Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tercüman Gazetesi Sağcılığı ve Kurnaz Gülay'ın Macerası

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tercüman Gazetesi Sağcılığı ve Kurnaz Gülay'ın Macerası

Mesajgönderen TurkmenCopur » 14 Eki 2011, 16:08

Tercüman Gazetesi Sağcılığı ve Kurnaz Gülay'ın Macerası

Türk sağının 1970'li ve 1980'li yıllardaki en önemli ve saldırgan gazetesi olan Tercüman, Aydın Doğan grubunun desteğiyle 2003'ün başında yeniden yayınlanmaya başladığında, herkes bu gazetenin nasıl bir yayın çizgisi izleyeceğini merak ediyordu. Tercüman'] yayınlayanlar yine Ilıcak Ailesi'ydi. Ancak bu kez ortada bir sorun vardı. Ilıcaklar, daha önce isim hakkını (Akşam Gazetesi'yle birlikte) Çukurova Grubuna sattıkları halde, sunuş isminde küçük bir değişiklikle, yani hukuka karşı hile yaparak yeni gazeteyi çıkarttılar. Gazetenin sunuş ismindeki bu "küçük" değişiklik ise "Halka ve Olaylara" yerine "Dünden Bugüne Tercüman" şeklinde oldu.

Gazetenin çıkarılacağını öğrenen Çukurova Grubu mahkemeye başvurdu. İlk aşamada yargı yolundan sonuç alamayan Mehmet Emin Karamehmet, çareyi apar-topar ve yine Tercüman ismiyle bir gazete çıkarmakta buldu. Elbette orijinal ismiyle; Halka ve olaylara Tercüman... Olan da bize oldu. Bu Soğuk Savaş dönemi gazetesinin birinin adını unutmaya çalışırken, iki tanesiyle birden karşılaşmak zorunda kaldık. Çukurova Grubu'nun Tercüman'ı, hazırlıksız çıkarıldığı için etkili olamadı. Şimdilik küçük tirajlı bir gazete olmanın ötesine geçebilmiş değil.

Neyse, hikâyenin bu kısmını herkes biliyor, isteyen, ticaret ve basın hukukuna uyduğu sürede, istediği isimle gazete çıkarabilir. Sorun nihayetinde, Ilıcaklar ve Doğan Grubu ile Çukurova Holding arasındadır. Hadisenin beni ilgilendiren yanı daha başka bir yerde; Ilıcak Ailesi'nin "Dünden Bugüne Tercüman"

Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi, Nazlı Ilıcak ve oğlu Mehmet Ali Ilıcak'ın hukuk ve meşruiyet mücadelesini kaybetmesi üzerine -çünkü basında hiç kimse bu hileyi doğru ve haklı bulmamıştı- ismini değiştirdi. Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi'nin ismi 'Bugün' oldu. Ilıcaklar, daha sonra Bugün Gazetesi'ni Fethullah Gülen'e yakın olan Koza-İpek Grubu'na sattı. Gazete "Bugün" ismiyle hâlâ yayın hayatını sürdürüyor.
Gazetesi'ndeki bir yazarın, Gülay Göktürk'ün ilk yazısında.

1. Derin Rahatsızlık

Bilindiği gibi, Göktürk eski bir solcu, bir 68'li. Aydınlık hareketinin bir dönem orta-üst kademedeki önemli isimlerinden. Solda edindiği birikimi ve yeteneği, sınıf ve saf değiştirmek, daha önemlisi paraya tahvil etmek için başarıyla kullanan biri. Ancak, benim için bu da yeni ve üzerinde özellikle durulacak önemli bir durum değil. Çünkü hem benzer başka örnekler var hem de Gülay Göktürk bu bağlamda çok önemli bir isim değil.

Başka bir açıdan bakıldığında, çok hoş karşılanmasa da, insanlar felsefi inançlarını, dünya görüşlerini ve politik tercihlerini değiştirebilirler. Çok nadir olsa da, bir samimiyet ve içtenlik olduğu sürece bir yere kadar bu da anlaşılabilir. Ancak, bir insanın kendisini bir dönem boyunca var eden ve taşıyan, bugün bulunduğu yeri bile borçlu olduğu bütün değerlere -ki bunlara yüz binlerce insan sahip çıkmaya devam ediyor- ortama ve eski arkadaşlarına saldırıya geçmesi, daha da önemlisi bu yoldan kendi seçimine rıza ve onay üretmeye çalışması daha başka bir durumdur.

Gülay Göktürk, 17 Ocak 2003 tarihli Dünden Bugüne Tercüman Gazetesi'ndeki ilk yazısında bunu da yapmıyor. Daha da ötesine geçiyor. Herkesi kendi pozisyonuna davet ediyor. İşte beni asıl ilgilendiren şey budur.

2. Hepsi O Kadar mı?

Hoşgörünüze sığınarak, uzun birkaç alıntı yapacağım. Şöyle yazıyor Göktürk:


"70'li yılların Türkiye'sini hatırlıyorum. Tercüman'ın, geleneksel sağ/sol saflaşmasının iki koçbaşından biri olduğu yılları. Diğer koçbaşı da Cumhuriyet'ti. (... ) Zaman çok şeyi değiştirdi. En başta da 'sağ' ve 'sol' kavramlarını. Evet, 'sağ' da 'sol' da, çoktan iki tırnak içine hapsoldu. Tırnaksız yazmak, sözünü etmek bile mümkün değil artık. Ama içi bütünüyle boşalmış bu keskin ve sivri tırnaklar hâlâ zihinleri tırmalamaya, çizmeye devam edebiliyor. Çoktan göçüp gitmiş birinin bir türlü silinmeyen gönül kinci bir sözü gibi kulakları çınlatıp duruyor. Ama işte hepsi o kadar."

Tarih ve bütün yaşanmışlıklar işte bu kadar. Göktürk, kendi içinin boşalmasını, bir zamanlar onun kimliğini de tanımlayan kavramların boşalması sanıyor. Daha doğrusu, hadiseyi böyle sunuyor. Oysa uluslararası sermayenin, yeni liberal tezlerle gerçekleştirdiği küresel ideolojik saldırıya ve kuşatmaya karşın; dünyada ve Türkiye'de sağ ve sol kavramlarının ima ettiği felsefi duruş, siyasal tercih, tarihsel konumlanış ve ideolojik anlayış insanları belirlemeye devam ediyor. Sınıflar ve sınıf mücadeleleri var olduğu, insanlığın adalet ve eşitlik talepleri sürdüğü, sevgi ve kardeşlik yeryüzünün ihtiyacı olmaya devam ettiği sürece sol hep olacaktır.

Sorun burada değil; Gülay Göktürk, sadece artık sağcı olduğunu söylemeye bir türlü cesaret edemiyor, dili varmıyor. Sorun bu. Aforoz edilmekten, dışlanmaktan, muhitini kaybetmekten korkuyor. Evet, hâlâ korkuyor.

3. Kesişen Yollar

Şöyle devam ediyor Göktürk:


"Ben kendi payıma yıllardır "sağ/sol" kavramlarının altüst olduğu bir tarihsel döneme tanıklık ettiğimizi; siyasi saflaşmanın gerçek ekseninin farklı yerlerden geçtiğini yazıp duruyorum. Değişimci olduğu söylenen "sol'un statükoyla bütünleştiği, buna karşılık "sağ"ın statükoyu zorladığı; demokrasiyi savunması beklenen "sol"un darbe şakşakçılığına soyunduğu; darbelere karşı demokrasiyi savunmanın "sağ"a düştüğü bir ortamda sağ/sol dışında başka eksenler aramamız gerektiğini anlatmaya çalışıyorum."

Gülay Göktürk bu eksen değişikliği konusunda, bize çok güçlü kanıtlar da sunuyor!

"Bunu kof bir inanç olarak değil, bu gazetenin 'fikir anası'nın yakın geçmişte verdiği demokrasi mücadelesini adım adım izleyen biri olarak söylüyorum. Evet, 28 Şubat Nazlı Ilıcakla yollarımızı kesiştirmeseydi, ben bugün bu sütunda olmazdım."

Ancak, yaşam alışkanlıkları, çevresi, ülkedeki entelektüel ortam "sağcıyım" demeyi hayli güçleştiriyor. Bu nedenle "liberalim" demek ve örneğin Sabah gibi "merkezdeki" gazetelerde yazmak görece daha kolay bir iş.

Peki, bütün bunları neden yazıyor Gülay Göktürk? Şundan:

"Ama bakıyorum da, bu kavramların anlamsızlığını deşifre etmek için yazdığım bunca yazıya rağmen, bugün Tercüman'da bulunuşumu yadırgayan; geçmişime ve köklerime 'yakıştıramayan' birçok tanıdığım var. Bu bana, körleşen genel kanaatleri değiştirmekten daha zor bir şey olmadığını gösteriyor"

Evet, durum işte bu! Yani insanlar, "bu kadarı da fazla" diyorlar.
Bu çok anlaşılır bir tepkidir. Bu kadarı gerçekten de fazla. Çünkü Tercüman bir Soğuk Savaş dönemi gazetesidir. Tercüman'ı işlevsizleştiren ve kapanmasına yol açan asıl şey; Kemal Ilıcak'ın adının karıştığı yolsuzluklar, kendisine ranttan pay vermeyen Turgut Özal ile girdiği kavga ve o dönemde devletten beslenememenin yarattığı mali yıkım kadar, Soğuk Savaş döneminin kapanmasıdır. Tercüman, kendisini var eden koşullardaki köklü değişiklik sonucu boşlukta kaldı ve kapandı.

4. Harbi Olmak

Karşı tarafa da geçseniz, kolay değildir Tercüman'da yazmak. Faşistlerin, Maraş'ta Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamını yaptığı; üç yaşındaki çocukları, hamile kadınları ve yaşlıları baltalarla parçaladığı, resmi rakamlarla tam 115 kişiyi, tanıkların ifadelerine göre 250 insanı katlettiği zaman Tercüman Gazete-si'nde, belki de şimdi Göktürk'ün yazdığı köşede yazan, Ahmet Kabaklı şu başlığı atmıştı: "Binicisini beğenmeyen asil bir kısrağın şahlanışı" (Tercüman Gazetesi, 26 Aralık 1978)

İşte, bu kısrağı "yemlemek" için bugün yeni bir ahlak gerekir. Göktürk ahlakı...
Tercüman Gazetesi'nin "fikir anası" Nazlı Ilıcak, 28 Şubatla darbecilere karşı demokrasi mücadelesi vermiş ve bu şekilde Gülay Hanımla yolları kesişmiş, öyle mi? Tercüman Gazetesi ve onun "fikir anası" Nazlı Ilıcak, hem 12 Mart darbesini hem de 12 Eylül diktatörlüğünü ve faşist zulmünü büyük bir coşkuyla desteklemiş, dahası sonraki yıllarda da savunmuştu. Darbe görmesek, bize 28 Şubat'ı darbe diye yutturmaya kalkacaklar.

Oysa 28 Şubat 1997'de olan şudur; Soğuk Savaş dünyada bittiği halde, Kürt sorunu ve bölgedeki düşük yoğunluklu savaş nedeniyle bu dönemi kapatamayan Türkiye'nin, diğer NATO ülkelerine göre 6-7 yıllık bir gecikmeyle bu işi yapmasıdır. Bu olguyu aşağıda açacağım.

5. Tercüman'ın Şöhreti!

Tercüman öyle bir şöhrete sahiptir ki, bu gazetenin ünlü yazarlarından Rauf Tamer, Sabah Gazetesi'nde geçtiğinde bir tür özeleştiri yapmış ve "Bizim de o karanlık günlerin yaşanmasında payımız var. İnsan bunu merkezdeki bir gazetede yazmaya başlayınca daha iyi anlıyor" diye yazı yazmıştı.
Kısaca, eski bir solcu için böyle bir gazetede yazar olarak çalışmak zordur. O nedenle, kendinize güçlü bir gerekçe oluşturmanız gerekir. Göktürk, bunu yalan söyleyerek yapıyor. Bu gazeteye geçişinin tek nedeni paradır ve bunu camiadaki herkes biliyor. Çünkü o dönemde ekonomik krize giren Sabah uzun süre ücretleri ödemekte zorlanıyordu. Bazı aylar maaşları bile verememişti. Dahası, yaklaşık 3 yıl Sabah çalışanlarına zam da yapılmamıştı.

İşte, yüksek ücretli bazı seçkin yazarlarımız böyle şeylere gelemez. İlk fırsatta, öyle felsefi inanç, gazetecilik etiği, demokrasi kahramanlığı, ilke filan dinlemez kapağı başka yere atarlar. Göktürk'ün kısmetine de Tercüman çıkmış. Ancak bunu açıkça söyleyecek yürek yok. Hani ne demeli; harbi ol ciğerimi ye!

Tam bu sırada, Tercüman'ın yeni imtiyaz sahibi Mehmet Ali Ilıcak, aynı gün (17 Ocak 200 3) birinci sayfadan yayımlanan "Sevgili babacığım" başlıklı yazısında gazetenin pozisyonunu özetliyordu. Tercüman'ın eski sahibi merhum Kemal Ilıcak'a ita-fen yazılan yazıda, "Sen rahat ol baba" diyor Mehmet Ali Ilıcak, "Tercüman Gazetesi senin dünya görüşüne ve inançlarına uygun olacak". Ve devam ediyor, "Senin dönemindeki gibi, Dünden Bugüne Tercüman devletimizin, polisimizin ve ordumuzun yanında olacak. Kısaca nerede Türk varsa Tercüman oradadır ilkesini benimseyecek. (... ) söz veriyorum."

Ya işte böyle... Tercüman, "polisin ve ordunun yanında" bir gazete, üstelik Kemal Ilıcak'ın dönemindeki, yani 1970 ve 80'li yıllardaki gibi "aynı dünya görüşü ve aynı inançla" yayınlanacak.

Sevsinler Gülay Göktürk'ün bu "demokrat" gazetesini.

6. Kader Ağlarım Örüyor

Gülay Göktürk, tercihini 28 Şubat'tan sonra yapmadı. O, kararını çok daha önce vermişti. Bunun tanıklarından biri de, eski örgütünden, Türkiye İşçi Köylü Partisinin "2 Numaralı" lideri Gün Zileli. Dönem, 12 Eylül karanlığının en koyu olduğu günler. Yıl 1981. Gün Zileli'den okuyalım.

"Gülay'ın (kızlık soyadı Kurnaz'dı), o sırada yeni çıkmaya başlayan Güneş Gazetesi'nde çalışmaya başladığını duydum. Gazetenin 'kalifiye elemanlara', o zaman bize astronomik görünen ücretler ödediği söyleniyordu. Bir süre sonra, Hasan Yalçın ve Hüseyin Karanlık, bana, Gülay'ın, Güneş Gazetesi Genel Yayın Müdürü Güneri Civaoğlu'nun 'çirkin bir teklifine' muhatap olduğunu bildirdiler. (... ) Gülay gazeteye yeni girdiği günlerde, Güneri Civaoğlu tarafından çağrılmış ve kendisinden, eğer gazetede çalışmaya devam etmek istiyorsa, 'herhangi bir sol örgütle ilişkisi olmadığı ve olmayacağına dair söz vermesini' istemiştir. Gülay o anda bu sözü vermiş, ancak olayı, Hasan ve Hüseyin'e aktarma dürüstlüğünü göstermişti. 'Parti', onun bu tutumuna ne diyordu, bunu öğrenmek istiyordu." (Gün Zileli, Havariler, iletişim Yayınları, 2002 istanbul, s. 472.)

Hadise bundan ibaretti. Mesele dün de paraydı bugün de.

7. Yasak İlişkinin Sonu

Gelelim şu "sağ'ın demokrasi mücadelesine... Yukarıda da belirttiğim gibi, başta Tercüman olmak üzere, Türk sağının bu ülkedeki 12 Mart ve 12 Eylül gibi faşist darbelerini bütünüyle desteklediği kimse için sır değil. 28 Şubat 1997'den sonra yaşananlar ise hayli farklıdır. Türkiye'de devlet, 28 Şubat 1997'de Batı'dan 7-8 yıllık bir sapmayla Soğuk Savaş dönemini kapattı. Batılı ülkelerde, sosyalist sistemin dağılmasından hemen sonra, 1990-199l'de Gladio gibi hukuk dışı iç savaş örgütleri tasfiye edilmesine karşın, Türkiye'de bu sürenin uzamasının nedeni Kürt sorunuydu. O nedenle, devlet Güneydoğu'daki askeri inisiyatifi ele geçirdiğini düşündüğü ve Abdullah Öcalan'ın yakalandığı bu dönemeçte, tehdit değerlendirmesini değiştirdi. Komünizm öncelikli tehdit olmaktan çıkarıldı. Tehdit artık irtica ve bölücülüktü.

Durum böyle olunca, Türkiye eliti, Soğuk Savaş döneminin ilişkilerini de tasfiye etmeye başladı. Susurluk skandalı tam bu dönemde patladı. Devlet, geçmişte sola karşı, cinayet dâhil her türden saldırı için kullandığı, yönlendirdiği ve donattığı ülkücüler ve İslamcılarla "yasak ilişkiye" de son verdi. Artık gerek kalmamıştı bu ilişkiye. Batı basını "Türkiye bağırsaklarını temizliyor" diye yazdı, işte kıyamet de ondan sonra koptu.

Sonuçta, 12 Eylül Cuntasının koruduğu ve kolladığı; o güne kadar devletin koltukları altında serpilen; kurulu düzenle faydacı bir ilişki içinde var olmuş; bu sayede yurtları, kursları, imam okulları ile serpilen her renkten İslamcı (Hizbullah dâhil) ayağa kalktı. Çatışmanın nedeni buydu. Üstelik ortada bir darbe de yoktu. 28 Şubat sürecinde bütün olup bitenler, devletin, yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde bir yönetim senaryosu oluşturmasıydı. Tıpkı başta İtalya, Hollanda ve Fransa olmak üzere diğer NATO ülkeleri gibi.

Demokrasi mücadelesi gibi fiyakalı sözler, palavradan ibaretti. İslamcıların ve faşizan-muhafazakâr sağın beslenme kanalları kapanmıştı o kadar!
Çünkü Batıcı büyük sermaye ve Türkiye eliti, dar kafalı, yeteneksiz, ufuksuz ve "taşralı" kadrolarla 21. yüzyılda yürüyemeyeceğini biliyor ve bunun önlemini almaya çalışıyordu. Durum budur.

işte, Gülay Göktürk'ün "fikir anası"nın 28 Şubat'a karşı çıkmasının sebebi de burada aranmalıdır, onun demokratlığında değil. Çünkü aynı Nazlı Ilıcak, bir süre sonra aynı gazetede Susurluk katillerini, Abdullah Çatlı ile göbek atarken fotoğrafları yayımlanan Emniyet Özel Harekât Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'i savunan çok sayıda yazı yazmıştır. Üstelik Şahin 6 yıl hapis cezasına çarptırıldığı, yani suçu sabit olduğu ve cezaevine konulduğu halde onu savunmaya devam etmiştir. Bu çok normaldir aslında, çünkü onlar (Susurlukçular) Nazlı Ilıcak’ın Soğuk Savaş döneminden dava arkadaşlarıdır.
Bu duruma Gülay Göktürk'ün bir itirazı olmuş mudur? Ben duymadım.

8. Kurnaz Gülay!

Göktürk, solun darbe şakşakçılığı yaptığını söylüyor. Oysa kendisi çok iyi biliyor ki, CHP ve DSP gibi partiler, sosyalist terminoloji içinde "sol" kabul edilmezler. Kaldı ki, bu partiler bile darbeyi desteklemediklerini açıkça ilan ettiler. Gülay Göktürk kendi çevresini "sol" ile karıştırıyor olmalı. 28 Şubat'ın gerçek nedenlerine karşın, herkes bilmektedir ki, solun büyük çoğunluğu, hem her türden askeri müdahaleye hem de gericiliğin her rengine karşı açık tutum aldı. Sahte saflaşmalar içinde bulunmadı.

Evet, Gülay Göktürk solcuları kendi saflarına, fikir eksenine çağırıyor. Herkes kendi hayatına ihanet etsin istiyor. Çünkü herkesin ihanet ettiği yerde kimse "hain" değildir. Ama bir kişi bile ayakta kalsa, "hainler" ne yazık ki "hain" olarak görülmeye devam edecektir.

Oysa bütün bunlara gerek yok. Göktürk'ün eski örgütünden, hem de önder kadro içinde yer alan Cengiz Çandar da o dönemde Tercüman'da yazıyordu. Ve yine herkes biliyor ki, Çandar da tercihini çok önce yaptı ve liberallerin safına geçti. Ama Çandar hiçbir zaman bunun için bir meşruiyet ve rıza üretmeye çalışmadı. Kimseyi kendisine katılmaya çağırmadı. Tercihini kişisel olarak yaşadı ve başka şeyle de ilgilenmedi. Hatta kendisiyle bir sohbetimizde, bugünün Cengiz Çandarı'nın varlığını, bir dönemin Marksist Cengiz Çandar'ına borçlu olduğunu bile söyledi.

Ama Gülay Göktürk kendisiyle barışık da değil rahat da. Öyle anlaşılıyor ki, onu bulunduğu yere taşıyan inançları değil, maddi çıkarlan ve sınıf atlama hesaplarıdır. O nedenle Tercüman'da niçin yazdığını açıklamak gereğini duyuyor. Ve eğer onun gerekçelerini ciddiye alırsak, başka gazetelerde kimsenin kalmaması gerekiyor. Üstelik bunu yaparken üzgün olduğunu, "geçmişten gelen ve bir türlü silinmeyen bir sesin" bazen gönlünü kırdığını da söylüyor.

İlahi Gülay! Çok kurnazsın.

24.01.2003/BIA

Kaynakça
Kitap: MEDYA NASIL KUŞATILDI? Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması ve Medyanın Ekonomi Politiği
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir