Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Karahanlılar Devrinde Doğu Türkistan'da Kültür Hayatı

Burada Karahanlı İmparatorluğu hakkında konular bulabilirsiniz

Karahanlılar Devrinde Doğu Türkistan'da Kültür Hayatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 16:25

Karahanlılar Devrinde Doğu Türkistan'da Kültür Hayatı ve Tarihimizdeki Yeri

Başlangıçta bir bütün, sonra Doğu ve Batı olmak üzere üç devlet şeklinde varlığını üçbuçuk asır kadar devam ettirmiş olan Karahanlılar Devleti, bilhassa teşkilatçılık yönüyle ün yapmıştır. İslami idare ile eski Türk Devlet Teşkilatını birleştirerek kendine has bir teşkilat oluşturan Karahanlılar, Türk kültür tarihinde yeni bir çığır açmışlardır. Hunlar'dan ve Göktürkler'den beri varlığı bilinen merkezi teşkilat ile 10'lu, 100'lü ve 10.000'li teşkilata İslamiyet ile birlikte naiplik, kadılık, ordu kadılığı ve muhteseplik gibi İslami ünvanları devlet teşkilatına sokmaya muvaffak olmuştur.

Teştkilatlanmadaki bu karma durum, hem merkezi teşkilatta hem de taşra ve askeri teşkilatta açık bir şekilde görülmüştür.
Eğitim ve kültür hayatında da yeni değişikliklerin olduğunu görüyoruz. Uygur Türkleri'nin İslam öncesinde kullandıkları kendi alfabeleri ve eğitim sistemleri Karahanlılar zamanında oldukça değişmiştir. Birbirine çok yalan olan Göktürk ve Uygur alfabeleri bırakılmış, İslam'a giriş ile birlikte Kur'an-ı Kerim'in yazıldığı Arap alfabesi kullanılmaya başlanmıştır. Karahanlılar, yalnızca Arap alfabesini kullanmakla kalmamış, İslami eğitim müesseselerini de kabul etmiştir. Hem dini ilimlerin ve hem de diğer ilimlerin okutulduğu mektep ve medrese sistemine geçilmiştir ki, bu sistem Doğu Türkistan'da 20. Yüzyıla kadar devam etmiştir. Karahanlılar'ın kurduğu medreselerde hem eğitim sisteminin ve hem de öğrenci problemlerinin oldukça adil bir şekilde çözüldüğünü görüyoruz.

Mesela, medreselerin vakfiyeleri, yani gelir kaynaklan son derece geniş tutulmuş, hem öğretim üyeleri (müderrisler) ve hem de öğrenciler aylıklarını ve burslarını muntazam bir şekilde almışlardır. Bununla da yetinmeyen eğitimciler öğrencilere yatılı okuma imkanı da sağlamışlar ki, bu o devirler için oldukça ileri bir eğitim sistemi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, eğitim müesseselerinde ilmi özerkliğin bugünküne yaklaşır bir şekilde olduğunu görüyoruz. Kısaca, Karahanlılar döneminde eğitim kurumlarından başka, halka hizmet veren hastahane ve adliye gibi sosyal hizmet müesseseleri oldukça gelişmiştir. Karahanlı hukukçuları dini kanunlar ile dünyevi kanunları birleştirerek dengeli ve son derece adil bir idarenin oluşmasına yardımcı olmuşlardır.

Kaynakça
Kitap: DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ TARİHİ
Yazar: Mehmet SARAY
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Re: Karahanlılar Devrinde Doğu Türkistan'da Kültür Hayatı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 20 Ara 2010, 16:26

Karahanlılar devri kültür hayatının muhakkak ki iki büyük dev eseri Kutadgu Bilig ile Divan-ü Lügati't-Türk'ün yazmaları olmuştur. Tabgaç Buğra Kara Hakan ünvanıyla maruf Ebu Ali el-Hasan bin Süleyman ilme ve kültüre düşkün bir hükümdar idi. Bu hükümdar zamanında yalnız Kaşgar değil, Balasagun da büyük bir ilim ve kültür merkezi haline gelmişti. Daha önce birçok Karahanlı hükümdarına Saray nazın Tayangu olarak hizmet etmiş olan Balasagunlu Yusuf Has Hacib, Türkler'in İslam'a girdikten sonra ortaya koyduğu en büyük eser diye bilinen Kutadgu Bilig adlı eserini Türkçe olarak yazıp, el-Hasan bin Süleyman'a 1070 yılında takdim etmiştir. Türk kültür ve düşünce hayatının bu en büyük eseri, rahmetli Prof.Dr. Reşit Rahmeti Arat tarafından 1959'da Karahanlı Türkçesi'nden Türkiye Türkçesi'ne nakledilerek neşredilmiştir. Ülkesini idare etmekle mükellef bir devlet adamı ile bir Maliye Nazın'nın, ülkesini ve halkını düşmanlarına karşı korumakla görevli bir ordu kumandanının ve vatanını dış ülkelerde temsil etmekle görevli bir büyükelçinin nasıl olması gerektiğini en güzel bir şekilde eserinde izah eden Yusuf Has Hncip aynı eserinde Türk Töresi'ni de en güzel bir şekilde anlatmıştır.

Önemine binaen Türk Töresini burada biraz izah etmek gerekiyor:

Kutadgu Bilig'e göre "Töre" üç prensibe dayanır:

1- Könilik (Adalet):


Ortaya konan bir kanunun adil olması gerekir, çünkü adalet esaslarında tertip edilmeyen bir kanun, üç ayaklı masanın ayaklarından birinin eksikliği gibi, hatalara ve haksızlıklara yol açar. O takdirde devlet yıkılır. Devletini korumak isteyen hükümdar veya iktidar, adaletli kanım yapmak zorundadır.

2- Uzluk (İyilik. Favdalılık):

Kanun "iyi" yani topluluk yararına ve fertlerin faydasına olmalıdır. Fert hukukunu korumayan, toplum için elverişli olmayan bir kanun, devleti kolayca sarsar.

3- Tüzlük (Eşitlik):

Töre "oğul ile yabancıyı ayırmadığım" ve nazarında "bey ile kulun farklı olmadığını" söylemektedir.
Yusuf Has Hacip. Kutadgu Bilig'inde "Töre"nin tatbiki için siyasi bir iktidar gerektiğini söyler ki, buna "Kut" denir. Müellif eserinde Kut'un Töre'yi nasıl işletip tatbik ettiğini uzun uzun anlatır.

Görülüyor ki, Türk Töresi'nin prensipleri, yani eşitlik, adalet ve faydalı olmak, Türk cemiyetinde bütün toplum hayatının dayandığı temel felsefe olarak belirtilmektedir. Böyle bir düşünce ve hayat tarzı zannederim ancak bugünkü demokratik ve parlamenter bir idare şeklinde görülür. Onun içindir ki, böyle güzel fikirleri bize aktaran Yusuf Has Hacib'e ve sinesinden çıkaran Karahanlılar Devleti'ne ne kadar teşekkür etsek azdır.

Kutadgu Bilig'den sonra Karahanlılar'ın en önemli eseri Divanü Lügati't-Türk'dür. Karahanlılar Devleti idaresinde yaşayan Müslüman fakat Türk olmayan insanların devlet dairelerinde işlerini takip etmelerine yardımcı olması ümidiyle Mahmud Kaşgari tarafından yazılan bu eser ayrıca, Türk dili ve edebiyatı düşüncesinin yüksek bir inkişaf devrine dalalet eden muazzam bir eserdir. Yusuf Has Hacib'in çağdaşı olan Mahmud Kaşgari'nin devrin hükümdarı el-Hasan bin Süleyman'ın yeğeni olduğu tahmin edilmektedir.

Mahmud Kaşgari eserinin mukaddime kısmında, eş-Şeyh el-İmam ez-Zahid el-Hüseyin bin Halaf el-Kaşgari"den rivayet edilen bir hadisi vererek bunu şöyle izah etmektedir:

"Yüce Tanrı: Benim bir ordum vardır, ona Türk adını verdim, onları doğuda yerleştirdim. Bir kavme kızarsam, Türkleri bu kavim üzerine musallat kılarım, diyor. İşte bu, Türkler için bütün kavimlere karşı bir üstünlük işaretidir. Çünkü Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır. Onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası temiz olan ülkelerinde yerleştirmiş ve onlara "kendi ordum " demiştir. Bununla beraber, Türkler'de güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri saymak, yiğitlik, mertlik gibi, övülmeye değer sayısız iyilikler görülmektedir".

Gerek bu hadis ve bunun nakli, gerek bunu iftaharla ve yerinde kullanarak anlatan Mahmud Kaşgari'nin ifadesi göstermektedir ki, o devir Türk toplumu kendisine son derece güvenmektedir.

Karahanlılar'ın sanat dünyasına gelince; X. Ve XI. Yüzyıllarda Semerkant, Buhara, Tirmiz, Ürgenç, Kaşgar, Balasagun ve Merv gibi, Türkistan illerinin en büyük şehirlerinde ticaret ve kültür hayatı ile birlikte sanat faaliyetleri de oldukça gelişmişti. Sanat faaliyetlerinin başında ise "mimari" geliyordu. Yapılan camiler, medreseler, türbeler, kervansaraylar ve devlet binaları çeşitli desenlerle süslenmişti. Bu mimari tarzında görülen başlıca özellik, cephe tezyinatının son derece gelişmiş olması idi. Ön cephe çeşitli biçimlerde tuğla, pişmiş toprak ve alçı süslemeleriyle kaplıdır. En çok kullanılan süs unsurları; tuğladan köşe payeleri, yazı şeridi, örgü ve geçme motifleri, kıvrık dal dekoru, numiler, röliyef halinde yıldız-haç motifli tuğlalar ve geometrik bordürlerdir. Karahanlılar'ın X. Asırda inşa ettikleri ilk meşhur "camii", Şirke bir Cami. Zengin alçı süslemeli mihrabı ile dikkati çeken bu camiden sonra XI Yüzyılda Buhara'da inşa edilen "Hazerdegaron Camii". Karahanlılar devrinin en büyük eserlerinden biri olmuştur.

Kubbeli ana mekanı çeviren tonozlu bölümleriyle merkezi bir plana sahiptir Bu arada, yine XI. Yüzyılda inşa edilmiş olan Namazgah Camii'nıin bugün sadece mihrabı ayakta kalmıştır. XI. Yüzyılda yapılan diğer bir meşhur camii ise "Talkatanbaba Camii"dir. Bu camiide Karahanlılar'ın değişik bir plan uyguladıkları görülür Bu camiide kubbeli mekan yanlara doğru genişletilmiştir. XII Yüzyılda Buhara'da inşa edilen "Mugahattari Camii"nin cephesi ise alçı. tuğla ve tuğla hamurundan yapılmış çeşitli motiflerle süslenmiştir. İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar Devletinin, camii inşaatında ulaştıkları bu başarı oldukça önemlidir.

Karahanlılar döneminin ilk "türbe"si 978 yılında Özbekistan'da inşa edilen "Arapata Türbesi "dir. XI. Yüzyılda türbelerin hızla çoğaldığını görüyoruz. Ayşebibi. Balacıhatun. Tirmiz'deki Sultansaadet Küllüyesi içinde yer alan El-Hüseyin türbeleri yanlarında minareye benzeyen iki şekilleri birbirinden farklı tuğla çeşitleriyle inşa edilmişlerdir XII. Yüzyılda inşa edilen Fergana'daki Şeyhfazlı Türbesi. Doğu Fergana'daki Özkend türbeleri çeşitli tuğlaların yanısıra çini süslemeleriyle de meşhurdur.
Türk mimarisinin ilk "kervansarayları" da Karahanlılar tarafından inşa edilmiştir. "Ribat" adı da verilen Rıbatımelık. Dayhatun. Dağıstan. Akçakale. Kutluşehir ve Kışmantepe kervansarayları. Karahanlılar döneminin en meşhur kervansaraylarını teşkil ederler.

İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar sanatı, gerek mimari ve gerek süsleme bakımından daha sonraki Anadolu Selçuklu sanatını büyük ölçüde etkilemiştir.
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13984
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26


Dön Karahanlı İmparatorluğu Bölümü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir