Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Orhan Erinç'in Türk Medyası Hakkında Düşünceleri

Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması - Bölüm 6 - E.Çölaşan-A.Doğan-F.Altaylı-T.Özkan

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Orhan Erinç'in Türk Medyası Hakkında Düşünceleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 01:19

Orhan Erinç'in Türk Medyası Hakkında Düşünceleri
Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması - Bölüm 6 - E.Çölaşan-A.Doğan-F.Altaylı-T.Özkan


Türkiye'nin en büyük basın meslek örgütü Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Genel Başkanı Orhan Erinç de programın konukları arasındaydı. Sorularımı yanıtlayan Erinç, tarihsel bir akış içinde basının geçirdiği dönüşümü anlattı ve Çölaşan olayını değerlendirdi.

Konumu gereği bazı dengeleri gözetmesi beklenebilecek olan Orhan Erinç, cesaretli tespit ve değerlendirmeleriyle dikkati çekti.

1. 'Basın Hiç Bu Duruma Düşmemişti'

MERDAN YANARDAĞ: Şimdi hanımızda Sayın Orhan Erinç var. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı. İyi akşamlar.

ORHAN ERİNÇ: İyi geceler.

MERDAN YANARDAĞ: Siz bu süreci en büyük basın meslek örgütünün başkanı olarak yakından izliyorsunuz. Hem Emin Çölaşan olayını nasıl değerlendirdiğinizi sormak istiyorum, hem de iktidar-medya ilişkilerinde bugün yaşadığımız sorun nasıl aşılabilir diye eklemek istiyorum. Tablo sizin bulunduğunuz yerden nasıl görünüyor?

ORHAN ERİNÇ: İsterseniz biraz geriden başlayayım. Ben 1957 yılının Şubat ayında gazeteciliğe başladım efendim, Son Posta Gazetesi'nde. Son Posta Gazetesi'nin sahibi Demokrat Parti Milletvekili Selim Ragıp Emeç'ti. Sonra ben orada, '60'ların başında şef oldum. Daha sonra Selim Bey yaşlandı, Yassıada'da yargılandığı için yazıları bloke edilmişti. Gazete bir çıkmaza girdi ve kapandı. Şimdi Son Posta Gazetesi DP milletvekilinin gazetesiydi ama, DP'liliği sadece köşe yazılarında kalırdı. Haberler, diğer bütün yayın organları gibi verilirdi. Selim Bey 1973'de vefat etti. Ve biz Selim Bey'in cenazesinde Adnan Menderes'in zaman zaman kendisine telefon edip, teessüflerini bildirdiğini öğrendik. Ama Selim Bey gazetecilik yaptığımız sürece ağzını açıp bize bir tek laf söylemedi.

Ve ben o başlangıçtan bu yana doğru geldikçe, bazı şeyleri değerlendirmekte zorlanıyorum. Şimdi Emin Çölaşan’ın işten çıkarılması meslek adına da, gazetecilik adına da kabul edilebilir bir şey değil. Ve biz, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak olayı eleştiren, kınayan ve Emin Çölaşan'ı destekleyen bir açıklama yaptık. Tabii bence sorun medya-ticaret-siyaset üçgeninin her geçen gün, biraz daha sorun alanı haline gelmesinde yatıyor. AKP iktidara geldiği zaman, anımsayacaksınız, hem acil planında hem 58. Hükümet'in programında medya-ticaret ilişkilerini normale sokacağı sözünü vermişti. Ama bu konuda tek bir adım atılmadı.

MERDAN YANARDAĞ: "Normale sokmak" tan neyi kastediyordu hükümet?

ORHAN ERİNÇ: Anladığım kadarıyla medyanın daha bağımsız davranmasını sağlayacağını kastediyordu.

MERDAN YANARDAĞ: Bunun için bazı yasal düzenlemeler öngörülüyordu herhalde.

ORHAN ERİNÇ: Evet öyle. Partiler muhalefetteyken, daha ülkeyi veya olanakları tanımadıkları süreçlerde, bazı şeyleri değiştirme sözü verirler. Ama iktidar olduktan ve deneyim kazandıktan bir süre sonra bunlardan vazgeçerler. Çünkü yönlendirme, daha başka bir deyimle olanakları kullanma imkânı kendilerine geçer.

Hem sizlerin hem de konuşan meslektaşlarımın belirttikleri birtakım örnekleri var. Gazetecilikle, gazetecilik dışı ticari işler konusu önemli. Bugün belki bankacılık yok ama sanayicilik var. Birtakım işletmeler var. Türkiye'de bütün bu işler, iktidarın tercihlerine bağlı olarak yürütülebilir. Ve o tercihlerden zarar görmemek için iktidarla iyi geçinmek gerekiyor. O nedenle, medyanın esas görevi olan muhalefet görevini yeterince yapmaması da bu yüzden oluyor.

Elbette "medya" diye bir kavramdan söz ederken belki yanlış yapıyor da olabiliriz. Çünkü her yayın organı, hayatına başlarken hangi konularda taraf olduğunu zaten açıklıyor. Ama özellikle 12 Eylül sonrasında, kitle medyası diye bir yayın türü yerleşti. Onlar hem fikir gazeteciliği yapmak, hem de değişik görüşleri ve eğilimleri aynı gazete veya televizyonda birlikte ifade etmek istediler. Bu anlayış epeyce yerleşti. Yani biraz önce de belirtildiği gibi, büyük mağaza reyonlarındaki gibi birbirinden değişik ürünler aynı rafa konuldu.

Tabii gazetecilik arka plana itildi. Kimi yayın organlarında ideolojiler, inançlar öne çıkarıldı. Kimi yayın organlarında da para kazanmak öne çıkarıldı. Mesela bir genel yayın yönetmeninin, 'gazeteciliği para kazanmak için yapıyoruz' dediğini anımsıyoruz. Tabii gazetecilik de bir ticaret ama, kamu yararının önde tutulması gereken bir ticaret. Bunu maalesef kaybettik.

Bu işe gazetecilerin kimlik ve kişilik güvenceleri ellerinden alınarak başlandı. Daha sonra gruplar oluştu. Şimdi bu gruplar arasında değişik işler yaptıkları için ya da benzer işleri yapmaya talip oldukları için anlaşmazlıklar çıktı. Mesela şu anda Türkiye'de tekel var mı yok mu diye bir tartışma yok. Belki siz de anımsarsınız, önceki dönem milletvekillerinden Emin Şirin'in Rekabet Kurulu'na soruları olmuştu. Bunlardan birisi, "Medyanın % 62'sini elinde tutan bir grup tekelleşmiş sayılır mı?" şeklindeydi. Ama Rekabet Kurulu buna 'evet' yanıtını vermedi ya da veremedi.

Tek yönlü bir açıdan bakarak, medyadaki sorunları değerlendirmek pek de doğru olmuyor. Çünkü bizde siyaset her şeyi yönlendiriyor, sadece medyayı yönlendirmeye kalkmıyor, hukuku da yönlendiriyor. Kendi tercihlerine göre yasa yapma konusunda başarılı oluyor. O nedenle umuyorum ki, basın yayın organları ve tabii gazeteciler bu konuda daha duyarlı davranırlar. Ve tabii bir ifade özgürlüğü sorunu var. Geçenlerde anayasa değişikliği gündeme geldiğinde, öncelikle laik bir demokratik devletin olması gerektiğini açıklamak durumunda kaldık. Umuyoruz ki, siyasal iktidarlar her şeyi yapma gücünde olmadıklarını, bu güçlerinin yargı tarafından denetlenmesini de kabul etmeleri gerektiğini anlarlar. Pratikte maalesef üç güç yok. Yani yasama, yargı ve yürütme diye üç erk anayasada sayılıyor ama, yasama ile yürütme hemen hemen tek erk'e dönüştü ülkemizde.

MERDAN YANARDAĞ: Evet bir tür tek parti diktatörlüğüne doğru gidiş var.

ORHAN ERİNÇ: O nedenle kontrolsüz bir gidiş olabilir. Tabii bazı örnekleri de söylemekte insan zorlanıyor. Çünkü, hemen 'vay sen darbe mi istiyorsun' gibi suçlamalar da oluyor. O nedenle medyanın işi eskisine nazaran çok daha zor.

MERDAN YANARDAĞ: Çok teşekkür ederim Sayın Orhan Erinç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı... Çok teşekkürler, katıldığınız için.

ORHAN ERİNÇ: Ben teşekkür ederim, iyi yayınlar diliyorum.

Kaynakça
Kitap: MEDYA NASIL KUŞATILDI? Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması ve Medyanın Ekonomi Politiği
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir