Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Tuncay Özkan'ın Türk Medyası Hakkında Düşünceleri

Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması - Bölüm 4 - E.Çölaşan-A.Doğan-F.Altaylı-T.Özkan

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Tuncay Özkan'ın Türk Medyası Hakkında Düşünceleri

Mesajgönderen TurkmenCopur » 12 Eki 2011, 01:15

Tuncay Özkan'ın Türk Medyası Hakkında Düşünceleri
Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması - Bölüm 4 - E.Çölaşan-A.Doğan-F.Altaylı-T.Özkan


Programın bütün hızıyla devam ettiği, binlerce izleyicinin faks, e-posta ve kısa cep telefonu mesajıyla tartışmaya aktif katılımda bulunduğu saatlerde, Kanaltürk kurucusu Gazeteci Tuncay Özkan da bizi aradı. Özkan, hem Çölaşan olayını değerlendirdi hem kendi deneyimleri ve tanıklıklarını anlattı. Daha da önemlisi Özkan bütün medya dünyasına ve gazetecilere bir çağrı yaptı; "Gelin bu gidişe karşı birlikte direnelim."
Tuncay Özkan’ın anlattıkları ve tanıklıkları da çok önemliydi. Özkan, Doğan Grubunda üst düzey sorumluluklar üstlenmiş, Radikal, Milliyet ve Akşam gazetelerinde köşe yazarlığı yapmış, kitapları olan, önemli ve ses getiren haberlere imza atmış bir gazeteciydi.

Kanaltürkü kuran ve yöneten Tuncay Özkan, bu görevinden önce Çukurova Holding'de Medya Grup Başkanlığı gibi stratejik tepe yöneticiliği de yapmış bir isimdi. Dolayısıyla iktidar-basın, büyük sermaye-basın ilişkilerini değerlendirecek konumda bir gazeteciydi. Tuncay Özkan'ın söyledikleri aşağıda, değerlendirme okurların.

1. 'Medyada İlk Kurban Benim'

MERDAN YANARDAĞ: Bu arada Tuncay Özkan da telefon hattımızda. iyi akşamlar Sayın Özkan.

TUNCAY ÖZKAN: iyi akşamlar, Emin Abi iyi akşamlar. EMİN ÇÖLAŞAN: Sağ ol, çok teşekkürler.

MERDAN YANARDAĞ: Siz daha önce Doğan Grubu'nda da üst düzey yöneticilik yaptınız. Akşam.-Show Grubu'nda Medya Grup Başkanlığı yaptınız. Özetle siz de medya-iktidar-sermaye ilişkilerinin merkezinde bulunmuş gazetecilerden birisiniz. Kitabı da (Emin Çölaşan’ın kitabı) okuduğunuzu biliyorum. Buyurun sizin değerlendirmenizi alalım. Türk medyası bugüne nasıl geldi?

TUNCAY ÖZKAN: Programınızı izledim, Türk medyasının bugün geldiği noktada Emin Abi'nin söylediği, yazdığı, çizdiği her şey doğrudur. Burada konuşulanların eksiği yok, fazlası vardır. Tanıklıklarımız vardır, yaşanmışlıklar vardır. Tamamı doğrudur.

Biz artık öyle bir düzene geldik ki, 2000'li yıllarda medyanın içinde bulunduğu ortamı daha önce tanımlasalardı, inanmazdık. Türkiye'de basın sektörü 90'lı yıllardan itibaren bir dönüşüm geçirdi ve çok ilginç bir noktaya geldik. Eğlence birimlerinin haberleri hazırladığı, haber birimlerinin ise eğlendirme işlevini yerine getirdiği bir düzene ulaştık. Rahatladık... Çünkü siyaset haber istemiyordu. Siyaset habercilerin, haber üreten herkesin kafasını kopardı. Peki, bu süreç nasıl gelişti? işte bu sürecin son halkası Emin Abi'dir, ilk halkalarından biri de benim.

Ben Çukurova Grubu ve diğer görev yaptığım kuruluşlarda yaşadıklarımı, tanıklıklarımı anlatmaya kalksam, inanmakta zorlanırsınız. Örneğin, banka sahibi olmanın bir medya patronu için ne demek olduğunu herkes daha iyi anlar. Bu ülkenin başbakanı, bankalarına el konulan bir medya patronuna beni kastederek, "Onu göndermezsen, görüşmeyi başlatmıyorum" diyor. Yanında Adalet ve İçişleri Bakanları da var. Peki, kime sığınacaksınız? Ne yapacaksınız? Çankırı'da meydan konuşması yapıyor Başbakan, diyor ki, "O rejimin cazgırı var ya, o işsiz şimdi." Sözünü ettiği kişi yine benim, biliyorsunuz değil mi? İftiracı olduğumu da iddia ediyor. Oysa, dokunulmazlık zırhına bürünmüş bu Başbakan, hakkında açılan davalardan geri duruyor, yargılanamıyor. Yargı kendisine dokunamıyor, dosyalar mahkemelerde bekliyor. Ama ben, kendisinin her açtığı davaya gidiyorum, ifade veriyorum, kendimi anlatıyorum. Olay neyse, onunla ilgili belgeleri sunuyorum. Kendimle ilgili her şeyi getirip ortaya ko-yuyorum ama, o kendisiyle ilgili açılan kamu davalarından yargılanamıyor. Bir gazeteciyi işinden ettiği için sevinen, mutluluk duyan, üstelik bunu meydan konuşmasında dile getiren kişi, bugün bu ülkede başbakandır.

MERDAN YANARDAĞ: Sizin Çukurova Holding Medya Grup Başkanlığından ayrılmanızı kastediyor.

2. Özkan, 'Perle ve Wolfovitz İstedi, İşten Ayrılmak Zorunda Kaldım'

TUNCAY ÖZKAN: Tabii, tabii... Medyanın ve gazetecilerin susturulması operasyonlarında sadece başbakanlar değil, uluslararası ilişkiler de devreye giriyor. Örneğin Türkiye'deki bazı gazeteciler ABD'ye gidiyorlar ve iktidardaki yeni muhafazakâr ekibin en etkili isimleri olan Richard Perle ve Paul Wolfovitz ile görüşüyorlar. Diyorlar ki, "Bakın Türkiye'de böyle bir medya grup başkanı var. Amerikan düşmanlığı yapıyor vs." O geldikten sonra burası değişti. Bunlar oturup patrona (Çukurova Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Karamehmet'e) diyorlar ki, "bu adamı görevden al, yoksa işlerin düzelmez." Aynen böyle.

MERDAN YANARDAĞ: Siz o dönemde, gerek grup gazetelerinde (Akşam, Güneş ve Tercüman) gerekse grup televizyonlarında (Show, Sky Türk ve Digiturk platformundaki televizyonlar) savaş karşıtı yayın yapıyordunuz. Türkiye odaklı bir yayın çizgisi izliyordunuz. Bunlar rahatsızlık yaratıyordu, değil mi?

TUNCAY ÖZKAN: Evet, evet... Ve baskı yapmaya başlıyorlar, "O adamı görevden al" diye. Bunlar bana söylendi. Önceleri ben inanamamıştım, şok olmuştum. Richard Perle'ün, Paul Wolfovitz'in benimle ne işi olabilir diye. Ama oldu bu, hem de bütün açıklığıyla bana söylendi. Peki, ikisini kim, nasıl kışkırtıyor? Türkiye'den giden bazı gazeteciler kışkırtıyor.

Bakın, bugün Türkiye medyası özgürlüğünü yitirmiştir. Sorun, ne Emin ağabeyin sorunu, ne benim sorunum, ne Fatih Altaylı'nın sorunu, ne de Turgay Ciner'in sorunu. Sorun Türkiye'nin sorunudur. Şimdi bütün bunları Emin Çölaşan Aydın Bey'den intikam almak için yazsa bir şüphe uyanabilir. Ama Aydın Bey Emin Abi'nin karşısına çıktı biraz önce. Aydın Bey Emin Çölaşan’ın yazdıklarının gerçek payı olduğuna inanmasa, burada kan gövdeyi götürürdü. Birbirlerine hakaret ederler, birbirlerine yalancı derlerdi. Öyle değil bakın bu iş. Olay Türkiye'nin demokrasisi, özgürlüğü üzerine odaklanmıştır.

3. 'Sorun, Artık Özgürlük ve Demokrasi Sorunudur'

Şimdi biz burada hiçbir şey saklamadan halkın önünde konuşuyoruz. Ben Emin Abi'nin kitabım satır satır iki kere okudum. Evet iki kez okudum, herkese de okumasını tavsiye ederim. Aydın Bey'in de satır satır, altını çize çize okuduğuna yüzde yüz eminim. Aydın Bey kadar bu işlerde hiçbir şeyi atlama-yan bir kimse yoktur. Ben diyorum ki, sorun Aydın Bey'in sorunu olmayı da geçti. Sorun Türkiye'de özgürlük, demokrasiyi savunma sorunudur. Hiçbirimiz ayrı cephede değiliz. Hepimiz aynı cephedeyiz aslında. Birbirimizle kavga etmiyoruz, biz düşmanı göstermeye çalışıyoruz. Diyoruz ki, 'bak kardeşim, özgürlüğümüzü, demokrasimizi, ekmeğimizi, suyumuzu yok etmek isteyen bir kadro orada duruyor'.

Şimdi dönüp bize diyorlar ki, 'bak kendi aralarında kavga ediyorlar'. Yok öyle bir şey. Kimsenin kimseyle kavga ettiği yok. Emin Abi'nin kitabı, burada söyledikleri, gerçekleri anlatıyor. İşte Fatih Altaylı yaşadığı gerçekleri anlatıyor. Ben kendi gerçeklerimi anlatıyorum. Emin Abi bugün burada atılan gazeteci pozisyonunda. Ne demek atılmak? Emin Çölaşan 30 yıllık gazeteci. Emin Çölaşan yalan mı yazmış, hayır. Emin Çölaşan ne yapmışta atılan gazeteci unvanını hak etmiş? Asla atılan gazeteci filan olamaz.

Turgay Ciner olayı... Adamı gasp ettiler. Adamın elinden malını mülkünü aldılar. Nerden biliyorsun? Davalardan vazgeçtiler işte. Şimdi satmaya kalkıyorlar ATV' yi, Sabah Gazetesi'ni. Turgay Ciner belki Sabah'ın patronu olmaya devam etseydi, Hürriyet Gazetesi Emin Çölaşan'ı atar mıydı? Piyasanın dengesini kaldırdılar ortadan. Niçin yapıyorlar bunları? Özgürlüğü ve de-mokrasiyi yok etmek için. Neden yapıyorlar? Çünkü Türkiye'de rejimi değiştiriyorlar.

MERDAN YANARDAĞ: Köklü bir siyasi projeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar.

TUNCAY ÖZKAN: Evet, bunun için medyanın susturulması gerekiyordu. Alternatif medyanın yaratılması gerekiyordu, işte Emin Abi biraz önce söyledi.

Oysa sen, Türkiye'de çöp ihalesi olmak üzere, cami avlularından para toplamak dâhil olmak üzere yasadışı işler yaptın. Yolsuzluk olayları ayyuka çıktı. Bunları sen yaptın. Şimdi bir İslamcı medya oluşturdun, onun üstüne basarak bana saldırıyorsun. Türkiye'de senin yapamadığın ne kaldı? Cemaatler nerden bulurlar parayı? ihalelerden. Cemaatler nereden topladılar parayı? Cami avlularından. Peki bunun yasada yeri var mı? Yok. Peki, ben toplayabilir miyim para? Hayır. Peki, Aydın Doğan'a karşı saldırıyı nereden organize ediyorsun? Aynı odaktan organize ediyorsun. Peki, Fatih Altaylı'yı nasıl susturuyorsun? Karşıdaki köpekleri havlatarak susturuyorsun.

Bütün bunlara baktığımız zaman, Türkiye'de elden giden şey, benim gazeteciliğim. Benim özgürlüğüm. Yılda 30 milyon dolar harcayarak sokakta bedava gazete dağıtıyorsun. Kimse bunun hesabını soruyor mu? Hayır. Emin Abi beni aradığında, ağzım açık kaldı. Banka hesaplarımıza girildiğini biz Emin Abi'nin gazeteciliğinden öğrendik. Emin ağabeyin kitabını okuduğumda yüreğim bir kez daha burkuldu. Gazeteci olduğunu iddia eden Ertuğrul Özkök bu haberi saklıyor. Ama aynı şey Hürriyet'le ilgili olsa biz saklayanlayız.

MERDAN YANARDAĞ: Emin Bey Kanaltürk'le ilgili haberin Hürriyet'te manşet yapılmasını öneriyor. Bu önemli bir olay, patlatılması gerekir diyor. Ertuğrul Özkök ise haberi alıyor ve saklıyor.

EMİN ÇÖLAŞAN: Ertuğrul Özkök, haber 24 saat bende kalsın dedi, 24 saat. Ya gazetecilikte 24 saat bir haber tutulur mu? Yok böyle bir şey. Komik.

TUNCAY ÖZKAN: TMSF ile ilgili önemli ve ilginç gelişmeler yaşanıyor. Emin ağabeyin kitabında da yazıyor. Dosyayı alıyor ve "Emincim, ben bir inceleyeyim. Bizim arkadaşlar bir sorsun" diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Ama bunların hepsini yaşadık, biliyoruz. Gazetecilik artık böyle başı dik, alnı pak yapılan bir iş olmaktan çıktı. Patrona hile yap, haber koy patrondan sakla, yönlendirici haber yerleştir vb. Olacak şey değil.

Bir insanın arsızlığı olur, namussuzluğu olur, hırsızlığı olur. Patron da karşısına alır 'kardeşim ben senle çalışmak istemiyorum' der. Ama bir adam Türkiye'nin en güvenilir gazetecisi, Türkiye'de en inanılan işlerini yapmış, okur tabanı belli. Nereye gönderiyorsun? Böyle bir şey olabilir mi? Sonra gönderen adamın kalitesine bakmak lazım, o gazeteci mi?

Bakın ben her zaman söyledim, keşke Ertuğrul Özkök olsa karşılıklı tartışabilsek, Ertuğrul Özkök gazeteci değildir. Ertuğrul Özkök'ü gazeteci kategorisine koymam. Ertuğrul Özkök entelektüel değildir. Entelektüel kategorisine de koymam. Ertuğrul Özkök bir profesyonel yöneticidir, işadamıdır, iş görür. Oysa medyada iş görmemesi gereken insanların başında gelir.

Türkiye'yi bu noktaya onun (Ertuğrul Özkök'ün) bakış açısı getirdi. Ne diyor, "Cambazım cambaz, omurgasızım omurgasız, her kaba sığarım,'beni izlerken yılanın beli kırılır..." Bütün bunları biz duyduk, defalarca duyduk. Ben onun ağzından, "Türkiye'deki Türkleri seyrekleştirmek lazım, biraz Kafkaslar'dan insan getirmek lazım" sözünü de duydum. O demokrasi havarisinin 12 Eylül'ü ve anayasasını nasıl savunduğunu da biliyorum.

MERDAN YANARDAĞ: Hâlâ 12 Eylül darbesini savunuyor.

TUNCAY ÖZKAN: Hem de ne savunma... Sığındığı şey, 12 Eylül öncesinde sokaktaki terör oluyormuş. Sokaktaki terörün niçin olduğunu ben ona anlatayım. Adamla konuşmaya başlıyorsun, 'aman aman boş ver konuyu açma, o dönem kapandı' diyor ve kaçıyor. Kardeşim senin geçmişin yok, geleceğin nasıl olsun? Geçmişin olmadığı için de fazla bir şey söyleyemiyorum. Çıksa keşke karşımıza da oturup konuşsak hep beraber. Ama ben onu bile karşı cephede saymıyorum. O bile kendi yerine alınır, getirilir, konulur.

Bakın bugün önemli olaylar yaşanıyor, ama Hürriyet okurları Emin Çölaşan’ın bakışıyla bu haberleri okuyamadılar. Bakın bugün Türkiye'de baskılar nedeniyle insanlar doğrularını, bildikleri şeyleri izleyicilerine, okuyucularına özgürce ulaştıramıyorlar. Şimdi ben Emin Çölaşan’ın yarınki yazısını merak ediyorum. Ama okuyamıyorum, niye?

Gazeteci hakkında dava açılır, ben Emin Abi'nin çok dava kaybetmediğini biliyorum. Doğan Grubu'nda en çok dava açılan Fatih'ti (Altaylı). Fatih ile ilgili olarak ne yapıldı, hiçbir şey yapılmadı. Ben 25 yıllık gazeteciyim, bir tek dava kaybettim, başka dava kaybetmedim. Hakkımızda her sene 300-400 tane dava açılıyor. Şimdi ben kötü adam mı oluyorum yani, dava açılması kötü adam olmak demek mi? Emin Abi'nin kaybettiği davalara bakın, kaybettiği dava en çok 1-2 tanedir. Genel olarak yoktur yani. Bütün bunlar bir ölçü değildir. Biz aynı cephede, aynı safta olmak zorundayız. Bizim yapmamız gereken şey, gelmekte olan faşizme, despotizme karşı mücadele etmektir. Ama çıkarlarımız gereği farklı yanlara doğru savrulmaya başlarsak, işte orada gedik açılıyor. Bence bugün gedikler açılmıştır. Biz Türkiye'de demokrasiye, Türkiye'de insan haklarına karşı bir cepheyi oluşturmalarına izin verdik. Hep beraber gözledik.

Ne yapıyor Ertuğrul Özkök? Yazıyor işte; "Ben gittim onların tesislerini gezdim, Atatürk büstü orada duruyor. Bunlar iyi insanlar" filan diye Zaman Gazetesi'ni ziyaretini anlatıyor. Ya kardeşim saçmalamayı keser misin? Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer göreve geldikten sonra bu arkadaşla görüşmedi diye hakkında yayın yaptılar. "Efendim köşke yatak aldı da, perdeleri değiştirdi de, yatak büyüktü de... Yarabbim, bu nasıl şeydir ya? Bu gazetecilik midir? Şimdi bu tür yaklaşımlarla Türkiye'yi bir yere götürmemiz mümkün mü?

MERDAN YANARDAĞ: O, hep iktidarlardan yana oldu.
Grup çıkarlarıyla çelişmediği sürece hep iktidarlarla iyi geçinmeye çalıştı. Ancak şimdi durum biraz farklı. Özkök tipi gazetecilerin manevra alanı daralıyor. Servet ve iktidar el değiştiriyor. Medyanın sermaye bileşimi değişiyor. Rejim medyayı değişime zorlanıyor. Durum böyle olunca, aslı varken kimse taklidine itibar etmiyor.

TUNCAY ÖZKAN: Tabii, zalimden yana tavır alarak, her iktidardan yana tavır alarak, her düşkünün karşısında durarak Türkiye'yi nereye götüreceksin? Emin Çölaşan kötü, dün Tuncay kötü, Fatih kötü, bugün de Emin kötü, Bekir kötü. Kim kaldı kardeşim? Kim kaldı? Herkes kötü, sen mi iyisin yani? Bir tek sen mi varsın? Böyle bir şey yok. Bir gazetenin genel yayın yönetmeni gazetecidir, cambaz değildir. Omurgası vardır. Ve bir gazetenin genel yayın yönetmeninin çizgisi, bakış açısı o gazeteyi belirler. Yönettiği gazeteyi (Hürriyet) basının amiral gemisi diye tanımlıyor. Nerenin amiral gemisi? Amiral diyor ki, ben cambazım, ben gazeteci değilim. O zaman geriye kalan bir şey yok.

MERDAN YANARDAĞ: Ben % 20 gazetecilik yapıyorum da demiş.

TUNCAY ÖZKAN: Eğer Türkiye'de sesini çıkartmak istiyorsan, yok edilmeye razı olacaksın bugünkü düzende. Sen bizim neler çektiğimizi en yakından bilen insansın. Emin Abi belgeyi getirdi koydu. Bizim arkadaşlarımızın kredi kartları çalışmıyor, iptal etti bankalar. Neden? Maliyecilerin yazdığı yazı yüzünden. Bizim şirketimizin Yönetim Kurulu Başkanı Kerimcan Kamal'm kredi kartını iptal ettiler maliyecilerin yazısı yüzünden. Borcu olduğu için falan değil. Yazı gittiği için şak diye iptal ettiler, kredi kartı kullanamıyor. Bizim arkadaşlarımızın yurtdışına çıkma yasaklan var. Bizi bir gün SSK'cılar basıyor, bir gün maliyeciler basıyor. Böyle bir şey olur mu? Kim erken gelipte yayını susturabilecek diye yarışa kalkıyorlar. Böyle bir düzende medya çalışır mı?

Hadi beni geçtim, ben kendimle ilgili bir şey sormuyorum. Turgay Ciner'in malına niye el koydun arkadaş? Turgay Ciner'i niye edilgen hale getirdin. Niye Turgay Ciner'in elinden malını mülkünü (Sabah-ATV) aldın da, şimdi şu kadar paraya satacağım diyorsun. Nasıl yapabiliyorsun bunu? Hani Turgay Ciner suçluydu? Peki, ben şimdi soruyorum; niye mahkemeden vazgeçtin arkadaş? Mahkemeden vazgeçtin madem, adamın malım niye satıyorsun şimdi? Bunların yanıtı yok.

MERDAN YANARDAĞ: Amaç, basının dokusunu değiştirmekti.

4. 'İktidar Medyayı Rehin Aldı'

TUNCAY ÖZKAN: Evet öyle. Şu anda Türkiye'nin en büyük medya gruplarından bir tanesi rehin alınmış, bir tanesi tutuklu. ( Tuncay Özkan'ın burada sözünü ettiği medya gruplarından biri olan Sabah'a, programın yapıldığı tarihte TMSF el koymuş, ama henüz Çalık Holdinge satılmamıştı, diğeri ise, Doğan Grubuna POAŞ nedeniyle 1 katrilyon YTL vergi cezası kesilmesi olayıydı.) Evet, TMSF'nin elinde bir tanesi tutuklu, diğeri esir düşmüş. Böyle bir şey olur mu? Bugün bütün dünyada gazetecilik tartışılıyor, bakın Amerika'da oturdular bu konuda bir komisyon kurdular. Ben 25 yıl önce Cumhuriyet Gazetesi'nde mesleğe başlarken neleri konuşuyorsak, bugün de onlar tartışılıyor.

Okuyucuyu, sıradan insanı, sokaktaki vatandaşı müşteri olarak gören gazetecilik anlayışı bugün iflas etmiştir. Ben söylemiyorum, Amerikalı gazeteciler söylüyor. Tartışma metinleri daha yeni ODTÜ Yayıncılıktan kitap olarak çıktı. Amerika'daki gazetecilik üzerinden yürüyen tartışmaların kitabı. Alsın okusunlar. Her şeyden önemlisi, bugün Türkiye'de rejimimizi, demokrasimizi, özgürlüğümüzü, dalga dalga gelmekte olan bir faşizme karşı korumakla mükellefiz. Emin Çölaşan’ın yazmaması demek o faşizmin, demokrasi duvarında gedik açması demektir. Yarın Emin Abi'nin yerine takkeli bir liboşu yazdırırlar. Bir cemaat tavşanını yazdırırlar. Biz bunların hepsini gözlüyoruz. Gazeteciliği bir süpermarket anlayışı gibi görürseniz, sonucu budur.

Şimdi patron da tekkeyi önüne koyup düşünmek zorundadır, gazeteciler de. Ben sıradan gazete çalışanlarını, muhabir arkadaşlarımı, yazarları herkesi bu gidişe karşı direnişe çağırıyorum. Sadece Emin Abi değil, patronları çağırıyorum en başta, direnmek için. Çünkü bunun sonunda ellerinde avuçlarında ne varsa o yok olup gidecektir. Diğer sektörlerde çalışmak, medyadaki alanı daraltıyorsa eğer, diğer sektörlerdeki işler çöktüğünde medyada da çöküyorsa bu olguyu sorgulamak lazım.

Bu düzen bir bataklık haline dönüşmüştür. Magazin sosuyla üstü kapatılmış bir bataklık. Hepimiz bunun dibinde çırpınmaya başlarız bir müddet sonra. Yarın Kanaltürk'ü de kapattılar ya da ele geçirdiler diyelim, ne olacak? İşte Turgay Ciner adında bir patron çıktı, elinden gazetesini aldılar. Mehmet Emin Karamehmet'in canına okudular, Aydın Doğan'ın canına okumak istiyorlar. Şimdi ben bakıyorum Türkiye gerçekleri nereden öğrenecek? Gazetelerde sendika yok. Sendika yoksa gazeteciler için güvence de yok, dayanışma da yok. Hükümet çok özgürlükçü, demokratsa Teşmil Kararnamesini onaylasın. Yani bütün gazetelere ve televizyonlara, basın kuruluşlarına sendikalı olma zorunlu-luğunu getirsin. Avrupa Birliği normlarına uymak istiyorsa bunu yapmak zorundadır.

MERDAN YANARDAĞ: Batılı ülkelerde sendikasız hiçbir gazeteci yok. Örneğin, İngiltere'de bir gazeteci işe başlamak için ilk önce gidip sendikaya üye olmak zorundadır. Bizimkiler ise çok özgürlükçü ve demokratik gerekçelerle, özgürlükleri yok ediyorlar. Tuhaf bir politik paradoks!

EMİN ÇÖLAŞAN: Evet, AB'de böyle bir kepazelik yok, olamaz zaten, mümkün değil. Ama bunlar ilkel kafalı adamlar, çıkıp AB savunuculuğu yapıyorlar. Bu uygulamanın içinde olan satılık kalemler var. Patron yandaşları, satılık kalemler, iktidar yandaşları... Olay budur. Demin Aydın Bey benden yakmıyordu, 'mütareke basını' diyor diye. Mütareke basını belki çok daha onurluydu bugünkü medyadan. Çünkü işgal dönemiydi.

TUNCAY ÖZKAN: Merdancığım, Emin Abi söyledi, ben de hemen belirteyim; Mustafa Kemal Nutuk'ta çok iyi anlatıyor, İzmir'i kurtardıktan 4 ay sonra İzmir'e gidiyorlar ve "Bizim İstanbul basınından beklediğimiz, Türkiye'ye devrimin ideallerine bağlılıktır" diyor. Ben şimdi soruyorum; Amerikan medyasında Amerika'ya bağlı olmayan, Amerika'nın değerlerine bağlı olmayan bir tek yayın kuruluşu ayakta kalabilir mi? Ben soruyorum, Almanya'da Almanya'nın değerlerine, ulusal çıkarlarına bağlı olmayan bir tek medya kuruluşu olabilir mi?

Benim söylemek isteğim şey, doğrulan yazıp yazmamak değil. Elbette medya kuruluşları devletle direkt bağlantı kurmazlar, devlete ve iktidara bağlı olmazlar. Benim söylediğim şey şu, ulusal değerlerinize ve kurucu anlaşmanıza karşı yayın yapar mısınız? Dünyanın neresinde buna izin verilir?
Ama cezayı ben alıyorum. Kanaltürk'ü önce dokuz gün, ardından da altı gün kapattılar. Mahkeme kararlarım var, RTÜK uygulamıyor. RTÜK Başkanı artık o noktaya geldi ki, kendisi bağımsız olması gereken bir kuruluşun başkanıdır, FB-BJK maçının hakemini eleştiren televizyon kanalının programına katılıyor ve "Öyle eleştirme, böyle eleştir" diyor. Peki, kardeşim ben soruyorum; bak Emin Çölaşan gazetesinden atıldı, peki, sen buna niye tepki göstermiyorsun? Ama olayı haberleştiren bir televizyonun genel yayın yönetmenini arayıp "Sen niye bu Emin Çölaşan'ı ikide bir haber yapıyorsun" diye azarlamayı biliyor. Piyasa bunu konuşuyor. RTÜK başkanı telefonu açıyor, "Niye büyütüyorsun kardeşim Emin Çölaşan’ın işten kovulmasını, bu haberi küçük versene" diyor. Emin Abi bunu bilmez.

EMİN ÇÖLAŞAN: Hayır, benim haberim yok. Kime diyor bunu ben bilmiyorum.

TUNCAY ÖZKAN: Benim piyasada duyduğum, SKY Televizyonu Genel Yayın Yönetmenine söylüyorlar. Serdar Akinan'a.

EMİN ÇÖLAŞAN: İlginç.

5. 'Türkiye Faşizme Gidiyor, Gazetecileri Direnişe Çağırıyorum'

TUNCAY ÖZKAN: Ben Emin Abi'nin kitabım geçmiş diye okumuyorum. Gelecek diye okuyorum. Emin Abi bugün bunları yaşıyorsa, gelecekte de yaşanacak demektir. Ben diyorum ki, bunu önlemenin yolu bir araya gelmek, demokrasiyi, özgürlüğü, Cumhuriyet'in değerlerini savunmaktır. Emin Çölaşan'ı savunmak demek, ifade özgürlüğünü,, insan olma hakkım savunmak demektir. Yani Emin Çölaşan'ı savunmayacaksın da neyi savunacaksın, kimi savunacaksın? Baskıcıyı savunacaksın. Kimi savunacaksın? iktidar ilişkisini savunacaksın. Böyle bir şey olabilir mi?
Serbest piyasa ekonomisi, kapitalizm demiyor musunuz? Kapitalizm. Peki, kardeşim niye el koydun Turgay Ciner'in gazete ve televizyonlarına? Hangi çıkar ilişkisi içinde el koydun? Hangi gerekçeyle el koyuyorsun? Emin Çölaşan’ın yazılarını okumak özgürlüğünü bizim elimizden alıyorsunuz. Piyasayı yok ediyorlar aslında. Yani savundukları şeyi yok ediyorlar. Emin Çölaşan'ın özgürlüğünü, bizim özgürlüğümüzü yok ediyorlar. Bütün gazetecileri, herkesi direnişe çağırıyorum.

Ben tekrar ediyorum; Türkiye faşizme doğru gidiyor. Emin Çölaşan’ın yazdıkları geçmişe dönük değildir. Emin Çölaşan’ın yazdıkları geleceğe dönüktür. Bizim yaşadıklarımız Kanaltürk'te yaşadıklarımız geçmişe dönük şeyler değildir. Geleceğe dönük şeylerdir. Bize yaptıklarını misli ile başkasına yapacaklardır. Bugün Emin Abi'ye yaptılar, yarın Bekir (Coşkun) Abiye yaparlar, Tufan (Türenç) Abi'ye yaparlar. Faşizm bu demektir zaten. Kendi özgürlüğü dışında hiçbir kurumun ve kişinin özgürlüğüne izin vermez faşizm. Yapılan şey budur.

Ben Aydın Bey'i de dinledim. Aydın Bey benim çok saygı duyduğum bir patron. Onun da konuşurken rahat olmadığını, içinin 'cız' ettiğini biliyorum. Hepimiz rahatsızız, Türkiye rahatsız. Peki, bu rahatsızlığı gidermek için biz bir şey yapmayacak-sak, kim yapacak? Zalimle birlikte olmasın kimse. Zalimle birlikte olan zulmüne ortak olur. Bugün zalimler iktidarda, bir faşist düzen kuruluyor Türkiye'de. Özgürlükler yok olmak üzeredir.

MERDAN YANARDAĞ: Peki Tuncay Bey, çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için.

TUNCAY ÖZKAN: Ben çok teşekkür ederim. Emin Abi'ye de iyi akşamlar diliyorum.

Kaynakça
Kitap: MEDYA NASIL KUŞATILDI? Emin Çölaşan-Aydın Doğan Tartışması ve Medyanın Ekonomi Politiği
Yazar: MERDAN YANARDAĞ
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13985
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir