Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Niçin Döndüler veya İdeolojinin Sakinimi Yasası

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Niçin Döndüler veya İdeolojinin Sakinimi Yasası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Eki 2011, 03:23

NİÇİN DÖNDÜLER VEYA İDEOLOJİNİN SAKİNİMİ YASASI

Okuyucu, bu köşede uzun alıntılar okumaya alışık değildir; ama eminiz birçoğu, şimdi aktaracağımız satırları kaçırdı. Önce Gülay Göktürk, çünkü hakkını yiyemeyiz, Amerika'yı böyle çırılçıplak övme işinde Cengiz Çandar'a tam iki senelik fark attı.

Gülay Hanım Yeni Yüzyıl gazetesinin 7 Ekim 1996 tarihli sayısında şunları yazmıştı:

"Ne mezun olduğum lise, ne gittiğim üniversite, ne doğduğum şehir, ne tuttuğum parti, bugünkü kişiliğimin oluşumunda önemli bir temel taşı oluşturuyor.

"Ama bunlardan bir tanesi var ki, benim için özel bir önem taşıyor: AFS'ü olmak...

"Ben bu satırları yazarken, dünyanın en büyük ve en köklü sivil toplum kuruluşlarından biri olan AFS (American Field-Service) İstanbul'da Dünya kongresi yapıyor.

"Bundan elli yıl önce AFS, ülkeler arasında öğrenci değiş tokuş programlarına başladığında, ne NGO'lar vardı ortalıkta, ne de globalleşme sözü icad edilmişti daha. Ama AFS'nin büyük bir öngörüyle yaptığı buydu...

"İşte böyle küçük bir dünyada yaşar giderken bir gün başıma bir talih kuşu kondu. 16 yaşında kendimi, elimde bir bavul, cebimde on dolarla Yeni Dünya'da buldum...

"Gelişmişliğin o steril kokusu güzeldi. Kurumlaşmanın verdiği o sükûnet güvenliydi. Zenginliğin getirdiği o konfor baştan çıkarıcı, yüksek teknolojinin getirdiği nimetler göz kamaştırıcıydı...

"Bir yıl sonra Türkiye'ye döndüğümde, ABD artık benim için sadece Vietnam'da katliam yapan bir hükümet değil; bütün saflıkları, sevecenlikleri, vasatlıklarıyla, bize benzeyen ve benzemeyen yanlarıyla tanıdık insanların yaşadığı bir ülkeydi.
"Hâlâ da öyle.
"Teşekkürler AFS..."

Gülay Hanım'dan iki sene sonra, 4 Ağustos 1998 günlü Sabah gazetesinde ise, Cengiz Çandar şöyle yazacaktı:

"Kader çizgim bu ülkeyle garip bir oyun içinde adeta... Ortaöğrenimimi Amerikan okullarında geçirdim. Üniversite yıllarımda, anti-Amerikan gösterilerin elebaşlarından biri oldum. Ortaokul ve lise yılları sanki belleğime Amerika'ya ilişkin olumlu hiçbir şey kazımamış gibiydi. Anti-Amerikan siyasi pozisyonumu uzun yıllar korudum. Amerika'yı, gerçek kimliğiyle, kendisi olarak kavramaya başlamam, bu ülkeye ilk kez ayak bastığım 80'li yılların tam ortasından itibarendir. Ortaöğrenimde bilinçaltıma gizlenmiş olanlar, o sırada geri gelmeye başladı... Amerika'yı, artık, geçmişin anti-Amerikan eylemlerinden pişmanlık duymayacak biçimde, ama anti-Amerikan duyguların zerresi kalmayacak ölçüde yakından tanıdığımı ve kavradığımı biliyorum. Amerikan demokrasisinin ilkelerine ve işleyiş biçimine, Amerika'nın özgür bir ülke olarak "açık top-lum" karakterine hayranlık duyduğumu da gizleyecek değilim.

"...Fakat, bu ülkeyi her seferinde yeniden keşfetmek, zihin kıvrımlarımı genişletmek, düşünce ufuklarımı büyütmek için, kısa süreli ziyaretlerden kendimi alamayacağımın da farkındayım...

"Amerika, bir-iki sloganla tanımlanamayacak, "komplo teorileri" aracılığıyla niyetleri ve politikası anlaşılamayacak bir bilmece... "
Gülay Hanım'ın yazısında, iki sene önce kesip saklarken, "Kişiliğimin oluşumunda", ve "16 yaşında" ifadelerinin altını çizmişim.

Cengiz Çandar'ın yazısında çizilmeye değer yerler daha fazla, şunlar:

"Elebaşlarından", "bilinçaltıma gizlenmiş olanlar", "pişmanlık duymayacak biçimde", "gizleyecek değilim".

İkisi de, "Kişiliklerinin oluşum" sürecindeki etkileri tahlil ediyorlar. Gülay Hanım, 16 yaşın körpe saflığıyla bir senelik AFS bursuna nasıl tav olduğunu, bu kez ilerleyen yaşın ister istemez kişiliğine kattığı bariz bir gözü sululukla anlatıyor ve o bir senelik macerasını, menfaat beklentilerinin kışkırttığı bir akrabalık iddiası olarak, Amerika'nın önüne koyuyor.

Çandar daha derinlere giriyor, "bilinçaltını" masaya yatırıyor, ortaöğrenimden itibaren oraya yerleştirilmiş ve "gizlenmiş" olanları bir bir ele alıyor, ayrıca "pişmanlık" gibi kavramlarla düşünüp, duygularını "gizleyip gizlememek" konusunda geçirdiği tereddütleri nasıl karara bağladığını açıklıyor. "Gizleyecek değilim" cümlesindeki arsızlıktan anlıyoruz ki, kendisi de, istihbaratçı deyimiyle, yeteri kadar "deşifre" olduğu kanaatine gelmiştir ve Amerika'yla ilişkisi, uzun zamandır sürüyor olmanın dinginliğine ulaşmıştır.

Çandar'ın bir zamanların anti-Amerikan eylemlerindeki rolünden söz ederken "elebaşı" sözcüğünü o kadar rahatlıkla kullanması ise, Amerika'yla küçücük bir çocukken girdiği "garip oyunun", kendi "kader çizgisini" Amerika'ya tam bir bağlılıkla noktaladığını vurguluyor. Öyle ya, "elebaşı", devrimci eyleme katılanlar için, istihbarat örgütlerinin ve tabii CIA'nın kullandığı tanımdır. Çandar, kendini halka ve devrimcilere beğendirmek istediği dönemlerde, "elebaşı"ndan değil; ağzına, böbürlendiğini açığa vuran özel biçimini vererek ve elbette hiç hakkı olmadığı halde "liderlikten", "öncülükten" söz ederdi.

Peki, "geçmişin anti-Amerikan eylemlerinden pişmanlık duymayacak biçimde" lafı bir vicdan kalıntısı olarak kabul edilebilir mi? Hayır, bir tutarsızlıktır sadece; Çandar'ın Türkiye için hâlâ "kendi topraklarım" demesi gibi bir şey. Şimdi fark etim, bu "kendi topraklarım" hikâyesi de oldukça çarpıcı ve Cengiz'in Amerikanlığına uygun, Amerikalılar, süper devlet gururuyla bütün dünyayı "kendi toprakları" sayarlar.

Ne olursa olsun, Amerika'yı kollarız. Adamlar bizim gibi ülkelere boşuna okul açmıyorlar. İdeolojilerini taze beyinlere depoluyorlar ve bekliyorlar. Sabırla. O beynin sahibi anti-Amerikan eyleme katılmış, Filistin'e gidip gerillacılık yapmış, Abu Ammar'ın (Yaser Arafat'tan böyle bahseder Cengiz) dostu olmuş, hiç istiflerini bozmuyorlar. Ve sonunda bakıyorsunuz, AFS bursu verdikleri kız, artık biraz geçkin de olsa, tıpış tıpış bunların yanına gitmiş; okut-tukları çocuk bilinci tersine dönmüş, yani bir Amerikalı olarak hizmetlerinde.

Birçok yetiştirme böyle gitti, bazıları ise yolda. Nitekim, Sıfır Noktası'nda mukim Amerikan koleji çıkışlı bazı bilinçlerin de, yavaş yavaş, makale makale meyveye durduğunu izlemiyor muyuz?

Bir nokta daha, Amerika elde edeceği bütün adamlara o kadar para harcamaz. Bazıları on beş günlük Amerika davetiyle satın alınırlar. Öteden beri, Amerika, solcular arasında biraz sivrilen oldu mu, bastırır davetiyeyi, "gelip bir ay ülkemizi görünüz, inceleme yapınız". On yıllardır, böyle davetlerle gidip dönmeyenleri çok gördü bu fakir. "Dönmeyenleri" derken, orada kalmıyor adam, Cengiz'e yaptıkları gibi emek harcayıp "bilinçaltını" doldurmalarına bile gerek kalmadan bilincini teslim etmiş oluyor. Bunlar ucuz adamlardır.

Tebrik ettik ama, Amerika'nınki o kadar da büyütecek bir marifet değil. Bizim köylü der ki, kimse binmeyeceği eşeğin önüne ot atmaz. Köylünün bildiğini, eşşek kadar Amerika bilmez mi? Maddenin ve Enerjinin Sakinimi Yasası sosyal bilimler alanında niçin geçerli olmasın? Ekilen bilinç, boşa gitmez; bir salatalık tohumu gibi zamanı gelince sonucunu verir. Peki hep böyle mi oluyor bu?

Amerikan okullarında okuyan, Amerika'nın davetine maruz kalan herkes sonunda ruhunu Amerika'ya teslim mi ediyor?
Ömer, her seferinde iki kadeh söylediği Yunan rakılarının hepsini bana içirmişti; böylece Ren nehrinin kıyısında baş başa içmiş oluyorduk; sabaha karşı kendimizi Köln caddelerine vurduğumuzda söz dönmüş dolaşmış buraya gelmişti; bir zamanlar mücadelenin şurasında burasında bulunduktan sonra aslına rücu eden Cengiz veya Gülay türü adamlar nasıl ele alınmalıydı?

"Aslına rücu etmek" deyiminin içindeydi çözüm. Adamlar bir dönem asıllarından uzaklaşarak, bir şeyler yapmaya çalışmışlar, iyi kötü bazı hizmetlerde bulunmuşlar, şimdi ise geldikleri yere dönmüşlerdi. Amerika bizden bir şey almış değildi, tam tersine mücadele, Amerika'nın adamlarından bir süre yararlanmıştı. Amerika'nın alması şöyle dursun, vermesi söz konusuydu.

Demek ki, teşekkürler Amerika!

Kaldı ki, sadece Maddenin Sakinimi Yasası yok doğada. "Yonttuğumuz kazıklar gelir bizi kazıklar" ilkesi Amerika için fazlasıyla doğrudur. Amerikan okullarında eğitim görmüş birçok aydın, hem de işin anhasını minhasını bilerek Amerika'ya karşı mücadele etti ve ediyor.
Demek ki, bir kere daha teşekkürler Amerika!

Kaynakça
Kitap: Dönekler
Yazar: Hasan Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir