Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Oral Çalışlar: Davet Edilen Adam

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Oral Çalışlar: Davet Edilen Adam

Mesajgönderen TurkmenCopur » 15 Eki 2011, 03:17

ORAL ÇALIŞLAR: DAVET EDİLEN ADAM

Resim

Niçin Oral Çalışlar'la başlıyoruz portrelere?

Önemli olduğu için mi? Hayır. Önemli dönek yoktur, dönekler arasında önem farkı da. Dönek, kendini önemsizleştirmiş adam demektir. Oral Çalışlar, kendisi aldı önceliği. Biz portreleri tasarlarken adeta başını uzatıp, ben buradayım dedi. 2 Ocak tarihli Cumhuriyetteki yazısını Aydınlık'* ve İşçi Partisi'ne ayırmıştı.

MHP ile Avrupa'da Buluşma

Oral Bey, Aydınlık dergisinin 1969-1970 yıllarındaki Ordu ve devlet tahlillerini gözden geçirmiş. "O yıllarda ne sağlam ve doğru bir yerde duruyormuşuz" diyor. Sanılır ki, şimdi oralardan uzaklaştığı, döndüğü ve tam karşıya geçtiği için pişmanlık duymaktadır.

Hayır. Dediğine göre kendisi, o zamanki görüşleri aynen korumaklayken, Aydınlıkçılâr MHP ile "milliyetçilik yarışına" girmişler.

Oysa, Oral Çalışlar, AB'nin adamı. Son günlerde Türkiye'ye karşı Avrupa'yı savunurken, maskeyi bırakalım, bir incecik tül bile takmıyor yüzüne. Peki MHP? Oral Bey'in emir aldığı yerlerin bir dediğini iki etmiyor. Yani Oral Bey, MHP ile Avrupa'da buluşuyor. İşçi Partisini MHP ile yarışa sokması ise, Balı'dan öğrendiği psikolojik savaş taktiğinin gereği. O taktiğin kitabında, gözden düşmüş olanı, yanında olsa bile karşı tarafın üstüne atacaksın yazılıdır.

Ordu'ya Karşı Pentagon Taktiği

Dönmek, beynin ve vicdanın satılmasıdır. Tamamen ve toptan, bir evin içindeki eşyalarla birlikte satılması gibi.

İnsan ancak dönerek baktığında böyle görebilir gerçeği. Yoksa ne ilgisi var 1969-1970'in Ordu komuta kademesiyle bugünkü Ordu'nun? O zamanki, 15-16 Haziran işçi hareketini bastırmış, Amerika'nın yönlendirmesiyle 12 Mart 1971 darbesine yürüyor; bugünkü, aynı Amerika'yı bölgede tehdit ilan etmiş. Aslında buradaki kurnazlık bile Oral Çalışlar'ın kendisine ait değil. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinden bugünkü Ordu'yu sorumlu tutmak, Pentagon yapımı bir psikolojik savaş malıdır. Altangiller ailesinin işporta tezgâhında sürekli pazarlanır.

İki Oral, İki Amerika

Amerika'ya karşı çıkarsan Amerika'yı karşında bulursun; Amerika'ya teslim olursan Amerika'yı yanında bulursun.

1960'larda Amerika'ya karşı mücadele ediyordu. Aydınlık'çıydı. 1971 darbesinden sonra Gaziantep'te yakalandı, Mamak'ta hapis yattı. Yanında ne Amerika vardı, ne Almanya, ne TÜSİAD... Hapisten çıktı, gene bağımsızlık mücadelesinin içinde yer aldı. Aydınlık'çıydı ve bilimsel sosyalist partinin yöneticisiydi. 12 Eylül darbesinden sonra bir kere daha hapse girdi. Yanında ne Amerika vardı, ne Almanya, ne TÜSİAD...

Oral Çalışlar, 1999 Mayıs'ında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 13 ay hapis cezasına çarptırıldı Abdullah Öcalan'la yaptığı röportajı kitap haline getirmişti. Henüz hapse filan girmiş değildi, gireceği de yoktu. Ama bu kez yanında Amerika vardı, Almanya vardı, TÜSİAD vardı. Gazetesi Cumhuriyette yazıldığına göre, "ABD yönetiminin resmi görüşünü ifade ettiği belirtilen" Amerika'nın Sesi Radyosu, Oral Çalışlara verilen cezayı tam 56 dilden protesto ediyordu.1 TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu, aniden Oral Çalışlar'la Tarsus Amerikan Koleji'nden arkadaş olduklarını hatırlamıştı ve TÜSİAD Yönetim Kurulu, Oral Çalışlar için toptan harekete geçmişti. Ünlü dönek Hadi Uluengin, Hürriyet'teki köşesinden Oralın şerefine kadeh kaldırıyordu.2 Oral Bey'e yapılan uluslararası ve yerli malı desteğin yer aldığı gazetelerin kesikleri kocaman bir dosya tutuyor.

1970'lerle 2000'ler arasındaki farkı anlamak istiyor idiyse, Oral Bey işte bu tabloya bakmalıydı. Amerika ve TÜSİAD dönmediğine göre, herhalde kendisi dönmüştü. Bir küçük bilgi daha; o aynı tarihlerde Doğu Perinçek, Haymana Cezaevi'nde yatıyordu. Oralgiller familyasının, işte o aynı Amerika'sı tarafından yapılan tertipler sonucu.

Cebinde Almanya Bileti

"1990-1992 yılları arasında Hamburg Senatosunun davetlisi olarak eşi ve oğlu ile birlikte Almanya'da bulundu." Anahtar değerinde bir cümle. 50 küsur yıllık bir yaşam serüveni ancak bu kadar özlü açıklanabilir.

Oral Çalışlar, 1980'lerin sonunda hapisten çıktı. Parti, kendisine 2000'e Doğru dergisinde idare müdürlüğü görevi verdi. Ancak o, aynı zamanda Yayın Kurulu'na girmek istiyordu. Kaç yıllık partili adam, Parti'de pazarlık olmadığını bilmez mi? Bile bile, "Ya olurum, ya giderim" diye dayattı.
Nereye gidecekti?

Cebinde işte o Hamburg Senatosu'nun "daveti" vardı. Parti'ye bilgi vermeden, Alman Elçiliği'yle görüşmeler yapıyordu. Durum öğrenilince, "Bilgi verecektim" diye savundu kendisini. Almanya'yla iş pişirildikten sonra bilginin ne faydası olacaktı acaba?

O günlerde Türkiye Soluna kurulan tuzağın adı Avrupacılık ve Gorbaçovculuktu. İşçi Partisini bölmeye çalışan Avrupacılar ve Gorbaçovcular kendilerine "Kanat" adını vermişlerdi. Oral Bey, orada yer aldı, Alman temsilcisi olarak herhalde. Parti'den koptu. Gorbaçov'un kanadında Almanya'ya uçtu.

Kırılma Noktası

Dönmek, kişiliğin kırılmasıdır. Gerçi o ana kadar bilinci eğilip bükülmüştü kuşkusuz, ama Almanya "daveti", sonu getiren olaydır. Oral Çalışların kırılma noktası.

Tedavi Edilen Adanı

Hangisi daha aşağılayıcı ve acımasızdır acaba; yüzün ameliyatla değiştirilmesi mi, yoksa ruhun teslim alınıp dönekleştirilmesi mi? İtirafçı, boyun eğmek zorunda kaldığını öne sürebilir. Dönek ise, bıçağın altına gönüllü yatmış adamdır. Ayrıca, dönenin yüzündeki değişim estetik ameliyattakinden daha mı küçüktür acaba? Yüz, ruhun aynasıdır. İsteyen, Oral Çalışların devrimcilik yıllarındaki yüzüyle şimdiki yüzünü karşılaştırsın.

Beyin Hastalığı

Almanya'ya, "Hamburg Senatosu'nun davetlisi olarak" gittiğini söyleyen, Oral Çalışlar'ın kendisi. Bazen de "Hamburg Eyalet Hükümeti çağırdı" diyor. Senatör olarak mı gitmişti yoksa? Operasyona asalet katmaya çalışıyor. Oysa, ne senato veya hükümet var ortada, ne davet. Müracaat ediyor ve kabul edilip götürülüyor. Götüren kurum, "Hamburg Sosyal İncelemeler Vakfı". Vakıf, Oral Bey'e, "Üçüncü Dünya ülkelerinde siyasal görüşleri nedeniyle baskı gören kişilerin rehabilitasyonu fonu"ndan burs veriyor.

Rehabilitasyon, yani iyileştirme. Oral Çalışlar'ın bilinci üzerinde yapılacak işleme daha uygun bir isim bulunamazdı. Demek ki, hastaydı. Artık devrimciliğin bir hastalık olduğunu düşünüyor, tedavi görmek istiyordu. Bilenlerin anlattığına göre, Almanya'da bulunduğu sürece, "hastalığını" verimli bir maden ocağı gibi işletti. Cezaevinde yatmış olmayı, hem Türkiyeli eski dostlarından yararlanmak için, hem Alman "rehabilitasyon uzmanlarının" ihtimamını kazanmak için kullandı.

Sonunda "iyileştirildi". Yepyeni bir adam yapıldı.

Resim

İstihbaratın Elinde

Olta bu gibi durumlarda hep, istihbarat örgütlerinin elindedir. Devletlerin "iyileştirme" ve devşirme işlerine onlar bakar. Enstitü, vakıf gibi isimlerin örtüden ibaret olduğunu müracaatçı da bilir zaten. Devşirilmiştir ve değişmek üzere gitmektedir. Müracaat bir örtülü sözleşmedir aslında.

Oral Çalışlar'ı Almanya'ya götüren Vakıf, parayı ünlü Alman sigara tekeli Philipp Reemtsma'dan alıyor. Vakıfa bağlı aynı isimli enstitünün mütevelli heyetinin başında ise, artık Türkiye'nin yakından tanığı Dr. Tessa Hoffmann vardır. Hani Türkiye'yi Ermeni soykırımcısı ilan eden, Nazilerin kitle soykırımını Türklerden öğrendiklerini, gaz odalarını ilk kez Türklerin kullandıklarını söyleyen meşhur Alman istihbaratçı. Berlin Hür Üniversitesi'nde, Türkiye ve Kafkaslar'da azınlık çatışmaları uzmanı, aynı zamanda Alman Gizli Servisi BND'nin Türkiye-Kafkaslar Masası Şefi. Oral Çalışlar'ın iyileştirilmesi işlerine bu Tessa Hoffmann bakacaktır. Tıpkı Taner Akçam gibi, onu da alacak, bir teknik direktör gibi eğitecek, yeni hayatına hazırlayacaktır.

Alman devleti, Türkiye'yi hangi cepheden sıkıştıracaksa, devşirme asker oraya mevzilendirilecektir. Ve efendinin ne istediğini sezme hızı, bendenin yetenek ölçüsüdür. Oral Çalışlar'da Ermenistan ve "Ermeni soykırımı"nı araştırma merakı belki Hoffmann'ı görür görmez başlamıştı. Kendisini İslam ve tarikallar konusunda esinlendirip eğitecek olan Alman'ın adı ise, Udo Steinbach. Kuşkusuz o da Gizli Servis'ten. BND'nin Ortadoğu ve Türkiye Masası Şeflerinden ve Hamburg Doğu Enstitüsü'nün Müdürü. "Alman İslamı" tezinin mucidi. Gerçek bir Mustafa Kemal düşmanı. 1979'da çıkan ilk kitabının adı "Boğazdaki Hasta Adam". Ona kalırsa, "Türk ulusu yoktur" ve Türkiye "birbiriyle boğazlaşan etnik ve dini gruplardan" oluşmaktadır.

Herr Daniel Çalışlar Sahnede

Oral Bey'in, "Bey"i gitmiş, adının başına "Herr" sıfatı gelip oturmuştur. Almanca olarak Herr Daniel Oral Çalışlar! Artık işi, bir bakıma durmadan "Ustamın dediği" diye tekrarlamaktan ibarettir.

Steinbach'tan aynen alıp şöyle diyecektir:

"Diyanet'in temsil ettiği İslam, doğru İslam değildir. Çünkü Diyanet'in İslamı, Türk devletiyle barışıktır. Kemalistler barbarca yöntemlerle çağdaşlaşma macerasına atıldıklarında, Anadolu halklarının kültürel, dinsel ve etnik özelliklerini hiçe saymış, ezmişlerdir. Otoriter, laik ve despot Türk devleti hem Alevilcre, hem Müslümanlara, hem Kürtlere ağır baskı uyguluyor" (Alman Endüstri Vakfı Körber'in 1996 yılında düzenlediği "Türk-Alman İlişkilerinde Din Tabu mu?" konulu sempozyumda konuşma).

Türkiye'ye karşı savaştaki başarısı Alman medyası tarafından alkışla karşılanacak, "Kemalizme kafa tutabilen ender insanlardan biri", "cesur gazeteci", "eleştirel düşünen aydın", "sistem karşıtı yazar" ilan edilecektir. Toplantı toplantı gezdirilecek, Türkiye düşmanı konuşmalar yaptırılacaktır.

İhanet Notu On

Oral Çalışlar bundan böyle, Avrupa neye karşı ise ona karşı olacak, Avrupa ne istiyorsa onu isteyecektir. Silahlı Kuvvetlere ve 28 Şubat'a savaş açacak, ulusal güvenlikle alay edecek; milliyet ve mezhep çelişmelerini kaşıyacak; Fethullah Gülen'i savunacak; IMF Türkiye'ye Kemal Derviş'i gönderince, bir de "Demokrasi Derviş'i" isteyecek; gerektiğinde insan haklarcılığı, gerektiğinde eşcinselliği bayrak yapacak; gerektiğinde misyoner kimliğiyle İstanbul'un Ümraniye'sinde ve Ankara'nın Keçiören'inde kilise açılmasını isteyecek...

Oral Çalışlar, 17 Haziran 2000'de, Paris'te, "Ermeni Diasporası Araştırmalar Merkezi" tarafından düzenlenen sempozyumda, Türkiye'nin bağımsızlık savaşını "soykırım" ilan ediyor ve ulus-devlc-te saldırıyor.

Şöyle diyor:

"1915 Ermeni tehciriyle başlayan etnik temizleme süreci, aslında bir yönüyle ulus-devlete gidiş sürecidir."

Hoffmann'ın ve Steinbach'ın öğrencisi, dersini iyi öğrenmiştir. İhanet notu on üzerinden on!

Yurdunu Yitiren Adam

Oral Çalışlar hem "iyileştirilip", solculuktan kurtarılıyor, hem de hâlâ solcu geçiniyor. Solcu geçinen ÖDP'ye kurucu oluyor. Solcu geçinen Cumhuriyet gazetesinde köşe tutuyor. Hatta Aydınlıkçılara solculuk dersi bile veriyor. Nasıl açıklamalı bu çelişmeyi?

Dükkânı Sol'da

Çelişme yok ki, açıklansın. İşi bu, böyle görevlendiriliyor. Dönekler işlevlerine göre çeşit çeşittir. Bir cinsi vardır, Hadi Uluengin gibi "Ben döndüm lan var mı diyeceğiniz?" diye, halka karşı cepheden saldırıya geçer.

Maskesizdir. Bir başka türü ise, solcu kisve altında çalışır. İhanetin sol cenahında mevzilenmiştir. İçindeymiş gibi görünmek, çürütmek için her zaman elverişli bir yöntemdir. Çağına keklik olmasa av çok zor olurdu.

Resim

Oral Çalışlar, dükkânı Sol'da açanlardan. Almanya dönüşü Cumhuriyet gazetesine yerleştirildi. Hapislik yıllarının, 68'in, Deniz Gezmiş'in bol işportacılığını yaptı. Mesut Yılmaz'dan daha Avrupacı, Besim Libiduk'tan daha liberaldir, ama işte aynı zamanda solcudur. Talep varsa arz mutlaka olur, kural böyledir. Oral Çalışları solcu zanneden andavallılar bulundukça, Oral Çalışlar da "solcu" kalacaktır.

MOSSAD'a Selam

Solculuk edasıyla işbirlikçi burjuvaziye nasıl hizmet ediyor, görmek isteyenler Cumhuriyet Dergi'nin 18 Ocak 1998 tarihli 617. sayısının kapağına bakabilirler. Oral Çalışlar oradaki "Hayim'in oğlu İshak" başlıklı yazısıyla basınımızdaki "yağdanlık" geleneğinin bütün örneklerini geride bırakır; büyük sermaye içinde ABD'ye bağımlılığın, İsrail "dostluğunun" ve özelleştirme kahramanlığının önde gelen temsilcisi İshak Alaton'u, "entelektüel birikimiyle", "cesur eleştirileriyle", "Atatürk ve Cumhuriyet sevgisiyle", "vatanseverliğiyle", "sevgi dolu yüreğiyle", "Türkiye'nin sanayileşmesini yakalamasıyla" bir büyük adam olarak vitrine yerleştirir. İsrail istihbarat örgütü MOSSAD'la ilişkisi bütün basında uzun uzun yazılıp çizilen işadamı Üzeyir Garih'in öldürülmesi üzerine ise, "Bir Müslüman mezarlığına bir Musevi olarak düzenli ziyaretler yapması bile, onun farklı kişiliğinin bir ifadesi" diye yazacaktır. İşte bu satırlarda, Oral Çalışlar'ın farklı kişiliğinin ve solculuğunun ifadesi oluyor.

Ayak Opücülüğü

Göklere çıkaracağı kapitalistleri seçerken İsrail bağlantılı olanları öne çıkaran Oral Çalışlar, yabancı politikacılar söz konusu olunca, edebi yeteneğinin tamamını kullanır. Karen Fogg'la ilgili yazısı gerçekten müthiştir.4 Avrupa savunuculuğu, emperyalizme teslimiyet tabii hepsi var. Ama bu yazıda düşündürücü olan, aşağılık kompleksinden ölecek hale gelmiş sömürge aydınının pejmürde ruhudur.

Şöyle yazıyor:

"Çıplak ayıklarım Munzur Çayına uzatmış karpuz yiyen bir sarışın kadın fotoğrafı gazetenin orta sayfasında... Karen Fogg'un çıplak ayaklarını Munzur'a uzatarak karpuz yemesi artık dünyanın ve Türkiye'nin gerçeği... Beğenen beğenecek, beğenmeyen beğenmeyecek"...

Sömürge valisi edalı, emperyalist küstahlığının sembolü, Avrupa Birliği Türkiye Temsilcisi Karen Fogg'un Munzur'a daldırılmış kart ayakları, sadece Türkiye'yi ayaklar altına almıyor, aynı zamanda emperyalist hayranlığının duygu dünyasını dalgalandırıyor. Oral Çalışlar'dan bile bir edebiyatçı yaratabiliyor, ona ilham veriyor. Oral Çalışlar'ın o fotoğrafı evinin duvarına astığı, ayıca Fogg'un ayaklarını öptüğü kesindir.

Alman'dan Daha Alman

Oral Bey'in Türkiye topraklarında en çok sevdiği ve pek rahat ettiği yerler Alman Elçiliği ve konsoloslukları. Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Hans-Joachim Vergau'nun görevini tamamlayıp memleketine dönmesi üzerine Oral Çalışların yazdıkları, gerçek bir sevgiyi dile getirir. Hele elçilik konutunu anlatışı, ancak elçiliğin kedisi böyle bir duygu düzeyini yakalayabilirdi. Alman Büyükelçilik mensuplarıyla yediği yemekleri ballandıra ballandıra anlatan da Çalışlar'ın kendisidir. Devşirilmiş Türkiyeli aydın, Avrupa'ya ve Almanya'ya bir Avrupalıdan veya Almandan daha bağlıdır.

Oral Çalışlar, 2 Ağustos 2000 tarihli Cumhuriyette aynen şunları yazdı:

"Bu ülkede yaşamaktan, bu ülkenin yurttaşı olmaktan derin bir utanç duyuyorum."

Son derece doğal. Dönüşen bilinç bütünüyle dönüşür. Sürekli Türkiye aleyhine yazıp konuşan bir insandan Türkiye'yi sevmesi nasıl beklenebilirdi? Türkiye'nin yerini Almanya alır, Türkiye insanının yerini Almanlar... Devşirme, yurdunu yitirmiş adamdır. Bundan daha büyük mutsuzluk olur mu?

Ucuz Adam

Peki, masrafı ne bu işin? Bir sömürge aydını yetiştirmenin yani. Hesapçı ve hesaplı Almanlar! Oral Çalışlar'ı eğitip dönüştürmek için ne kadar para harcadılar acaba? Rehabilitasyon vakfından aldığı burs bir yıllıkken, bir yıl daha uzatılmış. Almanya'da bir yıl daha kalayım diye yalvarmıştır kesinlikle. Sık sık götürüldüğü sempozyum, toplantı gibi etkinliklerin her biri için 10 bin mark, ayrıca eski Alman şatolarında ağırlanmalar. Oral-Çalışlar için bu sonuncusu belki çok daha önemlidir. Oralarda kendini büyük adam gibi hissediyor.

Başka? Bu tür işlerde verilen ve alınan parayı tam olarak bilmek mümkün değildir. Önemli de değil. Ama şunu biliyoruz, dönenler dünyasında herkesin bir fiyatı vardır ve küçük adam küçük paraya gider. Son olarak Oral Çalışlar'ın sadece Almanlardan değil Amerika'dan da para aldığı ortaya çıktı. İnsan hakları dolarcıları arasında adı geçince, Cumhuriyet 'teki köşesinde aldığı paranın bin dolar olduğunu yazdı. Bin dolarcık yani! Mal çok olunca fiyat düşer, serbest piyasanın kuralıdır bu.

Sıfır Adam

Resim

Sınıf mücadelesi, aynı zamanda aydınları kazanma mücadelesidir. 60'larda 70'lerdc devrim güçlüydü, kazandı. Döneklerin önemli bir kısmı, devrim dalgasının, yüksek sınıflardan sürükleyip getirdiği adamlardır. Kimi üç sene beş sene, kimi daha uzun bir süre hizmet etti. Dalga geri çekilince, kendi sınıfsal mevzilerine geri döndüler. Eski Aydınlıkçılardan Ömer Özerturgut, Oral Çalışlar'ın ise, bu taraftan o tarafa geçtiği kanısındaydı. Dönekler arasında, özellikle ona kızmasının sebebini böyle açıklardı. Biz ona, sokakta bulunmuş bir kedi gibi süt içirip bakmasaydık çoktan ölüp gitmişti, diye anlatır. 1960'larda Ankara'ya geldiğinde onu yanlarına al-mışlar, yardım etmişlerdi.

İçirdikleri sütte mi bir bozukluk vardı yoksa? Hayır, hiç vermeden hep almak olmaz. Mücadelenin ikinci devresinde, saraylar üstteydi; sayıları az da olsa ezilenler dünyasında yetişmiş, zayıf ve bozuk bazı adamları kendi saflarına çektiler.

Tepeden Tırnağa İhanet

Cemal Süreya, "Kurt altı yavru doğurur/Köpek olur bunların biri" demektedir.

Sözü, bu konuyu yazan Mecit Ünal'a bırakalım:

"Her ağacın kurdu nasıl özünden gelirse, ...köpek de kurdun çürük yanlarından doğup gelişir... Köpek haindir! Karın tokluğuna satın alınmıştır. Cemal Süreya'nın 'Kurt' şiirinde köpek, 'yekpare kemik halinde' çizilen kurdun karşısında tepeden tırnağa ihanet olarak resmediliyor. Zayıf olandır köpek, dönek olandır. Ama kendi soyuna karşı öyle yetiştirilir ki, kurdu gör-düğünde 'ağzı cehennemleşir'. Kolaylıkla devşirilebildiği için de insanda en ağır aşağılama ve hakaret sözü yerine geçer."

Türkeş ve Ecevit'in Sır Kâtibi

Soru her zaman vardır. Ne yapacaksın hayatım? Her insan için ömür, bu soruyu yanıtlamakla geçer. Ve her insan hem biraz kurttur, hem biraz köpek. Mao bunu, maymun ve kaplan diye söyler. Oral Çalışlar'ın bilincinde köpek, kurdun boynuna dişlerini 1980-81'de geçirmeye başlamıştı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Doğu Perinçek ve diğer Türkiye İşçi Köylü Partisi yöneticileriyle birlikte tutuklanıp konduğu Dil Okulunda.

Oral Çalışlar Dil Okulu'nda, Bülent Ecevit'e ve Alpaslan Türkeş'e sokuldu, ortamın sunduğu konuşma ve konuşturma olanaklarını sonuna kadar kullandı. Beklemedikleri sırada, beklemedikleri şekilde, mevkilerinden, eşlerinden, çocuklarından koparılıp kapatılmış insanların duygu dünyaları, bütün duvarlarını ve perdelerini yitirmiş olarak, kişiliği bozuk dedikodu avcısının serbest bölgesi haline gelir. Oral Çalışlar kendisine, tabii bir gün yayınlansın diye değil, içtenlikle anlatılan her şeyi not etmeye başladığında, "Ne yapacaksın hayatını?" sorusuna yeni yanıtını da oluşturuyordu. Artık devrimci Partinin üyeliğinden vazgeçiyor ve gözlerini Cağaloğlu gazeteciliğine dikiyor.

Bir hayat seçilmektedir, aynı zamanda bir ahlak tabii. Artık hayatına, ünlülerden ün bulaşır gibi bir düşünce yol gösterecektir. Hep milletvekillerine, bakanlara, tanınmış gazeteci ve yazarlara sokulmaya çalışacak, Almanya yıllarında Tessa Hoffman'ları, Udo Steinbach'ları yaşamının yıldızları yapacaktır. Bir fırsat çıkar otururum umuduyla, ünlüler sofrasının etrafında dolaşılarak sürdürülen bir hayat. Enerjisini başkalarına özenerek harcadığı için, kendisini yaratmaya gücü kalmamış insanların var oluş biçimidir bu.

Düzeltilen Kitap

Oral Çalışların, Milliyet gazetesinde 2-15 Mart 1986 tarihleri arasında "Liderler Hapishanesi" başlıklı bir dizi olarak yayımlanan cezaevi anıları üzerine Doğu Perinçek, onun Babıâli'de kendisine yer aradığını söylemişti. Sonraki yıllarda bu tanı, öylesine büyük bir kesinlikle doğrulandı ki, insanın, yoksa Oral Çalışlar, Doğu Perinçek'i yanlış çıkarmamak için mi böyle yaptı diyesi gelir.

Kaldı ki, Oral Çalışlar, insanların, yazılacağını düşünmeksizin anlattıklarını yazmakla kalmamış, Türkeş'i ve diğer MHP yöneticilerini şirin göstermek, faşist milliyetçiliğe ve düzene yaranmak için elinden geleni yapmıştı. Yani Oral Bey, Alman devletine geçerken stajını Türkeş övücüsü olarak yaptı. Şimdi de tutmuş, Türkiye'nin bilimsel sosyalistlerini, "MHP ile milliyetçilik yarışı" yapmakla suçluyor. Alman psikolojik savaş eğitimi, CIA'nınkinden geri kalmıyor.

İşçi Partisi yönetimi, "Liderler Hapishanesi" kitap olarak basılmadan önce, Türkeş'leri şirin gösteren bölümlerle, düzen taraftarı bölümlerin temizlenmesini kararlaştırdı. Oral Çalışlar, bu temizliği yapacak ideolojik tavır içinde olmadığı için, bu görevi başka iki partili yerine getirdi.
Kitabın kapağında Türkeş ve Ecevit'le birlikte Doğu Perinçek'in de resmi vardı. Parti'den tamamen kopunca, Oral Çalışlar, kitabını yeniden bastırdı. Değişiklik yapma sırasının kendisine geldiğini düşünmüş olmalı; kapaktan Doğu Perinçek'in resmini çıkardı. Devrimci maziyi silme operasyonu başlıyordu.

Soyunma

Oral Çalışlar Cumhuriyet gazetesine alınınca, yazacağı köşeye "Sıfır Noktası" adını koydu. Ne kadar kötü olursa olsun bir yazar, gerçekten görmek ve yazmak isliyorsa, şöyle her yere hâkim bir yerden, tepelerden, zirvelerden bakmak istemez mi? O bir yana, insan kendisine, bütün rakamlar bitmiş de sadece o kalmış gibi, niçin sıfırı layık görsün? Oral Çalışlar, teslim olduğu yerlere, devrimci geçmişini sıfırlayarak geldiğini anlatmak için o başlığı seçti. Kesindir bu. Yaşamöyküsü istendiğinde, Aydınlıkçılık döneminin üzerinden sürekli atlaması, gene bu sebepledir. 12 Mart'ın dönekleri de yeni hayatlarına, devrimci ideolojiyi tamamen reddettiklerini anlatmak üzere, bütün elbiselerini çıkarıp çırılçıplak soyunarak başlarlardı. Döneklik, insanın kendisinden, kendi özyaşamından utanması ve nefret etmesidir.

Tepeden kopan taş, düzlüğe kadar yuvarlanır. Yerçekimi yasasının gereğidir bu. Oral Çalışlar'ın ise, sıfır noktasında durduğu bile doğru değil. İrtifa kaybı çok daha büyüktür.

Kaynakça
Kitap: Dönekler
Yazar: Hasan Yalçın
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir