Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Cengiz Çandar: Dingili Kırık Adam

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Cengiz Çandar: Dingili Kırık Adam

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Eki 2011, 03:19

CENGİZ ÇANDAR: DİNGİLİ KIRIK ADAM

Resim

Röntgen

Bir insanın yaşamındaki kırılma noktalarını alt alta yazarsanız, kişiliğinin röntgeni çıkar ortaya.

İşte Cengiz Çandar'ınki:

1968'de "Kahrolsun Amerikan emperyalizmi" diyen bir devrimci;

1970'te sonradan çıkarılıncaya kadar Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Merkez Komitesi Üyesi;

1971'de Filistin'de gerilla; 1970'lerin ikinci yarısında Yaser Arafatçı; 1980'de Humeyni'ci;

1987'de MİT Müsteşar Yardımcısı meşhur Hiram Abas'ın adamı;

1990'da Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz'ın yanında "resmi" görevli;

1991'de Turgut Özal'ın Danışmanı ve bendesi; NATO seminerlerinde eğitimci;

"ABD Çevik Kuvveti'nin karargâhına girebilen tek Türk gazetecisi";

Graham Fuller gibi CIA yöneticilerinin meslektaşı ve özel dostu;

Mesleğe Vatan gazetesinde başlayıp, Cumhuriyet, Hürriyet, Güneş ve Sabahtan geçerek Yeni Şafak'ta karar kılmış, Karen Fogg'un makbuz karşılığı parayla yazı yazdırdığı gazetecisi;

Gerekliğinde Türk, gerektiğinde Osmanlı, gerekliğinde dönme, ama hepsinden fazla Amerikalı.
Özetle, Bilimsel Sosyalizm'den dinciliğe savrulan bir ideoloji ve kurtuluş savaşçılığından emperyalizme atlayan bir siyasal çizgi.

istasyondan istasyona

Her döneğin kendini açıklayış tarzı farklıdır. Şahin Alpay ve Ertuğrul Özkök gibileri, dönekliği meziyet olarak savunan döneklerdendir. Cengiz Çandar türü ise, üstelik kibirlidir; kendisinin değil dünyanın döndüğünü ileri sürer.

"Her istasyonda durduk işle. Sadece durmadık, yemek de yedik. Sonra yine bindik." Cengiz Çandar, çağlarla ve uçurumlarla birbirinden ayrılmış düşünceleri ve ölümüne çarpışan siyasal güçleri kısacık bir yaşam içinde arka arkaya savunuşunu, işte böyle açıklıyor. Bu kadar basil. Sanırsınız ki, Humeynicilik treni sosyalizm istasyonundan; Pentagon'un yolu ise, "Akıncı Filo defol" eylemlerinden geçmektedir.

Amerika'yla Oynaşan Kader

"Dingili kırık", bir köylü deyimidir. Daha önce söylenmemiş olsaydı, Cengiz Çandar için mutlaka söylenirdi. Hiçbir ilkesi yok. Hayatı boyunca hiç olmadı. Elbette Amerika'ya bağlılık dışında. Ne gam, kırık dingilin de bir ucu boyunduruğa bağlıdır. Yaşamının sadece 1980'lerden sonraki bölümünün değil, tamamının Amerika'ya adanmış olduğunu en sonunda, üstelik bilinçaltını araştırarak kendisi tahlil etti.

4 Ağustos 1998 tarihli Sabah gazetesinde şunları yazdı:

"Kader çizgim bu ülkeyle garip bir oyun içinde adeta... Orla öğrenimimi Amerikan okullarında geçirdim. Üniversite yıllarında, anti-Amerikan gösterilerin elebaşılarından biri oldum. Ortaokul ve lise yılları sanki belleğime Amerika'ya ilişkin olumlu hiçbir şey kazmamış gibiydi. Anti-Amerikan siyasi pozisyonumu uzun yıllar korudum. Amerika'yı gerçek kimliğiyle, kendisi olarak kavramaya başlamam, bu ülkeye ilk kez ayak bastığım 80'li yılların tam ortasından itibarendir. Orta öğrenimde bilinçaltıma gizlenmiş olanlar; o sırada geri gelmeye başladı. (...) Amerika'yı artık geçmişin anti-Amerikan eylemlerinden pişmanlık duymayacak biçimde ama anti-Amerikan duyguların zerresi kalmayacak ölçüde yakından tanıdığımı ve kavradığımı biliyorum."

Kolej Yetiştirmesi

Alıntının değeri, Cengiz Çandar'ın Amerikancılığım göstermesinde değil. Bunun için kanıta ihtiyaç yok. Kendisi. Beyaz Saray'daki kliklerden birine mensup olduğunu bile yazıp duruyor.

Öğretici olan, bağlanmanın Amerikan kolejlerinde atılmış temeline yapılan vurgudur. O temel üzerinde işte ancak Cengiz Çandar türü yetişiyor. Gençlik yıllarındaki anti-Amerikan eylemler konusundaki duygusal özeleştiri ise dönekliğin soyunma geleneğinin gereği.

Dönenler, döndükleri yere çırılçıplak giderler; yaptıklarının bir tür çocukluk sayılmasını dileyerek. Dikkat edilirse Cengiz Çandar, 1968'deki rolünden söz ederken de artık böbürlenmeklen, "liderdim" edebiyatından vazgeçmiş, o zamanki rolünü polis sözlüğünden aldığı "elebaşı" tanımına indirgemiştir.

Araştırmacılar İçin Yöntem

Dingili kırık adam, hayatını kendisi yaşamaz. Başkaları yaşar onun yerine. Güçlünün iradesine göre savrulur durur. Kişiliği, çamur gibidir. Her türlü biçimi almaya her an hazır ve cıvık. İhanet yeteneği sınırsız, her türlü kötülüğe elverişli bir malzemedir. Bütün bu özellikleriyle, ama sadece tarihçiler için azımsanamayacak bir değeri vardır.

Araştırmacı, dingili kırık adamın kişiliğini bir Sümer tableti gibi çözüp yorumlayarak önemli toplumsal sonuçlara ulaşabilir. Çünkü dingili kırık adam tarih yapmaz ama, tarihi yapan güçler tarafından belirlenir, biçimlendirilir. Bu açıdan Cengiz Çandar'ın kişilik röntgeni, çok açıklayıcı bir örnektir. Orada hem 1960'lardaki muhteşem devrim dalgasının böyle bir adamı bile devrimci saflara getiren gücünü görüyoruz; hem 70'ler boyunca yaşanan geri çekilişi neredeyse adım adım izleme olanağı buluyoruz; hem de 80'ler ve 90'lardaki emperyalist tırmanışın ürkütücü tahribatını saptayabiliyoruz.

Hoparlör

Cengiz Çandar bütün yazdıklarını, Pentagon'un strateji uzmanlarından tercüme edip alıyor. Yazılarının yarısı tırnak içindedir, diğer yarısı ise tırnak içindekileri açıklar. Yaşamı boyunca ürettiği bir cümlelik bile özgün düşünce yoktur. Dingili kırık adam, kafasının içinde başkasının beynini taşır. Ağzından başkaları konuşur. Cengiz Çandar'ın konuşurken dudaklarına, dikkat çekici bir hareketle hoparlör biçimi vermesi sebepsiz değildir.

Zekeriya

Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, 12 Mart askeri darbesinden sonra, eğitim görsünler, Filistin halkının mücadelesini desteklesinler ve çağrıldıkları zaman dönüp Türkiye'deki devrimci çalışmaya katılsınlar diye, bazı üyelerini Filistin'e göndermişti. Cengiz Çandar onlardan biriydi, sahte pasaportundaki ismi Zekeriya'ydı. Şimdi Cengiz Çandar, bu basit hikâyeyi bile bambaşka bir biçime sokuyor.

Güya, Aydınlık'ta çıkan bir yazı nedeniyle 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılınca Filistin'e gitmeye kendisi karar vermiş, "çok becerikli Nuri Çolakoğlu'nun hazırladığı" sahte belgeler sayesinde sınırı geçmiş.2 Yoksa Nuri Bey, o günlerde sahte pasaport atölyesi mi işletiyordu? Bu, Çandar'ın küçük yalanı. Büyük yalanı ise Yeni Yüzyıl gazetesine anlattığı yaşam hikâyesinde. "Ben nasıl MİT ajanı olabilirim ki?" diyor, "Bütün hayatım, görüşlerim ortada benim. İç organları bile görünen şeffaf biriyim."

Çöplüğe Yığılan Hayat

Gerçek bir hayat hikâyesi yoktur döneğin. Yaşamının devrimci döneminden nefret eder. Bir yanılgılar yığını olarak görür onu. Elinden gelse, en küçük ayrıntısına kadar, toptan silip temizleyeceği kesindir. Yeni yaşamında yükselişinin buna bağlı olduğunu düşünür. Cengiz Çandar'ın, "Perinçek'le aynı grup içinde bulunmayı, hafızalar silinebilse de yok edebilsem" (Aksiyon) sözleri işte buraya oturur.

Ne büyük mutsuzluk, döndükten sonraki yaşamının savunulacak bir yanı yoktur. Yaşadıklarını her an inkârın süpürgesiyle toplayıp, unutmanın faraşına doldurmaya devam edecektir. Kötü yollarda ömür tüketmiş bütün insanlar gibi gerçek yaşamlarını ruhlarının çöplüğüne yığıp, kendileri için yalanlardan oluşan bir hayat hikâyesi uydururlar. Cengiz Çandar'ın MİT'in ilişki konusunda söyle-dikleri işte bu sınıfa girmektedir.

Sınırda Dönüş

Cengiz Çandar'la Şahin Alpay'ın Suriye'ye geçer geçmez diz çöküp toprağı öptükleri ve "Yaşasın özgürlük" diye bağırdıkları anlatılır. Askeri rejimin baskıları, işkence ve hapislik tehlikesi gerilerde kalmıştır. Tabii devrimci arkadaşlar ve devrimcilikle birlikte. Geçtikleri sınır, sadece Türkiye-Suriye sınırı değil, devrimcilikle gericiliğin de sınırıdır.

Sonradan yaşananlar, giderek belli bir anın gerçek anlamı ve içeriği haline gelir. Hayatları gösteriyor ki, Cengiz Çandar ve kader arkadaşı o andan itibaren Türkiye'yi bilinçlerinden ve gönüllerinden tamamen ve ebediyen silip atmışlardır. Bundan sonra özgürlüğü, demokrasiyi ve mutluluğu dışarıda, Türkiye topraklarının ötesinde ve gericilikte arayacaklardır. Yurtsuz, kökleri boşlukta... Artık istihbarat örgütlerinin avı olmuşlardır.

Arkadaşlarına Karşı Silahlı

Aynı dönemde Filistin'de bulunan Faik Bulut, Cengiz Çandar'ın "El Fetih'e geçmeden önce zaten devrimci saflardan uzaklaştığını" anlatır. Arkadaşları gerilla kamplarında eğitim görürken Cengiz Çandar, Şam'da apartman dairelerinde yaşayacaktır.

Kampta birlikte yaşayanların anlatımına göre, "Cengiz'de paranoya vardır; her zaman bir saplantı yaratır, onun peşinden koşar". Kampta geçen sert bir tartışmadan sonra Cengiz Çandar öldürülme korkusuna kapılıyor, Lübnan'daki devrimci bir kitapçıya gidip, arkadaşlarının kendisini öldüreceğini söylüyor, silah istiyor. Kitapçı bir silah bulup veriyor. Cengiz Çandar, kampta, aylarca arkadaşlarına karşı gizlice silahlanmış olarak yaşıyor.

Cinayete Giriş

Merkez Komitesi üyesi Bora Gözenle birlikte Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi üyesi sekiz devrimci, 20 Şubat 1973 günü Nahr El Bared kampında İsrail tarafından katledildi. Yıllar sonra eski MİT yöneticisi Sabahattin Savaşman, Nahr El Bared baskınının, MİT'le MOSSAD'ın ortak operasyonu olduğunu yazdı ve katliamdan ünlü MİT'çi Hiram Abas'ı sorumlu tuttu.5 Hiram Abas'ın yardımcısı ve en yakın adamı Mehmet Eymür, Amerika'ya kaçmadan önce, Savaşman'ın Nahr El Bared katliamına ilişkin anlatımını doğrulayan açıklamalarda bulundu.

Cengiz Çandar'ın kampı bırakıp Şam'da yaşadığı sırada, katliamı yapanlara herhangi bir yardımda bulunup bulunmadığı, Faik Bulut gibi o tarihlerde Filistin'de bulunmuş insanların kafalarını sürekli uğraştıran bir sorudur. Ama artık cevabı tamamen önemsiz bir soru. Çünkü Nahr El Bared katliamında oynamış olabileceği rol, Çandar'ın daha sonraki yıllarda yaptıklarının; ayrıca Türkiye'ye, ezilen insanlığa ve devrimcilere karşı sergilediği kin ve nefretin yanında ancak cinayete başlangıç sayılabilir. Cinayet, döneğin dönüşüyle başlar.

Korkunun Güttüğü Adam

"Güdücü duygu" diye bir kavram var mı acaba psikolojide, "temel içgüdü" gibi bir kavram? Cengiz Çandar'ın güdücü duygusu korkudur. Yaşamının kader belirleyici bütün anlarında, bilinci, korku tarafından belirleniyor.

Paniğin Esiri

12 Mart'ın arananlar listesinde adı çıkınca, belki darbenin sadece kendisi için yapıldığını sanmıştı. Yazıişleri müdürlüğünü yaptığı Proleter Devrimci Aydınlık dergisinde çıkan bir yazıdan dolayı 7,5 yıl hapis cezasına çarptırılınca bu düşüncesi kesinlik kazanmış olmalı. İdama mahkûm olmuş da, ipi boğazında dolaşır gibiydi. Paniği öylesine büyüktü, perişandı.

Filistin'e giderken sınırı geçer geçmez, işte bu aynı duyguyla diz çöküp Suriye toprağını öpüyor. Filistin kamplarında ise, herhalde işlediği bazı suçların da büyüttüğü öldürülme korkusunu, arkadaşlarına karşı silahlanarak yatıştırabilecektir.

Katiliyle Göz Göze

3 Mart 1991 günü Cengiz Çandar, o zaman "Yüzyıl" adıyla çıkmakta olan 2000'e Doğru dergisinin kapağındaydı:


"Özal'ın uluslararası kuryesi Cengiz Çandar/ Gerillacılıktan MİT'e, MİT'ten Pentagon'a." Öyle bir vaveyla kopardı ki, o günlerde Güneş gazetesindeki yazılarını okuyanlar, katillerinin silahlarını doğrultmuş olarak yazısını bitirmesini beklediklerini ve bitirir bitirmez de onu vurup öldürdüklerini sandılar.

Dehşete kapılmıştı. "Katilimle göz göze geldim" diye yazıyordu. Vasiyette bile bulundu; öldürülürse, Doğu Perinçek ve Aydınlıkçıların sorumlu tutulmasını istiyordu. Güya dergi, katiller kolayca tanıyabilsinler diye, kapağına onun resmini basmıştı. Ama hadi o neyse, bir de evini tarif ediyordu. Oysa dergide, Cengiz Çandar'ın evinin sadece bulunduğu semtten söz ediliyor, üstelik sıkı bir şekilde korunduğu belirtiliyordu.

Devlet Koruması Altında

Dergideki ilgili bölüm, Cengiz Çandar'ın korku evrenini tanımlamak açısından çok çarpıcı bilgiler içeriyor:


"Humeyniciliği döneminde Halkın Mücahitleri Cengiz'i öldürmek için çok uğraşmışlar. Şimdi ise Cengiz Çandar, devlete bakarsanız 'Filistinli örgütlerin' ölüm listesinde. Kendisine çok yakın kaynakların Yüzyıl'a ulaştırdığına göre, Cengiz'i Türk devleti korumaya aldı. Ölüm listesinde olduğunu Cengiz'e haber veren çok önemli bir 'Devlet görevlisi', meslektaşlarından biri olmalı. Cengiz'in Göztepe'de, Bağdat Caddesi'ne 20 metre kadar uzaklıktaki, bahçesinde çam ağaçları ve mor lambalar bulunan lüks apartman dairesini iki polis ve bir kurt köpeği koruyor. Ancak bütün çabalara rağmen Cengiz'in öldürülme korkusunu gidermek mümkün olmuyor. Son zamanlarda sık sık yurtdışına gönderilmesi koruma önlemlerinin bir parçası sayılıyor."

Korku, ihanetin anasıdır ve ihanet korkuyu büyütür. Çok dönen, çok daha korkak olur; çünkü, her yerden saldırı bekler.

Amerika'ya Kaçış

Cengiz Çandar o günlerde Çankaya'daydı, Özal'ın bendesiydi. Dolayısıyla Güneş gazetesinden yükselttiği, "potansiyel katilleri yakalayın" feryatlarına, Turgut Özal'ın duyarsız kalması düşünülemezdi. Çandar'ın "Cinayeti gördüm" başlıklı yazısının çıktığı 5 Mart günü, derginin Ankara bürosu, ünlü DGM Savcısı Nusret Demiral'ın emriyle polis tarafından basıldı; yöneticileri ve çalışanları gözaltına alınarak bir hafta işkenceli sorgudan geçirildiler.
Ancak ne tümen gücündeki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nın gölgesinde yaşıyor olmak, ne DGM Savcılığı'nın koruması, ne kapısında bekleyen polisler ve kurt köpeği, hiçbiri Cengiz Çandar'ın korkusunu gideremeyecekti. Soluğu Amerika'da aldı. Yıllar sonra Turan Yavuz, "ölüm korkusuyla Türkiye'den ABD'ye kaçtığında, (Cengiz Çandar'ı), 35 gün evinde misafir ettiğini" yazdı.

Sığındığı Yerin Kölesi

Cengiz Çandar, 11 Eylül günü İkiz Kuleler ve Pentagon yıkılırken bir televizyonun canlı yayınındaydı. Çok korkmuştu. Ne diyeceğini bilemiyordu. "Gizli bölümlerine girebilen tek Türk" olduğunu söyleyerek övündüğü, hiçbir tehlikenin ulaşamayacağını sandığı Pentagona, kendi güvenlik mabedine gözlerinin önünde uçaklar çakılıyordu. Ama sığınabileceği daha güvenli bir yer artık yoktu. Kendine gelip, Pentagonla birlikte Bin Ladin'i keşfederek Afganistan'a doğru sefere çıkması gecikmedi.

Humeyni, MİT Müsteşar Yardımcısı ünlü Hiram Abas, zamanın Dışişleri Bakanı Mesut Yılmaz, bir zamanların ünlü ve şaibeli işadamı Asil Nadir, tabii Turgut Özal ve en sonunda Pentagon. Daha güçlüyü arayarak, korkunun pençesinde o kapıdan bu kapıya sürüklenip giden bir adam. Her seferinde bütün benliğiyle bağlanacak, her bağlanışında yüceltme yeteneği daha güçlenmiş olarak, yeni efendisini coşkuyla göklere çıkaracaktır. Cengiz Çandar'ın bütün yaşamının ve bütün yazdıklarının özü ve anlamı budur ve bundan ibarettir.
Güçlü, korkağın sığınağıdır ve korkak, sığındığı yerin kölesi olur.

Pentagon Adam

Yüzyıl (2000'e Doğru) dergisinin, Cengiz Çandar'ı gerçek kimliğiyle toplumun önüne getiren "Gerillacılıktan MİT'e, MİT'ten Pentagon'a" başlıklı ünlü kapak haberi, şu müthiş cümleyle başlıyordu:

"Cengiz Çandar da uçakta, Hiram Abas da."7 Kendi adıyla, ünlü MİT'çi Hiram Abas'ın adı arasında sadece küçücük bir "da" bağlacı vardı. 1987 yılının Temmuz'uydu, Başbakan Turgut Özal Şam'a gidiyordu; Parlatıp MİT'e müsteşar yapmak istediği Hiram Abas'ı heyetine özellikle almıştı; Cengiz Çandar da yanlarındaydı. Şam dönüşü, Hiram Abas'ı göklere çıkaran yazılar döktürecekti. Yaptığı, Hiram Abas'la yolculuk değil, Hiram Abas'a yolculuktu.

"Teşkilat'tandır"

Bu kadarı gazetecilikle açıklanabilirdi tabii. Zaten gazetecilikle açıklanamayan hangi iş vardır ki şu dünyada. İş takipçiliğinden beyaz kadın satıcılığına; nükleer madde kaçakçılığından CIA ajanlığına kadar! Zavallı gazetecilik, her türden kirli mesleğin örtüsü olarak kullanılabilecek genişlik ve esnekliğe sahiptir.

Ama 2000'e Doğru, itirazları daha ileri sürülmeden etkisizleştiren bir bilgiyle beslemişti haberini.

Derginin muhabiri, ANAP'lı bir eski bakandan, kendi kulaklarıyla dinlediği şu cümleyi aktarıyordu:

"Bir gün Hiram Abas bana Cengiz için, 'Bizim Teşkilat'tandır' demişti." Daha sonra, söz konusu Bakanın Hasan Celal Güzel olduğu açıklanacaktı.

Resim

Suçüstü

Anlaşılıyordu ki, kuluçka dönemi bitmiş, böcek kendi kanatlarıyla uçmaya başlamıştı. Arlık Cengiz Çandar, faaliyetini açık olarak yapacaktı. Nitekim 2000'e Doğru, Cengiz Çandar'ın, "MİT mensubu olduğunun açığa çıkarıldığını öğrenince", güleceğini, "Ne olmuş yani, devlete hizmet etmek suç mu oldu" diye düşüneceğini yazıyordu. Kendisi zaten Turgut Özal'ın adamı ve o Turgut Özal da MİT'in büyük patronu değil miydi?

Ancak, ne kadar provası yapılmış, sindirilmiş olursa olsun her yeni rol sahne ışıklarının tedirginliğiyle sınanır. Hele "MİT'ten Pentagon'a" gibi bir kimlik açığa çıkınca, suçüstü yakalanmıştık duygusu elbette büyük olacaktı. Cengiz Çandar'ın paniğe kapılıp, "Cinayeti gördüm" diye yazılar yazması, inkâr etmesi ve tehditler savurması çok doğaldı.

Şu cümleler işte o yazısındandır:

'"MİT, Pentagon adamlığından, CIA ve MOSSAD'a bilgi vermek' her babayiğidin, herhangi birisi hakkında savurabileceği iftiralar olamaz. 'Çamur at, izi kalır' hesabı yaptıysan da yanılıyorsun. Bütün bu iftiraları tek tek ispatlamaya davet ediyorum. İspat edemeyeceğinizi, bunların aşağılık iftiralar olduğunu siz de biliyorsunuz ama faturasını ödeyeceksiniz."

Pentagon'a Göç

Zaman, gerçeğin mimarıdır. Olup bitenin şantiyesindeki bütün taşları, tozdan topraktan, çamurdan temizleyip yerli yerine oturtur; haklıyla haksızı ayırır. Başkasının "ispatlamasına" hiç gerek kalmadı. On senenin sonunda Cengiz Çandar, o zaman yazılanları ve söylenenleri "tek tek" ve başarıyla kanıtlamış bulunuyor.

O günlerde pek tartışılan, Turgut Özal'la Talabani arasında kuryelik hizmeti, şimdiki misyon düşünüldüğünde herhalde çocuk oyuncağı sayılır. Kendisine verdiği "ABD Çevik Kuvvet Karargâhı'na giren ilk Türk" unvanını da artık kullanmıyor. Durumu anlatmak için o da yetersiz çünkü. Cengiz Çandar, adeta Pentagon'da oturuyor şimdi, Türkiye'ye iş icabı gelip gidiyor. Pentagon adına Türk Silahlı Kuvvetleri'yle savaşıyor.

CIA'dan Burslu

1999'da alınıp götürülmüş, ABD Dışişleri Bakanlığı'na bağlı USIP (United States Institute of Peace)'te burslu olarak eğitilip, çalıştırılmıştır. Bursu bitince bu kez kendisine CIA ve Pentagon'a yakın Wilson Vakfından bir senelik yeni burs verilmiştir. Konuyu bilenler, bu tür bir ikinci burs uygulamasının ABD tarihinde ilk olduğunu bile söylemektedirler. Dikkat edilirse gene ilklerin adamı. CIA'nın üst düzey yöneticileriyle düşüp kalkıyor. CIA yöneticisi Graham Fullerle ortaklaşa makale yazıyor; Abramowitz'le al takke ver külah; CIA'cı Henri Barkey ve karısı Elen Laipson'un dostu. Şahinlerin başı olarak ünlenen Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'le, kendi anlatımına bakılırsa, içtikleri su ayrı gitmiyor.
Cengiz Çandar için artık kim oluyor Hiram Abas, MİT filan? Yoksa ilk yazıldığında, MİTİ küçümsediği için mi o kadar kızıp köpürmüştü?

Cengiz Çandar, sözünü ettiği "faturayı" ise henüz göndermedi, belki Amerika'nın Türkiye'yi tamamen ezip hizaya getirmesini bekliyordun "Fatura" dediği o meşhur 2000'e Doğru baskını değildi herhalde.

Köşesiz

Pentagon beş köşeli şekil demektir. Cengiz Çandar'ın "pentagon" derken ağzını beşgen haline getirmesi sadece böbürlenmek için değil, aynı zamanda bu sebepledir. Pentagon'a her bakımdan uyum sağladığının ifadesi olarak. Pentagon'un adamları beş köşeli olur. Ama "beş köşeli" demek, köşeli demek değildir. Köşe sayısı arttıkça köşesizliğe varılır.

Sahte Komutan

Resim

Cengiz Çandar'ın, "Pentagon'un adamı" denmesine kızıp köpürdüğü günler çok gerilerde kaldı. Arlık CIA'nın önemli adamlarıyla ve Pentagon'un efendileriyle düşüp kalkmaktan pek mutlu. Amerikan Şahinlerinin lideri olarak bilinen, fırsat bulur bulmaz Irak'ta taş üstünde taş koymayıp Saddam Hüseyin'i yedi kat yerin dibine gömecek Paul Wolfowitz'in, çok yakın arkadaşı ve eski dostu olduğunu söyleyerek övünüyor.

Bakın şu samimiyete:

"Yıllar öncesinden ve siyaset alanına yansıdığından farklı özellikleriyle tanıdığım eski dosta, Gerek Türkiye'de, gerekse burada Amerika'da öyle tanımlarını dinliyorum ki, kendimi 'Bu sizin anlattığınız Paul Wolfowitz, benim tanıdığım Paul Wolfowitz değil' demek zorunda hissediyorum' diyorum. Buruk bir gülümsemeyle teşekkür ediyor ve 'Bulunduğum konum, kendimi senin ifade tarzınla savunmama engel oluyor' diyor."

Paul'a Dedim ki

Ama Cengiz Çandar'ın dediğine göre, ilişkinin samimiyetten fazlası var; Pentagon devşirmesi artık "büyümüş", Pentagon'un efendilerine akıl bile veriyor:

"Paul Wolfowitz'e, aslında kendisinin ve birçoklarının farkında olup, açıkça dillendirmediği 'gerçeği' söyledim: Filistin-İsrail eksenindeki durum 'stabilize' olmadan, Irak'a karşı harekât yapılamaz"

Wolfowitz nasıl yanıt verdi acaba? Herhalde, "İyi ki söyledin Cengiz'ciğim, yoksa aklımıza gelmeyecekti, oradaki durumu hemen 'stabilize' etmeye girişiyoruz" demiştir. Nitekim Cengiz Çan-dar, Dışişleri Bakanı Powel'in Ortadoğu Temsilcisi Anthony Zinni'nin bölgeye gönderileceğini de Zinni'den bile önce öğrenmiş.

Savaş Pilotu

Körfez Savaşı günlerinde de böyle yazardı. Sanılırdı ki, Amerikan Orduları'nı Cengiz Çandar yönetmektedir. Savaş başlayınca Baba Bush'u "tarihi kararından" dolayı hararetle kutlamış; sonra da kara savaşının kaçınılmaz olduğunu yazmıştı. Saddam'ı bir eline geçirse çiğ çiğ yiyecekti.

Bush'a şöyle sesleniyordu:

"Saddam'a iki seçenek sunulmalıdır: Hitler'in sonu veya Mussolini'nin sonu." Yani ya intihar ya da baş aşağı asılmak!

Ama Amerikan Ordularına köşesinden emirler yağdırıp Bush'a akıllar vermekle yetinmiyor, Türkiye'deki savaş amigoları takımının kaptanlığını ve Amerikan tanklarının ve füzelerinin methiye yazarlığını da yapıyordu. Bıraksanız, sorti üstüne sorti yapan Amerikan savaş uçaklarından birine atlayıp Bağdat'ı bizzat bombalayacaktı.

Uşak efendiden daha acımasızdır.
Ve uşak, el kulağıyla gerdeğe giren adamdır. Efendisinin gücüyle özdeşleşir, o güce kendisi kumanda ediyormuş gibi böbürlenir.

Pentagon'dan Bakınca

Turgut Özal, Körfez Savaşı sırasında Türk Ordusunun kuzeyden bir cephe açması için uğraşırken; Cengiz Çandar onun hemen yanı başındaydı. Bağırıp çağırıyor, bir türlü harekete geçmeyen Silahlı Kuvvetler'e hakaretler yağdırıyor, savaş karşıtı "korkakları" er meydanına davet ediyordu. Ordu, Amerikan tertibini boşa çıkardı, amaçlarına ulaşamadılar. İşte Baba Bush'tan oğul Bush'a kaldığı sanılan Saddam hesabını, Cengiz Çandar, aynı zamanda bu sebeple kendi hesabı sayıyor. Mümkün olursa bu kez orduların başında Bağdat'a girecek.

Üstelik şimdi, Türk Ordusu'nun o zamankinden farklı olarak hiçbir yere kaçamayacak şekilde sıkıştırıldığı kanısında. Irak'a müdahale konusunda Türkiye'nin ABD'ye direnebileceğini söyleyenlere acıyarak bakıp gülüyor.

"Araplar'ın önemli bir bölümü, Irak'ta Saddam'ı devirmeye yönelik bir Amerikan harekatını ya destekleyecek veya sessiz kalacaklar. Ya, Türkiye karşı çıkarsa? Şaka ediyor olmalısınız..."

"Burnunun ötesine hükmü geçmeyen bir Türkiye, bir de AB kapılarına bubi tuzağı bağlıyor. 'Jeopolitik alternatif arayışı ise 'Amerika'yı gözardı etmeden Rusya ve İran'a yönelmek' imiş... Allah akıl-fikir versin." İhanet, Pentagon'dan bakınca işte böyle görüyor Türkiye'yi.

Amerikan Küstahlığı

Cengiz Çandar, Pentagon adına Türk Ordusu'nun komutanlarını da tehdit ediyor:

"Miloseviç'in ve Pinochet'nin Türkiye'deki 'siyasi akrabaları'nın bundan sonra atacakları adımlarda iki kez düşünmelerinde sonsuz yarar var... Slobodan Miloseviç, bundan bir yıl öncesine, sadece bir yıl öncesine kadar 'alternatifsiz' ve 'altedilmez' görünüyordu. Bugün, bir 'savaş suçlusu' olarak Hollanda'da hapishanede."

Cengiz Çandar'ın, gelmiş geçmiş en küstah emperyalist yönetimin başındaki W. Bush'tan bile küstah oluşunun bir açıklaması olmalı.

Şu:

Uşak, efendiden daima daha küstahtır; çünkü efendi gerçek güçler zemininde düşünürken, uşak sorumsuzluk âleminde yaşar.
Askeri İstihbarat raporlarında ise bir başka Cengiz Çandar değerlendirmesi yapılıyor ve bir soru ortaya atılıyor.

Şöyle:

"Cengiz Çandar'ı Filistin kamplarında maceracı genç militanlıktan MİT'ten CIA'ye uzanan bir yolda yürürken, gazeteci kimliğini örtü olarak kullanıp yabancı istihbarat servislerine teori üretip, Türkiye'nin siyasal, toplumsal ve ekonomik olayları hakkında raporlar düzenlemeye yönelten kimlerdir?"

Çandarlı

Cengiz Çandar'ın, kendisine, I. Murat'ın sadrazamlığını yapan Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa'ya kadar uzanan ve yer yer Osmanlı hanedanına dokunup geçen bir soyağacı oluşturması ve sayfalar boyu anlatarak bununla övünmesi, bir kişilik teşhiridir aslında. Çünkü asaletin yolu suça veya budalalığa çıkar. Soylunun soyu çürüyerek tükenir. Toplumsal süreçlerin oluşturup, işlettiği bir tarih yasasıdır bu. İngiliz asaleti, Prens Charles'in 11 yaşındaki oğlunun şahsında uyuşturucuya, durup dururken bağlanmadı. Osmanlı soyunun Kanuni Sultan Süleyman'dan sonraki, cinnete varan bozuluşu da ancak bu yasanın ışığında anlaşılabilir.

Dönme

Resim

Cengiz Çandar'ın soy arayışında, köksüzlük duygusunun ve yaslanma ihtiyacının rolü herhalde küçümsenemez. CIA ve Pentagon eksenli ilişkileriyle övündüğü ve Türkiye'ye saldırdığı ölçüde, bu ülkede ve tarihinde bir yerlere tutunmaya çalışması doğaldır. Sadece kişisel güvenliğin değil, emperyalizmi savunurken inandırıcı olabilmenin de gereğidir bu. Nitekim, Aksiyona soyağacını açıklarken, "Bazı toplantılarda Türklüğünde karışıklık ve spekülasyon olmayacak birisi de benim diye gardımı alırım" diyecektir.

Ama anlaşılıyor ki, vezirler soyundan geliyor olmak, Cengiz Çandar'ın ruh huzuru için yeterli değildir. Türkiye Musevilerinin çıkardığı Şalom dergisi mikrofon uzattığında, bu kez, "Dönme" olduğunu keşfedecektir. Şalom 'un 817 Nisan 1993 tarihli sayısında çıkan röportajın ilgili bölümü, Cengiz Çandar'ın kişiliğini anlamak bakımından çok önemli. Aktarıyoruz.

Sabetay Sevi

"- Çandar adını taşımanız, ... Çandarlılar'dan gelmenizden. Bu yüzden kendinizi katıksız Türk hissediyor musunuz?

"- Yok canım. Çandarlı sülalesi beş yüz. yıl öncesine uzanıyor. Ben kendimi esasen Rumelili sayarım. Anne tarafım Selanikli, muhtemelen dönme. Annemin akrabaları, İstanbul'da Valikonağı'nın önemli bir bölümünü işgal ederlerdi. Çocukluk yıllarımda onları ziyaret ederdim; ve hepsi, kuzenlerim, teyzem, annem bile karikatürlerdeki Raşel'lere, Salamon'lara uygun tiplerdi. Selanikli bir kültürle büyüdüm. Dedem bana Sabetay Sevi'den bahsederdi. O yüzden ortalama bir Türk'ten farklı olarak Yahudi mitosuna ilişkin bilinçaltıma yerleşmiş bilgiler var...

"- Çandarlı'lık ikinci planda mı kalıyor?
"- Duruma göre değişir...
"- Ne yani, Şalom gazetesi için mi Selanikli kimliğinizi vurguluyorsunuz?
"- Hayır onu demek istemiyorum. Selanik'i alan zaten Çandarlılar... "

Soyunu seçebilseydi, ne Çandarlılar'ı, ne dönmeliği, hatta ne de Bush'ları isterdi herhalde; aşka benzer bir tutkuyla bağlandı Özal'ın soyundan gelmiş olmayı tercih edeceği kesindir.

Soysuz adam soy arar, kendine. Ve yaranacağı yerin soyunda, mutlaka ipini bağlayacağı bir halka bulur. Gerçek yeteneğin ise soya sopa ihtiyacı yoktur; kendi soyunu kendisi yaratır.

Oynayan Adam

Bu soyağacı hikâyesinde, Cengiz Çandar'ın savrula savrula sürükleyip getirdiği yaşamının, dönüşlerinin ve bugün bulunduğu konumun açıklaması vardır. Özellikle şu "Vezir" kavramı anahtar değerindedir. Vezirliği seçerken kuşkusuz hayallerinin sınırını da belirliyordu; artık kendisi için padişahlık, birinci adamlık asla söz konusu değildi. Nitekim ömrü, padişahını aramakla ve padişah değiştirmekle geçecekti.

Bağlanmalarının hepsinde aynı özellik vardır. Cengiz Çandar için Humeyni de, Yaser Arafat da, Mesut Yılmaz da, Asil Nadir de, Dinç Bilgin de, Turgut Özal da birer padişahtır ve kendisi hep vezir rolünde sahneye çıkar. Vezir konumunda değil, vezir rolünde; burası önemli. Hiçbir zaman "olan adam" değildir, hep "oynayan adam" olmuştur. Gazetecilik sadece bu vezir rolünün örtüsü olarak görür. Turgut Özal'ın kuryesi olarak Talabani'yle görüşürken; Özal'ın sağ ve sol omuzlarını, ünlü MİT'çi Hiram Abas'la paylaşıp ona sıkıca yapışırken, Başbakan Mesut Yılmaz'ın heyeti içinde Arnavutluk'a giderken veya Asil Nadir'in iş takipçiliğini yaparken hep aynı vezir ruhuyla hareket edecektir. Heyecanlı, ateşli, tutkulu... Padişahtan daha padişahçı olmak, vezir ruhunun gereğidir. Dahası vezir, Padişah'ı kendisinin yönettiği izlenimi oluşturarak yapar işini. Nitekim o zamanki yazılarını okuyan, 1991'de Körfez Savaşı'nı Cengiz Çandar'ın yönettiğini sanır.

Bağdat'a Sefer

Cengiz Çandar, 1991'de Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından danışman olarak atanınca resmen vezir olduğunu sandı. Çankaya'da Recai Ergin, Rüştü Naiboğlu, Hulusi Sayın, Hayri Ündül, Muzaffer Başkaynak, Abdullah Kuloğlu gibi Özal'ın özel savaş paşaları ve Bülent Öztürkmen gibi ünlü MİT'çilerle birlikte çalıştı. Özal'ın ölümünden sonra Çankaya'dan Pentagon'a taşındı. Şimdi Bush'un veziri; Paul WoIfowitz'le birlikte çalışıyor. Havasına bakılırsa Wolfowitz'den bile etkili, ona akıl veriyor; Irak'a müdahale kararını kendisi alacak, hatla aldığı kararı bizzat uygulayıp Bağdat üstüne sefere çıkacak.
Cengiz Çandar bir vezir oğlu vezirdir ve vezir, her zaman vezirliğini yapar.

İhanet Adamı

Resim

Cengiz Çandar, 1993 yılında, 15 yıllık arkadaşı, gazeteci Turan Yavuz'u, gözünü kırpmadan sattı. Hem de minicik bir menfaat karşılığında. O sıralar Cengiz Çandar'ın çalıştığı Sabah gazetesiyle, Turan Yavuz'un çalıştığı Milliyet ara-sında şiddetli bir ansiklopedi savaşı yaşanıyordu. Cengiz Çandar, arkadaşlığı ökse gibi kullandı. Amerika'da bulunan Turan Yavuz'u telefonla aradı ve kendisinden Sabah gazetesinin sahte ansiklopedisi için olumlu birkaç cümle koparmaya çalıştı. Konuşmayı teybe kaydetti ve patronlarının hizmetine sundu.

21 Aralık 1993 tarihli Milliyet, olayı "Ahlaksız tuzak" başlığıyla duyurdu. Cengiz Çandar'ın resminin altında, "Gazeteci mi, komplocu ajan mı?" yazılıydı.

Turan Yavuz, ihaneti şöyle değerlendiriyordu:

"15 yıllık arkadaşım sandığım ve hatta ölüm korkusuyla Türkiye'den ABD'ye kaçtığında 35 gün evimde misafir ettiğim birinin konuşmalarımı banda kaydetmesi bir yana, benim gazeteciliğimi lekelemeye yönelik bir harekette bulunması beni çok şaşırttı." Cengiz Çandar yaptığının gerekçesini iki yıl sonra kendisi açıkladı, "Benim de bir gönül borcum vardı, bana ilk defa bir talepte bulu-nulmuştu".15 Yani Sabah'ın patronları "sat" demişler, o da satmıştı. Bu kadar basit.

Dostu Olmayan Adam

Döneğin gerçek arkadaşı yoktur. Döneklik, döneğin ruhunda dostluğa yer bırakmaz. Orada ilke, almak ve satmak sözcüklerinden oluşur.
Cengiz Çandar'ın 50 şu kadar yıllık yaşamında, hep aldattığı insanlar oldu; gerçek dostu ise hiç olmadı. Partisine ve mücadele arkadaşlarına ihanet ederek başladı; sonra Filistin'de kaderlerini paylaştığı insanları sattı. Cumhuriyetten, Güneş'ten, Hürriyetten, Sabah'tan, girip çıktığı her yerden, arkasında nefret bırakarak ayrıldı. Dostları sorulduğunda, sadece, kendisi gibi bir dönek olan Şahin Alpay'ı, Fethullah Müridi Fehmi Koru'yu ve her bakımdan meslektaşı İlnur Çevik'i sayabilmesi bu sebepledir.16 Tabii Turgut Özal'ı unutmamalıyız.

Kör Sadakat

Cengiz Çandar'ın Turgut Özal'la ilgili olarak yazdıkları, gerçek bir sefalet sergisidir. Okumaya değer:

"Ne harikulade ilişkiydi aramızdaki... Adeta tılsımlı... Karşılıklı sonsuz ve sorgusuz bir güven ve sevgi... 1991 başından son yolculuğuna kadar, bir ilişkinin olabildiğince ve olanca yoğunluğuyla beraberdik. Turgut Bey'i çok geç tanıdım... Yaşamının son paragrafına girdim. Fakat, mükemmel bir finaldi...

"...Birbirimize 'mecbur' olmadığımız için, aramızda hiçbir 'çıkar bağı' bulunmadığı ve oluşmadığı için, enfes bir ilişkimiz vardı ve bu yüzden bu ilişki 'eşit'ti, eşitler arasında idi...

"Turgut Bey, ... hayran olduğu Osmanlı padişahları gibi dünyaya bakan ve önlenemez bir içgüdüsellikle onlar gibi davranan, benim bir kez kendisine aktardığım benzetmeyle, Türkiye Cumhuriyeti'nin 'Anadolu devşirmesi' ilk 'padişah'ıydı...

"Turgut Bey, hayatımda gerekçesini hiçbir zaman sorgulamadığım ve sorgulamayı reddettiğim bir kör sadakatle kendimi bağlı hissettiğim tek ve kuşkusuz son siyasetçi ve en önemlisi 'insan'dı..."

Şirket Yöneticisi

Bu dönek ağıtında gerçek olan sadece bağlanmanın şiddeti ve yapışkanlığıdır. Geri kalan, baştan sona yalan. Yaşamını ağlama rolleri dublörlüğüyle geçirmiş bir zavallı ruhun böbürlenmelerinden ibaret. "Çıkar bağı yok"muş, "eşitlik var"mış! Cengiz Çandar'ı Sabah gazetesine sokan Turgut Özal. Onu 1991'de Çankaya'ya danışman yapan gene o. Bu kadar da değil, Özal, bendesini, aynı zamanda Yatırım Finansman A.Ş.'nin Yönetim Kurulu üyeliğine getiriyor. Yönetmesi için değil elbette, tıkır tıkır maaşını alıp keyfine baksın, kendisini tamamen "hizmete" verebilsin diye.

Ancak kabul edebiliriz ki, Cumhurbaşkanı Danışmanlığının vehmettirdiği güç, Cengiz Çandar açısından, maddi çıkardan daha önemlidir. Yükseklik duygusu, alçak ruhların en büyük ihtiyacıdır. Kendisini vezir gibi hissedebilmek için, Turgut Özal'ı "padişah" yaptığından kuşku duyulamaz.

Örgüt

Cengiz Çandar'ın Turgut Özal'a bağlılığı esas olarak örgütseldir. İkisini birbirine bağlayan, ikisinin de bağlı oldukları yerdir; yani Amerika. Cengiz Çandar, bu ilişkiler üzerinden kayıp gitmiştir, CIA'cıların sosyetesine ve bu ilişkiler sayesinde Pentagon'un girilmez yerlerine giren adam olmuştur. Kendisi Özal'a bağlanışının tarihini 1991 olarak veriyor. Yanlış. Daha 1987'de, Turgut Özal'ın Suriye'ye götürdüğü heyette, MİT içindeki CIA'cı kliğin şeflerinden Hiram Abas'la birlikte yer almış olduğunu biliyoruz.

Cengiz Çandar'ın Turgut Özal'a duyduğu aşka benzer duyguların gene de açıklanması gereken bir yanı kalmıyor mu? Yani örgüt veya çıkar bağı, bir insanın diğeri için kullandığı, "Yaşamının son paragrafına girdim. Fakat, mükemmel bir finaldi" veya "O benim Özal'ımdı"18 gibi ifadeleri açıklamaya yeter mi?

İhanet adamı, belki, ihanetlerinin toplamıyla bağlanarak ruhunu dengede tutmaya çalışır. Ama Turgut Özal'a bağlanmanın kendisi zaten, başlı başına ihanetin zirvesi değil midir? İhanet adamı, bağlılığını artırdıkça, aslında ihanetini artırır.

Kaynakça
Kitap: Dönekler
Yazar: Hasan Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir