Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Sendika Gazete Batırmadı, Gazeteciler Sendikayı Batırdı

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Sendika Gazete Batırmadı, Gazeteciler Sendikayı Batırdı

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Eki 2011, 16:09

SENDİKA GAZETE BATIRMADI, GAZETECİLER SENDİKAYI BATIRDI'

Kitabın bu bölümünde, günlük Evrensel Gazetesinin benimle yaptığı ve 14 Ağustos 2002 tarihli sayısında yayımladığı söyleşiye yer veriyorum. Bu söyleşiyi, gazeteciler ve sendikalaşma bağlamında önemli görüyorum. Benimle röportajı gazetenin Yazıişlerı Müdürü Fatih Polat ve muhabir Bülent Kılıç yaptı.

Bu söyleşiyi gazetede yer aldığı biçimiyle aşağıya alıyorum:

Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye'nin en büyük medya tekelinin patronu olan Aydın Doğan'ın, son açıklamaları ile ilgili olarak görüştüğümüz dönemin Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) istanbul Şubesi Sekreteri Merdan Yanardağ, sendikanın gazete batırdığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını dile getirdi. Yanardağ, bununla birlikte Aydın Doğan'ın, Milliyet Gazetesi'nde herkesin isteyerek sendikadan çıktığı iddiası ile ilgili olarak da, "Müliyet'te o dönem ciddi bir direniş olmadığı doğrudur" dedi.

- Aydın Doğan'ın, TBMM Medya Sorunları Meclis Araştırma Komisyonu'na yaptığı açıklamalardan oluşan ve 1 milyon dağıtılan kitabındaki iddiaları ile Cumhuriyet'te Leyla Tavşanoğlu'na yaptığı açıklamalarda, "Biz 1991'de Milliyet'ten adam çıkarmadık" iddiası yer alıyor. Oysa o yıl Müliyet'te 128 kişinin işine son verildiği biliniyor. Siz o dönem Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGC) İstanbul Şube Sekreteri'ydiniz. O dönemi yaşayan birisi olarak bu iddialar konusunda ne diyorsunuz?

MERDAN YANARDAĞ: Kastedilen şu ise eğer, toplusözleşme imzalanmadan önce hakikaten hiç kimse işten çıkarılmadı. Toplusözleşme imzalandıktan sonra Milliyet Gazetesi'nden 128 kişi çıkartıldı. Diğer gazetelerden de çıkartıldı, sadece Milliyet'ten değil. Çünkü o günler sendikanın Babıâli'de varlığını hissettirdiği son dönemdi. Toplusözleşme imzalandıktan sonra, biz istanbul Şube Yönetimi olarak, sendika genel merkezi tarafından görevden alındık. Biz toplusözleşmeye şube yönetimi olarak itiraz etmiştik.

Sendikanın örgütlü olduğu bütün gazeteler şube yönetiminde temsil ediliyordu. Tercüman'dan, Güneş'ten, Hürriyet'ten sendika yönetiminde arkadaşlar vardı. O dönemde bizim esas olarak öne çıkardığımız talep, gazetecilere iş güvencesi kazandıracak, gazetecilerin geleceğini güvence altına alacak, sektörde bir personel politikasının oluşmasına katkıda bulunacak ve do-layısıyla haberi güvence altına alacak bir toplusözleşme gerçekleştirmekti.

O güne kadar yapılan ücret sendikacılığından farklı bir taleple ortaya çıktık biz. Gazeteciler Sendikası ile gazete sahipleri arasında idari maddelerde anlaşmazlık vardı. O dönemde bizim imzaladığımız toplusözleşmenin, o güne kadar en yüksek ücret zammını sağladığı doğrudur. Yüzde 133 zam alındı çünkü.

Ancak, Babıâli işverenleri esas olarak bizim belirlediğimiz ücrete itiraz etmediler. Asıl uyuşmazlık alanı bu değildi. Asıl uyuşmazlık alanı şuydu; iki sendika temsilcisi, iki işveren temsilcisi ve bir tarafsız iş hukukçusundan oluşacak bir kurul eliyle işten çıkarmaların karar altına alınmasını talep ettik. Asıl uyuşmazlık meselesi buydu.

1. Sendika Gazete Batırdı mı?

- Aydın Doğan'ın bir iddiası da, Güneş ve Cumhuriyet gibi gazeteleri sendikanın batırdığı yolunda. Buna ne diyorsunuz?

MERDAN YANARDAĞ: Aydın Doğan'ın söyledikleri doğru değil, ancak işaret ettiği bir şey var ki o doğrudur. TGS, o dönem yayın yapan bütün gazetelerde örgütlenemediği için ortada hakikaten bir haksız rekabet söz konusuydu. Sabah ve Günaydın gazeteleri sendikasızdı. Özellikle Sabah Gazetesi sürekli teknolojik atılımlar yapıyordu. Sendikayı sokmamak için de çok ciddi önlemler alıyorlardı. O dönemde Sabahla, Milliyet ve Hürriyet arasında sert bir rekabet söz konusuydu.

Fakat durumun böyle olması, sendikasızlaştırmanın gerekçesi haline getirilemez. Biz o dönemlerdeki bilançoları inceledik. Çizilenden farklı bir tablo vardı önümüzde. Gazeteler hiç de belirtildiği gibi batacak durumda değildi, mali durumları gayet iyiydi. Sadece iki gazete güç durumdaydı: Güneş ve Tercüman. Güneş ve Tercüman gazeteleri ise bu gazetelerin sahiplerinin gazetecilik dışı işleri nedeniyle krize girmiş yayın organlarıydı. Güneş Gazetesi, sahibi Asil Nadir'in İngiltere'deki şirketlerine İngiliz hükümetinin el koyması üzerine krize girdi. Bu kriz Asil Nadir'in İngiltere'de tutuklanmasıyla derinleşti. Dönemin etkili gazetelerinden Güneş'in yaşadığı ekonomik sorunların temel nedeni de buydu. Yani gazete sahibinin gazetecilik dışı işleri nedeniyle bu gazete (Güneş) krize girmişti. Tercüman Gazetesi de aynı durumdaydı.

- Sizin o dönemde Güneş'teki göreviniz neydi?

MERDAN YANARDAĞ: Ben Güneş Gazetesi'nde önce muhabir ardından da editör olarak çalıştım. Daha sonra yazıişleri yönetmenliği yaptım. Sözünü ettiğiniz dönemde yazıişleri yönetmeniydim. Bu dönemde gazeteyi arkadaşlarımla birlikte fiilen ben yönetiyordum.

Toplusözleşme bizim dışımızda imzalandı, istanbul şube yöneticilerinin imzası bulunması gerekiyorken, biz by-pass edildik ve sendika genel merkezi tarafından imzalandı toplusözleşme, işveren akçalı maddeleri kabul etti, ama idari maddelerin hiçbiri geçmedi. O dönem hem Altan Öymen hem de Hasan Cemal aracılık yaptılar uzlaşma sağlamak için. İstanbul Şube'nin by-pass edilmesinde her ikisinin de önemli payının olduğunu düşünüyorum ben. Sendika genel merkezi de o dönemde ciddi bir ücret artışı olacağı için bu toplu iş sözleşmesi teklifine razı oldu ve idari maddeleri geri çekti. Ardından biz buna itiraz ettik ve bir bildiri yayınlayarak durumu üyelerimize bildirdik. Gazetelerde, çalışanlarla bir dizi toplantı yaptık.

Sendika merkez yönetimi bunun üzerine istanbul Şube Yönetimi ni görevden aldı. Daha sonra mahkeme kararıyla göreve döndüğümüzde, Milliyet Gazetesi'nde tasfiye (işten çıkarılmalar) gerçekleşmişti zaten.

2. Esaslı Bir Direniş Olmadı

- Aydın Doğan, "Gazetede herkes isteyerek sendikadan çıktı. Çıkanların hepsi de bugün hayatlarından memnun" diyor, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki röportajında. Buna ne diyorsunuz?

MERDAN YANARDAĞ: Ortada şöyle bir durum söz konusu; belki hiç kimse isteyerek sendika yönetiminden ya da üyeliğinden istifa etmedi. Ama sonuçta istifalar gerçekleşti. Sendikanın genel başkanlığını yapmış Eren Güvener Milliyet Gazetesi'nde yazıişleri müdürü idi. Milliyet o dönem, sendikayla çok yakın ilişkide olan bir dizi yöneticinin çalıştığı gazeteydi. Fakat şunu da söylemek gerekli ki, hiç kimse de buna esaslı bir direniş göstermedi.
Dolayısıyla bu istifalar, sadece Aydın Doğan'ın çalışanlara çok büyük baskı yaparak gerçekleştirdiği bir tasfiye değildi. Burada geleneksel gazeteciliğin bir dramı söz konusudur aslında. Dayanışma duygusunun son derece zayıf olduğu, bireysel davranma eğiliminin son derece yaygın olduğu, örgütlü hareket etme bilincinin gelişmediği bir sektördür basın. Dolayısıyla istifaları sadece Aydın Doğan'ın baskısına bağlamak doğru değildi. Sendika yöneticiliği yapmış olan gazeteciler bile hiç itiraz etmeden gittiler, sendikadan istifa ettiler.

Ancak, Aydın Doğan'ın ve gazete yönetimlerinin çalışanlara istifa etmeleri yönünde baskı yaptığı açıktı.
Herkes acı bir şekilde şunu gördü ki, en kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir.

3. Hürriyet'te de Aynı Şey...

- Kimdi bu arkadaşlar? Bunlardan etkin olanlardan bazılarının isimlerini sayabilir misiniz?

MERDAN YANARDAĞ: Bazı isimlerden söz ettim zaten. Daha fazla isim vermenin bir anlamı yok. Genel yayın yönetmeninden yazarlarına, matbaa ustasından muhabirlerine kadar herkes sendikanın üyesiydi. O dönemki Milliyet'in sayfalarına bakıldığında bu durum görülecektir zaten. Aynı şey, Aydın Doğan Hürriyet Gazetesi'ni aldıktan sonra, orada da gerçekleşti. Hürriyet Gazetesi'nden de sendika tasfiye edildi.

Ayrıca, ben hiç kimsenin iddia edildiği gibi hayatından memnun olduğunu da düşünmüyorum. Bugün iş güvenceniz, size insan kaynaklarından ya da muhasebe servisinden gönderilecek yazıyla o anda biter ve.optik okuyucuyla donatılmış kapılardan geçemediğiniz anda da o işyerinden atıldığınızı öğrenirsiniz. Yani insanların aşağılandığı bir ilişki düzeyine kadar gerilemiştir Türk basınındaki çalışma ortamı.

Ama Aydın Doğan bir konuda haklıdır, doğrudur Milliyet Gazetesi'nde hiçbir ciddi direniş olmamıştır. Bu, sendikanın gazete batırdığı iddiası ile birlikte değerlendirildiğinde belki şöyle yanıtlanabilir: Sendika bugüne kadar hiçbir gazeteyi batırmadı ama gazeteciler sendikayı batırmıştır. Bunu açık yüreklilikle tespit etmek gerekiyor.

- Aydın Doğan bir de, kendi imzasıyla yayımlanan kitapçıkta, "Sendikaya gelin Milliyeti siz yönetim dedim, 'Biz muhasebeci değiliz' diyerek reddettiler" diyor.

MERDAN YANARDAĞ: Böyle bir öneri geldi mi bilmiyorum. Eğer geldiyse, Orhan Erinç, Ziya Sonay ve diğer genel merkez yöneticileri, tahmin ediyorum bu öneriye reddetmişlerdir.

Çünkü sendika genel merkezi de çalışanların haklarım korumak için önemli bir çaba gösterdi, her ne kadar bizim aramızda ciddi görüş ayrılığı olsa bile... Ancak, akçalı konularda gösterilen bir duyarlılıktı bu. Belirttiğim gibi, iş güvencesi maddesi toplusözleşme taslağından çekilerek uzlaşma sağlandı ve toplu sözleşme imzalanabildi.

14.8.2002 / Evrensel

Kaynakça
Kitap: MEDYA NASIL KUŞATILDI? Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması ve Medyanın Ekonomi Politiği
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir