Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Avrupa Yakasındaki Türklerin Latin Güçleri İle Tanışmaları

(1366-1369)

Burada 1300-1451 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu'nda oluşan bütün hadiseler hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Avrupa Yakasındaki Türklerin Latin Güçleri İle Tanışmaları

Mesajgönderen TurkmenCopur » 23 Haz 2011, 02:07

AVRUPA YAKASINDAKİ TÜRKLERİN LATİN GÜÇLERİ İLE İLK KARŞILAŞMALARI (1366-1369)

Osmanlılar, önce Latin dünyasından diğer bir deyişle Hristiyan Katolik dünyasından gelen bir fırtına ile uğraşmak zorunda kaldılar. Barbarların ve kâfirlerin, gümrük vergilerini yükseltenlerin, direnen borçluların ve eskiden beri barış bozanların, büyük stilde deniz korsanı ve yol kesenlerin mevcudiyeti onları rahatsız etse bile, inatçı düşmanlıklarını sürekli olarak taze tutan ve büyük sayıda kurban verdikleri savaşlardan dolayı siyasi ve ekonomik ideallerini onlarca yıl için takip edemeyecek kadar yorulmuş olan İtalyan Cumhuriyetleri, doğunun savunmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getiremeyeceklerdi. Bu yüzden bu büyük görev, hâlâ Avignon'da Fransız esaretinde bile olsa, otoritesini güçlendirmek için Haçlı Seferleri düzenleme gibi araçlar da kullanan Papalığın büyük planlarından vazgeçmemiş olan Papaya düşüyordu. Frankların ülkesinde ise uzun ateşkeslerle kesilen İngiltere-Fransa savaşından dolayı, kahramanlık ve ün kazanmaya yönelik hırslarını tatmin için arzu ettikleri hareket alanını bulamayan yeterince şövalye vardı. Viennois'nın eski Dofin'i ve Umur Bey'e karşı düzenlenen Haçlı Seferi'nin lideri Humbert, Batı'da görünen bu tip şövalyelerin ilki değildi. Aksine, dindar Hristiyan ülkelerini kurtarma arzusu, aynı zamanda kan dökme ve ganimet toplama arzusu ile yanıp tutuşan birçok serüvenci, kâfir doğuya karşı gürültülü ve düzensiz seferleri yenilemek için Hristiyanlığın kutsal liderinin onayını almış uygun birini bekliyordu. Avrupa, yine birkaç yıl boyunca Tanrı adına ve onun görünmez yönetimi altında yürütülecek bir savaşın hayali ile yaşadı.

İlk harekete geçen, yaşamın yasak olan ve olmayan tatlarına bakmayı fazlasıyla seven, ancak daha yüksek değerleri hiçbir zaman aklından çıkarmayan ve ona göre krallık ünvanını taşıdığı "yasal mirası" olan Kudüs'ün tekrar geri kazanılması hayali ile yanıp tutuşan, olağandışı bir kişiliğe sahip genç Kıbrıs Kralı I. Pierre oldu. Ona göre, Osmanlıların ne kadar tehlikeli olduğunu anlayamayacağı ilerleyişleri önemsizdi.

Onun arzusu başka yönde idi:

İslâm'ın Suriye'de bozulmakta olan koluna ve kutsal topraklarla etrafındaki bölgeyi kendi aralarında paylaşmış olan emirlerin yönetimine karşı yapılacak büyük bir Hristiyan savaşı. O, Mısı? Sultanı'nın çökmekte olan gücüne ve Suriye hükümdarına hem Afrika'daki İskenderiye'de, hem de Batı Asya'nın limanları olan Balanea, Marakleia ve Trablusşam'a saldırmayı planlıyordu. I. Pierre, bunun için uygun zamanı beklerken, hızla yükselen Osmanlılarla düşmanlıklarda bulunacağına, terk edilmeye yüz tutmuş küçük Anadolu beyliklerine akın düzenleyip, yağmalamak ve Kıbrıs politikaları ve ekonomisi için çok değerli olan şehirleri, Cenevizli ve Venedikli tüccarların uğrak yeri olması yüzünden çok zengin olan ada devletine dahil etmek için eline geçen her fırsatı değerlendiriyordu. Kilikya ovalarındaki Küçük Ermenistan, hem Suriye beyleri, hem de güçlü Karamanlı İbrahim Bey yüzünden batma tehlikesi ile karşı karşıya idi. Başkent Sis'te, Tarsus'ta, en önemli limanı Ayas'da, Adana, Misis, Pilerga şehirlerinde ve Seyhan Nehri'nin bütün ovalarında Müslümanlar görülüyordu. Lusignan hanedanından Latin Kral'ın elinde sadece üç yer kalmıştı; bunların arasında Rumların oturduğu, buraya sık sık gelen Franklar arasında "Le Kourk" adı ile tanınan ve doğal bir liman olarak Karamanlıların çok değer verdiği Gorigos Limanı vardı. Önemi, bu şehirde yaşayan az sayıda Ermeniden ve birçok mucize gösterdiğine inanılan Meryem Ana'mn bir tasvirinden kaynaklanıyordu. 1359 yılında şehrin korku içindeki insanları, yardım için Kıbrıs Kralı'na başvurdular ve her zamanki gibi İzmir üzerine gönderilen kadırgaları geldikten sonra liman hiçbir dirençle karşılaşılmadan zapt edildi. Gerçek güç, Gorigos için bir komutan tayin eden Lusignan'ın elinde olmasına rağmen, görünüşü korumak amacıyla surlara Papa'nın bayrağı çekildi. I. Pierre, daha sonra Kıbrıs Adası'nın karşısındaki körfezi yöneten güçlü ve zengin Antalya'yı fethetmek gibi daha önemli bir teşebbüs için hazırlık yapmaya başladığında, ordusunda sadece timar sahipleri değil, Kıbrıs aristokrasisinin Fransızca konuşan Latin dinine mensup az sayıda temsilcisi ile halktan Rum ve Suriyeli piyadelerin yanında ayrıca Lombardiyalı ve Floransalı gönüllüler ve paralı askerler de vardı. Böylece 1361 yılında Haçlı Seferi için tekrar kazanılan Batı'nın vekili olarak hareket etmiş oldu. Teke Beyi, Müslüman kaynaklara göre "12 şehir ve 25 kaleye"ve binlerce süvariye sahip olmasına rağmen, ticaretle zenginleşen başkentini savunamadı ve Antalya, kralın karaya ilk çıkan ve başlarında kralın kardeşi Ioannes'ın bulunduğu birlik tarafından işgal edildi.

Toros Dağlarının eteklerinde sadece Türklerin yaşadığı kaleyi zapt etme onuru ise Kral Pierre nail oldu. Civarda bulunan Teke Beyi, işgalcileri kovamadı ve Antalya'daki Latinlere karşı, Umur Bey'in daha önceleri İzmir'i işgal eden Hristiyan birliklerine karşı uyguladığı ve sürekli küçük saldırılardan oluşan politikayı uygulamak zorunda kaldı1. Kurtarmalık teklifi geri çevrildi ve Teke, Alanya ve Manavgat'taki diğer Müslüman hanedanları tarafından en azından açık olarak desteklenmedi. Bu hanedanlar aksine Kıbrıs Kralı'na tâbi olduklarını ilan ettiler ve bunun karşılığında toprakları ellerinde kaldı. Şehre gelen Hristiyan prens, Alanya Beyi'nin kendisine uzattığı şehrin anahtarını gerçek bir "onurlu şövalye" olarak almadı ve Türk'ün "galibin kölesi" olduğuna dair açıklaması ve kendisine hediye edilen güzel bir yakutla yetindi. Bu yeni ve güvensiz vasallardan haraç da almış olabilirdi. Müslümanları yenen kral, evine dönünce başkenti Lefkoşa'da halkının sevinç nidaları arasında ve Papa'nın temsilcisi olarak bu başarılı Haçlı Seferi'nin yaratıcılarından biri olan Fransız Karmelit Pierre Thomas tarafından karşılandı. Birkaç ay sonra Antalya'nın yeni komutanı Kıbrıslı Amiral Johann von Tyr, Aziz Nikolas'ın piskoposluk yaptığı Demre (Myrrha) bölgesini de Hristiyan yerleşimi hâline getirmeyi başardı ve azizin tasviri adada bir kiliseye nakledildi.

1359 yılı baharında Papa VI. Innocent yeni Haçlı Seferi'ni ilan etti ve Macaristan ile Balkan ülkelerindeki durumu çeşitli gezilerinden dolayı bilen Pierre Thomas - aynı zamanda Koron Piskoposu ünvanını taşır - bu seferin vekili tayin edildi. Haçlı Seferi'nin sebebi olarak İzmir'in Aydınoğullarının muhtemel saldırılarına karşı güvence altına alınması ve Katolik Savoylu Anna'nın inatçı oğlu olan imparator, kendini diğerlerinden soyutlasa bile, Rum İmparatoru'nun korunması olarak verildi. İstanbul Limanı'na Papa tarafından gönderilen bir filo geldi ve I. Murad'ın Osmanlıları ile yukarıda belirtildiği gibi savaş hâlinde olan İmparator Ioannes'e, hiçbir yararı olmasa da yardım önerdiler. Yine de onların yardımı ile Rumlar en azından Asya tarafındaki eski ve tehlikeli bir Türk yuvası olan Lapseki'yi ele geçirdiler. Ama galiplerin farklı ırklardan oluşan birlikler dönüş yolunda büyük bir mağlubiyete uğradılar ve Papa vekili bile ölümden kıl payı kurtuldu. Aydın'ın yeni hükümdarı Hızır Bey, şeklen de olsa Papa'nın hükümranlığını kabul etmek zorunda kaldı.

Hayalperest Karmelit Pierre Thomas, daha sonra tacını taktığı Kıbrıs Kralı ile tanıştıktan sonra, kralı doğu Türklerin ve Müslümanların hükümdarlığından kurtarılmasına dair yürütülecek kutsal görev için kazanmak üzere adada kaldı. 1362 yılı sonlarına doğru Lusignanlı Kıbrıs Kralı Venedik'e doğru yola çıktı ve 5 Aralık tarihinde buraya vardıktan sonra, Haçlı Seferleri konusunda uzman olan ve çok hevesli görünen yeni Papa V. Urban ile seferi görüşmek üzere Avignon'a hareket etti. Batı'nın her yerinde Osmanlıların ilerleyişine dair haberler duyuldu: 22 Kasım tarihinde Venedik'te bulunan Rum elçiler, hadiseleri dışarıdan soğukkanlılıkla izleyen bu Cumhuriyetten yardım istemişlerdi. Yeni Papa artık daha fazla bekleyemezdi. 12 Nisan 1363 yılında Papa V. Urban Batı'nın her yerine gönderilen bir yazı ile kaybedilen Hristiyan ülkelerin tekrar kazanılması için Türklere karşı yeni bir "kutsal savaşın" ("passagium ultramarinum") açıldığını ve bu büyük seferin lideri ("praecursor magnificus") olarak Pierre'nin tayin edildiğini ilan etti, ama bu Haçlı Seferi ancak 1 Mart 1365 yılında adı belirtilmeyen, fakat çok daha güçlü birinin liderliğinde yola çıkabilecekti.

Kıbns Kralı, tekrar Almanya'ya ve Lehistan'a gidip, oranın kralları olan kuzenlerinden Haçlı Seferi'nin yapılması için yardım istedi. Aynı zamanda yetenekli başkanı Mezieresii Phillip, Venedik'te bu olayın gerçekleşmesi için teşebbüslerde bulundu, ama Fransa Kralı'nın 17 Ocak 1364 yılında ölmesi üzerine Papa, planlarını ertelemek zorunda kaldı ve Girit Adası'ndaki Rum isyanı yardım sözü veren Venedik'in sefere katılmasını engelledi. I. Pierre, bunlara rağmen 1364 yılı sonlarına doğru tekrar Venedik'e gittiğinde birçok gönüllü toplamayı başardı ve 1365 yılı Haziran ayında gerçekten de doğuya doğru yola çıktı. Bu sefer kendini çok daha güçlü hissettiğinden, ilk hedefini İskenderiye olarak belirledi, ama işgal edilen ve yağmalandıktan kısa bir süre sonra terk edilen şehrin, Osmanlılara karşı savaşta hiçbir önemi yoktu ve Suriye beyleri ile uğraşan Peter, Anadolu'daki karmaşalara daha sonra da katılmadı.

1363 yılı Eylül ayında Kıbrıs Kralı, Krakow'da Lehistan Kralı Kazimir'in yanındayken, onun komşusu olan Macar hükümdarına da rastlamıştı ve onurlu bir şövalye olan bu Angevin soylusu, Hristiyanlık uğruna yürütülen davaya destek verme sözü vermişti. Kıbrıs'ın yetkilileri daha sonraları da kutsal davada ortak teşebbüs için sürekli yazışmalarda bulunmuşlardı. Doğudaki Katolik menfaatlerinin ilk savunucularından biri olarak bilinen Macar Kralı Ludwig, hüküm sürdüğü devletlerin coğrafi konumları yüzünden hazırlanan bu büyük savaşta lider pozisyonlarından biri için uygun bir adam gibi görülüyordu. 1364 yılında ise kendini doğunun kurtarılması amacıyla yapılacak bu Haçlı Seferi'ne adayan başka bir adam çıktı: Sınırları içinde ve dışında yapılan turnuvalarda ve diğer silah oyunlarında sürekli tercih ettiği yeşil renkten dolayı "Yeşil Şövalye" olarak adlandırılan ve ünlü bir şövalye olan Savoylu Kont VI. Amadeo. Kıbns hükümdarından çok daha üstün olduklarına inanan bu iki hükümdardan hiçbirinin Kıbrıs hanedanından gelen yarı doğulu kralı, tüm savaş yeteneklerine ve ününe rağmen boyun eğmeleri mümkün değildi; her biri bağımsız bir faktör olarak kendi hesabına hareket etmek istedi.

Her birinin ayrı bir siyasi amacı veya en azından hanedanı için planları vardı. Ludwig, uzun zamandan beri Bulgarlara, Sırplara ve Bizans'a ait topraklarda Macaristan'ın bayrağı altında büyük bir Doğu Latin Devleti kurma hayaliyle yaşıyordu. Ayrıca sefil Rum ve Slav komşuları ile Karpatlar'ın ötesinde "Romen ülkesindeki" prenslikte ve "Alplerin ötesindeki" Macar ülkesindeki komşularını ve (1360'lı yıllarda kurulan) Boğdan'da organize olmuş Romenleri kendi amaçları için kazanmayı veya ilhak etmeyi umuyordu. Arpat hanedanından gelen eski krallara ilişkin kaynaklara göre, Papa tarafından Litvanya'daki kâfirlere veya Karpaüarda ve Tuna boylarındaki rafızîlere karşı yapılacak bir Haçlı Seferine teşvik edildi ve maceraya düşkün Macar şövalyeler eşliğinde Budinli Angevin tekrar Latinlerin eline geçen Doğu'nun İmparatoru olmak istedi. 1354 yılında Sırplarla savaş halindeyken, Tanrının elçisi olan Papadan rafızîlere karşı "Capitaneus" (lider) ünvanını aldı. İki yıl sonra Papa'nın tüm çabalarına rağmen kâfirlere ve rafızîlere karşı değil, Venedikli Dalmaçya'ya karşı bir sefer düzenledi. Ludwig, Krakovi'deki toplantıdan kısa bir süre önce, bu sefer doğuda Sırp Bosna'yı tamamen ele geçirmesini engelleyen Patarenlere karşı savaşa gitmişti. Kısa bir süre sonra Macaristan ve Kral IV. Şarl (1364) arasında sürekli bir barış antlaşması yapıldığında, Kral Ludwig yine kâfirlere karşı bir seferin yapılacağını ilan etti, ancak onun gözü aslında sadece en yakınındaki topraklarda idi: Ona göre, çökmekte olan Bulgaristan'ın bir parçasını almanın zamanı gelmişti.

Savoylu Amadeo, Paleolog'un akrabası, bir kuzeni idi ve doğunun davası ile sadece bu yüzden ilgileniyordu. Onun için tek amaç, Bizans'ı tehlikeli ve kâfir düşmanlardan korumak olmalı idi. 1364 - 1366 yılları arasında, Haçlı Seferi'ni hızlandırmak zorunda kalacağı hadiseler ortaya çıktı.

1330 yılında Ludwig'in babası Kral Şarl Robert'in komutasındaki Macar ordusunu yenen ve ülkesine otonomi ve gerçek bağımsızlık kazandıran Basarab'ın oğlu Eflak Prensi Aleksandr, 16 Kasım 1364 tarihinde Argeş'te dağların tepesindeki ikametinde öldü. Ludwig, önceleri Aleksandr'ın halefi olarak Argeş'teki tahta çıkan genç oğlu Vladislav veya Layko'ya karşı bir sefer düzenlemeyi düşündü, ancak 15 Ocak 1365 yılında gelen bir emirle Macar süvariler Şubat ayında hükümdarları tarafından Tımışvar Kalesi'ne çağrıldı ve Ludvvig, uzun zamandan beri almak istediği Severin Kalesi'nin üzerine yürümeyi düşündü.

Aynı yılın başında yaşlı Bulgar Çarı Aleksander hayata veda etti ve Bulgar toprakları, Yahudi annenin oğlu olup, Sofya'da tahta çıkan Şişman ile Teodora'nın oğlu olan ve hanedanın beşiği Vidin'i yöneten Straşimir arasında bölüşüldü. Dobrotiç'e ise Kavarna ve Kaliakra ile bugünkü Dobruca'yı kapsayan sahillerin yönetimi kaldı.

Ludwig, Bulgar Çarının öldüğü haberi üzerine bu anı değerlendirmeye karar verdi. Layko'nun tahta çıkmak için onay almadığını unutup, Batı Bulgaristan ve sadece sınırlı bir bölgeye sahip olmasına rağmen, Çar ünvanını taşıyan prensin üzerine yürüdü. Kral, Mayıs ayında Eflak topraklarına ayak basmadan Demir Kapı'da Tuna'yı geçti ve birkaç gün sonra Vidin'in büyük bir kayanın üzerine kurulu kaleleri Belgradcık ve Lagan'ı aldı. Çarın ikameti olan güçlü şehir, Straşimir'in ve Laykos'un üvey kardeşi olan Romen eşinin adamları arasındaki paralı Yaziklerin direnmesine rağmen çok fazla savunma yapamadı. Vidin Bulgarlarının lideri esi?8î alındı ve Macaristan'a götürüldü. Ancak kralın kendisi daha fazla ilerlemedi ve aynı ay içerisinde tekrar geri döndü. Vidin'in muhafazası ile kardeşi Severinli Ban Emerich'in yardım ettiği Transilvanya (Erdel) Voyvodası Diyonisus'u görevlendirdi. Ana kilise, Minoritlere teslim edildi. Ludwig, aldığı bu tedbirlerle Vidin'i sadece devleti için önemli bir sınır şehri olarak değil, aynı zamanda Balkan Yarımadası'nı ilhak etmek ve Haçlı Seferi planının gerçekleştirmek için yeni bir çıkış noktası olarak gördüğünü de gösterdi.

Bu husus, yeni genel Haçlı Seferi'nin oluşturulması ile sonuçlanacak diplomatik görüşmelerle de kendini gösterdi. Bu görüşmeler, 1365 yılının ikinci yarısında Macar Kralı ve İtalyan Kontu arasında yürütüldü -Kıbrıs Kralı Pierre, İskenderiye'yi boşaltarak Haçlı Seferi lideri olarak rolünü kaybetmişti. Eylül ayında Macaristan'dan gelen bir elçi, VI. Amadeo'un sarayında konakladı. Birkaç hafta sonra Kral V. Ioannes, Bulgaristan'ı geçerek, bilinen yol üzerinden Vidin'e geldi. Voyvoda Diyonisus, Karansebes üzerinden Budin'e kadar ona eşlik etmek için şehirden ayrıldı. Kışın, Budin'deki barbar kraldan yardım istemeye giden ve Macaristan'ı ziyaret eden ilk Bizanslı imparator, küçük düşmüş bir vaziyette, kendisine her türlü saygıyı gösteren kral ile birlikte Vidin'e geri döndü. Şişman ise Macarların Bulgaristan'daki yerleşimlerinden tahrik olmuş bir vaziyette imparatora, topraklarından geçmesine izin veremeyeceğini bildirdi . Böylece Ioannes, aylarca Macar Ban'ımn misafiri olarak Vidin'de kaldı ve yolunu açacak birini bekledi.

Rum İmparatoru uzun bir süre İstanbul'dan uzak tutan ve faaliyeüerini aylarca engelleyen bu hadiseden dolayı Papa'nın Doğu'yu kontun ve kralın yardımları ile Türklerden temizleme ve kurtarılan Paleolog'un Roma Kilisesi'ne geçmesini sağlama planları engellenmiş oluyordu. VI. Amadeo, bahtsız akrabasına yardım etmek üzere doğuya tek başına gitti.

25 Ocak 1366 tarihinde Papa, Kıbrıs Kralı'nın da rol oynayacağı genel Haçlı Seferi'ni ilan etti. Amadeo ve Pierre gemi ile geçmeyi düşünürken, Macar birlikler karayolunu kullanacaktı. Bahar aylannda, Türklere Asya'dan yardım gelmesini engellemek üzere, Antalya Körfezi'nde Venedikli kadırgaların bulunmasını sağlamak için Macar elçisi Venedik'e geldi ve bu konuda yardım sözü aldı. Bunun karşılığında Cumhuriyeti düşmanlıkların Balat ve Ayasuluk'taki dostlarına yönelik olmayacağı sözü verildi. Bu arada Rum Başkan Georg Magnikarthes, Avignon'a geldi ve hükümdarının Papa'nın hükümranlığını kabul ettiğini resmen iletti. 1 Temmuz 1366 tarihinde, bu sefer Trakya topraklarının işgalcileri olarak Osmanlılara karşı kutsal savaş ilan edildi.

Kont Amadeo, Mayıs ayında topraklarından ayrılarak, Haziran ayında Venedik'e varmış ve burada uzunca bir süre beklemek zorunda kalmıştı. Burada, aralarında Cenevre Kontu, Montfort Kontu, Lüksemburg ve Neuchatel hükümdarları, Fransa'nın gelecekte mareşali olacak Jean die Vienne ve Burgond Mareşali ile bu kutsal göreve katılmak isteyen birçok Fransız, İngiliz ve Bohemya asilzadeleri bulunan birçok şövalye ile karşılaştı. Suriye'ye saldırmamak kaydıyla Venedik tarafından emrine iki kadırga verildi ve bunun karşılığında Venedik Cumhuriyeti'ne Bozcaada'yı barışçıl bir yolla kazandırması talep edildi. Kont Amadeo, Temmuz ayında Haçlıların diğer bölümü ile Koron'da buluştu. Ağustos ayında hepsi Eğriboz'a varmıştı. Buraya, Kıbrıs Kralı'nın Alanya'ya saldırdığı ve limanı zapt ettiği, ancak kaleyi işgal etmeye boşuna uğraştığı haberi geldi. Elde ettiği bu tek başarı ve Manavagat'ta birkaç gemiyi yakmış olma ünü ile İskenderiye kahramanı tekrar Mağosa'ya geri dönmüştü.

Amadeo, Rumlar tarafından imparatorun bir akrabasına ve sadece V. Ioannes'in ülkesine geri dönmesini sağlamak için gelen şövalye prense yakışacak bir biçimde desteklendi. Yeni adı İstife olan ünlü Thebes'in elçilerini nasıl karşıladıysa, kendisi de daha sonra Limni Adası'ndan gelen erzaklarla donatıldı. Midilli Adası'nda hüküm süren Cenevizliler de onu Gelibolu sularında selamladılar.

Türklerin bu dönemlerde donanması yoktu. Umur Bey'in ölümü, Karesi Beyliğinin çökmesi ve Kıbrıs Kralı'nın son seferleri ile birlikte cesur denizcilerin küçük gemileri kayboldu ve Osmanlılar, henüz yeni karakterine uygun, yani Bizans ve İtalyan örneklerine göre oluşturulmuş bir filoya sahip değildi. Bu yüzden batıdan gelen Hristiyanlar Gelibolu Limanı'na rahatlıkla girdi ve birkaç ahşap ve taş evden oluşan şehri zapt etti. Ancak, yüksekte bulunan ve adamlarla donatılmış kaleden eşsiz Türk okçularının okları sürekli üzerlerine yağdı. Cesur Vassili Roland bu esnada hayatını kaybetti. Kont'un adamları sonunda yine de surlara bir gedik açmayı başardılar . Osmanlılar bu hadise üzerine korktular ve ertesi gün kalenin surlarında Osmanlıların yüksek beyaz başlıkları yerine kalenin sevinç içindeki Rum sakinleri görüldü ve imparatorlarının dostu olan galipleri kaleye davet ettiler. Aymon Michel ve Luzernli Jakob komutan tayin edildiler ve 24 Ağustos 1366'dan, Gelibolu'nun Rumlara geri verildiği tarih olan 14 Haziran 1367 tarihine kadar 9 ay 21 gün boyunca Osmanlıların o güne kadar Avrupa'daki en büyük limanında Spiegel, Witard, Watingrode gibi Latinler, İtalyanlar, Fransızlar, Almanlar ve İngilizler yaşadılar.

Amadeo, Gelibolu'da kalırken, başlarında Urtieres'in hükümdarı bulunan bir elçi grubu, Tuna yolunu kullanarak, Rum İmparatoru'nu Vidin'de ziyaret edip, İstanbul'a geri getirmek üzere yola çıktı, ama çıkan bir fırtına yüzünden kadırga birkaç gün Boğaziçi'nde kalmak zorunda kaldı ve V. Ioannes'in uzakta bulunduğu yere gitme planından vazgeçilmek zorunda kalındı. Kontun, de Treverneiz adındaki bir kuryesi yine de Vidin'deki imparatorun yanına gitmeyi başardı14. Kısa bir süre sonra Amadeo, imparatoru yokluğunda temsil eden imparatoriçe ile görüşmek üzere İstanbul'a geldi. Bu görüşme sırasında Balkanların güneyindeki limanlara saldırmaya ve böylece Bulgar hükümdarını yolu açmaya zorlamaya karar verildi. Haç işaretini taşıyan kadırgalar, eski ve çok önemli bir yer olan Misivri önlerine geldi ve genelde Rumlar olmak üzere birçok Yahudi'nin, Cenevizli'nin, Katalan'ın ve başka Frank'ın oturduğu şehir, teslim olmakta zaman kaybetmedi ve Batı örneğine göre bir kurtarmalığın ödenmesi ile fethin doğal sonuçlarından kurtuldu. Ayrıca, aynı burunda bulunan Emmona (Emine Burnu) kasabası da Haçlıların eline düştü. Daha güneyde bulunan Ahyolu yine Franklar tarafından işgal edildi ve Latinlere ağır bir vergi ödedi. Komşusu olan Bizanslı Süzebolu'da ise kontun adamları dost olarak karşılandı.

Amadeo, o dönemlerde muhtemelen Asya'da küçük bir çete reisi olarak gördüğü Türk hükümdarı ile görüşmeler yapmayı düşünmüyordu, zira onun devletini resmi olarak tanımıyordu. Rum İmparatoru, zayıf komşusu olarak sultana elçiler göndermiş, hatta aile bağları bile oluşturmuş olabilirdi; gururlu ve Batılı bir şövalye olarak onurunu bu şekilde ayaklar altına alamazdı. Onun amacı, Trakya bölgesinde sadece Rumlan vc*8 Bulgarları bölgenin hakimleri olarak kabul etmekti; Şişman ise ona göre V. Ioannes gibi bir imparatordu.

Amadeo, bu yüzden Ekim ayının son günlerinde Bulgar hükümdarına bir elçi grubu gönderdi. Bulgaristan'ın hiçbir sonuç almamadan saldırıya uğran büyük liman şehri Varna'dan eski başkent olan Tırnova'ya hareket eden bu grup, İstanbul'un Latin Patriği Paul, bir Fransız, bir Bohemyalı ve üçüncü bir asilzadeden oluşuyordu. Tırnova'da uzun bir süre kaldıktan sonra, Patrik Pavlus ancak Aralık ayında tekrar Varna'ya döndü. Kont, onları Misivri'de karşıladı16 ve yanlarına imparatoru da alarak geri döndüler. 21 Aralık Şişman, her ne kadar limanlarını geri almak istese de, bunun karşılığında Varna yakınlarındaki Galata'da yapılan çatışmalar sırasında aralarında Burgond Mareşalinin da bulunduğu esir düşen Latinleri iade etmek istemedi; aksine bu esirler Şubat 1367 tarihinde V. Ioannes onların serbest kalmasını talep edip, bunu başarana kadar uzun bir süre ülkenin iç kısmında bulunan Prevadi Kalesi'nde esir tutuldular . Daha sonra sahil boylarının hükümdarı olup, uzun zamandan beri Bizanslı despot ünvanını taşıyan ve neredeyse tam bağımsız olmak üzere kendisine Bulgar Çarı'nın bir vasalı olarak yönetmek üzere uzun yıllardan beri Emmona, belki de Misivri, Ahyolu ve Varna verilen Dobrotiç'le de anlaşmaya varıldı; Kasım ayında kontun iboir subayı Varna'nın kuzeyindeki Kaliakra Kalesi'ne geldi ve burada Dobrotiç'in misafiri olarak 29 gün kaldı . Ancak Emona'nın sakinleri kısa bir süre sonra isyan çıkarttılar ve şehir yine Bulgarların elinde kaldı.

1367 yılı Ocak ayının sonlarına doğru Süzebolu'da Paleolog ile pazarlıklar başladı. V. Ioannes burada dinî konularda Papa'nın otoritesini tanımaya ve Andronikos'un en büyük oğlu ile Roma'daki Papa'nın huzuruna çıkmaya söz verdi. Bu şartları yerine getirdiğinde, masrafları için kendisine 15 bin Gulden ödenen Amadeo, V. Ioannes'a 20 bin Gulden ödeyecekti. Kont, bunun karşılığında imparator kuzenine İstanbul civarında Türkler tarafından işgal edilen tehlikeli olabilecek birkaç kaleyi tekrar imparatorluğa geri kazandırma sözü verdi. 15 Mart tarihinde her iki hükümdar henüz anlaşmayı imzaladıkları Süzebolu'da idi; Nisan ayında ise İstanbul'da Midillili Gattilusios'tan gelen hediyeleri aldılar. Mayıs ayında Latinler Eueakassia ve Silivri yakınlarındaki8 Koloveiro kaleleri önünde savaştılar; surlar, ateşe verildi. Nihayet, 14 Haziran tarihinde Gelibolu, imparatora teslim edildi . Kont, istanbul Limanı'ndan ayrılıp (4 Haziran), birçok olağanüstü olaya tanıklık edip, bazı iyi şeyler de yaptıktan sonra gemilerini Venedik'e iyi durumda götürmeyi başardı (31 Temmuz). Sefere katılıp hayatta kalanlar burada kendisinden ayrıldılar. Tekrar İstanbul'da olan V. Ioannes'e ise artık sorumluluğu Haçlılar tarafından kazanılan toprakları kendisi ve imparatorluğu için elinde tutma görevi düştü.

Macar Kralı, birçok elçi göndermiş ve kabul etmişti, ancak "Hristiyanlık uğruna" savaşmayı göze alamamıştı. 1366 yılının tamamı boyunca elçileri Venedik'te ve Ragusa'da, orduyu İstanbul'a götürmek için kadırga istemişlerdi . Gerçekte ise Ludwig sadece 1365 yılında alınan Vidin'in elde tutulması ve Romenler lehine çökmüş olan Severin Eyaleti'nin yerine geçecek güçlü ve iyi organize edilmiş bir Vidin Eyaleti kurmakla ilgilenmekte idi.

1366 yılı Haziran ayında kral, Bulgaristan'daki Tuna boylarını ziyaret etmeye karar verdi; 20 Temmuz'da Lippa Şehri'ne vardı ve Ekim ayına kadar Vidin'deki durumları düzenledi. Erdel Voyvodası nihayet eyaletine geri dönebildi ve Macar yönetimi altındaki Batı Bulgaristanın ilk eyalet yöneticisi olan halefi Peter Hemffy; Vidin'in, Tuna'nın sol kıyısında bulunan Mehadia Kalesi'nin, eski eyaletin iç kısımlarında bulunan önemli Karansebes Şehri'nin ve Sidovar ve Tımışvar kalelerinin yönetimine getirildi. Ancak ne tuhaftır ki, birkaç zamandır Romenlerin elinde bulunan Severin Kalesi'nin adı bu hadiseler sırasında hiç geçmemekte idi. Henüz Vidin'de bulunan İmparator V. Ioannes ile görüştü ve V. Ioannes'a ancak 10 Ekim tarihinde Mehadia yakınlarındaki Orsova'da bulunan kral geri döndükten sonra Varna ve serbest olan denize hareket etme izni verildi.

Amadeo, Rum seferini tamamlar tamamlamaz Hristiyan Doğu yine Türklere yarayan eski ve zararlı anlaşmazlıklara geri döndü. Şişman, ne Vidin üzerindeki haklarından vazgeçmek istedi, ne de Tuna geçişlerini nehrin sağ tarafında bulunan kaleleri fethederek eline geçirmeye çalışan Eflak Prensi Layko yeni durumlardan memnundu; Macar bir savaş gücünün ve onlarla gelen Fransiskan rahiplerinin Vidin'de bulunmaları her ikisinin de hoşuna gitmedi. Buna karşı, Lala Şahin'in kuzeyde bulunan Türkleri, henüz Bulgar topraklarının hakını düşünmüyorlardı. Bu yüzden, her iki taraf da Türkleri yakınlarında görmekte memnundular ve Edime ile Filibe'deki güçlü karargâhlardan kendileri için gerekli yardımcı güçleri edinmek için birbirleri ile yarış halindeydiler. Bu şekilde Osmanlılar, Macarların Vidin'e saldırması ile Tuna boylarında ortaya çıkan karmaşaların içine çekildiler.

1368 yılı başlarında Vidin'de henüz Phiulpus'un oğlu Ban Ladislaus yönetimde idi; onu 1 Mart tarihinde Benedikt Hemffy takip etti. Romen Layko, 20 Ocak'ta Macar elçi Demeter Lepes'i kabul etti ve Romen sınırındaki Braşov (Kronstadt) sakinlerine kralın isteğine istinaden genişletilmiş ticaret imtiyazlarını bildirdi; bu imtiyazlarda komşusuna "naturalis et gratiosus dominus" (doğal ve büyük hükümdar) ünvanını veriyor ve Macar Kralı'nın hükümranlığını böylece açıkça kabul etmiş oluyordu. Birkaç hafta sonra, Voyvoda'dan yanında birkaç Türk birliği ile Tuna boylarına doğru ilerleyen Şişman'a karşı yardım istemek üzere Arges'teki saraya ikinci bir Macar elçi geldi ve istediği destek için söz aldı. Yaz aylarında Çarın adamları yerleri tekrar geri kazanmak için yola çıktı ve Eylül ayında, aralarında Ragusalıların da bulunduğu Vidinli tüccarlar o kadar hiddetlendiler ki, henüz gelmemiş olan Ban'ı görevini yerine getirmek için gelmez ise şehri terk etmekle tehdit ettiler. Civardaki bölgede Macarlara karşı aynı sinirli gerginlik baş gösterdi ve Tırnova'dan gelecek Romen asilzadeleri komutasındaki yedi birliğin gelmesini sabırsızlıkla beklediler. Bütün yollar kesilmişti; Şişman'ın Bulgarları ve Türkleri her yere bariyerler ve karargâhlar kurmuşlardı. Belgradçık kuşatma altına alındı ve bu kale çok fazla direnemeyecekmiş gibi göründü. Eflaklardan yardım gelmemiş ve Ban gelişini her seferinde geciktirmişti.

Nihayet, fethettiği yerleri savunmak için kral bizzat geldi. 1 Kasım tarihinde Bulgaristan'daki Sokol Kalesi'ne vardı ve birkaç gün sonra seferin kaderi belli oldu. Layko, aralarında akrabası Dobokalı (Dobacescul) Ladislav'ın da bulunduğu birkaç birlik göndermişti. 12 Kasım tarihinde Ludwig tekrar Severin'e karşı dönüş yoluna çıkmıştı. Romenlerin, Bulgarların ve Türklerin gelecekteki muhtemel saldırılarını engellemek için, kral gittikten sonra burada kaldıkları tahmin ediliyor.

Bundan sonra gerçekleşen hadiselere aslında Romen-Macar savaşı demek yanlıştır; hatta Vidin'in Voyvodd Layko'nun ani baskınına uğratıldığı bile söylenemez. Aksine yeni Banat'ta bırakılan Romen savaşçıların, Fransiskan rahiplerin din değiştirme çabalarına karşı çıkan Vidin sakinleri ile anlaştıkları ve Macarları kaleden attıkları daha muhtemeldir. Neticede Vidin 1369 yılı Ocak ayında Straşimir'in eniştesi ve temlsilcisi sıfatı ile Layko'nun eline geçti ve Katolik rahipler rafızî Bulgar'a yapılan hakaretleri çok ağır ödemek zorunda kaldılar.

Ludwig, bunun üzerine bahar ayları geldiğinde Bulgaristan'da fethettiği yerleri tekrar ziyaret etme gereği duydu. Ancak bu sefer açık bir muharebe meydana gelmedi; aksine önceki müttefikler karşı karşıya geldiler ve hiçbiri nihai darbeyi vurmayı göze alamadı. Ancak kısa bir süre sonra yeni Erdel Voyvodası Nikolas'un mağlup olduğu haberi geldi: Karpatlar'da Rucar ve Dragoslave geçitlerinden geçerek Eflak topraklarına girdiğinde, Dimbovita Kalesi'nde Kont Dragomir'e mağlup oldu ve kaçan Erdel askerleri dağlarda köylülerden büyük zarar gördü. Voyvodanın kendisi, vekili ve birçok Macar asilzâde dağlarda kanlı bir şeklide hayatlarına veda etmek zorunda kaldılar . Ludwig, bunun üzerine kendini, Straşimir'i tekrar tahta getirmek için Dobrotiç'le ittifak kurmuş olan Layko ile görüşme yapmak zorunda hissetti. 29 Ağustos tarihinde Peter Hemffy'ye esir tutulan "Vidin İmparatoru'nun" tekrar geri dönmesini sağlayan bir sözleşmenin yapıldığını bildirdi. Ancak Straşimir artık Macaristan'ın bir vasalı idi ve hükümdarına Layko'nun kız kardeşi olan eşinden olma iki kızını rehin olarak bırakmak zorunda kaldı. Eflak Prensi'nin Katolik üvey annesinin kızlarından biri olan eşi, annesinin etkisiyle Katolik olmuştu ve Layko, kendi prensliğini Erdel'e tâbi etti, "Severin ve Romen ülkesi" için bir piskopos atanmasını talep etti ve bu piskoposa Roma inancını yayma izni verdi. Böylece Katolizmin menfaatleri korunmuş oldu.

Ludwig, 29 Ağustos'ta Tuna'yı geçmişti. Birkaç hafta sonra Hemffy kardeşler Romenler tarafından boşaltıldıktan sonra tekrar Macar askerler tarafından zapt edilen şehri ve bölgesini henüz oraya varmamış Straşimir'in temsilcisi olarak Kalocsa Arşidüküne teslim ettiler. Vidin, "Bulgar Çarı" ünvanını alan eski hükümdarın gelmesinden sonra da "Kral şehri" olarak anılmaya devam edilmiş ve Straşimir Braşov tüccarları için tekrar onayladığı imtiyazda kraldan "Gospodin Kral", yani hükümdarı olarak bahsediyordu . En azından şeklen imparatorluğun onurunu korumak ve aynı zamanda Lala Şahin komutasındaki Türklerin muhtemel saldırılarına karşı bir müttefik edinmek için Ludwig, büyük fedakarlıklar yapmaya karar verdi. Kral ve voyvoda arasında uzun zamandan beri tartışma konusu olan Severin Kalesi ve civarını kesin olarak voyvodaya bıraktı. Layko'ya, kralın kontu olarak Erdel'de sınır bölgesi yakınındaki Fogaras Kalesi ve etrafındaki Olt'a kadar uzanan topraklar hediye edildi. Zaferden zafere koşan Layko, aynı yılın sonbaharında "Romen ülkesinin hükümdarı" ünvanının yanında bir de Severin Banı ve Fogaras Kontu ünvanlarını taşımaya başladı34.

Macaristan, evine dönen Savoy Kontu ve Balkan Yarımadası'nın kaderinin belli olacağı 1367 yılında, Suriye'deki emirlere karşı düşmanlıklar başlatan ve Trablusşam ile daha sonra Ermenistan'daki Ayaş'ı ateşe veren Kıbrıs Kralı gibi, Haçlı Seferindeki rolünü tamamen kaybetmişti. Macaristan üzerine sadece Türklerin yardımı ile yürüyebilmiş olan Tırnova'daki Bulgar Kralı'ndan Hristiyan davası için bir şey beklemek boşuna idi. Balkanlar üzerinden ilk kez Tuna'nın batısına kadar götürdüğü Filibe'deki Türklerle yaptığı ittifaka göre mütevazı ve sürekli tehdit altındaki vasallan hâline gelmiş ve Bizanslı bir prensesle evlenme şansına erişemeyen I. Murad, Şişman'ın, ilk evliliğini Köstendil Despotu Konstantin Dragaş ile yapmış olan kız kardeşi Maria ile evlenerek, Bulgar evlilik bağı ile yetindi .

Rum devleti ise her zamanki gibi saray entrikacılarının kısır döngüsü içerisinde kalmıştı. İmparator, 1367 yılında Kont Amadeo'ya gönderidiği elçileri aracılığıyla söz verdiği gibi 1369 yılında Hristiyanlar Vidin önlerinde birbirleriyle savaşırken Roma'ya gidip, Roma'daki Papalık ile birliği imzalamıştı, ancak bu adım ona gerçek bir yardım getirmemişti. Aksine, Venedikli alacaklıları tarafından alıkonulmuş ve sadece Selanik'te
yönetimde olan ikinci oğlu Manuel'in fedakarlığı ile İstanbul'a dönebilmişti.

Bunun üzerine Haçlı Seferi'nin Papası olan V. Urban 1370 yılında ölünce, doğuda Hristiyanlann Latinlerin silahları ve kendileri ile Rumlar arasında bir din birliği sayesinde yapılacak yeni fetihlere dair umutlan da Papa ile birlikte mezara gitti.

Kaynakça
Kitap: OSMANLI İMPARATORLUĞU TARİHİ
Yazar: NICOLAE JORGA
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu - 1300-1451 Dönemi

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir