Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Pekinde Bir Pişman: Ragıp Duran

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Pekinde Bir Pişman: Ragıp Duran

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Eki 2011, 03:21

PEKİNDE BİR PİŞMAN: RAGIP DURAN

Resim

Çin, Can Kıraç'la Ragıp Duran'ı yan yana getiriyor. Can Kıraç, Çin röpartajını Milliyet'te yayımladı, Ragıp Duran ise Cumhuriyette, bir ay ara ile. Can Kıraç, Koç Holding'in genel koordinatörlüğünden emekli. Yani, kapitalistliği konusunda kuşku uyandıracak en küçük leke yok geçmişinde. Kapitalist oluşundan dolayı pişman da değil. Ragıp ise röportajında döne dolaşa belirttiği gibi, neredeyse 20 yıllık bir Maocu geçmişe sahip. Can Kıraç, Çin'e büyülenmiş; röportajı "Yok canım, o kadar da değil" dedirtecek bir hayranlık sergiliyor. Ragıp ise bir cehennem tasvir ediyor. Can Kıraç'la Ragıp'ı birlikte düşünüyorum, sonra ayrı ayrı bakıyorum fotoğraflarına, çelişmenin kaynağını bulmaya çalışıyorum.

Can Kıraç'ın aleyhte yazması için nedenler söylenebilir de, lehte yazması için ideolojik bir gerekçe bulunamıyor. Gördüğünü yazmak üzere kendisini özgür bıraktığını düşünebiliriz. Ragıp ise bir tür gerekçeli karar yazıyor, kendi dönmesinin gerekçelerini arıyor Pekin'de. Döndüğünü göstereceği çevrelere, en etkili olabileceği yerden sesleniyor. Sosyalizme darbe indirilecekse, bunu Pekin'den eski bir Maocu'nun kaleminden, üstelik Cumhuriyet sayfalarında yapmak şık değil mi?

Bir kişilik, en iyi başka bir kişiliğin aynasında tanınabilir. Ragıp Duran, Çin röportajını yazarken, Can Kıraç'ın kişiliğinin aynasında kendini görmeye, tanımaya çalışmış olabilir mi? Bunu yaptığına ilişkin ipucu yok. Ancak geçmişte kalan devrimci kişiliğinin aynasında seyrediyor kendisini, pişmanlığından "pişmaniye" tadı gibi bir tat alıyor! Kendisi söylüyor bunu yazısında. Aynayı lanetliyor. Yeni kimliğini belirginleştirmek için aynayı adeta parçalıyor. Ayna, yani eski kimliği ise Pekin'le karışmış olduğundan Pekin'i parçalıyor. Amerikan uçaklarının harabeye çevirdiği bir Bağdat'a dönüştürmek isliyor onu.

Pekin halkının güler yüzlü olmasından rahatsız:

"Oysa ki, ortada gülümsenecek pek bir şey yok" diyor. Ne gülüyorsunuz lan!

Ragıp bir profesörün oğlu, Galatasaray'da okumuş, sonra Fransa'da. Kişiliği boşlukta duran aydın için tapınma da sorumsuzdur, lanetleme de. Gerekçesi dışla değil, daha çok kişiliğin kendi içindedir, keyfidir; bunalımlara, dönemin rüzgârlarına bağlıdır, çılgıncadır. Ragıp, dün Çin'in "8. ve 4. Yol Ordusu'nun komutanlarının isimlerini" ezberlerken, "Çin tarihini Türkiye tarihi kadar" ne kelime, ondan kat kat daha büyük bir hevesle öğrenirken aynı gerekçesiz çılgınlığın kurbanıydı. Şimdi aynı aşırılıkla Mao'ya, devrime, sosyalizme lanetler yağdırıyor.

Kişiliği boşlukta duran aydın intihar edecekse bile bunu en yüksek tepeden atlayarak yapmak ister. Yükselişi de, düşüşü de şanslı olmalıdır. Devrimci iken Mao'dan "arkadaş" diye söz etmesi de, dönmek için Pekin'e kadar gitmesi de bu nedenledir. Tapınacaksa Politbüro'ya tapınır, küfredecekse Çin'den aşağısı kurtaramaz. Cengiz Çandar, Humeyni'nin elini tutarak döndü; Halil Berktay, Gorbaçov üzerinden geçti Amerika'ya; Haydar Kutlu dünyanın en ünlü istihbara! örgütlerinin ilişkilerine konu oluyor.

Ragıp'ın düşüşü Zonguldak madenci mücadelesinin zirvesinde belirginleşiyor. Ragıp, 1991 başındaki Zonguldak-Ankara yürüyüşü sırasında işçilerin, "Bizle ne uğraşıyorsunuz, gidip PKK'lıları vurun" diye slogan attıklarını duyan tek gazeteci oldu, hatta 60 bin kişi içinden tek insan. Gaipten duyabildiği bu sözleri Ülke gazetesinde yazdı, başarısı onu Özgür Gündem gazetesinin başına kadar yükseltti. Oradan ayrılmak zorunda kalınca, işi tam olarak bitirmeye karar verdi, Pekine gitti. Pekin onun atladığı ikinci zirve oluyor. "Aslında tatildeyim" diye yazıyor. Aslında Ragıp için hiç de çekici bir tatil yeri değil Pekin. Bu belli oluyor.

İnsan hüznü ve sevinci de, devrimcilik ve dönekliği de kendisiyle birlikte götürür gittiği yere. Ragıp, Pekinde yeni bir şey görmedi. Hiçbir şey görmeye gitmedi zaten. Yedi günde değil 12 milyonluk Pekin'i, bir sokağı bile görmek mümkün değilken; o bütün bir Çin sosyalizmi hakkında karar verdi. Onu "tek parti kapitalizmi yaptı". Pekin'deki zamanının önemlice bir kısmını "Amerikalı gazeteci dostunun" anlattıklarını dinlemekle geçirmişti.

Röportaja serpiştirdiği cıvık anti-komünist gazeteci fıkraları:

Bunları zaten biliyordu. Ragıp kafasında hazır olanı Pekin'den yazarmış gibi yaptı. Pekin'in önemi var gene de. Beynindeki abur cuburu bir çöp sepetini boşaltır gibi Tienanmen'e dökme zevkini duymak istedi. Evet, zevk. 20 yıl büyüttüğü inançlarını, o inançların kâbesinde, yani Pekin'de katletmekten nihilistçe bir zevk duyduğu her satırından anlaşılıyor. Ar-tık bir işe yaramayan inançlarının hiç olmazsa böyle bir zevk aracı olmasını istiyor. Kırıp döküyor, hızını alamayıp Kamboçya lideri Pol Pot'a yöneliyor, duramıyor, Aydınlık gazetesine saldırıyor. Pekin, ilhamlar kenti, her şeyi yeniden anımsatıyor Ragıp'a.

Ragıp, Aydınlık gazetesinin 1978-1980'de "Çin, Vietnam'ı berhava etti" diye manşet attığını yazıyor. Aydınlık ciltlerini tarıyorum, böyle bir manşet yok. Bir haber başlığı buluyorum iyi kötü, "Vietnam sınırındaki Sovyet üsleri berhava edildi" diyor. Ragıp, "Berhava" sözcüğünü tutturmuş oluyor.
Çin'in Sincian (Doğu Türkistan) bölgesine yönelik yıkıcı faaliyetler yürütmeye çalışan bir İsa Alptekin var Türkiye'de. Çan Kayşek'in adamı olarak devrime karşı savaşmış, Çin Devriminden sonra Türkiye'ye kaçmış. Turistimiz Ragıp Duran 20 yıl Maoculuktan sonra bu İsa Alptekin'i ve onun haklı olduğunu keşfediyor. Turgut Özal, Ragıp'ın röportajını kestirip dosyalatmıştır mutlaka. "Yeni bir Cengiz Çandar geliyor çocuklar" demiştir danışmanlarına. Çankaya'nın danışman kadrosuna henüz bir sınır getirilmiş değil. Orası olmazsa özel televizyonlarda yorumculuk da yapılabilir.

DÖNMÜŞ KADININ KIRK YAŞ GÜLÜŞÜ

Resim

Şimdi Soner durmadan dergi yığıyor önüme ve bana kadın gülüşlerini yorumlatarak sayfaları çeviriyor. Bu genç kadının gülüşü doğal. Doğal üzerine yorum yapılamaz, kimseye laf söylettirmeyecek biçimde gülüyor. Bu kadının gülüşü romantik. Romantikliği üstünlük sayıyor, kendisinin o üstün sınıftan olduğunu anlamamızı istiyor. Romantik görünmek için romantik şeyler düşünmüş olabilir. Belki de romantik bir gülüşün taklidini yapmaktadır. Görüldüğü gibi romantik gülüş daima bir yapaylık izlenimini doğurmakta, hakkında ileri geri konuşulmasına olanak vermektedir. Müstehcen gülüşleri geçiyorum, bunları Soner de anlayabiliyor.

Çocukluktan genç kızlığa geçmekte olan kadının gülüşü bilinmez bir çağa adım atışın kuşkulu ruh halini yansıtır, ama toyluğu örtmeye yarayacağım düşündüğü bir arayışı ele vermekten de kaçı-namaz. 20-30 yaş arasında kişilikle birlikte gülüş de oturmaya başlar. Bu çağdaki kadının gülüşü esas olarak güven yansıtır.

Soner'in şimdi çevirdiği sayfadaki kadını tanıyorum. Devrimcilikten dönmüş bir bayan, şimdi kırk yaşını geçmiş olmalı. Dolayısıyla kırk yaş gülüşü hakkında yazacaklarımız genelliğini yitiriyor. İşe özel bilgiler karışıyor.

Zamana direniş ve örtbas ediş yaş ilerledikçe giyime de, gülüşe de damgasını vuruyor. Aşırıları herkes bilir. Aşırılık dediğimizde ise bir normal tanımımız olduğunu söylemiş oluruz. Kırk yaşındaki kadının örtbas edişindeki normal nedir? Şimdi fotoğrafı inceliyorum. Yok olup gitmekte olan gençliği korumaya yönelik normal bir eda, bir oturuş ve tabii buna yarayacak bir gülüş. Umutsuzluğundan hiçbir şey yitirmeksizin. Örtbas ediş de, ikiyüzlülük de o umutsuzluktan türüyor zaten. Tişörtünün yakası genç kızlara özgü bir havayı yansıtacak biçimde açık, saçlar özenle kaküllendirilmiş, kulaklarda zarifliğine vurgu yapan uzun gümüş küpeler, tabii tayt pantolon... Kırk yaşını geçmiş kadınlar güvenmedikleri vücutlarına güvendiklerini göstermek için tayt giyiyorlar. Boyun, fotoğrafçının desteğine sunulmuş kırışıklar nasıl olsa gösterilmeyecektir. Buraya kadarıyla duruş da, aksesuvar da klasik kırk yaşını geçmiş kadının özelliklerini dile getiriyor. Dönmüşlüğün yansıdığı alan ise gözler ve dudaklar, yani gülüş.

Dönmek, oluşmakta olan kişilik çizgisinin bir noktada kırılmasıdır. Kişilik kendini bambaşka bir ortama uydurmaya çalışırken gülüş çarpılır, fazladan bir ikiyüzlülük dudaklara ve gözlere yerleşir. Yaşlanmakta olmanın hüznüne, boşuna geçtiği düşünülmeye başlanmış günlere yönelik hayıflanma eklenir. Kadın sadece yaşlılığı değil, başka türlü yaşamadığına pişman olduğu dönemi göz önünde tutan bir gülüş bulmaya zorlanır. Gözlerin böyle buğulu bir izlenim bırakacak şekilde fazlaca açılması bu nedenledir. Dudaklardaki af dileyen ifade, içine yeni girilmiş ortamın insanlarına olduğu kadar; kurallarına, üslubuna ve ahlakına yöneliktir. Onlardan biri olmaya onlardan daha kararlı olan yeninin sığınışı! Dönen, militanlaşarak dönen, böylece daha kolay benimseneceğini sanmaktadır.

"Bende hâlâ iş var":

Bu kısa mesajın iki unsuru vardır. Birincisi, "Bende iş var. Bunu kanıtlamam için bana izin veriniz". İkincisi, "hâlâ. Nüfus cüzdanımda yazılı olandan daha gencim değil mi"? "Gecikerek geldim, ama telafi edebilirim." Gülüşün yapıtaşları ortaya çıkmış oluyor.

Peki, dönmüş erkek nasıl güler? Bayanların sorusunu duyar gibiyim. Bir gün o konuda da yazmak isterim. Ama dönmüş kadının kırk yaş gülüşünde dönmekle yaşlanmanın birbirini güçlendiren etkileşimini daha net olarak görebildiğimi itiraf ediyorum. Erkek cinsinden olduğumu da.

Kaynakça
Kitap: Dönekler
Yazar: Hasan Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir