Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Beyaz Türkler, Nedir Ne Değildir? Yüzde 42'ye Bilindik Tabir

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Beyaz Türkler, Nedir Ne Değildir? Yüzde 42'ye Bilindik Tabir

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 02:58

Beyaz Türkler, nedir ne değildir? YÜZDE 42'YE BİLİNDİK TABİR

Herhalde son yirmi yılda medyada "Beyaz Türkler" kadar çok kullanılan, hatta kullanıla kullanıla anlamını yitiren bir kavram daha olmamıştır. Tabirin patent sahibi gazeteci Ufuk Güldemir'i son kez gördüğümde, evinde Beyaz Türkler üzerine de konuşma fırsatımız olmuştu. O da şaşkınlık içindeydi: Kendi yarattığı kavramın nereye gittiğini, neyi kapsadığını, nasıl tanımlayabileceğini bilemiyordu.

Ama kuşkusuz Beyaz Türk artık ilk telaffuz edildiği yıllardaki anlamında kullanılmaz olmuştu artık.
Güldemir, bu ifadeye ilk kez Teksas Malatya kitabında yer vermişti. O yıllarda Washington DC'de Cumhuriyet için çalışıyordu ve Türkiye'de belli bir kesim insanı tanımlamak için White Anglo Saxon Protestant (WASP) benzeri bir kavram arıyordu: Beyaz Türkler, Kürt kökenli olduğu için Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığına karşı çıkan bir seçkin sınıfın adı olarak ortaya çıktı.

Emekli diplomat Uğur Ergun yakın arkadaşlarından oluşan bir e-mail grubu vardır. Ergun, gündeme ilişkin görüşlerini bu mail grubunda bir gazeteci titizliğiyle günlük olarak bu gruba postalar. Görüşlerinden, zaman zaman bahsettiği anılarından ve dikkat çektiği gazete makalelerinden çok faydalanırım.

Uğur Ergun büyükelçiliğe yükselmeden önce Washington Büyükelçiliğinde müsteşar olarak görev yaptı. O dönemde Washington'ın iki efsane gazetecisi Sedat Ergin ve Ufuk Güldemir'le de dost doldu.

Güldemir'in Teksas Malatya kitabının yazımına, "Beyaz Türk" kavramının doğuşuna da yakından tanıklık etti.

Yolladığı mail'lerin birinde Güldemir'le sohbetlerinden yola çıkarak Beyaz Türk olmanın o günkü şartlarını anlatıyordu:
"Ailenin büyüklerinde Avrupa görmüşlük, yalıda mürebbiye ile büyümek, Port-Osmanlıcı Türk aydını tanınmış ailelerin çocuklarından olmak]ç eski edebiyatçı ya da profesör çocuğu olmak, ailede yabancı dil konuşulması, kolejlerde okumak, kesinlikle yeni zengin olmamak..."

O yıllarda Ufuk Güldemir'in aklındaki örnekler Şerif Mardin ve Emine Uşaklıgil'miş.

Teksas Malatya'dan gelelim 2010 yılı Türkiye'sine...
Beyaz Türkler artık belli bir zengini, eliti, seçkin sınıfı kapsamıyor. Kavram eğildi, büküldü, zaman içinde evrildi ve bambaşka bir anlam kazandı.
Türkiye'de referandum sonuçlarının her şeyi değiştirdiğini hep söylüyorum; tıpkı Amerika'daki kırmızı ve mavi eyaletler ayrımı gibi Türkiye'de de "yüzde 42" ve "yüzde 58" olarak bölündü insanlar. Buna bir de "boykotçu" Güneydoğu'yu eklersek Türkiye haritası de facto üç ayrı renge bölündü: Kıyılar, İç Anadolu ve Güneydoğu olarak üç ayrı Türkiye doğdu.

Yüzde 42, özellikle referandum sonrası "kıyıları" ve kıyı şehri olmamasına rağmen Tunceli gibi "kıyı duyarlılığına" sahip şehirlerin insanlarını tanımlamak için kullanılmaya başlandı. Artık kolejlerde okumak, iyi aile çocuğu olmak da değil AKP'ye karşı olmak, Cumhuriyetçi kaygılar taşımak, Türkiye'nin geleceğinin Batı'da olduğunu düşünmek gibi asgari müştereklerde uzlaşmaya başladı.

Ve tabii yüzde 42lik haritanın Beyaz Türkiye'yi kapsaması da tartışmaları beraberinde getirdi. Ama Beyaz Türklük ne zaman tartışılmadı ki zaten?
2010 yılının 12 Eylül'ü 13 Eylül'e bağlayan gece yarısı bütün televizyon ekranlarına yansıyan yeni harita görüntüsü belki bundan sonra da Türkiye tarihine damgasını vuracak. Belki bu harita ileride yaşanacak bazı gelişmelerin işaret fişeği olarak anılacak. Sonuçları 20, 50, belki 100 sene sonra ortaya çıkar; kim bilir. Ama haritada verilen mesaj bir gün gerçeğe dönüşürse milat olarak referandum haritası gösterilecektir, emiıl9 olun.
12 Eyül 2010: Türkiye'nin sınırlarının fiili olarak yeniden çizildiği sene oldu. İç Anadolu'da Sünni Müslüman ittifakı...
Kıyılarda, büyük şehirlerde, kent merkezlerinde yüzü Batı'ya dönük bir Türkiye özlemi... Güneydoğu'da ise bitmek bilmez özerklik tartışmaları.

Ve halı altına süpürülen, görmezden gelinen bir soru:

Güneydoğu sürekli olarak "Biz ayrılalım," derse, özerkliğe kavuşursa bunun yansıması olarak "kıyılar" da "O zaman biz de gidiyoruz," derse?

Bu talebin haksızlığı iddia edilebilir mi? Türkiye'de ayrışma artık sadece ırk kökenine dayanmıyor. AKP hükümetinin sekiz yıl boyunca başardığı en büyük işlerden biri aynı ırkın ve toplumun mensuplarının da birbirilerinden net bir şekilde kopması, birbirlerine tahammül edememesi oldu.

Anadolu'da içki yasağı olumlu yankı buluyor... Sahiller ayaklanıyor...

Tophane'de bir sanat galerisi mensupları içkili açılış düzenliyor, muhafazakâr mahalle sakinleri galeriyi basıp insanları kıstırıyor...
"Muhteşem Yüzyıl" isimli bir dizide Osmanlı hanedanının "özel hayatı" ekrana taşınıyor diye Türkiye'nin bir kesimi ayaklanıyor, diziye savaş açıyor. Öte yandan, aynı dizi çok izleniyor, bambaşka insanlar tarafından diziye sahip çıkılıyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan heykeltıraş Mehmet Aksoy'un "İnsanlık Anıtı" isimli eseri için ucube diyor, yıkılmasını istiyor. Kars'ın AKP'li belediye başkanı "Elbette yıkılacak," diyor. Aynı Türkiye Cumhuriyeti'nin bir başka şehrinde, Antalya'da bu sefer bizzat belediye başkanı Mehmet Aksoy'un heykelinin açılışını alkışlarla yapıyor.

Bu bölünmüş Türkiye'yi kolayca özetlemek, kaygıları olan, Türkiye'nin gidişatından endişe duyan insanları tarif etmek için "Beyaz Türkler19 tabiri cuk oturdu.

Belki yeterli değil, belki eski olduğu için yeni bir kavram bulmak gerek. Prof. Dr. Binnaz Toprak "endişeli modernler" diye bir tabir önerdi mesela, bu da tuttu. Ama Beyaz Türkler kadar yaygınlaşmadı.

O yüzden daha iyisi çıkana kadar çok bildik Beyaz Türkler kavramı şimdiden çok açıklayıcı. Sicili biraz kirli olsa da.

Beyaz Türkiye'nin ilk yenilgisi

Belki abartılı olacak ama bir iddiada bulunacağım:

Türkiye 1994 yılında, bugün olduğundan daha ilerideydi. 1994, yakın tarihimiz açısından önemli bir milat aslında. Özal sonrası Türkiye'nin, 80'lerin ruhundan kurtulmuşluğuyla düştüğü arayışın, değişimin başladığı yıldı.

Can Yücel'in şiirindeki gibi "Başka türlü bir şey"in peşindeydi Türkiye; "Ne ağaca benzer, ne de buluta."
O yıl Türkiye "yeni"nin peşindeydi. Adının önünde "yeni" olan her şey tutuyordu: Yeni Yüzyıl gazetesi, Yeni Demokrasi Hareketi ve dönemin ruhuna uygun olarak Orhan Pamuk'un Yeni Hayat romanı.

Yeni konuları tartışmaya da çok meraklıydı Türkiye. "Siyaset Meydanı" isimli tartışma programı tabuları yıkmıştı; sabahlara kadar "Kürt sorunu" ya da "İmam Hatipler" tartışılır ve tabii ki Türkiye ufaktan ufağa sarsılırdı. Ve o zamanlar bu sürece bir de isim konmuştu tabii ki: "Konuşan Türkiye!"
"Yükselen değerler" hayatın her alanında iktidarı onların ele geçirmesine fırsat tanıdı. Zeytinyağının yeniden keşfinden şarap tadımcılığına, gazetelerdeki seyahat sayfalarından Harper's Bazaar ideologluğuna kadar birden egemen kültür buymuş gibi bir yanılsama içine girildi.

1994'ten bu yana Türkiye yol almadı denemez elbette. Pek çok mesele daha rahat halloldu. Örneğin, bugün Rojin "hiçbir şey yokmuş gibi" gündüz kuşağı televizyon programlarına çıkıyor, Kürtçe şarkı söylüyor. 1994'te aralanan kapıların etkisi göz ardı edilmesin.

O yıllarda toplumun dinamiği "Beyaz Türkler" denen insanlardı. Yeni Yüzyıl gazetesini onlar okuyor, zaten kurucularından liderine bir Beyaz Türkler kulübü olan Yeni Demokrasi Hareketi medyada yer buluyor, Yeni Hayat romanı da zaten Beyaz Türkler'in Kabe'si Nişantaşı'ndan çıkıyordu.
Okay Gönensin, Yeni Yüzyıl'm çıkışını anlatırken bir yandan da farkında olmadan bir "Beyaz Türk" kriteri koyuyordu: "Şehirli, dışa açık, kendini geliştirmek istiyor ve tabii Batılı bir Türkiye istiyor. En geniş tanımla üniversite mezunu, arabası olan, televizyonda yabancı dizileri seyreden dediniz mi iki milyon kişi çıkar. Daha basitleştirelim: İstanbul Film Festivali'ne gidenler dersek, sırf İstanbul'da 150 bin kişi çıkar.
Sinemada kuyruk oluşturanlar dediğimizde de yine 250 bin kişi çıkar. Bence böyle bir kitle var."

Bu sentetik "değişim" havası gerçekliğin, yaşadığımız Türkiye'nin kendine özgü şartlarıyla doğal olarak sarsıldı: 1923'te kurulan bir Cumhuriyet için Türkiye'nin sadece İstanbul'dan ibaret olmadığını 1990'h yıllarda anlamak büyük bir gecikme olsa gerek. 2002'de AKP iktidara geldiğinde, iki dönemlik iktidarı boyunca dolaşıma "Anadolu kaplanları", "Yeşil sermaye" gibi tabirler sokulduğunda hâlâ anlamayanlar da vardı gerçi...

İstanbul Film Festivali de belli ki tek başına bir gösterge değildi. 90'ları Beyaz Türkler yenilgiyle, hem de çok ağır bir yenilgiyle tamamladı.

Anlamadıkları şuydu:

Ülkenin çoğunluğu da bu Beyaz Türklük dalgasından nasibini alıyor sandılar. Oysa topu topu birkaç bin kişilik bir insan grubuydu Beyaz Türkler.

İktidar olacakmış gibi sunulan Yeni Demokrasi Hareketi'nin 1995 seçimlerinde tüm Türkiye'den sadece 134 bine yakın (ki bu da yüzde sıfırd9 tekabül ediyor) oy alması birinci hezimetti.

Diğer iki örneği de verelim:

Yeni Yüzyıl gazetesi artık yaşamıyor, Orhan Pamuk da kendi ülkesinde çok az sevilen bir yazar olmakla mücadele ediyor.
Sonradan YDH'yı omuzlarında taşıyan Beyaz Türkler kendi köşelerine çekildiler. YDH'nın bazı teorisyenleri AKP'ye kaydılar ama bu birliktelik de ne kadar sağlıklı sonuç verdi tartışılır."

Cem Boyner de idealleri bir köşeye bırakıp, kârlılık uğruna prezervatif, havlu, ne gerekiyorsa (T-Box) üretmeye ve pazarlamaya başladı. Bir de pek başarıyla kotaramadığı vahşi doğa fotoğrafçılığını ekleyelim.

Yoldaşı Güler Sabancı kendisine üniversite-şarapçılık-sanat üçgeninde bir hayat kurdu.
Bu yenilgi tabii ki Beyaz Türkler'in dalga geçilen, küçümsenen, özellikle de solcular tarafından eleştirilen bir kesim olmasına yol açtı: Neredeyse karikatürleştirilen, her fırsatta dayak atılan, vurmanın mûbah olduğu bir kesim.
Nuray Mert, bu işin keyfini en fazla çıkaran isim olmalı: Önce İstanbul Life dergisinde, ardından Akşam'ın Pazar eklerinde kaleme aldığı imzasız "Beyaz Türk'ün Seyir Defteri" yazıları hem harika mizah örnekleriydi, hem de "bir önceki anlamıyla" Beyaz Türk'ün yaşam tarzının yansıması.

Beyaz Türkler ilk kez sokakta

Beyaz Türk'ün tanımı ne zaman değişti diye düşünüyorum ve aklıma ilk olarak Cumhuriyet Mitingleri geliyor. Ortak bir kaygıyla, Türkiye Cumhuriyeti'nin sürüklendiği yere, AKP hükümetine geçerli itirazlarla sokağa dökülen isimlere o günlerde Beyaz Türk denmedi.
İstanbul, Cumhuriyet mitingi yapıldığında belki hiç olmadığı kadar bayrağa büründü. İzmir'i söylemiyorum bile. Sadece yürüyüşlere katılanlar değil, evlerinde oturanlar, gezenler de bayrağı bir an bile yanlarından eksik etmedi. Kuaför salonları bile bayrak asarak "taraf" olduklarını beyaıl9 etti. Televizyon programlarına o gece sanatçılar ellerinde bayrakla katıldı. Gece kulüpleri kapılarına bayrak astı.
Bayrak resmi dairelere hapsolmuşluğunu ve sadece resmi bayramlarda hatırlanma kaderini yendi. İstanbul'un belli noktalarına dikilmeye başlanan, giderek sayıları artan bayraklar bir ifade şekli, bir direnişin simgesine dönüştü.
Bölük pörçük siyasi eğilimlerin olduğu bir dönemde bayrak sayesinde ortak uzlaşı da sağlandı. Solda birlikten tutun da milliyetçilere kadar herkes ortak kaygıda, ortak endişede ve bayraklı mitinglerde birleşti.

Bayrak Beyaz Türkler'in ses çıkardığının, "Biz de buradayız," dediğinin, meydanı boş bırakmaya niyetli olmadıklarının simgesi oldu o günlerde.

Bugün bir "yüzde 42" varsa bu mitinglerde yürüyen insanlardı.
Yüzde 42'ye net bir şekilde "Beyaz Türkler" diyenlerden biri -sosyolog kimliğiyle- Ertuğrul Özkök oldu. İlk olarak referandumdan önce kendisinin net bir şekilde "Beyaz Türkler'in yazarı" olduğunu deklare etti.

Ardından da Beyaz Türk kavramını tamamen sahiplendi:

Bu "Beyaz Türk" lafını her geçen gün biraz daha seviyorum ve rahatlıkla kullanıyorum.

Çünkü onları temsil eden kapı gibi bir "yüzde 42" ve ondan daha da kapı gibi bir "sahiller" hakikati var. Yani sırtımı dayayacağım sağlam bir duvar.
Tabii buna İstanbul ve Ankara gibi iki metropolün yüzde 45'lerini de eklemek lazım.
İşte ben bu coğrafyada oturan ve ortak duyguları paylaşan insanlara "Beyaz Türkler" diyorum.
Kürt kendine rahatlıkla Kürt diyorsa, ben de niye "Beyaz Türk" demeyeyim.
Katılmak isteyen "Beyaz Kürt" varsa, amenna, kapım onlara da açık.
Teklifim hepimize...

Toplumların geçirdiği dönüşümlere paralel olarak kavramlar da yeniden tanımlanıyor, yeniden icat ediliyor ve yeni anlam kazanıyor. 2(
60'lardan 80'lere uzanan süreçteki Türkiye için dar bir çevreyi, eliti kapsayan Beyaz Türklük açıklayıcı olabilir ama şimdi yeterli değil. Kaldı ki kaç kuşak yetişti, kaç kişi 80'lerden sonra yurtdışına açıldı, yeni meslekler oluştu, yeni ekonomik ve sosyal sınıflar doğdu...

Beyaz Türklük artık bir Türk aristokrasisi değil.
Beyaz Türkler için aslında özetle "Kendisine muasır medeniyet seviyesini kıble almış insanlar," denebilir.

Ufuk Güldemir'in kriterlerini de eğip bükme, yeniden yazma zamanı geldi bu durumda:

Beyaz Türk'ün dinle bir problemi yoktur. İnanabilir, inanmayabilir... Oruç da tutar, içki de içer. Ya da oruç tutmaz ama içki de içmez. Bunu sorgulamaz, sorgulatmaz. Beyaz Türk'ün Müslümanlığı bireyseldir, Cemaat'çi, sofu değildir...

Beyaz Türk kendi ülkesinin geleceğinden, rejimden, kurumların ele geçirilmesinden endişe duyar...
Beyaz Türk kitap okur, film izler, para harcar, evine gazete girer. Reklamcılar onları "A-B" grubu diye tanımlar, rating listelerinde bu kategoride yer alırlar.

Genellikle şehir merkezlerinde yaşarlar.
Günümüz Beyaz Türkiye'sinde sınıflar arası çatışma, keskinlik eskisi kadar belirgin değil, siyasi olarak homojenleşme sınıf duvarlarını da zorunlu olarak indirdi.

Zaten toplumdaki değişimin yansıması olarak "elitist" CHP'nin lideri artık "halk çocuğu" Kemal Kılıçdaroğlu; yıllardır "Siyasete girsin" denilen Cem Kozlu gibi isimler artık anılmaz oldu.

Nişantaşı'yla Tunceli aynı duyarlılık ve hassasiyet söz konusu olduğunda birleşti.
Bugün yaygın olarak kullanılan kavrama göre İmam Hatip mezunu Ahmet Hakan da Beyaz Türk, servetin içine doğan Bülent Eczacıbaşı da... Beyaz Türklük böyle değişti ve yüzde 42'ye tekabül etti.

Kaynakça
Kitap: İMHA PLANI MEDYA NASIL ÇÖKERTİLDİ
Yazar: ORAY EĞİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir