserler geri getirilip, türbe inşaatı ta-mamlandıktan sonra yerine konulur.Ar-tık bu devirde türbe, cami, medrese ve dergahı ile bir külliye halini alır. Orta Asya olarak bilinen bugünkü Türkistan coğrafyasında Hoca Ahmed Yesevi'nin neslinden pek çok ünlü şahsiyetler çıkmıştır. Bunlardan biri Ali Şir Nevai'nin, Mecalisu'n-Nefais ve Nesayimü'l-Mu-habbe adlı eserlerinden anlaşıldığına göre, Timurlular Dönemindeki meşhur şair ve edip, Divan-i fieyhzade Ata adlı eserin müellifi Atai'dir.Atai'nin, Hoca Ahmed Yesevi'nin kardeşinin oğlu İsmail Ata'nın oğlu olduğu anlaşılmaktadır (Emin 1988). Bunun yanı sıra Anadolu'da da kendilerini Hoca Ahmed Yesevi'nin neslinden sayan pek çok ünlü şahsiyet çıkmıştır. Bunlar arasında Semer-kandlı Şeyh Zekeriyya, Üsküplü Şair Ata ve Evliya Çelebi zikredilebilir.

2.Divan-ı Hikmet'in Konusu ve Örnekler

Hoca Ahmed Yesevi'nin hikmetlerini içine alan felsefevi ve edebi bir şiir mecmuasına bugün Divan-ı Hikmet denilmektedir.Müellif Sofilik felsefesi hakkındaki dünya görüşlerini şiiri bir üslupla Divan-ı Hikmet adlı bu eserinde ifade etmektedir (Yesevi 1984:14, 1985:16).Hoca Ahmed Yesevi'ye göre, "Hakiket yolu, Sofilik yoludur.Gerçek bir sofi deha olmak için dört basamaklı hik-metten geçmesi lazım. Bunların ilki İs-lam'ın kaide nizamı olan Şeriatı bilmek, İkincisi, tasavvufun temeli olan tarikatı bilmek, üçüncüsü, Aşk-i İlahiye (Tanrı Aşkı) olan Marifeti bilmek ve dördüncüsü, Tanrı ile bütünleşen hakikati bilmekten ibarettir (Zahidov 1987:20).Yani
Hoca Ahmed Yesevi'ye göre, sofiliğin zirvesine ulaşmak için Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat basamaklarından geçmek lazım.

Bunların ilki olamadan ikincisi olmazdı. Hoca Ahmed Yesevi'in aşağıdaki Hikmetlerinden, onun, re al dünyayı felsefevi açıdan eleştirdiğini, zalim hükümdarların, zorbalık yapanların, rüşvet alanların, mal-mülk peşinde koşanların ve dini suiistimal eden kötü niyetli dindarların lanetlendiğini açıkça görebilmekteyiz:

Dünya benim diyenler,
Cihan malından alanlar,
Kerkes3 kuşu gibi,
O harama batmışlar.
Molla Müftü olanlar,
Yalan dava soranlar,
Akı kara yapanlar
O tamuya4 girmişler.
Kadı imam olanlar,
Nahak dava soranlar,
Hımar yüglüg boluban,
Yük altında kalmışlar.
Haram yiyen hakimler,
Rişişive (Rüşvet)alıp yiyenler,
Öz parmağın dişleyip,
Korku içre kalmışlar.

Görüldüğü gibi bu mısralar bize meşhur İtalyan şairi Dante tarafından yazılan ilahi Komedi"nin içinde yer alan "Cehennemname" destanındaki, "Fani dünyada kötülük eden birinin cehennemde cezalanış tasvirleri"ni hatırlatmaktadır (Ömer 1989:80). Aynı zamanda yine söz konusu eserde kötüler bu şekilde tenkit edilirken, adaletli hükümdarlar, helal emeğiyle yaşamaya çalışan çiftçiler, namuslu ve dürüst esnaflar methedilmiştir.

Divan-ı Hikmet nüshalarının muhteva bakımından olduğu kadar dil bakımından da önemli farklılıklar arz etmesi, bunların farklı şahıslar tarafından değişik dil ve değişik sahalarda meydana getirildiğini açıkça göstermektedir.Ayrıca Divan-ı Hikmet mecmuları içine zamanla Yesevi dervişlerinin hikmetleri de karışmış ve böylece kitap sadece Hoca Ahmed Yesevi'ye ait bir eser olmaktan uzaklaşıp hikmet geleneğini yansıtan bir manzumeler mecmuası haline gelmiştir (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt 9:429). Fakat eklenen hikmetler kime ait olursa olsun bütün hikmetlerin temelinde Hoca Ahmed Yesevi'nin inanç ve düşünceleri, tarikatının esasları bulunmaktadır Hikmetler Türkler arasında bir düşünce birliğinin teşekkül etmesi bakımından çok önemlidir.

Hoca Ahmed Yesevi Hikmetlerinde geçen "Defter-i Sani" tabirinden biz söz konusu hikmetlerin birkaç defter halinde tertip edildiğini, eldeki nüshaların ikinci defterden ibaret olduğunu anlıyoruz. Divan-ı Hikmette ayrıca Azim Ha-ce, Halis, Fakiri, Garibi, Hace Salih, Kul Şerifi, Hüveyda, Ikani, Meşrep, Ubeydi, Kul Süleyman ve Zelili adlarıyla Yesevi geleneğine bağlı çeşitli şahısların hikmetleri yer aldığı gibi Divan-ı Hikmet adını taşımayan bazı hikmet mecmualarında da Hoca Ahmed Yesevi'nin şiirlerine rastlanmaktadır. Hoca Ahmed Yesevi'ye izafe edilen Fakır name ise Divanı Hikmetin Taşkent ve Kazan baskılarında yer almaktadır. Müstakil bir risaleden daha ziyade Divan-ı Hikmet'in mensur bir mukaddimesi durumunda olan Fakır name'nin Divan-ı Hikmet yazmalarının hiçbirinde bulunmaması, bunun Hoca Ahmed Yesevi tarafından kaleme alınmadığını, daha sonra Di-van-ı Hikmet'i tertip edenler tarafından yazılıp söz konusu esere dahil edildiğini göstermektedir.

Divan-ı Hikmet'in yazma ve basma nüshalarında bulunan hikmetlerin sayısı bazı farklılıklar göstermektedir. Bugüne kadar değerlenebilen Hoca Ahmed Yesevi'ye ait hikmetler 250'yi bulmaktadır. Bu sebeple hikmetlerin birinde yer alan, "Dört bin dört yüz hikmet söyledim" ifadesi daha eski bir Divan-ı Hikmet nüshası bulunmadığı müddetçe bir rivayetten öteye gitmemektedir.

Hoca Ahmed Yesevi'nin Hikmetle-rinde, İslam dinine yeni girmiş veya bu dini henüz kabul etmemiş olan ve okuryazar olmayan Türk topluluklarına milli vezin olan hece vezni ile İslamiyet'in esaslarını şeriat ahkamını ve Ehli-i sünnet akidesini öğretmek başlıca gaye ol-muştur.Ayrıca Hoca Ahmed Yesevi'nin Hikmetlerinde Yeseviyye Tarikatı müritlerine tasavvufun incelikleri, tarikatın adap ve erkanı telkin edilmektedir.Bu sebeple hikmetler sanat endişesinden uzak, sade ve didaktik bir özellik taşımaktadır.

Hoca Ahmed Yesevi Hikmetlerinin muhtevası ile şekil ve dil yapısı, Hoca Ahmed Yesevi'nin yetiştiği çevre, onun hayatı, şahsiyeti, gayesi ve hitap ettiği zümrenin sosyal ve kültürel yapısı ile ilgilidir. Hoca Ahmed Yesevi'nin İslamiyet'in esaslarını, tasavvufun inceliklerini bir Türk mutasavvıfı olarak yorumlayışı, bunları halk edebiyatının bilinen şekilleri içinde hece vezniyle ve sade bir dille herkesin anlayacağı tarzda ifade etmesi hikmet tarzını doğurmuş ve bu tarz, zamanla Yesevi dervişleri vasıtasıyla gelenek halini almıştır.

Fuat Köprülüye göre Hoca Ahmed Yesevi'nin hikmetlerinde başlıca iki esas unsur göze çarpar. Bunlardan biri İslam, yani dini sofiyane unsur, diğeri ise milli yani Türklerin eski halk edebiyatından alınan unsurdur (Köprülü 1981:197). İslam, yani dini sofiyane unsur mevzuda daha kuvvetli olduğu halde, milli yani Türklerin eski halk edebiyatından alınan unsur bilhassa şekil ve vezinde daha belirlidir. İslamiyet dairesine henüz yeni giren Orta Asya Türkleri, şeklen kendilerine hiç yabancı gelmeyen Divan-ı Hikmet'e ta biatiyle büyük kıymet veriyorlardı. Mevzu da kendilerini alakadar ettiği için, söz konusu eser az zamanda halk arasında hemen hemen kutsi bir mahiyet alır.Bununla beraber bu hususta en mühim amil, Hoca Ahmed Yesevi'nin aynı zamanda büyük bir tarikatın kurucusu olması ve tarikatının süratle pek geniş bir sahaya yayılarak yüzyıllarca yaşamasıdır.

Divan-ı Hikmet nüshalarında bulunan hikmetlerin hangi Türk Lehçesiyle yazıldığını tayın etmek için, XII.yüzyılda edebi Türk Lehçelerinin coğrafi dağılışını tespit ederek Hoca Ahmed Yesevi'nin doğduğu ve en çok yaşadığı sahanın lehçesini ve orada hakim olan kültür (Hars) akımlarını anlamak icap eder. Bu hususta yapılan uzun araştırmalara göre Divan Hikmet, Kutadgu Bilig'in yazıldığı Karahanlı Devrindeki Hakani-ye Türkçe'si ile yani Kaşgar Türkçe'si ile yazılmıştır (Osman 1992:197).

3.Divan-ı Hikmet'in Yazılış Üslubu ve Nüshaları

Divan-ı Hikmet'in büyük bir kısmı beş-yirmi beş arasında değişen dörtlüklerden ibaret olup, kafiye düzeni koşmaya benzemektedir. Hikmetlerin bir kısmında da gazel tarzı kullanılmıştır. Türkistan'da halk arasında çok sevilen ve yaygın bir biçimde kullanılan yedili (4+3=7) ve on ikili (4+4+4=12) ölçüsü, gazel tarzındaki manzumelerde ise on dörtlü (7+7=14) ölçüsü kullanılmıştır. Hoca Ahmed Yesevi seçtiği vezinlerde bile çağının müşterek zevkine uyarak, nazım şekli bakımından da dört mısradan meydana gelen ve yalnız dördüncü mısraları aralarında kafiyeli muhtelif kıt'aların vücuda getirdiği destan tarzını kullanmıştır. Bu destanlarda her kıt'a sonundaki mısraların ya aynen veya kafiye itibariyle tekerrürü, onların tek olarak okunmaktan ziyade, belki de dini toplantılarda umumi surette okunmak üzere yazıldığını göstermektedir. Di-van-ı Hikmet bu bakımdan da eski Türk Halk Edebiyatı verimlerinden ayrılmıyor.

Divan-ı Hikmet'in Hoca Ahmed Yesevi'nin bütün hikmetlerini içine alan tam ve güvenilir bir nüshası henüz elimize ulaşmamıştır. Söz konusu eserin nüshalarının en eskisinin Vefik Paşa Kütüphanesinde olduğu biliniyor. Bu nüshanın 148 varaklı, sade fakat güzel bir yazıyla ve başlıkları kırmızı olarak H. 1105'te (M.1693-94) yazıldığını Katalogdan (Katalog Nr: 1039)öğrenebiliyo-ruz (Köprülü 1976:121). Bundan başka Divan-ı Hikmet'in Maarif Nezareti ta-rafından Halis Efendi'den alınan kitaplar arasında bulunan bir nüshası bulun-maktadır. Bu nüsha H.1260'ta (M.1844-45) yazılmış olup, içinde Hoca Ahmed Yesevi'ye ait olmayan bir çok manzumeler bulunmaktadır. Katannof'tan alınarak İstanbul'a getirilen bir nüsha daha bulunmaktadır. H.1290'da (M.1873-74) yazıldığı anlaşılan söz konusu nüsha 331 sayfadan oluşmakta olup, her sayfada ortalama olarak 11 mısra olmak üzere 99 hikmet mevcuttur. Ancak Fuat Koprülü'ye göre bu nüsha yanlış ve berbat olup, ilmi ehemmiyeti yoktur. Macar Akademisi Kütüphanesinde de Divan-ı Hikmet'in yazma bir nüshasının bulunduğu bilinmektedir. Divan-ı Hikmet bütün Orta Asya'da ve diğer Türk coğrafyalarında çok meşhur bir eser olması münasebetiyle başka kütüphanelerde veya hususi ellerde söz konusu eserin daha çok nüshalara rastlanabileceği muhakkaktır. Günümüzde bulunan nüshalar değişik kişiler tarafından değişik sahalarda tertip edildiği için hikmet sayısı bakımından da farklılıklar gösterir. Aynı basma nüshaları için de söz konusudur. Dünya kütüphanelerinde mevcut yüzlerce Divan-ı Hikmet nüshasından faydalanarak sağlam bir metin hazırlamak henüz imkansızdır.Divan-ı Hikmet'in bazı nüshaları arasında İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Ensti-tüsü Kütüphanesi (Nr: 2497), Ahmet Caferoğlu (Şahsi kitapları ararında) ve Emel Esin nüshaları (Esin-Tek Vakfı Ktp) ile Manchester The John Rylands University Library (Nr:67), İstanbul Üniversitesi (TY, Nr: 3898), Millet (Ali Emiri, Manzum, Nr: 16) ve Konya Mevla'na Müzesi (Nr: 2583) kütüphaneleri ile S.Petersburg Asya Halkları Müzesindeki (Nr.D. 41) el yazmaları bulunmaktadır.

Divan-ı Hikmet ilk defa Kazan'da H.1295'te (M.1878-79) Hikem-i Hazret-i Sultan'ül-'rifin Hoca Ahmed Yesevi adı ile 67 Hikmet ve bir Münacattan mürekkep 125 sayfalı bir risale halinde basılmıştır. Kazan'da söz konusu eserin ikinci basımının yapıldığı biliniyorsa da elimize yeterli bilgi geçmemiştir. H.1311'de (M.1894-95) yine Kazan'da Divan-ı Hikmet'in üçüncü baskısı yapılmıştır. Kazan Üniversitesi Matbaasında basılan bu nüsha, Divan-ı Hik-met-i Sultanü'l-'Arifin Hoca Ahmed b.Mahmud b.iftihar-ı ismiyle basılmış olup, bu baskıda Gulam Muhammed b.Müftü Rahimu'llah Kureyşi-i Esedi el-Haşimi el-Labûri'nin Hazinetü'l-Asfiya adlı meşhur Tezkere-i Evliya'sından çı-karılmış ufak bir hal tercümesi, 17 sayfalı mensur bir mukaddime, 134 Hikmet ve bir Münacat yer almaktadır. 1896 yılında yine Kazanda neşredilen Divan-ı Hikmet'in dördüncü baskısına gelince, 277 sayfadan oluşmakta olan bu baskı, aynen üçüncü baskısında olduğu gibi Hazinetü'l-Asfiya'dan çıkarılmış hal tercümesi ile sülûk adabına ait mu-kaddimeyi ve üçüncü baskısından 14 fazlasıyla 148 Hikmet'i içine alır. Divan-ı Hikmet H.1314'te (M.1898-99)

Taşkent'te Taş-basması olarak neşredil-miştir. Söz konusu eserin Taşkent baskısı Fakrname adı verilen mensur muka-demeyi, üçüncü Kazan baskısına yakın Hikmet'leri ve sonundaki Münacat'ı içine alan 154 sayfadan oluşmakta olup, sonunda Yesevi dervişlerinden birinin yine aynı tarzdaki Hikmetlerini de içine alması bakımından diğer baskılardan bir fazlalık gösterir. Özbekler Dergahı Şeyhi Haci Süleyman Efendi'nin H. 1299'da İstanbul'da Divanü Belagat ünvan-ı Sultanü'l-'arifin Hoca Ahmed Yesevi ismiyle neşrettiği nüshaya gelince, bu, her sayfasında ortalama 26 mısrayı içine alan toplam 276 sayfalık bir nüshadır.Diğer baskılardan epeyce fazla olan bu İstanbul baskısında Hoca Ahmed Yesevi'den başka birçok tanınmış Orta Asyalı Türk Mutasavvıf şairlerinin manzumeleri de yer almaktadır. Son olarak Hoca Ahmed Yesevi'nin söz konusu hikmetleri Kültür Bakanlığı tarafından (Eraslan 1991) ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından (Bice 1993) neşredilmiştir. Ancak Hoca Ahmed Yesevi'ye atfedilen hikmetlerin tamamı bu iki yayında toplanabilmiş değildir

4. Divan-ı Hikmet'in Tesirleri XI.yüzyılın sonları ile XII.yüzyılın başlarında Orta Asya Türk toplulukları İran üzerinden gelen dini ve kültürel bir istilanın tehdidi altında idi.

Bir kısım Türkçe konuşan Türk kavimlerinde dersler bile Farsça veya Arapça veriliyor, okumuş ve aydın Türklerin bazıları şiir ve yazı dil olarak Farsça ve Arapça'ya yönelmişlerdi. İslamiyet'i yeni kabul eden veya kabul etmekte olan halk ise Arapça ve Farsça bilmiyorlardı. Hoca Ahmed Yesevi yetişmiş bir aydın kişi olarak Farsça ve Arapça'yı çok daha iyi bilmesine rağmen halka yöneldi.Halkın dili ile konuştu ve eser verdi. O geniş halk kitlelerinin anlayabileceği sade Türkçe ile "Hikmet" denilen deyişlerini yazmaya başladı. Türkçe ile şiir yazılamayacağı iddiasında olan hatta kendisini yadırgayan sözde aydınlara aldırmadı.İslamiyet'in hayata dair insani, ahlaki prensiplerini kendine ait sade ifadelerle söyledi ve yazdı. Evlerde, sohbetlerde, toplantılarda ve çeşitli toplu yerlerde onun yüzlerce binlerce beyti yazılır, okunur, söylenir ve işlenir oldu.99 bine ulaştığı söylenen talebeleri onun hikmetlerini köylere, şehirlere, kışlak ve yaylaklara ve hatta mezarlara taşıdılar. Bu şiirler, deyişler, öğütler "Hikmet" olarak özdeyişler halinde Türk ordusunun gittiği her yere ulaştı.Bu sebeple, ölümünden sonra da Türkçe şiir söyleme geleneği onun Hikmet'lerinden esinlenen yeni ergin kişilerce devam ettirildi.Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Hacı Bayram'lar Hoca Ahmed Yesevi'nin erginlik ve ermişlikte de şiir, deyiş ve tebliğde de takipçileri oldu.

Prof.M.Hartmann, Çağataylılar Devri Orta Asya Türk şairi Çimyanlı Hüveyda'dan söz ederken Hoca Ahmed Yesevi'nin vücuda getirdiği Hikmet ile manen bütün Türkistan'ı doldurduğunu söylüyor ve diyor ki:

Divan-ı Hikmet sahibinin ölümü, Kutadgu Bitiğin teli-finden ancak bir asır sonra olduğu düşünülürse, hatta bugün bile aşağı yukarı müellifin ölümünden yaklaşık 760 yıl sonra kendi halkı arasında yaşayan bu kitabın ehemmiyeti layıkıyla anlaşılır.Hakikaten, Türk Tarihi hakkında araştırmalarda bulunan bütün Avrupa alimleri, Hoca Ahmed Yesevi'nin bütün Türk Dünyasındaki tesirini ve önemini az çok idrak etmişlerdir. Leon Cahun bir eserinde, Timur zamanında Türkçe Farsça'ya galebe etti, Maveraünnehir uyanış devrinin adamları artık Farsça değil Çağatayca denilen Türkçe ile yazıyorlardı. Daha onlardan önce Türkistanlı Hoca Ahmed Yesevi halk dili olan Türkçe'yle yazmıştı.Hoca Ahmed Yesevi'den sonra Türkçe öyle bir ehemmiyet kazandı ki o meşhur Mirac-Name, Bahtıyar-Name, Tezkiretü't-Evtiya gibi kitaplar Uygur Lehçesi ve Uygur Harfleri ile yazıldı.

Konar-Göçer Türk topluluklarının yerleşik hayata geçtikleri ve kitleler halinde İslamiyet'e girmeye devam ettikleri bir dönemde, Hoca Ahmed Yesevi'nin İslamiyet'in bütünleştirici esaslarını, bağlayıcı pratik ilkeler olarak toplumun en uç kesimlerine kadar yaygınlaştırması, yeni arayışlar içerisindeki geniş kitleleri, tek kültür odağında bütünleştirdi. Sadece Maveraünnehir'de değil Anadolu'da, Rumeli'de ve Balkanlar'da Türk Kültürü ve dilinin yerleşmesinde Hoca Ahmed Yesevi ve takipçileri önemli rol oynamışlardır.Osmanlı Devletinin manevi kurucuları olan Şeyh Edebalı, Hacı Bektaş Veli, Haci Bayram Veli ve Geyikli Babalar Hoca Ahmed Yesevi'nin temsilcileri ve takipçileri idi. Hoca Ahmed Yesevi'nin, Diyar-ı Rum denilen ve yeni fethedilmekte olan Anadolu'ya, el verip gönderdiği Hacı Bektaş Veli Osmanlı ordularının manevi yetiştiricisi oldu. Yine onun aynı amaçla Balkanlara gönderdiği Sarı Saltuk, İslamiyet'i Doğu Avrupa'da ve Balkan ülkelerinde kökleştiren gönül eri idi. Bu kültür ve bilim adamları Türk akıncılarının manevi olmuşlar, ordular bir bölgeye girmeden önce o bölgeyi fethe hazırlamışlar, fetihten sonra ise bu bölge halkına, girdikleri yeni kültürü özümsetecek öğreticiler ve kültür taşıyıcıları olmuştur. Bugün biz Orta Asya'dan Kafkaslara, Doğu Türkistan'dan Anadolu'ya ve Anadolu'dan Balkanlara kadar uzanan geniş coğrafyadaki Türk toplulukları arasında var olan dil ve kültür bütünlüğünü şüphesiz Hoca Ahmed Yesevi ve onun takipçileri olan alp erenlere borçluyuz.

Kaynakça
Kitap: Hoca Ahmed Yesevi ve Divan-ı Hikmet
Yazar: Hoca Ahmed Yesevi
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Karahanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir