Türk Siyaseti ve Türkiye Siyasi Tarihi - Video Projesi - Türk ve İslam Tarihi - Türk Dna'sı

Yanlış Giden Bir Şöhret Macerası, Pavyondaki Namuslu Kadın

Burada Medya'nın AKP tarafından nasıl çökertildiğini ve nasıl yandaş yapıldığını hakkında önemli başlıklar bulabilirsiniz.

Yanlış Giden Bir Şöhret Macerası, Pavyondaki Namuslu Kadın

Mesajgönderen TurkmenCopur » 07 Haz 2011, 02:30

Yanlış giden bir şöhret macerası ya da:
"PAVYONDAKİ NAMUSLU KADIN"


Taraf şaşırtıcı bir şekilde bir kez de kendi yazarının canını yaktı. Oysa kendisini yazdığı gazeteyle nasıl da özdeşleştirmiş, nasıl da heyecanla sahiplenmişti Oya Baydar...

Bir türlü anlayamadı... Ne Tarafı, ne medyayı, ne darbeyi, ne siyaseti... Ama asıl anlayamadığı da kendisinin orada ne işi olduğuydu.

Oysa çok netti her şey:

Yazar yapılmasının tek sebebi belli bir misyonun sözcülüğünü üstlenmesi, kullanılmasıydı. Çünkü bir yazar olarak adı, geçmişi, duruşu, imajı, algısı inandırıcıydı.
Nasıl ki Taraf gazetesinin ortaya çıkışı "yeni ve kirlenmemiş bir merkez" ihtiyacındansa, Oya Baydar'ın yazar yapılmasının da altında bu yatıyordu.
Aradıkları ayaklarına kadar gelmişti üstelik. Hiç uğraşmalarına gerek kalmadan, kapılarını kendisi çalmış, "Beni yazar yapın," diye dil dökmüştü.

O da bir yazı yazdı.
Bir anda bu yazı psikolojik harbin bildirgesi, kendisi de bu dönemin "poster kızı" oldu. Evindeki mazbut hayatından vazgeçip o gazete senin bu TV benim diye gezip promosyon turlarına başladı. Merkez medyanın liberal kalemleri alıntılayıp durdu...
Ben bu kadar yıldır Türk basınında bir tek köşe yazısı için; üstelik de klişelerle dolu bir yazı için, böyle bir reklam çalışması görmemiştim. Alıntılayan alıntılayana... Bir köşe yazısı üzerine, pek çok başka köşe yazısı yazıldı. Öyle bir hafta kadar moda oldu Oya Baydar'dan bahsetmek. Neredeyse liberal basına gelen yeni bir ismi takdim ediyordu o mahallenin ağır abileri; "Artık o da bizden, aramızda, emrimizde," diye.

"Darbe kuşaklarına açık mektup" yazdı Oya Baydar.

Kendisini "Türkiye'nin umut ve masumiyet çağının çocukları" olarak tanımlıyor, "Gerçekleştirmeyi başaramamış olsak da savaşsız, sömürüsüz] adil bir dünya ve devrim uğruna yaşamlarını, gençliğini, aşklarını feda etmekten çekinmemiş olanlar," diye devam ediyordu.

Ve sonra da günün modasına uygun olarak bir günah çıkarma seansı tabii ki:

"27 Mayıs'ta çoğumuz çok gençtik, çocuktuk, ne olduğunu tam anlamamıştık. Ama 12 Mart'ta, 12 Eylül'de, darbe yönetimlerinin işkencehanelerinde, askerî tutukevlerinin koğuşlarında, hücrelerinde, sürgün olup sığındığımız yabancı ülkelerde aynı kaderi yaşadık."

Ve bu ağdalı girişten sonra da kendi çevresine meydan okuyordu:

"Nasıl oldu da buralara geldik, nasıl oldu da kimileriniz darbeci zihniyetin destekçisi oldunuz? Nasıl değiştiniz böyle?"

Asker bile artık darbeler devrinin kapandığını söylüyor. Bugün darbeyle ilgili bütün tartışmalar "gerçekleşmemiş, yapılmamış, başarıya ulaşmamış darbeler" üzerinden yürüyor.

Kamuoyunda hiç kimse açık açık "darbe çağrısı" yapmıyor, dahası basında Ergenekon davasının en sıkı eleştirmenleri, bütün muhalif kalemler bile askeri darbeye karşı olduklarının açık açık altını çiziyor.
Oysa 2000'li yıllarda en demokrat görünenler zamanında bütün darbeleri alkışlamış, paşalarla içli dışlı olmuş isimlerdi. Mehmet Barlas, Kenan Evren'i ve 12 Eylül yönetimini yere göğe sığdıramamıştı. Hasan Cemal, paşaların yanından ayrılmıyordu aynı dönem. Çetin Altan'ın 12 Mart'ı
övgülere boğan yazıları arşivlerde duruyor hâlâ.

Onlardan başka da hiç kimse darbeyi dillendirmiyor doğrusu. Ama fena halde sentetik bir "darbe korkusu" yaratıldı. Pek çok kişi bu tehdidin geçerli olduğuna ikna edildi. Bu vesileyle, askerin bir anlamda tasfiyesi gerçekleştirilmeye çalışıldığı, Türkiye'nin yeniden tasarlanmasınııl2 önündeki tek engel olarak gösterilen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sistematik olarak güç kaybına uğratıldığı ortada.

Oya Baydar gibi birileri de, tıpkı Cihangir'deki "Yetmez ama evet"çiler gibi "Yaşasın darbeciler yargılanıyor," diye kendi kendilerine gelin güvey oluyorlar, o kadar. Meselenin özeti budur.

Baydar, bu yazısıyla Taraf'a en büyük hizmetlerden birini yaptı. "İmajı düzgün" bir edebiyatçı olarak Tarafın misyonunu solcular arasında aklamaya çalıştı. Liberaller de bu fırsatı kaçırmadı; bu sıradan yazının tekrar tekrar reklamının yapılması bundan ibaretti. Yoksa içeriğinde şaşırtıcı, insanın ezberini bozan ne var? Hepimiz darbenin iyi bir şey olmadığını zaten biliyoruz...
Kaldı ki Oya Baydar'ın "Siz nasıl darbeyi savunursunuz" cümlesinin karşılığı yok. Kimi kastediyor? Hedefi kim? İlla ki, her toplumda olduğu gibi uçları savunan, uçların yönetimini arzulayan insanlar vardır. Şeriatı arzulayanlar kadar, darbeyi savunanlar da. Ama bunlar toplumların kendi içlerinde erittiği, demokrasin sadece varolmalarına hak tanıdığı marjinal kesimler olarak etkisiz kalır...

Tabii normal şartlarda...
Kaldı ki Türkiye'de şeriat arzusunu dile getiren hiç kimse yargılanmıyor ama "darbeyi düşünmek" bile suç kapsamında neredeyse. Bu mu adalet ve demokrasi?

Oya Baydar gibi "moda solcuları" varsa eğer marjinal bir grubu sanki Türkiye'nin kayda değer bir çoğunluğu darbe yanlısıymış gibi göstermeye çalışıyor. Çok daha büyük bir çoğunluğu hedef gösteriyor bu yazıyla. Yaptığı Ergenekon davasını tasarlayanların amacına hizmet etmekten başka bir şey değil.

Kafa aynı kafa...

O "organizasyon" da muhalifleri, Cumhuriyet aydınlarını, hocaları, yazarları, düşünürleri, gazetecileri ve hatta Cumhuriyet mitinglerindi2 ellerinde bayrakla sadece bir itirazı dile getirmek isteyen duyarlı yüzbinlerce vatandaşı "darbeci" diye etiketlemeye kalkmıştı.

Yazık

Gerçi özgeçmişine bakıldığında hayatının her döneminde "poster kızı" olmak, kendi kendisini dönemin rengine göre adapte etmek ve şekle girmekti tercihi.

60'larda üniversite eylemcisi... 70'lerde sıkı sosyalist... 80'lerde sürgündeki yazar... 90'larda sivil toplumcu... 2000'lerde de liberal demokrat... Siyasi tercihlerinin hemen hepsi saflığından, kendini kullandırmasından oluşmuş.
Ayrıntıları bilmeyen, meseleleri derinlemesine analiz edemeyen birinin dünya görüşünde böyle savrulmalar olur. Hele bir de "kişisellik" tuzağına düşüldüyse.

Bugün Türkiye'nin pek çok aydını darbe tezgâhlarının, masa başında oluşturulan belgelerin, basının psikolojik savaşta edindiği rolün farkında; bu düzene, bu oyuna itiraz ediyor. Bu aydınların geçmişine baktığımızda hemen hepsinin hayatlarının asker tarafından karartıldığını, hapislere atıldığı, yaşam alanlarının kısıtlandığını görüyoruz. Bazıları birkaç darbe birden geçirmiş üstelik; 12 Mart'ın üzerine 12 Eylül vurmuş onları. İktidarları da görmüşler, askerleri de.

Onlara darbe yanlısı diyebilir miyiz?

Bu isimlerin hepsi askeri vesayete karşıydı; hâlâ da karşı. Ama ne Ergenekon davasını ne de oluşturulan "Darbe geliyor" korkusunu ciddiye alıyorlar, ciddiye alabiliyorlar.

12 Mart'tan 18 gün önce Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanlığına seçildi Mümtaz Soysal.
Demirel devrildiğinde, Çetin Altan gibi aydınlar da başta olmak üzere Mülkiye'nin büyük çoğunluğu da gerçekleşenin bir "sol darbe" olduğu yanılsamasına kapılmışlar, yeni hükümetin reformist bir kabineden oluşacağını zannetmişlerdi. Hesap kısa süre sonra ters tepince 500'ü aşkııi aydın da tutuklanmıştı.

Mümtaz Soysal, 18 Mayıs 1971 günü büyük amfide Anayasa hukuku dersi verirken askerler tarafından götürüldü.

"O gün fakültede ders yılının son günüydü," diye anlatıyor, "Son ders de benimkiydi. Onu yapmak için derse girdim. Anayasanın birtakım direkler üzerine durdurduğunu, ama bu direklerin sağlam olabilmesi için asıl gerekli olan şeyin halk desteği olduğunu, bütün bu ekonomik ve sosyal haklara ve bütün özgürlüklere halk sahip çıkmazsa bu yapının fazla ayakta duramayacağını söylerken kapı açıldı. Fakülte sekreteri 'Geldiler,' dedi. Ben, kimin geldiğini ve niçin geldiğini bildiğim için çocuklara dönüp 'İşte halk desteği olmazsa böyle olur,' dedim ve kapıdan çıktım."

Soysal tutuklandığında TRT'den Sevgi Sabuncu ile evlenmek üzereydi. Törenin muhtemel davetlileri de hapishanedeydi. Nikah da hapishanede kıyıldı.
Sevgi Soysal "Bize savaş tutsağı muamelesi," yapıldı diye anlatmış o günleri, "Devlet düşmanı olmakla suçlandık, hâlâ hayatta olduğumuza sevinmeliydik, bize yiyecek bir şey verdiklerine, insan muamelesi gördüğümüze dua etmeliydik."

O da nikahtan üç hafta sonra tutuklanıp Adana'ya sürgüne gönderildi. Türk edebiyatına Yürümek, Yenişehir'de bir Öğle Vakti, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu gibi unutulmaz kitaplar bırakan Soysal 22 Kasım 1976'da yakalandığı kanser yüzünden hayatını kaybetti.

Askerin, darbenin, 12 Mart'taki zulmü iliklerine kadar hissetmiş yüzlerce insandan biri Mümtaz Soysal. Bugün Ergenekon davasına körü körüne inananların, askerden intikam almak isteyenlerin hepsinden daha fazla şahsi nedeni, hesabı vardır herhalde askerle.

Ama Ergenekon'a da mesafeli, bir darbe tehdidi olduğu iddialarına prim vermiyor. Bütün bu gelişmelere daha geniş perspektiften, askerin devren çıkarılması planı, Türkiye Cumhuriyetinin yıkılmasının adımları olarak bakıyor.
Özetle, gerçek bir aydın, bir entelektüel olarak yaklaşıyor güncel tartışmalara da.

Askeri mi koruyor, askerci ve darbe yanlısı mı? Bunu kim söyleyebilir Mümtaz Soysal için!

Elbette değil. Ama entelektüel duruşun ancak ve ancak kişisellikten, geçmişteki şahsi hesaplardan arındırılarak oluşacağının farkında... Prof. Mümtaz Soysal ya da onun gibi pek çok kıymetli yazar, hoca bu rüzgâra neden kapılmıyor peki; manidar değil mi?
Menderes'i görmüş, darbelerle hayatları kararmış ve bugün "dinozor" diye etiketlenen tecrübeli gazetecilerin hiçbirinin de AKP yandaşı olmamaları tesadüf değil. Yaşamışlar, görmüşler, kaç iktidardan, kaç baskı rejiminden geçmişler. Tarihin kendileriyle başlamadığını biliyorlar ilk başta...

AKP dönemi "moda aydın"la gerçek düşünürlerin farkını da ortaya koydu.
Babası 12 Mart'a alkış tutan Ahmet Altan bugün çıkardığı gazetede darbe karşıtlığı yapıyor; oysa yaptığı körü körüne asker düşmanlığı. Hayadan boyunca savrulmuş, Çetin Altan'ın "darbe günlüklerinin" bile hesabını verememiş bir ailenin mi darbeye karşı savaştığına inanmamızı bekliyorlar?

Oya Baydar'sanız inanırsınız...

Bilginiz yüzeysel, bakış açınız da sınırlıysa Tarafın Türkiye'de demokrasi devrimi yaptığını düşünürsünüz. Haddinden fazla safsanız...
Bütün bu özveriye, kendisini darbe karşıtı olarak ortaya atmasına, Tarafı kendi başvurup "Sizde yazmak istiyorum," diyecek kadar benimseyip, sahiplenen, Taraf'a sonuna kadar inanan Oya Baydar'a ne oldu dersiniz?

O da kullanılıp atıldı...
Kaba bir ifade belki ama olan biten en net böyle özetlenebilir. "Kraldan çok kralcıların" tipik sonu ne yazık ki...
Kendisini, belki de Tarafı çıkaranlardan daha fazla adamıştı bu gazeteye. O derece inanmıştı. Bu kör inanç, etrafındaki insanların kabalığını, çirkin dillerini görmesine de engel oldu tabii ki.
Ahmet Altan, gazetesinde yazan sosyalistlerle bir polemiğe girme niyetiyle kaleme aldığı yazıda Oya Baydar'dan "pavyondaki namuslu kadın" diye söz etti.

Üstelik, orijinal bir benzetme de değildi bu. Yıllar önce gazeteci Ayşenur Arslan medya macerasında kendisini "pavyondaki bakire"ye benzetmişti.

Baydar doğal olarak alındı, Taraftan istifa etti.
"Hiç kuşkusuz Ahmet Altan'ınki maksadını aşan bir ifade," dedi, "Çünkü kendi gazetesini 'pavyon'a benzetiyor. Bunu herhangi bir yazar yazsa sorun olmazdı ama Ahmet Altan gazeteyi temsil ediyor. Bu da tam anlamıyla bir erkek iktidar üslûbu. Bu son derece rahatsız edici."

Halbuki her şey ne güzel başlamıştı.
Nasıl göremedi Oya Baydar bu erkek dilini, bu erkek ortamını, bu insanların hayata bakışlarını; nasıl daha önce kestiremedi de kendisine böyle hitap edilince şaşkınlık içinde kaldı, canı yandı ve çok önemsediği köşe yazarlığından bile vazgeçti.

Bu insanların çirkin dili sadece seksizmle sınırlı değil ki:

Politikaya yaklaşımları, insanları damgalamaları, yargısız infazları, yalan haberleri de hep bu çirkin dilin eseri.

Gizlemiyorlar da ayrıca, her şey çok aleni.
Kaderin ne garip cilvesi ayrıca... Oya Baydar'ı kullanan Taraf şimdi hep destek verdiği, hep arkasında durduğu iktidar tarafından kullanılıp atılmış olmanın şaşkınlığını yaşıyor.

Kendi düşen ağlamazmış...

Kaynakça
Kitap: İMHA PLANI MEDYA NASIL ÇÖKERTİLDİ
Yazar: ORAY EĞİN
Kullanıcı avatarı
TurkmenCopur
Genelkurmay Başkanı
Genelkurmay Başkanı
 
Mesajlar: 13983
Kayıt: 29 Eki 2010, 17:26

Dön Medya Nasıl Çökertildi ve Yandaş Yapıldı?

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir