Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Osmanlı Devletinin Birliği İçin Verilen Mücadele

Burada 1300-1451 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Osmanlı Devletinin Birliği İçin Verilen Mücadele

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Haz 2011, 02:58

OSMANLI DEVLETİNİN BİRLİĞİ İÇİN VERİLEN MÜCADELE

Yendiği ve esir aldığı sultanı karargâhı ile birlikte her yere götürmek gururunu okşadığı için, Timur'un hiçbir zaman serbest bırakmayı düşünmediği Bâyezid'in esir alınması ve gut hastalığı olan yaşlı sultanın kısa bir süre sonra gerçekleşen ölümü, bahtsız Osmanlı hükümdarının güçlü kişiliği sebebiyle Osmanlı Devleti için çok büyük bir kayıp olmuştu. Doğu'nun çeşitli Müslüman ülkelerini yıllarca gezmiş ve durumlarını çok iyi bilen bir Hristiyan, Yıldırım Bâyezid'i "Hristiyanlara verdiği zarara bakmadan, ünlü bir adam; hükümdarlığı sırasında sürekli güvenlik, huzur ve barış olan ülkesinde adil bir hükümdar; askerî birliklerinin ihtiyaçlarını her zaman karşılamaya çalışan; haydutların ve tiranların ezeli düşmanı; her zaman saygılı davrandığı Hristiyan tüccarlara karşı yumuşak başlı ve her türlü övgüye değer" bir hükümdar olarak tarif etti. Sultan'ın ağzından çıkan her sözün kanun olduğu böylesine babaerkil; ancak Rumlardaki gibi yazılı bir kanunun veya Moğollardaki gibi bir tüzüğün tamamen eksik olduğu Osmanlı Devleti'nin başında esir bir sultan ve ülkenin değişik yerlerinde hedefleri olmadan gezinen birbirine düşman beş şehzâde olduğu için Ankara'da yaşanan felaket Osmanlı Devleti'nin üzerine bir o kadar ağır ve olumsuz bir biçimde çöktü.

Balkan Yarımadası'nın tahrip edilen Hristiyan devletlerinin tekrar kurulması artık mümkün değildi:

Liderleri ölmüş, aileleri dağılmış ve yönetici sınıfları sipahilerle değiştirilmişti; Stefan Lazareviç'e ait Sırbistan bile eski konumunu geri kazanacak güçte değildi. Fransa'da Ankara savaşının sonucuna dair sevinçli haberi aldığında geri dönüşü için gerekli tedbirleri alan Bizans İmparatoru - 1403 yılı Ocak ayında yine Cenova'da idi -başkentinde huzur içinde yaşayabileceği için çok memnundu ve en fazla aile mensupları için birer muhafız kıtası almaya bakıyordu. Timur'un zaferi ile yeniden düzenlenen doğuda gelecek İtalyan ticaret cumhuriyetlerine kalmış gibi görünüyordu: Bir taraftan, Arnavutluk sahillerine, Mora'nın en iyi bölümleri ile Ege Denizi'ndeki adaların çoğuna ve Girit'e sahip olan Venedik; diğer taraftan ise Karadeniz'de hüküm süren, Galata'da daha zengin ve daha verimli ikinci bir İstanbul'a sahip olan ve Fransız Kralı'nın desteği ile kendini daha da güçlenmiş hisseden Cenova. Büyük kazançlar vaat eden Doğu Akdeniz'deki hükümdarlık ise Osmanlı Devleti'nin Bâyezid'in mirası ile ilgili mücadelelerden kaynaklanan acizliği sırasında karara bağlanacaktı. Bu dönemde doğu ile ilgili en önemli sorun bu idi.

Ankara Muharebesinden sonraki ilk birkaç ay içerisinde her iki ticaret cumhuriyeti birlik içinde hareket ettiler. Gerek Venedik, gerekse Cenova, Anadolu'daki limanlardan Timur'un ordusundan kaçan Hristiyanlara ve kaçan kölelere Doğu Akdeniz kolonilerinde koruma sağladılar. Mağlup Türklerin Anadolu'dan Avrupa'ya geçişlerini engellemek için Boğazlar'da konuşlandırılmış Ceneviz-Fransız gemilerinin komutanları ile Venedik kadırgalarının komutanları arasında çok fazla fark yoktu: Her ikisi de kimi büyük, kimi küçük paralar karşılığında dehşet içinde kaçan Türkleri denizden geçirmeye hazırdılar . Taraftarları Stefan Lazareviç, Ali Paşa, onun kardeşi ve Rumeli Beylerbeyliği'ne getirilen Balaban Bey tarafından Edirne'ye götürülen genç
şehzade Süleyman Çelebi, yerleştikten kısa bir süre sonra, Kasım ayına doğru her iki Cumhuriyet tarafından "Turchorum dominus in Grecia" ("Rum topraklarının Türk hükümdarı") ünvanı ile tanındı. Adamları tarafından savaşçı anlamında "kirişçi" olarak çağrılan kardeşi Mehmed Çelebi ise Anadolu'nun "dominus"u (hükümdarı) olarak karşılandı. Venedik, 1403 yılı başlarında ayrıca yine Bâyezid'in Anadolu'da kalan oğullarından biri olan ve kardeşi Mehmed Çelebi'yi ortadan kaldırmayı tasarlayan İsa Çelebi ile ilişki içinde idi. Ancak bu ilişkilerin hiçbiri ne Venedik'i, ne de Cenova'yı Timur'un ve Sinop hakimi İsfendiyar Bey'in elçilerini en büyük saygı gösterileriyle karşılamalarına engel değildi. Elçilerden biri olan Sultaniyye
Başpiskoposu Johann - doğuştan İngiliz'dir - yolculuğunu daha da uzattı ve İngiliz sarayına kadar gitti.

Ticaret cumhuriyetleri, Bizans İmparatoru'na karşı da ortak bir politika yürütüyorlardı. Kendisini babasının hırslı planlarını tekrar yaşatacak kadar güçlü hissetmeyen Süleyman Çelebi, 1402 yılı sonbaharında Rumeli'deki ikametine geldikten hemen sonra gönderdiği ilk elçi ile Venedik'ten Bizans İmparatoru Manuel'in dönmesini talep etti ve yaşlı imparatoru babası gibi kabul edeceğini ve "hiçbir zaman onun isteği dışında hareket etmeyeceğini" ilan etti. Ankara savaşının haberi, Manuel'in yola çıkmasına sebep olmuştu. 22 Ocak tarihinde Cenova'ya vardı ve merasimle karşılandı; Venedik'e ancak Mart ayında geçebildi ve aynı şekilde karşılandı. Parasını verdiği bir Venedik kadırgası ile cumhuriyetin üç gemisi eşliğinde Modon'a geçmesine ve Mora Yarımadası'ndaki durumlar hakkında bilgi aldıktan sonra, Vasilipotamo üzerindeı?5 İstanbul'a dönmesine izin verildi. Ancak, Cenova imparatorun emrine ayrıca dört kadırga verince, Venedikli komutan da kendini dördüncü bir gemi eklemek zorunda hissetti. Manuel, Gelibolu'da yeğeni VII. Ioannes ve Galata'nın elçileri tarafından kendilerine ait bir araçla karşılandı. Küçük bir filonun başında, muhtemelen bir daha hiç göremeyeceğini sandığı başkentine girdi.

Manuel'in dönüşünden önce ve Timur'un daha hayatta olduğu dönemlerde, Andros hakimi Pietro Zenos'un kurnaz aracılığıyla Gelibolu'da Hristiyan birliğinin tamamı ile babasının Evrenos Bey gibi eski askerlerinin tavsiyelerine kulak asmayan mütevazı ve anlayışlı Süleyman Çelebi arasında, yolda olan imparatorun da dahil edildiği bir anlaşma yapıldı. Süleyman, bu anlaşma ile "baba" olarak gördüğü imparatora İstanbul'da rehin olarak küçük kardeşi Kasım'ı ve kız kardeşi Fatma Hatun'u bırakmayı kabul etti . Daha sonra Despot Theodoros'un kızı ile evlendi. Bizans'a ayrıca Marmara Denizi'ndeki yerlerin çoğunu, orada bulunan eski Despotluğu ve Selanik'i - kısa bir süre sonra Tesalya Kralı ünvanını alacak olan eski İmparator Ioannes'in ikameti hâline gelecekti - ve Trakya sahillerinin yakınındaki İskire, İskadoz ve Skopelos Adalarını bıraktı. Venedik'e 1402 yılında Atina Düklüğü'nü eline geçiren ve 1403 yılında kaleyi de zapt eden Antonio Acciajuoli'nun zapt ettiği yerleri geri vereceğine dair söz verdi . Aynı Antonio, kısa bir süre önce Türklerle ittifak hâlinde Eğriboz'a saldırmış ve valisini bizzat esir almıştı14. Zeno, her zaman etkisini gösteren rüşveti kullanarak, Eğriboz'un tam karşısında anakarada beş mil uzunluğundaki yerlerin tamamını Cumhuriyet adına kendi timan olarak aldı. Anlaşmada böyle bir madde bulunmamasına rağmen, İzdin Limanı ve tuz madenleri anlaşmaya dahilmiş gibi gösterildi ve Türklerin yerleşmiş olduğu köyler böylece Venedik'in hükmü altına girdi. Son olarak esirlerin takası hakkında da anlaşmaya varıldı. Hristiyan birliği buna karşın niyeti henüz belli olmayan Timur'un adamlarının Avrupa'ya muhtemel bir geçişini engelleme sözü verdi. Benzer bir anlaşma Mehmed Çelebi ile de yapıldı . Her iki anlaşma, Türk beyleri tarafından muhtemelen 1403 yılı Mayıs ayında, ancak babaları öldükten sonra tüm haklara sahip oldukları zaman imzalanmıştı . Temmuz ayında Mahmud Bey'in oğlu olan Balat Emiri İlyas Bey ile Girit Dükü arasında özel bir anlaşma yapıldı: Timur'un vasalı ve Osmanlıların düşmanı olan İlyas Bey, kendi limanlarından Venediklilere karşı hiçbir korsanlığa izin vermemeyi ve yapılan korsanlıklar için tazminat ödemeyi ve ister Türk, ister Hristiyan olsun Venedik ve Girit'e karşı hiç kimseyi desteklememeyi taahhüt etti. Ayrıca adamları tarafından ganimet olarak toplanan ve daha önce başka Türk beylerine ait olan esirlerin, malların ve araçların dağıtımı konusunda anlaşmaya vardı ve Aziz Nikolas Kilisesi'nin etrafında Venedikli tüccarlara ait olan eski evlerde Venedik Cumhuriyeti'nin bir koloni oluşturmasına izin vermeyi kabul etti ve o tarihe kadar Eğriboz Adasindakilerin en çok korktukları Aydın korsanlarına ödenen haracı kaldırdı.

Bu anlatılanlardan, Venedik'in doğunun davalarına Cenova'dan daha fazla dahil olduğu sonucu çıkmaktadır. Venedik, uzun zamandan beri büyük bir anlayış, örnek alınacak bir dikkat ve hayran kalınacak bir sabırla, koruması zayıf veya rakipler tarafından zapt edilip, kullanılma tehlikesi altında olduğu bilinen bütün limanları işgal etmekten ve aynı zamanda Venedik'e yardımcı olabileceği ve işgalcilerle maceraperestleri cezalandırabileceği düşünülen Müslüman devletlerle dostane ilişkiler kurmaktan oluşan gerçekçi bir politika izlemekte idi. Bu, silahlarla yapılan cüretkâr kahramanlıkların gözlerini boyamasına izin vermeyen, saf ve dindar bir Hristiyan hareket tarzının ruhsal güzelliğinden ve şövalyelerin kahramanlıklarının romantizmi ile yollarından sapmayan ciddi devlet adamlarının ticarî idealleri idi.

Venedik, birkaç ay içinde Ankara savaşını kendi menfaatine kullanmayı başardı. Heyecanın dorukta olduğu ilk zamanlarda Girit'ten gelecek birlikler ile Gelibolu Limaninı zapt etmeyi bile düşündü ve bunun için 25 bin altını gözden çıkarttı . Daha sonra Bizans İmparatoru'na, Osmanlıların gelecekteki saldırılarına karşı tedbir almak için tarafsız ve terk edilmiş Bozcaada'yı bir Venedik üssü hâline getirmeyi önerdi, ancak bu teklifinin geri çevrilmesi üzerine Bozcaada sularında diğer deniz güçleri ile işbirliği yapmayı kabul etti . Venedik, daha cüretkâr olan planlardan başka hedefine kesin ulaşmasını sağlayacak alternatif planları izlemeyi her zaman başardı. Arnavutluk'ta o güne kadar sadece koruyucu olarak kabul edilirken, Ankara savaşına Osmanlı vasalı olarak katılmış olan Coia Zaccaria şimdi Venedik Cumhuriyeti'nin himayesi altına girdi; hatta teminat olarak kızını İşkodra'ya getirdi. Jonima, Georg Dukakin ve Polat Bey gibi daha az önem taşıyan diğer Arnavut liderler, bu örneği takip ettiler. Akçahisar'ın alınmasından sonra bir süre için Venedik menfaatleri için tehlikeli görünen Niketa Thopia, daha sonra (1404) aynı şekilde Venedik'in himayesi altına girdi. Kendisine verileı?6 bir maaş ve Noel ile Yortu bayramlarında aldığı elbiselerle yetindi ve Venedik'in hükümdarlığını San Marko bayrağını göndere çekerek ve Venedik'e her yıl iki şahin göndererek kabul etti.

"Raskiya Kontu" Stefan Lazareviç, kardeşi Vulk ile birlikte Anadolu'dan Galata'ya geldi. Buradan, Gattilusio'nun kızı ile evlenmek üzere Midilli Adası'na geçti ve Bizans İmparatoru VII. Ioannes'in akrabası olarak kendisine Despot ünvanı verildi . Uzun bir yolculuktan sonra nihayet evine döndü.

Ankara'dan kendisinden önce kaçan kuzeni, Lazar'ın kardeşi Vulk'un oğlu Georg'u Üsküp'teki Türkler tarafından desteklenmesine rağmen 21 Kasım tarihinde Kosova savaşının yapıldığı yerde yenmeyi başardı. Kendisine düşman olan kardeşine karşı da (daha sonra 11 Kasım 1405 tarihinde ölen) annesi Militza'nın desteği ile karşı durabildi. Kısa bir süre sonra, Venedik'ten topraklarından geçme izni almış olan Stefan, Venedikli bir elçiler topluluğunu kabul etti ve Sırbistan'ın iç bölgeleri ile Venedik Cumhuriyeti arasında bir ticaret anlaşması imzalandı.

Asilzadeleri Türk esaretinden geri dönen Bosna ile 1403 yılının sonbaharında görüşmeler başlatıldı ve 1401 yılı Nisan ayında Ostoya "Raskiya ve Bosna Kralı" olarak, gemilerine Narenta Nehri üzerinde serbestçe dolaşma hakkı vererek ve kendi sikkelerini bastırana kadar Venedik altınlarını kullanmayı taahhüt ederek, dost Venedik Cumhuriyeti'ne önemli ticarî imtiyazlar tanıdı. Bunun karşılığında, daha önce Duşan gibi, Venedik'in onursal vatandaşı ilan edildi. "Dalmaçya ve Hırvatistan'da", "Spatalo ve Kraliyet Vikarlığının" - Napoli Kralının - "Dükü ve Hakimi" olarak kabul edilen Hrvoye de bu ittifak birliğine dahil edildi. Buna karşın Kotor bağımsızlığından vazgeçmedi.

Sırp-Arnavut batının tamamında, 1404 yılında ölen Georg Straşimir'in dul eşi Helena ve atılgan oğlu III. Balşa, bir süreden beri sahneden çekilmiş olan Paşa Yiğit ile ittifak içinde aynı yıl İşkodra üzerine bir saldırı planlayarak Venedik'i hayli uğraştırdılar. Cumhuriyetin subayları, Balşidlerin sarayına "Parmak, arkasına gizleneni saklayamayacak kadar küçüktür31" yönünde bir uyarı göndermek zorunda kaldılar.

Aynı şekilde Mora ve komşu bölgelerde de Bâyezid'in düşüşünden sonra Venedik'in etkileri hissedilebilir hâle geldi. Kefalonya Dükü, Venedikli valilerin Epir sahillerinin Arnavutlarını kendisine karşı ayaklandırdığı yönünde şikâyette bulundu. Babası; Kefalonya, Zenta ve Ayamavra'daki Toccolar ile savaşta öldükten sonrâ6 tekrar güçlü bir Akhaia Prensliği kurma niyetinde olan Centurione Zaccaria, Napoli ile vasallık ilişkisine rağmen Venedik'e danışma ihtiyacı hissetti . Venedik 1403 yılında Kalavrita, Vositza ve Balyabadra'yı işgal etmeye ve böylece Cenevizli olarak Cenova'ya sempati duyduklarından şüphelendiği Zaccariaların planlarını engellemeye karar verdi34. Ayrıca çok önemli bir şehir olan Navarin'i topraklarına dahil etmeyi ve böylece Zaccariaların orayı zapt etmelerini engellemeyi düşündü . 1394 yılında Türkleri bir kez kovmayı başarmış ve Venedik'i çağırmış olmasına rağmen hükümdarı Bua Spatas'ın yetersizliği yüzünden uzun zamandan beri yine Türk korsanların uğrak yeri olan İnebahtı Şehrinin de Centurione tarafından zaptı her ne pahasına olursa olsun engellenmeli idi. Satın alınmasına dair bir anlaşmaya varmak üzere görüşmeler başlatılmış olmakla beraber, bu anlaşma ancak Ergiri Kasrilı Spataların güçlerini tamamen kaybettikleri 1407 yılında gerçekleşti. Venedik ayrıca yaşlı Despot Theodoros'a Türklere karşı tutumunu tekrar gözden geçirmesi yönünde tavsiyelerde bulundu . Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Eğriboz'u ele geçirme planları yapan Antonio Acciajuoiis'in ilerleyişi, Ankara savaşından sonra durma noktasına geldi.

Venedik'in bu başarılarına Cenova'nın sessiz kalması düşünülemezdi ve 1403 yılında Venedik'in konumunu daha da güçlendirmekten başka bir işe yaramayan açık bir çatışma meydana geldi.

1403 yılı Ocak ayında İtalyan Akdeniz ülkelerinde adı Giovanni Ultramarion olan Chateuamorand, zor günlerde durumları yeniden düzenlemek üzere Galata'ya gitti. Cenova'da o tarihte Fransız valisi olan Boucicaut, 4 Nisan tarihinde birkaç gemi ile limandan ayrıldı. Vasilipotamo'da geri dönen İmparator Manuel ile görüştü ve İstanbul'a kadar eşlik etmek için dört kadırgayı emrine verdi. Ceneviz filosu Haziran ayında, Büyük Üstadın her türlü yeni bir Haçlı Seferi düzenlemeye hazır görünen Rodos'una vardı. Boucicaut, gerçekten de Bâyezid'in uğradığı felaket ve Timur'un Hristiyanlara karşı sözde sempatisi yüzünden Türk veya Müslüman işgalcilere karşı büyük bir Haçlı Seferi düzenlemeyi düşünüyordu. Cenova, o dönemde Magusa'yı açgözlü ve kibirli yabancıların elinden alma zamanı geldiğini düşünen genç Kıbrıs Kralı Janus ile savaşta olmasına rağmen, Cenova'nın Kıbrıs üzerindeki menfaatleri çok önemli de olsa Boucicaut bununla çok fazla ilgilenmedi. Rodos Şövalyelerinin, Sakız Adası hakimleri Maonezlerin, Galata kolonisinin ve Cenevizli Midilli Adası ile Enez hakimlerinin gemilerinin de katılımı ile Anadolu sahillerine yöneldi ve Peter'in daha önce saldırmış olduğu Alanya Limaninı zapt etmek için çaba harcadı. Timur'un buradaki vekili, kendi kardeşi ile savaş hâlinde olduğu için bu saldırıyı gerektiği gibi karşılayamadı. Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı, Boucicaut'nun haberi olmadan Kral Yanuş ve Cenova tarafında olan iki Maonez arasında bir barışın yapılmasını sağlarken, Boucicaut doğu denizlerindeki amaçsız yolculuğundan cesaret alarak ilerledi. 1356 yılının yağmasını henüz unutmamış olan İskenderiyeliler Boucicaut'nun gemilerini limana geldikleri gibi tekrar gittiklerini gördüler. Trablusşam ve Botrun önlerinde savaştı, Beyrut'u yağmaladı ve Sayda'ya saldırıp, kendi ününe, Cenova Cumhuriyeti'nin gücüne ve Fransa Kralı'nın onuruna layık olabilecek hiçbir şey başaramadan Laodikea'dan geri döndü.

Suriye sularında yeni karmaşalar istemeyip, sadece huzur isteyen Venedikliler, Boucicaut'nun ilerleyişini her yerde duyurdular. Ayrıca, bazı Suriye limanlarında uğradıkları zararlardan dolayı hâlâ Boucicaut'ya karşı öfkeliydiler. Boucicaut ise yoluna çıkartılan engellerden haberdar olmuş ve buna kızmıştı. Ekim ayında Modon açıklarına geldiğinde, iki filo burada karşılaşınca taraflardan hiçbirinin hedeflemediği kesin olan gerçek bir savaş başladı. Venedikliler, kadırgalarından birini kaybetti ve bunun karşılığında üç kadırga zapt ettiler. Nihayet limana dönmüş olmalarına rağmen, zaferden bahsettiler, ancak rakiplerine göre savaşı kaybetmişlerdi. Uzun kavgalar ve pazarlıklardan sonra 1404 yılı Mart ayında bir barış anlaşması yapıldı ve 28 Haziran 1406 tarihinde yapılan ikinci bir barış anlaşması ile bu anlaşma genişletildi. Boucicaut, 1407 yılında Kıbrıs Kralı'nın yardımı ile iskenderiye üzerine yeni bir sefer için teşebbüste bulundu, ama boşuna . Cenova, kesin bir politikaya sahip olmamanın sonuçlanın yeterince görmüş ve hesaplara yönelik bir ticaret ülkesine şövalyeliğin ateşli ideallerini getirmeye çalışan Fransız vali Boucicaut, bunun baş suçlusu olmuştu.

Zayıf bir kişiliğe sahip Süleyman Çelebi, babasının mirasını kendi asası altında birleştirmek için ne kadar çaba göstermek zorunda kalsa da, bazı Hristiyan güçler de kendilerini toparlamaya; hatta bazıları doğunun fethi için hazırlık bile yapmaya fırsat buldular. Süleyman Çelebi, yıllarca Anadolu eyaletlerini kazanmak için çaba gösterecekti; Avrupa'da çok güzel eyaletleri olmasına rağmen, kalbi yine de Anadolu'da idi. Osmanlı'nın başlangıcı idi Anadolu; ulusal dayanağı, doğal bağlantılan, varlığının kaynağı, en kutsal gelenekleri; hepsi orada idi. Anadoluda bir ayak büyüklüğünde toprağa sahip olmayan bir Osmanlı Devleti imkânsızdı, kökünden koparılmış, yabancı topraklar üzerinde kurumaya mahkum bir daldı. Süleyman Çelebi'nin kendisi de olmasa, danışmanları, özellikle de Peter Zeno'nun haklı olarak kendisi tarafından koruma altına alınan şehzâdenin devletinde "vazgeçilmez adam" dediği yaşlı ve tecrübeli Ali Paşa, bu kaçınılmaz gerekliliği hissediyordu. Murad ve Bâyezid'in savaşçıları anavatan topraklan olan çok sevdikleri Anadolu'yu özlüyorlardı.

Timur'un komutanlarından biri olan Hayreddin'in ayrılışından sonra Anadolu'da İsa Çelebi eski başkenti almıştı; 1403 yılı başlannda Anadolu'da "Türklerin hükümdarı" idi. Baştan beri, Ankara savaşından sonra, Sivas ve Erzincan'ın kaybedilmesi ile artık sadece Tokat ve Amasya'dan oluşan doğudaki sancağına geri dönen Mehmed Çelebi, en güçlü rakibi oldu. Mehmed Çelebi, aynı yılın kış aylarında Osmanlı Devleti'nin kuzeydeki düşmanı İsfendiyar Bey ile savaşmak zorunda kaldı; yeğeni Kara Yahya'yı, Osmanlıların hareketlerini gözetlemek için Kastamonu'da zapt ettiği geçitlerden birinde öldürdü ve Bolu yönüne ilerledi. Mehmed Çelebi daha sonra, Timur'un seferi ile Anadolu'ya gelen ve ülkede huzursuzluk yaratan birkaç Türkmen lideri ile savaşmak zorunda kaldı. Resmi Osmanlı kaynakları burada özellikle gözüne ok isabet eden Devlet Şah'tan; Canik'li Kubat'tan; Farsça adı Kazâbâd olan Kazova'da mağlup edilen İnaloğullarından; Gözler'den; Köpek'ten; mağlup olmuş olmasına rağmen, büyüklük gösterilerek kalesinde bırakılan Sivas komutanı Mesud'dan ve nihayet Mehmed Çelebi'nin kendi kuzeni olan Savcinın oğlu ile zaferle sonuçlanan savaşlarından bahseder. Mehmed Çelebi, Mart ayında babasının ölüm haberini aldığında, ülkenin üst komutanı olarak Timur'dan bunun onayını almak üzere geleneksel kılıç, hilat, tuğ ve savaş atları ile birlikte elçiler gönderdi ve Timur kısa bir süre sonra Erzincan ve oradan Gürcistan'a doğru hareket edince, Osmanlı'nın mirasçılarından biri olan Mehmed Çelebi, kendi zamanının geldiğine inandı. Kardeşlerinden hiçbirinin hükümdarlığını kabul etmedi ve Firuz'un oğlu Yakup Bey'in danışmanlığında "Osmanlıların Büyük Emiri ve Padişahı" ünvanını kullanmaya başladı. Niyeti, devletinin tamamını tek elde toplamaktı.

Bu yüzden Mehmed Çelebi ile İsa Çelebi arasındaki düşmanlıklarda saldıran taraf muhtemelen Mehmed Çelebi olmuştu. İsa Çelebi kendini sadece savundu. Ama İsa Çelebi de babasının enerjisini almıştı ve zorlandığı bu savaşı hayatını kaybedene kadar sürdürdü. Mehmed Çelebi, Bursa'ya ani bir baskın yapmak üzere güneyden yaklaştı, ancak Domaniç civarındaki dağ geçitlerinin İsa Çelebi'nin Timurtaş gibi yaşlı ve tecrübeli bir savaşçının komutası altındaki birlikleri tarafından tutulmuş olduğunu gördü. Buna karşın, Yakup Bey'in amcasının hüküm sürdüğü Balıkesir teslim oldu ve deniz kenarındaki bölgede eskiden birçok Bizans karargâhının kurulmuş olduğu, eski Lopadion, yeni Ulubad'ta önemli bir muharebe meydana geldi. İsa Çelebi, İstanbul'a kaçmak zorunda kaldı ve 1403 yılının baharında, babasının ölümünden sadece birkaç hafta sonra, hükümdarlığı sona erdi, onun için geri dönüş yolunda öldürülen veziri Timurtaş'ın kaybı, mağlubiyetin kendisinden bile daha büyük bir felaket olmuştu.

Bu sayede Mehmed Çelebi, Timur tarafından eski beylerine geri verilenler dışında Anadolu'daki tüm toprakları eline geçirmiş oldu. Düşmanı olan bu beyleri o anda topraklarından kovması mümkün görünmüyordu. Babasının naaşım Karaman'dan getirtti ve artık sahibi olduğu başkent Bursa'da görkemli bir merasimle defnettirdi. Daha sonra ziyaret etmek üzere İznik ve Yenişehir'e doğru yola çıktı.

Süleyman Çelebi, kardeşinin yeni konumunu kabul etmeye yanaşmadı. Aynı yılın yaz aylannda İmparator Manuel tarafından kendisine teslim edilen kardeşi İsa Çelebi'yi Anadolu Beylerbeyi tayin etti ve Çanakkale Boğazı üzerinden geri gönderdi.

İsa Çelebi önce Karesi bölgesine gitti ve Mehmed Çelebi'nin tedbir olsun diye geri çekildiği Bursa'ya geçti, ancak şehre alınmadı. Bu yüzden kışı Beyşehir'de geçirdi. Bahar geldiğinde, kendini Sivrihisar üzerinden Karaman'a saldıracak kadar güçlü hissetti. Ancak Mehmed Çelebi'nin ilerleyişi, onu geri dönmeye zorladı. Bahtsız şehzâde Bursa dolaylarında tekrar mağlup oldu ve Bâyezid'in sarayında bir arada yaşadığı dostu İsfendiyar Bey'in onu sevinçle karşıladığı Kastamonu'ya sığınmak zorunda kaldı.

İsa Çelebi, İsfendiyar Bey'den ayrıca şansını üçüncü kez denemek için gerekli desteği buldu. Bu sefer, Kastamonu'dan Ankara'ya rahatsız edilmeden geldi, ancak Mehmed Çelebi'nin gelişini bekleyemedi. Bursa'ya kaçmayı başardı, ama Mehmed Çelebi ile karşılaşmamak için denize fazla uzak olmayan bir yere, Niğbolu savaşından sonra I. Bâyezid'in Hristiyan esirlerinin getirildiği ve 1398 yılında ölen Eu Kontu'nun mezarının bulunduğu Mihaliç'e geri döndü. Kendileri için çok rahat bir komşu olan zayıf ve barışçıl bu şehzâdenin hükümdarlığını muhafaza etmesini sağlamak için, Mehmed Çelebi'nin bariz bir şekilde ortaya çıkan Uranlığından korkan Menteşe, Teke, Aydın ve Saruhan Beyleri, İsa Çelebi'nin buradaki karargâhında
toplandılar. Dukas, Aydın Beyi'nin Süleyman Çelebi'nin hazinelerini muhafaza ettiğini anlatmaktadır. Ayrıca Karaman Beyi'nin de Mehmed Çelebi'ye karşı oluşturulan bu ittifakta yer aldığı söylenmektedir.

Ancak İsa Çelebi'nin davası için bu sadece geçici bir yarar getirdi:

Mehmed Çelebi'nin gelmesi ile müttefikler dağıldı. İsa Çelebi, Karaman sarayında ikamet ederken, doğunun sultanı deniz kenarlarında geziyordu ve "isyancı" beylerden birkaçını görevden alıyordu. Bu bağlamda Manisa hakiminin Saruhanlı Hızırşah olduğu zikredilmektedir. 1403 yılının sonbaharında gerçekten de deniz kıyılarındaki eyaletlerde çeşitli beyler görüldü: Menteşe, İlyas Bey tarafından yönetilirken, yine Umur Bey ve bir kardeşi Aydın hükümdarlığını paylaştılar. İzmir'i önce diğerlerine tâbi bir şekilde yönetirken, daha sonra zapt eden Kara Subaşı oğlu Cüneyd, üçüne karşı savaştı. Aydın Beyi'ni öldürdü ve Umur Bey'i Menteşe'ye sığınmak zorunda bıraktı. Umur Bey, topladığı yeni güçlerle birlikte geri dönerek, Cüneyd'in babasını kovup, İzmir'i ateşe verdiğinde, Cüneyd tarafından İzmir'de kuşatıldı ve Cüneyd'in kızı ile evlendikten sonra şüpheli bir ölümle hayata veda etti. Bu başarılardan cesaret alan Cüneyd; Alaşehir, Sart ve Nif'i işgal etti ve "Anadolu'nun bağımsız beyi" ünvanını aldı. Mehmed Çelebi tarafından gönderilen bir gözcü tarafından Eskişehir'de bir hamamda yakalanarak boğulmuş olan İsa Çelebi'nin ölümü ile birlikte Cüneyd, Avrupa'daki sultan adına taleplerde bulunabilecek rakibinden kurtuldu .

En geç 1406 yılı sonunda, belki de daha önce, İsa Çelebi öldükten sonra Süleyman Çelebi, karmaşık durumları yeniden düzenlemek üzere Anadolu'ya geldi. Önce, deniz kıyılarında İsa'nın davasını desteklemiş olan, ancak Osmanlı bir hükümdara tâbi olmak istemeyen inatçı beylerle karşı karşıya geldi. Bursa'da ise sevinçle karşılandı ve kışın birkaç ay orada kaldı. Mehmed Çelebi, sınır eyaletlerine kaçmıştı. Ancak daha sonra burayı da terk edip, çok iyi tanıdığı dağlara sığınmak zorunda kaldı. Bahar aylan gelince Süleyman Çelebi, Germiyanoğullarının da askerî bir birlik gönderdikleri oldukça güçlü müttefik Türk ordusuna karşı savaş başlattı. Artık, Tatarların hükümdarının müdahale etmesinden korkmaya gerek kalmadan, güçlü olan kazanacak ve Anadolu'nun geleceğini belirleyecekti. Timur, 1404 yılında Semerkant'ta görkemli son zaferini kutladıktan sonra, mektupları ile ona hakaret eden Çin İmparatoru'nun üzerine yürümüş ve 17 Şubat 1405 yılında Çin üzerine yaptığı seferde soğuk algınlığına yakalanarak, ölmüştü.

Bâyezid'in hükümdarlığı sırasında Aydın'da sancakbeyi olarak bulunan ve bu toprakları çok iyi bilen Süleyman Çelebi, Bursa'dan kaçan Mehmed Çelebi'nin ilk zaferlerini kazandığı Ulubad'a; oradan da Osmanlıların elinde kalan tek yer olan Karesi topraklarındaki Bergama'ya geçti ve Cüneyd tarafından terk edilmiş İzmir'e girdi. Bu şehir ile Cüneyd'in kardeşi Bâyezid'in bulunduğu Aydın topraklarındaki Balat arasındaki Mesavlion'da düşmanlarının müttefik ordusu onu bekledi. Ordunun başında Cüneyd vardı. İzmir hakimi Cüneyd, korkak müttefiklerinin Süleyman Çelebi ile barışı sağlamak için onu teslim etmeyi düşündüklerini öğrendiğinde, Balat'a kaçtı ve savunmanın imkânsız olduğunu anlayıp, pişman bir köle olarak, boynunda zincirlerle Süleyman Çelebi'ye teslim oldu. Müttefikler, Menderes Nehri üzerinden geri döndü ve birlikler dağıldı. Süleyman Çelebi, "gün doğumundan dört saat sonra", Cüneyd'i affederek, "Galesion Dağı'nın altındaki köprüden geçerek" eski Efes kentine geldi. Dört ayını Timur stilinde içki alemleri ve büyük Haninin aynı biçimde sevdiği harem sefaları ile bu güzel deniz kıyılarında geçirdi ve büyük bir ayyaş olarak ünlenmeye başladı.

Ancak genç sultan, Bâyezid'e layık bir oğul olduğunu gösterdi: Anadolu topraklarında kaldığı sürece, gerçek hükümdar kabul edildi. Mehmed Çelebi, Türkmen çeteleri ile genelde uyguladığı ani baskın şeklinde yeni bir saldırıya teşebbüs ettiğinde, Ali Paşa ve Evrenos Bey onu Sakarya Nehri kenarında yenmeyi başardılar ve batıdaki taraftarlarına ibret olsun diye cezalandırıldı. Sivrihisar üzerinden saldırmayı deneyen Karamanlılar da onunla aynı kaderi paylaştılar. Evrenos Bey, Karaman Beyini Akhisar'a kapanmaya ve Osmanlıların tek sultanına tâbi olduğunu ilan etmeye zorladı. Karaman Beyi, Cemale Kalesinde sultanın eteklerini öptü ve topraklarını barış içinde yönetmeye devam etti. Gücünü herkese tekrar göstermek için Bâyezid'in mirasçısı hiçbir dirençle karşılaşmadan Ankara'ya gitti. Artık huzur içinde Avrupa'ya dönebilirdi.

Süleyman Çelebi'nin Anadolu'ya hareket etmesinden kısa bir süre önce veya sonra, 1406 yılı Ocak ayının sonunda, Francesco Giustiniani ilk Venedikli elçi olarak Türk hükümdarına gönderilmiş, ancak talimatların?6' uzun bir bekleyişten sonra almıştı. Bu talimatlar, özellikle son zamanlarda tehlikeli bir hal almış olan Arnavutluk ile ilgili idi. Muhtemelen Üsküp'teki rahat durmayan sancakbeyi Paşa Yiğit tarafından ayaklandırılan Helena ve oğlu III. Balşa, Venedik'e ait İşkodra'ya saldırmış ve şehri çok kolay almışlardı; ancak kale direnmeye devam etti ve şehir de Temmuz ayında tekrar Venedik'in eline geçti. Birkaç gün önce -24 Haziran tarihinde - Venedik ceza mahiyetinde Ülgün'ü zapt etmişti; ayrıca Bar'ı ve isyancı Zaboiana'nın tüm topraklarını işgal ettiler. Venedik, Yukarı Zenta'nın Voyvodalığı'nı teklif ettiği, ancak onlar tarafından istenen Budua'yı vermediği. Coia Zaccaria, Jonima ve Jaruseviç kardeşler ve birçok başka Arnavut lider ile anlaşmalar yaptı ve Epir sularında sayısız gemiler dolaştı. Baskı altındaki Straşimir ailesini de Türk desteğinden yoksun bırakmak için Venedik, sultana başvurdu ve "tayın" adı altında geçen bir vergi vererek Osmanlı hükümdarlığını çoktan kabul etmiş Zenta bölgesinin tamamının kendisine devredilmesini resmen talep etti. Sultan'ın resmi onayı Venedik için çok önemli idi, zira Ülgün, Budua ve Bar'ın, hatta İşkodra'nın bir şekilde hak talep edebilecek birçok talibi vardı: Bunlardan bazıları Mara Brankoviç, Despot Stefan ve Kral Ladislas'ın onayını alan Sandali idi. Venedik ayrıca, tıpkı Manuel'in kardeşi Despot Theodoros'un Centurione ile yaptığı savaş sırasında Venedik sularında kazanç getiren bir değişiklik olsun diye yaptığı korsanlıklar gibi, Koron ve Modon sularında sürekli olarak korsanlığa çıkan Türk korsanlarından şikâyetçi oldu. Batı'da eyalet yöneticilerine terk edilen savunma o dönemde böyle küçük savaşlarla yetinirdi.

1406 yılı Ekim ayında ilk Osmanlı elçisi - Paul adında bir Rum - Venedik'e geldi (Süleyman Çelebi daha sonra böyle görevler için Frank Pietro Longo'yu ve son olarak Bâyezid adında bir Türk'ü kullandı). Bu elçi, muhtemelen kasıtlı olan vekâletleri yanında taşımadı . Bu yüzden yine Venedikli bir elçi Süleyman Çelebi'ye adı geçen talepleri tekrar hatırlatmak üzere sultanın ikamet ettiği yere gelmek zorunda kaldı. Balşa, bu arada yine Arnavutları ve Türkleri topladı ve yapılan görüşmelere rağmen, Venedik Cumhuriyeti'nin eski ve yeni yerlerini, özellikle Bar'ı tehdit etti. Diğer taraftan, Türk korsanlarının faaliyetler o kadar artmıştı ki, Venedik ticaret gemilerini silahlı adamlarla donatmak zorunda kaldı. Venedik ayrıca korsanların uzun zaman önce yerleşmiş oldukları İnebahtı'nın zorla gerçekleştirilen satışı için sultanın onayına ihtiyaç duymakta idi. Navarin'i işgal etme ve Balyabadra ile civarlarını kendi kardeşleri ile savaş hâlinde olan Arşidük Stefan Zaccarias'tan kiralama projesi ile Venedik hükümdarlığını iç bölgelerin kaderini düşünmeden Mora sahillerini kapsayan bölgenin tamamında sağlamlaştırma amacı ile yapılacak tüm faaliyetler için, Mora güçlerinin tamamını vergiye bağlamış sultanın dostluğu gerekli görülmekte idi. Venedik'in gerçekleştirmeyi umut ettiği bir diğer konu ise Türklerle kurulacak bir ittifak sayesinde, 1407 yılı Ağustos ayında kalelerin dışında topraklarının tamamını Türklere bırakmış olan Antonio Acciajuoli'yi engellemekti. Tocco hanedanı tarafından başkenti Klarentza elinden alman Centurione, Mora'da 1408 yılında Venedikli komutanlara sadece Centurio'nun Teselya Bey'i Barak aracılığıyla yılda 3 bin altın ödediği sultanın onayı ile geçerlilik kazanabilecek tekliflerde bulundu . Balşa ile fazla güvenli olmayan bir banş anlaşması yapıldığında, Venedik, Süleyman Çelebi'ye üçüncü bir elçi gönderdi. Bu sefer, artık açık kalan bütün sorunları ortadan kaldırmak için daha tecrübeli ve daha anlayışlı Andros'lu Zeno'yu seçti. Nihayet 1408 yılı Kasım ayında, Haziran ayı civarında 1409 yılı Mart ayma kadar sürecek olan bir ateşkes anlaşmasının yapılmış olduğu haberi geldi. Bir tek Rum sahillerinde Eğriboz'un kuzeyindfiel Türkler tarafından sıkça rahatsız edilen Pteleon
(Phtelion) konusunda henüz bir karara varılamamıştı , ama Venedik Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti arasında Arnavutluk sınırı ile ilgili hükümler içeren 1408 tarihli ilk onay anlaşması sayesinde Arnavutluk'taki karmaşalar için bir çözüm bulunmuştu.

Venedik, böyle dikkatli bir ticaret politikası izlerken, İstanbul'daki Bizans İmparatoru ve Macar Kralı tüm Hristiyan güçlerin birleşik çabaları ile Osmanlıları bir gün Avrupa'dan kovabilme umudunu besliyorlardı.

Stefan Lazareviç'in doğudan dönüşünden hemen sonra Kral Sigismund, Macaristan'ın Balkan Yarımadası üzerindeki hükümdarlığını Türklere karşı kurulacak bir Hristiyan birliği ile yenilemek için tedbirler almıştı. 1403 yılında Despot ve Brankoviçler arasında çıkan çatışmalara karışmıştı. Stefan'a, Macar vasalı olarak, Tuna kenarında o tarihe kadar önemsiz sayılan, ancak Stefan tarafından sağlamlaştırman Belgrad verildi. 8 Ağustos 1404 tarihinde Bosna Kralı Ostoya ortadan kaldırılmış ve onun yerine ilk Bosna Kralı Tvrtko'nun aynı adı taşıyan oğlu tahta çıkartılmıştı. Tahttaki değişikliğin sebebi (Haziran) güçlü Hrvoje ve Sandali idi. Ancak Sigismund, tahttan indirilen gözdesi Ostoya'yı yarı yolda bırakmaya niyetii değildi. 1405 yılının baharında Macarlar Bosna'ya girdi ve en önemli dağ kasabası Srebrenica ve daha sonra Macar bir kontluğa dönüştürülecek olan Usora Eyaleti'nin tamamını işgal ettiler. Gerek Stefan, gerekse Brankoviçler bu sefere katılmışlardı. Aralık ayında Stefan, Bosna'nın Baroç Şehri'nde; Brankoviçler ise Vulcitrin Şehri'ndeydiler. II. Tvrtko ise Paşa Yiğit'in Türkleri tarafından desteklendi ve bir sonraki yılın baharında Despot Stefan, Balşa lehine Venedik'e gönderdiği elçileri aracılığıyla Türk hükümdarlığını artık tanımadığını ve "Hristiyan olarak ölmeye" kararlı olduğunu ilan etti. Osmanlıların Anadolu'dan Avrupa'ya geçişlerini engellemek için Venedik'ten gemi istedi.

1407 yılı Ocak ayının başlarında İmparator Manuel de Venedik'e başvurarak, düşmanca niyetleri olan Türklere karşı yardım istedi, ama tabii ki boşuna. Aynı yılın sonlarına doğru, Mora'daki durumları Despot kardeşi II. Theodoros lehine çevirmek için bizzat buraya gitti. Despot Theodoros, Venedik'ten Anabolu ve Astrizi'yi istedi ve aynı zamanda Tesalya'dan gelecek muhtemel Türk saldırılarına karşı Germe(Hexamilion) surlarının işbirliği içerisinde tekrar inşa ettirilmesi gerektiğinden bahsetti.

Başta Ragusalılar olmak üzere bir çoğu 1408 yılı bahar aylarında Macar Kralı'nın "Rumeli topraklarına" yapacağı bir Haçlı Seferi beklemekte idi. Sigismund ise bunun yerine Bosna'yı hedef alan ve buradaki topraklara yeni bir düzen getirecek bir sefer düzenledi. Dobor yakınlarında yapılan büyük bir muharebe sırasında Tvrtko mağlup edilip, esir alındı, ancak Ostoya tekrar eski konumuna getirilmedi . Ülkenin en nüfuzlu hükümdarları Hrvoje ve Sandalı, derhal tâbi olacaklarını ilan ettiler. Sigismund onları Macaristan'a götürdü, başkentte misafir etti ve övgüler, ünvanlar ve hediyelerle onları kazanmaya çalıştı. Kral'ın sarayına gelenlerden biri de Stefan Lazareviç'ti. Kral, Aralık ayında o dönemlerde moda olan bir şey yaptı ve Budin'de
Ejderha Haçlı Seferi tarikatını kurup, Sırp misafirlerini bu tarikatın şövalyelerinden ilan etti .

Aynı dönemlerde yine Rum topraklanna Haçlı Seferi fikri ortaya atıldı. Aynı yıl, bir İtalyan, Macar elçisi olarak Bosna'daki zaferin haberini Venedik'e getirdi ve hükümdarının, bazı anlaşmaları olduğu için Eflak'taki Kili'den gemi ile Osmanlıların en önemli askerî limanı Gelibolu'ya gitme niyetinden bahsetti. Bizans İmparatoru, kendisi ile eski ilişkilerini hiçbir zaman kesmemiş olan Macar Kralina, muhtemelen güçlerini birleştirip, Türk hanedanları arasındaki mücadeleleri değerlendirerek, limanı zapt etme yönünde tavsiyede bulunmuştu. Venedik'ten birkaç büyük nakliye gemisi istediler ve "başka Hristiyanlann" da bu kutsal sefere katılacağını vaat ettiler. Venedik ise cevap olarak daha önce de olduğu gibi, bir birliğin kurulmasını beklediğini söyledi. 1409 yılı Şubat ayında Macar Kralı'nın yine elçisi olarak başka bir İtalyan geldi ve Rum topraklarında krala ait topraklara saldımıak üzere Türk birliklerin toplanmaya başladığını haber verdi. Sigismund, Venedik'ten sadece Boğazları denetlemek için birkaç kadırga istedi. Ayrıca yeni aldığı Dalmaçya limanlarında kendi savaş filosunu kumıak istedi. Venedik'ten yine soğuk bir cevap geldi. Bu şaşırtıcı bir cevap değildi, zira Venedik o dönemlerde Napoli Kralı'nın ve aynı yıl içinde kendisinden Dalmaçya'nın başkenti olan Zara'yı satın alacağı Macar taht müddesiri olan Ladislas'ın dostu idi. Buna rağmen 1409 yılı Şubat ayında, Macar Kralı'nın Türklere karşı oluşturduğu bir ordunun başında bulunduğuna inanıldı.

Gerçekte ise böyle bir ordu hiçbir zaman faaliyete geçmemişti. Bu ordu sadece saf hayallerde, ilginç dedikodularda ve Macar tarafının, yani Kral Sigismund'un kendini övmesinde saklı idi. Yine de Osmanlı Devletinde o dönemlerde durumlar o kadar kötü idi ki, bütün düşmanları umut beslediler. Bu durum ayrıca Süleyman Çelebi'nin savaş başlatması hâlinde Venedik'in Süleyman Çelebi'nin doğal düşmanları olarak Mehmed Çelebi ve Bizans İmparatoru ile ilişki kurma kararından da anlaşılıyordu; gelecekte Mehmed Çelebi'nin "Türkiye'sinde" Venedikli bir konsolos bulunacaktı. Buna göre, Mehmed Çelebi Anadolu'nun doğusundaki dağlardan inmiş ve Anadolu'nun tamamını almıştı. Süleyman Çelebi'nin komutanlarından Firuz oğlu Yakup, ondan kaçmıştı. Ali Paşa öldükten sonra devletin son yıllardaki gerçek hükümdarı olarak daha genç olan sultan "Bozcaada'nın ötesindeki ülkedeki" hükümdarlığını daha kolay sağlamlaştırdı.

Mehmed Çelebi, ağabeyini Avrupa'da tutabilmek için onun topraklarına bir düşman göndermekten çekinmedi. Babası ile birlikte Ankara savaşında esir düşen kardeşi Musa Çelebi, o güne kadar karanlıkta ve gizli kalmıştı; şimdi ise Mehmed Çelebi'nin yanına geldi ve onu "Büyük Emir" ve Osmanlı hanedanının başı olarak tanıdı. Belki Mehmed Çelebi'nin emri, belki de kendi isteği üzerine Kastamonu'ya, herhalde bahtsız Osmanlı şehzâdeleri ağırlamaktan büyük zevk alan İsfendiyar Bey'in yanına gitti. Sinop'ta, bandıras? bilinmeyen bir gemiye bindi ve Cenevizlere ait Kefe Limanina gitti. Oradan Eflak ülkesine geçmek ve onu davet eden Mircea ile birlikte Süleyman Çelebi'ye karşı bir komplo kurmak için "Tatarların" ticaret yolunu kullandı. Osmanlılara karşı savaşın en büyük savunucularından biri olan ve daha önce Timur'un Hristiyanlara gönderdiği elçilik görevini üstlenen Sultaniyye Başpiskoposu Johann'ın Temmuz 1409 tarihinde Eflak sınırındaki Braşov'da bulunmuş olması, muhtemelen tesadüf değildi. 1409 yılı Şubat ayında Kral Sigismund Venediklilere "komşu beylerle" bir anlaşma yapmış olduğunu bildirdi.

Gerçekte ise Süleyman Çelebi ile Mehmed Çelebi arasında savaş çıkmıştı. Venedikliler, hem sonbaharda, hem de ilkbaharda ticaret gemilerini savaş gemileri eşliğinde Rum topraklarına gönderiyordu. 1410 yılı Ocak ayında yine İmparator Manuel'in bir elçisi Venedik'e geldi ve Osmanlı kardeşler arasındaki mücadelen yararlanarak, Türklerin Avrupa'daki gücünü kırma tavsiyesinde bulundu. İmparator, iki kadırganın masraflarını karşılamaya hazır olduğunu; Venedik'ten ise sekiz kadırga talep ettiğini bildirdi. Ancak, Arnavutluk'ta Paşa Yiğit tekrar faaliyete geçerek, Epir hükümdarı John Kastriota'yı tehdit etmesine ve Ergiri Kasrı Kalesi'ni Toccolara kaptırdığı için Arta ve (1403'ten itibaren) Kanina Despotu Maurikios Spatas'ın Tesalya'dan Türk desteği çağırmak niyetinde olmasına rağmen, Venedik bu öneriyi kabul etmek istemedi, aksine hadiselerin akışını sessizce izlemeyi tercih etti.

Şubat ayında Musa Çelebi beklenmedik şekilde Tuna Nehri'ni geçti ve Bulgaristan'da sayısız taraftar topladı. Annesinden dolayı Mircea'nın da akrabası olan, Straşimir oğlu Konstantin ve Şişman'ın tek oğlu Frujin, onu devletin yasal mirasçısı olarak tanıdılar. Mircea'nin iyi bir komşusu, Macar Kralı'nın ise vasalı olan ve Lehistan'daki karmaşalardan dolayı savaş alanına bizzat gelemeyen, ancak olup bitenlerden haberdar olan Sırp Stefan'ın ise farklı bir politika yürütmesi mümkün değildi. Despotun Macaristan ile iki yüzlü ilişkilerinden haberdar olan Paşa Yiğit, Despota savaş açarak, onun kısa bir süre önce, Lazar hanedanının beşiği olan güney eyaletlerini, birçok Ragusalı tüccarın uğrak yeri olan zengin Priştine Şehri ile birlikte küçük kardeşi Vulk'a ve kız kardeşine bırakmaya zorlamış; Stefan'ın yanında yer alan Macaristan ise bunun üzerine şehri ateşe vermişti. Kardeş kavgası bütün yıl boyunca sürdü ve Stefan, bundan tarafsız kalan zayıf Sultan Süleyman Çelebi'yi sorumlu tuttu. Bu yüzden Musa Çelebi'ye daha baştan vasallik yemini etti. Ona düşman olan kardeşi Vulk da Süleyman Çelebi ile ilişkilerini koparmamasına rağmen, kardeşi gibi aynı yemini etmek zorunda kaldı .

Bu hadiseler olurken, Süleyman Çelebi Anadolu'da herhangi bir bilgimiz olmayan bir savaşı yürütüyordu. Avrupa'da bu esnada Beylerbeyi Saruca Paşa yönetimde idi. Musa Çelebi, 13 Şubat 1410 tarihinde Yanbolu önlerinde Saruca Paşa'ya saldırdı ve bu savaşı kazandı. Toprakların tamamı, şarap içmeyen ve harem zevklerine ağabeyi Süleyman Çelebi kadar düşkün olmayan bu genç ve yiğit, ancak bahtsız şehzadenin eline geçti. Musa Çelebi, şüphe götürmez bir biçimde hükümdar olarak Edirne'ye girdi.

Süleyman Çelebi ise bu arada Avrupa'ya geri dönmek için hazırlıklar yaptı. Bunun için gerekli gemilere sahip olmadığı için Vulk aracılığıyla Venedik'e gemi için başvurdu ve "yanında görmek istediği gücün Venedik olduğunu" ekledi . Ama Venedik Cumhuriyeti daha karar vermeden Süleyman Çelebi, Cüneyd ve Anadolu'dan birkaç Cenevizli eşliğinde Balat'tan Lapseki'ye, buradan da İstanbul yakınlarına geldi, "babası" Bizans Imparatoru'ndan araç istedi ve bunun karşılığında Manuel'in Gelibolu'yu almasına izin verdi: Mayıs ayının başlarında, imparatorluk güçleri en büyük kale hariç, bütün kaleleri ellerine geçirdi ve limanın bloke edilmesi için sekiz kadırga kullandılar. Süleyman Çelebi ayrıca, Manuel'in kız kardeşi ve İlario Dorias'ın eşi
olan annesinden dolayı imparatorun yakın akrabası olan Giannino Dorisa'ın kızlarından birini haremine getirtti.

Musa Çelebi, Edirne'den düşmanını karşılamak üzere yola çıktığında, Süleyman Çelebi 15 Temmuz Pazar günü kapılarını kendisine kapatan İstanbul yakınlarındaki Hasköy'de(Kosmidion) hükümdarlığı sırasındaki ikinci büyük muharebesini verdi. Stefan Lazareviç, Musa Çelebi'nin ordusu tamamen mağlup edilerek, dağılana kadar cesurca ve yorulmadan savaştı. Karşısında Süleyman Çelebi'nin tarafına geçen akrabalarını - kardeşi Vulk ve yeğeni Lazar'ı - buldu. Başkente Türkleri almayan İmparator Manuel, 1402 yılındaki evliliğinden dolayı kendisi ile akraba olan şehzadeyi içeri aldı ve Bizans kadırgaları ile Karadeniz'e ve buradan da Tuna Nehri üzerindeki Belgrad'a gönderdi. Stefan'ın ülkesini ele geçirmek için yola çıkan Vulk ve Lazar, Musa Çelebi'nin tarafına geçen Evrenos Bey'in talimatı ile Filibe ormanlarında saldırıya uğradılar. Yanlarındaki adamlar öldürülürken, onlar esir alındı ve daha sonra başları kesildi.

Hasköy'deki savaş sayesinde Süleyman Çelebi Osmanlı Avrupa'sındaki hükümdarlığı tekrar ele geçirmişti? Sultan'a yapılan ödemeleri geçici olarak durdurmuş ve yıllardır gemilerine verdikleri zararın intikamını almak için Balat'taki korsan gemilerini yok etmeyi bile düşünmüş olan Venedik, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başladı. Venedik memurları, Arnavutluk'ta Tanus Dukakin'i tekrar Leş'e getirmek için kurulan bir komployu ortaya çıkarmışlardı. Paşa Yiğit yakınlarda bulunduğu ve huzursuz Epirliler pusuya yatıp fırsat kolladıkları sürece Venedik'in büyük çapta bir teşebbüste bulunması mümkün değildi .

Musa Çelebi, kendisine karşı zafer kazanan ağabeyi tarafından takip edilmedi ve rahatsız edilmeden yeni birlikler toplayıp, Edirne'yi tekrar geri almak için teşebbüslerde bulundu. Ancak 11 Temmuz tarihinde Osmanlı başkenti yakınlarında yapılan yeni bir muharebeyi kaybetti. Süleyman Çelebi, onu bu sefer de esir almayı başaramadı. Musa Çelebi, bunun üzerine bir süre Vidin'de, daha sonra Güvercinlik'te barındı ve burada Mircea ile Stefan tarafından korundu. Kral Sigismund ise Türkler arasındaki savaşlardan istifade etmek için faaliyete geçmedi. Bunun yerine yıl sonuna doğru Srebrenica'ya kadar ilerleyerek Bosna'daki fethini tamamladı. Ekim'de Srebrenica'da idi. Amacı, eskiden birlik içindeki Bosna'nın tekrar ulusal bir kral altında toplanmasını ebediyen engellemekti. Aşağı Bosna'nın bazı kesimleri Macar baronları Gara'lı Johann ve Johann Garoty ile Despot Stefan arasmda paylaşıldı. Sandali'nin gücü ile desteklenen Kral Ostoya ise Yukarı Bosna'da hüküm sürmeye devam etti.

Süleyman Çelebi'nin, Anadolu'ya geri dönmüş olmasına rağmen, Musa Çelebi bir sonraki kışa kadar bir daha ortaya çıkmadı. Daha sonra, buz tutmuş Tuna Nehri'ni geçti ve savaşı tekrar Bulgaristan'a taşıdı . Yanbolu'ya giden eski yolu takip etti ve hiçbir düşmana rastlamayacak kadar şanslı idi. Sultan I. Mehmed'i en iyi şekilde göstermek için Türk yıllıkları bu hadiseleri sanki Süleyman Çelebi başşehrinde muhasara altına alınmış ve kendisine karşı yürütülen savaşa sessiz kalmış gibi gösterdiler: En ünlü savaşçıları, her türlü sefahate daldığı odalara kadar gitmişler, ama hiçbir şey aşaramamışlardı; Evrenos Bey bile bir şey yapamamış ve Yeniçeri ağası Hasan Ağa hükümdarının vicdanına seslenmeye çalıştığında, bu tarafgir kayıtlara göre sultan kendisini cezalandırmak amacıyla bir Müslüman'ın uğrayabileceği en büyük hakarete uğratmış ve sakalını kestirmişti. Askerler, Hasan Ağa'nın ağıtlarını duyduklarında isyan etmişlerdi . Sadece üç ordu komutanı, Karaca Bey, Kara Mukbil ve Oruç Bey, Süleyman Çelebi'ye sadık kalmışlardı. Aynı dönemin Bizans kaynakları da Süleyman Çelebi'nin dejenere hayat stilinden bahsederler: Süleyman Çelebi'oncin tek zevki hamam alemleri yapmak ve tatlı şaraplar içmekmiş. Cömertliği ile tanınan Süleyman Çelebi , Anadolu'dan döndüğünde askerlerinin cesaretini teşvik etmek için maaşlarını dağıtmak istediğinde, onlar zengin Hristiyan eyaletler ve inatçı kâfirlere karşı savaş yürütmesini bilmeyen dejenere olmuş bu Osmanlı halefine karşı ayaklandılar. Süleyman Çelebi ticaret yolunu takip ederek güneye kaçtı. Küçük Türkmen köyü Düğüncüili'nde onu takip edenler gelene kadar köylüler tarafından tutuldu. Takipçileri ise yeni sultanın kararını beklemeden bahtsız hükümdarı orada iple boğdular. Bu hadise, 17 Şubat 1411 tarihinde gerçekleşti. Musa Çelebi, ceza olarak köyü ateşe verdi. Devletin ileri gelenleri henüz genç yaşta hayata veda eden Süleyman Çelebi'nin naaşım merasimle Edirne'ye getirdiler; buradan Bursa'ya gönderildi ve babası Bâyezid'in yanına gömüldü.

Musa Çelebi'nin bundan sonra yürüteceği politika, hükümdarlığa geldiğinde mevcut durumlarla belirlenecekti. Anadolu'yu ilk aşamada düşünemeyecekti. Muhtemelen kendisinden yaşça büyük olan Mehmed Çelebi bugüne kadar bir hayırsever olarak saygı gösterirken, ondan şimdi çok daha güçlü bir rakip olarak korkmak zorunda idi. Osmanlı Devleti'nin birliğini Avrupa'dan başlayarak tekrar kurma; Anadolu'yu da Edirne'den yönetme ve Batı Rum topraklanılın bir ilavesi olarak görme fikri, Süleyman Çelebi ile birlikte mezara gömülmüştü. Avrupa'da ise Musa Çelebi ne kuzeye, ne batıya fatih olarak yönelemiyordu: Venedik'e karşı Aydın'dan gelen küçük korsan gemilerinin kaba korsanlıklarından başka bir işe yarayacak güçlü bir Osmanlı Donanması, gerçek bir deniz gücü kunnayı düşünemezdi, zira Venedik, tahta çıkmasını engellememişti. Mircea ise ilk yardım edenlerden biri olmuştu. Stefan Lazareviç, ona davasında baştan beri yardım etmiş ve hiçbir zaman ihanet etmemişti. Macaristan bile faaliyetlerine olumlu cevap vermişti. Yoluna çıkan bir tek Bizans İmparatoru olmuştu. Osmanlıların bu gizli düşmanı nihayet hislerini ortaya dökmeye ve planları gerçekleştirmek için bir teşebbüste bulunmaya cüret etmişti: Bizanslı savaşçılar ve gemiler, karmaşa dolu bu dönemlerde vazgeçilmez bir liman olan Gelibolu'yu almaya çalışmışlardı. 1411 yılında Venedik hâlâ bu Türk Limanı'nın işgali konusunda Manuel ile görüşmeler yapıyordu.

Gerçek bir Osmanlı bu davranışları kesinlikle cezasız bırakmazdı. Düşmanlarına katı davranmaya alışık ve yiğit Musa Çelebi'nin de farklı davranması beklenemezdi.

Süleyman Çelebi, hükümdarlığının son aylarında Mora'da özellikle Venedik'e karşı yapılan bir savaşa izin vermişti: Tesalya Beyi ve Tırhala komutanı Sinan, Salona Kontluğu'nu sona erdirdi. Komşu Galaksidi kısa bir süre önce buraya yerleşen Rodos Şövalyelerinin elinden alındı. Termopil bekçisi olan Mudoniç Kontu Giacomo Giorgio, kalesinde baskına uğradı ve oğlu Niccolo Türklere esir düşerken, kendisi öldürüldü. Ancak uzun bir süre sonra öldürülen kontun kardeşi olan başka bir Niccolo tekrar Mudoniç'e geri dönmeyi başardı. Venedik tarafından kendisine bazı imtiyazlar tanınan ve Atina'da Venedik vasalı olarak hayatına devam etmesine izin verilen Antonio Acciajuoli, Osmanlılarla birleşti. Pteleon ve Venedik'in kısa süre önce ele geçirdiği Eğriboz Adası karşısındaki tüm sahil boyları birleşik ordunun faaliyetleri altında ezildi. Aynı ordu, daha sonra Mora Yarımadasinda ilerledi, Arhos ve Anabolu arasında karargâh kurdu, yağmalarına devam etti ve ancak 1411 yılının kış aylarında Venedik'e ait bölgelerde topladığı zengin ganimetlerle bölgeyi terk etti . Süleyman Çelebi'nin ölümünden sonra ise Mora'daki savaşın artık bir anlamı kalmadı.

12 Ağustos 1411 yılında Venedikli bir elçi, Süleyman Çelebi ile yapılan son anlaşmayı yenilemek üzere Türkün sarayına geldiğinde, yeni sultanı İstanbul surları altındaki Fener'de buldu, ama Musa Çelebi gerekli güçlere ve teçhizata sahip olmadığı için kuşatma çok ciddi bir biçimde yürütülemedi. 3 Eylül tarihinde, yine cesurca direnen Silivri önlerinde idi. Aynı anda Tesalya Beyi, Rumeli'de Selanik'i almaya çalıştı ve Türkler, daha önce almış oldukları İzdin'e kadar Batı Despotluğu'nun tüm topraklarını işgal ettiler. Artık "yatağından bile çıkmadığı" söylenen Manuel, yine de cesurca direnmeye çalıştı: Türkler, filosunu yok etmeyi başaramadı, aksine Bizans gemileri gayri meşru kardeşinin komutası altındaki Platea Adası (Yassı Ada) çevresinde Türklerin hafif araçlarına saldırıp, onları dağıtmayı başardılar; imparator, Silivri'de Musa Çelebi'ye karşı kullanmak üzere Orhan adındaki Osmanlı tahtı müddeilerinden birini elinde tutmaktaydı; ayrıca, Musa Çelebi'nin ordusunda vasal olarak görev yapan ve Despot Stefan'ın yeğeni olan Sırp Prensi Georg'u hile ile İstanbul'a getirtmeyi ve bu eski düşmanını Selanik üzerinden tekrar evine göndermeyi başardı. Macar hükümdarı Kral Sigismund, o dönemlerde İtalya ile uğraşmakta da olsa, Sırbistan'ın tamamı Hristiyan davasına hizmet etmek üzere birleşti.

Prens Georg'un, yanında 1402 yılından beri kayıp olan Savcı Bey'in oğlu Davud ve onun lalası Balaban ile birlikte Selanik'e kaçışı, batıdaki savaşı başlattı. Musa Çelebi, 1411 yılında burada Davud'un etrafını saran düşmanlarının üzerine yürümek zorunda kaldı. Kortiatis Kalesi'ni aldı ve Selanik'i tehdit etti, ancak bu büyük şehri almayı başaramadı. Genç Orhan nihayet koruyucuları tarafından ihanete uğradı ve Musa Çelebi'nin emri ile gözleri acımasızca dağlandı. Musa Çelebi, bunun üzerine kışı Edirne'de huzur içinde geçirdi.

Musa Çelebi'nin onu felakete sürükleme yeminine karşı tedbir almak üzere Bizans İmparatoru Manuel, büyük Ali Paşa'nın oğlu İbrahim'i Avrupa'ya davet etmek üzere Mehmed Çelebi'nin yanına gönderdi. Anadolu Sultanı Mehmed Çelebi, ilk defa şansını Boğazların ötesinde denemeye rıza gösterdi. İbrahim, vezir mertebesine getirildi ve Kadı Fazlullah Bizans İmparatoru'na Anadolu'daki savaşçıların yaklaşmakta olduklarına dair beklenen haberi getirdi. Kısa bir süre sonra İstanbul yakınlarındaki İnceğiz dolaylarında çatışma başladı. Mihaloğlu Mehmed hükümdarı Musa Çelebi'ye ihanet etti ve birçok kişi onu takip etti.

Ancak, tümenleri ile birlikte eski Türkmen geleneklerine göre savaşan94 Mehmed Çelebi'nin tüm ataklığına rağmen, Osmanlıların çekirdek ordusunu oluşturan sipahi ve yeniçeri piyadeleri yerlerinden bile kıpırdamadı ve Mehmed Çelebi, mağlup olduğunu kabul etmek zorunda kalarak, Bizans ve Cenova gemileri ile Anadolu'ya geri dönebildiği için kendini şanslı saymak zorunda kaldı. 22 Temmuz 1412 tarihinde, Venedik'te iki Osmanlı kardeş arasında nihai savaşın beklendiği bilinmekte idi. Belki de Mehmed Çelebi'nin Avrupa'ya gelişinden bahsetmişlerdi ve daha o zamanlar, tıpkı 1413 yılında olacağı gibi, Musa Çelebi'nin "hükümdarlıktan kovulmuş olabileceği" endişesine kapılmışlardı. Kısa bir süre sonra da Mehmed Çelebi'nin mağlubiyet haberi geldi.

Bu mağlubiyete öfkelenen Mehmed Çelebi, intikamını almaya başladı. Türk birlikleri, İstanbul'u kuşatmak için yine Bizansın başkentine doğru ilerledi. Sırplardan rakibine karşı boşuna yardım beklemiş olan ve Tesalya ile Arnavutluk'taki Türk komutanlarının da yokluğunu içine sindiremeyen Musa Çelebi, aynı zamanda bu bölgelere doğru yola çıktı ve kış aylarında Bosna'ya vardı. Şubat 1414 tarihinde hâlâ Arnavutluk'ta bulunan Paşa Yiğit, Musa Çelebi'ye sadık kalmışken, Mehmed Çelebi'nin komutan olarak Ohri'ye göndermiş olduğu Cüneyd'in oğlu Hamza Bey'i isyancıların başı olarak buldu. Lipovac, Sokolac, Stalac, Bolvan ve Şehirköy alındı ve tahrip edildi. Hızlı ilerleyen akıncıların Braniçevo'ya kadar ilerledikleri söylendi. Hamza Bey, teslimiyetini ilan etti, ancak Sırbistan tutunamadı ve Sırp kaynaklarındaki ifadeyle "kötü Sultan Musa" Prens Georg'un ülkesindeki Novobrdo'yu alamadı. Diğer Sırp ve Arnavut bölgelerine gelince, Stefan'ın yeğeni Balşa, uzun süren mücadeleler sonunda Bar'ı aldı ve Macaristan ile savaş hâlinde olan Venedik, ona 26 Kasım 1412 tarihinde sadece bu şehri değil, Ülgün ve Budua'yı da bırakmak zorunda kaldı. Sandali, Hrvoje'nin yeğeni olan ilk eşini kaybetmiş ve Balşa'nın, Despotun kız kardeşi olan yaşlı annesi ile ikinci evliliğini yapmıştı. Bu sayede Stefan, Balşa ve Sandali, Sırp halkının lehine, Venediklilerin ve Türklerin aleyhine birbirlerine daha yakın olmuşlardı. Sadece Hrvoje, Venediklilerin ve Türklerin dostu olarak kalmıştı.

Macar Kralı Sigismund onu bu yüzden hain olarak ilan etmiş ve Spalato'yu şehir halkının isyanı yüzünden kaybederken, Dalmaçya adalarını da kaybetmişti. Buna karşın Stefan ve Sandali, 1412 yılında Macaristan sarayına gitmişlerdi. Son olarak Bosna Kralı Ostoya, iyice erimiş olan bölgesinde o kadar zayıftı ki, siyasi açıdan artık hiçbir ağırlığı yoktu.

1413 yılı baharında Musa Çelebi'nin batıya yaptığı seferi sona erdi ve dur durak bilmeyen genç hükümdar biraz nefes alabildi. Ancak Haziran ayında, rakibini tamamen yok etmek ve kendi bayrağı altında Osmanlı birliğini tekrar sağlamak için elinden gelen tüm çabayı göstermeye kararlı olan Mehmed Çelebi, tekrar Avrupa'ya geldi. Ayasuluk için Anadolu'daki komşusu ile yapılan mücadeleyi kısa bir süre önce sona erdirmiş; gücü Timur'un fetihlerinden kalan Ankara Beyi'ne haddini bildirmiş ve güçlü Dulkadiroğullan Beyi ile sürekli bir ittifak anlaşması yapmıştı. Böylece uzun bir süre kendini sadece Avrupa'daki işlerine adayabilecekti.

Durumlardan iyi haberdar olan bir Venedik krononiğine göre, Mehmed Çelebi'nin yanında, çoğu göçebe Türkmenler olmak üzere, Anadolu'nun tüm bölgelerinden topladığı en az 15 bin savaşçı vardı. Gemileri, Bizans İmparatoru Manuel sağladı. Mehmed Çelebi'nin büyük ordusu bu gemilerle, Musa Çelebi düşmanı karşılamaya zaman bulamadan, 15 Haziran 1413 tarihinde Avrupa'ya geçti. Doğu'nun Sultanı hiç rahatsız edilmeden Vize'ye kadar ilerledi ve buradan hızlı bir şekilde kuzeye yöneldi. Mihaloğlu komutasındaki öncüleri hiç zorluk çekmeden Edirne'ye vardı ve burada ünlü Çirmen ovasında Kara Halil komutasındaki Avrupalı Türklerle çarpışarak, onları bozguna uğrattılar. Vasallan ve uçbeyleri tarafından terk edilen Musa Çelebi, nihai çarpışmaya girmek istemedi ve birkaç gün boyunca Bulgaristan'a devam eden rakibini yavaşça takip etti.

Mehmed Çelebi'nin ordusuna her gün daha fazla Müslüman ve Hristiyan katıldı. Her yerde kendini yasal ve gerçek sultan olarak kabul ettirmiş olan Mehmed Çelebi, Zağra bölgesinde ilerledi, Filibe'nin surlarını geçti ve Balkanların diğer tarafındaki Sofya Platosu'nda Şehirköy Nehri'nin kenarına karargâhını kurdu. Buradan yola çıkarak Sırbistan'a girdi ve Stefan ile yeğeni Georg'un tazminatlarını kabul etti. Her ikisi de eski anlaşmalarda belirlenen süvari birliklerini Mehmed Çelebi'nin emrine verdiler ve Sandali de birkaç Bosnalı birlik gönderdi. Mehmed Çelebi, Sırp süvari birlikleri ile güçlenmiş olarak Alacahisar ve Kopriyan'dan sonra güneye yöneldi ve 20 yıl önce Sultan I. Murad ve Knez Lazar'ın hayatlanm kaybettikleri Kosova Sahrası'na geldi. Osmanlıların batıdaki tüm komutanları yanında idi: Mora'lı Barak, Tırhalalı Sinan, Arnavutluk'tan Paşa Yiğit, sonra eski Yeniçeri ağası Hasan Ağa'nın oğulları ve Cüneyd'in oğlu Hamza, hatta yaşlı ve tecrübeli Evrenos Bey. Sadece Mihaloğlu Mehmed ve Timurtaş'ın oğlu olan ikinci bir Evrenos, Musa Çelebi'nin zayıf ordusunun yanında kalmışlardı.

5 Temmuz 1413 tarihinde düşman kardeşler nihayet Sofya yakınlarındaki Çamurlu'da, "İsker Nehri'nin Samakov'dan Sofya Platosu'na doğru kayalıklar arasında yolunu bulduğu" bölgede karşı karşıya geldiler. Bâyezid Bey'in güçlü bir saldırısı, harap olmuş ordusu ile belli bir süre daha savaşa devam etmek için çabalayan ve nihayet Tuna Nehri'ne doğru kaçmak zorunda kalan Musa Çelebi'nin mağlubiyetini belirledi. Kolundan aldığı bir yara ile bahtsız bir şekilde atı ile birlikte bir bataklıkta sıkışıp kaldı ve Mehmed Çelebi'nin adamları tarafından esir alınarak, 1389 yılında öldürülen amcası Yakup Bey gibi yay kirişi ile boğuldu. I. Bâyezid'in türbesine Osmanlı soyundan bir naaş daha eklemek üzere yine Edirne'den Bursa'ya görkemli bir cenaze alayı düzenlendi ve Mehmed Çelebi, devletin her iki yarısının tek hükümdarı olarak tüm dünyaya uzun zamandır beklenen barışı ilan etti. Osmanlı mirasının bütünlüğü tekrar kurulmuştu. Ama Avrupa hükümdarını en az bunun kadar zorlu bir görev bekledi: Osmanlı Devleti'nin 1402 yılından beri kaybettiği birçok bölgeyi geri almak ve eski sınırları tekrar oluşturmak zorunda idi.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu - 1300-1451 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir