Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Uğur Dündar vs. Ali Kırca Muhalif Olmazsan Yok Olursun

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Uğur Dündar vs. Ali Kırca Muhalif Olmazsan Yok Olursun

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 03:00

Uğur Dündar vs. Ali Kırca MUHALİF OLMAZSAN YOK OLURSUN

Bir süredir, hangi ana haber bültenini takip ettiğiniz doğrudan bu hayattaki duruşunuz ve politik kimliğinizle alakalı oldu. Pek çok konuda bölünen ve ayrışan Türkiye, ekran tercihlerinde de bu saflaşmayı yansıtıyor çünkü.
Ve reklam verenin önemsediği, "nitelikli izleyici" diye tanımlanan AB grubunda uzun zamandır ana haber yarışının galibi Uğur Dündar. İzlenme oranları da bunu gösteriyor, bültenin etkinliği de. Bunlar zaten kâğıt üzerindeki veriler.
Yılmaz Özdil'le beraber hazırladıkları Star Ana Haber'in tutmasının, çok izlenmesinin ve izleyici tarafından neredeyse sahiplenilmesinin altında duruş sergilemesi, muhalefetin kalesi gibi görev yapması yatıyor elbette.
Dündar, birkaç gün ekrandan uzak kalsa Star TV'nin telefonları inliyor. Bütün muhalif gazetecilerin başına gelenin onun da başına geldiği ve "tasfiye edildiği" paranoyası hâkim oluyor izleyicide.
Dündar ve Özdil'in arkasında öyle güçlü bir izleyici kitlesi var ki; eminim çok kişiyi rahatsız ediyorlardır ama onları yerinden kımıldatmak da öyle kolay değil.

Bir de televizyonla ilgili teknik bir bilgiyi aktarmam gerek...
Star TV'nin genel izlenme oranı çok düşük. Doğan Grubu satın aldığından beri ne yaptıysa bu kanalı tutturamadı. Başka kanallarda kuvvetli diziler var, haber öncesine ve sonrasına iddialı yapımlar yerleştiriliyor. Genel olarak izleyici de başka programlarını takip ettiği kanalların haberlerine bakıyor.
Oysa rating tablosunda izleyicinin haber öncesinde sadece Uğur Dündar'ı izlemek için Star TV'yi geçtiği, haber biter bitmez de diğer kanallara kaçtığı anlaşılıyor.

Bu tercihin nedeninin iyi okunması gerek.
Uğur Dündar artık gazeteciliğin ötesine geçmiş, bir aydın olarak kabul görmeye başlamıştır. Yaptığı çıkışlar, duruşu, tercihleri, habere yaklaşınA0 da bu sonucun doğal hazırlayıcısı oldu.

Tabii bir de Türkiye'nin günümüzdeki ikliminin etkisi...
Her zaman ama özellikle de bu iktidar döneminde yandaş gazeteci olmak çok kolay. Birkaç olumlu haber yaparsınız, Başbakan'ı veya Cumhurbaşkanı'nı öven üç-beş yazıdan sonra, "hiç kimse" olsanız bile hemen uçaklara davet edilir, Köşk'te ağırlanırsınız... İktidarların, her zaman kendilerine dalkavukluk yapan insanlara ihtiyaçları vardır.

Bunun örneklerini her gün görmüyor muyuz?

Hayatları boyunca her hükümeti desteklemiş medya figürleri bugünlerde de AKP'nin yanında... Bunun rantını da yiyorlar kuşkusuz...

Ancak muhalif olmak her zaman daha zordur. Bugün daha da zor...
Çünkü muhalif olduğunuz andan itibaren hemen kara listelere alınıyorsunuz, aleyhinizde yalan haber propagandaları başlıyor, hükümet işten atılmanız için patrona baskı yapıyor. Bütün bunları yaşıyoruz, tanık oluyoruz... Hiçbiri de sır değil, onlarca İnternet haber sitesinin olduğu bir medya mahallesinde kol kırılınca yen içinde kalmıyor.
Böyle bir dönemde patronun işine gelmeyecek yayın yapmakta ısrar etmek, hükümetin en rahatsız olduğu çıkışları yapmak, sert yorumlan dillendirmek bir aydın sorumluluğu olsa gerek.

Sonuçta herkes iyi-kötü bir haber bülteni hazırlıyor televizyonda.
Uğur Dündar ise milyonlarca izleyici tarafından sahipleniliyor. Fark burada. Çünkü böyle baskı dönemleri bazı figürleri daha ön plana çıkarır, halk onları daha fazla bağrına basar.
Yeni objektiflik taraf tutmak artık. Burada bir partinin ya da görüşün bayraktarlığından bahsetmiyorum ama hepimizin üzerinde uzlaşacağı asgari müşterekler konusunda söz sahibi olmak kastım.

Türkiye Cumhuriyeti'nden yana taraf tutmak mesela...
Türkiye'de saflar o kadar keskinleşti, herkes öyle bir yere savruldu ki medya da bundan nasibini alıyor. Kaldı ki bugün hâlâ gazetelerin?c televizyonların can damarı "Yüzde 42"lik kitle.

Bu sürecin başka yansımalarını da görüyoruz.

Türkiye'nin yaşadığı bu olağanüstü döneme karşı, tıpkı Uğur Dündar gibi kimi duruş sahibi, muhalif başka figürler de ön plana çıkmaya başladı.
Mesela belli ki çok küçük bir bütçeyle, geçmişteki şartlardan epey feragat etmiş bir şekilde Fox TV'de "Olacak O Kadar"ı yeniden yapmaya başladı Levent Kırca... Kanal ortalamasının üstünde bir izlenme oranına sahip, ilk beşin içinde, ortalığı yıkıp geçiyor. (Sonradan yayından kaldırıldı, nedense!)
Müjdat Gezen, kendi adını taşıyan Sanat Merkezi'nin İzmir-Konak'taki beşinci şubesinin açılışını yaptı. Öyle bir kalabalık toplandı ki; sanırsınız Rock konseri.

Mustafa Balbay'ın kitaplarının imza gününde Bekir Coşkun'dan bir tek imza alabilmek için binlerce insan saatlerce kuyrukta bekledi.

Muhalif olmak, rüzgâra karşı yürümek, özellikle böyle zamanlarda bir aydın sorumluluğuyla çıkış yapmak karşılığını buluyor.
"Nitelikli okur" ya da "nitelikli izleyici" dediğimiz insanlar budur işte. Oylarını kömür yardımına göre değil, kendi kaygıları, beklentileri ve düşünceleri doğrultusunda kullanan seçmen aynı zamanda.

Tabii hiçbir başarı cezasız kalmıyor.

Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil'in Star Haber'de tutturdukları muhalif ton elbette bir yerleri rahatsız etti. Ve iki usta gazeteciye hiç olmadığı kadar çok saldırı yapıldı.

Uğur Dündar'ın özel hayatı, eşinin seyahatlerine kadar dinci medya tarafından didik didik edildi.

Yılmaz Özdil, yazdığı kimi yazılar yüzünden hükümete yakın gazetelerin yazarlarının toplu saldırılarına maruz kaldı.
Baskı döneminde gazetecilik yapmanın dışında Star Haber hükümetin uzantısı kurumların da 'ilginç' uygulamalarına maruz kaldı. 20 Bunlardan biri RTÜK'ün Star Haber'e kestiği para cezasıdır.

Eski DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'e Samsun'da yumruk atıldı. Bu yumruğu atan kişi mahkemece yedi bin TL tazminata mahkum edildi.
Yumruk atılması elbette haber; bunu tartışmak bile abes.
Ama bunun haberini yapan Star Haber'e RTÜK 250 bin TL ceza kesti...
Bu durumu ayrıca yorumlamaya gerek yok herhalde.

Ali Kırca nerede hata yapıyor?

Türkiye'de ekrana en çok yakışan ismi sorsanız, hiç tartışmasız Uğur Dündar derim. Fiziği, ses tonu, beden dili ekran için biçilmiş kaftan. Dünyanın her yerindeki televizyonculuk kriterlerine uyuyor. Uğur Dündar dendiği zaman hemen görüntüsünün, sesinin zihninizde canlanması da bunun kanıtı zaten. Ekran onu seviyor.

Televizyon ekranına en fazla yakışan ikinci isimse kuşkusuz Ali Kırca. Onda da ekranın istediği bütün kriterler mevcut; fizik, ses tonu...
Ama bu iki ismin de en büyük kredisi inandırıcılıkları. İzleyici haberi bu isimlerden alınca ikna oluyor, başka hiçbir kaynaktan kontrol etmesine gerek kalmıyor.

Ve ikisinin de bugünlere gelmesinde en büyük pay kurulu düzenin içinde yer alıp bir başka kurulu düzene karşı hiç durmaksızın savaşmaları...
Fakat ne yazık ki AKP döneminde Uğur Dündar'ın başardığını Ali Kırca başaramadı. Hatta her zaman haber yarışının önünde olan Kırca belki de ilk kez küçük kanalların bile gerisine düşerek sunduğu Show Haberle beşinci oldu.

Yıllarla, tabuları devirerek, onlarca risk alarak inşa edilen bir kariyer. Ama sonucu "Televizyonun tanrısı" rating tablosunda sonunculuk.
Ali Kırca'mn yıllarca koruduğu dengeyi çok iyi biliyorum; inandırıcılığına ve haberciliğine bir tek söz söyletmemek için çok özen gösterdi. Am&> bugün onun savunduğu "merkez"de de kayma yaşandığı ortada.

O sandı ki ortada durursa, bu dönemi geçiştirirse, eskisi gibi bir objektif yayıncılık çizgisi sürürse yine ekranda karşılık bulur, sahiplenilir. Dahası yapması gereken tek yeniliğin de kozmetik değişiklikler olduğuna inandı, bunun için çaba harcadı.

2010'un yaz aylarında bir araştırma şirketi kamuoyundaki kanaat önderlerine teker teker ulaşarak "Nasıl bir 'Siyaset Meydanı' olmalı" sorusunu yöneltti.
Bu araştırma doğrultusunda büyük bir yatırım yapıldı, stüdyosundan format'ına program değişti ve yayına sokuldu.
Ancak bu değişiklik de beklenen karşılığı vermedi; "Siyaset Meydanı" biraz bitmiş, ömrünü tamamlamış bir programdı zaten ve tutmadı. Nasıl tutsun?
Türkiye'nin en gergin haftalarının birinde, gündemde Başbakan'ın heykele "ucube" demesinden tutun da Anayasa Mahkemesi andından "Türk" sözcüğünün çıkarılması, Kürtlerin demokratik özerklik taleplerinden Türkiye'nin ekseninin kaynamasına, salıverilen Hizbullah ve yargının yetersizliği gibi tartışmalar varken...
Ali Kırca ve "Siyaset Meydanı" o haftayı vizyona giren bir komedi filmini, "Eyvah Eyvah 2"yi tartışma karar verdi: Filmin bütün oyuncu kadrosunu da stüdyoya davet ederek.

Nasıl izlensin "Siyaset Meydanı", nasıl toparlansın Ali Kırca bundan sonra?
Artık Ali Kırca'nın yıllardır özenle koruduğu "taraf olmama" kaygısını gözden geçirmesi gerekiyor. Taraf olarak da objektif olunabileceğini göstermeli. Haberci Ali Kırca devrini kapatıp, "Aydın Ali Kırca" dönemini başlatması gerekiyor.
Stüdyolar değişebilir, en iyi kameralar getirtilir, en iddialı program hazırlanabilir. Ama bütün bunlar gelip geçicidir. Günün sonunda tarihe alınan tavırlar, sergilenen duruş kalır.

Türkiye'nin Ali Kırca'ya ihtiyacı var.

Kaynakça
Kitap: İMHA PLANI MEDYA NASIL ÇÖKERTİLDİ
Yazar: ORAY EĞİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir